İŞTE ORAL ÇALIŞLAR'IN RADİKAL'DEKİ YAZISIALEVİLER, DEVLET VE LAİKLİK
‘ Alevi Çalıştayı’nı yurtdışında olduğum için yakından izleyemedim. Gelişmeleri internet üzerinden gazetelerde çıkan yazı ve haberlerden izledim. Bu buluşmayı en çok isteyen insanlardan birisi olarak, aldığım haberlerden önemli bir başlangıç yapıldığını düşünüyorum.
Devletin, dinlerle ve inançlarla ilişkisi her zaman sorunlu olmuştur. Konu Alevi lik olunca sorun daha da içinden çıkılmaz hal almıştır. Son buluşmaya kadar Alevi lik devlet açısından gayrimeşru bir inançtı. Üst düzey devlet yöneticilerinin Hacıbektaş şenliklerine son yıllarda katılıyor olması, Başbakan Erdoğan’ın Muharrem ayında iftar buluşmaları düzenlemesi
bu gerçeği ortadan kaldırmıyordu.
Alevi lik, egemen Sünni fıkıhına göre ‘sapkın inanç’ kategorisi içindeydi. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyük Alevi katliamları yaşandı. Alevi ler varlıklarını sürdürebilmek
amacıyla ormanların içlerine, sarp dağların ulaşılmaz bölgelerine kaçtılar, oralarda yaşamak zorunda kaldılar.
Cumhuriyet döneminde de durumun parlak olduğu söylenemez. Milli Mücadele’nin başlangıcında Mustafa Kemal, Anadolu’yu örgütlerken, Hacıbektaş Postnişi’nin desteğini almak amacıyla Hacıbektaş’a gitmişti. Postniş’in Cemalettin Çelebi, Milli Mücadele’yi aktif olarak desteklemişti.
Sağlanan desteğe rağmen Alevi lik devlet katında kabul görmedi. Cumhuriyet döneminde Alevi dergâhlarının kapatılması, bu kitleyi meşruiyet alanının dışına itti. Alevi ler baskılar altında varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.
Zaza Alevi lerin en yoğun olarak yaşadığı Dersim (Tunceli) yöresi ise Cumhuriyet döneminde sürgünlerin, toplu öldürmelerin hedefi oldu. On binlerce Alevi çoluk, çocuk yetim demeden topraklarından zorla kopartılıp kimliksizleştirilmeye çalışıldılar.
Eski Tunceli Barosu Başkanı avukat Hüseyin Aygün’ın bu uygulamaların belgelerini derleyen ‘Dersim 1938 ve Zorunlu İskân’ (Fotoğraflar, Dilekçeler, Mektuplar) kitabı (Dipnot Yayınları), bu yörede Cumhuriyet döneminde yaşananları gözler önüne seriyor.
***
Alevi Çalıştayı birçok açıdan ilk sayılacak özellikler taşıyor. Devlet resmen Alevi lerle buluştu. Alevi ler ilk kez oldukça geniş bir temsil özelliği içinde bir araya geldiler. Hükümet yetkililerine, birbirlerine görüşlerini aktarma olanağı buldular.
Bunlar önemli. Tabii ki bir toplantıda Alevi lerin sorunlarına, taleplerine çözüm üretmek mümkün değil. Kimsenin de böyle bir beklentisi olduğunu sanmıyorum.
Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik’in buluşmanın açılışında ve kapanışında yaptığı konuşmalar, Alevi örgütlerinin temsilcilerinin değerlendirmeleri, olumlu bir başlangıca işaret ediyor.
Alevi lerin değişik örgütlere sahip olması, bazı konulara farklı yaklaşmaları, onlar arasındaki çeşitliliği ve renkliliği gösteriyor. Bugüne kadar bu farklılıklar egemen Sünni çevreler tarafından bir zaaf olarak kabul edildi. ‘Ortak bir görüşleri yok ki, kimi muhatap alacağız’ türünden anlamsız yaklaşımlara neden oldu.
Tabii burada temel sorun, laik bir devlet olduğu söylenen Türkiye Cumhuriyeti devletinin din ve inançlarla ilişkisinde kuruluşundan bu yana var olan tartışmalı durum. Bu ülkede başbakanlığa bağlı bir Diyanet İşleri Başkanlığı var.
Bu başkanlık devletin dinle olan ilişkisini belirliyor. Devlet, Türkiye’de nasıl bir Müslümanlık olması gerektiğine yukarından bu kurum aracılığıyla karar veriyor. ‘Devlet Sünniliği’ adını verebileceğimiz bu anlayış, kendi memurları vasıtasıyla herkese tek tip bir inancı aşılamaya çalışıyor ve onun dışındaki düşünme, inanç ve örgütlenmeyi ise yasadışı kabul ediyor.
İşte bu çarpık sayılabilecek yapılaşma Alevi sorununda da çözümü zorlaştıracak en önemli engel sayılabilir. Çünkü devletin bir dini var, resmi bir Müslümanlık tanımı var. Sünni Hanefilik devletin kabul ettiği resmi bir inanç olarak kabul ediliyor.
Alevi lik bunun neresine oturacak? Diyanet İşleri Başkanlığı bir Sünni Hanefi kurumu olarak varlığını sürdürdükçe devletin din ve inançlara eşit mesafede olma iddiası ne kadar inandırıcı olacak?
***
Geçtiğimiz yıllarda devleti yönetenler kendi istedikleri gibi ‘uysal’ bir Alevi lik aradılar. Bu konuda devlete yakın duran Alevi örgütlenmesini tercih ettiler. Ancak bu tercih, geniş Alevi kitlesinin tercihleriyle uyuşmadığı için sonuç vermedi.
Alevi Çalıştayı’nda da görüldüğü gibi, Alevi lerin çoğunluğu kendi sivil alanlarında varlıklarını sürdürmek istiyorlar. Alevi liğin devletleştirilmesine karşı çıkıyorlar. Alevi dedelerinin devlet görevlisi olması fikri Alevi ler içinde bazı ayrılıklara da neden oldu.
Alevi lerin en yaygın örgütlenmesi sayılabilecek Alevi Bektaşi Federasyonu ve Hacıbektaş Postnişini Alevi dedelerinin devlet görevlisi olmasını istemediklerini açıkladılar. Bu konuda temel istek Cemevleri’nin statüsü. Cemevleri’nin de cami gibi ibadet yeri olarak kabul edilmesi isteği Alevi lerin ortak isteği sayılabilir.
Zorunlu din dersleri de temel itirazlardan birisi.
Bir Alevi yurttaş bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtığı davayı kazandı. Hâlâ hükümet bunun gereğini yerine getirmiyor.
Alevi köylerine cami yapıldığı iddiası da hâlâ varlığını sürdürüyor.
Devletin, Alevi lerin demokratik taleplerine kulak vermesi bunların hayata geçirilmesi konusunda adımlar atması, sorunun çözümünü kolaylaştırabilir.
Alevi sorunu, Türkiye’nin demokratikleşme projesinin önemli parçalarından birisi. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, AB üyeliği gibi. Başlangıç için iyi diyelim iyi olsun...