ALLAH AKIL FİKİR VERSİN (Taraf)
"Düşnmek taraf olmak"mış ya bak şimdi oku:
"Puşkin döneminde Çarlık Rusyası, eş zamandaki Batı Avrupa'dan çok gerideydi.
Bu söylediğim süreç 19'uncu yüzyılın başlarında yaşanıyor; Puşkin; soylu bir aileden gelmesine karşın "liberal" fikirleri daha ilk şiirlerinde dile getirdiğinden Besarabya'ya sürülüyor. O yılların toplumsal yapısında kölelik düzeninin kalıtımı küçümsenmeyecek ölçüde güçlüdür; kilisenin desteğiyle sürdürülür; soyluların uçsuz bucaksız topraklarında çalışan köylülerköle kimliğinden ötede kişiliğe kavuşamazlar.
Puşkin'i bu düzene karşı çıkması için kimse zorlamamıştı; ama soylu olmasına karşın hangi şeytan dürttü şairi? Bu ünlü yazar neden dili olmayanların dili
olmaya çalıştı?
Soyluluğun rahatı bir yerine mi batmıştı?
---
"Puşkin'in Rusyası"nda soylulardan Nariskin, kölelerden oluşan bir orkestra kurmuş. Her bir köle piyanonun bir tuşunu oluşturuyor varsayın. İnsanlardan meydana gelen bu tuhaf çalgıyı koroyla birbirine karıştırmamak gereğini unutmayalım. Çünkü Nariskin'in sazında her köle bir, yalnız bir notayı dile getirir; her biri görevli olduğu notanın adını taşır; bu ad ile çağrılırmış.
Zaman geçtikçe, adamların gerçek adları unutulmuş, sokakta görüldükleri zaman.
- Bakın, denirmiş, Nariskin'in fa'sı geçiyor.
- İşte Nariskin'in do'su.
- Hey!.. Nariskin'in mi'si, baksana buraya!..
- Nariskin'in re'si nasılsın?
Nariskin'in köleleri birer nota olmayı benimsemişler; bu işlevi yerine getirebilmek için yetenek ister; ayrıca tarlada toprakta beygir ya da öküz gibi kullanılmaktan daha iyi bir görev değil mi! Köylülerin hiçbirinde
direnme görülmüyor, kendilerine sorulduğunda:
- Sen kimsin?
- Nariskin'in fa'sıyım.
Ya da:
- Nariskin'in si'siyim.
Bir yaşam boyu hep aynı sesi çıkararak yaşayıp ölmek, kimileri için alınyazısı mı?
---
Konuya eğilirken iki noktayı unutmaktan sakınmalıyız. Çünkü olayın iki yanı var.
Nariskin'in tuhaf çalgısından hep belirli sesler çıkması, Puşkin'in ve Puşkin'lerin ortaya çıkmasını engellemiyor. Puşkin, Fransız Devrimi'nin ve İnsan Hakları Bildirisi'nin coşkular yarattığı bir dünyanın aydınıdır. Nariskin'in insanlardan oluşan çalgısı, sazı ya da "aleti" hangi sesleri çıkarırsa çıkarsın, Puşkin'i etkilemiyor.
Tarihi biçimlendirecek olan, yeni düşüncelerin ve akımların insanıdır, şairidir, yazarıdır. Puşkin; biliyor ki Nariskin'in do'su, la'sı, fa'sı tepki göstermese de doğruyu aramak ve söylemek kendisine düşer.
Puşkin kendisine düşeni yapıyor.
Olayın ikinci yanı nedir?
Kölelik ille de prangalar, kelepçeler, demir parmaklıklar ve taş duvarlarla somutlaşan bir kurum değildir. Nitekim, Nariskin'in do'su, re'si, fa'sı, mi'si ve
öteki notalarının ellerinde kelepçe ve ayaklarında bukağı yoktu; uygarlığın bugün bile övündüğü sanat ürünlerini seslendiriyorla r, Bach'tan, Vivaldi'den, Couperin'den, Hendel'den parçalar söylüyorlardı; ama yaptıkları iş benliklerini kölelikten kurtarmak için yeterli değildi.
---
Çağımızda bu türde çok insan vardır.
O insan egemenin buyruğunda do-re-mi-fa olmakla iş yaptığını sanır; ancak bir alettir. Çünkü özgürce düşünmekten, dünyayı kavramaktan, bağımsız eleştiriden, bilimsel kuşkuculuktan yoksundur; kelepçe onun kafasına takılmış, bukağı beynine vurulmuştur."
İlhan Selçuk (Düşünüyorum Öyleyse Vurun)
Şimdi bu hikayenin üzerine ne söylesek boş.
Ama şurası bir gerçek:
Bitaraf olan bertaraf olduğu için düşünmek taraf olmak!
Yoksa düşünmek herşeyden önce İNSAN olmak değil midir?
İNSAN olmadan taraf olabilir misiniz?
Ne yazık ki bugün aramızda bu kabiliyette canlılar var
Kendilerini Nariskin'e havale ediyor;
30 senedir tutulan, 10 Kasım Yas Orucumuzun Hak katına yazılmasını diliyorum.
Allahtan ve Pir Zöhre Ana'dan "OLMAYANLARA AKIL ve de FİKİR" ihsan eylemesini gönülden arzu ediyor,
TARAFSIZ günler diliyorum.
[size=7]"Benim Testim Kerbela Suyudur..."[/size]
[size=7]Zöhre Ana[/size]