You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
BİR YAZIN TARİHİ

KİTABIN YAZARI
HALİD ZİYA UŞAKLIGİL

YAYIN EVİ VE ADRESİ
AKA KİTABEVİ

BASIM YILI
1974




1.KİTABIN KONUSU: Dört yıldan beri taşrada mühendislik yapan bir gencin yaz tatilini geçirmek üzere İstanbul’a akrabasının yanına gelmesiyle orada bulunan bir genç kıza aşık olması.


2.KİTABIN ÖZETİ[/U[U]]
Hasan , üniversiteden mezun olduktan sonra taşrada görev yapmaya gitmiştir . Dört yıl taşrada mühendis olarak çalıştıktan sonra , bu denli çalışmanın verdiği yorgunlukla İstanbul ‘daki uzun zamandır görmediği akrabasının evine gitmeye karar verir . Akrabasının evine gittiğinde karşılaştığı manzara ile bir anlamda şok olur. Evde beş tane genç kızla karşılaşır. Bunların ikisi akrabasının kızı diğerleride uzaktan akrabalarıdı. Onları en son üniversiteden sonra görmüştü. Sadece küçüklüklerini hatırlıyordu. Şimdiyse hepsi birer genç kız olmuştu. Bu genç kızların isimleri Nevin, Güzin,Aliye,Samiye,Meliha’dır. Bu kızların hepsininde huyları ve görünüşleri farklıdır. Hasan eve geldikten sonra hepsi ona karşı yabancılık duymadan odasını hazırlamasına yardımcı olurlar . Hasan ‘ın gözüne evde ilk takılan şey bütün kızların neşe içinde cıvıl cıvıl olmalarına rağmen Meliha’nın çok sessiz ve suratında sürekli bir ağlama ifadesinin bulunmasıydı.Meliha’nın suratı her zaman solgun ve mutsuzdu.Meliha kızların en büyüğü olmasına rağmen sanki onların en küçüğüymüş gibi duruyordu.

Hasan tatilini uzattıkça kızlarla muhabbeti iyice geliştirir ve kendini çok farklı hissetmeye başlar . Kendini aşık hisseder fakat hangisine olduğuna karar veremez. Hasan iyice kendini çok zor durumda hissetmeye başlamıştır, ne yapacağını tam olarak bilememektedir.

Bazen kızların gece eğlencelerene katılmaktadır. Bu gecelerde bazı kızlar çalmakta bazıları ise söylemektedir. Hasan’ın ilgisini ise Meliha’nın çaldığı ud çekmiştir. Gerçekten de Hasan ud müziğinden çok hoşlanıyordu.Meliha’nın da bu eğlencelere katılmasına çok sevinmiştir.Fakat Meliha hiç de mutlu görünmüyordu.Bu durum ise Hasan’ı çok üzüyordu. Hasan sürekli olarak Meliha ile konuşmaya çalışsada Meliha Hasan ‘dan sürekli kaçmaktadır.

Hasan sonunda bu kızlardan kime aşık olduğunu bulur. Bu kız Meliha’dır. Artık onu sürekli olarak göz hapsinde bulundurur . Fakat Meliha o sararmış , ağlamaklı suratı ile Hasan’dan sürekli olarak kaçar.

Bir gece kızlar Meliha ‘nın hasta olduğunu söylerler. Hasan koşarak Meliha’nın odasına çıkar. Meliha her zaman ki gibi solgun haliyle, yatakta yatmaktadır.Hasan bir an cesaretlenerek ona “seni seviyorum” der. Meliha bundan hoşnut olmasına rağmen onu mutlu edemem, hastayım düşüncesi ile evden bir an önce gitmesini rica eder. Hasan da bu ricayı kırmayarak ,kalbinde derin bir yara ile evi terk eder .

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Karşımıza çıkan her kişiyi sevgili olarak algılamamalıyız. Gerçek sevgiyi doğru kişide ve doğru zamanda bulmak için beklemeliyiz.

4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE SAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
.Hasan :Yirmi beş yaşlarında ,üniversite mezunu bir mühendistir. Duygulu, içine kapanık fakat gerektiğinde çok iyi ilişkiler kurabilen birisidir.

Güzin : Sarı saçlı , ela gözlü , sinirli ve huysuz bir kızdır.

[BNevin : [/B]Kumral ,ela gözlü ve hırçın birisidir.

Aliye : İnce uzun boylu , iyi huylu birisidir.

Samiye : Kısa , biraz şişman bir kızdır.

Meliha : Uzun boylu ,iyi huylu bir kızdır.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap güzel bir aşk hikayesi anlatmaktadır. Aşkı kitaplarda okumak isteyen herkese tavsiye ederim.

[B]6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]

1867’de İstanbul ‘da doğdu. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi’ne gitti. Tüccar olan babasının işleri bozulması üzerine ,1879’ da İzmir’e yerleştiler. Halid Ziya burada fransızca öğrendi . Fransızcadan çeviriler yaptı. 1884’te Nevruz dergisini ,1886’ da Hizmet dergisini çıkarttı . İlk romanlarını bu dergilerde yayımladı.

1896’da Edebiyat-I Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. Halid Ziya Edebiyat-ı Cedide ‘nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil üretmek için çaba göstermiştir. Osmanlıca da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça kelimeler bularak Türkçe ‘de olmayan kurallarla tamlama yaparak konuşulan dilden çok ayrı , süslü yapay bir dil oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda dilini yalınlaştırma gereği duymuştur. Uşaklıgil batılı manadaki Türk romanının öncüsü olmuştur.1945’te İstanbul’ da öldü.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

[B] YANLIŞ ADRES [/B]

KİTABIN YAZARI
[B] JANE HELLER [/B]

YAYIN EVİ VE ADRESİ
BİLGE KÜLTÜR SANAT
BASIM YILI
2000



1 . KİTABIN KONUSU :
Kendi halinde yaşayan bir anaokulu öğretmenin oturduğu binaya , onunla aynı ismi taşıyan , pahalı dergiler için ünlü kişilerle röportaj yapan çok güzel kadının taşınmasıyla gelişen olaylar .

