KİTABIN ADI
Anamın Kitabı
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1999
KİTABIN KONUSU
Yazar çocukluk anılarından bahsetmekte, bunu yaparken de şuuraltı tekniğinden yararlanmaktadır. İnsanın alınyazısının çocuklukta yazıldığını ve hangi yaşa girerse girsin, şuuraltında daima çocukluk kaldığını savunur.
KİTAP HAKKINDAKİ YORUMLAR
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun belki bütün romanlarımın anahtarlarını verdiğim kitabım dediği “Anamın Kitabı”onun en önemli eserlerinden biridir.
YAZARIN HAYATI
27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Okulu'nu bitirmedi. 1909'da, arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Ãti Topluluğu'na katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam Gazetesi'ndeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de Manisa Milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro Dergisi'nin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran Elçiliği'ne atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern Elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis Üyeliği'ne seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa Milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.
KİTABIN ÖZETİ :
Yakup Kadri, Aydın ve Manisa’da hüküm sürmüş Karaosmanoğulları sülalesine mensuptur. Yazar altı yaşına kadar babasının Mısır’daki İbrahim Paşa Konağına yerleşmiş ve İkbal Hanımla evlenene kadar burada yaşamıştır. İkbal Hanımla evlendikten sonra Kahire’ye yerleşmiştir. Daha sonra İbrahim Paşanın ölmesi nedeniyle Manisa’ya yerleşmiştir. Yazar babasını, çevresinde çok saygın bir kişiliğe sahip olmasına rağmen sevmez. Babasının konuşma tarzı, hareketleri, konuşması ve bilhassa annesine karşı olan davranışları yazara çok ilkel gelir. Nitekim babası eve geldiğinde
önüne konulan terlikleri giydikten sonra annesini peşinden sürükler, kendisi ile ilgilenilmekte biraz gecikilse evi velveleye vererek huzursuzluk çıkartır.
Yazarda geçmişe daima bir özlem vardır. Lalasıyla Nil boyunca Ehramlara doğru ya da şehrin kalabalık caddelerine doğru yapılan gezintiler, hele babasıyla şehrin hayvanat bahçesi karakterindeki “Özbekiye Bahçesine” yaptığı araba gezintileri onun için tadına varılmaz saatlerdir.
Mısır’daki bu ihtişam dolu çocukluk günlerini, altı yaşında geldiği Manisa’daki sıkıntılı günler takip eder. Burada, okula giderken uyku sersemi kalkışını, eline “Amme Cüzzü” tutuşturularak sokak kapısından dışarı bırakılıverişini, kendisine kahvaltı olarak bir dilim kuru ekmekle bir topak tulum peyniri sunuluşunu hiç unutmaz. Hele okula giderken yolun bozukluğu onun için işkence dolu saatlerdir.
Okul hayatı ise ona göre pek verimsizdir. Okulun doksanlık kapıcısı onu teneffüslerde rahat bırakmaz. Sınıf hocası Mustafa Efendinin daima çatık ve kızgın suratı, okulun müdürü Hüseyin Efendinin şimşir sopası da onu rahatsız etmektedir. Ama yazarı mektepten asıl yıldıran okulun pisliği ve mundarlığıdır. Bu nedenle biraz utangaçlığından, bilhassada bu ağır koku yüzünden annesinin kendisine hazırladığı yemeği bile yemez, arkadaşlarına bırakır.
Mısır dönüşü Karaosmanoğulları sülalesi kendilerine itibar göstermediğinden sıkıntılı günler yaşarlar. Kendilerine babasının arkadaşı Hulusi Bey kucak açar. Onun konağında önce misafir olarak birkaç gün kaldıktan sonra konağın yanındaki küçük evi kiralalar. Bu evde yazarın ilk dikkatini çeken şey, evin arka kısmından kendisine çok yakın görünen Manisa Dağıdır. Dağa baktıkça, dağdaki boz renkli kaya diz çökmüş bir deve gibi, buradaki inde aslan gibi görünür kendisine. O dağdaki tabiat şekillerini iniş, yokuş, yar, oyuk, tepe masallardaki peri padişahının sarayındaki denizlere, kulelere benzer varlıklarmış gibi düşünür. Sürekli olarak bu dağa gitmek ister. Bir gün komşusunun oğlu Cemal ile oraya giderler. Fakat beklediğini bulamaz, hayal kırıklığına uğramıştır.
Çocukluğunda en derin, en ihtiraslı sevgisini tercih ettiği insan Afet Ninesidir. Ninesi, Kadri Beyin küçüğü Nazif Beyi kaybettiğinden bu yana tek sevgisini torunu Yakup Kadiri’ye yöneltmiştir. Ninesi onlarda kaldığı süreçte Yakup Kadri ondan ayrı yatmaz. Hatta ninesi hastalandığında bile ondan ayrılamaz. Hele ninesi kendi evine dönmeye kalsın; evde kıyametleri kopartır, günlerce ağlar, yemekten içmekten kesilir, evdekilere hayatı zehir eder.
Babasının hastalığı da eserde geniş yer alır. Babası hayatının son devresinde kendisini dünyadan iyice çekerek ahirete verir. Seccadesinin başına oturarak saatlerce tespih çeker, on dakikada kılınacak namazları yarım saatte bitirir. Yakup Kadiri’ye Kuran-ı Kerim öğretmeye çalışır. Ama Yakup Kadri bunu hiç beceremez. Yazarı bu derslerden evde bozulan antika saatler kurtarır. Babası günlerce saatleri yapmaya çalışır ama muvaffak olamaz.
Babası ölümüne doğru “Ramazanı Şerif” geliyor diye evin içinde çocukça bir sevinçle dolaşır. Ramazanı mutlaka İstanbul’da geçirmek niyetindedir. Fakat gidecekleri günün arifesinde babası ansızın hastalanarak yatağa düşer. Hastalığı çok ağırdır, çok geçmeden ölür. Yakup Kadiri’yi ölümden ziyade kardeşiyle birlikte komşusunun evinde geçirdikleri ayrılık geceleri etkiler. Babasının cesedi önüne götürüldüğünde diğerleri gibi ağlamak istediği halde ağlayamaz.
Çayırbaşı İlkokulunun, yazarın huyunun değişmesinde büyük rolü vardır. Okuldaki çocuklar öyle yabanidir ki onu okula evin kalfası götürmektedir. Kalfası teneffüslerde bile yanından ayrılmamaktadır. Ancak bu vaziyet yazara ağır gelmektedir. Buradaki çocuklar daima birbirleriyle kavga etmekte, çete savaşları yapmakta ve birbirlerine ağır küfürler savurmaktadırlar. Yine bir gün böyle bir kavga esnasında kalfanın (kendisinden 5 –6 yaş büyük) kavgayı ayırmaması nedeniyle kızarak kalfasına ağza alınmayacak küfürler savurup, yumruklamaya başlar. Bu nedenle kalfası onu bir daha okula götürmeye cesaret edemez. Ancak yazar kendisinden daha büyük birini dövmenin verdiği gururla kendisine olan güveni yerine gelir.
Bu olaydan haberinin olmadığını sandığı annesi ona küser. Bunu bilmeyen Yakup Kadri, annesinin ilgisini çekmek ve annesinin sevgisini tekrar kazanmak için çeşitli muziplikler yapar, kendisini yaralar. En küçük bir olayda bile üzerine titreyen annesi, bu olaylarda yanına bile gitmez. Sonunda yazar, durumu anlayarak bir daha ağzına öyle sözler almayacağına söz vererek annesinden özür diler ve elini öper. İşler yoluna girer.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI AY BATTIKİTABIN YAZARI JOHN STEINBECKYAYINEVİ BİLGİ YAYINEVİBASIM YILI 19901.KİTABIN KONUSU:Steinbeck bu romanda değişik bir konuyla çıkıyor karşımıza .Savaşın insanı hem fiziksel hem de ruhsal açıdan nasıl eritip bitirdiğini, tükettiğini büyük bir ustalıkla anlatıyor.Tutsak edenlerle edilenlerin neden savaştığını ne zamana dek savaşacağını kestiremeyen insanların içine düştüğü çıkmazı başka bir deyişle savaştan çok savaşanları insancıl bir yaklaşımla ele alıyor. 2.KİTABIN ÖZETİ: Bir sabah kasabanın delikanlıları, kasabanın dışındaki Corell’in evindeki atış yarışmasında toplanmıştı. 400 yıldır barışın olduğu bu kasaba, halkı özgürlüğüne düşkün ve kömür madeniyle geçimini sağladığı şirin bir yerdi. Herkes kasaba yakınlarına paraşütle inen alman askerlerini görünce şok olur. Corell’in evindeki 12 asker duruma müdahele etmek için kasabaya koşarken pusuya düşerek altısı ölür. Üçü yaralanır ve diğer üçü de kaçar. 250 alman askeri ve 6 subay artık kasabayı ele geçirmiştir. Başlarında Albay Lanser’in bulunduğu birliğin görevi, kömür madenini işletmek ve çıkarılan kömürleri liman vasıtasıyla Almanyanın içlerine yollamaktır. Albay Lanser ve kurmayları (diğer beş subay ) belediye başkanının evine yerleşerek kasabayı kontrole başlar. Bu esnada Corell’in bir hain olduğu anlaşılmış ve kasabalı tarafından dışlanmıştır. Bu işbirlikçi ise Albay Lanser’den belediye başkanı olmayı ister. Ancak Albay bunu kabul etmez. Ilk direniş, madende kendisini zorlayan Alman Yüzbaşı Loft’e saldırırken araya giren Teğmen Prackle’I öldüren Alex tarafından olur. Alman X-12 talimnamesine göre derhal mahkeme kurulur ve idam edilir. Halk tarafından çok sevilen alex’in öldürülmesi, düşman askerleri ile halk arasını açar. Madende işler yavaşlar. Baskı bir süre devam eder. Kasabanın gençleri İngiltereye birer birer kaçar. Almanlar bunu engellemek için halkın yiyeceğini karneye bağlar ve çalışmayanların ailesine yiyecek vermez. Halk yalnız yakaladığı askaerleri öldürmeye başlar. İngiliz uçakları köprü ve madenleri bombalamaya devam etmektedir. Belediye başkanının ahçısı Annie vasıtası ile öldürülen Alex’in evinde dul karısının yardımıyla belediye başkanı kaçan gençlerle buluşur ve onlardan yardım isteklerinin iletilmesini ve İngiliz’lerden patlayıcı maddeler yollamasını ister. Halkını düşünen belediye başkanı direnmesini kırmamaktadır. Bir sabah küçük paraşütlerle mavi kaplı küçük paketler atılır. Çok akıllıca dizayn edilmiş bu paketlerin içinde çok lezzetli bir parça çikolata, küçük dinamit ve bir de bu dinamitin nasıl kullanılacağını anlatan sarı bir kağıt bulunmaktadır.Çocuklar bu kutuları hızla bulup çikolataları yedikten sonra dinamitleri anne ve babasına götürürler. Askerler durdurmak için ne kadar çabalasalarda başarılı olamazlar. Belediye başkanı ve sadık arkadaşı Dr. Winter’dan askerlere yardımcı olması istenir. Buna karşılık çok sert bir konuşma yapan Belediye Başkanı ve Dr. Winter mahkemeye verilir. Albay Lanser son kez yanlarına giderek ikna etmeye çalışırken dışarıdan patlama sesleri hala gelmektedir. 3.KİTABIN ANA FİKRİ: İnsanların özgürlüğünü silah zoruyla elinden alınamayacağını ve savaşın iki taraf için de büyük bir kayıp olduğunu kitabın ana fikri olarak kabul edebiliriz.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:Belediye Başkanı Orden: Babası gibi kendiside yıllrdır belediye başkanlığı yapıyordu. Kalın, gür bıyıklı, beyaz saçlı biridir. Evli ve iki çocuk babasıdır.Albay Lanser: Orta yaşlı, kır saçlı, sert bakışlı ve yorgun görünüşlü, dik ve geniş omuzlu bir subaydır. İşgal birliklerinin komutanıdır.Dr. Winter: Kasabanın doktoru ve tarihçisidir. Kendi halinde, iyi yürekli,sakallı, güngörmüş, kasabanın ileri gelen insanlarındandır.Yüzbaşı Loft: Askerlik hayranı olan ve askerliği canlılar içindeki en gelişmiş evre olarak gören ve bütün kadınların üniformaya vurgun olduğunu düşünen bilgili bir subaydır.Annie: Belediye Başkanının ahçısıdır. Kırk beş yaşlarında, biraz aksi bir kadındır. George Corell: kasabaya çok yararı olmuş önde gelen bir tüccardır. Sonradan almanlarla işbirliği yaparak onlara istihbarat sağladığıu anlaşılan menfaatçi bir haindir.5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitap çok açık bir dille yazılmış olup, cümleler basittir. Ama çok sürükleyici bir eserdir. Bütün arkadaşlarıma tavsiye ederim. Kitaptaki askerlik mesleğiyle ilgili bazı taktikler ileride bize yardımcı olabilir.6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: 1902 yılında doğdu. Küçük yaşlarda çiftçilik yaptı. 27 yaşında ilk romanı “Altın Kadeh” i yazdı. John Steinbeck’in yapıtları, imgelereden bolca yararlanan, sanatsal yapıtlar olmaktan çok yüzyılın başında önemli toplumsal değişimler yaşanan topraklarda, toplumsal gerçekliğin ayrıntılı bir gözleme dayanan gerçekçi yansıtılışıdır. 1968 yılında öldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : DAVAKİTABIN YAZARI : FRANZ KAFKAYAYIM EVİ VE ADRESİ : YILDIRIM BASIM EVİ SAHAFLAR ÇARŞISI / İSTANBULBASIM YILI : Nisan / 1983KİTABIN KONUSU : Elindeki tüm değerleri kaybetmek, kendinin herşeyden soğumasını sağlayabilir ama buna direnmen seni, hayata döndürecek tek kurtuluştur.KİTABIN ANA FİKRİ : Hiçbir şeyin arkasını bırakmamalıyız. Önemli olan kazandıklarımız değil, savaşarak kaybetmediklerimizdir.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİJoseph K. : Otuz yaşında bir bekar ve başarılı bir bankacı. Renksiz bir insan. Belirli kötülükleri veya erdemleri, kişisel bağları yoktur.Frau Grubac : Joseph’in ev sahibesi. Joseph’e anasıymış gibi davranır. Ayrıca diğer insanlara da saygıyla yaklaşan biri.Fraulein Brüstner : Joseph’in kiralik evinde oturan bir daktilograf.Huld : Joseph’in daniştiği bir avukat. Mahkeme çevrelerinde etkisi olduğu iddia ederse de hiçbi şey başaramaz.Leni : Huld’un dadısı ve ev işlerine bakan kadın. Şuh bir kadındır. Patronun tüm müvekkillerine kur yapar.Titorelli : Joseph’e yardım etmek isteyen bir ressam. Papaz : Katedralin papazı. Joseph’e, her fırsatta, durumun kötü olacağini anlatmaya çalışır.KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİM Kitapta gereksiz olarak tasvirler yapılmış.olay nalatımı iyi olmasına karşılık, yazar okuyucuya sürükleyici bir raman verememiş. Olayla bağlantısı olmayan kişiler, en umulmadık zamanda ortaya çıkarılmıştır. Kişilerin olaylardan daha önemli hale sokulması, okuyucunun kendisine “ne zaman bitirebilirim?” gibi sorular sormasına sebep olmuştur.YAZAR HAKKINDA BİLGİ : FRANZ KAFKA ( 1883-1924 ) 1901 yılında doğdu. Orta gelir seviyeli bir ailenin tek oğludur. Sıkıntılı bir hayat yaşamadı. Ama roman ve hikayelerinde geçim sıkıntısı gibi ekonomik problemleri de işledi. Hikaye yazmaya küçük yaşalarda başladı. İlk yazdığı hikayede bir aşkından bahseden Kafka, yirmili yaşlarında roman yazmaya başladı. Yirmi beş yaşında, tesadüfen tanıdığı bir basım evinin sahibi vasıtasıyla “Dava” adlı ilk romanını yayımladı. Bu romanını “Biten Gece” ve “Aşk” izledi. Anlatım biçimi iyi bulunmasına rağmen, kesin ve büyük bir okuyucu kitlesine ulaşamadı. Hikayelerindeki olay ve üslup birliğini romanlarına taşıyamamış, gereğinden fazla tasvire girdiği için okuyucunun ilgisini azaltmış ve böylece romanlarını sıkıcı bir hale sokmuştur. Çok büyük başarılar kazanmış bir yazar degildir. Fakat romanları, yaşadığı devri en iyi anlatan eserlerdir. Sadece kendi istek ve arzularından bahsetmiş olması bakımından, iyi bir portre çizmiş ve kendini okuyucusuna direkt olarak anlatmış ender yazarlardandır. Yine de bu özellikleri O’nu istediği yere ulaştıramamıştır. Zira başarılı olamamasını, kendisinin, sadece kendi istek ve arzularından ve okuyucunun istediği konularından bğımsız olarak bahsetmesine, çevresinde gelişen olaylarla içiçe olmamasına ve o yıllardaki okuma-yazma oranının düşük olması sebebine bağlamaktayım. Her şeye rağmen yazar, iyi bir raman tekniğini kullanan yazarla arasında görülmektedir.KİTABIN ÖZETİ : DAVARomanın kahramanı Joseph K. otuz yaşındadır. Bir bankada çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınır. Değişik işlerde çalışan insanların kıraladığı, kiralık bir evde oturur. Yemeklerini sakin yerlerde yer ve geceleri dokuza kadar çalışır. İçine kapanır, ruhsal bir boşlul içinde, yakın arkadaşları bulunmayan bir bekardır.Bir sabah, onun bu rutin hayatı parçalanır. İki kişi evine gelerek tevkif edildiğini söylerler. Aradan oldukça bir kaderinin gelişi guzel sivil bir mahkemenin elinde bulunmadığını da görür. Durum karmakarışıktır, şaşkınlık vericidir. Ne gibi bir suç işlediği veya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiç bir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder. Fakat günlük işlerini yürütmekte serbesttir. Mahkeme işlemleri, belirli yerlerden uzaklarda, berbat yerlerde yürütülür. Yargılama sırasında, hiç de beklenmedik zamanlarda saray görevlileri mahkamede görülür. Hiç kimse de işin iç yüzünü anlayamaz. Yargılama yıllarca sürmesine rağmen kimse beraat etmez. Bir yıl boyunca temyize gitmek için elinden geleni yapar. Birincisi; yaşadığı binadaki bir daktilograftır. Kıza başına gelenleri anlatır; ama kız ilgilenmez. Ertesi pazar kendisinin mahkemeye gelmesi istenir, ama yargılama düzensiz ve karışıktır. Ertesi hafta tekrar mahkeme salonuna geldiğinde salonda kimse yoktur. Bu sırada salondaki hukuk kitaplarını gözden geçirir. Bu kitaplarda ise, çocukların çizdiği bayağı resimler vardır. Kendini davaya öylesine vermiştir ki, işini aksatır. Amcası bu tür davalarda şöhret kazanmış bir avukat bulur. Bu avukat kötürümdür. Fakat, bu işi ondan başka kimsenin yapamayacağını da bilirler. Gerçekte, kanunun sanıklara kendilerini savunma hakkını verdiği de kuşkuludur. K. iş hayatındaki bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Titorelli adındaki bir ressamı görmek ister. Ressam berbat bir evde yaşamaktadır. Sarayın özel ressamı olan Titorelli hakimler arasında büyük etkisi olduğunu iddia eder. K.ye aleyhindeki davanın üç ihtimalini söyler: Kesinlikle beraat, ki buna imkan yoktur; şartlı beraat, ki herhangi bir anda tevkif edilebilir; süresiz erteleme, ki ne beraat demektir ne de mahkumiyet. K. ümitsizlik içinde ressamın yanından ayrılır. Daha sonra, avukatının davayı ihmal ettiğini sanarak başka birini bulmayı düşünür. Huld’un Block adında bir müvekkilini görür. Huld bu adamın bir davasını yüklenmiş, kesinsonuca erdirmeden yıllarca sürdürmüştür. O da, avukatını ihmalinden şikayet eder ve gizlicve diger avukatlara danıştıgını söyler. K.’nin iş için gittiği şehrin kilisesinde son görüşme yapılır. Kilise karanlık ve boştur. Birdenbire, mihraptaki kürsüden, K.’ye seslenir. Kürsüdeli kişi papazdır; kendisinin hapishana papazı ve bundan sonra da mahkemenin papazı oludğunu söyler. Durumun kötüye gittiğini, onun, makkemenin niteliğini anlamadığını, diğerlerinin, özellikle kadınların yardımına çok güvendiğini söyler.Bu görüşme sonunda papaz, K.ye, içinde gerçek payı bulunan ve K.yi huzursuzlaştıran bir hikaye anlatır. Bir adam hukukçu olmak için yalvarır. Kapıda bir bekçi vardır. Adama, o nada hukuk kapısından içeriye giremeyeceğini anlatır. Adam yıllarca kapıda bekler. Bekçiye rüşvet verir. Bekçi parayı alır, fakat kapıdan içeri sokmaz. Adam nihayet ölür. Ölüm döşeğinde bekçiye, hukukçu olmak isteyen pek çok kimse olmasına rağmen, bütün bu yıllar boyunca kimsenin başvuırmadığını sorar. Bekçi der ki: “Bu kapıdan sizden başkası geçemez. Çünkü bu kapı, sadece sizin icin yapılmıştır. Şimdi kapıyı kapatacağım.” K. papaza, adamı aldattıklarını anlatmaya çalışır. Fakat papaz, hikayeden kendince öyle yorumlar çıkarır ki, K. gerçek sorunun niteliğini ve bu hikayenin kendisiyle olan ilişkisini anlayamaz.Kitabın son bölümü , birinci bölümünden bir yıl sonra, K.nin otuz bir yaşının öncesinde geçer. Redingotlu ve silindir şapkalı iki adam K.nin kapısına gelir. Hic direnmeyen K.yi götürürler. K. onların cellat olabileceklerini sanır. Fakat artık mücadele azmini tamamen kaybetmistir. Polis, kendisini kurtarabilse de, kimseden yardim istemez. Son anda, civardaki bir evin penceresinin açıldığını, belki kendisine sempati besledigini, belki de yardım etmek istediğini göstermek üzere, ellerini dışsarı uzatan birinin siluetini görür. K., bu hareketin neyi anlattığını anlayamaz.iki adamdan biri K.yi boğazından tutarken,diğeri elindeki bıçağı kalbine indirir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : AYAŞLI VE KİRACILARI
KİTABIN YAZARI. : MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
KİTABIN YAYINEVİ : BİLGİ YAYINEVİ
KİTABIN BASIM YILI : Aralık 1988
YAZARIN HAYATI:
1883 Çorlu doğumlu olan M.Ş. Esendal, Rumeli göçmeni çiftçi bir ailenin çocuğuydu. Osmanlı İmparatorluğunun savaşlarla geçen bu en çalkantılı ve yoksul döneminde eğitim görme fırsatı bulamadı. İleriki yıllarda milletvekili, büyükelçi, CHP genel sekreteri gibi mevkilerde göreceğimiz Esendal'ın, ilkokul diploması bile olmamıştı. 1906'da, o zamanlar gizli bir dernek olan "İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Balkan savaşı nedeniyle, Cemiyet tarafından parti müfettişi olarak Anadolu ve Rumeli'de görevlendirildi. Birinci Meclis, onu Azarbeycan'a elçi olarak yolladı(1920). Türkiye'ye döndükten sonra, eski İttihatçı arkadaşlarıyla birlikte "Meslek" adlı muhalif bir gazete çıkartan M.Ş.E., İzmir suikastı ile başlayan siyasi tasfiyeden en ucuz kurtulanlardandı. 1926'da İran'la başlayan yurtdışı görevi, Azerbeycan ve Sovyetler Birliği''nde elçi ve büyükelçi olarak 12 yıl devam etti. Bu yıllarda Farsça, Fransızca ve Rusça öğrenen Esendal, 1938 yılında döndüğü Türkiye'de yeniden milletvekili, 1942'de CHP genel sekreteri oldu. 1945'de kendi isteği ile siyasetten ayrıldı ve 1952'deki ölümüne dek edebiyatla uğraştı.
KİTABIN KAHRAMANLARI:
Ayaşlı: Eşkiyalıkda dahil daha önceden bir çok işi denemiş daha sonra kalan parası ile bir pansiyon alarak işletmeye başlamış, pansiyonun sahibi.
Halide:Kahramanın pansiyona geldiğinde çalışmakta olan hizmetçi kız.
Fuat
ansiyonda yıllardır kalan, geçimini şoförlükle sağlayan kiracı.
Faika:Fuatın karısı.Kahramanında pansiyonda en çok güvendiği kadın.
Makbule:Faike Hanımın annesi.
Hasan Bey:Kahramanın hemşerisi ayrıca Ayaşlı’nın en samimi dostu.
Selime Hanım:Hasan beyin Ankara dışında okuyan kızı.
Numan: Ayaşlı’ nın oğlu. Sezsiz bir çocuk gibi görünmesine rağmen çok şımarık büyütülmüş, bunun da bir getirisi olarak çok terbiyesiz bir çocuk.
Şefik Bey:Ayaşlı ve Hasan beyin oluşturduğu grubun üçüncü üyesi.
Abdülkerim Bey
ansiyonun sekiz numarasında oturan kiracı.
İffet Hanım: Abdülkerim Beyin karısı.
İskender: Altı numaralı odaya taşınan, fabrikatörlükle uğraşan kiracı.
Haki Bey: pansiyonu yedi numarasında oturan, gece alemlerinden çok hoşlanan kiracı.
Turan:Kahramanın pansiyonda en çok beğendiği kadın.
Hüseyin Bey:Hasan beyin samimiyetine inanıp getirdiği, daha önceden bir çok dostu tarafından dolandırılmış, pansiyonun yedi numarasına taşınan kiracı.
Raife Hanım: Halide kocasının yanına gittikten sonra panasiyonda yeni işe başlayan hizmetçi.
Ziynet:Çok dedikoducu olan Raife Hanımın yerine gelen hizmetçi.
Süsen Hanım:Turan Hanımın pek yakın dostalrından bir tanesi.
Berin: Süsen Hanım ile kardeş çocukları.
Doktor Fahri: Kahramanımızın en yakın dostlarından bir tanesi.
KİTABIN ÖZETİ:
Yazarın dosyaları arasında bulunan ve hiçbir yerde yayımlanmadığı anlaşılan yaşam öyküsüdür.Yeni yapılan bir apartmanın dokuz odalı bir bölüğü, Ayaşlı İbrahim Efendi adında bir şahıs tarafından tutulmuştur. İsteyenlere oda kiralamaktadır. Yazarımızdan bu odalardan birini kiralamıştır. Kiracılardan ön plana çıkanlar arasında yazarımız, Ayaşlı, Halide, Şoför Fuat ve karısı Faika, Şefik Bey, Hasan Bey, Abdülkerim ve İffet Hanım,İskender Bey,Turan Hanım ve kocası Haki Bey’dir. Ayrıca yazarımızın arkadaşı Doktor Fahri Bey de romanımızın kahramanıdır. Yazarımızın Turan Hanım’la münasebeti geçmiştir.Hasan Bey yazarımızın hemşehrisidir. Ve apartmanda en içli dışlı olduğu kişidir.Turan Hanım odasında kumar oynattırmaktadır.Ve gelenin haddi hesabı yoktur.Bir çok kişi arasında da parasal yönden sorunlar çıkmıştır.Kumarda en çok karlı çıkanlar Turan Hanım ve İskender Bey’dir. Bu işi bilenler onlardır. Diğerleri ise sadece onlara kaptırmaktadırlar. Yazarımız bir bankada memurdur.İşini iyi yaptığından,hem arkadaşları tarafından sevilir,hem de müdürüyle arası iyidir. Yazarımız evde geçen olayları, işten gelince ondan öğrenmektedir.Hizmetçi,çok pis bir adam olduğu için Şefik Bey’den çok şikayetçidir. İskender Bey fabrikatördür ve zengindir. Haki Bey,karısı Turan Hanım’ın yazarımızla münasebetini görmezlikten gelmektedir.Yazar,Turan Hanım’dan etkilenmiştir ve ‘hayır’ diyememektedir. Ama bu,sevgi ve aşk yönünden değildir.Abdülkerim ve karısı İffet Hanım’ın başı çocukları ile derttedir. Çok huysuz ve sürekli ağlayan, diğer ev fertlerini de rahatsız eden çocukları vardır.Doktor Fahri yazarımızı sürekli evlendirmek ve Turan Hanım’ı bırakmasını istemektedir.Turan Hanım kumar işlerini büyütünce evden ayrılıp,küçük bir ev alarak, kendi kumarhanesini kurmuştur. Bunlar Ayaşlı’nın hiç hoşuna gitmemiştir. İşleri devam ettirmesi için kumar işini İffet Hanım üstlensede rahatsızlığı ve çocuğu yüzünden bu işte pek başarılı olamamıştır. Hasan Bey ve Ayaşlı’nın tek işleri akşamları çilingir sofrasını kurarak siyasi olayları tartışmasıdır. Halide bir adamdan hamile kalınca evden ayrılmış, yerine Raife Hanım hizmetçi olarak gelmiştir. Yazarımızın başına bela olmuştur. Sürekli kızlarını göndererek onlara iş bulmalarını istemektedir. Ondan sonra hizmetçi olarak Zıynet gelmiştir. Yazarımızın yani muhbiridir.
Birgün Hasan Bey hastalanarak hastahaneye kaldırılmıştır. Bu durum Ayvalık’da yaşayan kızı Selime’ye haber verilmiştir. Selime yazarın aklını başından almış ve kendine aşıkl ettirmiştir. Bu ara yine Fahri yazarı evlendirme planları ile uğraşırken yazar bir yolunu bulup müdürünün kızı Melek hanımla nişanlandırılmıştır. Zaten Fahri’nin amacıda budur. Bir akşamla yazarımızla müdürünün evine gittiğinde Melek Hanım’dan gözlerini alamamıştır ve sonunda muradına ermiştir.
Bu olaylar olurken Hasan Bey’in durumu gittikçe kötüleşmektedir ve en sonunda ölmüştür. Yazar Selime’ye ne kadar kal desede Selime bunu reddederek Ayvalık’a geri dönmüştür. Yazar Ayvalık’daki arkadaşları ile sürekli mektuplaşarak Selime’nin durumunu öğrenmektedir. Birgün Selime tarafından geleceğini haber veren bir telgraf gelir. Yazar buna çok sevinir. Bu ara Şefik Bey ölür. Kafası kesilmiş bir şekilde ölü bulunur. Zaten arkadaşları o kadar düzgün insanlar değildir. İskender ortaklarının pis işlerinden dolayı hapse atılır. Doktor Fahri yazarımızı evden ayrılıp yanına gelmesi konusunda sürekli sıkıştırmaktadır ve ev halkı yavaş yavaş dağılmaktadır. Selim Ayvalıktan döner ve yazarımızın ikisi için bir ev tutar. Fahri ile Melek, yazar ile Selime müdürün evinde nikahlanarak aynı gün dünya evine girerler. Ayaşlı ile kiracıları da ölüme ve ayrılıklara dayanamayarak dağılmıştır. Ayaşlı kocası tarafından terk edilen Faika’yı da yanına alarak başka bir yere taşınır. Ayaşlı her zaman yazarı ziyarete gelir, bir zaman sonra ziyaretler kesilir.
Bir gün Selime, babası Hasan Bey’i ziyarete gittiğinde yanında başka bir mezarında olduğunu farketmiştir. Bu mezar ise Ayaşlı’nındır. Ayaşlı da bu hayatta yorgun düşerek hakkı rahmetine kavuşmuştur.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Romanın asıl önemi, bir dönüşümün, yeni yaşam biçimlerinin çok iyi gözlemlenip aktarılmasından geliyor. Ankara'nın, başı sıkışan herkesin ilk başvuru yeri haline gelişi, kadın ve erkeklerdeki giyim kuşam ve davranış değişiklikleri, iş adamlarının otellerde verdiği ziyafetler, uyuşturucu ticaretinin yavaş yavaş yüksek mevkilerdeki kişilere bulaşması, bürokratların tartışılmaz iktidarı gibi motifler, Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan -ve bugüne dek gelen- bozukluklar olarak yazarın gözünden kaçmamış.
Haki Bey ve Abdülkerim, -aldatılan kocalar olarak- Tanzimat romanından miras kalan Batılılaşma sorununun ve manevi değerlerdeki bozuluşun Cumhuriyet döneminde yeniden ortaya çıkışı olarak değerlendirilebilir. Ancak, olumlu bir yeni insan tipini de ihmal etmez Esendal. Anlatıcı ve Selime'nin düğünü, Cumhuriyetin arzuladığı ailenin kuruluşunun müjdecisidir. Esendal için, bu toplumun sağlıklı yapı taşları sağlıklı ailelerdir!
ŞAHSİ GÖRÜŞ:
Esendal'ın edebiyatımıza getirdiği en önemli yenilik, ele aldığı konuları büyük bir sadelikle işlemesindedir. Ve diğer kitaplarındada olduğu gibi bu kitabındada roman sıradan insanların yaşamları etrafında gezinir. Öyküye hayatın rastgele seçilmiş bir anından sözederek başlar, çok canlı insan tiplerini anlatır. Bu tipler, eski edebiyatın yüceltilmiş kahramanları değildir. Öykü boyunca bilgiçlik taslamaz, yazarı işin içine sokup bilgece açıklamalarda bulunmaz. Şimdiki zamanda karşılıklı konuşmalarla ilerleyen öyküleri, okuyucuyu daha etkin kılmaya yöneliktir. Geleceğe olan inancıyla, toplumsal sorunlardan, kötü insan tiplerinden bahsederken bile, ufukta gördüğü ideal bir insanı da sokar işin içine.
KİTABIN YAZARI. : MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
KİTABIN YAYINEVİ : BİLGİ YAYINEVİ
KİTABIN BASIM YILI : Aralık 1988
YAZARIN HAYATI:
1883 Çorlu doğumlu olan M.Ş. Esendal, Rumeli göçmeni çiftçi bir ailenin çocuğuydu. Osmanlı İmparatorluğunun savaşlarla geçen bu en çalkantılı ve yoksul döneminde eğitim görme fırsatı bulamadı. İleriki yıllarda milletvekili, büyükelçi, CHP genel sekreteri gibi mevkilerde göreceğimiz Esendal'ın, ilkokul diploması bile olmamıştı. 1906'da, o zamanlar gizli bir dernek olan "İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Balkan savaşı nedeniyle, Cemiyet tarafından parti müfettişi olarak Anadolu ve Rumeli'de görevlendirildi. Birinci Meclis, onu Azarbeycan'a elçi olarak yolladı(1920). Türkiye'ye döndükten sonra, eski İttihatçı arkadaşlarıyla birlikte "Meslek" adlı muhalif bir gazete çıkartan M.Ş.E., İzmir suikastı ile başlayan siyasi tasfiyeden en ucuz kurtulanlardandı. 1926'da İran'la başlayan yurtdışı görevi, Azerbeycan ve Sovyetler Birliği''nde elçi ve büyükelçi olarak 12 yıl devam etti. Bu yıllarda Farsça, Fransızca ve Rusça öğrenen Esendal, 1938 yılında döndüğü Türkiye'de yeniden milletvekili, 1942'de CHP genel sekreteri oldu. 1945'de kendi isteği ile siyasetten ayrıldı ve 1952'deki ölümüne dek edebiyatla uğraştı.
KİTABIN KAHRAMANLARI:
Ayaşlı: Eşkiyalıkda dahil daha önceden bir çok işi denemiş daha sonra kalan parası ile bir pansiyon alarak işletmeye başlamış, pansiyonun sahibi.
Halide:Kahramanın pansiyona geldiğinde çalışmakta olan hizmetçi kız.
Fuat
ansiyonda yıllardır kalan, geçimini şoförlükle sağlayan kiracı. Faika:Fuatın karısı.Kahramanında pansiyonda en çok güvendiği kadın.
Makbule:Faike Hanımın annesi.
Hasan Bey:Kahramanın hemşerisi ayrıca Ayaşlı’nın en samimi dostu.
Selime Hanım:Hasan beyin Ankara dışında okuyan kızı.
Numan: Ayaşlı’ nın oğlu. Sezsiz bir çocuk gibi görünmesine rağmen çok şımarık büyütülmüş, bunun da bir getirisi olarak çok terbiyesiz bir çocuk.
Şefik Bey:Ayaşlı ve Hasan beyin oluşturduğu grubun üçüncü üyesi.
Abdülkerim Bey
ansiyonun sekiz numarasında oturan kiracı. İffet Hanım: Abdülkerim Beyin karısı.
İskender: Altı numaralı odaya taşınan, fabrikatörlükle uğraşan kiracı.
Haki Bey: pansiyonu yedi numarasında oturan, gece alemlerinden çok hoşlanan kiracı.
Turan:Kahramanın pansiyonda en çok beğendiği kadın.
Hüseyin Bey:Hasan beyin samimiyetine inanıp getirdiği, daha önceden bir çok dostu tarafından dolandırılmış, pansiyonun yedi numarasına taşınan kiracı.
Raife Hanım: Halide kocasının yanına gittikten sonra panasiyonda yeni işe başlayan hizmetçi.
Ziynet:Çok dedikoducu olan Raife Hanımın yerine gelen hizmetçi.
Süsen Hanım:Turan Hanımın pek yakın dostalrından bir tanesi.
Berin: Süsen Hanım ile kardeş çocukları.
Doktor Fahri: Kahramanımızın en yakın dostlarından bir tanesi.
KİTABIN ÖZETİ:
Yazarın dosyaları arasında bulunan ve hiçbir yerde yayımlanmadığı anlaşılan yaşam öyküsüdür.Yeni yapılan bir apartmanın dokuz odalı bir bölüğü, Ayaşlı İbrahim Efendi adında bir şahıs tarafından tutulmuştur. İsteyenlere oda kiralamaktadır. Yazarımızdan bu odalardan birini kiralamıştır. Kiracılardan ön plana çıkanlar arasında yazarımız, Ayaşlı, Halide, Şoför Fuat ve karısı Faika, Şefik Bey, Hasan Bey, Abdülkerim ve İffet Hanım,İskender Bey,Turan Hanım ve kocası Haki Bey’dir. Ayrıca yazarımızın arkadaşı Doktor Fahri Bey de romanımızın kahramanıdır. Yazarımızın Turan Hanım’la münasebeti geçmiştir.Hasan Bey yazarımızın hemşehrisidir. Ve apartmanda en içli dışlı olduğu kişidir.Turan Hanım odasında kumar oynattırmaktadır.Ve gelenin haddi hesabı yoktur.Bir çok kişi arasında da parasal yönden sorunlar çıkmıştır.Kumarda en çok karlı çıkanlar Turan Hanım ve İskender Bey’dir. Bu işi bilenler onlardır. Diğerleri ise sadece onlara kaptırmaktadırlar. Yazarımız bir bankada memurdur.İşini iyi yaptığından,hem arkadaşları tarafından sevilir,hem de müdürüyle arası iyidir. Yazarımız evde geçen olayları, işten gelince ondan öğrenmektedir.Hizmetçi,çok pis bir adam olduğu için Şefik Bey’den çok şikayetçidir. İskender Bey fabrikatördür ve zengindir. Haki Bey,karısı Turan Hanım’ın yazarımızla münasebetini görmezlikten gelmektedir.Yazar,Turan Hanım’dan etkilenmiştir ve ‘hayır’ diyememektedir. Ama bu,sevgi ve aşk yönünden değildir.Abdülkerim ve karısı İffet Hanım’ın başı çocukları ile derttedir. Çok huysuz ve sürekli ağlayan, diğer ev fertlerini de rahatsız eden çocukları vardır.Doktor Fahri yazarımızı sürekli evlendirmek ve Turan Hanım’ı bırakmasını istemektedir.Turan Hanım kumar işlerini büyütünce evden ayrılıp,küçük bir ev alarak, kendi kumarhanesini kurmuştur. Bunlar Ayaşlı’nın hiç hoşuna gitmemiştir. İşleri devam ettirmesi için kumar işini İffet Hanım üstlensede rahatsızlığı ve çocuğu yüzünden bu işte pek başarılı olamamıştır. Hasan Bey ve Ayaşlı’nın tek işleri akşamları çilingir sofrasını kurarak siyasi olayları tartışmasıdır. Halide bir adamdan hamile kalınca evden ayrılmış, yerine Raife Hanım hizmetçi olarak gelmiştir. Yazarımızın başına bela olmuştur. Sürekli kızlarını göndererek onlara iş bulmalarını istemektedir. Ondan sonra hizmetçi olarak Zıynet gelmiştir. Yazarımızın yani muhbiridir.
Birgün Hasan Bey hastalanarak hastahaneye kaldırılmıştır. Bu durum Ayvalık’da yaşayan kızı Selime’ye haber verilmiştir. Selime yazarın aklını başından almış ve kendine aşıkl ettirmiştir. Bu ara yine Fahri yazarı evlendirme planları ile uğraşırken yazar bir yolunu bulup müdürünün kızı Melek hanımla nişanlandırılmıştır. Zaten Fahri’nin amacıda budur. Bir akşamla yazarımızla müdürünün evine gittiğinde Melek Hanım’dan gözlerini alamamıştır ve sonunda muradına ermiştir.
Bu olaylar olurken Hasan Bey’in durumu gittikçe kötüleşmektedir ve en sonunda ölmüştür. Yazar Selime’ye ne kadar kal desede Selime bunu reddederek Ayvalık’a geri dönmüştür. Yazar Ayvalık’daki arkadaşları ile sürekli mektuplaşarak Selime’nin durumunu öğrenmektedir. Birgün Selime tarafından geleceğini haber veren bir telgraf gelir. Yazar buna çok sevinir. Bu ara Şefik Bey ölür. Kafası kesilmiş bir şekilde ölü bulunur. Zaten arkadaşları o kadar düzgün insanlar değildir. İskender ortaklarının pis işlerinden dolayı hapse atılır. Doktor Fahri yazarımızı evden ayrılıp yanına gelmesi konusunda sürekli sıkıştırmaktadır ve ev halkı yavaş yavaş dağılmaktadır. Selim Ayvalıktan döner ve yazarımızın ikisi için bir ev tutar. Fahri ile Melek, yazar ile Selime müdürün evinde nikahlanarak aynı gün dünya evine girerler. Ayaşlı ile kiracıları da ölüme ve ayrılıklara dayanamayarak dağılmıştır. Ayaşlı kocası tarafından terk edilen Faika’yı da yanına alarak başka bir yere taşınır. Ayaşlı her zaman yazarı ziyarete gelir, bir zaman sonra ziyaretler kesilir.
Bir gün Selime, babası Hasan Bey’i ziyarete gittiğinde yanında başka bir mezarında olduğunu farketmiştir. Bu mezar ise Ayaşlı’nındır. Ayaşlı da bu hayatta yorgun düşerek hakkı rahmetine kavuşmuştur.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Romanın asıl önemi, bir dönüşümün, yeni yaşam biçimlerinin çok iyi gözlemlenip aktarılmasından geliyor. Ankara'nın, başı sıkışan herkesin ilk başvuru yeri haline gelişi, kadın ve erkeklerdeki giyim kuşam ve davranış değişiklikleri, iş adamlarının otellerde verdiği ziyafetler, uyuşturucu ticaretinin yavaş yavaş yüksek mevkilerdeki kişilere bulaşması, bürokratların tartışılmaz iktidarı gibi motifler, Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan -ve bugüne dek gelen- bozukluklar olarak yazarın gözünden kaçmamış.
Haki Bey ve Abdülkerim, -aldatılan kocalar olarak- Tanzimat romanından miras kalan Batılılaşma sorununun ve manevi değerlerdeki bozuluşun Cumhuriyet döneminde yeniden ortaya çıkışı olarak değerlendirilebilir. Ancak, olumlu bir yeni insan tipini de ihmal etmez Esendal. Anlatıcı ve Selime'nin düğünü, Cumhuriyetin arzuladığı ailenin kuruluşunun müjdecisidir. Esendal için, bu toplumun sağlıklı yapı taşları sağlıklı ailelerdir!
ŞAHSİ GÖRÜŞ:
Esendal'ın edebiyatımıza getirdiği en önemli yenilik, ele aldığı konuları büyük bir sadelikle işlemesindedir. Ve diğer kitaplarındada olduğu gibi bu kitabındada roman sıradan insanların yaşamları etrafında gezinir. Öyküye hayatın rastgele seçilmiş bir anından sözederek başlar, çok canlı insan tiplerini anlatır. Bu tipler, eski edebiyatın yüceltilmiş kahramanları değildir. Öykü boyunca bilgiçlik taslamaz, yazarı işin içine sokup bilgece açıklamalarda bulunmaz. Şimdiki zamanda karşılıklı konuşmalarla ilerleyen öyküleri, okuyucuyu daha etkin kılmaya yöneliktir. Geleceğe olan inancıyla, toplumsal sorunlardan, kötü insan tiplerinden bahsederken bile, ufukta gördüğü ideal bir insanı da sokar işin içine.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KiTABIN ADI : Zeytindağı
KiTABIN YAZARI : Falih Rıfkı ATAY
YAYINEVi VE ADRESi : Can Kitabevi
BASIM TARiHi : 1980
KiTABIN YAYIM MAKSADI:Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde içine düştüğü durumu ortaya koymaktadır.
KITABIN ÖZETI :
Kitabın ismi; Cemal Paşa'nın karargahının (4. Karargah) bulunduğitabın ismi; Cemal Paşa'nın karargahının (4. Karargah) bulunduğu Kudüs'e yakıkın bir dağın isminden gelmektedir. Kitapta Osmanlı saltanatının son gn bir dağın isminden gelmektedir. Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkrkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadarki bir zaman dilimi anlatılmaktaiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadarki bir zaman dilimi anlatılmaktadır. Yazar bir görrev sebebiyle Cemal Paşa'nın karargahına yani Zeytindağı'na gitmiştiev sebebiyle Cemal Paşa'nın karargahına yani Zeytindağı'na gitmiştir. Burada yaşşamış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin önemli olaylaramış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin önemli olaylarını da içine alacacak şekilde anlatmıştır.k şekilde anlatmıştır.
Birinci Dünya Harbi patlak verdiğinde Falih Rıfkı yedek subay olaririnci Dünya Harbi patlak verdiğinde Falih Rıfkı yedek subay olarak orduya alınnır ve Cemal Paşa'nın karargahına tayin olur. Cemal Paşa ile iliskileri ır ve Cemal Paşa'nın karargahına tayin olur. Cemal Paşa ile iliskileri de burada gelilişir.şir.
Kitaabın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki'den söz edilmiştir. İttihat ve bın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki'den söz edilmiştir. İttihat ve Terakki içererisinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en önemli simalardir. isinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en önemli simalardir. Cemal Paşa yeninilikçiliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşa'lar ise muhafazakar birlikçiliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşa'lar ise muhafazakar bir kişilik sergrgilemektedir. Enver Paşa'nın Turancılık fikirleri güçlüdür. Falih Rıfkilemektedir. Enver Paşa'nın Turancılık fikirleri güçlüdür. Falih Rıfkı, Enver Paşşa'nın bu fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa'yı diktatör olaa'nın bu fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa'yı diktatör olarak nitelelemektedir. Türkiye'nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmemektedir. Türkiye'nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmakla mümkün olduduğu düşüncesindedir. İttihat ve Terakki kendi içerisinde bölünmüş bir ğu düşüncesindedir. İttihat ve Terakki kendi içerisinde bölünmüş bir yapı sergrgilemektedir. Bir birlik ve beraberlik söz konusu değildir. Her liderinilemektedir. Bir birlik ve beraberlik söz konusu değildir. Her liderin bir grubu vardır. Falilih Rıfkı da Cemal Paşa'nın adamı damgasını taşımaktadır. Falih h Rıfkı da Cemal Paşa'nın adamı damgasını taşımaktadır. Falih Rıfkı, İttihat ve T Terakki'nin bu yönünü yani fikir birliğinin bulunmayışını eleştirmektedierakki'nin bu yönünü yani fikir birliğinin bulunmayışını eleştirmektedir. Çünkü yaşşanılan buhrandan kurtuluş ancak birlik ve beraberlikle mümkündür. Buanılan buhrandan kurtuluş ancak birlik ve beraberlikle mümkündür. Buna rağmen bilininçsiz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakki'yi kendi kendçsiz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakki'yi kendi kendisiyle uğraraşan bir duruma düşürmüştür.şan bir duruma düşürmüştür.
Falih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, alih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları daha açıkık ve net bir şekilde görebilmektedir. Bir dönem, bir İmparatorluk yok o ve net bir şekilde görebilmektedir. Bir dönem, bir İmparatorluk yok olmaktadır. Yazzar bunu sezinleyebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz'da yaşamış oldar bunu sezinleyebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz'da yaşamış oldukları bir devvrin çöküşünü gözler önüne sermektedir.rin çöküşünü gözler önüne sermektedir.
