You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Benövşeler Üstte Göz Yaşları
KİTABIN YAZARI
Mirvarid DİLBAZİ
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Bakı Neşriyat-BAKÜ
BASIM YILI
1996




1.KİTABIN KONUSU:
Yazar kitapta kendi hayatını ve Rusların Azerilere karşı yaptıkları katliamları anlatıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ
Mirvarid on bir yaşında sevimli, şımarık ve zengin bir ailenin kızıydı. Her gün komşu kızlarla birlikte köyün yakınındaki çeşmeye gider, orada doğayı sey-
retmeye doyamaz. Beş yaşında kız kardeşi daha dünyadan haberi olmayan küçücük bir çoçuktu. Babası,köyün ağası Muhammed Bey,çok zengin ve saygın kişilerdendi. Bir gün Mirvarid,komşu köyde oturan büyükbabasının yanına gitmişti. Başka bir köyün ağası tarafından köy ehline zarar verilmiş,malları ellerinden alınmıştı. Bunu duyan Muhammed Bey adamlarıyla birlikte çatışmaya gider ve orada hayatını kaybeder. Mirvarid evlerine dönerken etraftaki her kesin ağladığını görür. Evlerine vardığında annesinin kız kardeşine sarılarak merdivenlerde oturarak ağladığını görür. O an şuurunu kaybeder. Babası öldüğünde annesi henüz yirmi dokuz yaşındaydı. Annesi çok güzel olduğundan birçok kişiden evlenme teklifi aldıysa da hepsini reddederek hayatının sonuna kadar dul yaşamayı tercih etti. Daha sonra annesiyle birlikte komşu köyde oturan büyükbabasının yanına göç ederler. Kız kardeşini kuzeniyle evlendirirler. Bin dokuz yüz otuz yedinin yazında Moskova’nın emriyle büyük babası,büyük annesi Aral Gölü’nün batısına,dayısı Sibirya’ya, Kuzenleri Amasya’ya sürüldü. Sonradan buraya gelerek mezarlarını ziyaret sırasında ‘Aziz Gardaşım’ adlı şiirini burada yazmış. Artık Mirvarid’i köyde tutucak bir şey kalmamıştı. Böylece Bakü’ye okumaya gider. Okulu bitirdikten sonra, hocalarının yardımıyla iş bulur. Öğretmenliğe başladı,daha sonra makaleleri, şiir kitapları basılmaya başladı. Annesini de yanına getirerek ölümüne kadar onu yanından ayırmadı.

3.KİTABIN ANAFİKRİ

Öksüz çocukların hayatta ne kadar acı ve zorluklarla karşılaştığını zenginlerin de anlamasını sağlamak ve Rusların Azerilere karşı yaptığı katliamları genç nesle iletmektir.

4.KİTAPTAKİ OLAY VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bin dokuz yüz otuz altı-otuz yedi yıllarında Stalin’in temizleme politikasına kurban gitmiş kahramanlarımızın unutulmaması, özgürlüğümüzün ne kadar değerli olduğunun göstergesidir.
Babası Muhammed Bey , çok zengin, yardımsever ve kızlarını çok seven bir kişidir.
Annesi, kocasına çok sadık, güzel ve ahlaklı bir kadındır.
Kız kardeşi, kendi hayatında yaşayan, eğitimsiz bir kızdı.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap basit bir Azericeyle yazılmış olduğu için herkes tarafından kolayca anlaşılabilir. Hem öğretici, hem de eğitici bir kitaptır. Her yardımsever kişinin okumasını tavsiye ederim.

6. YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
Yazar Azerbaycan’ın Kazah kentinin Yukarı Salahlı köyünde doğmuş. Hala hayatta olan en yaşlı yazarımızdır. Şimdiye kadar birçok şiir kitabı basılmıştır. Özetini yazdığım kitap Türkiye’de de bulunuyor. Sovyetler Birliği zamanında verdiği eserleriyle milletimizin özgürlük duygularının kabarmasına katkıda bulunmuştur. Halen Bakü’de oturuyor. İki kızı var.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
BOĞAZİÇİ ŞINGIR MINGIR