2. KİTABIN ÖZETİ :
Nancy Stern ; kendi halinde bir yaşam süren bir anaokulu öğretmenidir . Yaşadığı apartmana kendisiyle aynı ismi taşıyan pahalı ddergiler için ünlü kişilerle röportaj yapan çok güzel ve bir çok erkek arkadaşı olan bekar bir kadındır.Binaya diğer Nancy ‘nin taşınmasıyla ana okulu öğretmeni Nancy ‘nin hayatı birden değişmeye başlar . Çünkü toplantı , partilerden sıkılan Nancy telefon rehberine ismini kaydettirmemiştir . Bu yüzden arayanlar öğretmen Nancy ‘nin adını ve adresini bulurlar . Öğretmen Nancy ‘e sürekli çiçekler , hediyeler mektuplar ve telefonlar gelir . Fakat sonradan kapıcı vasıtasıyla binaya kendi adında ünlü birinin taşındığını öğrenir .Hatta onunla evinde çay içerek mektuplarını değiştirir . Fakat bir gün gene ünlü Nancy arayan bir erkeğin sesinden hoşlanarak yanlış olduğunu bile bile onunla buluşur . Kendini ünlü Nancy gibi gösterir ve bu insana aşık olur . Aşık olduğu kişi kendini ünlü bir kuyumcuda çalışan müdür olarak tanıtır fakat çalınan mücevher bulmak için tutulan bir dedektiftir .
Öğretmen Nancy ‘e bir öğrencisi tarafından yılbaşında çok pahalı bir iğnelik hediye edilir Fakat bu iğnelik çocuğun babası tarafından bir kuyumcudan çalınmıştır . Çocuğu babası iğneliği geri alabilmek için Nancy ‘nin evine giderler ve paniğe kapılıp onu yanlışlıkla öldürürler .Öğretmen Nancy ‘nin sevgilisi durummun farkına varır ve bir plan yapar . Bir kutlama için verilen partiye Nancy’nin iğneliğini takarak sevgilisiyle beraber giderler. Öğrencinin babası da partidedir . İğneliği almak için kuytu bir yerde Nancy’e saldırdığı anda polisler tarafından yakalanır . Sonunda Nancy ve sevgilisi evlenerek mutlu bir hayata yelken açarlar.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Tanımadığımız kişilerle başkasını adıyla buluşmamalıyız . Kendimizi başkasının yerinde göstermemeliyiz.yoksa başımıza kötü şeyler gelebilir .

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Nancy Stern : Kendi halinde , üç dört yıl önce kocasından boşanmış , orta boylu monoton bir hayat süren bir kişidir .
Ünlü Nancy Stern : Uzun boylu , sarışın , çok hoş ve güzel bir bayandır . Bir çok erkekle ilişkisi vardır ve artık bu hızlı yaşamdan bıkmıştır .
Bill Fischer : Cesur , gözü pek , uzun boylu ve yakışıklı bir dedektiftir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Aşk ve gizemin bir araya geldiği çok sürükleyici bir romandır . Güzel bir aşk romanı okumak isteyen herkese tavsiyemdir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA Bİ LGİ :
JANE HELLER :
Uzun çalışmalardan sonra kendi kariyeri çerçevesinde başarılı bir romancı olan Jane Heller, komik ve enteresan romanları ile dünyada milyonlarca insanı eğlendirmektedir .
İlk romanı Cha Cha Cha adında 1994 yılında yayımlanmıştır . İkinci romanı The Club 1995 yılında People Magazin dergisi tarafından yılın kitabı seçilmiştir . Beşinci romanı ise görülen Kristal Gibi Temiz’dir .
Stephan King , Judy Blame gibi ünlü yazarlarla çalışmıştır . altı çocuktan biri olan Heller Newyork’ta doğmuştur . Şimdilerde ise 2003 te yayımlanması planlanan 10 . romanı üzerinde çalışmaktadır .

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

ESKİ HASTALIK

KİTABIN YAZARI
REŞAT NURİ GÜNTEKİN

YAYIN EVİ VE ADRESİ
İnkilap Kitabevi,Ankara Caddesi ,No:95 Sirkeci İSTANBUL
BASIM YILI
1984




1.KİTABIN KONUSU:
Farklı kültürler çerçevesinde yetişmiş iki insanın hayatlarını birleştirmeleri sonucunda meydana gelen mutsuz bir evlilik;aşk,tutku ve sadakat ve vefa kavramları çevresinde dönen olaylar kiabın konusunu oluştur.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Züleyha,küçük yaştan itibaren annesiyle birlikte İstanbul’da yaşayan bir kızdır. Batı kültürünün yaşam tarzında büyüyen ve eğitimini bu yabancı okularda tamamlayan Züleyha’nın babası Ali Osman Bey ,subay olup bu yıllarda Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulması için Milli Mücadeleye katılır. Züleyha’nın İstanbul’da geçirdiği yıllar aynı zamanda İstanbul’un düşman altında olduğu yıllar olduğu için batı kültürünün etkisi oldukça fazlaydı. Züleyha’nın dayısı Şevki Bey’in tanınmış kişilerden olması sebebiyle bu yaşantıdan uzak değildir.Milli Mücadelenin sona ermesiyle Ali Osman Bey,İstanbul’a geri döner. Fakat burada kalıcı değildir. Ailesininde kendisiyle Anadolu’ya gelmesini ister. Züleyha’da tahsilini yarıda bırakarak ailesiyle birlikte Anadolu’ya gider. İlk başlarda ortama alışamayan Züleyha daha sonra duruma ayak uydurur. Artık Züleyha babasıyla ilgilenir olur ve babasının kahramanlık hikayelerini dinler olur.Burada babasının emir subaylığını yapmış Yusuf’la tanışır. Fakat Yusuf, Züleyha’nın Ali Osman Bey’in kızı olması nedeniyle aynı ortamda bulunmaktan kaçınır. Bu zaman zarfında Züleyha’nın annesi vefat eder. Züleyha’yı babası ile Yusuf’un Annesi teselli eder. Daha sonra Yusuf ile Züleyha evlenir ve dünyaya bakış tarzlarının farklı olması nedeniyle araları açılır,mahkemeye başvururlar. İstanbul’a geri dönen Züleyha dayısının yanına gider. Ve ordan da korkarak İzmir’e taşınır. Züleyha geçidiği trafik kazası nedeniyle hastanede yatmaktadır. O arada Yusuf Züleyha’yı hastaneden alır ve Gölyüzü’ne döner. Yolculuk esnasında araları oldukça yumuşar. Eve vardıktan birkaç hafta sonra mahkeme kararı gelir ve artık resmen ayrılmışlardır. Yusuf’un tüm bunlara rağmen kendisini hastaneden alıp eve getirme nedenini Yusuf’un Ali Osman Bey’e olan saygısından olduğunu öğrenen Züleyha trenle İstanbul’ageri döner.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsan ilişkilerinde en önemli husus olan karşılıklı sevgi ve saygıyı geliştirmemiz için ,bunların yanı sıra aşk , sadakat gibi değerlerede önem vermeliyiz

