KİTABIN ADI:
TANRI DAĞI ZİYARETİ
KİTABIN YAZARI:
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ:
MİLLİ EĞİTİM BASIM EVİ
İSTANBUL
BASIM YILI:
1971
KİTABIN KONUSU:
Kitapta Ortaasya’da Karkum cumhuriyetinde bir diktatörün etrafındaki insanların tanımak için yaptığı bir oyun anlatılmaktadır .
KİTAP ÖZETİ:
Ülkenin diktatörü Kantamel Tanrı dağında bir evde av partisi düzenler. Bu partide diktatörün kızı, karısı,parti başkanı,başvekil,dahiliye nazırı,doktoru gibi kendi yakınları bulunmaktadır.
Eğlencede diktatörün otuz yıl önce öldürtmek istediği general arkadaşının oğlu da telsizci bir asker olarak bulunmaktadır. Diktatör kızını eğlencede bulunan amerikan elçisiyle evlendirmeyi düşünmektedir.fakat kızı elçiyi sevmemektedir. Kızı Ayel çocukluk arkadaşı olan telsizciyi sevmektedir.
Diktatör Kantamel avdan döndüğünde birkaç saat arayla gelmiş üç tane telgraf geltirirler. Bu telgraflar seçimle ilgildir. İlk telgrafta yazana göre açılan sandıklara göre parti ikinci sıradadır ve başkentin bazı kısımlarında ayaklanmalar olmuştur, fakat polis asayişi sağlamaktadır. Diktatör telgrafı okuduğu zaman herkez dehşete düşmüştür. Dahiliye nazırı,vali,başvekil merkez dönmek isterler. Fakat diktatör onlara engel olur. Herkez ikinci telgrafıda okumasını ister. Diktatör ikinci telgrafıda okur. Telgrafa göre ülkenin on ilinde parti ikinci sırada, sadece dört ilde birinci siradadır. Diktatör telgrafı okuduğu andan itibaren salondakilerin keyfi iyice kaçmıştır. Kimsenin yemek yiyecek hali yoktur. Bazıları diktatöre ufak saygısızlıklar bile yapmıştır. Diktatör nihayet üçüncü telgrafıda okuduğu zaman partisinin kaybetmiş olduğunu ve yeni yönetimdekilerin ihtilal yaptıklarını ve kendilerini öldürmek için yola çıkmış olduklarını öğrenirler. Artık birçoğunun diktatöre saygısı kalmamıştır.
Komutan Mola bir bölük asker ve elçiyle birlikte kaçar. Bu arada harekatın başında diktatörün yıllar önce affettiği general Erhan’ın olduğunun haberi gelir. Diktatörün yakınları sürekli diktatörü suçlamaktadırlar.
Herkezin birbiriyle tartıştığı bir anda general Erhan’ın askerlerle birlikte eve iyice yaklaştığı haberi gelir. Diktatör gidip vuruşucağını söyler. Kimse arkasından gelmez. Diktatör dışarı çıktığında birkaç el silah sesi duyulur ve ardından kapı açılır. İçeri önce General Erhan girer. İçeridekiler canlarının bağışlanması ümidiyle;yaşasın General Erhan, yaşasın kurtarıcımız gibi sloganlar atarlar.
General Erhan’ın ardından içeri diktatör girer. Herkez çok şaşırır. Çünkü onun az önce öldüğünü sanırlar.
Diktatör, komutan Mola ve telsizci asker dışında diğerlerinin bilmedikleri bir nokta vardır. Aslında kendi partileri birinci gelmiştir. Öteki parti hiçbir ilde birinci gelmemiştir. General Erhan’sa sadece eski dostunun daveti üzerine gelmiştir. Bütün bu olanları diktatör kendi planlamıştır. İçerdekiler gerçeği öğrendikleri zaman çok utanırlar. Artık diktatör’ün yüzüne bakacak halleri kalmaz. Fakat diktatör onları affeder. Çünkü hayatı boyu bu tür yalakalara alışmıştır. Düzenlediği oyun sayesinde onları daha da yakından tanımış olur.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Etrafımızdaki insanları seçerken çok dikkatli olmalıyız. Onların gerçek dost olup olmadıklarına iyice kanaat getirdikten sonra onlarla dostluk kurmalıyız.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Diktatör: Ülkenin başkanıdır. Siyasetten yorgun düşmüş, iyi yürekli bir insandır.
Ayel: Diktatörün kızıdır. Son derece şımarık biridir.
Komutan Mola: ülkenin başkomutanıdır. Diktatör’e çok sadıktır.
Parti Reisi: Partinin başkanıdır. Çıkarcı bir insandır.
Telsizci: Genç bir askerdir. Dürüst ve sağlam bir kişiliğe sahiptir.
General Erhan: Diktatör’ün eski arkadaşıdır. Diktatör’ü sevip saygı duymaktadır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap tiyatro türünde yazılmıştır. Tiyatro olmasına rağmen çok akıcı ve zevkli bir kitaptır. Herkezin okumasını tavsiye ederim.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
26 Kasım 1889 yılında İstanbul’da doğdu.Babası Doktor Nuri Bey’dir.Önce Çanakkale okuyan Güntekin daha sonra İzmir’de Frerler mektebine devam etti.
Reşat Nuri,1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu’nun çeşitli yerlerini görme fısatı buldu.
1939 ve 1943 yılları döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947’de başmüfettişlik ve 1954’de Paris kültür ateşeliği yaptı.
Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı.
Bazı Romanları:Harabelerin Çiçeği, Gizli El, Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Damga, Akşam Güneşi
Bazı Hikayeleri:Gençlik ve Güzellik,Recm, Roçild, Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar
Bazı Oyunları:Gönül Veya İnhidam, Babür Şah’ın Seccadesi, Hançer, Asker Dönüşü.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KiTABIN ADI
[BNehir Tanrısı[/B]
KiTABIN YAZARI
Willbur Smith
YAYIN EVi VE ADRESi
İNKILAP VE AKA - İSTANBUL
BASIM YILI
1984
Yüzyıllar öncesinin en şaşalı medeniyetlerinden olan Mısır’da vuku bulan ,siyasi,askeri ve toplumsal birtakım olayların bir köle etrafında cereyan edişi konu ediliyor. Bir köle ki yalnız adı papiruslarda köle ,kitabı okuyan kişi bir filozof yakıştırması yapılması gereken Köle Taita’yı saygıyla anmaktan alamıyor kendini.
İçine kapanık, şair ruhlu, kendi hâlinde dürüst bir insan olan Ali Rıza Bey, prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddi israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ali Rıza Bey: Kendi çapında uğraşan, mütevazi, çocuklarının yetişmesini arzulayan; ailesinin istediğini yapan, ama onlara sözü geçmeyen, sevilmeyen bir babadır.
Hayriye Hanım : Ali Rıza Bey’in hanımıdır. Ailenen menfaatine dokunan işlerde hiç şakası olmayan maddi ve hesaplı bir kadındır.
Şevket: Ali Rıza Bey’in büyük oğludur. Yirmi yaşlarındadır. İyi bir öğrenim görmüştür. Fakat bunların hepsini babasına borçlu olan bir memur çocuğudur. Babası gibi mağrurdur.
Fikret: Ali Rıza Bey’in büyük kızıdır. Ondokuz yaşında, ufak tefek bir kızdır. Fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağıbaşlıdır.
Leyla ve Necla: Ali Rıza Bey’in kızlarıdır. Ailenin sosyo-ekonomik durumundan memnun değildirler. Lükse çok düşkün, açgözlü, diğer insanların haklarına aldırış etmeden hareket eden bir yapıya sahiptirler.
Muzaffer Bey:Mali durumu uygun olduğu için sosyal çevresi oldukça geniş, uzun boylu bir gençtir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren milli gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.Bence her Türk genci bu romanı okumalı.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluk yılları daha çok Anadolu’da geçmiştir. En çok Çanakkale ve İzmir’de bulunmuştur. Sınavla girdiği İstanbul Edabiyat Fakültesini bitirmiştir. Edebiyat öğretmeni olarak Bursa Lisesi’ne atandı. Daha sonra İstanbul’da Vefa, İstanbul, Çamlıca, Kabataş, Galatasaray ve Erenköy liselerinde çalıştı. 1924’te arkadaşlarıyla beraber Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkardı. Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak (12 yıl) Anadolu’nun birçok yerini dolaştı. 1939-1943 döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptı. Ardından tekrar müfettişliğe döndü. 1947’de başmüfettişliğe yükseldi. Aynı yıl Memleket adlı bir gazete çıkardı. 1950’de kültür ateşesi ve öğrenci müfettişi olarak Paris’e gitti. 1954’te emekliye ayrıldı. Bir süre İstanbul Şehir Tiyatrolarında edebi kurul üyeliği yaptı. Tedavi için gittiği Londra’da 7 Aralık 1956’da öldü; İstanbul’da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömüldü.
ESERLERİ:
ROMAN: Gizli El, Damga, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Acımak, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Miskinler Tekkesi, Kan Davası, Acımak.
HİKAYE: Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri, Leyla İle Mecnun, Olağan İşler, Boyunduruk.
TİYATRO: Hançer, Eski rüya, Taş Parçası, Babür Şah’ın Seccadesi, Hülleci,Balıkesir Muhasebecisi.
GEZİ YAZISI: Anadolu Notları
MAKALE: Tiyatro İle İlgili Makaleler
İNCELEME: Dil Ve Edbiyat, İbsen, Yaşamı Ve Eserleri
[BNehir Tanrısı[/B]
KiTABIN YAZARI
Willbur Smith
YAYIN EVi VE ADRESi
İNKILAP VE AKA - İSTANBUL
BASIM YILI
1984
1.KİTABIN KONUSU:
2.KİTABIN ÖZETİ:
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddi israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ali Rıza Bey: Kendi çapında uğraşan, mütevazi, çocuklarının yetişmesini arzulayan; ailesinin istediğini yapan, ama onlara sözü geçmeyen, sevilmeyen bir babadır.
Hayriye Hanım : Ali Rıza Bey’in hanımıdır. Ailenen menfaatine dokunan işlerde hiç şakası olmayan maddi ve hesaplı bir kadındır.
Şevket: Ali Rıza Bey’in büyük oğludur. Yirmi yaşlarındadır. İyi bir öğrenim görmüştür. Fakat bunların hepsini babasına borçlu olan bir memur çocuğudur. Babası gibi mağrurdur.
Fikret: Ali Rıza Bey’in büyük kızıdır. Ondokuz yaşında, ufak tefek bir kızdır. Fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağıbaşlıdır.
Leyla ve Necla: Ali Rıza Bey’in kızlarıdır. Ailenin sosyo-ekonomik durumundan memnun değildirler. Lükse çok düşkün, açgözlü, diğer insanların haklarına aldırış etmeden hareket eden bir yapıya sahiptirler.
