You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana

Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana

Administrator
Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana
Sevgili arkadaşlar, Aysun Çobanoğlu bir çalışmasında Pir Zöhre Ana'ya kadın aşıklar arasında yer vermiş. Elbetteki gerçek kimliği ile incelemiş olması bizi daha mutlu ederdi. Ancak herkesten bu şekilde bir düşünceyi, hiç birimiz beklemiyoruz. Gösterdiği saygıdan dolayı Aysun Çobanoğlu'na teşekkür ederim.

Alıntı:

Aysun ÇOBANOĞLU
Türk Halk Kültürünün önemli bir bölümünü oluşturan “âşıklık geleneği” nin temsilcisi olan ‘âşık’ 16. yüzyıl başından itibaren görülen şair tipidir. Âşık şiiri ise; sevdadan, hasrete, kahramanlıktan, toplumsal konulara kadar uzanan ve genellikle hece vezniyle söylenen (yazılan)manzum eserlerdir.
Âşık, geleneksel olarak rüyasında bir güzelin ya da pirin elinden bade içer ve sonrasında saz çalma, deyiş söyleme yeteneğini kazanır. Bir ustanın yanında yetişir. Şiirlerinde kullanmak üzere bir “mahlas”alır. Bu isimi, ya kendi seçmiştir, ya ustası tarafından uygun görülmüştür, ya da rüyasında bade içerken söylenmiştir. İlk olarak sazı eşliğinde usta malı şiirler söyler. Bu alanda bilgi ve becerilerini geliştirdiğinde ise kendi şiirlerini söylemeye başlar.
Bu geleneği, koşulları nedeniyle (gezginci olma, kahvelerde, âşık meclislerinde bulunma) yalnız erkeklerin temsil ettiği gibi bir ön yargı olsa da halk hikâyelerinde, türkülerde, özellikle ağıtlarda, ninnilerde ve manilerde kadının sesi duyulmaktadır. Ama kadınlar toplumsal baskılar nedeniyle hep geri planda, bir sır perdesinin arkasında kalmışlar, duygularını ifade ettikleri manzum eserlerde adlarını kullanıp haykıramamışlardır. Toplum yapısı buna izin vermemiştir. Kadının adının ortalıkta gezmesi yakışıksız görülmüştür. Bu nedenle kadın âşıkların verdikleri eserler ‘anonim’ olarak kayıtlara geçmiştir. Tahir olmak ayıp sayılmamış ama Zöhre olmak çoğu zaman ayıp sayılmıştır.
Günümüzde ise sayıları çok olmasa da kadın âşıklar, duygu ve düşüncelerini dile getirdikleri deyişlere imza atabilmektedirler. Erkek âşıklar gibi şiirlerinin son kıtalarına isimlerini yazabilmektedirler. Acısını, kahrını, özlemini dile getiren kadın, sevincini, mutluluğunu da türkülerin satırlarına dökmesini bilmiştir.
Geçmişten günümüze kadar gelen Âşıklık Geleneği içinde tespit edilen kadın âşıklarımızın bazıları şunlardır;