4.KİTABTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitabtaki olaylar çok iyi kurgulanmakla beraber yapılan tasvirlerle daha da kuvvetlendirilmiş,gerçek dışı bir tasvire yer verilmemiştir.
ZÜLEYHA: Çevresindeki kişilerden ve olaylardan kolaylıkla etkilenebilen,insanlar üzerinde otorite kurmayı amaçlayan ,kibirli bir kızdır.
YUSUF: Gelenek ve göreneklerine oldukça bağlı, yüksek eğitim görmüş,Ali Osman Bey’e sonsuz saygısı olan bir insan.
ALİ OSMAN BEY: memleketini ve insanlarını seven,halkın sevdiği bir komutandır.Züleyha’nın yanlış düşüncelerinden vazgeçmesi için çalısır.

5.KİTAB HAKKINDAKİ SAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitab konusu ve olayları itibariyle oldukça sürükleyici,bilgilendirici ve düşündürücü bir kitabtır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin, 1889’da İstanbul’da doğdu. Edebiyat fakültesi’ni bitirdi. Liselerde öğretmenlik ,müdürlük ve Paris Kültür Ateşeliği yaptı. Romanları,hikayeleritiyatro eserlerinin yanı sıra çeşitli çevirilri vardır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

BOMBA

KİTABIN YAZARI
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ
BİLGİ YAYIN EVİ
BASIMYILI
1982


1) KİTABIN KONUSU:

Milli dil ve kültürüne yabancı yetişmiş bir çocuğun çevresinde gelişen olaylar sonucu kendi özüne dönmesidir.

2) KİTABIN ÖZETİ:

Kenan Bey Avrupa’da mühendislik eğitimi alır. Avrupa hayranı bir kişidir. Selanik’te bir İtalyan kızı olan Grazia ile evlenir. Primo ve Sekundo isimlerinde iki oğulları olur. Sekundo daha sonra ölür. Bu arada Primo İtalyan kültürüne göre yetiştirilir. Evde İtalyanca konuşulduğu için Primo Türkçeyi de öğrenemez. Ayrıca Selanik’te bir Fransız okuluna gittiği için de Türkçeden iyice uzaklaşmıştır. Bu olayda suç Türk düşmanı annesi ve yabancı hayranı babasındadır.

1911 yılında Trablusgarp Savaşı dolaysıyla Selanik’te meydana gelen sosyal çalkantılar Türklerin gösteri yürüyüşleri Kenan Beyi derinden sarsar ve onda ruhi bir buhran yaratır. Bu esnada aklına ben kimim sorusu gelir ve gafletten uyanır. Aynı olaylar esnasında milli duygularını kaybetmemiş bir çocuk olan Orhan’ın telkiniyle Primo da Türk olduğunu hisseder. Böylece baba ve oğul kendi milli camialarına dönerler. Bu arada Kenan Bey karısından ayrılır. Oğluyla beraber hayatlarına yeni bir istikamet çizerler.

3) KİTABIN ANA FİKRİ:

Türklük ,Türkçülük ve milli benlik fikirlerinin insan hayatına olumlu etkisidir.

4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Kenan Bey: Genç bir mühendistir. Tahsilini Paris’te yapmış,harbi sevmeyen bir kişiliktir. Hikâyenin başında batı hayranı ve Türk kültürü düşmanı olarak gösterilmiştir. Fakat son bölümlere doğru kendi benliğini bulmuştur.

Grazia: Güzel kendi kültürüne bağlı birisidir. Fakat Kenan Bey ve oğlu Primo Türk kültürüne geri dönünce yalnız kalır.

Primo: Türkçeyi ve Türk kültürünü öğrenemeden büyür. Fakat Orhan’ın etkisiyle kendi kültürüne sarılır.

Orhan: Kendi kültürünü unutmamış ve ona sıkıca sarılmış bir insandır. Primo’ya doğruları gösterir.





5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitap o günde popüler olan dilde sadeleşme çabalarını tam olarak yansıtan bir eserdir. Yazarın dili sade ve akıcıdır. Tasvirler yerinde ve okuyucuyu sıkmadan yapılıyor.

6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Ömer Seyfettin

Gönende, 11 Mart 1884'te doğdu.1896 yılında Kuleli Askeri İdadisine girdi. Harbiye Mektebine yazıldı. 1903'te Harbiye'yi bitirince merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu'nun İzmir Redif Tümeni’ne bağlı Kuşadası redif taburuna mülazım-ı sani rütbesiyle tayin oldu. İzmir’de yeni açılan jandarma okuluna öğretmen olarak nakledilmesi üzerine bu şehirdeki bilhassa Türkçü fikir hareketlerinin önde gelen
gençleri ile tanıştı.


1914'ten sonra çeşitli dergilerdeki fikri ve edebi faaliyeti yanında, Kabataş Lisesinde ve İstanbul Erkek Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. Bu arada Darülfünunca teşkil edilen Tedkikat-ı Lisaniye Encümeni'ne üye seçildi. Ömer Seyfettin, 1918 yılları sonlarından itibaren, mizahi Diken mecmuası ile Zaman ve Vakit gazetelerinde Ziya Gökalp dışındaki İttihad ve Terakki mensuplarına tenkit ve hicivler yöneltti. 6 Mart 1920'de, genç denilebilecek bir yaşta İstanbul'da öldü. Kadıköy'de Kuşdili'ndeki Mahmut Baba Mezarlığına gömüldü. Mezarı 1939'da Ayazağa semtindeki asri mezarlığa nakledildi.

Ömer Seyfettin edebiyata şiirle başladı. İlk şiiri henüz 16 yaşında iken, Mecmua-i Edebiye'de yayınlandı. Aynı dergide başka şiirleri de çıkan Ömer Seyfettin, bu şiirlerinde aruz veznini ve Sone şeklini kullanmıştır. Türk edebiyatında hikaye türünü yerleştiren Ömer Seyfettin'dir. Hikayelerinin konusunu kendi hayatından ve yaşanılan gerçek hayattan almıştır. And, Falaka, İlk Cinayet, Kaşağı da çocukluk hatıralarını; Primo Türk çocuğu: Nasıl doğdu?, Primo Türk çocuğu: Nasıl Öldü?, Bomba, Beyaz Lale, Fon Sadriştayn'ın Karısı, Fon Sadriştayn'ın Oğlu, Kızıl Elma Neresi?, Hürriyet Bayrakları, Bahar ve Kelebekler, Çanakkale'den Sonra Bir Çocuk: Aleko, Forsa, Müjde gibi hikayelerinde Osmanlı İmparatorluğu içindeki Türk unsurların milli şuurlarını uyandırmak istemiştir.


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

ANAHTAR

KİTABIN YAZARI
REFİK HALİT KARAY

YAYIN EVİ
İNKILAP YAYIN EVİ

BASIMYILI
1994


1) KİTABIN KONUSU:

Kenan’ın karısının çantasında tesadüfen bir anahtar bulmasından sonra gelişen olaylardır.

2) KİTABIN ÖZETİ:

Romanın kahramanı Kenan Bir gün evinin anahtarını kaybeder bunu karısı Perihan'a belli ettirmemek için karısının çantasından gizlice evin anahtarını alır. Bir eşini yaptırır. Fakat anahtarı deneyince anahtarı kapıyı açmaz. Önce çilingirin yanlışlık yaptığını düşünür fakat aldığı anahtarda kapıyı açmaz bunun üzerine karısının kendisini aldattığını düşünür. Daha sonra şüphelendiği insanların hakkında araştırmalara başlar. Bu kişiler şair Sait Fatin karısının ilk kocası Vecdi Sadi Aktaban Atıf, yazar Edip Server’dir. Bu kişilerin hepsini eski polis olan teyzesinin oğlu Rüstem’e izlettirir. İlk önce işe Vecdi ile başlar. Fakat onun evine gidip anahtarı deneyince anahtar kapıyı açmaz. Diğer kişilerde de başarısız olur. Tam ümitsizliğe kapıldığı sırada Rüstem Vecdi’nin başka bir evde oturduğunu söyler. Bu ev Perihan’ın en yakın arkadaşı Seniha’nın evinin üst katındadır. Kenan o evi izlemeye gittiği bir günde Melahat isminde bir kızla tanışır. Bu karısı aldatma yönünde attığı ilk adımdır.

Karısının Semiha’ya gittiği bir günü fırsat bilerek karısını izlemeye başlar. Daha sonra karısı Semiha’nın evine gider. Biraz bekledikten sonra Vecdi’nin evine gitmeye karar verir. Merdivenleri çıkarken fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Bu sırada Perihan bütün gerçekleri Rüstem’den öğrenir. Fakat kocasının cebinde anahtar bulduğu için o da kocasından şüphelenmeye başlar. Kenan iyileşinceye kadar bundan bahsetmez. Kenan iyileşince birbirlerine anahtarlar hakkında sorular sormaya başlarlar. Önce Kenan perihan’a anahtarın kime ait olduğunu sorar. Perihan soruyu cevaplamaz ve Kenan’ı eski evlerine götürür. Anahtarla kapıyı açar. Sonra bu evin tılsımına inandığı için anahtarı sakladığını söyler. O da Kenan’a aynı soruyu sorar. Kenan daha cevap vermeden Perihan anahtarın bu eve ait olup olmadığını sorar. Kenan da doğan bu yalan karşısında bir şey yapmaz. Olayı kabul edip anahtarı tılsımına inandığı için sakladığını söyler.

3) KİTABIN ANA FİKRİ :

Yanlış batılılaşmanın etkisi içinde olan bir toplumda karı kocanın bile birbirine güvenemeyecek duruma gelmesi sonucu toplumsal çözünme olacağıdır.

4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Kenan: İyi bir insan olmasına rağmen çağa uyum sağlama zorluğu çeken bir insandır. Toprak bank genel müdürüdür.


Perihan: Kocasına bağlıdır fakat o da batıyı yanlış anlama kurbanı olarak gösterilmiştir.

Olaylar genellikle yanlış batılılaşma sonucu çıkan toplumsal farklılıkları ve çözünmeleri anlatır biçimdedir.

5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitapta olay örgüsü ve geçişler çok iyi yapılmıştır. Yanlış batılılaşma ise her yönü ile işlenip olaylar arasında iyi bir şekilde okuyuculara anlatılmıştır. Tasvirlerde Refik Halit’in başarısı göze çarpmaktadır.

6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Refik Halit Karay
1888 yılında Beylerbeyinde doğan Refik Halit Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i Hukukta okudu meşrutiyet sırasında gazeteciliğe başladı. Siyasal görüşleri nedeniyle ülkeden ayrılmak zorunda kaldı Haleb’e yerleşti. Hatay’ın Türkiye ‘ye bağlanması konusunda yazıları ve çalışmaları olmuştur.

1965’te ölen yazar tekniği, dilinin güzelliği taşlamalarının inceliği ve kuvvetli tasvirleriyle modern Türk Edebiyatının temel taşlarından olmuştur.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi
KİTABIN YAZARI : Vural SAVAŞ
YAYIN EVİ : BİLGİ YAYINEVİ
BASIM YILI : 2000

1)KİTABIN KONUSU

Gelişen dünya düzeninde hızla kendine bir yer edinmeye çalışan Türkiye’nin, kuruluşundan günümüze geçirdiği sosyopsikolojik olayların etkisi altında varlığını koruyup geliştirme çabası yanında bunlara engel teşkil eden iç ve dış güçlere karşı sergilenecek tavırda demokrasinin ne anlam taşıdığı anlatılmaktadır.


2)KİTABIN ÖZETİ


Vural SAVAŞ,yani eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı görev yaptığı yıllarda pek çok dava ile ilgilenmiş, günümüz Türkiyesi’ni meşgul etmekte olan pek çok konuyu açıklığa kavuşturmuştur.Emekli olmasının ardından da görev süresince söylemek isteyipte kanunların izin vermediği pek çok anısını değişik belgelerle ortaya koymuştur.
Kitapta çarpıcı örneklerin yanısıra ülkenin bir çok kurumuna kadar sızmayı becermiş amaçları,laik ve demokratik anlayış yerine kendi arzuları olan sistemi yani kanun dedikleri çağdaş anlayışla hiç bir noktada bağdaştıramayacağımız ilkellik kokan şer’i anlayış sistemi çerçevesinde özlemledikleri günümüz Afganistan’ını getirmek isteyen grupları da anlatmaktadır.
İrticanın yanısıra ülkenin bağımsız bütünlüğünü de tehdit eden bölücü örgütlerden(DHKPC,PKK) de bahsetmektedir.Yine buna bağlı olarak pek çok Avrupa ülkesisnin insan hakları kisvesi altında gelişen Türk medeniyetine sekte vurmak amacıyla nasıl evlerimize kadar sızıp televizyon başında bizleri körelttikleri,okullarımıza, üniversitelerimize girip yardım adı altında fikir babalığı yaptığı, yine ülkenin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan halkın eğitimsizlik zaafını kullanarak kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda kullandıkları anlatılmaktadır.
Herşeyden daha mühim olanı Yüce Önder ATAÜRK’ün bizleri seksen yıl evvel uyarmasına rağmen kendi milli meclisimizde milletin kürsüsünde vatanı satanların nasılda halk tarafından sevilip sayıldığı ,milletin açlık ve sefalet çektiği bir ortamda nasıl da altlarında son model arabalar zevki sefa içinde keyif sürdükleri bir utanç tablosu olarak ortaya konulmuştur.


3)KİTABIN ANAFİKRİ

Demokrasi;demokrasinin uygulanış zorluğu ve Türkiye üzerine oynanan gizli oyunlar.


4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Kitap belge niteliğinde olduğu için belli olaylar ve şahıslar etrafında toplanılmamıştır.
Değişik yer ve zamanlarda yaşanmış hukuksal bir takım olaylar pek çok şahsın katılımı ve ön görüleri ile düzenlenmiş bir anlatımla karşımıza çıkmaktadır.


5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Yetişen yeni neslin daha temiz bir toplumla karşılaşması açısından günümüz Türkiyesi’nin ;yani uyuyan devin uyanması amacını güden idealist bir eserdir.

6)KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

Vural Savaş, 1 Ağustos 1938'de Antalya'da doğdu.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1969 yılında mezun olduktan sonra, Ankara Hakim Adayı olarak mesleğe başlayan Savaş, sırasıyla Aralık ve Gülnar Hakimliği ile Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinde bulundu.
7 Kasım 1987 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilen Vural Savaş, Birinci Ceza Dairesi Üyesi iken, Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nca 24 Aralık 1996'da yapılan seçimlerde en çok ikinci oyu alarak (93) Mater Kaban'ın (101 oy) ardından beş aday arasına girdi. Savaş, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 17 Ocak 1997'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na seçildi.
Savaş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görevi süresince "laiklikten ödün vermez tutumu" ile tanındı. Vural Savaş, 21 Mayıs 1997 tarihinde Refah Partisi’nin(RP) temelli kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. RP, 16 Ocak 1998 tarihinde kapatıldı. Savaş, 7 Mayıs 1999 tarihinde de Fazilet Partisi(FP) hakkında kapatma davası açtı.
Vural Savaş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki 4 yıllık görev süresini 21 Ocak 2001 tarihinde tamamladı..
Savaş, Yargıtay Genel Kurulu'nun 18 Aralık 2000 tarihindeki aday belirleme seçiminde 153 oy aldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, aynı gün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na, Yargıtay'daki seçimde 104 oy alarak ikinci aday olan 11. Ceza Dairesi Başkanı Sabih Kanadoğlu'nu seçti.
Savaş, 19 Aralık 2000 tarihinde, görev süresinin sona ermesinden sonra emekliye ayrıldı.
Evli ve üç çocuk babası Savaş'ın, "Türk Ceza Kanununun Yorumu", "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun Yorumu" ve "İrtica ve bölücülüğe karşı militan demokrasi" adlı yayınlanmış eserleri bulunuyor.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : BEYAZ KALE

KİTABIN YAZARI : Orhan PAMUK
YAYIN EVİ : İSTANBUL YAYINEVİ
BASIM YILI : 1986


1.KİTABIN KONUSU:

17. yy da Türk korsanlarca tutsak edilen bir Venediklinin İstanbul’a getirilişi ve başından geçen olaylar...

2.KİTABIN ÖZETİ:

Venedik’ten Napoli’ye doğru seyretmektedirler. Türk gemileri yollarını keser. Üstelik onlar topu topu üç gemiyken, Türk gemilerinin ardı arkası kesilmemektedir. Bu Venedik gemisindeki kürekçi esirlerde Türk olduklarından kaptan onları kırbaçlayamaz. Kaptanın bu korkusunun, Yazarın hayatını değiştireceğinden haberi yoktur.

Türk gemileri geldiklerinde diğer iki Venedik gemisi gemilerin arasından sıyrılıp kaçar. Yazarın olduğu gemi ise kaçamaz ve Türk gemilerinin arasında kalır. O öğrenmeye düşkün biridir. Kamarasına iner ve Floransa’dan aldığı kitaplara göz gezdirmeye başlar. Türkler artık gemidedir yukarıdan seslerini duymaktadır. Yukarıya çıktığında esir düşen adamların ne yapılacağına karar verilir. Bu adamlardan çoğu kürekçi olur. Yazarın aklına ise astronomiden anladığı ve doktor olduğunu söylemek gelir. Böylece daha iyi yerlere gidebilir. Türklere bunu söylediğinde pek yüz bulamaz. Daha sonra İstanbul’daki sarayın zindanında bulur kendini. Burada doktorluk yapmaya çalışır. İyileştirdiği hasta sayısı çoktur ve bundan para da kazanmaktadır. Hal böyle olunca birgün Paşa tarafından çağırılır. Paşa’ya ya astronomi, matematik, tıp ve mühendislikten anladığını söyler. Paşa’nın özel bir durumu vardır. Paşa’nın hastalığı bildiğimiz nefes darlığıdır. Paşa bazı karışımlar hazırlar fakat bunu önce kendi paşanın önünde içer, sonra paşa zehirli olmadığı kanatına vardığında kendi içer. Adamı geri zindanına gönderirler. Adam zindanda doktorluktan kazandığı parayla türkçe dersi aldığı ve türkçeyi hemen öğrendiği görülnce Paşa şaşırır.

Günler, aylar geçtikten sonra Paşa’nın iyileştiğini duyunca sevinir. Fakat Paşa tarafından çağırılmamaktan yakınır. Birgün Paşa kendisini çağırır odaya girdiğinde gözlerine inanamaz kendisine tıpatıp benzeyen sakallı bir adam vardır. Paşa buna Hoca diye hitap etmektedir. Paşa mevzuyu açar ve bir düğün tertipleyeceğini ve bu düğünde Hoca’yla birlikte düğün için fişek yapacaklarını söyler. Hoca’yla hergün çalışırlar plarnlar yapar ve denerler. Birgün Paşa kendilerini izlemeye gelir. İkiside çok heyecanlıdır. Gösteriye iyi başlarlar ve iyi bitirirler. Paşa bundan menun kalır ve düğünde iyi bir başarıyla sonlanır. Hoca’yla yazar arasında ilginç rekabet vardır. Hoca üniversite okumamıştır fakat bu işlerle ilgilenir, öğrenmeye çalışır. Paşa birgün yeniden yazarı çağırır ve ona dinini değiştirirse azat edileceğini söyler. Dinini gelip gitmelere zorlamalara karşın değiştirmez. En sonun da iki tane iri yarı adam onu sarayın bahçesine götürür. Kafasını bir kütüğe koyarlar ve ona dini değiştirip değiştirmeyeceğini, değiştirmesse öldüreleceğini söylerler. Adam karar vereceği sırada ağaçların arasından kendinin koşup geçtiğini görür, şaşırır...Adam ne olursa olsun dinini değiştirmemektedir. Onu idam edemezler ve paşanın yanına götürürler. Paşa’nın yanında Hoca da vardır. Paşa artık Hoca’nın yanında olacağını azat etme hakkını Hoca’ya verdiğini söyler. Artık Hoca’nın kölesidir. Hoca’nın evnine giderler. Hoca’nın evi küçük ve havasızdır buraya geldiğinde yazar kendini hiç iyi hissetmez. Fakat sonraları yavaş yavaş alışmaya başlar. Hoca’nın amacı kölesinin bilgilerinden yararlanmaktır. Hoca sürekli kendinin bir abi ve kölenin de bir kardeş gibi öğretilenlerini dinlemesini ister. Çok şey bilen Hoca olmalıdır hep...Aralarında böyle garip bir rekabet süresince çalışırlar. Ağırlıklı olarak batı bilimi ve astronomi konuşulur. Hoca Ay’la Dünya arasında bir gezegen olduğunda ısrarcıdır. Günleri sürekli evde kölenin yaptırdığı masanın üzerinde çalışmayla geçer. Aralarında bazen kölenin özgürlük hırsı yüzünden, bazende Hoca’nın laflarının doğruluğu yüzünden tartışmalar ve sürtüşmeler olur.

Astronomi alanında çalıştıklarında ve de bunları Paşa’ya anlattıklarında Paşa bunu hoş karşılar. Paşa birgün Hoca’yı Padişah’ın huzuruna çıkarmaya karar verir. Padişah daha çocuktur yaptıkları astronomi araştırmalarını bir çocuğun anlayacağı şekilde düzenler ve ezberler. Gidecekleri gün geldiğinde yaptıkları astronomik aletleri de sarayı beraberlerinde götürürler çocuk bunları gördüğünde sanki bir oyuncağı gibi merakla dokunmaya başlar. Çocuk Hoca’nın anlattıklarını dinledikten sonra çok sevdiği hayvanlarıyla özellikle aslanıyla ilgili soru sormaya başlar. Hoca’da sırf çocuğu etkilemek için cevaplar verir, aslında Hoca’nın hayvanlardan anladığı yoktur. Hoca’nın kafasında çocuğu etkileyip bundan ilim hakkında çalışma yapmak için gelir sağlamak vardır. Yazarla birlikte kafalarından değişik değişik hayvanlar türetip bunları Padişah’a anlatırlar. Çocuk bunlardan çok etkilenir.

Çocuk artık büyümüş ve blue çağına girmiştir. Hoca çoğu zaman kendi kendine odada çalışır. Ne olursa olsun hoca padişah’ı etkilemeyi başarmış ve kendi istediği yerden dirlik almıştır.

Hoca yavaş yavaş bu öğretme duygusundan soyutlaşır. Karşısına alıp bir konu anlattığı insanlar çok saf ve bilgisiz eski kafalı idir. Hoca kendi kendine birgün “Niye benim ben” diye sorar, işte burada yazara fırsat doğar ve Hoca’nın direncini kıracak sözler söyler. Hoca sinirlenip birşeyler yazmasını ister, o ise geçmişiyle ilgili şeyler yazmaya başlar. Günlerce birşeyler yazar Hoca okur okur ve bir sonuç alamaz. Geçen günlerde kendi günahlarını yazamaya başlarlar. Yazar, yazar fakat Hoca yazdığında Hoca hemen sinirlenip kağıdı yırtar. Günler böyle geçip gider bir süre...

Hoca birgün sübyan okulundan geldiğinde veba çıktığını söyler.Yazar inanamaz buna. Ertesi gün çıkıp araştırır günlerce araştırır...Şehirde veba vardır bu doğrudur. Hoca yazarın çok korktuğunu görünce sevinir. Hoca ölümün Allah’ın takdiri olduğunu söyler ve yazılmışsa olacağı varsa olur der. Yazar çok korkmaktadır. Hoca birgün sübyan okulundan geldiğinde yazara göbeğinde çıkan bir çıbanı gösterir. Yazar çok korkar Hoca’da tedirgindir bu çıbandan aslında fakat pek belli etmemeye çalışır. Yazara sorar bu veba mı diye yazar cevap veremez. Hoca çok korktuğunu görünce keyiflenir ve “Hadi dokunsana der” fakat dokunamaz çok korkar. Diğer günler kabus gibi geçer artık kaçmalıdır bu evden kurtulmalıdır. Birgün bu isteğini gerçekleştirir. Hemen deniz kıyısına gider birikmiş parasıyla bir sandal tutar ve Heybeliada’ya kaçar. Burada bir balıkçının yanında çalışır karnını doyurur ve yaşamaya başlar. Birgün bağda uzanmış yatarken birden Hoca’yı görür karşısında şok olur ama Hoca kızgın değildir. Yaptığının, hasta bir adamı yatağında bırakıp kaçmanın büyük suç olduğunu kendisinde veba değil ufak bir hastalık olduğunu söyler. Bunları konuşacak vakitleri yoktur Padişah onlardan şehirdeki vebayı durdurmalarını ister. Hemen çalışmaya başlamaları gerekemektedir. Hızla çalışmaya başlarlar gidip camilerdeki tabut sayılarını sayarlar istatislikleri çıkarırlar, bunun gibi birçok şey yaparlar. Birgün Padişah’a gidip insanları evlere sokmalarını gerektiğini çarşıyı bir süreliğine kapatmaları gerektiğini yoksa baş edemeyeceklerini söyler. Padişah buna olumlu bakar fakat yanındaki vezir ve yardımcıları bunu istemezler ama Padişah’ın dediği olur. Yeniçeriler herkesi evine sokar ilkleri daha sonra çok az kişiye izin kağıtları verip ticaretin az da olsa işlemesini sağlar. Gün geçtikçe ölü sayısı azalır veba hemen hemen bitmeye başlar. Hoca ve yazar artık Padişah’ın güvenini kazanmıştır. Hoca ödülünü alır ve Müneccimbaşılığa getirilmekle kalmaz Padişah’la yıllardır uğraştıkları yakın ilişkiyi kurar. Hoca artık her sabah saraya girip Padişah’ın rüyalarını yorumlar gelecek hakkında konuşurlar. Yazar ise sürekli evdedir. Padişah çok sık av seferleri yapar Hoca bu seferleri aptalca bulur. Seneler böyle geçer...

Birgün Padişah Hoca’dan hep söz ettiği şu düşmanları dize getirecek silahı yapmasını ister. Bu sırada Hoca saraya çok az gelip gitmeye başlar. Onun yerine saraya artık Yazar gider.Padişah’la zaman zaman sohbet edip Hoca’yla çok benzerliklerinin olduğu aslında Hoca’nın kendisi olduğu gibi garip ve kafa karıştırıcı laflar söyler. Dört sene böyle geçer, sarayda eğlencelere katıla katıla iyice şişmanlar. Hoca ise silahını yapmış Padişah’ın seferden dönmesini bekler. Hoca’nın silahı çok büyük canavar gibi birşeydir. Çalışması için beş, altı adam gerekir ama silahın içi cehennem sıcağı olduğundan bunlar özel kişiler olmalıdır. Hoca günlerini silah denemeleriyle geçirir kış gelmiştir Hoca bu adamlarla bağlantılarını koparmamıştır. Yaz geldiğinde Padişah seferden dönmüş ve yeni bir sefere hazırlanır silah için adamlar çağrılır çünkü Hoca silahında savaşta yer almasını bekler. Beklediği gibide olur silahı savaşa çağırılır ve sefer çıkılır.Seferde günlerde ilerlenir çoğu kişi bu büyük makinenin ordunun hızını kestiği düşüncesinde kapılır.Hoca hristiyan köylerinden birine geldiğinde yaşlı bir adamı tercüman eşliğinde günahlarını söylemeye zorlar. Yaşlı adam utanır baskıdan sonra söyler.Söyler ama Hoca bunun yalan olduğu kanısındadır. Hocayı tatmin etmez ileriki günler normal insanları kimi bulursa sorguya çeker. Bazılarına doğru söylemesi konusunda işkence yapar, daha sonra geceleride vicdan azabı duyar. Bu böyle günlerce sürüp gider ve artık seferin amacı olan Kale’yi alacakları yere doğru yaklaşırlar. Hava sürekli yağmurludur ve bu koca canavar çamura batar. Artık herkes bunun ordunun direncini kırdığı düşüncesindedir. Askerlerin bile inancını kırar bu makine. Sultan zaten öfkelidir çünkü Doppio Kalesi hala alınamamıştır. Sabah olduğunda Beyaz Kale görünmüştür esrarengiz bir güzelliği vardır. Artık Beyaz Kale önlerindedir. Silahı deneme vakti gelmiştir. Silaha adamlar yerleştirilir ve hedefe doğru yönelinir fakat silah çamura saplanır daha ateş etmedende koca tekerleri altında adamları ezilerek can verir. Yazar Padişah’a bakamaz bir ara bakar ve Padişah’ın kafaların yanından geçip gittiğini görür...O akşam Hoca’yı Padişah’ın çadırına çağırırılar uzun bir süre gelmez ve bu süreç içerisinde yazar Hoca’yı çoktan öldürdüklerini ve biraz sonra cellatların da kendisinin canını almak için geleceğini düşünür ama öyle olmaz. Saba karşı Hoca gelir ve yazar eski hayatı hakkında birşeyler anlatmaya başlar kırkardeşinin kekeme olduğu, elbiselerinin çok düğmeli olduğu evinin bir masasının üzerindeki sedef kakmalı tepside şeftaliler ve kirazlar durduğunu masanın arkasında hasırdan örülmüş bir sedir olduğunu, üzerinde pencerenin yeşil çerçevesiyle aynı renkte kuştüyü yastıklar olduğu arkasına bir serçenin konduğunu, kuyu, zeytin ve kiraz ağaçlarını, onların arkasındaki ceviz ağacında yüksekçe bir dalına uzun iplerle bağlanmış bir salıncak belli belirsiz rüzgarda hafif hafif kıpırdandığı gibi... Sonrasında yazar bu hikayelere kaldıkları yerden geç de olsa süreceğine inandığını ve Hoca’nında aynı şeyi düşündüğünü, kendi hikayesine sevinçle inandığını bilir. Elbiselerini telaşla kapılmadan ve konuşmadan değiştirirler. Yazar ona yüzüğünü ve yıllarca ondan saklamayı becerdiği madalyonunu verir. İçinde annesinin resmi ve nişanlısının kendi kendine beyazlaşan saçları vardır. Sonra çadırdan çıkıp gider sessizce, ağır ağır kaybolur.

Aradan yıllar geçmiştir.Yazar Müneccimbaşının boynu vurulmadan , hayvanlara düşkün Padişah tahttan indirilmeden çok önce Gebze’ye kaçmıştır. Yazar bundan şikayetçi değildir.Çok parası İtalya’daki gibi bir evi, karısı ve dört çocuğu vardır artık yetmiş yaşındadır.

Padişah’la iki kere görüşmesinde laf O’ndan açılır. Padişah aslında her şeyi biliyormuş.O takvimleri, kitapları bütün o kehanetleri O’nun yazdığını bilir ve bunuda ona silah bataklığa saplandığında söyler. Bu konuşmalardan yazarın kafası çok karışır. Her şeye rağmen yazar O’nu özler

Yazar bir gün evindeyken yaşlı bir adam gelir bu adamla sohbet ederler. Adam da hayal ürünü şeyler yazdığını söyler. Bu hikayeleri birbirleriyle paylaşırlar. Bu adam yazarda garip duygular uyandırır. Evinde yatıya kalır bu adam gece boyunca birbirlerine yaşadıklarını anlatırlar ve bu anıları paylaştıktan sonra yaşlı adam evden ayrılır.

Yaşlı adamın girmesinden sonra yazar bize bir köşeye attığı ve hiç dokunmadığı O’nunla geçirdiği anıları anlatan kitabını bitirmeye karar verdiği günü anlatır. İki hafta öncesine kadar başka hikayeler türetmeye çalışan yazar İstanbul tarafından gelen bir atlı görür ve bunun kendi evine doğru geldiğini fark eder. Atla gelen adam önce İtalyanca konuşur fakat sonra O’nun kadar olmasa bile O’nun yanlışlarıyla Türkçe konuşur.Adını O’ndan öğrendiğini buraya kendisini O’nun gönderdiğini söyler. O’nun İtalya’da kitaplar yazdığını zengin olduğunu öncesinden bir kadınla evlenip geri eski nişanlısını bulup onunla evlendiğini, yeni kitabının adının “Orada Tanıdığım Bir Türk” olduğunu söyler. Yazar kendisininde O’nun la geçirdiği yılları anlatan bir kitap yazdığını söyler atla gelen adam bunu okumak ister. Adam okumaya başlar.Yazar üç saat bahçede oturup adamın kitabı bitirmesini bekler. Adam kitabın sonlarına geldiğinde adamın yüzü allak bullak olur. Yazar adamın bir sayfaya dikkat etmesini bekler kitabı bitirdiğinde sayfaları hızlıca karıştırır sonunda o sayfayı bulur dışarı hızla göz gezdirir. Ne gördüğünü yazar tabi ki çok iyi bilir:

Evin bir masasının üzerindeki sedef kakmalı tepside şeftaliler ve kirazlar durduğunu masanın arkasında hasırdan örülmüş bir sedir olduğunu, üzerinde pencerenin yeşil çerçevesiyle aynı renkte kuştüyü yastıklar olduğu hemen yanında da yazarın oturduğunu, arkasına bir serçenin konduğunu, kuyu, zeytin ve kiraz ağaçlarını, onların arkasındaki ceviz ağacında yüksekçe bir dalına uzun iplerle bağlanmış bir salıncak belli belirsiz rüzgarda hafif hafif kıpırdandığını görür.


3.KİTABIN ANA FİKRİ:

İnsanlar birbirleriyle yardımlaşarak koca bir sultanlığı bile dize getirebilirler.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN ve OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Türk korsanlarca tutsak edilen bir Venediklinin İstanbul’a getirilişi ]
Hoca’ya köle olarak verilmesi ve özgürlük tutkusu

Hoca’yla kölenin yer değiştirmesi ve yaşamlarına kaldıkları yerden devam etmeleri



Eserdeki Temel Kişilikler: Köle, Hoca, Padişah, Paşa, atlı adam
]
Eserdeki Yan Kişilikler:] Müneccimbaşı, vezir, yaşlı adam, Padişah’ın yardımcıları
]

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM:

Kitap 14.yy Türk İslam medeniyetini iyi sentezleyen bunların yanısıra toplumun sosyopsikolojik durumlarını değişik olaylarla yansıtmaya çalışan başarılı bir edebi romandır aynı ölçüde kullanılan ağır dil ve karmaşık cümleler,tasvirlerin aşırılığı eseri sıkıcı bi havaya sokmuştur.

6. Yazar Hakkında Bilgi:

] 7 Haziran 1952’de doğdu. New York’ta geçirdiği üç yıldan sonra hep İstanbul’da yaşadı. Liseyi Robert Kolej’de bitirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okudu. 1976’da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. 1974’ten başlayarak düzenli bir şekilde yazı yazmayı kendine iş edindi. Kitapları belli başlı Batı dillerinde çevrildi. Romanları onüç dile çevrilen Orhan PAMUK’un kitapları Brezilya’dan Avustralya’ya, Norveç’ten, İtalya’ya pek çok ülkede yayımlanmaya devam ediyor.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.