Muzaffer Bey:Mali durumu uygun olduğu için sosyal çevresi oldukça geniş, uzun boylu bir gençtir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren milli gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.Bence her Türk genci bu romanı okumalı.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluk yılları daha çok Anadolu’da geçmiştir. En çok Çanakkale ve İzmir’de bulunmuştur. Sınavla girdiği İstanbul Edabiyat Fakültesini bitirmiştir. Edebiyat öğretmeni olarak Bursa Lisesi’ne atandı. Daha sonra İstanbul’da Vefa, İstanbul, Çamlıca, Kabataş, Galatasaray ve Erenköy liselerinde çalıştı. 1924’te arkadaşlarıyla beraber Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkardı. Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak (12 yıl) Anadolu’nun birçok yerini dolaştı. 1939-1943 döneminde Çanakkale milletvekilliği yaptı. Ardından tekrar müfettişliğe döndü. 1947’de başmüfettişliğe yükseldi. Aynı yıl Memleket adlı bir gazete çıkardı. 1950’de kültür ateşesi ve öğrenci müfettişi olarak Paris’e gitti. 1954’te emekliye ayrıldı. Bir süre İstanbul Şehir Tiyatrolarında edebi kurul üyeliği yaptı. Tedavi için gittiği Londra’da 7 Aralık 1956’da öldü; İstanbul’da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömüldü.
ESERLERİ:
ROMAN: Gizli El, Damga, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Acımak, Kızılcık Dalları, Gökyüzü, Miskinler Tekkesi, Kan Davası, Acımak.
HİKAYE: Eski Ahbab, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri, Leyla İle Mecnun, Olağan İşler, Boyunduruk.
TİYATRO: Hançer, Eski rüya, Taş Parçası, Babür Şah’ın Seccadesi, Hülleci,Balıkesir Muhasebecisi.
GEZİ YAZISI: Anadolu Notları
MAKALE: Tiyatro İle İlgili Makaleler
İNCELEME: Dil Ve Edbiyat, İbsen, Yaşamı Ve Eserleri
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
YÜZBAŞI SELAHATTİN’İN ROMANI
KITABIN YAZARI
İLHAN SELÇUK
YAYIN EVI
REMZİ KİTAB EVİ
BASIM YILI
1976
1.KİTABIN KONUSU:
Yüzbaşı Selahattin’in romanı yalnız kendisinin değil , bir kuşağın romanıdır.bu romanda değer yarğılarıyla birlikte çöken Osmanlı İmparatorluğunun yerine yeni bir imparatorluk kurmak isteyenlerin dramı ve devletin çöküşünü durdurmak isteyen bir asker kuşağının fedakarlık destanı yer alır.
[B] [/B]
[B] 2.KİTABIN ÖZETİ: [/B]
Birinci Dünya savaşı 29 Ekim 1914’te başlamış ve 30 Ekim 1928’de Mondrosta imzalanan ateşkes ile sona ermiştir. Ancak Türkiye için barış Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine bozuldu. Bu savaş bizim için sekiz yıl sekiz ay sürdü , birçok devletle mücadele etmek zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu battı ve Osmanlı İmparatorluğunun , Türklerle dolu yerlerinde özgür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kuruldu . Bu kitapta Yzb.Selahattin’in Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında yaptıkları ve daha sonraki hayatına etkileri anlatılmaktadır.
Yzb. Selahattin’in Batum’dan İstanbul’a gelmesiyle olaylar başlar.İstanbul’daki manzara onu dehşete düşürmüştü . Mondros Mütarekesi sayesinde galip devletler istanbul’u işgal etmişti. İstanbul Hükümetinin devleti bu buhrandan kurtarmak isteyenleri hapse atması veya sürgüne göndermesi durumu iyice zorlaştırmıştı.İstanbul Hükümeti onların her dediğini yerine getiriyordu.(Türk subayları rütbesi ne olursa osun yabavcı devlet subaylarına selam vermek zorundaydı.)Yzb. Selahattin her defasında arkadaşlarına birşeyler yapmaları gerektiğini söylüyordu.Arkadaşlarından biri bu işi ancak Mustafa Kemal’in başarabileceğini söylemişti.
Haydarpaşadaki görev yerine giderken Albay Beki Sami ona vatanı kurtarmak için yaptığı planı anlattı ve onunla gelmesini istedi.Düşünmek için zaman istedi ve arkadaşlarının ve ailesinin baskısına rağmen 22 mayıs 1919 günü Bandırma’da sonu bilinmeyen bir yolda vatanı kurtarmanın tohumlarını attılar.
Bandırma’ya geldiklerinde ortam anları dehşete düşürse de bütün yetkiyi eline alan Bekir Sami kaymakamdan şehirdeki yabancı devletlere ait ait olan bütün şeylerin kaldırılmasını istemesiyle biraz düzeldi. Bu hareket birçok kimsenin hoşuna gitse de , bir kısım insanı sinirlendirmişti . Bandırma’da başlayan bu hareket Balıkesir , Manisa , İzmir derken yavaş yavaş birçok il’de etkisini göstermeye başladı. Bu sırada Bekir Sami yalnız düşmanla değil İstanbul Hükümeti ile de uğraşıyordu.
O sırada ilk direnme eylemleri Manisa’da görüldü ve meyvalar toplanmaya başladı.Bekir Sami silahlı birliklerin toplanması kararını bütün yurda dağıttı. Anadolu İhtilalinin ilk kurbanları Alaşehir’de halkı yanlışyöne sevk eden dört hoca oldu böylece vatan uğruna ilk kan dökülmüş oldu. Devletin geleceği için aynı hareketin diğer illerde de gösterilmesi gerekiyordu ve yapıldı.
Bu sıralarda Selahattin’in çok istediği kurmaylık sınavları başlamış ama durumun müsayisizliği yüzünden katılamamıştı. Bursa’nın durumu ise çok vahimdi ve bir an önce müdahale edilmesi gerekiyordu.Selahattin’in ailesi ise onu evlendirmeye çalışıyorlar fakat Selahattin her defasında birşeyler buluyordu.Mustafa Kemal, Meclis-i Mebusan açılması için gerekli hazırlıkları tamamlamış üyeleri toplamaya çalışıyordu.
Nihayet Selahattin’in beğendiği bir kız bulunmuştu. Ali Rıza Bey’in kızı Nimet ile evlenmeye karar verdi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümetine artık birşeyler yapmaları gerektiğini bildirmişti. İstanbul ‘un işgali üzerine Meclis-i Mebusan’ın kapatılması üzerine Heyet Ankara’da toplanma kararı aldı. Eskişehir’de silahlı birlikler toplanmaya başlamıştı. Ankara ‘da Büyük Millet Meclisi açılması kararı itilaf devletlerini çok kızdırdı.Bunun üzerine Bekir Sami vatanını seven herkesi yanlarına çağırdığını, askerler yardımıyla bütün ülkeye bildirdi.Selahattin yeni evlenmesine rağmen ailesine pek zaman ayıramamıştı,sadece Nimet’in hastalandığı zaman yanında kalabilmişti.Bekir Sami’nin hareketlerini beğenmeyen yabancı devletlerin isteği ile Hükümet Bekir Sami’yi görevden aldığını bildirdi. Hatta daha da ileri gidip Bekir Sami’yi Divanıharbe gönderme kararı aldılar. Olayın sebebini ise Bekir Sami’nin savunduğu Bursa’ya girilmesi olarak gösterdiler. Oysa Bekir Sami’ye çıkması emri Mustafa Kemal tarafından verilmişti.
Yaptığı yanlışlığı fark eden Hükümet Bekir Sami ve Selahattin’i Kafkaslara gönderdi . Selahattin ailesini güvence altına almak için Kastomonu’ya gönderdi ve Kafkaslara gitmeden ailesinin yanına geldi.Kafkaslarda bulunan anarşi Bekir Sami Kafkaslara gitmeme kararı aldı ve istifasını istedi.Hükümet Selahattin’I Ankara’dan İstanbul’a taşınan Harbiye Mektebi II.Bölük Komutanlığına atadı.Nimet ve çocukları yanına almayı kararlaştıran Selahattin giremediği kurmaylık sınavları için çalışmaya başladı, hatta özel hoca bile tutmuştu.Bu sırada bir çocukları daha dünyaya geldi.. Kurmaylık sınavında başarılı olacağını düşünüyordu.ama sınavlarda kopya çekildiği şüphesi yüzünden ,sınavların topyekün iptali kararı alındı.Büyük bir öfkeye kapılarak sonradan çok pişman olacağı ordudan ayrılma kararını aldı ve yüzbaşılık’tan emekli oldu.
Selahattin için artık yep yeni bir hayat başlamıştı.Üç çocuğu ve karısının geçimleri için birşeyler yapması gerkmekteydi .En sonunda bir çiftlik kurmaya karar verdi.Bu iş başlarda iyi gidiyor gibi gözükse de çocukların yetişmesi için gerekli olan parayı sağlayamıyordu ve Nimet ile araları açılmıştı.Başka bir iş için arkadaşlarından yardım isterken , eski bir arkadaşı yardımıyla Tekel ‘de memuriyete başladı. Çiftlik işiyle bunu başlarda beraber yürütmesine rağmen para sıkıntısı çekiyordu. Bu sırada Nimet’in çok hasta olduğu haberini aldı ve hastahaneye yatırma kararı aldı.İstanbul’daki hastahanelerin ücreti çok fazla olduğundan Ankara’da yatırma kararını verdi.Yapılan ameliyatın başarılı geçtiği düşünülse de birkaç gün sonra etkileri gözükmeye başladı ve Nimet hayatını kaybetti.Ölüm sebebi ise vakit kaybetmelerinden dolayı kanserin midesine bulaşmış olmasıydı.Nimet’in ölümünden sonra Selahattin hayatının geri kalan kısmını çocuklarıyla beraber Ankara’da geçirdi.Vasiyeti üzerine çelenksiz bir törenle toprağa verildi.
[B] 3.KİTABIN ANAFİKRİ: [/B]
[B] [/B]
Türkiye Cumhuriyetinin ne kadar zorlukarla bu günlere geldiğini bize göstermekte ve toprakların değerini bize anlatmaktadır.
[B] 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ: [/B]
Selahattin: Kitaptaki olayların başından geçen kişi olan Selahattin, Türk subayının nasıl davranmasını gösteren örnek bir kişiliktir.Devletin çıkarlarını ve geleceğini herşeyden üstün tutan ve bu yolda elinden geleni yapan bir subaydır.Başına gelen bir çok zorluğa katlanmış fakat karısı Nimet’i kaybedince hayata küsmüştür.
Nimet: Selahattin’in karısı olan Nimet , bütün zorluklarda Selahattin’in yanında olmuştur.
Bekir Sami: Türk Millet’ini buhrandan kurtarmak için çabalayan bir subaydır.kitapta Selahattin’in akıl hocalığını yapmaktadır.Birçok zorlukla karşılaşsa da verdiği mücadeleden vazgeçmeyen cesur bir Türk subayıdır.