KİTABIN YAZARI
Salah BİRSEL

YAYIN EVİ VE ADRESİ
Türk İş Bankası Yayınları
BASIM YILI
1981




1. KİTABIN KONUSU:
Eserde İstanbul’un 600 yıllık Türk hakimiyetindeki geçmişine ait 38
birbirinden bağımsız hikaye anlatılmaktadır. Hikayeler o dönem insanların yaşam tarzını anlatmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ:
Eserdeki 38 hikayeden seçtiğim üçünü anlatacağım.
UÇ BABA TORİK
Bu hikayede Galata Kulesinin geçmişteki durumu anlatılmaktadır.Kule Cenevizlilerden kalmıştır. Merdiven anlamına gelir. 1630 yıllarında İstanbul’da Uludağ’I görme modası vardır. İnsanlar bu amaçla yüksek yerlere çıkıp Adaların üzerinden Uludağ’ın silüetini görmek isterler. Yazar ayrıca kulenin etrafında birkaç yapıyı tasvir etmektedir.
İlk uçan Türk olan Hezarfen Ahmet Çelebi 1632’te kulenin üzerinden süzülerek tüm İstanbulluların ve padişahın gözünün önünde Boğazı geçerek Üsküdar’a iner. Yine o yıllarda Lagari Hasan Çelebi de ilk Türk füzecisi olur. Sarayburnu’ndan barut doldurduğu füzesiyle havalanır, havadayken füzeden ayrılarak bir tür paraşüt açarak denize inmeyi başarır. Padişaha “Size İsa Peygamber’den selam getirdim.”der.
Hikayede son olarak o dönem dünyaya gelen özürlü bir çocuk anlatılmaktadır. Çocuğun böyle olmasının sebebi ise babasının sarhoşken eşiyle ilişkiye girmesi olarak anlatılır.
TÜRK KIRMIZISI KAYIKLAR
Bu hikayede 19.yüzyılda İstabul’da moda olan kayıklar anlatılıyor. Bu dönemde Boğaz’da yalısı veya köşkü olanlar ulaşımlarını kayıklarla yaparlar. Bu kayıklar güzellik ve büyüklüklerine göre sahiplerinin konumunu göstermektedirler. Bu yönüyle günümüzün otomobillerine benzemektedirler.
En gösterişli kayık padişaha aittir. Bu kayık 18 kayıkçı tarafından çekilir. 150 kişiyi alabilmektedir. Üzerinde fenerler ve gümüş süslemeler bulunur. Padişahın oturması için üzerinde köşk(bir tür kamara) bulunmaktadır. Ayrıca maiyeti içinde oturma yereleri bulunur. Yine elçiler buna benzer ama çok daha küçük ve gösterişsiz kayıklar kullanmaktadırlar.
Bu yıllarda Osmanlı Devletinin Paris Elçisi, Napolyon’unkine benzer beyaz bir at arabası yaptırır. Arabaları karıştıran Parisliler kral geldiğini sanarak paniğe kapılmaktadırlar. Bunun üzerine ülkeler arası diplomatik yazışmalar yapılarak elçinin arabadan vazgeçmesi istenir. Ardından bu sorun çözülür.
İstanbullular cuma günleri bu kayıklara binerek mesire(piknik) yerlerine giderler, yanlarında getirdikleri balıkları kızartarak yerler. Bu eylem yıllarca tekrarlanarak bir gelenek haline gelir.
800 TENEKE KAVURMA
Bu hikayede 19. Yüzyılda insanların yiyecek alışkanlıkları ve verilen büyük ziyafetler anlatılıyor. Ayrıca sarayın yemek konusunda savurganlığı eleştiriliyor.
Saray mutfağının kendine özgü bir hiyerarşisi vardır. Sary için her gün 1700 tabla yemek çıkarılmaktadır. Yine sarayda yemek odası kavramı yoktur. Yemek herhangi bir odada yenebilmektedir. Sultan Abdülhamit ağır yemeği sevmektedir. Pilav hemen her öğünde yenir.
Devletin ileri gelenlerinin yemek listeleri verilmiştir. Bu listelerde en az 8 çeşit yemek olduğu görülmektedir. Hikaye ismin 93 Harbinde Ruslar İstanbul’a yaklaştığında saray mutfağının padişahın Bursa’ya planlanan kaçışı için hazırladığı yolluktan almaktadır.
Son olarak hikayede Abdülhamit’in ev kadınları için yayımladığı buyruk yer alıyor. Buyrukta padişah kadınlardan israfı önlemek amacıyla yediden fazla çeşit yemek yapmamalarını istiyor.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Türk tarihi bir bütündür ve bizim unuttuğumuz Osmanlı İstanbul’unun 600 yılı anımsamalıyız ve tarihimizden kopmamalıyız.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:


5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Özellikle tarihle ilgilenenlerin okuması gereken bir kitap. Bizim unuttuğumuz bir geçmişimiz olduğunu bize hatırlatıyor. Zengin bir kültür ve dile sahip olduğumuzu 16.yy’daki bir Türkçe-Fransızca sözlükte yer alan 46 çeşit armut adından anlayabiliriz.

[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
Bandırma da doğdu.İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. İş müfettişliği, kitaplık müdürlüğü gibi görevlerde bulundu.

Şiir kitaplarının yanısıra, değişik türlerde bir çok esere imza attı. Salah Birsel, ironi ve humor özellikleri taşıyan şiirleriyle modern şiirimizi temalar ve dil bakımından demokratlaştırmış, geliştirmiş şairler arasındadır.


ÖNEMLİ ESERLERİ:
Dünya İşleri (1947),Hacıvat'ın karısı (1955),Ases (1960), Kikirikname
(1961),Haydar Haydar (1972), Köçekceler (1981, Bütün Şiirleri (1986)

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
İNCİ

KİTABIN YAZARI
John STEINBECK

YAYIN EVİ VE ADRESİ
Remzi Kitap Evi
BASIM YILI
1984




1. KİTABIN KONUSU: Yoksul bir denizcinin bebeğini bir akrebin sokması ve ardından büyük bir inci bulmasıyla gelişen olaylar.
2. KİTABIN ÖZETİ:
İNCİ
Pedro;Salinas’ta, deniz kıyısında, saz evlerde yaşayan yoksul denizcilerden biridir. Evleneli çok olmamıştır. İlk çocukları maalesef tedavi edemedikleri bir hastalıktan dolayı ölür. Artık umutları ikinci çocukları olmuştur. Bir sabah bebeği bir akrep sokar. Pedro hızla davranır ve akrebi öldürür. O ve eşi bebeği alır ve şehirdeki doktora götürürler. Doktor zengin ve acımasız bir insandır ve paraları olmadığını bildiği için çifti başından savar.
Eve döndükten sonra Pedro, bambudan yapılmış kayığını alır ve inci avına çıkar. Kıyıdan açıldıktan sonra dalar ve dipten o güne kadar görülmüş en büyük incilerden birini çıkarır. Evine döner ve eşine gösterir. Bu inciyi satarak kazanacakları parayla bebeği tedavi ettireceklerini sonra onu okutup bu yaşamdan kurtulacaklarını planlarlar. O gün Pedro’nun kardeşi ve karısı da evlerine gelirler ve tavsiyelerde bulunurlar.
Büyük incinin haberi tüm şehre ulaşmıştır. Doktorun ise inciye sahip olup Salinas gibi bir taşra kentinden kurtulup Paris’e gitmeyi planlamaktadır. Ertesi gün doktor uşağıyla tedavi için Pedro’nun saz evine gelir. Bebek iki gündür iyi durumda olduğu için Pedro doktoru reddeder. Doktor ise çocuğa bir ilaç içirir ve çocuğun ateşlenebileceğini söyler. Dediği gibi bebek ateşlenir ve doktor o esnada yeniden gelir ve çocuğun ateşini geçirir. Doktorun asıl amacı Pedro’nun inciyi nereye sakladığını öğrenmektir. Gerçekten konuşurlarken Pedro’nun gözü inciyi gömdüğü yere kaçar ve doktor incinin yerini öğrenir. Gece uyurlarken birinin geldiğini hisseder ve boğuşurlar. Boğuşma esnasında Pedro adamı bıçakla öldürür. Hırsızlar ayrıca yangın çıkartmıştır ve bazı saz evler yanmıştır. Pedro ve eşi kaçamaya karar verirler ama kayıklarının da delindiğini görürler. Pedro’nun karısı ona devamlı bu incinin uğursuz olduğunu ve ondan kurtulmaları gerektiğini söylemektedir. Yürüyerek kaçmaya karar verirler.
Yürüyüş esnasında kayalık bir arazide mola verirler. Dinlenirlerken yoldan birilerinin geçtiğini farkederler. Sessizce dinlerler ve bunların peşlerine düşen kelle avcıları olduklarını anlarlar. Artık arazide daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Gece olunca bir kaya kovuğuna yerleşirler. Kelle avcıları ise elli metre ileride su başında yatmaktadır. Pedro adamları öldürmek için harekete geçer. Yaklaştığı esnada bebeğin ağladığını duyar. Avcılar da duymuştur ve bunu bir kurdun sesi sanmışlardır. Zarar vermesin diye sesin geldiği yöne nişan alırlar ve ateş ederler.
Ertesi sabah köylüler Pedro ve eşinin köye döndüklerini görürler. Yanlarında bebekleri yoktur. Pedro’nun karısının elinde kanlı bir şal durmaktadır. Köylüler bebeğin öldüğünü anlarlar. Pedro ve karısı deniz kıyısına giderler ve onlara devamlı uğursuzluk getirmiş olan bu inciyi denize,geldiği yere geri gönderirler.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yoksul ve cahil insanlar yaşamın kendileri için hazırladığı yaşam çizgisinin dışına çıkamazlar.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bebeğin akrep tarafından sokulması büyük talihsizliktir. Pedro’nun çevresindekilerin inciyi ele geçirmek her türlü yola başvurmaları insanların para için herşeyi yapabileceği gerçeğini yansıtır.
ŞAHISLAR:
Pedro : Dürüst,fakir,devamlı ezilmiş ama umutlarını hala kaybetmemiş biridir. Ailesini düşkündür ve onlar için kendisini tehlikeye atmaktan kaçınmaz.
Pedro’nun Eşi: Fedakar bir kadındır. Romanda kocası bir kez ona vurur. Ama bundan dolayı gücenmez. İncinin uğursuz olduğuna inamakta ve ondan kurtulmaları gerektiğine inanmaktadır.
Doktor : İnsanları küçümseyen, paraya düşkün ve para için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olan biridir.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitabı okumadan önce yazarı tanıyordum ve bazı eserlerini okumuştum. Yazar bilindik üslubu dışına çıkmayarak yoksul ve sıradan insanları konu ediniyor. Olay örgüsü ve insanların iç yüzünün para karşısında ortaya çıkması yaşamın üzücü gerçeklerindendir. Eserin okunmasının insana birçok şey kazandırdığı inancındayım.
[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
1902-1968) 1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck dünya edebiyatına ölümsüz yapıtlar kazandırmış bir yazardır. 1902'de California'da doğan, John Steinbeck, 1968'de New York'ta öldü. İnsan-doğa ve insan-insan ilişkilerini, özellikle de, çalışantüm kesimlerin yaşamlarını anlatmadaki başarısıyla ünlüdür.
ÖNEMLİ ESERLERİ:
ROMAN: Yukarı Mahalle(1935), Fareler ve İnsanlar(1937), Gazap Üzümleri (1939), Sardelye Sokağı(1945), Cennet Yolu(1952) …
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

ATEŞTEN GÖMLEK

KİTABIN YAZARI

Halide Edip ADIVAR

YAYINEVİ VE ADRESİ

Atlas Kitabevi Adnan Saygun Cad. 4/1-2 Sıhhiye

BASIM YILI

1995



[B] [/B]

[B] [/B]

[B] [/B]

[B]1.KİTABIN KONUSU [/B]


Roman, Kurtuluş Savaşı yıllarında geçmektedir ve o zamanın koşullarıyla birlikte bir gencin yaşadıklarını anlatmaktadır.

[B] [/B]

[B]2.KİTABIN ÖZETİ [/B]


Peyami, Dışişleri ile uğraşan bir gençtir. Bacaklarını küçükken kaybetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, jafasında olduğu düşünülen bir kurşunun ameliyatla çıkarılmasını beklemektedir.

Peyami’nin uzak bir akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir. Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe,uzun bir süre Peyami ve ailesi ile görüşmemiştir. Nitekim bir başkasıyla evlenir. Ayşe’nin kardeşi Cemal de subay olan akrabadır. Harbiye Nezareti’ndeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar. O sırada hepsi İstanbul’da bulunmaktadırlar. Peyami’nin annesi Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadınıdır.Ayrıca otorite sahibi bir kadındır.O günlerde gerici hareketlere karşı kadıları bir araya toplayarak onları aydınlatmaktaydı. Bir gün, İzmir’e yunanlıların çıktığı haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok masum insanla birlikte süngülemişlerdir. Ayşe, İstanbul’a Peyami’lere gelir.


İhsan’la Cemal, Sultan Ahmet Mitingi’nden sonra Anadolu’ya geçerler. Peyami ve Ayşe de bir süre Peyami’nin hastalığı nedeniyle istanbul’da kalıp daha sonra Anadoluya geçmişlerdir.İhsan ve Cemal burada bir çete kurmuşlardır. Başka bir devletin himayesine girmek isteyen köyleri yola getirirler.İhsan,Peyami’yi, dil bilgisinden yararlanmak üzere, tercüman olarak Milli Müdafaa’ya verir.Ayşe de hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, sessiz ve taş bir bir insan gibi, yorulmak bilmeden çalışır durur. Hepsi Ayşe’nin İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vermişlerdir.
Peyami büyük bir uğraştan sonra, kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir.İhsan bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır.İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepe’de göğsünden bir kurşunyiyerek bayıldığı an herşeyin bittiğine hükmetmiştir.
İhsan bir saldırı sırasında, bir makineli ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayatını kaybeder. Hemşire Ayşe de bu saldırıda hayatını kaybedenler arasındadır.
Peyami, Ayşe ile İhsan’ı Gökçepınar’da yanyana gömdürür.Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınar’da yatan Ayşe’ye anlatmaktır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter.Ameliyattan sonra Cebeci Hastahanesi’nin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek Asteğmen peyami Efendi’nin kağıtları incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire.Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.


[B]3.KİTABIN ANA FİKRİ [/B]


Kitapta, üzerinde yaşadığımız vatanımızın ne güçlüklerle bağımsızlığına kavuşturulduğu anlatılmaktadır.bu uğurda herne şartta olursa olsun canla başla mücadele etmemiz gerektiği fikrini çıkarabiliriz.

[B]4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ [/B]


Kitapta genel olarak üç şahıs rol oynamaktadır:
PEYAMİ :Bacakları olmayan bir genç olmasına rağmen azimli bir kişiliğe sahip.Dış işleri ile uğraşmış daha sonra da kurtuluş savaşı yıllarında Milli Müdafa kuvvetlerinde görev alarak anadoluda bir çok yere gitmiştir.
AYŞE :Peyami’nin akrabası.Aynı zamanda çok gururlu bir kadındır.Kurtuluş Savaşında hemşire olarak kayseriye gitmiştir.Bir düşman taarruzunda makinalı tüfek ateşiyle öldürülmüştür.
İHSAN:Binbaşı rütbesinde bir subaydır. Anadolu’da Mücadele hareketine katılmıştır.Ayşe’yi sevmektedir ama bunu Ayşe’ye söyleyemez. Bir muharebede şehit düşer


[B]5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER [/B]


Romanda Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanan olaylar degişik bir olay çerçevesinde,akıcı bir şekilde anlatılmaktadır.Yazar yaşanan acıları olduğu gibi anlatmak yerine kişiler üzerinden anlatarak kitabı daha da ilginç kılmıştır.

[B]6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ [/B]


İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı.

ESERLERİ:
Roman: Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963;
Öykü: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

BEYAZ GEMİ

KİTABIN YAZARI

CENGİZ AYTMATOV

YAYINEVİ VE ADRESİ

Ötüken Neşriyet A.Ş.

Klodfer caddesi 40/7 Divanyolu/İSTANBUL
BASIM YILI

1991



[B] [/B]

[B] [/B]

[B] [/B]

[B]1.KİTABIN KONUSU [/B]

Roman, San-Taş Vadisi’nde etrafındaki beş-altı insanla yaşamak zorunda olan, dedesinden başka seveni olmayan, gerçek hayatında mutsuz olan fakat hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini konu almakyadır.
[B] [/B]

[B]2.KİTABIN ÖZETİ [/B]

Çocuk San-Yaş Vadisi’nde dedesi, üvey ninesi, Orozkul, Bekey hala, Seydahmet, Gülcemal ve köpeği Beltek ile berabar yaşamaktadır. Vadide sadece üç ev vardır. İlk evde dedesi ve üvey ninesi ile çocuk;ikincide Mümin dedenin büyük kızı Bekey hala ile kocası korucubaşı Orozkul; üçüncüde ise tembel işçi Seydahmet ile karısı Gülcemal ve küçük kızları yaşamaktadırlar.Çocuk bu küçük dünyada mutlu olmaya çalışmaktadır. Hiç arkadaşı yoktur ve okula henüz başlamamıştır. En büyük zevkleri dedesinin kendisine dere kıyısında yaptığı gölette yüzmek; “Deve, Kurt, Eyer ve Tank” isimlerini verdiği kayalarıyla konuşmak; dedesinden masal dinlemek ve dağa çıkıp dedesinin dürbünüyle kasabaya, Isık Göl’e ve San-Taş Vadisi’ne daha yakından bakmaktır. Her akşam eline dürbününü alıp, dağ başına çıkar ve Isık Göl’de ancak beş-altı dakika görünüp kaybolan beyaz gemiye bakar.
Annesi ve babası onu çok küçük yaşlarda terketmişlerdir. Annesi şehirde kendine yeni bir yaşam kurmuştur. Çocuk babsının beyaz geminin kaptanı olduğuna, bir gün başı insan başı olan bir balık olup beyaz gemiye kadar yüzeceğine ve babasıyla konuşacağına inanmaktadır. Dedesi çok iyi kalpli, çalışkan,köse bir insandır. Çevresindekiler ona Kıvrak Mümin lakabını takmışlardır. Damadı Orozkul’un yanında çalışır ve onun emirlerini yerine getirir. Orozkul şişman, koca kafalı içki içmeyi çok seven, çabuk sinirlenen bir korucubaşıdır. Mümin’in kızı ve Orozkul’un karısı olan Bekey kısır bir kadındır. Orozkul bunu Bekey’in suçu olarak bilir ve her akşam içip onu döver. Orozkul arada bir arkadaşlarıyla içmeye gider ve sarhoş olunca yanındakilere birer tomruk sözü verir. Tomruğu kesip dağdan indirme, çayın karşısına geçirme ve kamyona yükleme zamanı gelince de verdiği söze pişman olur ama iş işten geçmiştir. Arada bir vadiye şehirden “Maşin Mağaza” denilen içi ıvır zıvır dolu bir araba gelir. Bir gün yine Maşin Mağaza geldiğinde dedesi çocuğa bir okul çantası alır. Ertesi yıl çocuk okula başlar. Çocuk dedesinden masal dinlemeye bayılır. Her akşam artık ezberlediği “Boynuzlu Maral Ana” masalını dinler . Dedesine göre hepsi Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan gelmektedirler. Çocuk da buna inanmaktadır. Masala göre maral ana San-Taş Vadisi’ni terketmiştir ama onları sürekli korumaktadır. Mümin çocuğu her gün atıyla okula göyürüp getirmektedir. Okul çok uzaktadır ama hiç geç kalmamıştır.
Çocuk bir gün yol kenarındaki kayalarıyla oynarken San-Taş yakınlarından kuru ot almaya gelen beş-altı kamyonluk bir konvoy görmüştür. Çocuk en öndeki kamyonun peşine takılıp koşmaya başlar. Çocuğu gören şoför durur ve çocukla biraz konuşur. Şoför genç ve yakışıklı biridir. Adı Kulubeg’dir. Çocuğa dedesini tanıdığını, kendisinin de Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan geldiğini söyler ve ayrılır.
Ertesi gün Mümin dede ile Orozkul yine dağdan bir ağaç indirirler. Bu sırada uzun zamandan beri ormanda görülmeyen maralları görürler fakat işleri olduğundan onlarla ilgilenemezler. Akşam olmuştur. Dede, Orozkul’a söyleyip çocuğu okuldan almaya gitmek ister fakat Orozkul ağacı indirmeleri gerektiğini söyleyip izin vermez. Tomruğu çaydan geçirirlerken tomruk çayda kayalara takılır. Çıkarmak için çok uğraşırlar ama çıkaramazlar. Dede vaktin çok ilerlediğini farkeder, daha fazla dayanamaz ve daha önce hiç yapmadığı bir şey yapıp Orozkul’dan izin almadan çocuğu almaya gider. Çocuk akşama kadar okulun kapısında dedesini beklemiş ve ağlamaktan gözleri şişmiştir. Dede yolda çocukla öğretmenine rastlar. Çocuğu öğretmeni eve getirmektedir. Dede öğretmenden özür dileyip çocuğu alır ve yola koyulurlar. Çocuk dedesine küsmüştür. Hiç konuşmamaktadır. Dede çocuğun gönlünü almak için Boynuzlu Maral Ana’yı gördüğünü söyler. Çocuk bu habere çok sevinir. Dedesine ormana gitmek için yalvarır fakat akşam olduğu için eve dönerler. Eve geldiklerinde Orozkul’u sabahki olaydan dolayı çok sinirlenmiş bulurlar. Orozkul o gün Bekey halayı yine dövmüştür. Çocuk evin bu durumuna çok üzülür ve yatmaya gider.
O gece müthiş bir dipi çıkar. Gece yarısı Kulubeg ve arkadaşları yolda kaldıkları için Mümin dedenin evine sığınırlar. Kulubeg ve arkadaşlarının gelmesiyle evdeki hava biraz yumuşar. Sabah kamyoncular evden ayrılırlar. Aynı gün Orozkul’un tomruk sözü verdiği arkadaşı tomruğu almak için gelir. Adı Koketay’dır. İri yapılı, esmer biridir. Tomruk ise hala önceki gün bıraktılları yerde çayın içinde beklemektedir. Tomruğu almak için Orozkul, Koketay ve Seydahmet yola koyulurlar. Dede de Orozkul’un kendini affedeceği düşüncesiyle peşlerine takılır. Orozkul kıyıda emirler yağdırırken Mümin dede, Seydahmet ve Koketay tomruğu çıkarmaya çalışmaktadırlar. O sırada çayın karşısında birkaç tane maral görürler ama işlerini bırakamayacaklarından marallarla ilgilenemezler. Biraz uğraştıktan sonra tomruğu çıkarıp kamyona yüklerler.
Çocuk o gün hastadır ve önceki gün akşamdan beri evde yatmaktadır. Akşam üzeri kahkaha sesleriyle uyanır ve bahçeye çıkar . Herkes neşe içindedir ve hepsi de sarhoştur. Dede ise et dolu bir kazanın yanına çökmüş sessizce kazanın altındaki ateşle oynamaktadır. Çocuk hemen dedesinin yanına gider. Ona seslenir fakat dede duymaz. Birkaç defa daha seslenir fakat dede hiç cevap vermez. Çocuk kötü birşeyler olduğu hissine kapılır. Az ilerde Bekey’i, Seydahmet’i,Gülcemal’i ve Koketay’ı görür. Hepsi de yiyip içmekte ve eğlenmektedirler. Çocuk önce neler olduğunu anlamaz. Avlunun dışında henüz kanı kurumamış geyik derisini, bağırsak eşeleyen Beltek’i ve elindeki baltayla Maral Ana’nın boynuzlarını kırmaya çalışan Orozkul’u görünce neler olduğunu tahmin eder. Çocuk bu korkunç manzara karşısında dayanamayıp içeri kaçar ve yorganın altına girip ağlamaya başlar. Bu arada Kulubeg’in gelip onu kurtaracağını ve Orozkul’a haddini bildireceğini hayal etmektedir. Az sonra sofra içeri kurulur. Çocuk hayalinden yine kahkahalarla uyanır. O sırada Seydahmet olanları anlatmaktadır. Çocuğun bir türlü anlam veremediği olaylar şöyle cereyan etmiştir: Tomruğu çıkardıktan sonra Seydahmet ile Mümin dede ormana çalışmaya giderler. Bu arada maralları yine görürler. Seydahmet onları vurmak ister, dede ise buna karşı çıkar. Seydahmet dedeyi dinlemeyip maralların peşine düşer. Dede de Seydahmet’in arkasından gider. Seydahmet maralları vuracaktır ama sarhoş olduğu için nişan alamaz ve tüfeği dedeye verip maralları vurması gerektiğini, vurmazlarsa kaçıracaklarını ve Orozkul’un dedeyi affetmeyeceğini söyleyip dedeyi kandırır. Dede ise maralları vurursa Orozkul’un onu affedeceğini ve herşeyin düzeleceğini düşünerek marallardan birini istemeye istemeye vurur.
Çocuk bunları duyunca çıldıracakmış gibi olur ve dışarı kaçar.Dedesini yerde toz toprak içinde yatarken bulur. Ona birkaç defa yine seslenir ama dede yine duymaz. Olanlara dede kendi de inanamamaktadır. Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar. Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiç bir zaman balık olmayacaktır.



[B]3.KİTABIN ANA FİKRİ [/B]

İnsanları güçsüz ya da hoşgörülü oldukları için ezmeye çalışmamalı ve küçük çıkarlar uğrunda doğaya zarar vermemeliyiz.


[B]4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ [/B]

MÜMİN DEDE : Çok iyi kalpli, yardımsever,çalışkan bir insandır. 60-70 yaşlarında köse bir ihtiyardır.Damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Vadideki üç evin birinde ikinci karısı ve torunu ile yaşamaktadır.
ÇOCUK : 5-6 yaşlarında, kısa boylu, kepçe kulaklı, çirkin bir çocuktur.Hiç arkadaşı yoktur. Hayalperest ve mutsuzdur. Doğayı çok sever.
OROZKUL : Şişman, koca kafalı, içki içmeyi çok seven, insanlardan ve doğadan nefret eden, sinirli,umursamaz biridir. Korucubaşıdır fakat ormana en çok o zarar vermektedir.
BEKEY : Orozkul’un karısı ve Mümin’in kızıdır.Kısırdır,sabırlı ve hoşgörülü bir kadındır.
SEYDAHMET : Uzun boylu, çirkin biridir.Tembeldir. Orozkul’un ve dedenin yanında çalışmaktadır. Bir karısı ve bir kızı vardır.
GÜLCEMAL : Seydahmet’in karısıdır. Günlerini genelde çocuğun ninesine ve Bekey’e yardım etmekle ve kızına bakmakla geçirir.
KULUBEG : Genç , yakışıklı ve güçlü bir şofördür.Mümin dede ve çocuk gibi boynuzlu maral ananın soyundan geldiğine inanmaktadır.
KOKETAY : Orozkul’un arkadaşıdır. İri yapılı ,esmer tenli bir adamdır.






[B]5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER [/B]

Kitabın başlığı ile içeriği arasında bence uyumsuzluk var.beyaz gemiden kitapta çok fazla bahsedilmemekle birlikte olayların beyaz gemi ile alakası yok denecek kadar az.Betimlemeler yetersiz ve akıcılık

[B]6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ [/B]

Dünyanın yaşayan büyük edebiyatçılarından Kırgız, Türk romancısı Cengiz Aytmatov , Kırgızistan'ın Talas bölgesinde, Şeker adlı köyde 12 Aralık 1928'de dünyaya gelmiştir. Babası Törekul Aytmatov ;Annesi, Tatar Türklerinden Nagim Gamzeyova hanımdır. Çocukluk yılları 2. Dünya harbine rastlayan ve 1945'te savaşın bitmesiyle yeniden eğitim hayatına dönen Aytmatov, 1950'de Kırgızistan Ziraat Enstitüsü'nü bitirmiş bir ziraatçıdır. Ancak edebiyata olan tutkusu onu ziraatçılıktan ziyade edebiyata çekmiş ve edebiyat eğitimi almak için Devlet Edebiyat Enstitüsü'ne devam etmiştir.
Eserlerini Rusça ve Kırgızca kaleme alan Cengiz Aytmatov, eserlerinde başta Ruslaştırma politikası olmak üzere, Kırgız Türkleri'nin tabii hayatlarını, yabancılaşmayı, modernizm karşısında tabiatın tahrib edilişine kadar pek çok meseleyi eserlerinde usta bir uslübla kaleme alma başarısını göstermiş nadir sanatkarlardan biridir. Dünya çapında ünlü bir edebiyatçı olarak adına iki defa jübile yapılan (1988'de 60.yıl , 1998'de 70.yıl) , hakkında konferanslar ve sergiler düzenlenen Aytmatov, halen yazarlığın yanında Kırgızistan 'ın Lüksemburg Büyükelçiliği görevini yürütmektedir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
SARAY VE ÖTESİ
KİTABIN YAZARI
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ
İNKILAP VE AKA YAYINLARI
BASIM YILI
1981


1.KİTABIN KONUSU
Osmanlı Devleti’nde II.Abdülhamit’in tahtan indirilmesiyle, istibtad yönetiminin yerini alan Meşrutiyet yönetiminin saray ve ötesinde nasıl karşılandığı anlatılmaktadır.

2.KİTABIN ÖZETİ
II.Abdülhamit’in tahtan indirilmesinden sonra yönetim de değişmiştir. Yeni Padişah 5. Sultan Mehmet Reşat’tır. Yönetimle beraber yönetici kadro da değişmiş ve Osmanlı Devletinde Meşrutiyet dönemi başlamıştır.
Reşat Efendi’nin beşinci Sultan Mehmet namıyla cülüsü üzerine saray mabeyn başkatipliğine atanan Uşaklıgil, sarayı Meşrutiyet yönetimine uygun bir biçimde düzenlemek amacındadır. Başkatip olmasından dolayı padişahla her zaman yüzyüzedir. Sarayda olup bitenleri, padişahın günlük faaliyetlerini, nelerden hoşlandığını, nelere tepki göstereceğini, kısaca davranış biçimini çok iyi bilmektedir. Sarayda olup biten herşeyle yakından ilgilendiği için , padişahtan önceki söz sahibidir. Yani başkatip durum incelemesi yaparak, konunun padişahı nasıl etkileyeceği veya söz konusu durum karşısında ne gibi bir sonucun çıkacağını değerlendilir.
Yazar, saraydaki bu görevi süresince saray içinde geçen ve entrika kokan olayları anlatmış ve meşrutiyetin saray ve çevresinde meydana getirdiği değişiklikleri kaleme almıştır. Fakat sadece bunları anlatırken çekici ve açık uslüpla zamanın ileri gelenlerinin portlelerini çizmiş, önemli olayların tahlillerini yapmıştır. Zamanın adeta psikolojik ortamını gözler önüne sermiştir. Ayrıca saray adetlerinin eskimeyen yanlarını anlatmış ve dört yıllık zaman kesimini bir tarihçi gibi değerlendirmiştir.

3.KİTABIN ANAFİKRİ
Bir devletin yönetim usulünün değişmesiyle yönetilen kadronun ve bu yönetimden etkilenecek kişilerin yeni yönetim usullerine yabancılık çekeceğini dile getiliyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
II.Abdülhamit 93 Harbini bahane ederek meclisi kapatıyor. Harpten sonra meşrutiyeti tekrar ilan etmek isteyen İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tahtan indiriliyor.
Sultan Mehmet Reşat: II.Abdülhamit’ten sonra tahta geçiyor.
İbrahim Bey : Resmi sıfatı olmayan ziyaretçilere delalet vazifesiyle üçüncü mabeynciliğe tayin edildi.
Tevfik Paşa: Yeni padişah tahta geçince Londra sefaletine getirilmiştir.
Hüseyin Hilmi Paşa: Sadarete getirilmiştir. İttihat ve Terakki ile irtibat sahibidir.
Tevfik Bey: İkinci Mabeyncidir.


5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap ele aldığı dönemi tarihi bir süreç çercevesinde değerlendiriyor ve dönemin psikolojik ortamını gözler önüne seriyor. Kitabı okurken kendinizi o dönemde yaşıyor hissedeceksiniz.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Halid Ziya’nın ailesi, "Uşak’ta helvacılıkla uğraşırken, İzmir’e göçerek "Uşakizadeler" diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbul’a da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendi’ye verdi. Halid Ziya, Hacı Halil Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak 1866’da İstanbul’da doğdu. İstanbul’da ilk mektep, askeri rüşdiye... (1873-1878) Babasının işleri kötü gitmeye başlayınca Halid Ziya annesiyle birlikte İzmir’e dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesi’nde sürdürdü. (1878) Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmir’e gelişi ve yeni bir ticaretevi açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halid Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesi’nin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi.
Halid Ziya, babasının katibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbul’da hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. İzmir’e dönüşünde Rüşdiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankası’na girdi. İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nün başkatiplik teklifini kabul ederek İzmir’den ayrıldı (1893). Reji’deki çalışma günlerinde Servet-i Fünun’a da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halid Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Batı edebiyatı okuttu sonra Mabeyn Başkatibi oldu (1909).


ESERLERİ;
Romanları:[/BNemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu,Kırık Hayatlar
[B]Hikayeleri:
Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nâkıl (4 Cilt yerli ve yabancı öyküler), Bu Muydu?, Heyhat, Küçük Fıkralar (3 Cilt), Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi’r-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dair, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyesi.
Hatırıları: Kırk Yıl,Bir Acı Hikaye,Saray ve Ötesi.
Deneme:Sanata Dair


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın adı: ATEŞ GECESİ

Kitabın yazarı: Reşat Nuri Güntekin

Yayın evi ve ardesi: İnkilap Kitabevi,Ankara cad. 95.
İstanbul
Basım yılı: 1988
Kitabın konusu: Bu eser Milas’a sürgün edilmis bir subay çocuğunun karşılaşdığı olaylardan bahis ediyor.


Kitabın özeti:

Milas’ta ilk önce Kaymakam ve Selim bey ile tanıştım.
Kaymakam şen bir adamdır. Kısa boylu ve ferah bir sesi vardı.
Selim bey ise doktordu. Çok konuşmaz,soğuk ve mağrur görünüyordu. Akşam oluyordu kaymakam doktora seslenerek :
Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz? Eve gidecekmisiniz?
Doktor cevap vermedi.
Gitmeyin ya… Ne yapacak sınız boş evde.Akşam Sait ustada beraber yemek yeriz.
Aksam Sait ustanın lokantasına gittik. Kaymakama balık yasakdı fakat O, ise buna aldırmıyor ve ustadan balık istedi. Sofra açıldı . Kaymakam siir söylemesini çok severdi. Arada bir ayağa kalkar ve siir soylerdi . Bir de bana sorduğunda ne diyeceğmi şaşırıyordum. Bilmiyorum efendim dediğimde kaymakam suratını astı. İzin verseniz bu gece balıkla beraber bir iki kadehcik kaldıracaım. Selim bey gülümsedi:
Orası belli. Demek buraya içmeye geldiniz.
Sonra kaymakam bana donerek: Babanız varmı?
- Var efendim.
- İçki kullanıyormu?
- Kullanıyor defendim dedim.
Bir az ara geçdikden sonra akymakam yine ayağa kalkarak bildiklerinden yine bir kaç mısra söyledi.
Yemek bitdikden sonra kaymakam beni kalacagım yere götürdü. Yolda giderkek kaymakam bana sokakları anlatıyordu. Kalacagım yer bir ermeninin evi idi. Dul bir kadın. Dar sokaklardan geçerek kalacağım yere geldik. Ev sahibinin ismi Matmazel Varvar idi.
O, elliyi geçmis genc bir kadındı. Rum mahallesinden geçerek yavaş yavaş eve yaklaşdık. Evin önünde siyah elbiseli bir kadın oturuyordu. Bu Matmazel Varvar idi. Bizi görür görmez ayağa kalkdı.Kaymakam Matmazeli görür görmez:
- Bu ne güzellik böyle Varvar diye seslendi. Bak sana yeni kiracını getirdim.
Kaymakamla doktor bey’den ayrıldıkdan sonra eve girdik. Matmazel bana kalacağım odayı gösterdi.Odada yerleşdikden sonra üzerimi deyiştirmek istedim fakat değiştirecen elbisem yok idi. Bunun üzerine matmazel şağıya inip bana üzerimi değiştirecek bir bayan elbisesi getirdi. Ben elbisemi değiştirib aşagıya indim. Varvar bana bakıb gülümsediyerek. Güzel bir matmazel oldunuz.
Daha sonra koltuğa oturdum. Matmazel ince sesle:
- Siz daha çocuksunuz ne yapdınız da sizin başınıza bu iş geldi. Kaymakamın kaşla göz arsında Varvara birşeylr söylediği anlaşıyordu.
Ertesi gun uykudan yanınca matmazelin sualını ben de kendi kendime sordum. Evet bu yaşda okuldan alnarak sürgüne gönderilmemin sebebi ne idi.
Vücudum ve zihnim dinlenmişdi. Mühendislik okulunda okumamla bereber bir iki tane de zayıfım vardı. Bir kaç ay sonra da başlayacak olan sınavlardan da geçeceğimden şüphe yoktu.
O gün bir yazılı sınavımız da vardı.sorular çok kolaydı.bu yüzden kendiminkini bitirib arkadaki arakdaşıma da cevapları yazıb vermiştim.Arkadaşımın kağıdı dizlerinin üzerine koyub ara sıra bakması ve ağzı lie hecelemesi hem beni hem de kendini ele vermişdi.
Tabii ikimizin de notu sıfırdı. Üstelik ceza alacağımız da muhakdı. Akşama doğru beni müdğr adasna çağırdılar. Müdürün odasında iki komiser vardı.
Fakat buna bakmayarak müdrün çevresi tatlı ve sakindi. Nerdeyse yüzüme bakmadan.
Kemal bey yukarı çık harici elbiseni giy…. çantanızı da toplayın.
Demek mektebden otılıyorus.usmayıb bir şeyler söylemek lazımdı.
Müdür beyefendi nasıl olsa bir cahillik yapdım. Emin olun birinci defadır.
Müdür bana bakarak:
Ne birici defa?
Kopya işi efendim.
Sen kopya mı çekdin?
Çok fena sizden hiç beklemezdim.
Fakat bunun kopya ile alakası yok dedi. Bu beylerle bir yere gideceksiniz.
[BNereye? [/B]
Bu defa kekelemek sırası ondaydı:
Merak edilecek bir şey yok çocuğum… Bana emniyetiniz vardır tabii. Ertesi gün karanlık bir binanın önünde durduk. Polisler benim kayıtlarımı yaptırdıkdan sonra gitdiler . Bir kaç gün sonra babam geldi. Babamla orada konuşdukdan sonra beni buraya Milasa gonderdiler.
Milsdan bir daha kurtulmamak korkusunu bir türlü içimden atamıyordum.
Rum sokağında bir kaç kızla tanışdım. Maryanti, Eleniça,
Rina, Miyeris, Panelopiça. Bu kızlarla olurken kendimi bir büyük gibi gösteriyor diğer mahalle çocuklarından farklı görüyordum. Kızlar ben mahallede iken yanıma yaklaşır, bol bol sohbet ederdik.
Fakat bir gün kilisede bir şenlin düzenlenmişti. Kilisenin içinde gezerken kenarda oturan bir kıza gözlerim takıldı. Dışarı çıkdım. Rina da yanıma geldi. Arka tarafda kızlar ateş üzerinden atlıyorlardı onlara doğru yaklaştık. Az önce kilisede gördüğüm kız da oradaydı. Yavaşca ona yaklaşdım onunla sohbet etmek istedim fakat türkceden anlamadğı için söylediklerim cevapsız kaldı.
Ertesi gün Rinayla sokakda buluşduk. Fırsat bulub O, kız hakda bir az bilgi almak istedim. Rina bana o kızın türk olduğunu söyledi. Bir türk kızı neden benimle konuşmadı.
Aradan uzun zaman geçdi. Bir gün yine caddede gezerken evin önünde bir araba gördüm. Yavaş yavaş eve doğru yaklaşdım. Bu gelenler annem ve babamdı. Bu beni çok mutlu etmişdi. Annem rahatsızdı o yüzden fazla kalamayacaklarını söylediler. Annem hala bena çocuk gozüyle bakıyordu. Matmazelle oturub konuşuyorlardı.
Nihayet vakitler doldu ve günn bir sabahında annemle babam gitmek için hazırlanıyorlardı. Annem ve babam yola çıkdılar ve ben de onların arkalarıda atla geliyordum onları çeşme başına dek uğurlayacakdım. Fakat babam buna izin vermedi. Annem’gili uğurladıkdan sonra eve dogu atı koşturmaya başladım. Annem ve babamı uğurladıkdan sonra ve dondüm hastalığım yeniden başlamışdı.kaymakamla görüşdüm oda bana kendisinin de okuduğu bir romanı verdi. Bu romanı okumam kazada ayağımı kırdğm güne kadar sürdü. Daha sonra tedavim için Doktorgilin evinde tedaviye devam edecekdim. Bu arada dün gece evde baya gürültü vardı ve bu gürültü yüzünden uyuyamamıştım. Ertesi gün doktor bey yanıma geldi ve halimi sordu ben ise burdan kutulmak için halimin çok iyi olduğunu söyledim.Varvar kadın da bana baş çekmek için gelmişdi.
Kaymakamda geldi.Kaymakam Varvar’ı burada görünce:
Kız ben bu işden şüpelenmeye başladım diye varvarkadınla dalga geçiyordu.
Akşam doktorun kız kardeşi gelmidi baya bir gürültü vardı. Selim bey
Akşam çok kızmışdı.
Ertesi gün selim beyle büyük abal yanıma geldiler. Aselim beyin kız kardeşi Afife hanım da onlarla beraber geldi.
Doğrusunu söylemek gerekirse ben Afifeden hoşlanmaya başlamışdım. Doktor gilerde kalmam bitdikden sonra eve dondum. Varvar kapının önündeoturuyordu beni görcek aayğa kalkıb yanıma geldi. Bir az şikayetlendikden sonra ben odama çıkdım. Aradan bir kaç ay geçdikden sonra akşam yine eve dönerken varvar yine beni karşıladı ve afife hanımın onlara gitmediğim içın beni suçladığını soyledi. Bu benim için bir fırsatdı afifeyi göre bilecekdim yine sohbt edecekdik.
Uzun zaman geçdi ve en sonunda ben yine İstanbula dönesi oldum Afife’yi se hala aklımdan çıkaramıyordum.
İstanbul’da afife de bizimle idi.Annemle çok iyi anlaşıyorlardı. Hiç dir anne kızıyla böyle güzel anlaşamazdı. Bir gece annaemlerle bahçede oturuyorduk. Annem uykusu geldiğiiçin eve çıkdı. Afifeyle ben yalnız kalmışdık akşam uzun bir sohbet etdik.
Fakat zaman öyle getirdi ki bir gün Afifeyi tamamen göremeyecektim. Gitmezden bir gün önce bana onu yola salmak için
Vapurda onu uğurlamam için bana yalvardı fakat ben onu uğurlamağa gitmedim.
Söyledigim gibi Afife’yi son zamanlarda sık sık hatıtrlıyorum ve şimdi eriştiğim zirveden geriye bakdıgımda peri diye kabul etdigim gitdikçe asılları çignedigini görüyorum.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.