You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Anadolu Bacıları(Bacıyani Rum)

Anadolu Bacıları(Bacıyani Rum)

Member
Anadolu Bacıları(Bacıyani Rum)
Karacahöyük Dergahı ve Abdal Musa

Karacahöyük, Malya Ovası’nın güneyinde kalır. O unutulası, akıllardan çıkmaz felaketin yaşandığı savaş alanına kuş uçusu 30 km mesafededir. Büyük bozgunu takip eden günlerde, burada bulunan eski bir Alevi mabedine kendi halinde, gösterişsiz bir derviş geldi. Çarpışmalarda kardeşini kaybetmişti. Üzgündü. Hayli zayıflamıştı. Bitap haldeydi.

Gelecek kuşaklarda Hacı Bektaşi Veli adı ile ünlenecek olan bu derviş, Karacahöyük Dergahı’nın yönetimini elinde tutan ‘Anadolu Bacıları’ tarafından şefkat ile karşılandı, itina ile ağırlandı.


Hatun Ana (Kadıncık Ana ya da Kadın Ana olarak da bilinir. Bu metinde Kadın Ana olarak anacağız) adı ile bilinen dergahın ‘Pir Bacısı’ ona ihtimam etti. Hacı Bektaş, kalan ömrünü bu dergahta tamamladı. Karacahöyük’de, alçakgönüllü ve münzevi bir yaşam sürdü. Keramet sahibiydi. Pek çok sırra sahipti. Hakka yürümeden önce taşıdığı tüm sırları, vakıf olduğu bilgeliği, Karacahöyük Dergahı’nın Pir Bacısı’na, Kadın Ana’sına devretti.


Karacahöyük Dergahı, Malya bozgunundan sonra Hacı Bektaş başta olmak üzere kıyımdan kurtulabilmiş; bozkırın ayazında yalnız ve umutsuz kalmış pek çok mürşide ve dervişe kapılarını açtı, bir yandan son günlerinde onlara rahat ve huzur verdi, bir yandan da bu yılgın dervişlerden Alevi yol bilgilerini ve Alevi sır ve hakikatlerini sonraki kuşaklara aktarmak üzere derleyip toparladı.

Malya Ovası’nın mağlupları, canlarını katliamdan kaçırabilenler, koca bir erkanın yok oluşuna ve nice ocakların sönüşüne tanıklık ettiler. Savaştan sonra kalan kısa ömürlerinde keder hiç eksik olmadı. Dağarcıklarındaki bilgileri, kerametlerini ve emanetlerini; aç, susuz, yaralı ve yorgun sığındıkları Karacahöyük Dergahı’nın Pir Bacısı’na bırakarak bu yeryüzünden göçüp gittiler. Hüzün dolu son bir çaba ile Alevi sırlarının, sonsuzluğun boşluğunda kaybolup gitmesinin önüne geçtiler.

Malya bozgunu yaşandığında Abdal Musa daha doğmamıştı. Abdal Musa 13. yüzyılın son çeyreğinde Antalya yakınlarında, Toros Dağları’nın eteklerinde dünyaya geldi. Çocukluğu; kaybettiği babasının, kocasının ve çocuğunun acısını bir türlü içinden söküp atamamış Alevi kadınlarının ağıtları, feryatları içinde geçti. Bazen birinci elden, bazen ikinci elden dinlediği, talan edilmiş hayatların hikayeleri ile kavruldu. İlk gençlik yılları ile birlikte çocukluğunun geçtiği yerlerden ayrıldı. Abdal oldu. Büyük acılar altında mahsur kalmış bir coğrafyada yıllarca dolandı. Savaştan sonra yok olmaya yüz tutmuş Alevi yolunun izlerini sürdü. Bıkmadan, usanmadan Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi dergahlarını ve tekkelerini gezdi. Bir büyük yıkımdan kurtarılmış ne varsa özenle bir araya getirdi. Yangın yerinden çiçekler topladı.

Abdal Musa’nın, memleketine dönmeden önceki son durağı Kapadokya’daki Karacahöyük Dergahı oldu. Karacahöyük Dergahı, 14. yüzyıl başlarında, eski görkemli günlerinden hayli uzak bir görünüm içindeydi. Dergah, ‘Anadolu Bacıları’ (Bacıyan-ı Rum) adı verilen Anadolu’nun ünlü kadın örgütlülüğü tarafından canla başla ayakta tutulmaya çalışılıyordu.
Abdal Musa, aradığını uzun süre kaldığı Karacahöyük Dergahı’nda buldu. Burada, usulden olmamakla birlikte, dergahın ‘Pir Bacısı’ onu -Tarikat Kapısı’ndan- kendisine muhip aldı. Ona el verdi. Abdal Musa Karacahöyük’de önce muhiplikten derviş oldu. Sonra erenler sınıfına katıldı. İnsanı Kamil (olgun insan) sayıldı. Abdal Musa, Karacahöyük Dergahı’nda erkan içinde, hakikat mertebesine ulaştı.


Alevi Bacıları ve onların önderleri Kadın Ana, -bu yolun en çok çile çekenleri ve felakete dayanma gücü en yüksek olanlar- kadın önsezisi ile Abdal Musa’ya güvendiler. En kıymetli hazinelerini, binlerce yılın mirasını, savaş sonrasının acılı hasadını, Malya bozgunundan kurtulmuş ve Karacahöyük Dergahı’nda misafir kalmış dervişlerden on yıllar boyunca derlenip bir araya getirilmiş savaş sonrasının acılı hasadını, yolun sırlarını ve Aleviliğin kutsal emanetlerini Abdal Musa’ya, bu yetenekli ustaya teslim ettiler. Aleviliği o yüzyılın koşullarında daha güvenli gördükleri başka bir coğrafyaya yolcu ettiler.
Abdal Musa, uzun sürmüş arayışlarının nihayetinde Karacahöyük Dergahı’ndaki Alevi Bacıları tarafından bin bir meşakkat altında toplanmış ve on yıllar boyunca itina ile saklanıp korunmuş sırları ve kerametleri, Alevi yolunun temsil hakkını ve temsil hakkının nişanı olan üç parça kutsal emaneti (Kara Sancağı, Sarı Alemi ve Mermer Çerağlığı) Kadın Ana’dan devir aldı. Toroslar’ın eteklerine, doğduğu topraklara geri döndü. Burada, Antalya’nın güney batısında, bin yıldan beri kapıları kapalı duran, viran olmuş bir Alevi dergahını hayata geçirdi. Alevilik on dördüncü yüzyılda Toros’larda ve Akdeniz yalısında Abdal Musa’nın hünerli ellerinde yeniden ayağa kalktı. Antalya’nın batısında, halen yürümekte olan bu dergah onun adı ile anılır.

Aşık Paşazade (1393-1491), 15. yüzyılda kaleme aldığı ‘Osmanoğulları’nın Tarihi’nde, Alevi sırrı hakikatlerinin Anadolu’nun orta yerinde unutulmuş bir dergahta, 13. yüzyılın meczup ve yorgun dervişlerinden devşirilip sonraki kuşağın bu usta örgütçüsü ve kuramcısına aktarılmasının hikayesini şu sözlerle nakleder:

‘Anadolu’ya gelen dört grup insan vardır. Biri Anadolu Gazileri (Gaziyan-ı Rum), biri Anadolu Ahileri (Ahiyan-ı Rum), biri Anadolu Abdalları (Abdalan-ı Rum), birisi de Anadolu Bacılarıdır (Bacıyan-ı Rum). Hacı Bektaş Sultan, bunların arasında Anadolu Bacıları’nı tercih etti ki, o da Hatun Ana’dır.’

‘Hacı Bektaş; sırrını, keşif ve kerametlerini, her nesi varsa Hatun Ana’ya emanet etti. Kendisi meczup bir dervişti. Şeyhlik ve müritlikten uzaktı. Abdal Musa derler, bir derviş vardı. Hatun Ana’nın muhibbi idi. O zaman da şeyhlik ve müritlik fazla yoktu. Tarikat silsilesi de bulunmuyordu. Hatun Ana, onun (Hacı Bektaş’ın) üstünde bir mezar yaptı. Geldi Abdal Musa bir nice gün burada kaldı’.Abdal Musa, Aleviliğin yetiştirdiği son büyük dahi oldu. O; 14. yüzyılda Aleviliği, korku zulüm ve telaş altında çekildiği köşelerden çıkarıp yeniden hayata döndüren, yaşadığı yüzyılda dağılmış, perişan halde bulunan, yedi büyük Alevi ocağını yeniden biçimlendirendir. Bu sebeptendir ki, Alevi sosyal hayatını ve inanç kurumlarını düzenleyen formların ve kuralların bütünü olarak adlandırılan ‘Alevi erkanı’ ondan başlayarak bugüne değin ‘Abdal Musa Erkanı’ olarak anıla gelmiştir.
Aleviligin Kökleri Erdogan Çınar
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.