Ali Rıza Bey: Nimet’in babasıdır.Her fırsatta Selahattin ‘e yardım etmiştir.
Ali Fuat Paşa: Selahattin’e ve Bekir Samiye üstlendikleri bu zorlu görevde yardımı esirgemeyen bir subaydır.
[B] 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: [/B]
[B] [/B]
Yüzbaşı Selahattin’in romanı Kurtuluş Savaşını bize çok iyi anlatan Kitaplardan birisidir.O dönemde meydana gelen olayları açıkça anlattığı için üzerinde yaşadığımıztoprakların değerini daha iyi anlamamıza neden olmaktadır.Kitabın içinde isim ve yer adlarının fazla geçmesinden dolayı bazen olaylarda kopukluk olsa da sürükleyici bir romandır.
[B] 6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
[B] [/B]
1925 yılında Aydın’da doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1950). Avukatlık , matbacılık, dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı . İlk yazıları 41 Buçuk isimli mizah dergisinde çıkmıştı.(1952)
ESERLERİ:
İlk iki kitabı gittiği yerler üzerine incelemeler:Güzel Amerikalı(1976),Uzak Komşu Rusya’dan Gezi Notları(1967)
Mustafa Kemal’in Saati (1969)’nde belgesel yazılarını derledi.
DİĞER KİTAPLARI:
[FONT=Symbol] · Sovyetler
[FONT=Symbol] · İran
[FONT=Symbol] · Amerika İzlenimleri(1976)
[FONT=Symbol] · Yeni Kırallar
[FONT=Symbol] · Yeni soytarılar(1976)
[FONT=Symbol] · Ağlamak ve Gülmek(1982)
[FONT=Symbol] · Görülmüştür(1986)
[FONT=Symbol] · Ziverbey Köşkü(anı,1987)
[FONT=Symbol] · Japon Gülü(1988)
YÜZBAŞI SELAHATTİN’İN ROMANI
KITABIN YAZARI
İLHAN SELÇUK
YAYIN EVI
REMZİ KİTAB EVİ
BASIM YILI
1976
1.KİTABIN KONUSU:
Yüzbaşı Selahattin’in romanı yalnız kendisinin değil , bir kuşağın romanıdır.bu romanda değer yarğılarıyla birlikte çöken Osmanlı İmparatorluğunun yerine yeni bir imparatorluk kurmak isteyenlerin dramı ve devletin çöküşünü durdurmak isteyen bir asker kuşağının fedakarlık destanı yer alır.
[B] [/B]
[B] 2.KİTABIN ÖZETİ: [/B]
Birinci Dünya savaşı 29 Ekim 1914’te başlamış ve 30 Ekim 1928’de Mondrosta imzalanan ateşkes ile sona ermiştir. Ancak Türkiye için barış Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine bozuldu. Bu savaş bizim için sekiz yıl sekiz ay sürdü , birçok devletle mücadele etmek zorunda kalan Osmanlı İmparatorluğu battı ve Osmanlı İmparatorluğunun , Türklerle dolu yerlerinde özgür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kuruldu . Bu kitapta Yzb.Selahattin’in Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında yaptıkları ve daha sonraki hayatına etkileri anlatılmaktadır.
Yzb. Selahattin’in Batum’dan İstanbul’a gelmesiyle olaylar başlar.İstanbul’daki manzara onu dehşete düşürmüştü . Mondros Mütarekesi sayesinde galip devletler istanbul’u işgal etmişti. İstanbul Hükümetinin devleti bu buhrandan kurtarmak isteyenleri hapse atması veya sürgüne göndermesi durumu iyice zorlaştırmıştı.İstanbul Hükümeti onların her dediğini yerine getiriyordu.(Türk subayları rütbesi ne olursa osun yabavcı devlet subaylarına selam vermek zorundaydı.)Yzb. Selahattin her defasında arkadaşlarına birşeyler yapmaları gerektiğini söylüyordu.Arkadaşlarından biri bu işi ancak Mustafa Kemal’in başarabileceğini söylemişti.
Haydarpaşadaki görev yerine giderken Albay Beki Sami ona vatanı kurtarmak için yaptığı planı anlattı ve onunla gelmesini istedi.Düşünmek için zaman istedi ve arkadaşlarının ve ailesinin baskısına rağmen 22 mayıs 1919 günü Bandırma’da sonu bilinmeyen bir yolda vatanı kurtarmanın tohumlarını attılar.
Bandırma’ya geldiklerinde ortam anları dehşete düşürse de bütün yetkiyi eline alan Bekir Sami kaymakamdan şehirdeki yabancı devletlere ait ait olan bütün şeylerin kaldırılmasını istemesiyle biraz düzeldi. Bu hareket birçok kimsenin hoşuna gitse de , bir kısım insanı sinirlendirmişti . Bandırma’da başlayan bu hareket Balıkesir , Manisa , İzmir derken yavaş yavaş birçok il’de etkisini göstermeye başladı. Bu sırada Bekir Sami yalnız düşmanla değil İstanbul Hükümeti ile de uğraşıyordu.
O sırada ilk direnme eylemleri Manisa’da görüldü ve meyvalar toplanmaya başladı.Bekir Sami silahlı birliklerin toplanması kararını bütün yurda dağıttı. Anadolu İhtilalinin ilk kurbanları Alaşehir’de halkı yanlışyöne sevk eden dört hoca oldu böylece vatan uğruna ilk kan dökülmüş oldu. Devletin geleceği için aynı hareketin diğer illerde de gösterilmesi gerekiyordu ve yapıldı.
Bu sıralarda Selahattin’in çok istediği kurmaylık sınavları başlamış ama durumun müsayisizliği yüzünden katılamamıştı. Bursa’nın durumu ise çok vahimdi ve bir an önce müdahale edilmesi gerekiyordu.Selahattin’in ailesi ise onu evlendirmeye çalışıyorlar fakat Selahattin her defasında birşeyler buluyordu.Mustafa Kemal, Meclis-i Mebusan açılması için gerekli hazırlıkları tamamlamış üyeleri toplamaya çalışıyordu.
Nihayet Selahattin’in beğendiği bir kız bulunmuştu. Ali Rıza Bey’in kızı Nimet ile evlenmeye karar verdi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümetine artık birşeyler yapmaları gerektiğini bildirmişti. İstanbul ‘un işgali üzerine Meclis-i Mebusan’ın kapatılması üzerine Heyet Ankara’da toplanma kararı aldı. Eskişehir’de silahlı birlikler toplanmaya başlamıştı. Ankara ‘da Büyük Millet Meclisi açılması kararı itilaf devletlerini çok kızdırdı.Bunun üzerine Bekir Sami vatanını seven herkesi yanlarına çağırdığını, askerler yardımıyla bütün ülkeye bildirdi.Selahattin yeni evlenmesine rağmen ailesine pek zaman ayıramamıştı,sadece Nimet’in hastalandığı zaman yanında kalabilmişti.Bekir Sami’nin hareketlerini beğenmeyen yabancı devletlerin isteği ile Hükümet Bekir Sami’yi görevden aldığını bildirdi. Hatta daha da ileri gidip Bekir Sami’yi Divanıharbe gönderme kararı aldılar. Olayın sebebini ise Bekir Sami’nin savunduğu Bursa’ya girilmesi olarak gösterdiler. Oysa Bekir Sami’ye çıkması emri Mustafa Kemal tarafından verilmişti.
Yaptığı yanlışlığı fark eden Hükümet Bekir Sami ve Selahattin’i Kafkaslara gönderdi . Selahattin ailesini güvence altına almak için Kastomonu’ya gönderdi ve Kafkaslara gitmeden ailesinin yanına geldi.Kafkaslarda bulunan anarşi Bekir Sami Kafkaslara gitmeme kararı aldı ve istifasını istedi.Hükümet Selahattin’I Ankara’dan İstanbul’a taşınan Harbiye Mektebi II.Bölük Komutanlığına atadı.Nimet ve çocukları yanına almayı kararlaştıran Selahattin giremediği kurmaylık sınavları için çalışmaya başladı, hatta özel hoca bile tutmuştu.Bu sırada bir çocukları daha dünyaya geldi.. Kurmaylık sınavında başarılı olacağını düşünüyordu.ama sınavlarda kopya çekildiği şüphesi yüzünden ,sınavların topyekün iptali kararı alındı.Büyük bir öfkeye kapılarak sonradan çok pişman olacağı ordudan ayrılma kararını aldı ve yüzbaşılık’tan emekli oldu.
Selahattin için artık yep yeni bir hayat başlamıştı.Üç çocuğu ve karısının geçimleri için birşeyler yapması gerkmekteydi .En sonunda bir çiftlik kurmaya karar verdi.Bu iş başlarda iyi gidiyor gibi gözükse de çocukların yetişmesi için gerekli olan parayı sağlayamıyordu ve Nimet ile araları açılmıştı.Başka bir iş için arkadaşlarından yardım isterken , eski bir arkadaşı yardımıyla Tekel ‘de memuriyete başladı. Çiftlik işiyle bunu başlarda beraber yürütmesine rağmen para sıkıntısı çekiyordu. Bu sırada Nimet’in çok hasta olduğu haberini aldı ve hastahaneye yatırma kararı aldı.İstanbul’daki hastahanelerin ücreti çok fazla olduğundan Ankara’da yatırma kararını verdi.Yapılan ameliyatın başarılı geçtiği düşünülse de birkaç gün sonra etkileri gözükmeye başladı ve Nimet hayatını kaybetti.Ölüm sebebi ise vakit kaybetmelerinden dolayı kanserin midesine bulaşmış olmasıydı.Nimet’in ölümünden sonra Selahattin hayatının geri kalan kısmını çocuklarıyla beraber Ankara’da geçirdi.Vasiyeti üzerine çelenksiz bir törenle toprağa verildi.
[B] 3.KİTABIN ANAFİKRİ: [/B]
[B] [/B]
Türkiye Cumhuriyetinin ne kadar zorlukarla bu günlere geldiğini bize göstermekte ve toprakların değerini bize anlatmaktadır.
[B] 4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ: [/B]
Selahattin: Kitaptaki olayların başından geçen kişi olan Selahattin, Türk subayının nasıl davranmasını gösteren örnek bir kişiliktir.Devletin çıkarlarını ve geleceğini herşeyden üstün tutan ve bu yolda elinden geleni yapan bir subaydır.Başına gelen bir çok zorluğa katlanmış fakat karısı Nimet’i kaybedince hayata küsmüştür.
Nimet: Selahattin’in karısı olan Nimet , bütün zorluklarda Selahattin’in yanında olmuştur.
Bekir Sami: Türk Millet’ini buhrandan kurtarmak için çabalayan bir subaydır.kitapta Selahattin’in akıl hocalığını yapmaktadır.Birçok zorlukla karşılaşsa da verdiği mücadeleden vazgeçmeyen cesur bir Türk subayıdır.
Ali Rıza Bey: Nimet’in babasıdır.Her fırsatta Selahattin ‘e yardım etmiştir.
Ali Fuat Paşa: Selahattin’e ve Bekir Samiye üstlendikleri bu zorlu görevde yardımı esirgemeyen bir subaydır.
[B] 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: [/B]
[B] [/B]
Yüzbaşı Selahattin’in romanı Kurtuluş Savaşını bize çok iyi anlatan Kitaplardan birisidir.O dönemde meydana gelen olayları açıkça anlattığı için üzerinde yaşadığımıztoprakların değerini daha iyi anlamamıza neden olmaktadır.Kitabın içinde isim ve yer adlarının fazla geçmesinden dolayı bazen olaylarda kopukluk olsa da sürükleyici bir romandır.
[B] 6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: [/B]
[B] [/B]
1925 yılında Aydın’da doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1950). Avukatlık , matbacılık, dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı . İlk yazıları 41 Buçuk isimli mizah dergisinde çıkmıştı.(1952)
ESERLERİ:
İlk iki kitabı gittiği yerler üzerine incelemeler:Güzel Amerikalı(1976),Uzak Komşu Rusya’dan Gezi Notları(1967)
Mustafa Kemal’in Saati (1969)’nde belgesel yazılarını derledi.
DİĞER KİTAPLARI:
[FONT=Symbol] · Sovyetler
[FONT=Symbol] · İran
[FONT=Symbol] · Amerika İzlenimleri(1976)
[FONT=Symbol] · Yeni Kırallar
[FONT=Symbol] · Yeni soytarılar(1976)
[FONT=Symbol] · Ağlamak ve Gülmek(1982)
[FONT=Symbol] · Görülmüştür(1986)
[FONT=Symbol] · Ziverbey Köşkü(anı,1987)
[FONT=Symbol] · Japon Gülü(1988)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
HÜKÜM GECESİ
KİTABIN YAZARI
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İLETİŞİM YAYINLARI
BASIM YILI
1987
1. KİTABIN KONUSU:
2. KİTABIN ÖZETİ:
3. KİTABIN ANA FİKRİ:
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
[B]
[/B]
1.KİTABIN KONUSU:
Gazeteci Ahmet Samim’in öldürüldüğü 9 Haziran 1910 öncesiyle Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürüldüğü 11 Haziran 1913 sonrasını içine alan bir zaman dilimindeki olaylar ‘Hüküm Gecesi’ nde kaleme alınmıştır. 31 Mart Olayı’ndan sonra iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti ile muhalefet arasındaki siyasi çekişmenin öyküsüdür sergilenen.
[B]2.KİTABIN ÖZETİ:[/B]
[B] [/B]
AHMET KERİM muhalif bir gazeteci ve yazılarıyla İttihat ve Terakki’ye karşı cephe almıştır. Aynı gayeyi takip eden Ahmet Samim’in de yakın dostudur. Olay 1908-1911 yılları arsında geçmektedir. Bu dönemde İttihat ve Terakki ile muhalefet arasında siyasi bir çekişme yaşanmaktadır. Aslında bu toplumun sorunlarına çözüm getirmekten uzak bir post kavgasıdır. Ordu güçsüzdür ve politikaya gömülmüştür. Ülkenin hiçbir sorununa somut çözümler getirilememekte, dış borçlar artmakta, kurtuluş Batı’nın desteğinde aranmaktadır. İktidar için çarpışan kişiler çıkar peşindedirler yalnızca. Aydınlar, devlet adamları, ipleri Batı emperyalizminin elinde olan kuklalardır bir bakıma.
Bireysel çıkarların öne alındığı siyasi çatışmaların toplumun sorunlarına çözüm getirmeyişi; imparatorluğun parçalanmasında dış güçlerin etkisi, neyi savunduğunu, neye karşı olduğunu bilmeyen, tarihin kendisine yüklediği kurtarıcılık görevi altında ezilen bir kuşağın dramının boyutları; politik hırsların egemen olduğu bir ortamda insana özgü duyguların, özlemlerin, tutkuların yozlaşması, kardeşliğin düşmanlığa, sevginin sevgisizliğe, özverinin bencilliğedönüşmesi de dönemin nitelikleri olarak sıralanabilir.
İttihat veTerakki’nin çirkin siyasi oynlar oynayışı, düşünce yoksulluğu, baskıyı, kaba gücü olağan sayan yönetim anlayışıyla kıyasıya eleşirilirken, mıhalefetin iki yüzlülüğü, çıkarcılğı da eleştiriye maruz kalıyor. İttihatçılar ve İtilafçılar bir madalyonun değişik görünümdeki iki yüzü gibidir. Aynı maddeden yapılmışlardır, nitelikçe hiçbir ayrımları yoktur. Olaylar da gerçekte olduğu gibi aktarılmıştır.
Akşam üstü evine dönerken köşebaşındaki konağın önünden her geçişinde birkaç saniye duraklayıp içerden gelen şarkı ile karışık piyano sesini dinlemek Ahmet Kerim’de alışkanlık haline gelir. Bu güzel sesin sahibi Samiye’yi görmek için can atar içeri girmek için her duraklayışında konağın önünde lakin kendine hakim olmasını bilir ve yoluna devam eder. Belki de kiminle karşılaşacağını bilmeden böyle yapar. Fakat bir gün matbaaya doğru yol alırken Samiye ile yolları defalarca yolları kesişir, defalarca göz göze gelirler. Nihayet ikisi de konuşma cesaretini toplarlar. Tabii ki bu konuşma öncesinde mektuplaşmalar olur. Samiye İttihat ve Terakki Fırkası’ndan olan ağabeyi Selim Necati’nin isteğine uyarak Ahmet Kerim’I gece yarısı odasına alır. Ahmet Kerim’I Samiye’nin yatak odasında yakalayıp bir ırz düşmanı gibi öldürme girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Samiye kendini bağışlatmak için çırpınır, bu duygunun, bu isteğin tutsağı olur, bu yolda her çılgınlığı göz önüne alır. Ahmet Kerim ise alabildiğine katı bir duygusuzlukla karşılar onun bütün girişimlerini. Aşkı nefrete döner artık. Bu inanç, genç kızdaki değişimi görmesini engeller. Sıradan bir olay biçiminde verilen, ayrıntısız, kısacık bir ölüm haberi geç de olsa Ahmet Kerim’I, bu ölümden kendisini sorumlu tutacağı yeni bir ruh halinin içine iter. Nefret, yerini suçluluk duygusuna bırakır. Artık bundan sonrası Ahmet Kerim için bir nefis muhasebesi dönemidir.
Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’yı öldürmektn sanık kimselerle birlikte tutklanmak ölümle karşı karşıya getirmiştir genç adamı. Bekirağa bölüğünde, suçsuz ve haksız, idam korkusuyla ‘Hüküm Gece’ sini beklerken bile kişiliğine kabaht bulmaz, bütün sebep ve sonuçlarıyla hayat hesabının yükünü zamanına ve neslinin tarihine yükler.
Sırf hürriyete yapılan baskıya karşı koymak ve kişiliğini satılığa çıkarmamak için muhalefete geçen Ahmet Kerim, birdenbire kendini aralarında hiçbir öz ve niyet birliği bulnmayan hasip, Halil Paşazade Ömer Beyler ile Necip Mollalar’ın, Neşet Paşalar’ın, Saim Efendiler’in içinde bulur. Ondan sonrası artık kaybedilmiş bir davadır. Sinop sürgünü Ahmet Kerim’I içkinin kucağına atmış, alkolden yoksun kaldığı günlerde kafası yağı tükenmiş bir kandile dönen, eli titreyen bir adamdır. Zavallı anacığına mektup bile yazamaz hale gelir. Ahmet Kerim için asıl acı şey ise henüz Sinop’a gitmeden kendini tanımış olmasıdır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[B] [/B]
Ahmet Kerim çok büyük darbeler alır, bunlardan birincisi; Samiye’nin yaptıklarıdır. Bu olayda Ahmet Kerim de suçludur çünkü Samiye’yi hiç dinlemez. İkincisi ise Sırrı Bey’in onu arkasından bıçaklamasıdır.
Ahmet Kerim tam bir muhaliftir. Herkesin ak dediğine o kara der. Kendi bildiğini okur. Kişiliğini Sinop sürgününe gitmeden önce tanır ve ne kadar büyük yanlışlıklar yaptığının farkına varır geç de olsa.
Samiye, genç, güzel, ve çekici biridir. Ahmet Kerim’I büyülemesini bilmiştir.
Sırrı Bey, Ahmet Kerim’I arkasından vurarak nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu sergilemiştir.
[B]5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:[/B]
[B] [/B]
Yakup Kadri’nin Hüküm Gecesi siyasi bir roman niteliğindedir. Yazar bir dönemde yaşanan siyasi olayları küçük fakat mühim bir aşk hikayesi ile süslemesini bilmiştir. Kitapta her ne kadar siyasi sıkıcı bir hava ağır bassa da bir takım gerçek olaylardan bahsedilmesi bu havayı biraz da olsun hafifletmiştir.
[B]6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:[/B]
[B] [/B]
Yakup Kadri 27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. Babasının vefatı üzerine altı yaşındayken ailesi ile birlikte Manisa’ya geldi. Tekrar Mısır’a döndükten bir müddet sonra İstanbul’a yerleşirler. Yakup Kadri Mekteb-I Hukuk’a girdi. Ama bitirmeden, 3üncü sınıftan ayrıldı. 1912’de tüberküloza yakalandığını öğrenir. Ancak 1916’da İsviçre’ye gidebilir. 1974’de Ankara’da vefat eder.
Eserleri:
Hikaye: Bir Serancam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri
Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama, Hep O Şarkı
Mensur Şiirleri: Erenleri Bağından, Okun Ucundan
Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl
Monografi: Ahmet Haşim, Atatürk
HÜKÜM GECESİ
KİTABIN YAZARI
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İLETİŞİM YAYINLARI
BASIM YILI
1987
2. KİTABIN ÖZETİ:
3. KİTABIN ANA FİKRİ:
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
[B]
[/B]
1.KİTABIN KONUSU:
Gazeteci Ahmet Samim’in öldürüldüğü 9 Haziran 1910 öncesiyle Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürüldüğü 11 Haziran 1913 sonrasını içine alan bir zaman dilimindeki olaylar ‘Hüküm Gecesi’ nde kaleme alınmıştır. 31 Mart Olayı’ndan sonra iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti ile muhalefet arasındaki siyasi çekişmenin öyküsüdür sergilenen.
[B]2.KİTABIN ÖZETİ:[/B]
[B] [/B]
AHMET KERİM muhalif bir gazeteci ve yazılarıyla İttihat ve Terakki’ye karşı cephe almıştır. Aynı gayeyi takip eden Ahmet Samim’in de yakın dostudur. Olay 1908-1911 yılları arsında geçmektedir. Bu dönemde İttihat ve Terakki ile muhalefet arasında siyasi bir çekişme yaşanmaktadır. Aslında bu toplumun sorunlarına çözüm getirmekten uzak bir post kavgasıdır. Ordu güçsüzdür ve politikaya gömülmüştür. Ülkenin hiçbir sorununa somut çözümler getirilememekte, dış borçlar artmakta, kurtuluş Batı’nın desteğinde aranmaktadır. İktidar için çarpışan kişiler çıkar peşindedirler yalnızca. Aydınlar, devlet adamları, ipleri Batı emperyalizminin elinde olan kuklalardır bir bakıma.
Bireysel çıkarların öne alındığı siyasi çatışmaların toplumun sorunlarına çözüm getirmeyişi; imparatorluğun parçalanmasında dış güçlerin etkisi, neyi savunduğunu, neye karşı olduğunu bilmeyen, tarihin kendisine yüklediği kurtarıcılık görevi altında ezilen bir kuşağın dramının boyutları; politik hırsların egemen olduğu bir ortamda insana özgü duyguların, özlemlerin, tutkuların yozlaşması, kardeşliğin düşmanlığa, sevginin sevgisizliğe, özverinin bencilliğedönüşmesi de dönemin nitelikleri olarak sıralanabilir.
İttihat veTerakki’nin çirkin siyasi oynlar oynayışı, düşünce yoksulluğu, baskıyı, kaba gücü olağan sayan yönetim anlayışıyla kıyasıya eleşirilirken, mıhalefetin iki yüzlülüğü, çıkarcılğı da eleştiriye maruz kalıyor. İttihatçılar ve İtilafçılar bir madalyonun değişik görünümdeki iki yüzü gibidir. Aynı maddeden yapılmışlardır, nitelikçe hiçbir ayrımları yoktur. Olaylar da gerçekte olduğu gibi aktarılmıştır.
Akşam üstü evine dönerken köşebaşındaki konağın önünden her geçişinde birkaç saniye duraklayıp içerden gelen şarkı ile karışık piyano sesini dinlemek Ahmet Kerim’de alışkanlık haline gelir. Bu güzel sesin sahibi Samiye’yi görmek için can atar içeri girmek için her duraklayışında konağın önünde lakin kendine hakim olmasını bilir ve yoluna devam eder. Belki de kiminle karşılaşacağını bilmeden böyle yapar. Fakat bir gün matbaaya doğru yol alırken Samiye ile yolları defalarca yolları kesişir, defalarca göz göze gelirler. Nihayet ikisi de konuşma cesaretini toplarlar. Tabii ki bu konuşma öncesinde mektuplaşmalar olur. Samiye İttihat ve Terakki Fırkası’ndan olan ağabeyi Selim Necati’nin isteğine uyarak Ahmet Kerim’I gece yarısı odasına alır. Ahmet Kerim’I Samiye’nin yatak odasında yakalayıp bir ırz düşmanı gibi öldürme girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Samiye kendini bağışlatmak için çırpınır, bu duygunun, bu isteğin tutsağı olur, bu yolda her çılgınlığı göz önüne alır. Ahmet Kerim ise alabildiğine katı bir duygusuzlukla karşılar onun bütün girişimlerini. Aşkı nefrete döner artık. Bu inanç, genç kızdaki değişimi görmesini engeller. Sıradan bir olay biçiminde verilen, ayrıntısız, kısacık bir ölüm haberi geç de olsa Ahmet Kerim’I, bu ölümden kendisini sorumlu tutacağı yeni bir ruh halinin içine iter. Nefret, yerini suçluluk duygusuna bırakır. Artık bundan sonrası Ahmet Kerim için bir nefis muhasebesi dönemidir.
Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’yı öldürmektn sanık kimselerle birlikte tutklanmak ölümle karşı karşıya getirmiştir genç adamı. Bekirağa bölüğünde, suçsuz ve haksız, idam korkusuyla ‘Hüküm Gece’ sini beklerken bile kişiliğine kabaht bulmaz, bütün sebep ve sonuçlarıyla hayat hesabının yükünü zamanına ve neslinin tarihine yükler.
Sırf hürriyete yapılan baskıya karşı koymak ve kişiliğini satılığa çıkarmamak için muhalefete geçen Ahmet Kerim, birdenbire kendini aralarında hiçbir öz ve niyet birliği bulnmayan hasip, Halil Paşazade Ömer Beyler ile Necip Mollalar’ın, Neşet Paşalar’ın, Saim Efendiler’in içinde bulur. Ondan sonrası artık kaybedilmiş bir davadır. Sinop sürgünü Ahmet Kerim’I içkinin kucağına atmış, alkolden yoksun kaldığı günlerde kafası yağı tükenmiş bir kandile dönen, eli titreyen bir adamdır. Zavallı anacığına mektup bile yazamaz hale gelir. Ahmet Kerim için asıl acı şey ise henüz Sinop’a gitmeden kendini tanımış olmasıdır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[B] [/B]
Ahmet Kerim çok büyük darbeler alır, bunlardan birincisi; Samiye’nin yaptıklarıdır. Bu olayda Ahmet Kerim de suçludur çünkü Samiye’yi hiç dinlemez. İkincisi ise Sırrı Bey’in onu arkasından bıçaklamasıdır.
Ahmet Kerim tam bir muhaliftir. Herkesin ak dediğine o kara der. Kendi bildiğini okur. Kişiliğini Sinop sürgününe gitmeden önce tanır ve ne kadar büyük yanlışlıklar yaptığının farkına varır geç de olsa.
Samiye, genç, güzel, ve çekici biridir. Ahmet Kerim’I büyülemesini bilmiştir.
Sırrı Bey, Ahmet Kerim’I arkasından vurarak nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu sergilemiştir.
[B]5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:[/B]
[B] [/B]
Yakup Kadri’nin Hüküm Gecesi siyasi bir roman niteliğindedir. Yazar bir dönemde yaşanan siyasi olayları küçük fakat mühim bir aşk hikayesi ile süslemesini bilmiştir. Kitapta her ne kadar siyasi sıkıcı bir hava ağır bassa da bir takım gerçek olaylardan bahsedilmesi bu havayı biraz da olsun hafifletmiştir.
[B]6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:[/B]
[B] [/B]
Yakup Kadri 27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. Babasının vefatı üzerine altı yaşındayken ailesi ile birlikte Manisa’ya geldi. Tekrar Mısır’a döndükten bir müddet sonra İstanbul’a yerleşirler. Yakup Kadri Mekteb-I Hukuk’a girdi. Ama bitirmeden, 3üncü sınıftan ayrıldı. 1912’de tüberküloza yakalandığını öğrenir. Ancak 1916’da İsviçre’ye gidebilir. 1974’de Ankara’da vefat eder.
Eserleri:
Hikaye: Bir Serancam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri
Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama, Hep O Şarkı
Mensur Şiirleri: Erenleri Bağından, Okun Ucundan
Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl
Monografi: Ahmet Haşim, Atatürk
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
FERDİ VE ŞÜREKASI
KİTABIN YAZARI
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
KİTABIN YAYIN EVİ
İNKILAP VE AKA
BASIM YILI
1984
ANLATIM PLANI:
1)KİTABIN KONUSU
2) KİTABIN ÖZETİ
3)KİTABIN ANA FİKRİ
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ
1)KİTABIN KONUSU:
Zengin kızın fakir gence aşkının trajedik sonu.
2) KİTABIN ÖZETİ:
İsmail Tayfur, Ferdi ve Ortakları Ticaretevi’nde veznedâr olarak çalışmaktadır.Bir gün Ferdi Efendi, İsmail Tayfur’u yanına çağırıp onun çok çalıştığını bahane edip kârın % 0.5’ini alcağını söyler.
İsmail Tayfur bu durumdan şüphelenir ve bu konuyu şirketin emektar veznedârı ve rahmetli babasının dostu Hasan Tahsin Efendi’ye açar. Hasan Tahsin Efendi bunun Ferdi Efendi’nin kızı Hacer’in ona olan ilgisinden kaynaklandığını söyler.Gerçekten de Hacer çocukken şirkete geldiğinde İsmail Tayfur’a farklı yaklaşmıştır.Hatta birgün İsmail Tayfur’un hesap defterinin arasına güller doldurmuştur.
Hacer artık şirkete gitmesi yasaklanınca tüm duygularını hâtıra defterine yazmaya başlar fakat bir gün eve geç gelince babası odasına çıkar ve Hacer’in hâtıra defterini okur.Hacer gelince de Ferdi Efendi niye kendisinin haberi olmadığını ve kendisini İsmail Tayfur’la evlendireceğini söyler.İşte maaş zammının sebebi budur.
Bir gün İsmail Tayfur’un annesi Besime Hanım ve babasının getirdiği kimsesiz Saniha evdeyken Hacer’in öğretmeni eve gelir.Besime Hanım’a Hacer’le İsmail Tayfur’un birbirlerini sevdiğini ve nişan hazırlıklarına başlamaları gerektiğini ballandıra ballandıra anlatır ve “gençlerin bundan haberdâr olmamaları gerektiğini” ekler.
Aslında Saniha ile İsmail Tayfur habersizce birbirlerini sevmektedirler.Fakat Saniha bu nişan haberini duyunca yıkılır.İsmail Tayfur’un tüm çabalarına rağmen –Saniha’nın da inadıyla- Hacer’le evlenirler.Fakat aralarındaki ilişkinin eskisinden farkı yoktur.
Bir gece Hacer uyandığında İsmail Tayfur’u yanında göremez ve heyecanlanır. İsmail Tayfur’u aramaya çıkar ve onu Saniha’yla konuşurken görür şaşırır ve üzülür.Odaya gelir ve İsmail Tayfur geldiğinde Hacer onu suçlar, kapıyı kilitler ve yatağı ateşe verir. İsmail Tayfur anahtarı zorla alır, kapıyı açar.Bu sırada Hacer’in elbisesi tutuşmuştur, Hacer’i yakalar ve evden çıkarlar.Evin her tarafı tutuşmuş ve tüm ev halkı bahçeye çıkmıştır. İsmail Tayfur’da Hacer’i getirir ve yere bırakır. Hacer ölene dek bekler ve öldüğünde gülmeye başlar.
İsmail Tayfur artık tamamen delirmişti ve sadece gülüyordu. Ferdi Efendi’de bu olaylara çok üzülmüş ve İsmail Tayfur’a maaş bağlamıştı. Hasan Tahsin Efendi ara sıra onu ziyaret ediyordu ama hâlinde bir değişiklik hissetmiyordu.
3)KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir zenginlik hayalinin her zaman mutlu sonla bitmemesi, trajediyle sonuçlanabilmesi.
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Hayatın nasıl olursa olsun hiçbir zaman toz pembe olmadığının ve kolay yoldan amaçlarımıza ulaşmaya çalışmanın bazen kötü neticeler doğurabileceğini anlatan bir eserdir.
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Halit Ziya’nın ailesi, Uşak’tan İzmir’e göçerek "Uşşakizadeler" diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbul’a da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendi’ye verdi. Halit Ziya, Hacı Halil Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak 1866’da İstanbul’da doğdu.
İstanbul’da Askeri Rüştiye'ye giden Halit Ziya, babasının işleri kötü gitmeye başlayınca, annesiyle birlikte İzmir’e dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesi’nde sürdürdü (1878). Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmir’e gelişi ve yeni bir işyeri açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halit Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesi’nin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi.
Halit Ziya, babasının kâtibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbul’da hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. İzmir’e dönüşünde rüştiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankası’na girdi.
İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nün başkâtiplik teklifini kabul ederek İzmir’den ayrıldı (1893). Reji’deki çalışma günlerinde Servet-i Fünun’a da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halit Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Batı Edebiyatı okuttu. Sonra Mabeyn Başkâtibi oldu (1909). Buradan ayrıldıktan sonra memuriyete dönmeyen ve tüm zamanlarını edebiyata veren Halit Ziya, 23 Mayıs 1945 tarihinde İstanbul’da öldü.
FERDİ VE ŞÜREKASI
KİTABIN YAZARI
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
KİTABIN YAYIN EVİ
İNKILAP VE AKA
BASIM YILI
1984
ANLATIM PLANI:
1)KİTABIN KONUSU
2) KİTABIN ÖZETİ
3)KİTABIN ANA FİKRİ
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ
1)KİTABIN KONUSU:
Zengin kızın fakir gence aşkının trajedik sonu.
2) KİTABIN ÖZETİ:
İsmail Tayfur, Ferdi ve Ortakları Ticaretevi’nde veznedâr olarak çalışmaktadır.Bir gün Ferdi Efendi, İsmail Tayfur’u yanına çağırıp onun çok çalıştığını bahane edip kârın % 0.5’ini alcağını söyler.
İsmail Tayfur bu durumdan şüphelenir ve bu konuyu şirketin emektar veznedârı ve rahmetli babasının dostu Hasan Tahsin Efendi’ye açar. Hasan Tahsin Efendi bunun Ferdi Efendi’nin kızı Hacer’in ona olan ilgisinden kaynaklandığını söyler.Gerçekten de Hacer çocukken şirkete geldiğinde İsmail Tayfur’a farklı yaklaşmıştır.Hatta birgün İsmail Tayfur’un hesap defterinin arasına güller doldurmuştur.
Hacer artık şirkete gitmesi yasaklanınca tüm duygularını hâtıra defterine yazmaya başlar fakat bir gün eve geç gelince babası odasına çıkar ve Hacer’in hâtıra defterini okur.Hacer gelince de Ferdi Efendi niye kendisinin haberi olmadığını ve kendisini İsmail Tayfur’la evlendireceğini söyler.İşte maaş zammının sebebi budur.
Bir gün İsmail Tayfur’un annesi Besime Hanım ve babasının getirdiği kimsesiz Saniha evdeyken Hacer’in öğretmeni eve gelir.Besime Hanım’a Hacer’le İsmail Tayfur’un birbirlerini sevdiğini ve nişan hazırlıklarına başlamaları gerektiğini ballandıra ballandıra anlatır ve “gençlerin bundan haberdâr olmamaları gerektiğini” ekler.
Aslında Saniha ile İsmail Tayfur habersizce birbirlerini sevmektedirler.Fakat Saniha bu nişan haberini duyunca yıkılır.İsmail Tayfur’un tüm çabalarına rağmen –Saniha’nın da inadıyla- Hacer’le evlenirler.Fakat aralarındaki ilişkinin eskisinden farkı yoktur.
Bir gece Hacer uyandığında İsmail Tayfur’u yanında göremez ve heyecanlanır. İsmail Tayfur’u aramaya çıkar ve onu Saniha’yla konuşurken görür şaşırır ve üzülür.Odaya gelir ve İsmail Tayfur geldiğinde Hacer onu suçlar, kapıyı kilitler ve yatağı ateşe verir. İsmail Tayfur anahtarı zorla alır, kapıyı açar.Bu sırada Hacer’in elbisesi tutuşmuştur, Hacer’i yakalar ve evden çıkarlar.Evin her tarafı tutuşmuş ve tüm ev halkı bahçeye çıkmıştır. İsmail Tayfur’da Hacer’i getirir ve yere bırakır. Hacer ölene dek bekler ve öldüğünde gülmeye başlar.
İsmail Tayfur artık tamamen delirmişti ve sadece gülüyordu. Ferdi Efendi’de bu olaylara çok üzülmüş ve İsmail Tayfur’a maaş bağlamıştı. Hasan Tahsin Efendi ara sıra onu ziyaret ediyordu ama hâlinde bir değişiklik hissetmiyordu.
3)KİTABIN ANA FİKRİ:
Bir zenginlik hayalinin her zaman mutlu sonla bitmemesi, trajediyle sonuçlanabilmesi.
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Hayatın nasıl olursa olsun hiçbir zaman toz pembe olmadığının ve kolay yoldan amaçlarımıza ulaşmaya çalışmanın bazen kötü neticeler doğurabileceğini anlatan bir eserdir.
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Halit Ziya’nın ailesi, Uşak’tan İzmir’e göçerek "Uşşakizadeler" diye anılmaya başlayan zengin bir ailedir. Bu aile, işleri çok gelişince İstanbul’a da bir şube açtı ve bu şubeyi sermayesiyle birlikte oğul Hacı Halil Efendi’ye verdi. Halit Ziya, Hacı Halil Efendi’nin üçüncü çocuğu olarak 1866’da İstanbul’da doğdu.
İstanbul’da Askeri Rüştiye'ye giden Halit Ziya, babasının işleri kötü gitmeye başlayınca, annesiyle birlikte İzmir’e dedesinin yanına gönderildi. Öğrenimini İzmir Rüşdiyesi’nde sürdürdü (1878). Bu arada babasının işlerini düzene koyup İzmir’e gelişi ve yeni bir işyeri açışıyla sığıntı olma düşüncesini de zihninden atan Halit Ziya, ikinci bir okula hazırlık için Frenk Mahallesi’nin Alioti bölümündeki Auguste de Jaba adlı avukatın emrine verildi.
Halit Ziya, babasının kâtibi olarak işe başladı, bu iş edebiyat merakıyla pek bağdaşmadığından yeni iş tavsiyelerini dikkate aldı, ancak İstanbul’da hariciyeci olmak için yaptığı başvuru sonuçsuz kaldı. İzmir’e dönüşünde rüştiye öğretmenliğine başladı ve akabinde Osmanlı Bankası’na girdi.
İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nün başkâtiplik teklifini kabul ederek İzmir’den ayrıldı (1893). Reji’deki çalışma günlerinde Servet-i Fünun’a da katılarak edebi faaliyetlerini yoğunlaştıran Halit Ziya, Meşrutiyet’ten sonra bir süre Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde Batı Edebiyatı okuttu. Sonra Mabeyn Başkâtibi oldu (1909). Buradan ayrıldıktan sonra memuriyete dönmeyen ve tüm zamanlarını edebiyata veren Halit Ziya, 23 Mayıs 1945 tarihinde İstanbul’da öldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
KİTABIN YAYIN EVİ
ATLAS KİTAP EVİ
BASIM YILI
1982
ANLATIM PLANI:
1)KİTABIN KONUSU
2) KİTABIN ÖZETİ
3)KİTABIN ANA FİKRİ
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ
1)KİTABIN KONUSU:
Kurtuluş Savaşı yılları
2)KİTABIN ÖZETİ:
1)Milli Mücadeleyi Hazırlayan Olaylar(30 Ekim 1918-19 Mayıs 1919)
Müttefiklerin işgali ile İzmir’e Yunanlıların Türk halkını kışkırtmak için sürülmesi, azınlıkların bu sebeple taşkınlık yapmaları.
2)İzmir’in İşgali ve İç Karışıklık(15 Mayıs 1919-16 Mart 1920)
Yunanlıların halka yaptığı zulüm, Halide Edip’in mitinglerde yaptığı konuşmalar, halkın şaşkınlığının yanı sıra Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, milli kongreler, Misak-I Milli, Anadolu savunması ve Heyet-I Temsiliye’nin açılışı konuları anlatılıyor.
3)Anadolu’ya Sığınma(16 Mart 1920-2 Nisan 1920)
İstanbul’un işgali ve Anadolu’ya kaçış macerası
4)Ankara Mustafa Kemal ve Milli Mücadele
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının devlet sorunlarını tartışmaları, Mustafa Kemal’in herkesi acı ve parlak biçimde eleştirmesi, Hükûmet darbesi ve 23 Nisan’da Büyük Millet Meclisi’nin açılışı.
5)İç Savaşın Önemli Dönemleri
İç karışıklıklar, padişahın ve dış kışkırtmaların etkisiyle ayaklanan ve Milli Mücadele’ye engel olmaya çalışan cahil halkın çabaları ve çetelerin düzeni bozarak Mustafa Kemal ve arkadaşlarını engelleme çabaları.
Mustafa Kemal’in kişiliği, o günlerdeki psikolojik tahlili ve Meclis’in çalışmaları.
6)Kalaba Köyü ve Hayvan Dostlarım
Atı, köpeği, kırlarda gezintileri ve halkla ilişkileri
7)Başıbozukların Sonu ve Yeni Ordu
En çoğu ve kuvvetlisi olan Çerkes Ethem’in kuvvetleri kimseyi tanımıyordu.Albay Refet Bey kuvvetleriyle bunları ezer ve Milli Mücadele başlar.11 Ocak’taki 1nci İnönü Savaşı’nı da yine bu ruhun oluşturduğu düzenli orduyla kazanırız ve 2nci İnönü’de Yunanlıların hücumunu püskürtürüz.
Halide Edip, Yakup Kadri ve Yusuf Akçura “Tetkik-i Mezalim Komisyonu”ndadırlar.Bu sebeple H. Edip askerle ve halkla konuşarak içinde bulundukları durumu ve savaşı hissetmeye çalışır.
8)İlk Görünüş
Eskişehir’de hastahanede hastabakıcılık günlerinde hastahanenin yaralılarla dolu olmasından geri çekildiğimizi anlar.Gerçekten de İsmet Paşa geri çekilme emrini vermek zorunda kalmıştır.
9)Cepheye Nasıl Katıldım?
5 Ağustos 1921’de Meclisin Mustafa Kemal’I başkomutan seçer ve üç aylığına tam yetki verir.Halide Edip, Mustafa Kemal’e telgrafla gönüllü olmak istediğini söylerve Mustafa Kemal bunu kabul eder.
10)Sakarya
Halide Edip asker olarak Mustafa Kemal’in yanındadır, ülkenin durumunu ve O’nun tutum ve tavrını anlatır.
Yunanlıların halka davranışı, memleketi yağmalamaları ve onları Sakarya’dan sürmemizi anlatır.
11)Halide Onbaşı(12 Eylül 1921-Ağustos 1922)
Onbaşı olarak cepheleri gezer.Cephe gerisinde cepheden kaçanlara yapılan eziyeti yazar.Cephedeki sıkıntıları ve halkın azim ve umudunu anlatır.
12)Ateşle İmtihandan Sonra Cepheye Varış
Yunanlıların silahsız ve masum halka yaptığı saldırılar, kaçtıkları köyleri yakmaları ve halkı öldürmeleri.
İzmir halkının çoşkuyla zaferi kutlamaları
13)İzmir’de (9 Eylül)
Kafileyle İzmir’e giriş, Mustafa Kemal’in Lâtife Hanım’la tanışması.
Yunanlıların itfaiye hortumlarını kesip şehri yakmaları ve dinamitleri ateşleyerek evleri harap etmeleri.
14)İzmir’den Bursa’ya
İzmir ve Bursa arasındaki halkın durumu; umutlu, kin gütmeyen, sadece hakkını isteyen ve geleceğe yönelen Türk halkı.
15)Savaşa Paydos
Mustafa Kemal’in Fikriye’yi sanatoryuma göndermesi, Fikriye’nin geriye dönünce eve alınmaması ve intihar etmesi.
Kazım Karabekir’in 2000 yetimi evlat edinmesi ve onlara iyi bir eğitim verme çalışması.
Halide Edip’in İstanbul’a gidip halkla Babıâli’ye yürüyerek zaferi kutlamaları.
Epilog
Kurtuluş Savaşı’nın bitmesi ve bir hürriyet kavgasının başlaması.
3)KİTABIN ANA FİKRİ:
Savaştan bıkmış ve umutsuz bir ulusun iyi bir şekilde organize edilerek düzenli bir ordular grubunu yenmesi.
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını, o yılları yaşayan birinin kaleminden okumak ve eserdeki karakterlerin tek tek ruh hallerini ve olayları derin bir şekilde incelenmesi okurun sıkılmadan kitabı bitirmesini sağlıyor.
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Halide Edip Adıvar Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır.1882’de İstanbul’da doğmuş, 9 Ocak 1964’te İstanbul’da ölmüştür.
Halide Edip Adıvar Amerikan Kız Koleji’ni bitiren ilk Türk kızıdır.Ayrıca özel olarak İngilizce, musiki, Kur’an ve Arapça dersleri almıştır.1901’de Koleji bitirince Matematik öğretmeni Salih Zeki ile evlenmiş ve iki oğlu dünyaya gelmiştir.
1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla gazete ve dergilerde “Halide Salih” imzasıyla yazıları yayımlanmaya başlar.Mitinglerde konuşmalar yapar ve halk tarafından tanınmaya ve sevilmeye başlar.
Heyûla,
Raik’ın Annesi,
Seviyye Talip,
Handan,
Yeni Turan,
Mev’ut Hüküm,
Ateşten Gömlek,
Kalp Ağrısı,
Vurun Kahpeye,
Sinekli Bakkal.
Yolpalas Cinayeti,
Tatarcık,
Sonsuz Panayır,
Döner Ayna,
Akıle Hanım Sokağı,
Kerim Usta’nın Oğlu,
Sevda Sokağı Komedyası,
Hayat Parçaları,
Zeyno’nun Oğlu
Eserleri:
Romanları:
Hikayeleri: Harap Mabetler,
Dağa Çıkan Kurt,
Kubbede Kalan Hoş Sada,
İzmir’den Bursa’ya.
Hatıraları: Mor Salkımlı Ev,
Türkün Ateşle İmtihanı.
Tiyatro: Kenan Çobanları,
Maske ve Ruh.
Hakkında Yazılan Kitaplar:
Halide Edip, Hayatı ve Sanatı :Baha Dürder
Halide Edip Adıvar :Uğurol Barlas
Bütün Cepheleriyle Halide Edip :Hilmi Yücebaş
Halide Edip :Muzaffer Uyguner
Halide Edip ile Adım Adım :Nazan Güntürkün
TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
KİTABIN YAYIN EVİ
ATLAS KİTAP EVİ
BASIM YILI
1982
ANLATIM PLANI:
1)KİTABIN KONUSU
2) KİTABIN ÖZETİ
3)KİTABIN ANA FİKRİ
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ
1)KİTABIN KONUSU:
Kurtuluş Savaşı yılları
2)KİTABIN ÖZETİ:
1)Milli Mücadeleyi Hazırlayan Olaylar(30 Ekim 1918-19 Mayıs 1919)
Müttefiklerin işgali ile İzmir’e Yunanlıların Türk halkını kışkırtmak için sürülmesi, azınlıkların bu sebeple taşkınlık yapmaları.
2)İzmir’in İşgali ve İç Karışıklık(15 Mayıs 1919-16 Mart 1920)
Yunanlıların halka yaptığı zulüm, Halide Edip’in mitinglerde yaptığı konuşmalar, halkın şaşkınlığının yanı sıra Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, milli kongreler, Misak-I Milli, Anadolu savunması ve Heyet-I Temsiliye’nin açılışı konuları anlatılıyor.
3)Anadolu’ya Sığınma(16 Mart 1920-2 Nisan 1920)
İstanbul’un işgali ve Anadolu’ya kaçış macerası
4)Ankara Mustafa Kemal ve Milli Mücadele
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının devlet sorunlarını tartışmaları, Mustafa Kemal’in herkesi acı ve parlak biçimde eleştirmesi, Hükûmet darbesi ve 23 Nisan’da Büyük Millet Meclisi’nin açılışı.
5)İç Savaşın Önemli Dönemleri
İç karışıklıklar, padişahın ve dış kışkırtmaların etkisiyle ayaklanan ve Milli Mücadele’ye engel olmaya çalışan cahil halkın çabaları ve çetelerin düzeni bozarak Mustafa Kemal ve arkadaşlarını engelleme çabaları.
Mustafa Kemal’in kişiliği, o günlerdeki psikolojik tahlili ve Meclis’in çalışmaları.
6)Kalaba Köyü ve Hayvan Dostlarım
Atı, köpeği, kırlarda gezintileri ve halkla ilişkileri
7)Başıbozukların Sonu ve Yeni Ordu
En çoğu ve kuvvetlisi olan Çerkes Ethem’in kuvvetleri kimseyi tanımıyordu.Albay Refet Bey kuvvetleriyle bunları ezer ve Milli Mücadele başlar.11 Ocak’taki 1nci İnönü Savaşı’nı da yine bu ruhun oluşturduğu düzenli orduyla kazanırız ve 2nci İnönü’de Yunanlıların hücumunu püskürtürüz.
Halide Edip, Yakup Kadri ve Yusuf Akçura “Tetkik-i Mezalim Komisyonu”ndadırlar.Bu sebeple H. Edip askerle ve halkla konuşarak içinde bulundukları durumu ve savaşı hissetmeye çalışır.
8)İlk Görünüş
Eskişehir’de hastahanede hastabakıcılık günlerinde hastahanenin yaralılarla dolu olmasından geri çekildiğimizi anlar.Gerçekten de İsmet Paşa geri çekilme emrini vermek zorunda kalmıştır.
9)Cepheye Nasıl Katıldım?
5 Ağustos 1921’de Meclisin Mustafa Kemal’I başkomutan seçer ve üç aylığına tam yetki verir.Halide Edip, Mustafa Kemal’e telgrafla gönüllü olmak istediğini söylerve Mustafa Kemal bunu kabul eder.
10)Sakarya
Halide Edip asker olarak Mustafa Kemal’in yanındadır, ülkenin durumunu ve O’nun tutum ve tavrını anlatır.
Yunanlıların halka davranışı, memleketi yağmalamaları ve onları Sakarya’dan sürmemizi anlatır.
11)Halide Onbaşı(12 Eylül 1921-Ağustos 1922)
Onbaşı olarak cepheleri gezer.Cephe gerisinde cepheden kaçanlara yapılan eziyeti yazar.Cephedeki sıkıntıları ve halkın azim ve umudunu anlatır.
12)Ateşle İmtihandan Sonra Cepheye Varış
Yunanlıların silahsız ve masum halka yaptığı saldırılar, kaçtıkları köyleri yakmaları ve halkı öldürmeleri.
İzmir halkının çoşkuyla zaferi kutlamaları
13)İzmir’de (9 Eylül)
Kafileyle İzmir’e giriş, Mustafa Kemal’in Lâtife Hanım’la tanışması.
Yunanlıların itfaiye hortumlarını kesip şehri yakmaları ve dinamitleri ateşleyerek evleri harap etmeleri.
14)İzmir’den Bursa’ya
İzmir ve Bursa arasındaki halkın durumu; umutlu, kin gütmeyen, sadece hakkını isteyen ve geleceğe yönelen Türk halkı.
15)Savaşa Paydos
Mustafa Kemal’in Fikriye’yi sanatoryuma göndermesi, Fikriye’nin geriye dönünce eve alınmaması ve intihar etmesi.
Kazım Karabekir’in 2000 yetimi evlat edinmesi ve onlara iyi bir eğitim verme çalışması.
Halide Edip’in İstanbul’a gidip halkla Babıâli’ye yürüyerek zaferi kutlamaları.
Epilog
Kurtuluş Savaşı’nın bitmesi ve bir hürriyet kavgasının başlaması.
3)KİTABIN ANA FİKRİ:
Savaştan bıkmış ve umutsuz bir ulusun iyi bir şekilde organize edilerek düzenli bir ordular grubunu yenmesi.
4)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını, o yılları yaşayan birinin kaleminden okumak ve eserdeki karakterlerin tek tek ruh hallerini ve olayları derin bir şekilde incelenmesi okurun sıkılmadan kitabı bitirmesini sağlıyor.
5)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:
Halide Edip Adıvar Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır.1882’de İstanbul’da doğmuş, 9 Ocak 1964’te İstanbul’da ölmüştür.
Halide Edip Adıvar Amerikan Kız Koleji’ni bitiren ilk Türk kızıdır.Ayrıca özel olarak İngilizce, musiki, Kur’an ve Arapça dersleri almıştır.1901’de Koleji bitirince Matematik öğretmeni Salih Zeki ile evlenmiş ve iki oğlu dünyaya gelmiştir.
1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla gazete ve dergilerde “Halide Salih” imzasıyla yazıları yayımlanmaya başlar.Mitinglerde konuşmalar yapar ve halk tarafından tanınmaya ve sevilmeye başlar.
Heyûla,
Raik’ın Annesi,
Seviyye Talip,
Handan,
Yeni Turan,
Mev’ut Hüküm,
Ateşten Gömlek,
Kalp Ağrısı,
Vurun Kahpeye,
Sinekli Bakkal.
Yolpalas Cinayeti,
Tatarcık,
Sonsuz Panayır,
Döner Ayna,
Akıle Hanım Sokağı,
Kerim Usta’nın Oğlu,
Sevda Sokağı Komedyası,
Hayat Parçaları,
Zeyno’nun Oğlu
Eserleri:
Romanları:
Hikayeleri: Harap Mabetler,
Dağa Çıkan Kurt,
Kubbede Kalan Hoş Sada,
İzmir’den Bursa’ya.
Hatıraları: Mor Salkımlı Ev,
Türkün Ateşle İmtihanı.
Tiyatro: Kenan Çobanları,
Maske ve Ruh.
Hakkında Yazılan Kitaplar:
Halide Edip, Hayatı ve Sanatı :Baha Dürder
Halide Edip Adıvar :Uğurol Barlas
Bütün Cepheleriyle Halide Edip :Hilmi Yücebaş
Halide Edip :Muzaffer Uyguner
Halide Edip ile Adım Adım :Nazan Güntürkün
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
[B] KİTABIN ADI [/B]
HEPSİNDEN ACI
KİTABIN YAZARI
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İNKILAPKİTABEVİ
BASI YILI
1984
[B]KİTABIN KONUSU: [/B]
‘Hepsinden Acı’ içinde kısa hikayelerin oldugu bir kitaptır. Genelde bu hikayelerin konusu insanların başından geçen acılı ,dramatik olaylardır.
[B]KİTABIN ÖZETİ: [/B]
Hepsinden Acı:Galip Ferruh heyecan dolu, zeki,genç bir adamdır.Kötü bir ahyat kadınıne aşık olur ve onunla yaşamaya başlar.Hayat hiçde Ferruh’un umduğu gibi gitmez.Hikaye ferruh’un kadını öldürmesiyle sonuçlanır.
Dilhoş Dadı:Yazar küçük bir çocuk iken Dilhoş adında zenci bir dadısı vardır.Dilhoş dadı onu her türlü olumsuzluklara karşı ve anne babasını cezalarına karşı korur.Dilhoş dadı ile yazar arasında mükemmel bir sevgi bağı vardır.Fakat bir gün dadıb hastalanır ve evden uzaklaşmak zorunda kalır.Bu olay onu üzüntüye sokacaktır.
Mayıs Pazarı:Katina istanbul’da yaşayan zengin bir Rum kadınıdır kocasının ölümü onun hayatında fazla bir değişime sebep olmayacaktır.Hayatını mutlu bir şekilde sürdürmeye devam edecektir.
Acı Sadaka:Zehra çok güzel ve genç bir kızdır .Babası ölmüş, annesi ve dayısıyla beraber yaşamaktadır.Bekir adında genç bir delikenkıya aşıktır ve evlenecektir.Bekir askere gider.Bu arada Zehra çiçek hastalığına yakalanır ve kör olur.Annesinin ölümü kaderin Zehraya vurduğu başka bir darbedir.Dayısı Zehrayı bir dilenci olarak çalıştırmaya zorlar.Bekir askerden döndüğünde eski Zehrayı bulamayacaktır.
Üç Mektup:Baskılı yönetimin gizli polis baskıları bir gencin ruhu üzerinde iç yıkımları doğurur.Olaylar onu deliliğe hatta ölüme kadar götürür.
Tatlı Rüya:Adnana bir şairdir ve son yazdığı kitaptan gelir beklemektedir.Busayede arkadaşlarına verdiği sözü yerine getirecek ve karısına çok almak istediği hediyeyi alabilecektir.Fakat satışlar umduğu gibi gitmemiştir ve çok az kitap satmıştır.Artık sadece mutluluğun parayla olabileceğine inanmaya başlamıştır.
[B]KİTABIN ANA FİKRİ: [/B]
Hayatta yapılan bazı hatalar kişinin sonunu hazırlayabilir.
[B] KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ [/B]
Galip Ferruh: Yaşam dolu,genç, zengin bir delikanlıdır. Fakat yanlış bir kadına aşık olması onun sonu olmuştur.
Dilhoş Dadı: Sahibine bağlı fakat gizemli birisidir. Büyü yaptıgı düşünülür. Fakat hastalıga yakalanıp evden ayrılmak zorunda kalması onun değişik duygular içine sokacaktır.
Katina: Şişman, sevimli bir kadındır. Kocasının ölümünden sonra değişik duygular içerisine girmiş fakat hayattan kopmamıştır.
Zehra: genç, güzel bir kızdır. Fakat kaderin sürüklediği yolda kaybolup gitmiştir.
Bekir: Genç, gözü yükseklerde olmayan bir delikanlıdır. Zehra’ yı o kör haliyle bile kabul etmeye hazırdır.
Adnan: Şairdir ve gelecekten umutlu biridir.
[B] KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER [/B]
Kitap akıcı bir uslupla yazılmıştır. İçindeki olaylar insanı hayatın ta içine ve gerçeklerine sürüklemekte ve ders vermektedir.Yazar kahramanlarının psikolojik hallerini çok iyi tahlil etmiştir.
[B]YAZAR HAKKINDA BİLGİ: [/B]
1867’de İstanbul'da dogdu. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüstiyesi'ne gitti.Tüccar olan babasının islerinin bozulması üzerine, 1879'da İzmir'e yerlestiler. Halit Ziya orada bir süre rüstiyeye, sonra da Fransızca ögrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca'dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı. 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüstiyesi'nde Fransızca ögretmenligi yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası'nda memur olarak çalıstı. 1893'te Reji İdaresi'nde Baskâtiplik göreviyle İstanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-I Cedide topluluguna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine genis ün saglayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlıgı bıraktıysa da II.Mesrutiyet döneminde yeniden basladı, ancak 1923'e degin yazdıklarını yayımlamadı. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun Mabeyn Baskâtipligine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi'nde yönetim kurulu baskanı oldu. Son yıllarını yesilköy'deki evinde anılarını yazarak geçirdi.
Usaklıgil Edebiyat-I Cedide'nin sanat anlayısı dogrultusunda yeni bir dil üretmek için çaba göstermistir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça Ve Arapça kelimeler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konusulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili olusturmustur. Ama Ask-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüsleri degismis, Edebiyat-I Cedide'nin dili asırı süslü, agdalı ve yapay buldugu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya karar vermistir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlastırmak geregini duymustur. Usaklıgil batılı manadaki Türk romanının öncüsü sayılmıstır. 22 mart 1945'te İstanbul’da öldü.
HEPSİNDEN ACI
KİTABIN YAZARI
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İNKILAPKİTABEVİ
BASI YILI
1984
[B]KİTABIN KONUSU: [/B]
‘Hepsinden Acı’ içinde kısa hikayelerin oldugu bir kitaptır. Genelde bu hikayelerin konusu insanların başından geçen acılı ,dramatik olaylardır.
[B]KİTABIN ÖZETİ: [/B]
Hepsinden Acı:Galip Ferruh heyecan dolu, zeki,genç bir adamdır.Kötü bir ahyat kadınıne aşık olur ve onunla yaşamaya başlar.Hayat hiçde Ferruh’un umduğu gibi gitmez.Hikaye ferruh’un kadını öldürmesiyle sonuçlanır.
Dilhoş Dadı:Yazar küçük bir çocuk iken Dilhoş adında zenci bir dadısı vardır.Dilhoş dadı onu her türlü olumsuzluklara karşı ve anne babasını cezalarına karşı korur.Dilhoş dadı ile yazar arasında mükemmel bir sevgi bağı vardır.Fakat bir gün dadıb hastalanır ve evden uzaklaşmak zorunda kalır.Bu olay onu üzüntüye sokacaktır.
Mayıs Pazarı:Katina istanbul’da yaşayan zengin bir Rum kadınıdır kocasının ölümü onun hayatında fazla bir değişime sebep olmayacaktır.Hayatını mutlu bir şekilde sürdürmeye devam edecektir.
Acı Sadaka:Zehra çok güzel ve genç bir kızdır .Babası ölmüş, annesi ve dayısıyla beraber yaşamaktadır.Bekir adında genç bir delikenkıya aşıktır ve evlenecektir.Bekir askere gider.Bu arada Zehra çiçek hastalığına yakalanır ve kör olur.Annesinin ölümü kaderin Zehraya vurduğu başka bir darbedir.Dayısı Zehrayı bir dilenci olarak çalıştırmaya zorlar.Bekir askerden döndüğünde eski Zehrayı bulamayacaktır.
Üç Mektup:Baskılı yönetimin gizli polis baskıları bir gencin ruhu üzerinde iç yıkımları doğurur.Olaylar onu deliliğe hatta ölüme kadar götürür.
Tatlı Rüya:Adnana bir şairdir ve son yazdığı kitaptan gelir beklemektedir.Busayede arkadaşlarına verdiği sözü yerine getirecek ve karısına çok almak istediği hediyeyi alabilecektir.Fakat satışlar umduğu gibi gitmemiştir ve çok az kitap satmıştır.Artık sadece mutluluğun parayla olabileceğine inanmaya başlamıştır.
[B]KİTABIN ANA FİKRİ: [/B]
Hayatta yapılan bazı hatalar kişinin sonunu hazırlayabilir.
[B] KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ [/B]
Galip Ferruh: Yaşam dolu,genç, zengin bir delikanlıdır. Fakat yanlış bir kadına aşık olması onun sonu olmuştur.
Dilhoş Dadı: Sahibine bağlı fakat gizemli birisidir. Büyü yaptıgı düşünülür. Fakat hastalıga yakalanıp evden ayrılmak zorunda kalması onun değişik duygular içine sokacaktır.
Katina: Şişman, sevimli bir kadındır. Kocasının ölümünden sonra değişik duygular içerisine girmiş fakat hayattan kopmamıştır.
Zehra: genç, güzel bir kızdır. Fakat kaderin sürüklediği yolda kaybolup gitmiştir.
Bekir: Genç, gözü yükseklerde olmayan bir delikanlıdır. Zehra’ yı o kör haliyle bile kabul etmeye hazırdır.
Adnan: Şairdir ve gelecekten umutlu biridir.
[B] KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER [/B]
Kitap akıcı bir uslupla yazılmıştır. İçindeki olaylar insanı hayatın ta içine ve gerçeklerine sürüklemekte ve ders vermektedir.Yazar kahramanlarının psikolojik hallerini çok iyi tahlil etmiştir.
[B]YAZAR HAKKINDA BİLGİ: [/B]
Halid Ziya Uşaklıgil
Usaklıgil Edebiyat-I Cedide'nin sanat anlayısı dogrultusunda yeni bir dil üretmek için çaba göstermistir. Osmanlıca'da bile kullanılmayan Farsça Ve Arapça kelimeler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konusulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili olusturmustur. Ama Ask-ı Memnu'yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüsleri degismis, Edebiyat-I Cedide'nin dili asırı süslü, agdalı ve yapay buldugu için Kırık Hayatlar'ı yalın bir dille yazmaya karar vermistir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlastırmak geregini duymustur. Usaklıgil batılı manadaki Türk romanının öncüsü sayılmıstır. 22 mart 1945'te İstanbul’da öldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi