Turgut Özal, Süleyman Demirel ve şimdi de Recep Tayip Erdoğan. İktidar koltuğunda yıllarca oturmuş sağcı politikacıların hiç vazgeçemedikleri tutkuları olan Başkanlık sistemi ile ilgili tartışmalar son zamanlarda bir kez daha sahnede.
Devletin tepesine kurulup, iktidarın bütün nimetlerini tattıktan sonra bir de ’tek adam’ olarak ülke yönetiminin en üst kademesine gelince, ’Başkan’ olma arzusunun depreşmesi kaçınılmaz oluyor. Var olan makam  mevki bu politikacılarımıza bir süre sonra yetmedi, yetmiyor.
Bir kez daha gündeme gelen, ’Parlamenter rejim mi yoksa başkanlık sistemi mi olsun?’ tartışmalarında, halk arasında yapılan anketlerde olduğu gibi siyasiler arasında da bir fikir birliğine rastlamak zor.
Zaten ara ara ortaya atılan bu yönetim biçimi değişikliği konusunda yapılan tartışmalar gösteriyor ki Türkiye’nin ezici bir çoğunluğu başkanlık sistemi hakkında fikir sahibi değil.
Televizyon ekranlarında, gazete sütunlarında konuşulanlar ve yazılanlar sadece bir yönde gerçekleşiyor: ’Başkanlık sistemine geçelim mi, geçmeyelim mi?’ İyi de bu geçelim ya da geçmeyelim dediğimiz sistem hakkında kimse açıklayıcı, öğretici tek kelime etmiyor, edemiyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların yarattıkları gürültü kirliliği ve kargaşa altında tartışmalar sürüp gidiyor.
Peki nedir bu başkanlık sistemi? Türkiye bu sisteme geçerse ne olur, var olan sistem ile devam ederse ne olur?
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, dünyadaki bütün başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerini ele aldığı ’Federasyon Başkanlık Yarı-Başkanlık’ adlı kitabında Türkiye için örnek gösterilen ABD tarzı başkanlık sistemini şu şekilde açıklıyor:
’Ülkemizde başkanlık düzeninden yarar umanların ABD başkanlığını sıkça ileri sürmeleri ancak bu konunun yeterince bilinmediğini kanıtlar. Hele başkanlık düzeninin ülkeyi tıkanmalardan koruyacağını söylemek ABD’deki yürütme-yasama tıkanmasının 1945 sonrası Amerika’sında her on yılda altı kez yinelendiğini izlememiş olmaktan geliyor. (’) ABD’nin yakın geçmişinde Dick Cheney gibi bir başkan yardımcısının anayasanın dışına taşarak önce başkanlık ve sonra da sekiz yıllık Beyaz Saray iktidarını belirli çıkarlara dayalı görüşleri temelinde nasıl kullanabildiği de unutulmamalıdır.’
Görülen o ki, Başkanlık sisteminin, Erdoğan’ın söylediğinin aksine sistemde yaşanan tıkanıkları giderme konusunda çözüm olamama ve tek adam diktasını da beraberinde getirme olasılığı yüksek.
Daha bilgilendirici ve yol gösterici olması açısından, ülke siyasetindeki her konuda olduğu gibi bu konuda da Atatürk’ün söylem ve eylemlerine bakmak gerekir.
Bir zamanlar ’Amerikan mandası’ şimdilerde ise ’Küçük Amerika’ rüyasının yaşandığı ülkemizde bağımsızlık ve ulusal egemenlik savunucusu Ulu Önder Atatürk’ün bu konudaki görüşü nettir.
Devlet Başkanı’nın aynı zamanda fiilen Başbakanlık görevini de üstüne alması gerektiği tartışmalarının yapıldığı sırada, Atatürk, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a: ’Şaşarım o efendilerin aklı perişanına. Hep biliyoruz ki, memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola gitmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir.’ (1) demiştir.
Halkın desteği ve kendisinin gücü olmasına rağmen: ’Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda, Reisicumhurlukla Başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.’ (2) sözleri ile Başkanlık sistemini ve kendisinin Başkan olmasını net bir şekilde reddetmiştir.
Atatürk için her zaman söylenen, ’İsteseydi padişah olurdu ama olmadı’ sözüne, ’İsteseydi Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı birleştirir tek başına Başkan olurdu’ sözünü de eklemek gerekir.
600 yıl padişahlar tarafından tek adam otoritesi ile yönetilen ülkede, Atatürk’ün Başkanlık sisteminden kaçınmasının en büyük nedeni, devletin bu en üst makamına oturacak olan kişinin yeni bir padişah olmasını engellemektir.
Sonuç olarak; tek seçici, tek belirleyici konumuna geçecek bir siyasetçinin, ’Halk beni seçti, ben ne dersem o’ düşüncesi ile hesap vermeden yönetimi elinde tutması Türkiye Cumhuriyeti için kabul edilemez bir düşüncedir.
1) Son Yıl 1938, Orhan Çekiç, sayfa 69
2) A.g.e, sayfa 67-68
Gökhan Cebeci
Odatv.com
Atatürk başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyordu
Konu Sahibi / Yazar
adgan
Kategori / Forum
Atatürk Sözleri ve Fikirleri
Yorumlar / Cevaplar
1
Okunma / Görüntüleme
6183
Atatürk başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyordu
Atatürk başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyordu
İktidar eğitimde aklınca reform yaptı. Şu anda eğitim sistemi çökmüş durumda. dört milli eğitim bakanı değişti. dördü de ayrı bir eğitim politikası izledi. O yüzden eğitim reformu tam bir fiyasko ile bitti...
