You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
]KİTABIN ADI
KİRALIK KONAK

]KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
]YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
]BASIM TARİHİ
20. Baskı 1999 İSTANBUL
]KİTABIN YAYIM MAKSADI
Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.


KİTABIN KONUSU
Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
KİTABIN ANAFİKRİ
Kiralık Konak’ta toplumumuzda Batılılaşma ile birlikte meydana gelen düşünce, duygu, ve dünya görüşü ayrılıklarını , toplumsal çözülüş kavramını temel alarak, bir konağın dağılışını ele alır. Satılığa çıkarılan konağın bu değişimle farklı yerlere savrulmuş bazı kişileri, Tanzimat ‘tan Meşrutiyet’e uzanan bir kopuş içinde İstanbulin giyen, ölçülü ve namuslu kişileri olmaktan çıkıp, sırtlarına geçirdikleri redingotlarıyla bir kuşağın temsilcisi haline gelir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.

KİTABIN ÖZETİ
Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
YAZARIN HAKKINDA BİLGİLER
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974)
Türk, romancı ve yazar. Romanlarında Türk toplumunun Tanzimat'tan bu yana çeşitli dönemlerdeki toplumsal gerçekliğini sergilemiştir.
27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.
Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler'in "sanat şahsi ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır.
Nur Baba, Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. 1922'de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu'nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca'daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba'yı Euripides'in Bakkhalar'ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar'in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigâr'da cinsel aşktan mistik bir aşka geçişi göstermek istemiştir. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik'e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu'nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu Bektaşilik'in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik'i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı "izah"larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur.
Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak'ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve "milli ideal" denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye'sinde ne geçmişin Osmanlı'sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.
1942'de CHP Roman Armağanı'nda ikinciliği kazanmış olan Yaban, Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu'nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore'de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban'da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu'yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.
Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

YAPITLAR (başlıca): Roman: Kiralık Konak, 1922; Nur Baba, 1922; Hüküm Gecesi, 1927; Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932; Ankara, 1934; Bir Sürgün, 1937; Panaroma, 2 cilt, 1953-1954; Hep O Şarkı, 1956. Öykü: Bir Serencam, 1913; Rahmet, 1923; Milli Savaş Hikâyeleri, 1947. Anı: Zoraki Diplomat, 1955; Anamın Kitabı, 1957; Vatan Yolunda, 1958; Politikada 45 Yıl, 1968; Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, 1969. Çeşitli: Bütün Eserleri (bibliyografya içerir), ilk 15 cilt, (ö.s.), A.Öskırımlı (yay.), 1977-1984.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:TOPRAK ANA
KİTABIN YAZARI:CENGİZ AYTMATOV
YAYIN EVİ VE ADRESİ:VARLIK YAYINLARI A.Ş. CAĞALOĞLU YOKUŞU 40/2,34440 İSTANBUL
BASIM YILI:1990

KİTABIN KONUSU
Savaş günlerinde küçük bir kasabada geçen dayanışmayı,hasreti ve ıstırabı anlatır.

KİTABIN ANA FİKRİ
Toprağın insan hayatındaki yeri ve onun için çekilen eziyetler katlanılan çileleri anlatmaktadır

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
TOLUNAY:Savankul’un eşidir.Saf,temiz,cana yakın ve yetenekli yaşlı bir kadındır.
SAVANKUL:Kendi çapında uğraşan,mütevazi,cömert,çalışkan,coçukların yetişmesini arzulayan ,ailesinin istediğini yapan ,sevilen bir babadır.
ALİMAN:Kasım’ın eşidir.Güzel,duygusal,melek gibi genç bir kız;herkese iyilik yapmayı çok sever.
Kasım,Mutlubeng,Caynak kardeştir.
Muslubeng:Zeki, kitap okumayı seven,iyi bir öğrenim görmüş olup evden erkenden ayrılmıştır.
Kasım:Saygı duyulan,ahlaklı,cömert,namuslu,bir gençtir.
Caynak:Güçlü,kuvvetli ve yakışıklı bir delikanlıdır.
Canbolat:Tolunay’ın torunudur.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Heyacan verici çeşitli serüvenlerle dolu olmasına rağmen melodramatik bir eser olarak kabul edebiliriz.Yine de zevkle okunan bir eser niteliği taşımaktadır.romanda karakter çözümlemeleri,özgün betimlemeler yok gibidir.yazar bol bol konuşma ve kıvrak bir anlatım biçimine dayalı olarak vermiştir.

YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ
Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgilidir. Ayrıca bu yıllar geçmiş ile geleceğin kesiştiği bir noktaydı.Her iki dünyayı ve her iki insan tipini çok iyi tanıyordu. Süpeyçi adlı hikayesinin kahramanı baraj mühendisi Beknazar ve Beyaz Yağmur'un kahramanı Zeynepapaalışılagelmiş hayatı temsil ederler.Yeni ahlaki normlar ile eskiyi yaşamakta direnen insanların çatışması eserlere hakim konudur.
Yazar geçmişte,din,felsefe,ilim adına insanların birbirine düşürüldüğünü ,bunun bugün de yarın da böyle olacağı görüşünü savunuyor.Edebiyatın bu noktadaki görevinin büyük olduğunu,insanlar arasında ortak dünyalar oluşmasına yardım ettiğini, edebiyatın öneminin her geçen gün daha da artğını vurgulamaktadır(5). "...........Nesrin iki tarzı var bugün. Biri spekulas-yonlara açık olan,diğeri ise gerçek nesirdir.Kalıcı bir eser için bilinen edebikaidelerin yanında sanatçı ruhu ve dürüst bir kişiliğe ihtiyaç vardır....."(6).
Yazar,bir konuya son derece eğlenceli bir şekilde yaklaşılabileceğigibi,çok ciddi bir gerçekçilikle de aynı konunun ele alınabileceği görüşündedir.Bu arada esas olanın alt yapı ve uzun süren bir ön araştırma olduğunuda vurgular(12). Kendisinin savaşı, ilk gençlik yıllarında ve cephe gerisindede olsa yaşadığını,o yıllarda insanların heyecanla, bütün güçleriyle çalıştıklarını,hayatın insanlar üzerinde en zor şartları tecrübe ettiğini, yazarken hepbu hususları göz önünde bulundurduğunu söylemektedir(13). Pek çok eleştirmen de yazarın bu özelliğini vurgulamaktadır (14). Eserler gözden geçirildiğnde bu husus çok açık olarak da belli olmaktadır
Modern edebiyatta mitolojik öge ve efsanelerin kullanılışı çok yeni değildir.Thomas Mann,James Joyce,J.P.Sartre,Albert Camus'da da görürüz.Ama Aytmatov'un bu ögelerin toplumsal gerçekçi yaklaşımdaki en başarılıkullanıcısı olduğunu söyleyebiliriz(15).Yazar Türkçe ve onun tarihte kullanıldığı en hacimli eser olan Manas Destanı'na çok büyük önem vermektedir. "......Bundan bir süre önce uzun yıllarRusya'da sürdürülen bir çalışma tamamlandı. Bu çok hacimli bir Türkçesözlüktür. Yüzyıl önce Petersburg'da hazırlanmaya başlanan bu sözlük benim el kitabımdır.Sürekli ondan yararlanırım.Bu sözlük sayesinde Türk atalarımla konuşabiliyorum ......" (16). ".......Kırgız destanları beni çok etkiledi.Hala da etkiliyor.Her eserim bir ucundan bu destanlara dayanır.Manas Destanı bir milyon mısradan oluşur. Dört ciltlik bu destan yirmi yılda bir arayatoplanabilmiştir.Bu destanın özü insan duygularıdır. Tekrarlıyorum her ese-rim bu Kırgız destanlarına dayanır....." (17). Yazar Kırgız edebiyatının kaynağını da eski sözlü gelenek,halk hikayeleri,özellikle de Manas Destanı olarak gösterir. İkinci kaynak olarak isemodern Sovyet edebiyatından söz eder.Bu sayede iki kaynaklı,geçmişle bugünü bir arada sürdüren bir edebiyata sahip olduklarını belirtir (18).Aytmatov,pek çok edebi sima üzerine çalışmalar yapmış,dikkate değer edebi araştırmalara imza atmıştır. Türk dili ve edebiyatı, halkbilimi,sosyoloji sahalarında eserler vermiştir(19).

KİTABIN ÖZETİ
Yeni yıkanmış ak, pak entarisi, pamuklu kara ceketi ve beyaz yazmasıyla yolda ağır ağır ilerliyor kadın. “Merhaba toprak” diye sesleniyor usulca. “Merhaba tolunay” demek geldin Ne kadar kocamışsın. Saçların ağırmış, değnekle yürüyorsun üstelik.” “Evet yaşlanıyorum, bir yıl daha geçti, sende, toprak sende bir hasat geçirdin. Bugün ölüleri anma günü.” “İnsan doğruyu öğrenmeli, tolunay.” Kafasıyla yüreği doğruya götürecek mi onu? Hala çocuk. Onun için, ne yapacağımı bilemiyorum, hayata küssün istemiyorum. Hayatın karşısında yiğitçe dikilsin istiyorum. Geçmiş olayları doğru yargılayacağını bilsem, hayatı gerektiği gibi anlıyacağımı bilsem, ona yalnız kendisini, kendi hayatının değil, başkalarını, başkalarının hayatlarını da kendimi, kendi geçmişimi de, canım toprağım senide, eski günlerimizi de anlatırdım. Hayat hepimizin aynı teknede yoğurmuş, bir tek demet haline getirmiş. Her insan bu öykünün anlamını kolay kolay çıkaramaz. Onu içten, yürekten anlamak için yaşamak, denemek gerekir. Toprakla su, insanlar arasında eşit olarak paylaştırılırsa, bizimde kendi tarlamız olursa, bizde kendi tohumumuzu eker, kendi ekinimizi biçersek mutlu oluruz. İnsan için en büyük mutluluk budur. “Tolunay, çiftçi dediğin, mutluluğu ekip biçtiğinde bulur”. “Toprak, göğsünde hepimize acı çektiriyorsun; bizi mutlu kılmayacaksın, neden toprak diyorlar sana, biz neden doğduk? Biz senin çocuklarınız, toprak. “Mutluluk getir bize, bizi mutlu kıl!”. Ekmek esmerdi, katıydı ama dünyada hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar tatlı bir kokusu vardı, güneş kokuyordu, taze saman kokuyordu, duman kokuyordu. Bir filiz nasıl tohumdan doğarsa bir ananın mutluluğu da halkın mutluluğundan doğar. Halkın hayatından uzak kalan bir anının hayatı yoktur. “Sevgili toprağım benim, o günü hatırlıyor musun?””Zamanın başlangıcından beri, yüzyılların izi duruyordu içimde.
Tarihin hepsi kitaplarda yazılı değildir, insanlarda tarihin hepsini bilemezler. Ama benim içimdedir hepsi, bütün tarih. İnsan denize benzer, derin yerleri de sığ yerleri de vardır. “Söyle bana, sevgili toprak, hangi ana böyle acı çekti, hangi ana oğlunu bu kadar kısa zaman gördü?” Savaşı alt etmenin tek yolu var, bunu o zaman anladım: çarpışmak, dayanmak, yenmek. Bunları başaramadIğn ığıan karşına ölüm çıkıyordu. İyilik, dağlarda yollarda yaşanmaz. İnsan raslantıyla karşılaşmaz iyilikle. Ancak bir başka insandan öğrenir. İnsanın hayatı bir dağ yoluna benzer, iner, çıkar, uçurumların kenarından geçer. Hep tek başına aşamazsın o yolu, ama herkes elini uzatırsa sana, çabucak aşarsın. Hayatımız böyle işte.”
Dünyadaki insanlar oğullarını, kardeşlerini, babalarını, kocalarını bizim kadar seviyorsa, bizim o gün onları beklediğimiz gibi onlarda oğullarını, kardeşlerini, babalarını, kocalarını bekliyorsa, yeryüzünde başka savaş olmaz artık” diyorum.
Savaşın insanları zalim, aşağılık, aç gözlü yaptığını kim söylemiş ? Hayır, savaş, sen çizmelerinin altında insanları ezebilirsin, öldürebilirsin, yağma edebilir, yakıp yıkabilirsin, 40 yıl bile sürdürebilirsin bunu, ama insan denen yaratığın içindeki o duyguyu, o insanlık duygusunu, o sevgiyi içinden söküp atamazsın. “ Toprak, toprak ana, göğsüne bastı bizi, dünyanın her köşesindeki insanları besle. Anlat onlara, sevgili toprak, anlat onlara.”
“ Hayır Tolunay. Sen anlat… Sen insansın. Her şeyin üstündesin. Her yaratıktan akıllısın. Sen insansın. Sen anlat İNSAN!.”




[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :KIZILCIK DALLARI
KİTABIN YAZARI :REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKILAP VE AKA KİTAPEVLERİ
BASIM YILI :1982

1.KİTABIN KONUSU

Nadide Hanım’ın yetim olarak konağa aldığı Gülsüm ve onun konak hayatı boyunca başından geçenleri,maruz kaldığı haksızlıkları anlatan bir kitap.

3.KİTABIN ANA FİKRİ

İnsanoğlunun ne kadar iki yüzlü olabileceğini,ne yaparsanız yapın yaranamayacağınızı,menfaatlerin daima kişiliğin önüne geçtiğini,vurdumduymazlığın,edepsizliğin,fitne ve dedikoduculuğun oluşturduğu sağlıksız ilişkilerin topluma verdiği zararları anlatıyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Nadide Hanım:İyi niyetli,en olmadık zamanda hiç olmayacak şekilde birşeyler çıkarıp üzülen,kederli,vefasız,korkak bir karaktere sahip.

Gülsüm:Yalancı,edepsiz ve şirret,nihayetsiz derecede yüzsüz ve haysiyetsiz,gayet fitne ve dedikoducudur.

Karamusallalı sütnine:Dinine bağlı,kendini sevdirmek ve saydırmak ilmini iyi bilen,ağırbaşlı,orta yaşlı bir kadın.

Saniye:Güzel,alımlı fakat hırçındır.

Lala Tahir Ağa:Yalancı,azardan utanmaz,nasihatlere aldırmaz,menfaat düşkünü bir kişiliğe sahiptir.

Murat:Zengin,duygulu,boş konuşan,geveze bir kişiliğe sahiptir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitapta tek bir olay ve tek bir kişi üzerinde durulması,olayların değişmeden aynı boyutta devam etmesi,sade bir dilin kullanılması,ilerleyen bölümlerde ne olabileceğinin önceden tahmin edilebilmesi,olay örgüsünün geniş tutulmaması,beklenen duyguları yeterince karşılıyamaması okuyucuyu sıkmakta ve ilgiyi azaltmaktadır.

6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ

25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi
Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.


ESERLERİ:


Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb.
Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).
Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.
Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
Hikaye Kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunları:Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrıdağı Ziyafeti (1955)
HAKKINDA YAZILANLAR
Reşat Nuri Güntekin Türkan Poyraz – Muazzez Albek (Ankara, 1957)
Reşat Nuri Güntekin Hayatı, sanatı ve eserleri Muzaffer Uyguner (Varlık Yay;1967).
Romanıyla Reşat Nuri Güntekin İbrahim Zeki Burdurlu (İzmir Eğitim Ens. Yay., 1971)
Reşat Nuri’nin Tiyatro ile İlgili Makaleleri Prof.Dr.Kemal Yavuz Kültür Bakanlığı Y.
Reşat Nuri Güntekin’ in Romanlarında Şahıslar Dünyası Birol Emil (1984) adlı doçentlik tezi.

2.KİTABIN ÖZETİ

Nadide Hanım,Pendik istasyonunda Bolu’dan gelecek ortanca kızını bekliyordu.Nihayet Adapazarı postası gelmiş,Nadide Hanım’ın misafirlerinden başka orta yaşlı bir köylü ile iki çocuk inmişti.Belli ki adamım yola devam edecek parası yoktu.O gün akşam Nadide Hanım’ın evinin karşısında kamp kurmuşlar,geceyi orada geçirmeyi planlamışlardı.Nadide Hanım onları görünce dayanamamış eve almıştı. NadideHanım’ın büyük kızı,yani Ğülsüm’ün yanında evlatlık olarak kalabileceğini ifade etmiş ve bu teklif de yaşlı adam tarafından kabul görmüştü.Fakat Gülsüm,küçük kardeşi İsmail’e inanılmayacak kadar bağlıydı.Onu İsmail’den ayırmak imkansız gibi gözüküyorsa da Gülsümayrılığa katlanmış,acısını bir iki gün içinde hazmetmişti.
Gülsüm evlatlık olarak alındığı bu evde ,evin en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes tarafından horlanıyor,her zaman suçlu bulunuyor,azarlanıyor,dövülüyordu.Gülsüm ‘ü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarına rağmen o herkesin yardımına koşuyordu.Her olayda her konuşmada İsmail’i anar bu da ev halkını sıkardı.İsmail’e mektup yazabilmek için okula gitmişse de okuma yazma öğrenememiş;evdeki eskileri ona göndermek için toplamış,onunla görüşmek için para biriktirmeye çalışmış;fakat her defasında başarısız olmuştu.Aslında Nadide Hanım,Gülsüm’ü evin en küçük çocuğu Bülent’e bakması için evlatlık edinmişse de Gülsüm İsmail’den başka birşey düşünmüyordu.Ona İsmail’i unutturmak için Bülent’in süt ninesinin aklına bir fikir geldi.Gülsüm’e İsmail’in öldüğünü söyledi.Gülsüm birkaç gün ağlayıp sızladıktan sonra onun acısını da gömmüştü yüreğine.Gercekten bu olaydan sonra Bülent’e ilgi göstermeye başlamış,onun etrafında pervane olmuştu.Çocuk Gülsüm’ü o kadar çok seviyordu ki ne derse yapıyordu.Seneler geçtikçe Bülent Gülsüm’e ters davranmaya başladı ve bir kaza sonucu Bülent’in kolunun kırılmasıyla Gülsüm’den ayırdılar.
Gülsüm’ün hayatı ev işi yapmakla ve evdekilere yardım etmekle geçtiği için belli bir iş öğrenememişti.Büyüyüp genç kız olan Gülsüm’ün konakta geçirdiği yedi senelik hayatı ona anlatmıştı ki:ne kadar koşsa yeterli görülmeyecek ,daha fazla koşsun diye dövülmeye devam edilecekti.Yenecek kızılcık dallarının yekunu degişmeyecekse niye kendini boşuna yormalıydı.
Bu yaz yine Pendik’teydiler.Orada merhum Paşa’nın oğlu süt biraderi Cafer Bey’in oğlu Murat ile karşılaştılar.Murat’ın karısı verem olmuş onu temiz hava alması için Pendik’e sahil kenarına getirmişlerdi.Ama kadının durumu ciddiydi ve yakında ölecekti.Yani iki çocuklu Murat’ın hali perişandı.Hasta ziyaretine giden Nadide Hanım Gülsüm’ün hastanın yanında kalmasını uygun buldu.Bu Gülsüm için kaçırılmaz bir fırsattı.Çünkü kafasını dinleyebilecekti.Hastanın durumu ağırlaştıkça Murat Bey süt nine ile iş birliği yapıp Saniye’yi almak istiyordu.Kadın ölürken Gülsüm’e :”Eğer ölürsem ve Saniye’yi Murat ile evlendirirlerse ölüm döşeğine düşsünler,evlatlarını görmesinler,benim gibi onlar da gözünün önünde ölsünler”dedi.
Kadının ölmesiyle konağa dönen Gülsüm,evlenme hazırlığı yapan ev halkına durumu anlatmış ve olacakları beklemeden evi terk etmişti.
Aradan seneler geçmiş Dürdane karaciğerinden,Saniye apandisten,Şakir Bey kalp hastalığından ölmüş çocukların herbiri bir tarafa dağıtılmıştı.Nadide Hanım Ankara’da akrabalarının yanında kalıyordu.O gece eğlenmek için dışarı çıkmışlar,herkes tarafından sevilen ve herkesin hayranı olduğu ,güzel kanto söyleyen küçük Gülsüm’ü gördüler.Evet kanağın en üst katındaki çocuk tiyatrosunun,yatak çarşafından perdeler arasında,sıvanmış kolları,ağlamaktan boyaları birbirine karışmış yüzü ile kanto söyleyen küçük Gülsüm’dü bu.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :YÜZBAŞI SELAHATTİN’İN ROMANIKİTABIN YAZARI :İLHAN SELÇUKYAYIN EVİ VE ADRESİ :ÇAĞDAŞ YAYINLARI CAĞALOĞLU-İSTANBULBASIM YILI :19881.KiTABIN KONUSU :Bu romanda, değer yargılarıyla birlikte çöken Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutmak isteyenlerin dramı ve devletin çöküşünü durdurmak isteyen bir asker kuşağının fedakarlık destanının öyküsü en çarpıtıcı yönleriyle Yzb.Selahattin’in anılarıyla birlikte anlatılmaktadır.2.KİTABIN ÖZETİ :Selahattin 1894’de Edirne’de doğdu.Çok yaramaz ve haylazdı.Hergün başına bir iş geliyordu. 1900 yılında babasının tayin olmasıyla Tekirdağ’a taşındı. Burada iki farklı ilkokula gitti.İlk başta ailesinin zoruyla istemediği okula gitti. Bunlardan birisi mahalle mektebidir. Burada kuran dersleri alır ve sürekli dayak yedi.Zaten o zamanlar çocuklar böyle okullara gönderilmekteydi.Selahattin’i çok seven ve okuyup büyük bir insan olmasını isteyen amcası Mehmet Bey , Selahattin’in ailesini zorda olsa ikna etti. Bunun üzerine modern eğitim veren başka bir ilkokula başladı.Okulda çok başarılıydı; fakat hayatında aynı güzellikler yoktu.Önce çok sevdiği büyükannesi daha sonra hayatının anlamını kaybetti.Hayat Selahattin için hiç iyi gitmiyordu.Babası Hasan Bey, İclal adında bir kadınla evlendi.Selahattin’in büyük annesi onu hiç ama hiç sevmiyordu.Selahattin’in de onu sevdiği söylenemezdi.İclal her fırsatta Selahattin’i evden göndermek için elinden geleni yapıyordu..Büyük çabalarla ilk önce Edirne askeri idadisini bitirip mektebi harbiyeye başladı.Daha sonra üvey annesinin ölüm haberini aldı. Babası da Selahattin Harbiye’deyken vefat etti. Selahattin’in okul hayatı hep büyük zorluklar altında geçti.Bir gün bile yüzü gülmedi; ama yine de çok başarılıydı.Bütün komutanları onun ilerde iyi bir subay olacağına kaant getiriyordu.Mezun olduktan sonra ilk tayini Çanakkale’deki 2 nci Kolorduya çıkar. İtalyan harbini Çanakkalede bulunan birliğinde yapar.Burada çok büyük vazifeler yerine getirir.Selahattin çok gözü kara bir Türk subayıdır.Hiç bir şeyden korkmaz.Vatan için gözünü kırpmadan kanının son damlasına kadar savaşır.Daha sonra ir görev için harekete geçer. İntikal ederken bindikleri vapur bir alayı alacak kapasitede değildir zaten vapur mürettebatının Yunanlı olması 3 saatlik yolu üç günde gitmelerine neden olur. İtalyan harbinden sonra gönüllü olarak Balkan harbine katılır. Buradayken tanıştığı arkadaşları vasıtasıyla İstanbula geldiğinde İttihat ve Terakki’nin eylemlerine gönüllü olarak katılır. Bu sırada çıkan 1nci Dünya savaşında 5nci Kuvvei Seferiyye karargahınıa tayin edilir. Savaş sırasında İran ve Kafkas cephelerinde çarpışır. Zor günler geçirir. Ardından Irak cephesinde çarpışır. Ama artık eski arkadaşlarıyla haberleşemez. Çünkü hepsi şehit olmuştur. Bağdat savunmasında elindeki imkanları en iyi şekilde kulanarak savunur. Fakat Bağdat’ın kaybedilmesinden sonra Bakü’yü korur. Sonuç gene hüsrandır. Bakü de kaybedilir. 1914’de 20 yaşında genç teğmenken hedefi tüm Türkleri biraraya getirmektir; ama hayatı istediğine olanak vermez.Çünkü bunu başarmak bir hayalden farksızdı.Turancılık, Türk subaylarının o tarihlerde en çok yapmak istedikleri şeydi;fakat Osmanlı onlara bu konuda hiçbir yarar sağlayamıyor aksine durumu daha da kötüleştiriyordu.Selahattin ise ülkesinin bu haline çok üzülüyor silah arkadaşlarıyla birlikte bunu için bir çare arıyordu.Ama imkansızlıklar onların önüne hep engel oluyordu; ama içlerindeki vatan aşkı onları hayaatlarını koydukları bu yoldan çıkartamıyordu.Buna rağmen içlerinde mevkiisini kötüye kullanıyordu .Bunların önüne geçmeye çalışan Selahattin hep ezeliyor ve en kötü görevlere veriliyordu.Fakat Selahattin hiç bir zaman yılmamıştı.Herşeye rağmen görevinin başında dimdik ayaktaydı.Görevleri sırasında Anadoludaki gerçekleride görmüştü.Anadoluda Kürt ve Ermeni sorunu vardı.Kürtler eşkiyalık yapıyordu ve köylere dirlik vermiyorlardı.Ermeniler ise tam bir vahşet örneği sergiliyorlardı.Bunların etkisinde Anadolu insanının hayattan ve devletten hiçbir beklentisi kalmadığını gören Yüzbaşı Selahattin tamamen yıkılıyordu. Anadolu insanı aradağı kıvılcımı Mustafa Kemal’le buldu ve Cumhuriyetini ilan etti.Kurtuluş Savaşında da büyük hizmetler yapan Yüzbaşı Selahattin gururuna yediremediği bir olay üzerine daha ilerleyeceği bir zamanda emekli oldu.Üst düzeyde yetkililerden gelen birlikte çalışama isteklerini geri çeviriyordu.Meslekte kalsa çok yükselebilirdi; ama onun için önemli olan onurlu yaşamaktı.Selahattin’in Cumhuriyet yıllarında yaşadıkları da aynı adlı romanın ikincisinde anlatılmaktadır.3.KİTABIN ANA FİKRİ : Türk insanı ve özellikle Türk subayı için vatan toprağının ne kadar değerli ve vazgeçilemez olduğu kitabın ana fikridir.Zaten kitap Yzb.Selahattin’in hayatını anlattığı için onun düşüncelerine bağlıdır.Onun tek bir düşencesi vardı: “Vatanın her karış toprağı mukaddestir ve hiç bir şeye değişilemez”.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:SELAHATTİN: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük pay sahibi olan kahraman Türk subaylarından biridir.Vatan ve görev aşkı inanılamz derecede yüksektir.Hayatını ülkesine ve vatan toprağına adamıştır.Tüm imkansızlıklara rağmen görevini en iyi şekilde yerine getirmiştir.Örnek alınması gereken bir vatansever.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Atatürk’ün, kitabın yansıttığı fikirle paralel bir sözü vardı: “Türk tarinine bakarsanız, ulus hep Türk subaylarının omuzlarında yükselmiştir”.Bu sözü okudukça bir subay adayı olarak gurur duyuyor ve vazifemin ağırlığını hissederek daha çok çalışmam gerektiğine inanıyorum. Yazar, Yzb.Selahattin’in anılarını en iyi şekilde kitabını yansıtmıştır.Böyle değerli bir insanın Kurtuluş mücadelesine ışık tutan anılarını okumak büyük bir şeref ve muhteşem bir duygu.6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:1925 yılında Aydın’da doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.(1950). Avukatlık, matbaacılık, dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlk yazıları 41 Buçuk isimli mizah dergisinde çıkmıştı (1952). Cumhuriyet gazetesinde fıkra yazarlığını sürdürüyor (1963- ). ESERLER İlk iki kitabı gittiği yerler üzerine bir incelemedir:Güzel Amerikalı (1976), Uzak Komşu, Rusya’dan Gezi Notları (1967).Mustafa Kemal’in Saati (1969)’nde belgesel yazılarını derledi, bir de roman yayınladı: Yüzbaşı Selahattin’in Romanı (iki cilt, 1973/75). Yeni kitapları: Sovyetler, İran, Amerika İzlenimleri (1976), Yeni Kırallar, Yeni Soytarılar (1976), Ağlamak ve Gülmek (1982), Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984), Görülmüştür (1986), Ziverbey Köşkü (anı, 1987), Japon Gülü (1988).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : SOLAN ÜMİT
KİTABIN YAZARI : KERİME NADİR
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKILAP VE AKA KİTABEVLERİ KOLL. ŞTİ. Ankara cad. No:95 İstanbul
BASIM YILI : 1977/7 nci baskı
KİTABIN KONUSU : Sitare adında genç ve güzel bir kızın, babası yaşındaki Profesör Ferruh Bey’e olan aşkının ve onunla evlenebilmek için beslediği ümidinin nasıl solduğu anlatılıyor.

KİTABIN ANA FİKRİ :İnsanlar mutluluğu hep başka yerlerde ve başka insanlarda ararlar.Halbuki mutluluk onların hep yanıbaşındadır.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

SİTARE:Romanın baş kahramanı olan on yedi yaşlarında çok güzel bir kız.Mutluluğu başka yerlerde arıyor.

FERRUH BEY:Kırk beş yaşlarında bir psikoloji profesörü.Yurt çapında radyo programlarıyla tanınıyor.Evli ve üç çocuk babası.

TURGUT: Sitare’nin ağabeyi Cavit’in silah arkadaşı.Rütbesi Hava Yüzbaşı.Sitare’yi eskiden beri çok seviyor.

SALİM:Ferruh Bey’in en büyük oğlu.Ferruh Bey’in ailesinde en çok sevdiği varlık.Fransa’da eğitim görüyor.

SELİM:Ferruh Bey’in küçük oğlu.Yaramaz ve afacan.Lisede okuyor.

BELMA:Ferruh Bey’in şımarık kızı.Yaşının küçük olmasına rağmen evde sözünü geçiriyor.

BEHİM HANIM:Sitare’nin annesi.Ailede Sitare’yi anlayan tek kişi.

RAUF BEY:Sitare’nin babası.Kızıyla fazla ilgilenmiyor.

CAVİT:Sitare’nin ağabeyi.Hava üsteğmen.

CEVVALE:Sitare’nin ablası.Hukuk Fakültesinde okuyor.

OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Olaylar bir kısır dönğü içersinde dönüp dolaşıyor.Sitare’nin imkansız aşkına Ferruh Bey’in bir olumlu bir olumsuz yaklaşması genç kızı hayatının baharında ruhsal bir çöküntüye sokuyor.Neyseki romanımız mutlu sonla bitiyor.

