Asimilasyon...(Beyin Fırtınası)
Sevgili Canlar,
İlk olarak asimile olan yol mu yoksa insanlar mı? Sorusunun cevabı tabii ki insanlardır…
Çünkü insanlar kendilerine yaratıcı tarafından akıl verilmek suretiyle, hakkın mucize ve kerametleri ışığında kendini çözüp, yaratılış amacına uygun olarak kendini düzenleyebilmesi için değişime açık olarak yaratılmış, canlılar içerisinde en şanslı olan varlıklardır… Ancak kendini çözememiş, varlığının asıl sebebini anlayamamış ve de yolundan sapmış insanlar açısından bakacak olur isek, bu yönden de insanlar en şansız varlıklardır…
Yol ise hak tarafından çizilmiş, insanların yaratıcının varlığının farkına varabilmesi ve de aynı zamanda kendini keşfedebilmesi için çizilmiş istikamettir. Bu istikameti çizen Ali’dir. İstikamette insanları aydınlatan, rehberlik eden ise Ali’nin binbir sıfatı olan evliyalardır. İşte Yolu asimile olmaktan kurtaran bu pirlerdir. Eğer ki pirler olmasaydı. O zaman evet yol asimile olabilir diyebilirdik…
O mübarekler her seferinde gelir yolun orijinal gereklerini insanlara anlatır, ve o insanları yine kendi özgür iradesine bırakıp bir sonraki süreçte onları yine gitmeleri gereken yola sokmuş olurlar. Bundan sonrası yine insanların kendi hareket tarzına kalmıştır…
Dolayısıyla değişime ve de etkileşimlere açık olan insanların kendine baskın olan, kendinden farklı olan insanların, o farklılıklarında etkilenmesi kaçınılmazdır… Aynı zamanda insanların kendi doğasında olan karakteri gereği kendi düzenini kurmak ve de bu düzeni etrafındakilere de kabullendirme hırsı işte asimilasyon dediğimiz olayı meydan getirmektedir.
Bu asimilasyonda; inancı, kültürü, bigisi, gittiği yol, ve de tarihi akışı güçlü olan, ve de sağlam köke sahip olanlar daima asimile edenlerdir, bu değerleri zayıf olanlar ise asimile edilenlerdir. Yani asimilasyon yalnız zorbalıkla olmaz. Baskıyla olmaz, Aynı zamanda insanların kendi değerlerine sahip çıkamamasından da kaynaklanır. Veya kendilerinin gelmiş olduğu köklerinin zayıflığından da kaynaklanır.
] Yani önceki sayfalarda bahsi geçtiği gibi illa güçlü güçsüzü asimile eder kısmına ben katılmıyorum. Nitekim bugün sünnilik gücü elinde barındıran sistemdir. Ancak kökü çürük olduğundan, yanlış temeller üzerine inşa edilmiş olması yüzünden tam tersine sünnilik kendi kendine asimile olmuştur…
] Dolayısıyla Sünnilik, Peygamberimiz zamanındaki ahlak üzerine, insan sevgisi üzerine kurulmuş islamdan çıkıp, asimile olmuş bir şekilde bugün şekilci ve de siyasal islama yönelmiştir…
Alevilik ise kökü sağlam olduğundan, temellerini pirler tarafından atılmış olduğundan ve de sürekli olarak gelen Pirler tarafından tekrar tekrar doğru istikametine oturtulduğundan herhangi bir asimilasyona uğramamıştır…
Asimile olan Alevi yolu değil, insanlarıdır. Özellikle de bugün hükümetin kanadı altında kendilerine maaş bağlanmasını bekliyen, tamamen duygusal takılan dedelerin yönlendirdiği Alevi insanları asimile olmuştur…
Çünkü bugün başbakan “Alevilik gerçek İslam değildir, sonradan oluşmuş bir düşüncedir.” Diyorsa, bu Alevi dedeleri de buna itiraz etmek yerine bunu kabul eder bir şekilde bu hükümete tamamen duygusal bağlarla yapışıp kalıyorsa, onlarla el ele, kol kola geziyorsa, bu onların asimile edilmiş olduğunun apaçık bir kanıtıdır.
Ancak şunu da görmek gerekir ki; Alevilik yolunun yüceliğinden kaynaklansa gerek, Alevi insanı ne kadar asimile olma yoluna girmiş olsa dahi, yolunun özünde yer alan insan sevgisi anlayışını kaybetmemiştir…
Ancak inanıyorum ki Aynı Mustafa Kemal Atatürk’ün yok olmakta olan bir milleti kurtarıp, yeniden kendi benliğine kavuşturduğu gibi, Zöhre Ana da yok olmakta olan, asimile olmaya yüz tutmuş bu Alevi toplumunu kurtarıp, yeniden kendi orijinal benliğine kavuşturacaktır.
] Bilinmelidir ki Alevilik yolu Ali yolu’dur… Binbir donda gelen Ali’ler hiçbir zaman asimile edilemeyeceğine göre Alevilik yolu da asimile edilemeyecektir… Çünkü Ali hep aynı Ali’dir…Hiçbir zaman değişmez… Değişen bedenidir…
“Fidanın dalı, yaprağı yeşil olsa bile, kök çürük olduktan sonra faydası yoktur… Ama yeşil yaprağı olmasa da kökü sağlam olan fidan, sonunda yüzlerce yaprak açar”… ( Mevlana )
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)