Güzide Ana (17.y.y)
Şehrubanu Bacı (Üsküp-Ölümü 1803)
Adile Sultan (II. Sultan Mahmut’un kızı. 1825-1898 yılları arasında yaşamış.)
Ayşe Berk (1833-1919- Âşık Serderi’nin kızı-Şarkışla)
Sakine Hatun (1840-Eskişehir)
Useyla Bacı (?-?)
Münire Bacı (1852-1912 İstanbul)
Gülsüm Ana (1853-1928)
Şeref Bacı (1854-Kasımpaşa)
İhsan Raif (1877-Beyrut)
Âşık İkbal Bacı (1886-İstanbul)
Konyalı Emine Hanım (1860-Âşık Şem-i’nin torunu)
Adanalı Hasibe (1860-Adana)
Âşık Meryem Bacı (1863-Antakya)
Sabire Bacı (?-?)
Banu Hanım (1863-Çankırı)
Hatçe Bacı (1865-Mora)
Arife Bacı (1868-1917-Revhan doğumlu)
Emine Beyza Bacı (?-İzmir)
Sıtmalı Hörü (?-Kars)
Konyalı Şerife (1869-Konya)
Zehra Bacı (1870-İstanbul)
Remziye Bacı (1883-Filebe)
Necmiye Bacı (1885-İzmir)
Seher Bacı (1885-İzmir)
Remziye Bacı (1890-İzmir)
Âşık Mümine Bacı (1892-Erzurum)
Kul Latife (1892-Maraş)
Âşık Döne (1893-1992-Eğirdir)
Fatma Oflaz (Aşık Derdiment-1894-Sıvas)
Şah Sultan (Malatya-?)
Yeter Bibi (1900-Kayseri)
Fadikli (Fatma Çekirdek- 1901-Zara)
Âşık Fatma (1906-1984- Manavgat)
Deli Anakız (1907-Erzurum)
Ayşe Kadın (1909-Denizli)
Hacı Lütfiye Hanım (1912-Konya)
Ak Elif (1913-1991- Eğirdir)
Eşe Kadın (1921-Dinar)
Döne Sultan (1925-Eskişehir)
Dikmenli Aşık Emine Şener (1925-Malatya)
Adviye Anabacı (1930-Silistre)
Nevruza Bacı (1931-Tokat-Aşık Kul Semai’nin eşi)
Âşık Aslı Bacı (1935-Afyon)
Güllüşah Bacı ( ?-Uşak)
Hatuni (Hatun Sungur-1938-Sıvas)
Emiş Bacı (1939-Sıvas)
Ayşe Çağlayan (1939-Adana)
Türmen Kızı(Sıdıka Yüksel-1940-Malatya)
Aşık Azme Bacı (1942-Şarkışla-Azime Tinni)
Âşık Şahsenem (1945-Sarıkamış)
Hafize Fidan (1943-Eskişehir)
Kul Elif (1945-Sıvas)
Zonguldaklı Engin Bacı (1947-Zonguldak)
Aşık Sarıcakız (1948- Eskişehir)
Tuncelili Emiş Bacı (1950-Tunceli)
Aslıhan Çetin (1951-Çorum)
Mah Turna (1951-Diyarbakır)
Âşık Nurşah (1954-Eskişehir)
Arife Doğan (1954-Sıvas)
Hülya Yıldırım (1956-Şarkışla)
Âşık Fatma Taşkaya (1957-Adana-Âşık Feymani’nin eşi,Âşık Delidolu’nun kızı)
Zöhre Ana (1957-Yozgat)
Gülseren Kambur (1960-Gümüşhane)
Gülseren Kılıç (1960-Tunceli)
Şinaz Sezer (1961-Erzincan)
Ozan Diyari (1962-Yozgat)
Dursune Bacı (1962- Sıvas)
Döndü Doğan (1962-Çorum)
İpek Bayrak (1963-Erzincan)
Ozan Destegül (1964-Sıvas)
Mihrumah (1964-Urfa)
Gürcü Doğan (1972-Tokat)
Yayla İşleyen (1975-Tokat)

Ve daha niceleri...

Senior Member
Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana
Zöhre Ana'nın Hak'la dilleşmesinden dökülen bu nefesleri aşıklık olarak nitelendirilmesini yadırgamamak gerek. Bu onların Zöhre Ana'yı tam olarak tanımamaların kaynaklanmaktadır. Önümüzdeki yıllarda daha birçok araştırmacıya görev düşecektir.
Cevheri satalım Zöhre Ana’dan
Dervişler ayrılmaz hüsnü rızadan
Kerbela sözleri döker Hüda’dan
Sen seni bilmezsin bilir yaradan
Administrator
Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana
[quote=TURNAZöhre Ana'nın Hak'la dilleşmesinden dökülen bu nefesleri aşıklık olarak nitelendirilmesini yadırgamamak gerek. Bu onların Zöhre Ana'yı tam olarak tanımamaların kaynaklanmaktadır. Önümüzdeki yıllarda daha birçok araştırmacıya görev düşecektir.[/quote]


Bencede sevgili Turna..

Zöhre Ana'nın kimliğinin anlaşılmasından sonra tabiki bakış açısı değişecektir..
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...
Junior Member
Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana
zöhre ana,şuanki aşıklardan çok farklı.gerek dörtlüklerdeki hece ölçüsü gerek anlam ve içerik bakımından,diğerlerine göre apayrı bir çizgisi var.

İçerik bakımından irdelemek gerekirse,sanki yıllar önce yaşamış bir insanın dilinden,şuanki zamanı aktarıyormuşcasına çok düşündürücü,bir o kadarda ileriye dönük mesajlar var.
Örneğin Atatürk ile ilgili.kurtuluş savaşında yaşadıklarını aktarılıyormuş gibi.Ama bu hem akla hem mantığa hemde Quatum fiziğine aykırı.ne derseniz deyin artık.
okuyan bir insanı direk derin bir düşünceye sevk ediyor.
Bende sizler gibi Atatürk'ü çok seviyorum.Onun gibi bir devlet ve siyaset adamı dünyaya gelmemiştir gelmiyecekte.
Atatürk'ün misyonu sizde çok farklı.
Posting Freak
Aşıklık geleneğinde Zöhre Ana
Atatürk Hacı Bektaşi Velinin bir yaşamı olup, ruhu Hz. Ali'dir.
14 yaşında can gözü açılmış olup "gerçekliğini" gizlemesi istenmiştir.
Onu tanıdıkça paylaştığı değerlerin Alevi kültürüyle aynı olduğunu anlıyoruz.

Atatürk'ün misyonu bizde farklı değil. Allah onu hangi misyonla göndermişse biz de o misyonla idrak ediyoruz.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.