YAZAR HAKKINDA BİLGİ:(1917-1984) Soyadı azrak.Saint Joseph Fransız Kız Lisesi’ni bitirdi.Edebiyata dergilerde çıkan şiir ve hikayeleriyle girdi.Çalışmalarını piyasa romanı yüründe sürdürdü.1937’den başlayarak kadın kahramanların aşk serüvenlerini konu edinen hafif romanlarıyla tanındı.Pek çok kez basılan bu romanlarından filmlere konu alınanlarda oldu.

ESERLERİ:

Hıçkırık, Samanyolu, Seven Ne Yapmaz, Funda, Posta Güvercini, Kalp Yarası, Sonbahar, Gönül Hırsızı, Son Hıçkırık, Esir Kuş, Kırık Hayat, Aşk Hasreti, Güller ve Dikenler.

KİTABIN ÖZETİ:

Sitare, radyodan konuşmalarını dinlediği psikoloji profesörü Ferruh Bey’e iyiden iyiye bir aşk beslemeye başlamıştı.Bu aşk aralarındaki mektuplaşmalarla daha da büyümüştü.Bunların sonunda Sitare Ferruh Bey’in İstiye’deki mavi köşkünde buluşmuşlardı.İkisi de birbirinden çok etkilenmişti.Fakat Ferruh Bey evliydi ve Sitare’nin babası Rauf Bey kadar yaşlıydı.Ferruh Bey’in Fetanet adında bir eşi, Salim, Selim ve Belma adında çocukları vardı.Buna rağmen Sitare onu sevmekten vazgeçmiyor ve onu herşey ve herkesten kıskanıyordu(Özellikle Ferruh Bey’in çok sevdiği oğlu Salim’den).Sitare’nin ailesi Sitare ile Ferruh Bey’in aralarındaki ilşkinin bir hoca öğrenci ilişkisinden ibaret olduğunu düşünüyordu; fakat Sitare’nin annesi Behim Hanım’ın bazı şüpheleri vardı.İki aile bu sır ilişkiden dolayı birbirine iyice yaklaşmıştı.Sitare’nin ablası Cevvale’nin Salim ile evlenmesiyle akraba olmuşlardı.Buna en çok Sitare sevinmişti.Çünkü Ferruh Bey’e daha yakın olmuştu.Onu istediğini zaman görebiliyordu.Bu da onu hayata bağlıyordu.Çünkü Ferruh Bey’den ne zaman ayrı olsa hayata küsüyordu.Ferruh Bey’in onun için daha fazla bir şey olamayacağı gerçeği onu kıskançlığa itiyordu. Ama yine de içinde bir ümit besliyordu.Burada Sitare’nin Plt.Ütğm. ağabeyi Cavit bir uçak kazası geçirmiş ve ağır yaralı olarak hastahaneye kaldırılmıştı.Sitare ağabeyinin tedavisi boyunca onun yanından ayrılmamış, Cavit’in arkadaşı Hv.Yzb. Turgut da ona hastahanede yardım etmişti.Bu zaman zarfında Sitare Ferruh Bey’I ihmal etmişti.Turgut ise önceden beri çok sevdiği Sitare’ye olan aşkını daha fazla saklayamamış ve Sitare’ye açılmıştı.Bu olay karşısında Sitare ne yapacağını bilemedi ve hayatını Ferruh Bey’in yanında geçirmek istediğinden dolayı ona sormuştu.Ferruh Bey ise aralarındaki ilişkinin çok ileri gittiğini anlamış ve dost olarak kalmalarının her ikisi içinde iyi olacağı kaanatine varmıştı.Bu sözlerinin üzerine Sitare yıkıldı ve hayata küstü.Ailesinden gelen baskılara dayanamayarak Turgut ile evlendi ve İzmir’e yerleşti.Artık Ferruh Bey’in yüzünü bile göremiyordu.Sadece arada sırada Sitare’nin gönderdiği mektuplara cevap veriyor ondan yeni hayatına alışmasını istiyordu.Aslında Ferruh Bey onu hala seviyordu ama buluduğu mevki yüzünden işi aşktan önce geliyordu.Sitare ise kocasına sadece vücudunu verebiliyordu.Çünkü kalbi hala Ferruh Bey’indi.Turgut onu herşey’e rağmem çok seviyordu bu sevgi karşısında Sitare kendi suçlu hissediyordu.Ferruh Bey’e duyduğu aşktan dolayı Turgut’a yalan söyleyerek İstanbul’a gitmişti.Turgut onun yalan söylediğini anlamıştı; fakat onu çok sevdiğinden bir şey yapamamıştı.Sitare Ferruh Bey’I evde bulamıştı.Çükü Ferruh bir iş için Mısır’a gitmişti ve birkaç aya kadar da dönmeyecekti.Sitare üzüntüsünden yataklara düşmüştü.On beş gün boyunca uyduğu uykudan uyanmamıştı.Hastalığı boyunca Turgut’da başında sabahlamıştı.Sitare iyice iyileştikten sonra İzmir’e döndüler. Birkaç ay geçtikten sonra Turgut ve Turgut’un bağdaki akrabalarının sayesinde yeni hayatına alışmıştı.Ferruh Bey’I artık düşünmüyordu.Tüm benliğiyle kocasına bağlanmıştı.Sitare’nin gazetede okuduğu bir haber tüm mutluluklarını altüst etti.Ferruh Bey’in karısı Fetanet Hanım ölmüştü.Bunun üzerine Sitare’nin Ferruh Bey’le tanıştığı ilk günden beri beslediği evlenme ümidine bir ışık doğmuştu.Sitare’nin içindeki saplantılı aşk yeniden doğmuştu.Apar topar İstanbul’a gitti.Ferruh Bey onun hislerine cevap veremeyeceğini bulunduğu mevki yüzünden kendisiyle evlenemiyeceği söyledi.Zaten evde Ferruh Bey’in çocuklarının dediği oluyordu.Bu da Sitare’nin istemediği bir şeydi.Bunun üzerine Sitare baştan beri düşmüş olduğu hatadan döndü ve kendine gerçek değeri veren Turgut’la güzel ve mutlu bir hayat yaşadı.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHŞİ GÖRÜŞLER:

Kitap,eğer okuduğum kitaplar arasında bir sıralama yaparsam ilk ona girebilir.Bana göre yazar bir bayan olduğu için kız psikolojisini kitabına en iyi şekilde aktarmıştır.Bir de bana göre subay olarak Sitare gibi kadınlardan uzak durmalıyız.Eğer Turgut’un yerinde başka biri olsaydı bu roman asla böyle bitmezdi.Bu yüzden evlenirken eşin güzel olması diğert özelliklere göre birazcıkta önemsiz olmalıdır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI

KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR
YAYINEVİ :ATLAS KİTABEVİ
BASIM YILI :1973

1.KİTABIN KONUSU:
Anadolu’nun Milli Mücadele döneminde yaşadığı zorlukların, gördüğü zulümlerin Anadolu insanına etkisi konu edinilmiştir.

2.KİTABIN ÖZETİ:
istanbul’un işgalinden sonra, işgal kuvvetleri ve azınlıklar Türk ahaliye çok kötü davranırlar. Halk ümitsizlik içindedir. Yöneticilerde ülkenin geleceği ile ilgili fikir birliği oluşmamıştır. Osmanlı Meclisi kapanmışıtr. Doğu Anadolu’da kurulması muhtemel Ermeni devletine karşı halk silahlandırılmaktadır. Bu bölgede büyük kargaşa yaşanmaktadır. Anasız ve babasız çocukların çoğunlukla Ermeni veya Türk çocuğu olduğuna çoğu zaman karar verilemez hale gelir, kayıtlarında büyük yanlışlıklar yapılır. Kurulan komisyonlar ayırım işini yapamıyorlardı. Bu arada İzmir işgal edilir. Bu işgal ço9k büyük üzntüye neden olur. Bunun üzerine İstanbul’da bir çok toplantı düzenlenir. Halide Edip bu toplantılara konuşmacı olarak katılır. Bu toplantılar, Milli Mücadele için zemin hazırlar. İzmir’in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs’ta Mustafa Kemal, doğudaki kargaşaya son vermek için, hükümet tarafından 9’ncu Ordu Müfettişi olarak görevlendirilir. Mustafa Kemal gizliden gizliye, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey ile anlaşır. Miralay Refet Paşa ve Albay Arif Bey, Mustafa Kemal ile birllikte kareket ederler. Amasya’da ilk tairhi toplantıyı yaparlar. Arkasından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılır. Anadolu’da bir diriliş hareketi başlar. Milli hükümetin kurulması çalışması hız kazanır. Halide Edip ve bir grup arkadaşı istanbul’dan bin bir güçlükle kaçarak Anadolu’ya geçerler. Ankara’nın yolu tehlikelerle doludur. İstanbul’da işgal güçlerinden kaçan vatanseverler Anadolu’da hem azınlık çetelerinden, hem de padişah yanlılarından saklşanmak zorunda kalırlar. Bu grup Ankara’ya ulaşır. Orada Mustafa Kemal tarafından karşılanır. Milli Mücadele için bir çok hazırlık yapılmasına rağmen ne dış dünyaya ne de ülke içine duyurulamıyordu.ilk iş olarak Yunus Nadi ile Halide Edip Anadolu Ajansını kurar. Böylece milli hareketin anlamı duyurulmaya başlar. Artık Ankara, Milli Mücadelenin merkezidir bu arada TBMM açılır ; Mustafa Kemal başkan seçilir.
Anadolu’nun her yanında yeni oluşmuş, şekil almamış düşünceler arasında mücadeleler devam eder, her yerde kardeş kanı dökülür. Bu isyan ve kargaşalar bastırılır. Batı Cephesinde birçok savaş yapılır. Atatürk, 5 Ağustos 1921’de Başkomutan seçilir. Tüm yetki Mustafa Kemal’e verilir. Düşman Polatlı’ya kadar gelmişitr. Sakarya Irmağının kıyılarında ordumuz tertiplenir. Yunanlı işgal ettiği bölgelerde halkın namusuna ve canına kastetmektedir. Türkler angarya işlerde çalıştırılır. Bir çok çatışmadan sonra uygun an yakalanır. Düşman çekilmeye zorlanır. Düşman çekilirken Yunan mezalimi hat safhaya ulaşmıştır. Kadınların ırzına geçilir, evler yakılır, hayvanlar öldürülür. Polatlı’da yapılan mezalimi incelemek için bir şube kurulur. Bu şubenin başına Halide Edip getirilir. Şubede Yakup Kadri, Yusuf Akçora, bir teğmen ve bir de fotoğrafçı bulunmaktadır.tunanlıların bu köylerdeki bu köylerdeki hareketi aklını kaçırmış insanların hareketidir. Görülen manzara korkunçtur. K,irletilen kadınlar, yakılan evler ve öldürülen hayvanlar … Bu bir vahşettir. Uynanlı çekilirken ne Yunanlı, ne de Türkler ölülerini gömmeye zamanları yoktur.her taraf yanmış insan cesetleri ile doludur. Yunanlılar köy ve kasabaları ateşe vererek İzmir’e gelirler. Fakat komutanları esir düşer. Türk ordusu da Yunan ordusunun arkasından İzmir’e girer.artık Yunan Anadolu’dan kovulmuştur. Halide, Onbaşı, istanbul’adönmenin zamanının geldiiğine inanır, sevinçlidir. Halide Edib yola çıkar. Yol boyunca Anadolu’nun yıkılmışlığı evsiz, barksız, aç, perişan insanların ortalıkta dolaşması Halide Hanım’ın dönüş sevincine engel olur. Her yerde Yunanlılar’ın yaptığı zulmü dinler; bu üzüntülerle İstanbul’a taşınır.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
Anadolu insanı; taşadığı bütün zorluklara rağmen, bağımsızlığı ve vatanı için gerekirse canını bile feda edebileceği gerçeğini tüm dünyaya bir kez daha kanıtlamıştır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Halide Edib Adıvar, tahsilii ve iyi eğitim görmüş kişidir. O dönemdeki zorluklara rağmen, halkı Milli Mücadele için aydınlatmaya çalışmış Türk Millet’inin yetiştirdiği önemli yazarlarımızdan biridir.
Ayrıca Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yusuf Akçora Halide Edib Adıvar’la birlikte hareket etmişlerdir.
Olaylar Milli Mücadele Dönemi’nde yaşanan zorlukları tümüyle yansıtmaktadır.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bence bu kitap yakın tarihimiz ve bugünlere gelişimizin ne kadar güçlüklerle dolu olduğunu anlattığı için her Türk genci tarafından okunması gereken bi kitaptır

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Halide Edib Adıvar 1884’te doğmuş, Üsküdar Amerikan Koleji’ni bitirmiştir. İstanbul Kız Öğretmen Okulu ve Kız Lisesi’nde öğretmenlik yapmıştır. 1923 yılında yurt dışına çıkmış; Amerika, Fransa ve İngiltereNin çeşitli üniversitelerinde Türk kültürünü dünya kamuoyuna duyurmak ve Türkoloji alanında dünyayı aydınlatma görevini yapmıştır. 1950-1954 arasında İzmir milletvekilliği yapmış ve 9 Ocak 1964’te İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur.
BAŞLICA ESERLERİ:
Romanları:Handan, Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal, Döner Ayna, Zeyno’nun Oğlu
Hikayeleri:Harp Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya
Anıları:Mor Salkımlı Ev, Türk’ün Ateşle İmtihanı
Oyunları:Kenan Çobanları, Maske ve Ruh
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Subay Ve CentilmenKİTABIN YAZARI : S. Phillip SMITHKİTABIN YAYIN EVİ : Altın Kitaplar Yayın EviKİTABIN BASIM YILI : 1983KİTABIN KONUSU :Annesi intihar etmiş,babası ayyaş bir çocuğun hayallerini gerçekleştirme yolunda karşılaştığı zorluklar.KİTABIN ÖZETİ : Zack o sabah babasının yanına gitmek üzere yetiştirme yurdundan ayrıldı ve uçağa bindi.Uçaktayken aklından pilot olma isteği geçmişti.Babasını daha önce hiç görmemişti.Babasının pek temiz bir yaşamı yoktu.Babası ayyaştı ve babasının görevi dolayısıyla oturdukları yerler pek tekin yerler değildi ve ayrıca babası kadınlara çok düşkündü. Bir gün üç çocuk Zack’in yolunu kestiler ve ondan parasını istediler.Zack’in onların bu isteklerini yerine getirmemesi üzerine ona karşı kaba güç kullandılar.Zack iyi direndi;fakat sonunda toz toprağın içinde uzanıp kaldı.Zack işte o zaman dövüşmeyi öğrenmesi gerektiğini ve bunun yaşamının son yenilgisi olarak kalmasına karar verir. Aradan yaklaşık on yıl geçmişti.Zack Mayo koleji bitirmiş ve subay hazırlama okuluna gitmeye karar vermişti.Zack’in subay hazırlama okuluna kaydını yaptırabilmesi için on üç haftalık intibak eğitimini başarı ile bitirmesi gerekiyordu.Bu Zack için pek zor birşey değildi;çünkü yıllardan beri kendini buna hazırlamıştı ve jet pilotu olmasının yanında karşılaşacağı zorlukların onun için pek önemi yoktu;çünkü bunlar devam edecek olan şeyler değildi. Yaklaşık dört haftalık eğitim sonrası Zack arkadaşı Sid ile birlikte ordu balosuna katıldı.Orada gözlerine kestirdikleri iki kız ile tanıştılar.Kısa zaman sonra kızlarla arkadaşlık ötesi bir ilişki yaşadılar. Zack bu kızları ilk başlarda balolara koca aramak için gelen kızlar olarak nitelendiriyordu;çünkü eğitmenleri onlara böyle söylemişti ve oldukça mantıklıydı.Sid ise ilk geceden sonra artık bu düşüncede değildi;çünkü çok temiz kalpli biriydi,hayat deneyimi azdı ve birlikte olduğu sarışın hatun onun aklını başından alacak kadar alımlı ve kurnazdı. İki arkadaş kızlarla olan samimiyetlerini artırmıştı.Sid kız arkadaşı Winger ile evlilik planları yapıyordu;çünkü Winger Sid’I kendine daha çok bağlamak için hamile olduğu yalanını uydurmuştu.Zack ile kız arkadaşı Paula ise birbirlerinİ günden güne daha çok seviyorlardı.Zack ön yargılarından zamanla arınmıştı. Sid birgün ayrılmaya karar vermişti;çünkü ancak bu şekilde Winger ile istediği gibi bir yaşam kurabileceğine inanıyordu.Sid’in bu kararını duyan Winger hamile olmadığını ve Sid ile birlikte olmasının Sid’in subay adayı olmasından dolayı olduğunu bir sinirlilik anında açığa vurmuştu.Bu sözleri duyan Sid büyük bir hayal kırıklığına uğradı ve buna dayanamayarak intihar etti… KİTABIN ANA FİKRİ : İnsan eğer isterse imkansız gibi görünen hayallerini bile gerçekleştirebilir.Bunun için çok çalışması ve iradeli olması şarttır.KİTABIN ŞAHISLARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Zack : Kararlı ve yenilmeye tahammülü olmayamayan,zorluklar içinde bile yılmayan biri. Sid : İyi kalpli, sevdiklerine sıkı sıkıya bağlı kalan ve insanlara güvenen biri. Paula : Güzel,genç ve iyi kalpli bir bayan.Babası ölmüş ve despot bir üvey babası olan,yaşamı kısıtlamalarla dolu fabrika işçisi bir kız.Onu bu yaşadığı sıkıcı hayattan kurtaracak bir subay ararken Zack’e rastlamış ve onu gerçekten sevmiştir. Winger : Güzel ve ihtiraslı bir bayan.Tek amacı kendisine subay bir koca bulup onunla evlenmektir.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Kitabın basım yılının eski olmasından dolayı kitabın yazarı hakkında hiç bir açıklayıcı bilgi bulamadım.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLERİM : Kitap akıcı ve sade bir dille yazılmıştır.Olaylar okuyucuya canlı bir biçimde aktarılıyor ve bundan dolayı insan kendini kısa zamanda romanın içinde buluyor.roman insanda farklı duygular yaşatıyor. Olaylarla şahısları bir yana bıraksak bile kitap insana yaşattığı duygu yoğunluğu bakımından okumaya deyer bir eser.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.