You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Adnan Menderes Niçin Asıldı?

Adnan Menderes Niçin Asıldı?

Posting Freak
Adnan Menderes Niçin Asıldı?
Alıntı:
YAKIN tarihimizin en vahşi ve üzücü hadiselerinden biri de merhum Adnan Menderes’in İmralı adasında, iki bakanı ile birlikte asılmasıdır. O’nun idam edilmesinin zahiri gerekçesi Anayasa’yı ihlâl etmekti. Gerçekte böyle miydi?

Şu anda elde yeterli delil yoktur ama onun asıl suçu şunlardı:

(1) Aslen Pembe olmakla birlikte, samimi olarak Müslümanlığa geçmek suçunu ve cinayetini işlemişti.

(2) Antalya’da ve İzmir’de “Türkiye Müslümandır ve Müslüman kalacaktır. İslâmiyetin bütün icapları yerine getirilecektir” demiş olmasıydı. Bu söz militan, fanatik, aşırı Pembeleri deli etmişti.Bir başbakan nasıl böyle konuşabilirdi? “İslâm’ın bütün icapları yerine getirilecektir” ne demekti? 1950-60 arasında yayınlanmış Pembe gazetelerini tarayınız. Menderes’e karşı ne korkunç ve dehşetli tepkiler gösterilmiş olduğunu görürsünüz.

(3) Menderes, sanırım 27 Mayıs ihtilalinden bir yıl önce Büyük Millet Meclisi çatısı altında Demokrat Parti Meclis grubunda milletvekillerine hitaben şöyle konuşmuştu: “Arkadaşlar, bu millet size vekâlet vermiştir. İsterseniz, Hilâfet’i bile geri getirebilirsiniz...” Bu söz bardağı taşırmış ve düşürülüp idam edilmesine yol açmıştır.

Bilindiği gibi Pembeler, zâhiren ve resmen Müslüman görünürler ama Türklerden ve gerçekMüslümanlardan nefret ederler.

OnlarMüslümanlara ve Türklere “Acı Soğan” derler.

Onlar, nâdir istisnâlar dışında Türkler ve Müslümanlarla kız alıp vermezler.

Pembelerin kendi aralarında birlik yoktur. Birkaç büyük kabileye ayrılmışlardır. Kimisi çok fanatiktir, kimisi nisbeten yumuşaktır.

Renk vermeyerek İslâmi faaliyetlerin, dini hizmetlerin içine girenleri vardır. Bektaşi, Mevlevi, Rufai şeyhi olan Pembeler vardır.

Benim bildiğim, onların içinden sadece bir kişi, rüyasında Resûlullah Efendimizi görmüş, gerçekten dönmüş ve tarikat kademelerinde yükselerek hakiki şeyh olmuştur. Allah O’na rahmet eylesin.

Yakın tarihimizde İslâm’a, Müslümanlara, tarihi devamlılığa, milli kimlik ve kültüre aykırı ne kadar hareket varsa Pembeler tarafından planlanmış ve uygulanmıştır.

Pembeler, Birinci Cihan Savaşı ve sonrası fâcialarda yetim kalmış Ermeni çocuklarını yetiştirmiş, kadrolaştırmış ve Müslümanlara karşı kullanmıştır.

Pembeler, Müslümanlığın karşısına yeni bir din gibi menfi kavmiyetçiliği çıkartmışlardır.

Her çeşit dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, dinde hafiflik, dini bozma ve Müslümanları şaşırtma hareketinin altında onlar vardır.

Yakın tarihimizdeki bütün insan hakları ihlâlleri onların eseridir.

Başbakanlık Devlet Arşivi’nde bulunan Sultan Abdülaziz zamanına ait iki belgede, Selânik’te Pembelerin gizli bir ŞÃ»ra Evi bulunduğu açıklanmaktadır. Disiplinsizlik yapanlar, kendi dinlerine göre günah ve suç işleyenler burada sorguya çekiliyor, cezalandırılıyor, hapsediliyor, hattâ idam ediliyormuş.

Pembeler, yakın tarihimizde olduğu gibi bugün de terör estirmekte, kasıp kavurmaktadır.

Kendilerini ilerici, çağdaş, medeni gösteriyorlar...

Alevi ve Bektaşi postuna bürünüyorlar. Gerçek Alevi ve Bektaşileri tenzih ederiz. Onlar Allah’a, Hazret-i Muhammed’e, Hazret-i Ali’ye, Ehli Beyt’e bağlıdırlar. Onlar Kur’ân’ı hak kitap olarak kabul ederler. Onların Pembelerin dini ile bir ilgisi yoktur.

Pembelerde bu ülke, bu halk, bu devlet üzerinde vesayet hakkına sahip oldukları inancı vardır.

Onlar, bu ülkeyi babalarından, atalarından kendilerine miras kalmış olarak görürler.

Onlar demokrasi demokrasi derler ama yakın tarihte ve şu anda yaptıkları şeyler, güttükleri siyaset demokrasiye taban tabana zıttır.

Onlar din, inanç, vicdan hürriyeti vardır derler ama bu hürriyeti kısıtlamak için ellerinden geleni yaparlar.

Onlar, “Müslüman olmak yasak değildir ama bizim istediğimiz kadarMüslüman olabilirsiniz.Daha ileriye giderseniz suç işlemiş olursunuz...” zihniyetine sahiptirler.

Onlar tarihi, kültürel, sosya l kopukluk taraftarıdır.

Onlar İngiltere’de, ABD’de, Kanada’da, Batı Avrupa ülkelerinde, Japonya’da, bütün medeni ülkelerde Müslümanlara tanınan ve verilen hakları ve hürriyetleri Türkiye Müslümanlarına çok görürler.

Onlar, gözlerimizin içine bakarak “Fransa’da başörtüsü yasaktır” yalanını savururlar. Pekâlâ bilirler ki, o ülkedeki bütün üniversitelerde, bütün özel okul ve kolejlerde, bütün katolik okullarında başörtüsü SERBESTTİR. Yasak sadece birkaç yıldan beri resmi liselerde uygulanmaktadır. O da, insan haklarına, eşitliğe, demokrasiye, medeniyete aykırıdır. Fransa’da Müslümanların özel İslâm Lisesi açma hakları vardır ve nitekim böyle bir okulu da açmışlardır, şu anda faaliyettedir.

Pembeler laiklik kavramını çarpıtmışlardır.

Pembeler Türkiye’yi çok sevdiklerini iddia ederler. Onların sevgisi nasıl bir sevgidir? Bir mandıra sahibi mandırasını ve ineklerini elbette sever.

Pembeler eşitlik ilkesinden bahs ederler, bütün vatandaşlar eşittir derler ama kendileri “Daha eşittir.”

Pembelerin birinci prensibi gizliliktir. En korktukları şey açığa çıkmaktır.

Pembeler halkı Türk-Kürt, Sünni-Alevi, Sağcı-Solcu, Dinci-Laik, Şucu-Bucu diye birbirine düşman ve karşı kamplara ayırıp, bunları birbirleriyle çarpıştırarak “Böl, parçala ve hükm et” düsturunu uygularlar.

Pembeler, vatandaşların bir kısmına “İç düşman... Tehdit ve Tehlike...” olarak bakarlar.

Pembeler bu ülkenin, bu halkın, bu devletin servetini, gelirlerini haksız şekilde iktisap eder ve paylaşırlar.

Pembeler kendi çocuklarını ülkenin ve dünyanın en büyük okullarında ve üniversitelerinde okutup yetiştirirler.

Pembeler demokrasi taraftarıdır. Ama nasıl bir demokrasi? Göreceli bir demokrasi... Kuzeye doğru hızla yol alan bir gemide, teknenin burnundan güneye doğru yürümek hürriyeti vardır!

Pembeler İslâm’ın (İ)sine bile karşıdır, düşmandır.

Dönmelerin, ileride gerektiği zaman başa geçirecekleri bir Halife adayları bile mevcuttur.

Onlar, Müslüman halka karşı son sözlerini söylemişlerdir:

“Seçimlerde yüzde doksan oy alsanız bile iktidar olamayacaksınız.”

Not:Alıntıdır
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Cezalı Üye
Adnan Menderes Niçin Asıldı?
Sayın anamın_askeri

Bu hiç bir şekilde doğru olmayan tarihi gerçekleri olmayan bir alıntıdır ve ve Liderimiz Adanna Menderes 1959 yılında değil 1954 yılında Milletvelirine hitaben Siz isterseniz Halifeti bile getirebiliriz demişti anlamı halk ne isterse onu yaparız ve alıntıda Irkçı sözler var Faşist sözlerini bana hatırlatı
Posting Freak
Adnan Menderes Niçin Asıldı?
Bir insanı asmak onu kahraman yapmak olur. Onun siyasi hatalarını açıklamak ve anlatmak gerekir. Demokrasi Türkiyede tam olarak işlemediği için onun hatalarını halen çeken biz ve bizim çocuklarımız bedel ödüyoruz ve dahada ödenecek. Menderesi asmakla bitmedi. Arkasından Erbakan, Özal ve şimdide Tayip aynı yolda yürüyor ve Menderesin yarım bıraktığı işleri tamamlamaya çalışıyor. Türkiye Cumhuriyetinin değişmesi teklif bile edilemez olan maddeleri yıkmanın tek yolu TC tamamen yıkıp. Yerine İran modeli bir ülke kurmak. İş TC yıkmaya gelince yandaşları arttı. Zamanında bu toprakları savaşarak elde edemeyenler masabaşlarında elde etmeye çalıştılar. Vatan sever gibi görünüp , vatanın içini boşaltıp Türkiye nin kalelerini bir bir zaptetmeye başladılar. Yandaşlarıda boş durmuyor. İç ve dış düşmanlar Türkiyeyi, bir kurdun elmayı içten içe yemesi gibi yiyip bitiriyor. Ekonomik olarak , Siyasi olarak , Yönetim olarak herşeyi çok iyi gidiyormuş gibi gösterip yok etmeye devam ediyorlar. Örneğin ; Bankaların yurtdışı finans kuruluşlarına satılması ve nerdeyse zorla cebine para koyarcasına herkeze kredi vermeleri şuan çığrından çıkmış gibi ilerliyor. Türkiyede hemen hemen herkezin bankalara borcu var. Kredi alırken imzalattığı sözleşmelere dikkat ederseniz, banka istediği zaman kredinin tamamını tahsil etme hakkı var. Bunun örneğini geçen yıllarda kuş gribi ile tavuk ve tavuk ürünleri üreten firmalarda yaşandı. Bankalar bir anda kredileri kapattı ve olan kredi borçlarını tahsile başladılar. Hemen hemen tümünü yok ettiler. Sonra ne oldu bir kahraman geldi yurt dışından tavuk ve tavuk ürünleri getirdi. Kimdi bu kahraman Tayibin elemanları.

Türkiye şuan buğdayı , tütünü , pamuğu , şeker pancarını kotalı üretiyor. Neden ?
Dışa bağımlı olmaya yani , borçlu kalmamız için bu verimli topraklarda üretim kısıtlanıyor.

Finans gücü dışarda,

Tarım dışarda,

Hayvancılık dışarda,

İşcilik dışarda,

Peki soruyorum, Türkiyede ne oluyor, bol bol alışveriş merkezleri ve eğlence yerleri açılıyor. Para harca borçlan. 10 yıl sonra herkezin bankaya kredi borcu iki katına çıkarılacak bir gecede herkezin evine , arabasına , iş yerine haciz yolu ile yurt dışı finansgücü olan bankalar tarafından el konulacak. İşte ozaman diyecek bizim yarım akıllı halkımız

Eyvah Eyvah...
[COLOR="Green"][SIZE="5"]
Atatürk dediler adıma benim
İkrarımı verdim Ali’dir Pirim
Mürşidim Zöhre Ana posta vekilim
Latince yazısını dilden dökerim

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Askerimi düzdüm Yunan’a karşı
Üseyin kafası mızrakta başı
Deniz kenarında Mehdi duacı

BİLDİREN ; PİR ZÖHRE ANA
[/COLOR]
Junior Member
Adnan Menderes Niçin Asıldı?
Adnan MENDERES'i ve onun dönemini, Türk milletine kazanımlarına bir bakalım, hafızaları tazeleyelim;

MENDERES DÖNEMİ
Bu yazımızda MENDERES DÖNEMİ'ni (1950-1960) ele alacak ve ATATÜRKÇÜLÜK'ten nasıl uzaklaşıldığını gözler önüne sereceğiz.
MENDERES'i iktidara getiren DEMOKRAT PARTİ'nin doğuş sebebinin, İSMET PAŞA'nın tepkisini çektiği köylüye yaranmak için çıkartmak istediği TOPRAK REFORMU kanunu olduğunu çok az kimse dile getirir... İSMET PAŞA'nın bütün beceriksizliklerine, diktatörce uygulamalarına, hatalarına göz yuman TOPRAK AĞASI MENDERES, 1945 yılında çıkan TOPRAK REFORMU kanunudan sonra Bayar, Koraltan ve Fuat Köprülü ile meşhur Dörtlü Takrir'i vererek menfaatine dokunulduğu için başkaldırmıştır. (1) Ama Takrir'de bu gerçek gizleniyor, ve ülkenin demokrasiye olan ihtiyacından dem vuruluyordu.
Halbuki bu kanunun önemli maddeleri hiç uygulanmadığı gibi, Medeni Kanun'un 635. Maddesi çarpıtılarak bir toprak yağmasına girişilmişti. Üstelik gördüğü tepki üzerine İSMET fırt diye dönmüş, toprak ağası Cavit Oral'ı Zıraat Vekili yapmış, 1950'de bu kişinin hazırladığı "tadilat" yasası ile Toprak Reformu kanunu tarihe karışmıştı!
MENDERES'in, HALKIN YARARINA olan bir kanuna karşı çıkmasına rağmen, büyük HALK DESTEĞİ görerek iktidara gelmesindeki sebep; İSMET'in HALKI BEZDİREN genel politikasıdır.
MENDERES'in köylüye inme siyaseti, aslında ATATÜRK'ün "köylü milletin efendisidir" düsturuna uygundu. Yol götürdü, traktör verdi. Ancak bunda PLANSIZ bir şekilde davrandı, aşırıya gitti. Neticede köyler kalkınıp geliyeceğine, şehirler köy haline geldi!..
CHP'nin 6 OK'u DP'nin programında da yer almıştı. Hele DEVLETÇİLİK ilkesi CHP'ninkinden bile daha ileridir...Öyleyse 1946-1960 döneminde bu iki parti arasındaki mücadele neydi?..
Mücadele, her iki parti mensuplarının da aslında kendi programları muvacehesinde eğitilmemeleri ve şahısların hırsı idi. İNÖNÜ ile BAYAR memleket işlerinin ele alındığı bir masada, 10 yılda iki defa bile karşı karşıya gelmemişlerdir!.
MENDERES döneminin en vahim tavrı, tekrar YABANCI HEGOMONYASI'nı pekiştirmesi, İNÖNÜ ile başlıyan MANDACILIK anlayışını resmileştirmesi olmuştur. İNÖNÜ (1946-64), MENDERES (1950-60), DEMİREL (1963-96), ÖZAL (1980-93) hep AMERİKAN yanlısıdırlar. ÇİLLER ise İNGİLTERE, FRANSA ve ALMANYA'nın menfaatlerini birleştirdiği AVRUPA BİRLİĞİ yanlısıdır... Ama tekrar edelim, bu tavrın bir GAYRI MİLLİ POLİTİKA haline gelmesi, TEAMÜL halini alması MENDERES'in suçudur!
MENDERES ilk nutkunda 1923-1950 arasındaki dönemi "müdahaleci bir kapitalizm" olarak vasıflandırır. Açıkça olmasa da ATATÜRK'e çatar. Zaten ne MENDERES, ne 1963-1991 arası DEMİREL, ne de ÖZAL'ın ATATÜRKÇÜLÜK gibi bir iddiaları olmamıştır.
MENDERES dönemiyle ilgili tesbitleri şunlardır:
Altın stoğu 130 tondan 19 tona inmiştir... Borçlanma, hayat pahalılığı, verimsizlik ve orman yağmasında CHP dönemi mumla aranır olmuştur... DP anlayışının başarısızlığı, bu problemlerin hala var olmasından bellidir.
1950 seçimlerinde DP 408, CHP 69, MP 1 milletvekili çıkarttı. Seçim sisteminden dolayı CHP oyların %41'ini almış, ancak MECLİS'te %14 temsil edilebilmişti.
Kemal Tahir'in tabiri ile "milletin aydını, okumuşu hep egemen olmuştur halk üzerinde, ta 1950'lere kadar...1950 yılı, halkın aydını sırtında taşımaktan kurtulduğu yeni bir sürecin başlangıcıdır!" Sözde inkilapçıların yerini "kalabalığın temsilcisi" olduğunu öne sürenler alır... Yani gelenlerin bir çoğu gidenlerden daha cahil, daha hazırlıksızdı.
MENDERES'in lise diploması bile yoktu. Ancak milletvekili seçildikten sonra dilekçe ile Hukuk fakültesine başvurmuş, kabul edilmiş, tahsilini böylece tamamlamıştı!.. Bu kültür ve yapıdaki bir insanın EKONOMİ, DIŞ SİYASET, DEVLET İDARESİ, ASKERLİK, STRATEJİ, TAKTİK gibi konuları bilmesi zaten düşünülemezdi. Kalkınmış dünya ülkelerini bırakın, gerikalmış ülkelerin pek çoğunda dahi bu kadar niteliksiz bir şahsın 15 yıl memleket gündeminde kalması, söz sahibi olması görülmemiştir.
MENDERES'in bu cahilliği çevresine topladığı adamlara, milletvekillerine de yansıdı. Yassıada'da yargılanan DP milletvekilleri arasında İLKOKUL diploması bile olmayanlar vardı!..
DP iktidarı MENDERES'in MECLİS'teki ilk nutku ile sadece CHP'ye değil, ATATÜRK siyasetine de karşı olduğunu, ondan hiç söz etmiyerek ortaya koydu. (2)
DP iktidarı, işbaşına gelir gelmez İSMET PAŞA'yı desteklediği endişesi ile 1950 yılında ORDU'da bir ayıklama yaptı. Bu onların ORDU ile ilk sürtüşmesidir. Hatta, ALLAH bilir ya, ORDU'nun NATO emrine verilmesinde komutanları ABD'ye denetletip endişeden kurtulmak arzusu da olabilir.
DP ayrıca DEVLETÇİLİK prensibine de karşı çıkıp DEVLET fabrikalarını yok pahasına yakınlarına satmaya kalkıştı. Şevket Süreyya bu gelişme üzerine "Ben Hissemi Satmam!" diye yazı yazdığını, ancak CHP'den hiç itiraz gelmediğini, havanın "ortalıktan silinmek, göze çarpmamak" olduğunu yazar... Yani kurt İSMET PAŞA kediye dönmüş, kendi döneminin icraatını bile savunamıyacak hale düşmüştü!
Halkevleri kapatıldı. Malları TÜRK OCAKLARI'na devredildi. Aslında Halkevleri Türkocakları'nın yerine 1931 yılında kurulmuş, ancak TÜRK OCAKLARI gibi insanımıza ülkü veren, hedef gösteren kuruluşlar olamamıştı. Daha ziyade kütüphane ve tiyatro, müzik gibi faaliyetlerde bulunurdu. Kapatıldığında 478 Halkevi ve 4332 Halkodası vardı.
Ondan sonra KORE SAVAŞI ve NATO geldi. Daha doğrusu, MENDERES iktidara gelir gelmez, KORE'ye asker göndererek DIŞ İLİŞKİLER'de radikal bir politika ortaya koydu. (3) MENDERES'in MECLİS'te yaptığı şu konuşmadaki ifadeleri dikkate değer:
-] "BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI'na girmek suretiyle MİLLETLER, kendi HÜKÜMRANLIK HAKLARI'ndan esaslı takyitler kabul ve kendi MİLLİ İRADE'leri HARİCİNDE bir makamın lüzum göstereceği faaliyetlere girişilmesine, prensip itibariyle muvafakat etmiş bulunmaktadırlar![/color]"
MENDERES bu sözleri ile BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, NATO ve AVRUPA TOPLULUĞU gibi kurumlara girmekle temel HÜKÜMRANLIK HAKLARIMIZ'dan vazgeçtiğimizi açıkça belirtmekte ve buna razı olduğunu söylemektedir!..Bizce bu zatın sılmasına esas sebep, işte bu anlayışın İLK TEMSİLCİSİ olmasıdır!.. Ondan sonra aynı tarz düşünenlerin de aynı akıbete uğraması gerekirdi!(4)
MENDERES hükümeti Temmuz 1951'de NATO'ya girmek için müracaatta bulundu.(5) Böylece kendini Rusya'nın önüne "NATO'nun güneydoğu kanadı" olarak atmış oldu. ABD bu başvuruyu sevinerek benimsedi, ama AVRUPA devletlerinin bizi "TÜRKİYE bir ASYA devletidir, ATLANTİK savunma hattının dışındadır" diye oyalamalarına ses çıkarmadı ki, koparacağı tavizler artsın!.. Halbuki TÜRKİYE'nin bir AVRUPA ÜLKESİ sayıldığı, 1878 BERLİN ANLAŞMASI'nda yer almıştı!..Nedense BATILILAR imza koydukları hususları sonradan unuturlar!
Nihayet bizi 21 Eylül 1951'de NATO'ya kabul ettiler. MENDERES bunu bir zafer olarak ilan etti. Tıpkı ÇİLLER'in Gümrük Birliği'ne girişimizi zil takarak kutlaması gibi!..
SOVYETLER BİRLİĞİ gerek NATO'ya girdiğimiz, gerekse ABD'ye üs verdiğimiz için Kasım 1951'de TÜRKİYE'ye nota vermiş, ve "doğacak sorumlulukların ve neticelerinin TÜRKİYE'ye ait olacağı" tehdidini savurmuştu!.. Yani İNÖNÜ'ten sonra MENDERES te durup dururken SOVYETLER'i TÜRKİYE'ye düşman etmekte büyük başarı göstermişti!..
MENDERES hükümeti Brüksel'de, hiç kimseye danışmadan, hiç kimse bizden böyle bir talepte bulunmadan DEVLET'in bütün silahlı kuvvetlerini NATO'da yabancı bir kumandanın emrine soktu.(6) Bunun ne mahzurlar doğuracağını, ancak 1963 KIBRIS müdahalemiz ve KÜBA krizi sırasında öğrendik...
Ancak akıllanmıyan politikacılarımız ve bilhassa Özal zibidisi, daha sonra ÇEKİÇ GÜÇ gibi bir yabancı işgal gücünü ülkemize davet etti, yine yabancıların böyle bir talebi olmamasına rağmen!.. Düşündükçe insanın çıldırası geliyor!
MENDERES, bir ara ATATÜRK'e özenip bir Balkan Paktı kurmaya kalktı. Ancak BALKAN ülkelerinin çoğu SOVYET kontrolünde idi. 28.3.1953'de SOYYET etkisi dışındaki Yugoslavya ve Yunanistan ile bir dostluk ve işbirliği anlaşması imzalandı. Ancak vizyonu olmayan MENDERES'in bu girişimi, KIBRIS meselesinin ortaya çıkması ile işe yaramadı. Üstelik Yugoslavya da SOVYETLER'e yanaşınca, anlaşma 1955'de silindi gitti.
20 Mart 1954'de TBMM'de kabul edilen ikili anlaşma "NATO Kuvvetler Statüsü Sözleşmesi" ile ABD'ye Türkiye'de üsler, askeri tesisler kurma, ve askeri personel bulundurma imkânı tanındı. Bu anlaşmanın haysiyet ve şeref kırıcı yönü Türk topraklarında suç işleyen Amerikan askeri personelinin yargılanmasında ABD'ye müdahale hakkı tanınması idi!.. Adli kapitülasyonlar geri dönmüştü!
Öte yandan 1950-1960 arası sömürge devletlerinin birer ikişer bağımsızlıklarına kavuştukları dönemdir... ATATÜRK bunu 1933 yılında görmüştü, ama MENDERES olayın içinde iken bile kördü. Zaten Çin, Hindistan daha önce kurtulmuştu. Viyetnam 1945'den 1954'e kadar Fransa'ya direnmiş, onları kaçmaya mecbur etmiş, ancak ABD'nin pençesine düşmüştü...Kısacası, başkaları SÖMÜRGE olmaktan kurtulurken, biz tekrar boyunduruğa giriyorduk!
En kötüsü ne idi, biliyor musunuz? Endonezya'nın Bandung kentinde 18-24 Nisan 1955'te toplanan, ve o dönem yeni bağımsızlığını kazanan Asya-Afrika devletlerini bir araya getiren konferansta, herkes TÜRKİYE'ye "dünyada emperyalizme karşı ilk savaş veren ve kazanan ülke" olarak bakıyor, ve yeni bağımsız olmuş ülkelerin liderliğini yapmasını bekliyordu!.. Bandung'daki konferansa 24 devlet EMPERYALİZM'e karşı yürüttükleri savaşta birbirlerini desteklemek amacıyla katılmışlardı.Ne var ki, uşak ruhlu Menderes'in gönderdiği TÜRKİYE'yi temsil eden Fatin R. ZORLU, BATI SÖMÜRGECİLİĞİ'nin avukatlığını üstlendi. Tarafsızlar'ın liderliğine oynayan Hindistan başbakanı NEHRU ile gereksiz tartışmalara girdi. Toplantıya katılan MAZLUM ÜLKELER'in temsilcileri, EMPERYALİZM'e ilk direnen ATATÜRK'ün TÜRKİYE'sini ZORLU'nun ezik-uşak şahsiyetinde hayretle seyrediyorlardı!.. ZORLU bu ülkelere "Amerika ve Avrupa'ya bağlı kalmalarını" tavsiye ederek büyük hayal kırıklığı yarattı! Türkiye o konferansta büyük prestij kaybetti ve hâlâ da bunu geri kazanamadı!
MENDERES bir de Bağdat Paktı hevesine kapıldı. Ancak o da ölü doğdu. (1955) Zira asıl teşebbüs, bölgeyi TÜRKİYE aracılığı ile kontrol etmek isteyen ABD'den geliyordu. O dönemde Arap ülkelerinin liderliğine oynayan Mısır, TÜRKİYE'nin bu teşebbüsünden rahatsız oldu.(7) Zaten TÜRKİYE ne İngiltere ile mücadele eden MISIR'a, ne de Fransa'ya direnen CEZAYİR'e destek olmamıştı. MENDERES'in BATI UŞAKLIĞI, özellikle Birleşmiş Milletler'deki Fransa'nın bile "evet" dediği TUNUS ve CEZAYİR oylamasında ÇEKİMSER kalmasıyla, gözler önüne serildi!..
1955'de IRAK'la imzalanan anlaşmaya, daha sonra İngiltere, İran, Pakistan katıldı. İngiltere'nin Pakt'a girmesi, bölge ülkelerinde tekrar Ortadoğu'ya el atması olarak yorumlandı ve TÜRKİYE'nin de buna zemin hazırladığı düşünüldü. MISIR, SURİYE gibi bazı Arap ülkeleri bunun üzerine SOVYETLER'e yakınlaştılar... Kısacası, MENDERES özel bir gayretle ARAP ve MÜSLÜMAN ülkeleri hem bölmeyi, hem de TÜRKİYE'YE DÜŞMAN etmeyi başardı!
1958'de Irak'ta ihtilal oldu. Irak Pakt'tan çekildi. ABD'nin gayrıresmi katılmasıyla pakt CENTO'ya dönüştü. ABD'nin bölgedeki faal kuruluşu haline geldi. "İkili anlaşmalar", askeri üsler, yabancılara yargı imtiyazları, o tarihten sonra hergün artarak TÜRKİYE'nin başına belâ oldu. Hâlâ da kaç tane, ne mahiyette olduğu bilinmeyen bu anlaşmalardan çoğu yürürlüktedir. 1960'dan bu yana gelmiş geçmiş hiç bir iktidar da bunları ne açıklıyabilmiş, ne de tümüyle ortadan kaldırabilmiştir. 1969'da bunların tek bir anlaşma altında toplanması dahi pek bir işe yaramamıştır.
Şevket Süreyya'ya göre gizli "İkili Anlaşmalar"ın ilki işte bu günlerde (5.3.1959'da), yani Menderes döneminin çöküş yılında imzalanmıştır. CENTO'nun üç üyesi İran, Türkiye ve Pakistan'ın ABD ile ikili anlaşmalar imzalaması öngörülmüştü.
Resmi "ikili anlaşmalar" böyle başlamış olabilir... Ama bizce İSMET PAŞA'nın MARSHALL Yardımı'na el açtığı 1947 yılından itibaren hem İNÖNÜ, hem de MENDERES tarafından ister sözlü ister yazılı olsun, pek çok taahhüde girilmiş olduğu, ABD'nin tavrından bellidir.
Bu "ikili anlaşmalar"ın temeli, EISENHOWER DOKTRİNİ'dir... Bu doktrine göre ABD Ortadoğu ülkelerine askeri ve mali yardım yapar. Üsler, tesisler kurar...Ancak bütün yardımlarda takdir hakkı ABD'ye aittir. Taahhütler ABD Kongresi'nin Başkan'a verdiği yetkilerden ibarettir. ABD tatbikatı sadece DİKTE eder. Diğer üye ülkeler sadece DİREKTİFLERE UYARLAR... O yüzdendir ki, "ikili" anlaşmalar, aslında TEK TARAF'tan dikte edilmiş ve DİĞER TARAF'ça imzalanarak itirazsız kabul edilmiş belgelerdir!..
Bu anlaşmalarda ABD'nin bir taahhüdü yoktur!... TAAHHÜT ve İTAAT BİZE ait, YETKİ ve TALEP hakkı ABD'YE aittir. Bu anlaşmaların 34 ile 100 arasında olduğu söylenir. Tam sayısını kimse bilmediği gibi, çoğu Dışişleri arşivlerinde bulunmaz! Üsler ve tesislere TÜRK komutanlar giremez! Oradaki nükleer silahları ve yürütülen faaliyetleri denetliyemez! TÜRKİYE'de görevli ABD personeli eğer herhangi bir suç işlerse, tıpkı KAPİTÜLASYON döneminde olduğu gibi, TÜRK makamlarınca tutuklanıp yargılanamaz! (8) Halbuki ABD'de görevli bir TÜRK elemanın böyle bir hakkı yoktur. Derhal deliğe tıkılır.
En önemlisi bu anlaşmalar, bir "tecavüz" durumunda TÜRKİYE'ye ABD müdahalesine imkan sağlıyordu!.. Neyin "tecavüz" sayılacağı ise, ABD'nin yorumuna kalmıştı.
Bu "anlaşmalar"dan çoğu zaman dönemin hükümetinin, MECLİS'in, muhalefetin haberi yoktu. Esas sorumlular asılan MENDERES ile, yine boynunu yağlı ipe uzatan Dışişleri Bakanı FATİN RÜŞTÜ ZORLU idi.
Bizim KOMUTAN, BAKAN, hatta BAŞBAKAN olarak imzaladığımız bu belgelerin çoğunda, YÜZBAŞI, hatta ÇAVUŞ, veya ELÇİLİK KÂTİBİ gibi çok düşük seviyeli ABD'lilerin imzası vardır!.. Yani "ikili anlaşmalar"da uğradığımız HAKARET, yenir yutulur hazmedilir cinsten değildir!
CENTO'da ise ABD, üye ülkeler ile ikili anlaşmalar imzalıyacaktı. Ancak Dışişleri Bakanı DULLES'in imzası, ABD Anayasası'na göre BAŞKAN'ın imzası ve KONGRE'nin taahhüdü anlamına gelmiyordu!... Yani bu "ikili" anlaşmalar da aslında TEK TARAFLI TAAHHÜTLER'den ibaretti!
ABD bu dümeni pek çok ülkeye karşı, hatta kendi topraklarında yaşayan Kızılderililer'e karşı kullanmıştır. Bir generalin Kızılderili kabileler ile "Başkan adına" imzaladığı bir anlaşmayı, diğer bir general göreve gelince "Bunda Başkan'ın imzası yok" diye kabul etmemiş ve ne olup bittiğini anlamayan zavallı Kızılderililer'e saldırmıştır! O yüzden "Beyaz adamın sözü havadaki duman gibi" Kızılderili deyişi meşhurdur!
Bu anlaşmalardan kısa bir süre sonra ABD üye olmadığı, davet edilmediği halde LÜBNAN'a asker çıkardı, Hükümetimize haber vermeden IRAK'a müdahale için ADANA'ya asker indirdi!

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.