Aleviliğin inanç esaslarındaki düştüğüm ikilemler hakkında
Emre01 yazdı:Öncelile yorumunuz için Teşekkürler donanma;
Fakat anlattığınız hikayeyle benimki arasında bir fark var. Hz.Ebubekir ve Allah'ın Resûlü Hz.Muhammedin arasında geçen bu olay ibret vericidir. Anlatılması ve aktarılması bir sakınca yaratmayacağı için Yaşayan bu iki Zâd da olayı [B]anlatabilirler [/B]. Kulaktan kulağa yayılarak gelmesi de gayet normaldir.
Fakat;
Bir suikast için yapılan gizli kapaklı bir konuşma iki kişi arasında geçiyorsa. Bunun topluma yayılmasını beklemek pek olası değildir.
Dediğiniz gibi Evliyaların Tasarruflarıyla öğrenmesi ve yayması mümkün olabilir. ve bunu kabul eden için (Pirlerin ve Mürşidlerin Kerametlerini kabul eden için) Tükürükle Yaranın iyilişteğini kabul etmekte gayet makul olabilir öyle değil mi? Fakat dediğim gibi delil içermiyor bunlar. Ben Bir Müslüman olarak Yaratılmışı sorgulama hakkını kendimde buluyorum. Fakat işte bazı noktlar var ki onlar için Somut kanıt göstermek mümkün olmaz. Bence Yorum farklılıkları da burdan doğuyor. İşte sizler bu noktada Alevi oluyorsunuz ve sizin Pirleriniz farklı şeyler aktarıyor. Bizler Sünni oluyoruz bizim Mürşid'lerimiz farklı şeyler anlatıyor. Hangisinin doğru olduğunu burda tartışamayız elbet. Çünkü bu muhterem zadlara yapılmış bir saygısızlık olur. Herkesin kendi doğrusuna çekilmesi gerektiği nokta da budur bence. Hepimiz aynı düşünüyor olsaydık yaratılmış olmamızın bir anlamı olur muydu?
Sevgili Hüseyin kardeşim senin söylediklerine gelince. Sa’d bin Ebi Vakkas ın Oğlu Ömer (Emevi-Ümeyyeoğulları Kumandanı Muaviye Taraftarı) ile Ömer bin Hattab(Hz.Ömer) Aynı kişiler değildir. Önce bunu herkes bilmesi ve karıştırmaması için bi yazayım. Bu Kişi(Ömer bin S'ad) Savaş sırasında ne kadar sağduyulu davranmaya çalışsada Yezidin maşası olmaktan kurtulamamıştır. Ben savunurken bu Ömerin haklarını savunmadım. O konuda ortada bir yanlışlık olduğu konusunda sizinle hemfikirim zaten.
İyi forumlar dilerim
Peygamberimiz Hz. Muhammed islam bayrağını çekip açtığı Hak kapısında Allah Muhamed Ali yolunu insanlara bildirirken o zamanlar sünnilik diye bir şey yoktu. Ne zaman ki peygamberimiz kayba girip, peşinden Ehlibeyti şehit edilince, Hz. Ali ve Ehlibeytine inanan o zaman ilk müslümanlığı abul eden Türkler Hz. Ali'nin ve Ehlibeytinin sevgisini içlerinde taşıyarak Hakkın yeryüzündeki vekilleri olan Muhammed Ali, Ehlibeyt ve Oniki İmamların insanlığa getirdiği güzellikleri bırakmayarak sahip çıkarak sürdürmeye ve de yaşamaya devam ettiler. İşte ondan dolayı kendilerine Alevi dendi...
Sünnilik ise Ehlibeyt, muaviye(ömer) ve yezit(ebubekir) tarafından şehit edilince sonradan çıkarılmış, Muhammed Ali ve Ehlibeytinin insanlığa öğrettiği ibadet ve inançları kendi nefsi çıkar ve hefeslerine alet etmek için hiç çekinmeden bütün şekli ve şemaliyle değiştirip insanlara zorla ve baskı ile, mal ve mülk dağıtarak kabul ettirdiler. O zamanlar buna karşı çıkıp Ehlibeyt yolunu savunanları ise asıp kesip sürgün etmek suretiyle susturup kendi yalanlarını tarih kitaplarına da geçirerek bugüne kadar taşımayı başardılar. Sünniliğin çıkış şekli budur...
Peki ömer osman ve ebubekir neden Peygamberin Ehlibeytini ortadan kaldırmak gereği duydu. Çünkü Ehlibeytin yüceliğinin farkına varamayıp onları kendileri gibi sıradan insanlar olarak görüp, onların Hak tarafından Ehlibeyte verilen tahta makama göz diktiler. Halk bizlerin de peşlerinde koşsun, bizlere de ilgi göstersin hevesiyle O mübarekleri hiç çekinmeden şehit edip sanki hiç böyle bir şey olmamış gibi kendi yalanlarını kapatacak bir düzeni kurmuşlardır. Peşinden de kendilerini halife ilan ederek emellerine kavuşmuşlardır. Tarihte bu yapılanların üstünü örtmek, insanları kendilerine inandırmak için de Hz. Ali dördüncü halifedir yalanını çıkarmışlardı. Oysa Hz. Ali halifelik çıkmadan önce bu insanlar tarafından şehit edilmişti. Yani hayatta değildi...
Onca peygamberle anlatılan hikayelere sanki peygamberin hep dizinin dibindeymişler gibi anlatılanlar, çok yüce insanlarmış gibi, keramet sahibi insanlarmış gibi bir sürü palavralar anlatılıp durulmuştur. Bugün artık peygamberin dilinden bile bir sürü yalan yanlış hadisler uydurulduğunu artık ilahiyatçılar bile kabul etmektedirler. İşte peygamber adına hadis uyduran insanların peygamberin getirdiği dini değiştirmesine de şaşırmamak lazım...
Onca peygamberin ağzından yazılan çizilen şeyler var. Dikkat edin kısa kısa şeyler. En uzun konuşması veda hutbesi diye insanlara yutturmaya çalıştıkları yalanlardır. Ne hikmetse peygamberin uzun uzadıya hiç bir sohbeti olmamış sanki. Oysa O Mübareklerde ilim irfan bir derya ummandı. Bıraksalar günlerce konuşurlardı. Ancak bunlara dair hiç bir tutanak yok. Sanki peygamberin dizinin dibinde oturmuşlar, kasetler dolusu konuşmalarını kaydetmişler gibi bir sürü peygamberin ağzından aktarılan konuşmaları var. Oysa bunların hepsi yalandır. Çünkü peygamber ve evliyalar fazla sır vermemeye çok dikkat ederler. Oysa bunlara bakınız. Peygamberin yatak odasındaki hareketlerine kadar her şeyi anlatılıyor. Bu bile ne derece yalanların ortada dolaştığının açık bir delilidir. Bunların yazıp çizdiklerinin çoğu yalan yanlıştır. Doğru olan bazı bilgiler ise peygamberimizin ağzından alınmış gibi aktarılmış, ama aslında gelmiş geçmiş Alevi Pirlerinin insanlığa aktardığı bilgilerdir. Fakat insanlara O evliyaları göstermemek için onların çoğu sözlerini peygamberimizin hadisi veya Kur-anda ayet diye yutturmuşlardır. Zaten bakıldığında peygamber tarafından yazılan Kur-an adına hiç bir şey yoktur. Neymiş efendim. Ezberlemişler de peygamberden sonra yazmışlar. Sanki Peygamber yazmayı bilmiyordu veya yazdıramıyordu. Külli yalan...
Kırk yaşından sonra kafirlikten sırf peygamberle başa çıkamayacağını anlayınca mecburiyetten müslümanlığa geçmiş bir insan olan ömeri dillerinde düşürmemek, onu keramet sahibiymiş gibi göstermek, insanları baskı ve işkencelerle susturup kendisine biat ettirmesini adaletli birisi olarak göstermek hep kendisine sahte kahramanlar yaratmayı ilke edinmiş sünni kesmin tarih boyunca en iyi yaptığı işlerden biridir. Oysa kırkından sonra müslüman olmuş bir insan keramet sahibi olabiliyorsa bugüne kadar doğuştan islamı kabul eden insanların bir sürü kerametler göstermesi lazım değil mi? Oysa bunların hepsi koca birer yalandır. Bu yüzden gelmiş onca evliyalar, bunların yalanlarını ortaya çıkarmasın diye tarihte hep asılmış, kesilmiş, işkenceler görmüş ve yerlerinden sürülmüşlerdir...
Bütün bunlar olmamış gibi işte biz Alevileri seviyoruz. Biz insan ayırmayız edebiyatlarına artık Alevi insanlarının karnı toktur. Onun için sünni insanlara bizlerin de inandıklarından dolayı saygısı vardır. Ancak sahte bir inanç olan sünnilik inancının içeriğindeki yalanlara saygı göstermemiz beklenemez. Sünnilik tamamen peygamberimizin getirmiş olduğu islam inancının tersine sonradan oluşturulmuş uyduruk bir islamdır. Gerçek orjinal islam değildir. Dolayısıyla saygı gösterilecek bir tarafı olamaz...
Zaten bugün kendine islam ülkesi diyen ülkelerin düştüğü rezaletlere bakarsak uyduruk islamın uygulandığı bütün ülkelerde insanlar her türlü rezilliği yaşadığı yetmiyormuş gibi başka milletler tarafından da aşağılanmaktan kendilerini kurtaramıyorlar...
Bütün bu islam ülkeleri içinde islamı ve müslümanlığı benimseyip de ileri çağdaş ülkelerle yarışabilmiş bir tek Türkiye Cumhuriyeti var. O da bunu kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'e borçlu. Neden? Çünkü Atatürk o uyduruk islam adet ve din kurallarının devlet işlerine karışmasına izin vermemesinden kaynaklanmaktadır. Yine dikkat çekilmesi gereken diğer bir nokta da Atatürk'ün de bir Alevi Piri olmasıdır. Bu bile Alevilik inancının orjinal islam olduğunun açık bir delilidir...
Tarihte Hz. Ali'yi dördüncü halife göstererek, ömer ismini muaviye diye ebubekir ismini yezit diye saklayarak kimse bir şeyleri saklayacağını zannetmesin. Çünkü her dönemde mutlaka Allah tarafından bir evliyası yeryüzünde insanlara gerçekleri gelip anlatmış, bundan sonra da anlatmaya devam edecektir. Bugün de Allah'ın bir elçisi olan Zöhre Ana gelmiş bu gerçekleri bizlere tüm çıplaklığıyla tüm gerçekliğiyle anlatmaktadır. Onun için yalancının mumu yatsıya kadar yanar demişler. Öyle Allah'ın elçisinin evlatlarını katletmekle kimse Allah'ın ilahi adaletinden kurtulacağını zannetmesin. Sonsuza kadar Ehlibeyti katledenler lanetlenmeye devam edileceklerdir...
Yapılan kötülükler bir fidana benzer. Birgün mutlaka yeşerip o kötülüğü yapanların karşısına dikilecektir. Bundan kaçış yoktur. İşte bugün başka devletlerce tutsak edilip aşağılanlar işte hep bu sonradan ortaya çıkmış sünnilik inancının meydana getirdiği yalanların cezasını çekiyorlar...
Tekrar söylüyorum. Bütün insanlara ve inançlarına saygım vardır. Fakat inançlarının içerisinde geçen yalan yanlışlara saygım yoktur olamaz da.Bu yüzden gerçekleri her zaman haykırmaktan vaz geçmeyeceğiz...