Akıllarınca hayvancılıkta reform yaptılar. Bugün eti dışardan ithal eder duruma geldik. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca tarımda reform yaptılar. Bugün bütün tarıma dair kısırlaştırılmış tohumları dışardan alır hale geldik. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca toprak reformu yaptılar. Bugün bütün vatan toprakları yabancı sermaye sahiplerine peşkeş çekilmiş durumda. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca hukuk ve adalette reform yaptılar. Adalet adına birşey bırakmadılar. Hatta getirdikleri hukuk ve adalete kendileri bile güvenmez oldular. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca güvenlik güçlerine yönelik reformlar yaptılar. Ülke güvenliği şu anda sıfır noktasında öyle ki doğuda güvenlik ve asayiş pkk teörünün eline geçmiş durumda. Ülkeyi tek adam olarak yönetmek isteyenler, yatak odalarına kadar dinleniliyorlar diplerine kadar giriyorlar, vatandaşın güvenliğinden vazgeçtik ne komiktir ki kendi güvenliklerini sağlamaktan acizler. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca dış siyasette reform yaptılar. Komşularla sıfır sorun deyip yola çıktılar. Bugün etrafımızda barışık olduğumuz tek bir komşu ülke yok. Ayrıca dünya kamoyunun gözünde teröre destek veren ülke konumuna geldik. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca demokrasside reform yaptılar. Gelişmiş demokrasi adı altında son çıkan kanunlarla tam bir faşist, diktatör polis devletine dönüşmek üzereyiz. Katiller hırsızlar ülkeye ihanet edenler, teröristler demokrasi adı altında ellerini kollarını sallayarak dolaşırken ülkesini seven öğrenci, çocuk genç yaşlı, yazar, gazeteci, aydın ve sanatçılar en ufak bir söyleşide demokrasi dışı müdahalelerle göz altına alınıyorlar.Tam bir fiyasko...
Daha bunlar gibi bir sürü fiyasko ile bitmiş iktidara ait başarısız reformlar sıralayabiliriz...
Durum bundan ibaret iken, bunca başarız reformlar gerçekleştirmiş, "yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" diyen bir şahsın yönetim şeklini değiştirmesi, yani parlementer sistemi kaldırıp kendi şahsi hırs, arzu ve saltanat sevdalığı için atılacağı başkanlık sistemi adı altında yeni bir maceranın bu ülkeye getireceği yıkımları artık herkesin görmesi gerekmiyor mu? Türk milleti bu derece kör olmasa gerek...
Körler ülkesinde tek gözü gören kral olurmuş. O kralın da gören tek gözü dünyayı yalnızca uçkurunun pencerisnden görüyorsa, yalnızca hırs ve heves dolu nefis pencerinden görüyorsa, sıfırlanamayan paraların olduğu pencereden görüyorsa, saltanat ve tahttan başka yere açılmayan bir pencereden görüyorsa vay o ülkenin haline...
Akıllarınca hayvancılıkta reform yaptılar. Bugün eti dışardan ithal eder duruma geldik. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca tarımda reform yaptılar. Bugün bütün tarıma dair kısırlaştırılmış tohumları dışardan alır hale geldik. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca toprak reformu yaptılar. Bugün bütün vatan toprakları yabancı sermaye sahiplerine peşkeş çekilmiş durumda. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca hukuk ve adalette reform yaptılar. Adalet adına birşey bırakmadılar. Hatta getirdikleri hukuk ve adalete kendileri bile güvenmez oldular. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca güvenlik güçlerine yönelik reformlar yaptılar. Ülke güvenliği şu anda sıfır noktasında öyle ki doğuda güvenlik ve asayiş pkk teörünün eline geçmiş durumda. Ülkeyi tek adam olarak yönetmek isteyenler, yatak odalarına kadar dinleniliyorlar diplerine kadar giriyorlar, vatandaşın güvenliğinden vazgeçtik ne komiktir ki kendi güvenliklerini sağlamaktan acizler. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca dış siyasette reform yaptılar. Komşularla sıfır sorun deyip yola çıktılar. Bugün etrafımızda barışık olduğumuz tek bir komşu ülke yok. Ayrıca dünya kamoyunun gözünde teröre destek veren ülke konumuna geldik. Tam bir fiyasko...
Akıllarınca demokrasside reform yaptılar. Gelişmiş demokrasi adı altında son çıkan kanunlarla tam bir faşist, diktatör polis devletine dönüşmek üzereyiz. Katiller hırsızlar ülkeye ihanet edenler, teröristler demokrasi adı altında ellerini kollarını sallayarak dolaşırken ülkesini seven öğrenci, çocuk genç yaşlı, yazar, gazeteci, aydın ve sanatçılar en ufak bir söyleşide demokrasi dışı müdahalelerle göz altına alınıyorlar.Tam bir fiyasko...
Daha bunlar gibi bir sürü fiyasko ile bitmiş iktidara ait başarısız reformlar sıralayabiliriz...
Durum bundan ibaret iken, bunca başarız reformlar gerçekleştirmiş, "yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" diyen bir şahsın yönetim şeklini değiştirmesi, yani parlementer sistemi kaldırıp kendi şahsi hırs, arzu ve saltanat sevdalığı için atılacağı başkanlık sistemi adı altında yeni bir maceranın bu ülkeye getireceği yıkımları artık herkesin görmesi gerekmiyor mu? Türk milleti bu derece kör olmasa gerek...
Körler ülkesinde tek gözü gören kral olurmuş. O kralın da gören tek gözü dünyayı yalnızca uçkurunun pencerisnden görüyorsa, yalnızca hırs ve heves dolu nefis pencerinden görüyorsa, sıfırlanamayan paraların olduğu pencereden görüyorsa, saltanat ve tahttan başka yere açılmayan bir pencereden görüyorsa vay o ülkenin haline...
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi