![[Resim: 72.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2013/12/72.jpg)
Türkiye Günlüğü dergisinin 2013 tarihli 115. sayısında Alevilerin Kuran, şeriat ve ibadet algıları üzerine önemli bir yazı yer alıyor. Bu yazı temelde gelenek ve göreneklere dayanan Aleviliğin kendi içindeki fikir ayrılıklarını tartışılmasına sunacağı katkı yönüyle dikkate değer
Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi
Alevilik üstüne yazı yazmanın oldukça güç ve sıkıntılı bir mesele olduğu kabul edilse de Alevilik hakkında hemen herkes yazar ve konuşur. Politik sermayesi bir yana bu meselede konuşmayı zorlaştıran en temel sebep, hemen herkesin kabul edebileceği ortak bir Alevilik olgusundan söz edilemeyişidir. Oysa öncelikle yapılması gereken ’ikiyüzlü’ söz oyunlarından ziyade Alevilikteki büyük izleklerin, ana izleklerin peşine düşmek, onlar üzerine söz söylemek olmalıdır.
Günümüzde bile Alevilikten söz açıldığında sosyalist Alevilikten şeriatçılıkla mücadeleye ant içen Aleviliğe uzanan oldukça karmaşık anlayışlar ve bunların türevleri söz konusudur. Öte yandan Aleviliği, içinde sosyalistle anılmaktan rahatsızlık duyanlardan İslâm içinde heteredoks bir mezhep veya tarikat olarak görenler de bulunmaktadır. Açıkça söyleyelim ki, Aleviliğin mahiyeti konusunda ciddi bir tanım ve mahiyet karmaşasının yaşandığı geçen günlerde tertip edilen Abant toplantılarında da görüldü. Alevilerin ’aptal’ yerine konmasını eleştirenlerin Sünnileri ’aptal’ yerine koyan açıklamaları ileYavuz Selim alerjisini gidereceğim diye, başka alerjilerin doğmasına sebep olan önerileri hatırlayalım yeter.
Gelgelelim mesele her zaman olduğu gibi hissi düzlemde tartışıldı. Hissi bir akım olan Aleviliğin her daim hissi bir düzlemde tartışılıyor olması da enteresan bir nokta doğrusu. Orta Asya’dan Balkanlar’a oldukça geniş bir mekânda yüzyıllardır varlığını sürdüren Alevilikte İslâm kaynaklı bazı büyük kavramlar yanında çeşitli din ve kültürlerin de kavram, sembol, imge ve yorumları bulunmaktadır.
İBRA VE İTHAMIN ÖTESİ
Türkiye Günlüğü dergisinin 2013 tarihli 115. sayısında Alevilerin Kur’an, şeriat ve ibadet algıları üzerine önemli bir yazı yer alıyor. Bu yazı temelde gelenek ve göreneklere dayanan Aleviliğin kendi içindeki fikir ayrılıklarını tartışılmasına sunacağı katkı yönüyle dikkate değer. Mustafa Öztürk’ün kaleme aldığı yazı ne Alevilik ve Alevileri ibra etmeyi ne de onları itham etmeyi amaçlamadan ’olgusal’ bir tasvir yapmaya gayret edişi de takdire şayan. Zira Sünni araştırmacıların kaleme aldığı yazıların ekseriyetinin ’Aleviler zaten sırat-ı müstakim üzeredir’ olduğu şeklinde bir arka plandan hareket ettikleri düşünülürse yazının hissi boyutunun ne kadar az olduğu hemen fark edilecektir. Şu var ki, şeriatı ham ve yaban Müslümanlık olarak görenler bu yazıda, anlatılanların Sünnilik çerçevesinde yapılmış bir değerlendirme olduğunu söylemeye devam edeceklerdir. Nedendir bilmiyorum, bazı çevreler Alevilik üstüne yapılacak en ufak yergi hemen ’yemekle’ özdeş görüp ’Sünnilikle’ ilişkilendiriliyor. Herhalde endazesi şaşı bir refleks olsa gerek bu .
Bu yazı elbette, Alevilikle ilgili her şeyin dökümünü sunmuyor zaten böyle bir niyeti de yok. Sadece Kur’an algısı başta olmak üzere Aleviliğin temel yaklaşımlarını anlatmaya çalışıyor. Öztürk, her ne kadar Kur’an, şeriat ve ibadet bağlamında tüm Alevileri kapsayan bir tasvirde bulunmanın güç olduğunu belirtiyorsa da, Anadolu Aleviliğindeki genel algıyı ortaya koymanın mümkün olduğu düşüncesinde. Alevi- Bektaşi kültüründeki yazılı kaynaklara yaslanan Kur’an telakkisine dikkat çekiyor. Buyruklar, Erkanname, Vilayetname ve Menakıbname türü eserlerde sıklıkla Kur’an’a atıf yapıldığı bilinir. Yine aynı şekilde Nesimi, Yemini, Hatayi, Fuzûli, Virani, Pir Sultan ve Kul Himmet gibi şairlerin deyiş ve nefeslerinde Kur’an’dan ve Kur’ani kavramlardan söz edildiği görülür.
Gelgelelim bu atıflar ve erkânda okunan Kur’an ayetleri, Alevilikte Kur’an’a atfedilen kutsallığın retorikten öteye geçmesini sağlamaz. Nitekim Öztürk, bu ve buna benzer kaynaklarda yer alan Kur’an atıflarının, İlahi Hitapla içtenlikli bir bağ kurmakla ilgili olmadığı düşüncesinde: ’(’) Alevilik Kur’an’a dilde kalan bir kutsallık atfeder. Dinin pratik/ ameli boyutu söz konusu olduğunda Alevilerin Kur’an’la ilişkisi genellikle seçkinlik( havâslık) ve kemâle ermişlik iddiasıyla kaim olan ’Hakikat münkeşif olunca şeriat mürtefi olur’( Dini hakikatlerin sırrı keşfedilince şer’i yükümlülükler rafa kalkar) söyleminde tebarüz eder.’
’KUR’AN’A KALEM KARIŞMIŞTIR’ İDDİASI
Daha önemlisi ise, Alevi çevrelerde Kur’an metninin mevsukiyetine derin bir kuşkuyla bakılıyor olmasıdır. Kimi zaman ’Kur’an’a kalem karışmıştır’ kimi zaman ’Kur’an muharreftir’ iddiasıyla çok daha sarih bir biçimde dillendirilen bu yaklaşıma göre Kur’an’ın metninde 400 ayet eksiktir. Alevilik içinde bu yaklaşımı dile getirenlere göre Osman, Muaviye ve yandaşları Kur’an’da yer alan Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’la ilgili yüzlerce ayeti ıskat etmişlerdir. Öztürk, Gulatı Şia tarafından ortaya atılan ve erken dönem Şii İmami tefsir ve hadis edebiyatında yaygın olan bu iddianın Aleviler arasında yaygın kabul gördüğü tespitini yapıyor. Bu tespitini dedeler ve ocaklarla ilgili bir araştırmanın bulgularına dayandırıyor. Söz konusu araştırmaya göre günümüzdeki Alevi dedelerinin çoğunluğu Kur’an metninde bazı ayetlerin eksik olduğu kanaatinde. Öztürk’ün konuyla alakalı tespitleri bir grup Alevi dedesi ile Nazmi Nizami Sakallıoğlu tarafından hazırlanıp yayımlanan Kur’an-ı Hakim ve Öz Türkçe Meali ismiyle yayımlanan eserin ’Kur’an ve İnsan’ başlıklı sunuş yazısından yapılan alıntılarla daha da önemli hale geliyor.
Yazarlar, mealin sunuş kısmında şu anda inananlarca okunan Kuran metninin tahrif edildiğini ve birbirini tamamlayan ayetlerin bölünmeye uğratıldığını iddia etmektedir. Onlara göre Emevi düzeni Kur’an’daki pek çok ayeti çıkarmış ve bunu topluma zorla kabul ettirmiştir. Bilhassa Emevi saltanatının kılıçla pekiştirildiği Mervan zamanında tahrifat son noktasına getirilmiş, Kur’an’la birlikte müminlere emanet edilen Ehl-i Beyt ilmine itibar edilmemiştir.
Alevilerin ’Alternatif Kur’an’ı’ diye takdim edilen bu Kur’an meali özellikle bazı ayetlere konulan kısa açıklamalarla dikkat çekmektedir. Öztürk, Kur’an metnini anlama gayretiyle ortaya konulan yorumlarda, Allah’ın yergisine muhatap olanların Süfyâniler/Sünniler olduğunun sürekli bir biçimde tekrar edilmesinin manidar olduğunu ifade ediyor. Meal üzerine düşüncelerini aktardıktan sonra, Sünni bazı araştırmacıların Alevilik ve Kur’an konulu yazılarında klasik Alevi- Bektaşi edebiyatında yer alan birtakım kayıtlarla büyük ölçüde Şii-İmami-Caferi geleneğe dayanan Alevi yorumlara dayanmalarını eksik ve abartılı buluyor. Zira On Dört Masum ve Aşure gibi dergilerin sunduğu yorum dünyasına dayanarak ’Alevi-Bektaşi geleneğiyle Kur’an bütünleşmiş, Hakk’ın sedası geleneğe ilahi bir soluk ve nefes vermiştir’ demek ve tüm Alevi yorumlar hakkında ibra edici bir dil kullanmak kesinlikle dezenformatif ve manipülatiftir. Denilebilir ki, bu tarz yorumlar ciddi bir polemik konusu olan Alevi açılımına Sünni İlahiyat desteği vermek için kaleme alınmış fakat gerçeği önemli ölçüde çarpıtmıştır.
BELİRSİZ VE AMORF KUR’AN TELAKKİSİ
Aleviliğin genel kalıpları içinde kutsal kitap olarak algılanan Kur’an’ın bu gelenek içindeki yeri belirsiz ve amorftur. Sözgelimi Cem ayinlerinin olmazsa olmaz bir unsuru olan Kur’an, tilavet edilen Kur’an’dan çok mızrapla çalınan bir Kur’an’dır. Diğer bir deyişle cemlerdeki Kur’an bildiğimiz saz yahut bağlamadır. Bağlama eşliğinde şevkle terennüm edilen deyiş ve nefeslerin kutsal kabul edilmesi, bu sözlerin ilham ürünü veya vahiyden mülhem addedilmesindendir. Alevilerde sazın ’telli Kur’an’ olarak algılanması da bu bağlamda ele alınması gereken önemli bir husustur: ’ Dolayısıyla her deyiş ve nefes sanki birer ayet ve suredir. Alevi gelenekteki yaygın kabule göre ermiş kişiler ve ozanlar Ehl-i Beyt ve silsile-i zehebin manevi himmet ve feyziyle keşf ve ilhama mazhar olur. İşbu mazhariyetle dile gelen şiirler, deyişler ve nefesler kimi zaman ayet diye isimlendirilir. Binaenaleyh, Allah’ın Kur’an metnindeki maksat ve muradı deyişler ve nefeslerle de pekâlâ gerçekleştirilebilir.’
Diğer taraftan Alevilerin, İslâm kültüründeki irfani akımların hemen hepsinde mevcut olan Kur’an’ın zahir ve batın olmak üzere iki anlam düzeyine sahip olduğuna dair yaklaşımı benimsediklerini de belirtmemiz icap eder. Onlar böylece hakikat ehlinin zahiri manayla meşgul olmaması gerektiğini vurgulayarak şeriatla özdeşleştirilen ibadetleri kapı dışarı ederler. Öztürk, Alevilere göre Kur’an’ın insanlara aktarmak istediği hakikati şöyle tasvir ediyor: ’ Hakiki- bâtıni öz zahiri manaya itibar cihetiyle kavranamaz; dolayısıyla hakikate şeriatle ulaşılmaz. Kemal mertebesi için şeriat- tarikat-marifet kapılarından geçip hakikat kapısına ulaşmak gerekir. Buraya vâsıl olunduğunda Kur’an’nı zahiri anlam ve yorumu kapı dışarı edilir. Yani hakikat gelince şeriat ötelenir. Aslına bakılırsa Alevilikte hakikat denen şey heteredoks tasavvufi motiflerle süslenmiş bir taşra/köylü bâtıniliğinden başka bir şey değildir.’
Bütün bunlar dikkate alındığında Mustafa Öztürk’ün yazısı, Kur’an’ı bağlayıcılık noktasında itibar etmeyen Alevilerin hakikate şeriatle ulaşılamayacağını düşünmeleri başta olmak üzere ibadet telakkileri üzerine derli toplu ve kısa bir özet olarak okunabilir. Adı Alevilikle başlayan yanıtı verilemeyecek soruların peşinden giden pek çok yazı dikkate alındığında yazının önemi kendiliğinden fark edilecektir. Yazının son kısımları oldukça güncel: ’Alevi gelenekteki ibadet algısına İslâm nokta-i nazarından meşruiyet atfetmek mümkün değildir. Dolayısıyla cem evine cami ile eşdeğer bir mabet statüsü vermek vebal atında kalmayı muciptir. Vallâhu a’lem.’
25 Aralık 2013 Çarşamba
dunyabulteni.net