Falih Rıfkı Osmanlı'nın bir kukla devlet olduğunu söylemektedir. Öalih Rıfkı Osmanlı'nın bir kukla devlet olduğunu söylemektedir. Örneğin;şöyle bir o olay anlatılmakta; "Mahmut Şevket Paşa'yı öldüren Kavaklı Mustafa, lay anlatılmakta; "Mahmut Şevket Paşa'yı öldüren Kavaklı Mustafa, memleketten kaççmaya muvaffak olmuştu. Bir Rus vapuruna binmişti. Fakat Osmanlı'maya muvaffak olmuştu. Bir Rus vapuruna binmişti. Fakat Osmanlı'nın Rus sanncağı taşıyan bir vapurdan bir kişiyi almaya hakkı yoktu. Bunun üzerinecağı taşıyan bir vapurdan bir kişiyi almaya hakkı yoktu. Bunun üzerine bir Osmanlı hükkümeti görevlisi, Kavaklı Mustafa'yi gemiden kaçırır ve boğdurur. ümeti görevlisi, Kavaklı Mustafa'yi gemiden kaçırır ve boğdurur. Bu olayı haber alan n Ruslar, Kavaklı Mustafa'yı kaçıran zatı görevden aldırır ve bundaRuslar, Kavaklı Mustafa'yı kaçıran zatı görevden aldırır ve bundan böyle devlet hizmetinde kullanılmamasını isterler ve istedikleri de olur."
Osmanlı, ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu cografyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs, Şam, Filistin, Hicaz gibi. Osmanlı sadece cografyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı.
"Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık."
Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu. Osmanlı Emperyalizmi şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi. " Türk milleti kendi başına devlet yapamaz! "
Osmanlı, Arap topraklarını alarak oraları bir bakıma imar ediyordu. Çünkü, Arap şeyhleri arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Arap halkı mağdur oluyor ve maddi olarak da çöküntüye uğruyordu. Osmanlı geldiğinde ise bu şeyhleri uzlaştırıp sükuneti sağlıyor ve onlara belirli imtiyazlar veriyordu. Bir bakıma Osmanlı onlar için bir kurtuluş gibiydi. Buna rağmen Osmanlının güçsüz duruma düşmesini fırsat bilip hemen İngilizlerle, Fransızlarla anlaşmışlar ve Osmanlı' yı arkadan vurmuşlardır. Osmanlı' ya karşı görünüşte bağımlı olan Araplar her zaman kendi halifeliklerini istiyordu. Müslüman Araplar arasında Arap Halifeliği hükümeti peşinde olanlar vardı ve 1. Dünya savaşı çıktığında bu düşüncelerini gerçekleştirmek için ve İngilizlerin vereceklerini vaadettikleri imtiyazlardan dolayı Osmanlı' ya ihanet etmişlerdi.
Osmanlı'nın Araplara vermiş olduğu haklar, onların küçük bir anlaşmazlıkta bile isyan etmelerini sağlıyordu. Cemal Paşa zamanında çıkmış olan bir kanun ile komutanlara eğer vatan müdafaası için zaruri görülürse idam hükümlerini yerine getirmesi yetkisi verilmişti. Yani isyanlar artık kanla bastırılıyordu.
Cemal Paşa'nın bir amacı da Suriye' yi Osmanlılaştırmaktır. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için Suriye' de modern okullar açtırmıştır. Bunun yanında bir de hicret eden Ermenileri, Suriye içlerine dağıtarak güçlenen Araplılığa karşı bir teminat olarak kullanıyordu. Hatta Ermenileri güçlendirmek için ev ve toprak bile verilmiştir.
Falih Rıfkı Atay, Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Falih Rıfkı' ya göre din sömürüsü bütün dinler için geçerlidir. "Medine dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarıdır. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur". Araplar çok fakirdir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapların,yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir.
Osmanlı Devleti'nin Almanlarla beraber savaşa girmesinin en büyük nedeni İttihat ve Terakki yöneticilerinden Enver Paşa' nın Alman hayranı olmasından kaynaklanıyordu.
Birinci Dünya Harbi sonucunda Tuna yukarısındaki iki İmparatorluk, Akdeniz kıyısındaki bir İmparatorluk ve Tuna kenarındaki bir krallık devrilmek üzereydi.
Suriye ve Filistin' de Almanların durduramadığı İngiliz seli yine bir Türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından Halep aşağısında tutulmuştur. Mustafa Kemal' in orada seçtiği savunma hattı,Misak-ı Milli' deki Türkiye sınırıdır.
Cemal Paşa' nın yerine, Suriye' de silahlı kuvvetlerin başına geçen Alman Fon Falkenhein bozgunu durduramadı ve Kudüs İngilizlerin eline geçti.
Artık yalnız Anadolu ve İstanbul düşünülür. İmparatorluğa ve onun rüyalarına "Allahaısmarladık! " denir.
Artık Şam' dan ayrılmak zamanı gelmiştir. Cemal Paşa İstanbul' da istifa edecektir.
Cemal Paşa harap Anadolu topraklarını gördükçe:
- "Keşke vazifem buralarda olsaydı, keşke o altın sağanağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terkedilmiş vatan parçası üstünden geçseydi. Anadolu hepimize hınç ve güvensizlikle bakıyordu. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya şimdi kendimiz pişmanlığımızı getiriyoruz. Kumar oynadık ve kaybettik" diye düşünmektedir.
Cemal Paşa'ya sorulan :
- Paşam bu harbe niçin girdik? sorusuna cevap ilginçtir.
- Aylık vermemek için! Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.
İlim, İhtisas ve tecrübe sahibi Mustafa Kemal, vatan ve istiklal düşüncesiyle milletin nesi var nesi yoksa yüzde kırkını vatan savunması için vermesi gerektiği düşüncesindedir.
Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... hepsi böyle ödenmiştir.
Mustafa Kemal büyük harbe girmek karşıtı idi: çünkü O kafa ve sanat adamı idi.
Mustafa Kemal Kurtuluş Harbi'ni bırakmak fikrinde asla bulunmadı : çünkü O vatan adamı idi.
]
] KİTABIN ANAFİKRİ:
Anafikir olarak;vatan için bir şeyler yapmak gerektiğinde,birer komutan olarak ilk önce fikir va sanat adamı olmalıyız.
ŞAHISLARIN VE OLAYLARIN TAHLİLİ:
a)Şahısların Tahlili:
Falih Rıfkı: Aynı zamanda kitabın yazarı da olan şahıs kştabı kendi hayatından alıntılarla yazmıştır.Yazarımız yedek subay olarak orduda yer almaktadır.Genç ve İttihatçı bir kişiliğe sahiptir.Fakat Enver,Talat ve Cemal Paşaları tanıyınca İttihat veTerakki hakkındaki fikirleri değişir.
Diğer şahıslar: Mustafa Kemal,Enver Paşa,Talat Paşa,Cemal Paşa.
b)Olayların Tahlili:
Olaylar genellikle Garp Cephesinde ve Şam'da vuku bulmaktadır.
YAZARIN HAYATI:
Falih Rıfkı Atay (1894 - 1971)
1894 yilinda Istanbul'da dogdu. Fikra, makale, gezi türlerindeki gazete yazilariyla ve özellikle Atatürk'ü yakindan tanitan anilariyla ün kazanan Falih Rifki Atay, Kovacilar semtindeki Rehberi Tahsil Rüstiyesi'ni bitirdikten sonra Hüseyin Cahit'in Yalçin müdürlük yaptigi Mercan Idadisi'nde ögrenimini tamamladi. Darülfünunun Edebiyat bölümünü bitirdi. Idadide edebiyat ögretmeni olan Celal Sahir Erozan ile kendisinden bir ileri sinifta okuyan Orhan Seyfi Orhon, Falih Rifki'nin edebiyat zevkinin gelismesine yardimci oldular. Ilk Yazilari, Serveti Fünun dergisinin genç yazarlara ayrilan ek sayfalarinda yayimlanan Falih Rifki'nin Tecelli(1911) dergisi ile Süleyman Bahri'nin yönettigi Kadin(1912) dergisinde Cenap Sahabettin ile Ahmet Hasim'in eserlerini hatirlatan siirleri çikti.
1912'de Tanin gazetesinde düz yazilari yayimlanmaga basladi; Istanbul Mektuplari, Edirne mektuplari gibi yazilari çikti. 1913-1914 yillarinda sadaret ve Dahiliye Nazirligi kalemlerinde çalisti. Dahiliye Vekili Talat Pasa ile birlikte gittigi Bükres'ten Tanin gazetesine röportaj yazilari yolladi. Bu dönemdeki yazilari, Türkçülük ve Türkçecilik akimlarinin etkisini tasiyordu. I. Dünya Savasinda yedek subay olarak Suriye'ye gitti; 4. Ordu kumandani Cemal Pasa'nin hususi katipligini yapti. Suriye ve Filistin'deki savas anilarini "Ates ve Günes" (1918) kitabinda topladi. Cemal Pasa'nin Bahriye naziri olmasi üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardimciligina getirildi (1917). Kazim Sinasi Dersan, Necmettin Sadik Sadak, Ali Naci Karacan ile birlikte Aksam Gazetesini çikarmaga basladi (1918). Bu gazetede Günün Fikralari basligiyla sürekli yazilar yazdi. Kurtulus Savasini destekleyen etkili yazilari dolayisiyla idam istenerek Kürt Mustafa Divani Harbi'ne verildi. Fakat Inönü Zaferinin kazanilmasi üzerine Divani Harp tutumunu degistirdigi için idamdan kurtuldu. Kurtulus Savasi sona erdigi sirada Izmir'de Atatürk ile görüsmege gelen gazeteciler arasindaydi. Atatürk'ün istegi üzerine Ikinci Büyük Millet Meclisi'ne Bolu'dan milletvekili seçildi (1922). Daha sonra uzun yillar Ankara Milletvekili olarak T.B.M.M.'de bulundu. Hakimiyeti Milliye, Milliyet ve Ulus gazetelerinin basyazarligini yapti.
Yeni Türk Alfabesinin hazirlanmasi ve uygulanmasi sirasinda Dil Encümeninde görev aldi. Serbest Cumhuriyet Firkasi'nin tutumuna siddetle karsi çikti. Ulus gazetesinin basyazarligini yaptigi dönemde Ankara sehir plani jürisinde üyelik ve Imar Komisyonunda baskanlik yapti. 1946'da çok partili döneme geçildikten sonra Ulus gazetesinde CHP'nin savunuculugunu sürdürdü. Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geçmesinden sonra Dünya Gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karsi Atatürk devrimlerini savundu.
Falih Rifki Atay, saglam, atak, çekici, anlatimi ve duru Türkçesiyle Cumhuriyet basininin Encümeninde usta kalemlerinden biriydi. Günlük siyasi olaylari ele alan basyazi ve fikralari yaninda Ulus ve Dünya gazetelerinde Pazar günleri yayimladigi haftalik yazilarinda çok usta bir deneme ve söylesi yazari niteligi gösteriyordu. Gezi ve ani türlerinde Cumhuriyet döneminin çok ilginç ürünlerini verdi.
»Dogum tarihi
1894
»Ölüm tarihi
1971
»Dogdugu Ülke
Türkiye
»Eserleri
"Eski Saat" (1933), "Niçin Kurtulmamak?" (1953), "Çile" (1955), "Inanç" (1965), "Kurtulus" (1966), "Pazar" "Konusmalari" (1966), "Bayrak" (1970), "Ates ve Günes" (1918), "Atatürk'ün Bana Anlattiklari" (1955), "Mustafa Kemal'in Mütareke defteri" (1955), "Çankaya" (1961), "Batis Yillari" (1963), "Atatürk'ün Hatiralari" ; "1914-19" (1965), "Atatürk Ne idi?" (1968), "Fasist Roma", "Kemalist Tiran, Kaybolmus Makedonya" (1930), "Deniz Asiri" (1931), "Yeni Rusya" (1931), "Moskova-Roma" (1932), "Bizim Akdeniz" (1934), "Taymis Kiyilari" (1934), "Tuna Kiyilari" (1938), "Hind" (1944), "Yolcu Defteri" (1946), "Atatürkçülük Nedir?" (1966), "Roman" (1932).
KiTABIN YAZARI : Falih Rıfkı ATAY
YAYINEVi VE ADRESi : Can Kitabevi
BASIM TARiHi : 1980
KiTABIN YAYIM MAKSADI:Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde içine düştüğü durumu ortaya koymaktadır.
KITABIN ÖZETI :
Kitabın ismi; Cemal Paşa'nın karargahının (4. Karargah) bulunduğitabın ismi; Cemal Paşa'nın karargahının (4. Karargah) bulunduğu Kudüs'e yakıkın bir dağın isminden gelmektedir. Kitapta Osmanlı saltanatının son gn bir dağın isminden gelmektedir. Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkrkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadarki bir zaman dilimi anlatılmaktaiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadarki bir zaman dilimi anlatılmaktadır. Yazar bir görrev sebebiyle Cemal Paşa'nın karargahına yani Zeytindağı'na gitmiştiev sebebiyle Cemal Paşa'nın karargahına yani Zeytindağı'na gitmiştir. Burada yaşşamış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin önemli olaylaramış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin önemli olaylarını da içine alacacak şekilde anlatmıştır.k şekilde anlatmıştır.
Birinci Dünya Harbi patlak verdiğinde Falih Rıfkı yedek subay olaririnci Dünya Harbi patlak verdiğinde Falih Rıfkı yedek subay olarak orduya alınnır ve Cemal Paşa'nın karargahına tayin olur. Cemal Paşa ile iliskileri ır ve Cemal Paşa'nın karargahına tayin olur. Cemal Paşa ile iliskileri de burada gelilişir.şir.
Kitaabın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki'den söz edilmiştir. İttihat ve bın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki'den söz edilmiştir. İttihat ve Terakki içererisinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en önemli simalardir. isinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en önemli simalardir. Cemal Paşa yeninilikçiliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşa'lar ise muhafazakar birlikçiliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşa'lar ise muhafazakar bir kişilik sergrgilemektedir. Enver Paşa'nın Turancılık fikirleri güçlüdür. Falih Rıfkilemektedir. Enver Paşa'nın Turancılık fikirleri güçlüdür. Falih Rıfkı, Enver Paşşa'nın bu fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa'yı diktatör olaa'nın bu fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa'yı diktatör olarak nitelelemektedir. Türkiye'nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmemektedir. Türkiye'nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmakla mümkün olduduğu düşüncesindedir. İttihat ve Terakki kendi içerisinde bölünmüş bir ğu düşüncesindedir. İttihat ve Terakki kendi içerisinde bölünmüş bir yapı sergrgilemektedir. Bir birlik ve beraberlik söz konusu değildir. Her liderinilemektedir. Bir birlik ve beraberlik söz konusu değildir. Her liderin bir grubu vardır. Falilih Rıfkı da Cemal Paşa'nın adamı damgasını taşımaktadır. Falih h Rıfkı da Cemal Paşa'nın adamı damgasını taşımaktadır. Falih Rıfkı, İttihat ve T Terakki'nin bu yönünü yani fikir birliğinin bulunmayışını eleştirmektedierakki'nin bu yönünü yani fikir birliğinin bulunmayışını eleştirmektedir. Çünkü yaşşanılan buhrandan kurtuluş ancak birlik ve beraberlikle mümkündür. Buanılan buhrandan kurtuluş ancak birlik ve beraberlikle mümkündür. Buna rağmen bilininçsiz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakki'yi kendi kendçsiz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakki'yi kendi kendisiyle uğraraşan bir duruma düşürmüştür.şan bir duruma düşürmüştür.
Falih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, alih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları daha açıkık ve net bir şekilde görebilmektedir. Bir dönem, bir İmparatorluk yok o ve net bir şekilde görebilmektedir. Bir dönem, bir İmparatorluk yok olmaktadır. Yazzar bunu sezinleyebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz'da yaşamış oldar bunu sezinleyebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz'da yaşamış oldukları bir devvrin çöküşünü gözler önüne sermektedir.rin çöküşünü gözler önüne sermektedir.
Falih Rıfkı Osmanlı'nın bir kukla devlet olduğunu söylemektedir. Öalih Rıfkı Osmanlı'nın bir kukla devlet olduğunu söylemektedir. Örneğin;şöyle bir o olay anlatılmakta; "Mahmut Şevket Paşa'yı öldüren Kavaklı Mustafa, lay anlatılmakta; "Mahmut Şevket Paşa'yı öldüren Kavaklı Mustafa, memleketten kaççmaya muvaffak olmuştu. Bir Rus vapuruna binmişti. Fakat Osmanlı'maya muvaffak olmuştu. Bir Rus vapuruna binmişti. Fakat Osmanlı'nın Rus sanncağı taşıyan bir vapurdan bir kişiyi almaya hakkı yoktu. Bunun üzerinecağı taşıyan bir vapurdan bir kişiyi almaya hakkı yoktu. Bunun üzerine bir Osmanlı hükkümeti görevlisi, Kavaklı Mustafa'yi gemiden kaçırır ve boğdurur. ümeti görevlisi, Kavaklı Mustafa'yi gemiden kaçırır ve boğdurur. Bu olayı haber alan n Ruslar, Kavaklı Mustafa'yı kaçıran zatı görevden aldırır ve bundaRuslar, Kavaklı Mustafa'yı kaçıran zatı görevden aldırır ve bundan böyle devlet hizmetinde kullanılmamasını isterler ve istedikleri de olur."
Osmanlı, ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu cografyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs, Şam, Filistin, Hicaz gibi. Osmanlı sadece cografyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı.
"Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık."
Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu. Osmanlı Emperyalizmi şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi. " Türk milleti kendi başına devlet yapamaz! "
Osmanlı, Arap topraklarını alarak oraları bir bakıma imar ediyordu. Çünkü, Arap şeyhleri arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Arap halkı mağdur oluyor ve maddi olarak da çöküntüye uğruyordu. Osmanlı geldiğinde ise bu şeyhleri uzlaştırıp sükuneti sağlıyor ve onlara belirli imtiyazlar veriyordu. Bir bakıma Osmanlı onlar için bir kurtuluş gibiydi. Buna rağmen Osmanlının güçsüz duruma düşmesini fırsat bilip hemen İngilizlerle, Fransızlarla anlaşmışlar ve Osmanlı' yı arkadan vurmuşlardır. Osmanlı' ya karşı görünüşte bağımlı olan Araplar her zaman kendi halifeliklerini istiyordu. Müslüman Araplar arasında Arap Halifeliği hükümeti peşinde olanlar vardı ve 1. Dünya savaşı çıktığında bu düşüncelerini gerçekleştirmek için ve İngilizlerin vereceklerini vaadettikleri imtiyazlardan dolayı Osmanlı' ya ihanet etmişlerdi.
Osmanlı'nın Araplara vermiş olduğu haklar, onların küçük bir anlaşmazlıkta bile isyan etmelerini sağlıyordu. Cemal Paşa zamanında çıkmış olan bir kanun ile komutanlara eğer vatan müdafaası için zaruri görülürse idam hükümlerini yerine getirmesi yetkisi verilmişti. Yani isyanlar artık kanla bastırılıyordu.
Cemal Paşa'nın bir amacı da Suriye' yi Osmanlılaştırmaktır. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için Suriye' de modern okullar açtırmıştır. Bunun yanında bir de hicret eden Ermenileri, Suriye içlerine dağıtarak güçlenen Araplılığa karşı bir teminat olarak kullanıyordu. Hatta Ermenileri güçlendirmek için ev ve toprak bile verilmiştir.
Falih Rıfkı Atay, Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Falih Rıfkı' ya göre din sömürüsü bütün dinler için geçerlidir. "Medine dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarıdır. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur". Araplar çok fakirdir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapların,yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir.
Osmanlı Devleti'nin Almanlarla beraber savaşa girmesinin en büyük nedeni İttihat ve Terakki yöneticilerinden Enver Paşa' nın Alman hayranı olmasından kaynaklanıyordu.
Birinci Dünya Harbi sonucunda Tuna yukarısındaki iki İmparatorluk, Akdeniz kıyısındaki bir İmparatorluk ve Tuna kenarındaki bir krallık devrilmek üzereydi.
Suriye ve Filistin' de Almanların durduramadığı İngiliz seli yine bir Türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından Halep aşağısında tutulmuştur. Mustafa Kemal' in orada seçtiği savunma hattı,Misak-ı Milli' deki Türkiye sınırıdır.
Cemal Paşa' nın yerine, Suriye' de silahlı kuvvetlerin başına geçen Alman Fon Falkenhein bozgunu durduramadı ve Kudüs İngilizlerin eline geçti.
Artık yalnız Anadolu ve İstanbul düşünülür. İmparatorluğa ve onun rüyalarına "Allahaısmarladık! " denir.
Artık Şam' dan ayrılmak zamanı gelmiştir. Cemal Paşa İstanbul' da istifa edecektir.
Cemal Paşa harap Anadolu topraklarını gördükçe:
- "Keşke vazifem buralarda olsaydı, keşke o altın sağanağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terkedilmiş vatan parçası üstünden geçseydi. Anadolu hepimize hınç ve güvensizlikle bakıyordu. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya şimdi kendimiz pişmanlığımızı getiriyoruz. Kumar oynadık ve kaybettik" diye düşünmektedir.
Cemal Paşa'ya sorulan :
- Paşam bu harbe niçin girdik? sorusuna cevap ilginçtir.
- Aylık vermemek için! Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.
İlim, İhtisas ve tecrübe sahibi Mustafa Kemal, vatan ve istiklal düşüncesiyle milletin nesi var nesi yoksa yüzde kırkını vatan savunması için vermesi gerektiği düşüncesindedir.
Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan... hepsi böyle ödenmiştir.
Mustafa Kemal büyük harbe girmek karşıtı idi: çünkü O kafa ve sanat adamı idi.
Mustafa Kemal Kurtuluş Harbi'ni bırakmak fikrinde asla bulunmadı : çünkü O vatan adamı idi.
]
] KİTABIN ANAFİKRİ:
Anafikir olarak;vatan için bir şeyler yapmak gerektiğinde,birer komutan olarak ilk önce fikir va sanat adamı olmalıyız.
ŞAHISLARIN VE OLAYLARIN TAHLİLİ:
a)Şahısların Tahlili:
Falih Rıfkı: Aynı zamanda kitabın yazarı da olan şahıs kştabı kendi hayatından alıntılarla yazmıştır.Yazarımız yedek subay olarak orduda yer almaktadır.Genç ve İttihatçı bir kişiliğe sahiptir.Fakat Enver,Talat ve Cemal Paşaları tanıyınca İttihat veTerakki hakkındaki fikirleri değişir.
Diğer şahıslar: Mustafa Kemal,Enver Paşa,Talat Paşa,Cemal Paşa.
b)Olayların Tahlili:
Olaylar genellikle Garp Cephesinde ve Şam'da vuku bulmaktadır.
YAZARIN HAYATI:
Falih Rıfkı Atay (1894 - 1971)
1894 yilinda Istanbul'da dogdu. Fikra, makale, gezi türlerindeki gazete yazilariyla ve özellikle Atatürk'ü yakindan tanitan anilariyla ün kazanan Falih Rifki Atay, Kovacilar semtindeki Rehberi Tahsil Rüstiyesi'ni bitirdikten sonra Hüseyin Cahit'in Yalçin müdürlük yaptigi Mercan Idadisi'nde ögrenimini tamamladi. Darülfünunun Edebiyat bölümünü bitirdi. Idadide edebiyat ögretmeni olan Celal Sahir Erozan ile kendisinden bir ileri sinifta okuyan Orhan Seyfi Orhon, Falih Rifki'nin edebiyat zevkinin gelismesine yardimci oldular. Ilk Yazilari, Serveti Fünun dergisinin genç yazarlara ayrilan ek sayfalarinda yayimlanan Falih Rifki'nin Tecelli(1911) dergisi ile Süleyman Bahri'nin yönettigi Kadin(1912) dergisinde Cenap Sahabettin ile Ahmet Hasim'in eserlerini hatirlatan siirleri çikti.
1912'de Tanin gazetesinde düz yazilari yayimlanmaga basladi; Istanbul Mektuplari, Edirne mektuplari gibi yazilari çikti. 1913-1914 yillarinda sadaret ve Dahiliye Nazirligi kalemlerinde çalisti. Dahiliye Vekili Talat Pasa ile birlikte gittigi Bükres'ten Tanin gazetesine röportaj yazilari yolladi. Bu dönemdeki yazilari, Türkçülük ve Türkçecilik akimlarinin etkisini tasiyordu. I. Dünya Savasinda yedek subay olarak Suriye'ye gitti; 4. Ordu kumandani Cemal Pasa'nin hususi katipligini yapti. Suriye ve Filistin'deki savas anilarini "Ates ve Günes" (1918) kitabinda topladi. Cemal Pasa'nin Bahriye naziri olmasi üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardimciligina getirildi (1917). Kazim Sinasi Dersan, Necmettin Sadik Sadak, Ali Naci Karacan ile birlikte Aksam Gazetesini çikarmaga basladi (1918). Bu gazetede Günün Fikralari basligiyla sürekli yazilar yazdi. Kurtulus Savasini destekleyen etkili yazilari dolayisiyla idam istenerek Kürt Mustafa Divani Harbi'ne verildi. Fakat Inönü Zaferinin kazanilmasi üzerine Divani Harp tutumunu degistirdigi için idamdan kurtuldu. Kurtulus Savasi sona erdigi sirada Izmir'de Atatürk ile görüsmege gelen gazeteciler arasindaydi. Atatürk'ün istegi üzerine Ikinci Büyük Millet Meclisi'ne Bolu'dan milletvekili seçildi (1922). Daha sonra uzun yillar Ankara Milletvekili olarak T.B.M.M.'de bulundu. Hakimiyeti Milliye, Milliyet ve Ulus gazetelerinin basyazarligini yapti.
Yeni Türk Alfabesinin hazirlanmasi ve uygulanmasi sirasinda Dil Encümeninde görev aldi. Serbest Cumhuriyet Firkasi'nin tutumuna siddetle karsi çikti. Ulus gazetesinin basyazarligini yaptigi dönemde Ankara sehir plani jürisinde üyelik ve Imar Komisyonunda baskanlik yapti. 1946'da çok partili döneme geçildikten sonra Ulus gazetesinde CHP'nin savunuculugunu sürdürdü. Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geçmesinden sonra Dünya Gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karsi Atatürk devrimlerini savundu.
Falih Rifki Atay, saglam, atak, çekici, anlatimi ve duru Türkçesiyle Cumhuriyet basininin Encümeninde usta kalemlerinden biriydi. Günlük siyasi olaylari ele alan basyazi ve fikralari yaninda Ulus ve Dünya gazetelerinde Pazar günleri yayimladigi haftalik yazilarinda çok usta bir deneme ve söylesi yazari niteligi gösteriyordu. Gezi ve ani türlerinde Cumhuriyet döneminin çok ilginç ürünlerini verdi.
»Dogum tarihi
1894
»Ölüm tarihi
1971
»Dogdugu Ülke
Türkiye
»Eserleri
"Eski Saat" (1933), "Niçin Kurtulmamak?" (1953), "Çile" (1955), "Inanç" (1965), "Kurtulus" (1966), "Pazar" "Konusmalari" (1966), "Bayrak" (1970), "Ates ve Günes" (1918), "Atatürk'ün Bana Anlattiklari" (1955), "Mustafa Kemal'in Mütareke defteri" (1955), "Çankaya" (1961), "Batis Yillari" (1963), "Atatürk'ün Hatiralari" ; "1914-19" (1965), "Atatürk Ne idi?" (1968), "Fasist Roma", "Kemalist Tiran, Kaybolmus Makedonya" (1930), "Deniz Asiri" (1931), "Yeni Rusya" (1931), "Moskova-Roma" (1932), "Bizim Akdeniz" (1934), "Taymis Kiyilari" (1934), "Tuna Kiyilari" (1938), "Hind" (1944), "Yolcu Defteri" (1946), "Atatürkçülük Nedir?" (1966), "Roman" (1932).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI ]
Ankara
]KİTABIN YAZARI ]
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
]YAYINEVİ VE ADRESİ ]
İletişim Yayınları Cagaloğlu / İSTANBUL
]BASIM TARİHİ ]
6. Basım 1983
KİTABIN KONUSU
Milli mücadele yıllarında Türk toplumunun Tanzimat'tan bu yana çeşitli dönemlerdeki toplumsal gerçekliğini sergilemiştir.
]KİTABIN ANAFİKRİ
Yazar, romanda insanların büyük zorluklar içinden çıkıp rahata ulaştıklarında çektikleri zorlukları çok çabuk unuttuklarını anlatmaktadır.
]KİŞİLER VE KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ
]Selma ] Hanım : İyi bir öğrenim görmüş, haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever, vatan sevgisi uğranda oradan oraya koşan; hep birşeyler arayan, aradığını bulamayan; azimli ve hoşgörülü, halden anlar, olgun bir kadındır.
]Nazif Bey : İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir. Sessiz, sedasız, vatanından çok canını seven birisidir.
]Binbaşı Hakkı Bey : Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir. Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur. Milli mücadele vurguncusudur, sömürücüdür, vurdumduymaz biridir.
Neşet Sabit Bey : İyi bir öğrenim görmüş, genç bir yazardır. Milli mücadelenin yanında yeralmış, gönülden desteklemiş, inkılabın yanında canla başla çalışan; sorumluluğunu bilir; azimli, hoşgörülü, halden anlayan bir kişidir.
]Murat Bey : Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş, milli mücadelenin yanında yer almış, tutucu, kendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan birisidir. Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş, harvurup harman savuran bir kişidir. Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
]Ömer Efendi Ve Ailesi : Kültür düzeyleri düşük insanlardır. Kendilerinin atıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar. Kendileri yaparsa olağan karşılarlar. Tutucudurlar. İş hayatında başarılıdırlar.
]Yıldız Hanım : Tiyatro sanatçısıdır. Sporcudur.
]Şeyh Emin : Dincidir, tutucudur, sofudur.
]
]ESER HAKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Eserde, Tanzimat Dönemi’nden sonra milli mücadele dönemine kadar Türk toplumunun durumunu kavramamda çok yadınlatıcı oldu. İnsanların hangi durumda nasıl davrandıklarını anlayabilmek için okunması gereken bir eser.
KİTABIN ÖZETİ
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun“ Ankara romanı ütopik bir romandır. Bu romanda yazarın özlediği, özlemini çektiği geleceğin Ankara’sı dolayısı ile Türkiye’sidir.
Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Kısaca söylemek gerekirse romanın konusu bu üç dönemin Ankara’sıdır. Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olmaktadır. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gitmektedir. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektdir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.
]YAZAR HAKKINDA BİLGİ
27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Ãti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.
Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Ãticiler'in "sanat şahsi ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerekromancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır.
Nur Baba, Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. 1922'de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu'nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca'daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba'yı Euripides'in Bakkhalar'ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar'in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigâr'da cinsel aşktan mistik bir aşka geçişi göstermek istemiştir. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik'e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu'nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu Bektaşilik'in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik'i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı "izah"larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur.
Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak'ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve "milli ideal" denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye'sinde ne geçmişin Osmanlı'sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.
1942'de CHP Roman Armağanı'nda ikinciliği kazanmış olan Yaban, Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu'nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore'de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban'da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu'yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.
Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.
]
YAZARIN (BAŞLICA) ESERLERİ
Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984.
Ankara
]KİTABIN YAZARI ]
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
]YAYINEVİ VE ADRESİ ]
İletişim Yayınları Cagaloğlu / İSTANBUL
]BASIM TARİHİ ]
6. Basım 1983
]KİTABIN ANAFİKRİ
Yazar, romanda insanların büyük zorluklar içinden çıkıp rahata ulaştıklarında çektikleri zorlukları çok çabuk unuttuklarını anlatmaktadır.
]Selma ] Hanım : İyi bir öğrenim görmüş, haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever, vatan sevgisi uğranda oradan oraya koşan; hep birşeyler arayan, aradığını bulamayan; azimli ve hoşgörülü, halden anlar, olgun bir kadındır.
]Nazif Bey : İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir. Sessiz, sedasız, vatanından çok canını seven birisidir.
]Binbaşı Hakkı Bey : Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir. Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur. Milli mücadele vurguncusudur, sömürücüdür, vurdumduymaz biridir.
Neşet Sabit Bey : İyi bir öğrenim görmüş, genç bir yazardır. Milli mücadelenin yanında yeralmış, gönülden desteklemiş, inkılabın yanında canla başla çalışan; sorumluluğunu bilir; azimli, hoşgörülü, halden anlayan bir kişidir.
]Murat Bey : Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş, milli mücadelenin yanında yer almış, tutucu, kendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan birisidir. Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş, harvurup harman savuran bir kişidir. Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
]Ömer Efendi Ve Ailesi : Kültür düzeyleri düşük insanlardır. Kendilerinin atıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar. Kendileri yaparsa olağan karşılarlar. Tutucudurlar. İş hayatında başarılıdırlar.
]Yıldız Hanım : Tiyatro sanatçısıdır. Sporcudur.
]Şeyh Emin : Dincidir, tutucudur, sofudur.
]
]ESER HAKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
KİTABIN ÖZETİ
Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Kısaca söylemek gerekirse romanın konusu bu üç dönemin Ankara’sıdır. Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olmaktadır. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gitmektedir. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektdir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.
]YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Ãticiler'in "sanat şahsi ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerekromancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır.
Nur Baba, Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. 1922'de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu'nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca'daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba'yı Euripides'in Bakkhalar'ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar'in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigâr'da cinsel aşktan mistik bir aşka geçişi göstermek istemiştir. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik'e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu'nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu Bektaşilik'in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik'i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı "izah"larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur.
Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak'ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve "milli ideal" denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye'sinde ne geçmişin Osmanlı'sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.
1942'de CHP Roman Armağanı'nda ikinciliği kazanmış olan Yaban, Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu'nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore'de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban'da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu'yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.
Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.
]
YAZARIN (BAŞLICA) ESERLERİ
Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI: FATİH - HARBİYE
KTABIN YAZARI: Peymi SAFA
YAYIN EVİ ADRESİ: İstanbul
BASIM YILI: 1997
KİTABIN KONUSU: Bir genç kızın ugradığı değişimler
[COLOR=windowtext]KİTABIN ANAFİKRİ: [COLOR=windowtext]Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Milli Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir.
KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHİSLARİNLARIN DEGERLENDİRİLMESİ: Yazarbu romanda bir ve birden bağımsız bir çok olaydan bahs etmekte fakat aynı konuy parmak basmakta.
ŞAHISLAR:
NERİMAN: Derulelhan’da öğrenim görmekte.Ut çalıyor.
MACİT: Zengin bol para harcayan batılı tip
ŞİNASİ: Neriman’ın yadi yıllık arkadaşı.
FAİZ BEY: Neriman’ın babası.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap Dogu ve Batı arasındaki farkları Batının gelişmesini dogunun gelişmemesini ve bir insanın kısa surede ne kadar değişe bilmeseni anlatiyor.
YAZARIN HAYATI HAKKINDA BİLGİLER: 1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü.
Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.
Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir.
Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi baş yazarı idi
.
Peyami Safa halk için yazdığı edebi değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.
HAZİRLAYAN ADI SOYADI: CEYHUN KESEMENLİ
KISIM / NUMARA: 65 / 3726
KİTABIN ADI: FATİH – HARBİYE
KİTABIN YAZARI: PEYAMİ SAFA
YAYIN EVİ ADRESİ: İSTANBUL
BASIM YILI: 1997
KİTABIN ÖZETİ:Peyami SAFA Fatih – Harbiye romanında Batı ve Doğu sorununu ele alıyor. Ama burada Doğuyu övüyor, Batıyı eriyor.
Peyami SAFA bu sorunu ele alırken hep aynı tipleri seçiyor. Zengin bol para harcayan batılı tip Macit, fakir ama dürüst bir orta sınıf aydın olan doğulu tip Şinasi, ve birde genç kız Neriman.
Romanın ilk sayfalarında Neriman yedi yıllık arkadaşı olan Şinasi’ye yalan söylüyor. Neriman Şinasi’ye Beyazıt’taki bir arkadaşına gidecegini söylüyor ama Şinasi Neriman’ın Fatih – Harbiye tramvayına bindiğini görüyor. Daha sonra Şinasi bir kahvede Neriman’ın yirmi gün öğrenim gördüğü Darülelhan’a uğrmadığını, evine geç dönüşlerin nedenini düşünüyor Neriman’nın yirmi günde değişime uğradığının farkına varıyor gözünün onüne eski Neriman’I getiriyor siyah saten gomlekli, siyah başı örtülü kızın bu kadar değişmesi ve flizi manto ayağında yeni dekolite rugan iskarpin giymedsni duşunuyor.
Neriman’sa hep Macit’i, Maksim’i, Lübon’u düşünmektedir.Macit’in girdiği bir çok masraflara rağmen o kadar yalnız ve baş başa kaldıkları halde çapkınca bir haraket yapmamasını düşünüyor.Macit’e tenkit edilecek hiç bir şey bulamıyor.
Neriman yalan söylemekten çekinmiyordu. ”Ben dün senden ayrıldıktan sonra Fahriye’ye gitdim toplantıdan vaz geçilmiş orada Macit’i gördüm çok israr etti ve beni Beyoğlu’na çıkarttı” .Şinasi bunun yalan olduğunu biliyordu, çünkü onun Fatih – Harbiye tramvayına bindiğini görmüştü.
Neriman Macit’i tanıdıktan sonra elindeki utda sinirlerine dokunmaya başladı. Hep öğrenim gördüğü Darülelhan’dan çıkacağım alafranga gireceğim, oturduğum ev, konuştuğum adamlar sinirime dokunuyor ve hatta Macit’in ellerine baktiğimda kadın elleri gibi tertemiz, incecik, tırnaklarının üzerinde bile çalışılmış, Şinasi’nin elleri ise tırnağının biri kırık, biri batık…
Bundan yirmi gün evvel Neriman Derülelhan’dan erken çıkmış yine ayağında yeni dekolite rugan iskarpinler ve üsyünde filizi manto mektebin kapısında birbirleriden ayrıldılar. O sırada Neriman Şinasi’nin yüzne bakmadan yürüyü vermişti Neriman Macit’le tanışalı yirmi gün olmuştur. Belirli bir çevrede Faiz Bey gibi akıllı başlı bir adamın kızı böylesine kısa bir sürede nasıl değişe bilir diye düşünüyordu.
Birgün Neriman arkadaşı Fehriye’yi de yanına alır, Beyoglu’na çıkarlar. Löban’a giderler. Buraya üçüncü gelişiydi. Macit’i bulur. Macit Beyraplas’taki bir baloya Neriman ve Fehriye’yi davet eder Neriman balo için can atar, ama izin meselesi, para meselesi ve Şinasi meselesi vardır. Babası iskarpin ve filizi manto için borclanmiştir ama Neriman’ın bu baloya gitmesi lazım olduğunu düşünüyor. Bu kadar kısa zamanda bu kadar hızlı değişim! Müslüman babanın kızı yirmi gün içinde “balo” tutkunu oluveriyor. Baloya dokuz gün var idi ve Neriman borçlar içinde ki, babasının zaaflarını yeniden uyandırmak çabasındadır.
Bir çok Türk kızları gibi Nerimanda ailesinden ve muhitinden karşık bir telkin ve medeniyetin ayrı ayrı tesirlerinin halitasını yapan muhtelit bir içtimai terbiye almıştı. Annesi ve babası ona halis bir şarklı ihtiyatları vermişlerdi; Fakat İstanbul’a yerleştikten sonra, Neriman’ın akrabalarından bilahassa büyük dayısının ailesinden aldığı tesirler bambaşkadır. Galatasaray’dan çıkan ve tahsilini Avrupa’da bitiren böyük dayısı ve kızları Neriman’da Garp hayatınıa karşı incizap uyandırmıştır.
Neriman baloya gitmeden önce Şışli’de oturan batılı büyük dayısının ”batılı” kızlarıyla konuşmak onlardan fikir almak istiyor ama fikir almak yerine iki dayızadesinin anlatdığı bir yaşam öyküsünü dinliyor.
Yaşlı bir Rus kadının çok güzel bir kızı varmış, gitar çalan fakir bir Rus artistiyle sevişiyormuş. Rus genci çok fakir olduğu için evlenemiyorlar. Beyoğlu’nun bir odasında sefalet içinde yaşıyorlarmış. Kız bu sefalete yıllarca katlanıyor Sonun da kızın karşısına zengin ve yakışıklı bir Rum çıkar, kız da Rusdan ayrılır. Rum’la yaşamaya başlar: “Artık ferah, para, eglence her şey…” Ama Rus kızı mahzun. “Neriman adeta sıçrayarak” soruyor “Niçin?” Anlatıyorlar: Kız, “ tahsil gormuş bir kızdır ve sathi şeylere kıymet vermez, hakiki güzellik arar.”Rus gencinde varmış bunlar. “Yeni hayati sahte “ kız oğlanı bulur: oğlan, yüz vermez kızda intihar eder. Neriman: “Ne benzeyiş! Rus kızını kendisine, Rum gencini Macit’e, Rus artistini de Şinasi’ye benzetitordu. Bir raslantı ve Neriman’da uyanış yaratdı. “Macit hakiki huviyetiiçinde yakaladıgını zannediyor ve o güne kadar, fasılasız, aldatıldığını anlıyor… Artık Macit’i düşünmüyor … Düşündüğü zamanda “Macit sahte insandı” Rus kızının hikayesi Neriman’ı kendisine getiriyor.
Şehzadebaşı’ndan geçerken sokaktaki yolculara bakarak düşündü: “Şüphesiz bunların içinde ne kıymetli insanlar var! Hatrına hep gitar çalan Rus artisti geliyordu.
KTABIN YAZARI: Peymi SAFA
YAYIN EVİ ADRESİ: İstanbul
BASIM YILI: 1997
KİTABIN KONUSU: Bir genç kızın ugradığı değişimler
[COLOR=windowtext]KİTABIN ANAFİKRİ: [COLOR=windowtext]Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Milli Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir.
KİTAPDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHİSLARİNLARIN DEGERLENDİRİLMESİ: Yazarbu romanda bir ve birden bağımsız bir çok olaydan bahs etmekte fakat aynı konuy parmak basmakta.
ŞAHISLAR:
NERİMAN: Derulelhan’da öğrenim görmekte.Ut çalıyor.
MACİT: Zengin bol para harcayan batılı tip
ŞİNASİ: Neriman’ın yadi yıllık arkadaşı.
FAİZ BEY: Neriman’ın babası.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap Dogu ve Batı arasındaki farkları Batının gelişmesini dogunun gelişmemesini ve bir insanın kısa surede ne kadar değişe bilmeseni anlatiyor.
YAZARIN HAYATI HAKKINDA BİLGİLER: 1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü.
Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.
Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir.
Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi baş yazarı idi
.
Peyami Safa halk için yazdığı edebi değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.
HAZİRLAYAN ADI SOYADI: CEYHUN KESEMENLİ
KISIM / NUMARA: 65 / 3726
KİTABIN ADI: FATİH – HARBİYE
KİTABIN YAZARI: PEYAMİ SAFA
YAYIN EVİ ADRESİ: İSTANBUL
BASIM YILI: 1997
KİTABIN ÖZETİ:Peyami SAFA Fatih – Harbiye romanında Batı ve Doğu sorununu ele alıyor. Ama burada Doğuyu övüyor, Batıyı eriyor.
Peyami SAFA bu sorunu ele alırken hep aynı tipleri seçiyor. Zengin bol para harcayan batılı tip Macit, fakir ama dürüst bir orta sınıf aydın olan doğulu tip Şinasi, ve birde genç kız Neriman.
Romanın ilk sayfalarında Neriman yedi yıllık arkadaşı olan Şinasi’ye yalan söylüyor. Neriman Şinasi’ye Beyazıt’taki bir arkadaşına gidecegini söylüyor ama Şinasi Neriman’ın Fatih – Harbiye tramvayına bindiğini görüyor. Daha sonra Şinasi bir kahvede Neriman’ın yirmi gün öğrenim gördüğü Darülelhan’a uğrmadığını, evine geç dönüşlerin nedenini düşünüyor Neriman’nın yirmi günde değişime uğradığının farkına varıyor gözünün onüne eski Neriman’I getiriyor siyah saten gomlekli, siyah başı örtülü kızın bu kadar değişmesi ve flizi manto ayağında yeni dekolite rugan iskarpin giymedsni duşunuyor.
Neriman’sa hep Macit’i, Maksim’i, Lübon’u düşünmektedir.Macit’in girdiği bir çok masraflara rağmen o kadar yalnız ve baş başa kaldıkları halde çapkınca bir haraket yapmamasını düşünüyor.Macit’e tenkit edilecek hiç bir şey bulamıyor.
Neriman yalan söylemekten çekinmiyordu. ”Ben dün senden ayrıldıktan sonra Fahriye’ye gitdim toplantıdan vaz geçilmiş orada Macit’i gördüm çok israr etti ve beni Beyoğlu’na çıkarttı” .Şinasi bunun yalan olduğunu biliyordu, çünkü onun Fatih – Harbiye tramvayına bindiğini görmüştü.
Neriman Macit’i tanıdıktan sonra elindeki utda sinirlerine dokunmaya başladı. Hep öğrenim gördüğü Darülelhan’dan çıkacağım alafranga gireceğim, oturduğum ev, konuştuğum adamlar sinirime dokunuyor ve hatta Macit’in ellerine baktiğimda kadın elleri gibi tertemiz, incecik, tırnaklarının üzerinde bile çalışılmış, Şinasi’nin elleri ise tırnağının biri kırık, biri batık…
Bundan yirmi gün evvel Neriman Derülelhan’dan erken çıkmış yine ayağında yeni dekolite rugan iskarpinler ve üsyünde filizi manto mektebin kapısında birbirleriden ayrıldılar. O sırada Neriman Şinasi’nin yüzne bakmadan yürüyü vermişti Neriman Macit’le tanışalı yirmi gün olmuştur. Belirli bir çevrede Faiz Bey gibi akıllı başlı bir adamın kızı böylesine kısa bir sürede nasıl değişe bilir diye düşünüyordu.
Birgün Neriman arkadaşı Fehriye’yi de yanına alır, Beyoglu’na çıkarlar. Löban’a giderler. Buraya üçüncü gelişiydi. Macit’i bulur. Macit Beyraplas’taki bir baloya Neriman ve Fehriye’yi davet eder Neriman balo için can atar, ama izin meselesi, para meselesi ve Şinasi meselesi vardır. Babası iskarpin ve filizi manto için borclanmiştir ama Neriman’ın bu baloya gitmesi lazım olduğunu düşünüyor. Bu kadar kısa zamanda bu kadar hızlı değişim! Müslüman babanın kızı yirmi gün içinde “balo” tutkunu oluveriyor. Baloya dokuz gün var idi ve Neriman borçlar içinde ki, babasının zaaflarını yeniden uyandırmak çabasındadır.
Bir çok Türk kızları gibi Nerimanda ailesinden ve muhitinden karşık bir telkin ve medeniyetin ayrı ayrı tesirlerinin halitasını yapan muhtelit bir içtimai terbiye almıştı. Annesi ve babası ona halis bir şarklı ihtiyatları vermişlerdi; Fakat İstanbul’a yerleştikten sonra, Neriman’ın akrabalarından bilahassa büyük dayısının ailesinden aldığı tesirler bambaşkadır. Galatasaray’dan çıkan ve tahsilini Avrupa’da bitiren böyük dayısı ve kızları Neriman’da Garp hayatınıa karşı incizap uyandırmıştır.
Neriman baloya gitmeden önce Şışli’de oturan batılı büyük dayısının ”batılı” kızlarıyla konuşmak onlardan fikir almak istiyor ama fikir almak yerine iki dayızadesinin anlatdığı bir yaşam öyküsünü dinliyor.
Yaşlı bir Rus kadının çok güzel bir kızı varmış, gitar çalan fakir bir Rus artistiyle sevişiyormuş. Rus genci çok fakir olduğu için evlenemiyorlar. Beyoğlu’nun bir odasında sefalet içinde yaşıyorlarmış. Kız bu sefalete yıllarca katlanıyor Sonun da kızın karşısına zengin ve yakışıklı bir Rum çıkar, kız da Rusdan ayrılır. Rum’la yaşamaya başlar: “Artık ferah, para, eglence her şey…” Ama Rus kızı mahzun. “Neriman adeta sıçrayarak” soruyor “Niçin?” Anlatıyorlar: Kız, “ tahsil gormuş bir kızdır ve sathi şeylere kıymet vermez, hakiki güzellik arar.”Rus gencinde varmış bunlar. “Yeni hayati sahte “ kız oğlanı bulur: oğlan, yüz vermez kızda intihar eder. Neriman: “Ne benzeyiş! Rus kızını kendisine, Rum gencini Macit’e, Rus artistini de Şinasi’ye benzetitordu. Bir raslantı ve Neriman’da uyanış yaratdı. “Macit hakiki huviyetiiçinde yakaladıgını zannediyor ve o güne kadar, fasılasız, aldatıldığını anlıyor… Artık Macit’i düşünmüyor … Düşündüğü zamanda “Macit sahte insandı” Rus kızının hikayesi Neriman’ı kendisine getiriyor.
Şehzadebaşı’ndan geçerken sokaktaki yolculara bakarak düşündü: “Şüphesiz bunların içinde ne kıymetli insanlar var! Hatrına hep gitar çalan Rus artisti geliyordu.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi