KİTABIN ADI
Değişen Stratejilerin Oda
ğında Türkiye
KİTABIN YAZARI
Em.Org.Necip TORUNTAY
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim yayınları-istanbul
BASIM TARİHİ
Eylül 1996
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Çevremizdeki ülkelere ait siyasal ve askire gelişmeleri genel hatları ile ve Türkiye’yi etkileyebilecek sorunları ile tanıtmak ve hatırlatmak.
ÖZETİ:
1. Soğuk Savaş Sonrası Nato ve Türkiye
2. 1990-91 Körfez Krizi ve Savaşı ve Yeni Stratejiler
3. Akdeniz’in Güvenliği
4. Balkanlar
5. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
6. Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Terörizm
7. Sonuç
1. Soğuk Savaş Sonrası Nato ve Türkiye :
Varşova Paktı ve Berlin Duvarının yıkılmasından sonra NATO’nun geleceği ve askeri stratejisi ne olacağı düşünülürken NATO’yu çevreleyen komşuları ve onların civarındaki ülkelerin o günlerde içerisinde bulundukları siyasi dalgalanmaların, büyüyen ekonomik sorunların ve sosyal hareketlerin, kızışan etnik ihtilafların, dikkati çeken aşırı silahlanmaların, silahlı iç olaylarla, için için kaynayan huzursuzlukların ve tehlikeli gelişmeleri perdeleyen ihtimaller zinciri olduğu açık tarifi idi.
Soğuk savaş döneminde Varşova Paktı’nın büyük kuvvetler ile Orta Avrupa’da yoğunlaşmış bulunan asıl tehdidi, şimdi değişik kimliklerde, boyutlarda ve farklı biçimlerde güneye,Türkiye’yi çevreleyen coğrafi bölgeye kaymıştır. Bütün bu gelişmelerin ortasında bulunan Türkiye, bir tarafta kendi ekonomisini geliştirmeye, demokrasisini kökleştirmeye ve güvenliğini pekiştirmeye çalışırken diğer taraftan da bölgedeki istikrarın düğüm noktası olarak, komşu ülkelerle karşılıklı iyi ilişkiler kurmak suretiyle ülkesinde ve dünyada barışın korunmasına katkıda bulunma çabasındadır.
Böylece Türkiye dünyanın bu kritik bölgesinde istikrar, barış ve demokrasinin tesisi ve korunması politikasında ve bu politikaya dayanacak stratejilerin uygulanmasında bir dayanak noktası ve temel taşı oluşturmaktadır.
2. 1990-91 Körfez Savaşı ve Yeni Stratejiler :
1990 Ağustosunda patlak veren körfez krizi ve onu takip eden savaş ,teknolojik gelişmeleri yakından izleyen birçok ülkenin silahlı kuvvetlerinin savaş tekniğini ve stratejisini de etkilemiştir.
ABD ve NATO ülkeleri silahlı kuvvetlerinde (Türkiye de dahil) yapılan taktik değişikliklerinden dikkati çeken yenilikler şunlardır; muhtemelen çok süratle değişecek olan savaş ortamında çok kere komuta makamlarının esnek ve seri kararlarının uygulanmasını kolaylaştıracak ve geniş ölçüde bilgisayarların kullanılacağı kesiksiz komuta ve kontrol sistemleri ve yöntemleri ile ast kademe komutanlarının kendi inisiyatiflerini geliştirecek şekilde yetiştirilmeleri ve Hava Kara Muharebe Doktrini ve yöntemi,
Körfez savaşının çöl fırtınası aşamasını teşkil eden taarruzi harekatın ilk otuz yedi günü genel hava harekatı ve son dört günüde (100 saat ) kara harekatı oluşturmuştur.
Koalisyon kuvvetlerinin bu savaş süresince muharebe zayiat, toplam 137 insandır.
Savaşın koalisyon kuvvetlerinin galibiyet ile bitmiş olması başka ülkelerin topraklarını zorla ele geçiren bir mütecavize karşı hür ve bağımsız ülkelerin gösterdiği tepki yönünden, gelecek için ümit veren bir örnek oluşturur.
Savaş sonunda orta doğunun ekonomik, siyasi ve sosyal geleceklerini uzun yıllar etkileyecek gelişmeler olmaya başlamıştır.
3. Akdeniz’in Güvenliği :
Akdeniz, dünya deniz ticareti trafiğinin önemli kapasitesini üzerinde taşıyan ve böylelikle NATO’nun güney kanat ülkeleri ile ve başta Rusya Federasyonu olmak üzere Karadeniz'de sahili olan ülkelerin hayat yollarının geçtiği bir denizdir.
Doğu Akdeniz'in Ege coğrafi alanı ise, sırtında taşıdığı müzmin sorunlarla bölgede zaman zaman tırmanan gerginlikler nedeni ile, bu denizdeki trafiğin akışını tehdit edebilecek siyasi krizlere sahne olmaktadır. Dolayısıyla bu denizin stratejik özelliği, uluslararası stratejik bir soruna dönüşmektedir.
Bu koşullarda Türkiye'nin göstereceği anlayış ve iyi niyet jestlerini ne derecede etkili ve yararlı olacağı tartışılabilir.
Türkiye ,Yunanistan ile ilişkilerinde gerek Kıbrıs gerekse Ege sorunlarında kapılarını açık tutmaya devam ederken Yunanistan tarafından kendisine yönelecek her türlü tertip ve oyunlara karşı uyanık ve gevşetilmeyen bir hazırlık içinde olmalıdır.
4. Balkanlar :
Yüzyıllar boyunca sürekli göç ve istilalar sonucu Balkanlarda demografik yapısı ile dini inanışları ve kültürü çok farklı toplumlar olmuş ve otoriter yönetimlerin hakim olduğu dönemler dışında süre gelen istikrarsızlıklar da bölgenin ortak bir özelliği haline gelmiştir.
Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra bu istikrarsızlıklar ve gerginlikler yeni ve bağımsız devletler üzerine kaymakta ve ağırlık Bosna olayları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Sırpların Bosna Hersek’te yapmış oldukları katliama NATO geçte olsa dur diyebilmiş ve nihayet Ağustos 1995’te NATO’ya meydan okuyan Sırpların mevzilenmiş ağır silahlarına NATO hava gücünün yaptığı yoğun taarruzlarla önemli kayıplar veren Sırplar uzun süreli ateş kese mecbur edilmiş ve Kasım 1995'te Dayton, Ohio’da yapılan görüşmelerden sonra bölgede adil ve kalıcı bir barışı hedefleyen anlaşma taraflarca imzalanmıştır.
Türkiye’ye yönelebilecek bir tehdit mihveri niteliğini taşıyan Balkanlar , artık Avrupa ile Türkiye ve dolayısı ile Asya arasıdaki ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik ilişkilerinin geliştirilmesinde stratejik değeri yüksek olan bir ulaşım mihverinin kritik bir bağlantısıdır.
Balkanların geleceği bugünün başta gelen canlı konusu olan ve kısaca “ Bosna Olayları” denilebilecek sıcak sorunun büyük ölçüde geleceğine ve diğer ülkelerin bu konudaki tutum ve davranışlarına bağlıdır.
5. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) :
BDT, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğinin dağılması üzerine eski Sovyet Cumhuriyetlerinin 1991 yılı sonunda oluşturduğu siyasal bir birliktir.
BDT, bulundukları coğrafi alanlara göre üç ayrı kategoride ele alınır.
(a) Rusya Federasyonu ,Beyaz Rusya, Ukranya ve Moldova
(b) Kafkaslarda bulunan 3 Ülke : Gürcistan,Ermenistan ve Azerbaycan
© Orta Asya'da bulunan 5 ülke :Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan'dır.
Rusya federasyonu bir yol ayarımı başındadır. Yolun birisinde bağımsızlığa kavuşan BDT üyeleri ile bunları gönülden destekleyen dünyanın büyük bir kısmı, diğer yolda da kominizme dönmeyi istememekle beraber güçlü ve otoriter merkezi bir yöntemi arzu edenler yürüyecektir.
BDT bölgesinde halen sıcaklığını koruyan bir bölge sorunu, aynı zamanda NATO’ya ve Orta Doğuyu da yakından ilgilendiren Karabağ sorunudur. ve dünya çapında aktif bir girişimi beklemektedir.
6. Doğu; Güneydoğu Anadolu ve Terörizm :
Tarihimizde asayiş, ayaklanma ve isyanlar gibi iç güvenlik olayları yüzyıllar öncesine dayanır. Bütün bu gelişmelere paralel olarak Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilgiye uğramış olan Osmanlı imparatorluğunun imzalamış olduğu Sevr Muahedesiyle de sözde Ermenistan ve Kürdistan emelleri ile ülkemiz parçalanıp bölünmek istenmiştir.
Bağımsız Kürdistan hayali ile,Kürt kökenli Türk halkını da kendi saflarına almaya çalışarak ülkeyi bölmek isteyen PKK terör örgütü 1984 yılında sahneye çıkarak kanlı eylemlerine başlamıştır.
PKK benimsemiş olduğu ideoloji doğrultusunda ve başta Suriye olmak üzere diğer yabancı ülkelerden aldığı destek ve yardımlarla önceleri yeraltı faaliyetleri ile belirli bir düzeye getirdikten sonra 1984 yılında TSK’nın Şemdinli’deki garnizon lojmanlarına silahını yöneltmiş ve sesini duyurmak ve kanıtlamak istemiştir.
Sonraları bölge halkını da tehdit,ikna ve para gibi çeşitli senaryolar ile kandırarak destek aramıştır. Siyasi ve askeri net kararlar sayesinde tedbirler alınarak, milli sınırlarımız içinde (Sınır ötesi de) silaha silahla karşılık vererek PKK’nın beli kırılmıştır.
Bugünkü ulaşılmış olan bu noktadan sonra bu mücadele için yeni bir strateji saptamak gerekiyorsa,şüphe yok ki önce,gerçekçi ve bilimsel bir durum tespiti ve değerlendirme yapmak gerekir.
7. Sonuç :
Bugün Türkiye'nin bulunduğu vatan sathı ,büyük tarihi olaylarında gösterdiği gibi,değişen stratejilerin düğümlendiği coğrafi bir bölgedir.
Türkiye şüphesiz, her şeyden önce kendi bekasını ve refah düzeyini korumakla,aynı zamanda bölge ve dünya çapında barışa da hizmet etmiş olmaktadır. Atatürk'ün hedef olarak göstermiş olduğu çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacaktır.
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Yakın bildiği,gözlemlediği stratejik sorunlarla ilgili değerlendirmelerini ve birikimini yansıtmaktadır.
B. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Ülkemizin gelecek için oluşturulacak bölgesel politika ve stratejilere ışık tutması,
C. KİTAP HAKKINDA DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Ülkemizin, bütünlüğü ve ulusal varlığını koruma çabasını her zamankinden daha fazla göstermek zorunda olduğunu anlatmaktadır.
D.YAZARIN BİYOGRAFİSİ: Necip Torumtay
24 Temmuz 1987 - 3 Eylül 1990
Orgeneral TORUMTAY; 1926 yılında Trabzon'nun Vakfıkebir İlçesi'nde doğdu. 1944 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1946 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. Muhtelif Topçu Birliklerinde Takım Komutanlığı ve Topçu Okulu'nda öğretmenlik yaptı. 1954 yılında Harp Akademisi'ni bitirerek Kurmay oldu. 1970 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde, Tokyo Kara Ataşe Muavinliği ve TMR Kara Plan Subaylığı görevlerinde bulundu. 1970 yılında Tuğgeneral, 1974 yılında Tümgeneral, 1978 yılında Korgeneral ve 1982 yılında Orgenralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 1 nci Zırhlı Tümen Komutan Yardımcılığı, 2 nci Zırhlı Tugay Komutanlığı ve SHAPE Harekat Plan Daire Başkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkumay Plan Harekat Daire Başkanlığı ve 4 ncü Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesinde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı ve Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde Devlet Başkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genelsekreter Yardımcılığı, Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Konseyi Genelsekreter Yardımcılığı ve Genelsekreterliği, Genelkurmay II nci Başkanlığı ve 1 nci Ordu Komutanlığı yaptı.
2 Temmuz 1987 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, 24 Temmuz 1987 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına atandı. 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.
İngilizce bilir. Evli ve iki çocukludur.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Yağmur Beklerken
KİTABIN YAZARI : Tarık Buğra
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Ötüken Neşriyat A.Ş. Klodfarer Cad. 40/7 Divanyolu/ İstanbul
BASIM YILI : 1987
KİTABIN KONUSU : Çok partili döneme geçişin halk üzerindeki etkileri.
KİTABIN ÖZETİ :
Cumhuriyet Halk Fırkası döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır. Bu söylentiler yanında kasabadan partiye kimlerin olumlu bakıp katılacağı merakla gözlenmektedir. Kasabanın sevilen adamı avukat Rahmi’ye teklif gelir. Bu teklifi kabul eden fakat kabul etmekle de birçok yakınını karşısına alan Rahmi’ zor günler beklemektedir. Aile yaşantısı ve hayat düzeni altüst olan Rahmi’nin bir de uğraşmak zorunda kaldığı kasaba halkı vardır. Başarısızlıkla sonuçlanan bu çok partili hayata geçiş denemesinin bu şirin Anadolu kasabasına getirdiği huzursuzluktan başka bir şey olmamıştır. Sonunda Ankara’da tanınan ve sevilen Rahmi’ye vekillk teklif edilmiş ve haytları zor da olsa eski günlerdeki gibi huzura kavuşmuştur.
KİTABIN ANA FİKRİ : Şahsi menfaatleri toplum menfaatlerinden ileride tutmamak
gerekir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Rahmi Bey: kasabalının sevdiği, mütevazi bir hayatı olan bir avukat. Huzurlu ailesini eşine ve de iki çocuğuna borçludur. Hep iyi düşündüğü için herkes tarafından sevilir.
Rıza Bey: Babası ve annesini kaybeden Rahmi Beyin amcası olarak onun küçüklükten beri en büyük yardımcısı olmuştur. Kasabada saygı duyulan ve de sevilen bir simadır.
Kenan Bey: Rahmi’nin meslektaşı diğer bir anlamda da avukatlığı öğrendiği kişidir. Kasaba saygın bir yeri vardır.
Yazar bu karakterler ve de kasabalı halkıyla çok partili döneme geçişte yaşananları yeri geldiğinde yöresel bir dille etkili bir şekilde anlatmış.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
HAYATI
[FONT=Symbol]· 2 Eylül 1918’de Akşehirde doğdu.
[FONT=Symbol]· İlk ve orta öğrenimini Akşehirde, lise öğrenimini ise İstanbul ve Konya’da tamamladı(1936).
[FONT=Symbol]· İ.Ü.Tıp Fakültesi’nde iki, Ankara Hukuk Fakültesi’nde dört yıl okudu.
[FONT=Symbol]· Akşehir’de Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak gazeteciliğe başladı (1947)
[FONT=Symbol]· 1947-1950 yılları arasında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne devam etti. ancak 1951’de ayrıldı.
[FONT=Symbol]· İstanbul gazetelerinden Milliyet (1952-56), Yeni İstanbul, Haber ve Haftalık Yol (ilk sayı: 14 aralık 1968) gazetelerinde fıkra yazarlığı, arada yazı işleri müdürlüğü yaptı; şimdi Tercüman gazetesi fıkra yazarlarından (8 haziran 1969 ) Oğlumuz adlı hikayesinin Cumhuriyet gazetesi hikaye yarışması’nda (1948) ikincilik kazanması ve gene o sene Çınaraltı dergisinde yayımlanan ilk hikayeleriyle dikkati çekti; bir süre hikaye yazdı; sonra romana geçti
[FONT=Symbol]· 1961’de futbol milli takımı ile Norveç, Almanya ve Moskovaya gitti. Dönüşte intibalarını ‘Bir Köyden Bir Başşehre’ ve ‘Garingrad-Moskova Notları’ adlı röportajlarıyla belirtti.
[FONT=Symbol]· Tanınmış yazarlarımızın (Mehmet Kaplan, Behçet Necatigil,Fazıl Hüsnü, Naim Tiralı, Mehmet Çınarlı, Yusuf Ziya Ortaç) hemen hepsi ile yakın ilgisi olmuştur.
[FONT=Symbol]· Sanat sanat içindir prensibini benimser. insana , çevreye ve topluma gözlemci bir gözle değil, sanatçı bir gözle bakılması gerektiğini savunur.
[FONT=Symbol]· Roman, hikaye ve piyeslerinin dışında edebiyatla ilgisi, tenkidler, bilhassa tiyatro tenkidleri, denemeler şeklinde olmuştur.
[FONT=Symbol]· ‘Şiir eskimediği için vardır’ diyen Buğra yeni şiir anlayışına karşıdır.
[FONT=Symbol]· 1994 yılında İstanbul'da öldü.
[B]ESERLERİ [/B]
[FONT=Symbol]· HİKAYE KİTAPLARI;
Oğlumuz (1949)
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952)
İki Uyku Arasında (1954)
Hikayeler (1969)
[FONT=Symbol]· ROMANLARI;
Siyah Kehribar (1955)
Küçük Ağa (1964)
Küçük Ağa Ankara’da (1966)
İbiş’in Rüyası (1970)
Firavun İmanı (1975)
Dönemeçte (1978)
Gençliğim Eyvah (1979)
Yağmur Beklerken (1981)
Yalnızlar (1981)
Osmancık (1983)
Dünyanın En Pis Sokağı (1989)
[FONT=Symbol]· FIKRALARINDAN SEÇMELER;
Gençlik Türküsü (1964)
[FONT=Symbol]· DİL VE EDEBİYAT ÜZERİNE;
Düşman Kazanmak Sanatı (1979)
[FONT=Symbol]· DENEMELER;
Bu Çağın Adı (1990)
[FONT=Symbol]· GEZİ;
Gagaringrad (1962)
[FONT=Symbol]· OYUNLARI;
Ayakta Durmak İstiyorum (1966)
Dört Yumruk, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı
Üç Oyun (Ayakta Durmak İstiyorum, Akümülatörlü Radyo, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı 1981)
KİTABIN YAZARI : Tarık Buğra
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Ötüken Neşriyat A.Ş. Klodfarer Cad. 40/7 Divanyolu/ İstanbul
BASIM YILI : 1987
KİTABIN KONUSU : Çok partili döneme geçişin halk üzerindeki etkileri.
KİTABIN ÖZETİ :
Cumhuriyet Halk Fırkası döneminde şirin bir Anadolu kasabasında halkın yararlanabileceği güzel bir park açılışı yapılır. Bu açılışla kasabalıların halk fırkasına olan güven ve sevgileri perçinleşir. Avukat Rahmi Bey kasabada büyümüş, küçük yaşta annesini ve babasını kaybedince hayatının sonraki dönemini amcası ve onun ailesiyle geçirmiş birisidir. Eşi ve iki çocuğuyla şirin kasabada sade ve huzurlu bir hayat sürmektedirler. Rahmi Beyin amcası Rıza Efendi kasabanın sevilen ve sayılan bir simasıdır. Bu güzel geçen günlere gölge düşürecek, bu mutlu insanların arasına kırgınlıklar sokacak bir gelişme olur. Gazi Paşa’nın bizzat kendi isteğiyle kurulacak olan yeni bir siyasi partiden bahsedilmeye başlanır. Bu söylentiler yanında kasabadan partiye kimlerin olumlu bakıp katılacağı merakla gözlenmektedir. Kasabanın sevilen adamı avukat Rahmi’ye teklif gelir. Bu teklifi kabul eden fakat kabul etmekle de birçok yakınını karşısına alan Rahmi’ zor günler beklemektedir. Aile yaşantısı ve hayat düzeni altüst olan Rahmi’nin bir de uğraşmak zorunda kaldığı kasaba halkı vardır. Başarısızlıkla sonuçlanan bu çok partili hayata geçiş denemesinin bu şirin Anadolu kasabasına getirdiği huzursuzluktan başka bir şey olmamıştır. Sonunda Ankara’da tanınan ve sevilen Rahmi’ye vekillk teklif edilmiş ve haytları zor da olsa eski günlerdeki gibi huzura kavuşmuştur.
KİTABIN ANA FİKRİ : Şahsi menfaatleri toplum menfaatlerinden ileride tutmamak
gerekir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Rahmi Bey: kasabalının sevdiği, mütevazi bir hayatı olan bir avukat. Huzurlu ailesini eşine ve de iki çocuğuna borçludur. Hep iyi düşündüğü için herkes tarafından sevilir.
Rıza Bey: Babası ve annesini kaybeden Rahmi Beyin amcası olarak onun küçüklükten beri en büyük yardımcısı olmuştur. Kasabada saygı duyulan ve de sevilen bir simadır.
Kenan Bey: Rahmi’nin meslektaşı diğer bir anlamda da avukatlığı öğrendiği kişidir. Kasaba saygın bir yeri vardır.
Yazar bu karakterler ve de kasabalı halkıyla çok partili döneme geçişte yaşananları yeri geldiğinde yöresel bir dille etkili bir şekilde anlatmış.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
HAYATI
[FONT=Symbol]· 2 Eylül 1918’de Akşehirde doğdu.
[FONT=Symbol]· İlk ve orta öğrenimini Akşehirde, lise öğrenimini ise İstanbul ve Konya’da tamamladı(1936).
[FONT=Symbol]· İ.Ü.Tıp Fakültesi’nde iki, Ankara Hukuk Fakültesi’nde dört yıl okudu.
[FONT=Symbol]· Akşehir’de Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak gazeteciliğe başladı (1947)
[FONT=Symbol]· 1947-1950 yılları arasında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne devam etti. ancak 1951’de ayrıldı.
[FONT=Symbol]· İstanbul gazetelerinden Milliyet (1952-56), Yeni İstanbul, Haber ve Haftalık Yol (ilk sayı: 14 aralık 1968) gazetelerinde fıkra yazarlığı, arada yazı işleri müdürlüğü yaptı; şimdi Tercüman gazetesi fıkra yazarlarından (8 haziran 1969 ) Oğlumuz adlı hikayesinin Cumhuriyet gazetesi hikaye yarışması’nda (1948) ikincilik kazanması ve gene o sene Çınaraltı dergisinde yayımlanan ilk hikayeleriyle dikkati çekti; bir süre hikaye yazdı; sonra romana geçti
[FONT=Symbol]· 1961’de futbol milli takımı ile Norveç, Almanya ve Moskovaya gitti. Dönüşte intibalarını ‘Bir Köyden Bir Başşehre’ ve ‘Garingrad-Moskova Notları’ adlı röportajlarıyla belirtti.
[FONT=Symbol]· Tanınmış yazarlarımızın (Mehmet Kaplan, Behçet Necatigil,Fazıl Hüsnü, Naim Tiralı, Mehmet Çınarlı, Yusuf Ziya Ortaç) hemen hepsi ile yakın ilgisi olmuştur.
[FONT=Symbol]· Sanat sanat içindir prensibini benimser. insana , çevreye ve topluma gözlemci bir gözle değil, sanatçı bir gözle bakılması gerektiğini savunur.
[FONT=Symbol]· Roman, hikaye ve piyeslerinin dışında edebiyatla ilgisi, tenkidler, bilhassa tiyatro tenkidleri, denemeler şeklinde olmuştur.
[FONT=Symbol]· ‘Şiir eskimediği için vardır’ diyen Buğra yeni şiir anlayışına karşıdır.
[FONT=Symbol]· 1994 yılında İstanbul'da öldü.
[B]ESERLERİ [/B]
[FONT=Symbol]· HİKAYE KİTAPLARI;
Oğlumuz (1949)
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952)
İki Uyku Arasında (1954)
Hikayeler (1969)
[FONT=Symbol]· ROMANLARI;
Siyah Kehribar (1955)
Küçük Ağa (1964)
Küçük Ağa Ankara’da (1966)
İbiş’in Rüyası (1970)
Firavun İmanı (1975)
Dönemeçte (1978)
Gençliğim Eyvah (1979)
Yağmur Beklerken (1981)
Yalnızlar (1981)
Osmancık (1983)
Dünyanın En Pis Sokağı (1989)
[FONT=Symbol]· FIKRALARINDAN SEÇMELER;
Gençlik Türküsü (1964)
[FONT=Symbol]· DİL VE EDEBİYAT ÜZERİNE;
Düşman Kazanmak Sanatı (1979)
[FONT=Symbol]· DENEMELER;
Bu Çağın Adı (1990)
[FONT=Symbol]· GEZİ;
Gagaringrad (1962)
[FONT=Symbol]· OYUNLARI;
Ayakta Durmak İstiyorum (1966)
Dört Yumruk, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı
Üç Oyun (Ayakta Durmak İstiyorum, Akümülatörlü Radyo, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı 1981)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :YALNIZ EFE
KİTABIN YAZARI :ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ:BİLGİ YAYINEVİ Meşrutiyet Cad.No:46/A
Yenişehir/ANKARA
BASIM YILI :1998
1.KİTABIN KONUSU:
Kezban isimli genç bir kızın ,uğradığı haksızlık sonucunda, kendisi ve mağdur duruma düşen halk için ,zalimlere ve halkı soyan kişilere karşı yaptığı mücadele anlatılıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Kumdere isimli bir köyde yaşlı bir ihtiyar ile Kezban isimli kızı yalnız yaşamaktadır.Bu ihtiyar biraz mal ve mülk sahibi idi.Yörük Hoca isimli bu ihtiyar köyün fakirlerine ,dullarına ve öksüzlerine yardım ederdi.Fakat bu ihtiyar düzenin bozulmasından dolayı büyük bir huzursuzluk içinde idi.Bunun için de ağzından‘Ah bir genç olsam!’ sözleri hiç düşmüyordu.Köylüler tarafından da sevilen Yörük Hoca, evinde düzenlediği toplantılarda bu konuları onlara da anlatırdı.
Kumdere Köyü’nün yakınlarında ovanın en zengin köyü olan Küçükalan isimli bir köy bulunmaktaydı.Eseoğlu isimli faizci Küçükalanlıların hepsine faize bağlamıştı. Bu yüzden de borcunu veremeyen Küçükalanlıları mahkum etmişti.Yörük Hoca Eseoğlu’nun ne kadar kötü bir adam olduğunu bildiği için zavallılara haber göndermişti.Fakat sözünü dinletemedi.İşte sonunda Eseoğlu bütün arazilerini zaptetmişti.Eseoğlu aynı planı Kumdere’ye uygulayamadığı için biraz hırslıydı.Bu yüzden bütün memurları ve devlet görevlilerini kışkırtıyordu.Her yeni gelen kaymakama burasının eşkıya yatağı olduğunu söylüyordu.Halbuki Kumdere halkı ,kendi geçimlerini kendileri sağlardı.Ova işleri ve avcılıkla uğraşan halkın hiçkimseye zararı yoktu.
Bir gün kasabadayken Yörük Hoca ile Eseoğlu karşılaşır.Yörük Hoca o sıralar harmanı yeni sattığından biraz para sahibi idi.Eseoğlu Biraz borç para ister.Yörük Hoca’da istediği parayı verir.Üç sene geçmesine rağmen Eseoğlu hala borcunu vermemiştir.Fakat Yörük Hoca Eseoğlu’ndan borcunu almaya karalıdır.Bir gün Yörük Hoca borcunu almak için Eseoğlu’nun yanına gider.Olmusuz bir tepkiyle karşılaşan Yörük Hoca borcunu alamamıştı.Bütün bu ısrarları sonucunda Eseoğlu’nun kahyasının kardeşi tarafından öldürülür.Kızı Kezban’a bu haber tez ulaşır.Bu haber karşısında Kezban adeta yıkılmıştı.Olduğu yere çökerek ağlamaya başladı.Sonradan Kezban babasının ölüsüne gitmeye karar vermişti.Hiç durmadı ,dinlenmedi.Bir an evvel babasına kavuşmak istiyordu.Sonunda çiftliğe ulaşmıştı.Hala babasının kim tarafından , niçin vurulduğunu düşünüyordu.Bir taraftan da bunu Eseoğlu’nun başkasının yaptıramayacağını düşünüyordu. Çünkü Eseoğlu başta babasını olmak üzere bütün köylünün düşmanıydı.Kezban kahyanın yanına varmıştı.Kahya önce Kezban’ı baştan aşağı süzdü.Sonra Kezban’a babasının büyük bir bela olduğunu ve başlarını derde sokmamak için öldürdüklerini büyük bir keyifle anlatıyordu.Kezban donmuş kalmıştı.Sonra Kezban’ı babasının ölüsünün yanına götürdüler.Kezban uşağa da babasını kimin öldürdüğünü sordu.Fakat yanıt alamamıştı.Ertesi gün Yörük Hoca’nın ölüsü bütün köylüler tarafından köye götürülüyordu.Hoca’nın yakın arkadaşları’Senin öcünü kim alacak?’ diye bağırıyorlardı.Kezban vuranı bulmaya karalıydı.Bunun için heryere başvurmuştu.Fakat hiçbir sonuç alınamadı.Eseoğlu’nun çobanlarına da hep babasının nasıl vurulduğunu sorardı.Sonunda aptal ve saf bir kişiliğe sahip bir çobandan babasını kimin vurduğunu öğrenmişti.Şimdi sırada babasını öldürenlerden öcünü almaya gelmişti.Kezban öcünü bir bir almıştı.Babasının kanı yerde kalmamıştı.Bundan sonraki tek hedefi ise köylüyü soyan ,masum insanlara zulüm eden haksızlara karşı mücadele etmekti.
Onun bu cesareti halk tarafından da beğenilmişti.Kezban artık Yalnız Efe ismiyle anılmaya başlamıştı.Kendisini sadece kadınlar ve genç kızlar görebiliyordu.Yalnız Efe’nin kız olduğunu bilmeyenler ise duyunca çok şaşırıyorlardı.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Haksızlığa uğradığımızda hakkımızı sonuna kadar savunmalıyız ve bizi mağdur duruma düşürenlerle sonuna kadar mücadele etmeliyiz.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Köylülerin Eseoğlu’ndan borç almaları olayların büyümesine neden olmuştur.Eseoğlu bu şekilde köylüleri zor duruma düşürmüştür. Kezban’ın vermiş olduğu mücadele ve göstermiş olduğu çaba onu sonuca götürmüştür.Yörük hoca iri yapılı bir fiziğe sahiptir.Köylüye ve mağdur durumda bulunanlara gösterdiği yardımlarla canayakın ve yardımsever birisi olarak tanınırdı.Kızı Kezban da ,babası gibi iri yapılı bir fiziğe sahiptir.Bunun yanında da çok güzel bir kızdir.Mücadeleci kişiliğiyle istediği herşeye ulaşmıştır.Eseoğlu;imansız,dinsiz, merhametsiz bir faizciydi.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yalnız Efe Romanı öğretici bir roman olması yanında, verdiği mesajlarla da zaman zaman düşündürücüde olmuştur.Daima mücadeleci bir kişiliğe sahip olmamız önerilmektedir.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ömer Seyfettin(Balıkesir 1884-İstanbul 1920)
Harbiye’yi bitirip subay çıktıktan sonra çeşitli yerlerde görev yaptı. Kendini yalnız edebiyata vermek ve hayatını kalemiyle kazanmak isteğiyle, öğrenim parasını ödeyerek askerlikten ayrıldı.(1910)Genç Kalemler Dergisi’nde çalıştı.Kimi hikayelerinde yaşadığı dönemin Osmancılık,Türkçülük,Batıcılık gibi siyasal akımlarını ele almıştır.Çoğu hikayelerinde mizah çeşnisi vardır.en önemli esreleri;Efruz Bey,Harem, Kaşağı,Falaka,And,Kurumuş Ağaçlar,Keramet,Sanduka’dır.
KİTABIN YAZARI :ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ:BİLGİ YAYINEVİ Meşrutiyet Cad.No:46/A
Yenişehir/ANKARA
BASIM YILI :1998
1.KİTABIN KONUSU:
Kezban isimli genç bir kızın ,uğradığı haksızlık sonucunda, kendisi ve mağdur duruma düşen halk için ,zalimlere ve halkı soyan kişilere karşı yaptığı mücadele anlatılıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Kumdere isimli bir köyde yaşlı bir ihtiyar ile Kezban isimli kızı yalnız yaşamaktadır.Bu ihtiyar biraz mal ve mülk sahibi idi.Yörük Hoca isimli bu ihtiyar köyün fakirlerine ,dullarına ve öksüzlerine yardım ederdi.Fakat bu ihtiyar düzenin bozulmasından dolayı büyük bir huzursuzluk içinde idi.Bunun için de ağzından‘Ah bir genç olsam!’ sözleri hiç düşmüyordu.Köylüler tarafından da sevilen Yörük Hoca, evinde düzenlediği toplantılarda bu konuları onlara da anlatırdı.
Kumdere Köyü’nün yakınlarında ovanın en zengin köyü olan Küçükalan isimli bir köy bulunmaktaydı.Eseoğlu isimli faizci Küçükalanlıların hepsine faize bağlamıştı. Bu yüzden de borcunu veremeyen Küçükalanlıları mahkum etmişti.Yörük Hoca Eseoğlu’nun ne kadar kötü bir adam olduğunu bildiği için zavallılara haber göndermişti.Fakat sözünü dinletemedi.İşte sonunda Eseoğlu bütün arazilerini zaptetmişti.Eseoğlu aynı planı Kumdere’ye uygulayamadığı için biraz hırslıydı.Bu yüzden bütün memurları ve devlet görevlilerini kışkırtıyordu.Her yeni gelen kaymakama burasının eşkıya yatağı olduğunu söylüyordu.Halbuki Kumdere halkı ,kendi geçimlerini kendileri sağlardı.Ova işleri ve avcılıkla uğraşan halkın hiçkimseye zararı yoktu.
Bir gün kasabadayken Yörük Hoca ile Eseoğlu karşılaşır.Yörük Hoca o sıralar harmanı yeni sattığından biraz para sahibi idi.Eseoğlu Biraz borç para ister.Yörük Hoca’da istediği parayı verir.Üç sene geçmesine rağmen Eseoğlu hala borcunu vermemiştir.Fakat Yörük Hoca Eseoğlu’ndan borcunu almaya karalıdır.Bir gün Yörük Hoca borcunu almak için Eseoğlu’nun yanına gider.Olmusuz bir tepkiyle karşılaşan Yörük Hoca borcunu alamamıştı.Bütün bu ısrarları sonucunda Eseoğlu’nun kahyasının kardeşi tarafından öldürülür.Kızı Kezban’a bu haber tez ulaşır.Bu haber karşısında Kezban adeta yıkılmıştı.Olduğu yere çökerek ağlamaya başladı.Sonradan Kezban babasının ölüsüne gitmeye karar vermişti.Hiç durmadı ,dinlenmedi.Bir an evvel babasına kavuşmak istiyordu.Sonunda çiftliğe ulaşmıştı.Hala babasının kim tarafından , niçin vurulduğunu düşünüyordu.Bir taraftan da bunu Eseoğlu’nun başkasının yaptıramayacağını düşünüyordu. Çünkü Eseoğlu başta babasını olmak üzere bütün köylünün düşmanıydı.Kezban kahyanın yanına varmıştı.Kahya önce Kezban’ı baştan aşağı süzdü.Sonra Kezban’a babasının büyük bir bela olduğunu ve başlarını derde sokmamak için öldürdüklerini büyük bir keyifle anlatıyordu.Kezban donmuş kalmıştı.Sonra Kezban’ı babasının ölüsünün yanına götürdüler.Kezban uşağa da babasını kimin öldürdüğünü sordu.Fakat yanıt alamamıştı.Ertesi gün Yörük Hoca’nın ölüsü bütün köylüler tarafından köye götürülüyordu.Hoca’nın yakın arkadaşları’Senin öcünü kim alacak?’ diye bağırıyorlardı.Kezban vuranı bulmaya karalıydı.Bunun için heryere başvurmuştu.Fakat hiçbir sonuç alınamadı.Eseoğlu’nun çobanlarına da hep babasının nasıl vurulduğunu sorardı.Sonunda aptal ve saf bir kişiliğe sahip bir çobandan babasını kimin vurduğunu öğrenmişti.Şimdi sırada babasını öldürenlerden öcünü almaya gelmişti.Kezban öcünü bir bir almıştı.Babasının kanı yerde kalmamıştı.Bundan sonraki tek hedefi ise köylüyü soyan ,masum insanlara zulüm eden haksızlara karşı mücadele etmekti.
Onun bu cesareti halk tarafından da beğenilmişti.Kezban artık Yalnız Efe ismiyle anılmaya başlamıştı.Kendisini sadece kadınlar ve genç kızlar görebiliyordu.Yalnız Efe’nin kız olduğunu bilmeyenler ise duyunca çok şaşırıyorlardı.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Haksızlığa uğradığımızda hakkımızı sonuna kadar savunmalıyız ve bizi mağdur duruma düşürenlerle sonuna kadar mücadele etmeliyiz.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Köylülerin Eseoğlu’ndan borç almaları olayların büyümesine neden olmuştur.Eseoğlu bu şekilde köylüleri zor duruma düşürmüştür. Kezban’ın vermiş olduğu mücadele ve göstermiş olduğu çaba onu sonuca götürmüştür.Yörük hoca iri yapılı bir fiziğe sahiptir.Köylüye ve mağdur durumda bulunanlara gösterdiği yardımlarla canayakın ve yardımsever birisi olarak tanınırdı.Kızı Kezban da ,babası gibi iri yapılı bir fiziğe sahiptir.Bunun yanında da çok güzel bir kızdir.Mücadeleci kişiliğiyle istediği herşeye ulaşmıştır.Eseoğlu;imansız,dinsiz, merhametsiz bir faizciydi.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yalnız Efe Romanı öğretici bir roman olması yanında, verdiği mesajlarla da zaman zaman düşündürücüde olmuştur.Daima mücadeleci bir kişiliğe sahip olmamız önerilmektedir.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ömer Seyfettin(Balıkesir 1884-İstanbul 1920)
Harbiye’yi bitirip subay çıktıktan sonra çeşitli yerlerde görev yaptı. Kendini yalnız edebiyata vermek ve hayatını kalemiyle kazanmak isteğiyle, öğrenim parasını ödeyerek askerlikten ayrıldı.(1910)Genç Kalemler Dergisi’nde çalıştı.Kimi hikayelerinde yaşadığı dönemin Osmancılık,Türkçülük,Batıcılık gibi siyasal akımlarını ele almıştır.Çoğu hikayelerinde mizah çeşnisi vardır.en önemli esreleri;Efruz Bey,Harem, Kaşağı,Falaka,And,Kurumuş Ağaçlar,Keramet,Sanduka’dır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Fatih-Harbiye
KİTABIN YAZARI
eyami SAFA
YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyat A.Ş./İstiklal Cad. Ankara Han 99/3 80060 Beyoğlu-İSTANBUL
BASIM YILI :1999
1.KİTABIN KONUSU:Kitap,zamanla batılılaşma cereyanının büyük bir gayretle eski medeniyete bağlı İstanbul semtlerini hırpaladığını ortaya koyarken,medeniyetler arası çatışmaların ailelere kadar girerek babayı aynı dünyada bırakıp çocuğunu batıya doğru çektiğini anlatır.
2.KİTABIN ÖZETİ: Şinasi ve Neriman yaklaşık yedi yıldır aynı semtte, hatta aynı mahallede oturan çok iyi iki arkadaştır. Bu arkadaşlıkları yıllar geçtikçe sevgiye dönüşmüştür.Şinasi ve Neriman günlerinin büyük bir bölümünü beraber geçirmektedirler. Hatta Şinasi akşamları, Neriman’la Darülelhan’dan çıktıklarında bile onu yalnız bırakmayarak evlerine kadar gider ve çoğu zamanda Nerimanların evinde gece geç vakitlere kadar otururdu. Çünkü Şinasi artık o evin bir ferdi gibiydi, Neriman’ın babası Faiz Bey Şinasi’yi gerçek bir evlat gibi severdi ve onun bir gün kızıyla evlenmesini yürekten isterdi. Faiz Bey, yaşlı olduğu kır saçları ve sakallarından belli olan, Türk Musikisi düşkünü ve çok iyi ney çalan bir adamdı. Kızı Neriman ve Şinasi de Darülelhan’da müzik eğitimi alıyor, Neriman ud, Şinasi kemençe çalıyordu. Ama son günlerde Neriman okula gitmemeye başlamış, yaklaşık yirmi gündür de udunu eline hiç almamışdı. Bu yüzden Şinasi, Neriman’da büyük değişklikler olduğunun farkına varmaya başlayarak derin bir korkuya kapıldı. Hatta çok geçmeden Neriman’daki bu değişikliğin sebebinin , artık yaşadığı ortamdan zevk almayışışı olduğunu anladı. Evet artık Neriman oturduğu semt olan Fatih’I beğenmiyor, giydiği elbiseleri bir daha giymek istemiyordu. Neriman’da zengin bir yaşam sürme hayalleri bir hayli güçlenmişti. Özellikle yeni tanıştığı ve giderek ona yakınlaştığını düşündüğü, Beyazıt’ta oturan, zengin bir arkadaşı olan Macit’le sık sık buluşması onun bu arzularını daha da güçlendiriyordu.Bir gün, Şinasi ve Neriman Darülelhan’dan yine beraber çıkarak yürümeye başladılar. Söz dönüp dolaşıp Macit’in o akşam vereceği partiye geldi. Neriman Şinasi’ye gelmemesini ima edercesine partiye onun gelip gelmeyeceğini sordu. Şinasi’nin Macit’le fazla samimiliği yoktu, sadece birkaç kez karşılaşmışlardı o kadar. Bu yüzden Şinasi o partiye gitme gereğini duymuyordu, ve Neriman’a partiye gitmeyeceğini söyledi. Daha sonra Neriman bir bahaneyle Şinasi’nin yanından ayrılarak uzaklaştı. Şinasi’nin içini yiyip bitiren şüpheler daha da şiddetleniyordu.Şinasi, Neriman’ın birdenbire ayrılmasının gerekçelerine çeşitli sebepler ararken, yoldan aşağıya doğru yürümeye başladı. Sokağın sonuna geldiğinde Neriman’ın Fatih-Harbiye tramvayını bekliyor olduğunu gördü, gözlerine inanamıyordu. Şinasi kendini, Neriman’ın partiye onsuz gitmiyecegine inandırmaya çalışırken, onun tramvaya atlayarak uzaklaştığını görmüştü. Şinasi bu gördüklerinden sonra gece geç vakilere kadar dolaştı ve evine dönerken Faiz Bey’lere uğradı. Yaşlı adam hala kızını bekliyordu. Şinasi Neriman’ın partide olduğunu bildiği halde Faiz Bey’i meraklandırmamak için büyük ihtimalle Neriman’ın arkadaşı olan Fahriye Hanım’larda kalmıştır dedi. Şinasi biraz daha oturduktan sonrakalktı ve evine gitti.Neriman, eve gece çok geç geldi, geldiğinde onu bekleyen babasıyla merdiven başında karşılaştı ve hızlı bir hamleyle odasına atılarak kapısını kapattı. Bu durum Faiz Bey’i daha da üzmüştü. Sabah olduğunda Neriman Gülter’den babasına akşam Fahriye’lerde olduğunu söylemesini istedi. Gülter odadan çıkar çıkmaz Faiz Bey’in yanına giderek Neriman Hanım’ın söylemesini istediği herşeyi söyledi. Faiz Bey Gülter’in anlattıklarını duyğunda rahatladığı her halinden belli oluyordu.Şinasi ertesi gün bir kahvede otururken, Neriman’ın bir arkadaşıyla geçtiğini gördü fakat istifini hiç bozmadı tam o sırada bir an için göz göze geldiler ve Şinasi onların yanına gitmek zorunda kaldı. Şinasi kızların yanına geldiğinde hiç konuşmamak için adeta direnmişti. Neriman bu durumdan Şinasi’nin kendinden şüphelendiğini anlamaya başladı.Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, Neriman ve Fahriye yine bir okul çıkışı Beyazıt’a gitmeye karar verdiler. Beyazıt’a geldiklerinde, Neriman Macit’i görebilme ümidiyle Fahriye’yi de yanına alarak lüks bir cafeye girdi. Evet Macit oradaydı ve onları görmüştü ama Macit’in yanında başka bir bayan vardı, Macit o bayanı yolladıktan sonra Neriman’la Fahriye’nin yanına gitti, uzunca bir sohbetten sonra Macit Neriman’ı Perapalas’ta yapılacak olan bir baloya davet etti. Neriman belki gelebilirim diyerek cevap verdi, aslında sevinçten uçuyor gibiydi ve birden giyicek yeni bir tuvaletinin olmadığı aklına geldi. Yavaş yavaş bu sevinci üzüntüye dönüşmeye başlamıştı, bu babası içinde yeni bir masraf olacaktı. Neriman ve Fahriye geç kalacaklarını anlayarak gitmek için ayağa kalktılar, tam bu sırada Macit Neriman’a baloya gelip gelmiyceğini tekrar sordu ve Neriman yine aynı yanıtı verdi.Evet partiye tam dokuz gün vardı, Neriman bu dokuz günü çok iyi kullanıp babasına hem baloyu hemde yeni bir tuvalet almak istediğini söylemeliydi. Neriman bir gün bir fırsatını yakalayıp babasına baloyu ve almak istediği tuvaleti anlattı. Faiz Bey gayet yumuşak bir tonla Şinasi’yle gidersiniz ve yeni bir tuvalette alırız dedi.Neriman, o günlerde Şinasi’nin kendinden bir hayli uzaklaştığını hissetmeye başlamıştı. Aslında uzaklaşanın Şinasi mi yoksa kendisimi olduğundan da pek o kadar emin değildi. Öyle anlar geliyordu ki, Neriman’ın gözü önünden Şinasi’yle paylaştığı mutlu günler gelip geçiyordu, işte bu anlarda Neriman büyük bir çelişki içine düşüyordu. Bir yanda Neriman’ın herzaman yaşadığı hayatın temsilcisi olan Şinasi, diğer yanda da hayallerini kurduğu lüks ve zengin hayatın temsilcisi olan Macit vardı.Ertesi gün Neriman, baloda giyeceği tuvalet hakkında fikir almak için dayısının kızlarının yanına gitti ve Dayızadelerinin evinde anlatılan bir Rus kızıyla ilgili hikaye onu çok etkiledi. Bu hikaye onun kendine gelmesini sağladı, Neriman baloya gitmekten vazgeçti, aslının şark yani Şinasi’nin yanı olduğunun farkına vardı.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Ne sebeple olursa olsun kendi öz kültürümüze her zaman sahip çıkmalı, batılılaşma diye adlandırdığımız medeniyete ayak uydurma çabalarımızı çağın gereklerini yerine getirmede kullanmalıyız.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[B]Şinasi[/B]:Genelde sessiz,olaylara sakin bir şekilde yaklaşan,çok efendi bir çocuktur.Gerektiğinde karşısındakini üzmemek için hiç konuşmaz.Neriman’a büyük bir aşk beslemektedir.
[BNeriman[/B]
oğu-batı çatışması yüzünden aklı karışmış bir kızdır.Şinasi’yi sevmesine rağmen lükse ve zengin bir hayata düşkünlüğü nedeniyle yeni tanıştığı zengin bir arkadaşı olan Macit’e yakınlaşmaya başlamıştır.
[B]FAİZ BEY[/B]:Neriman’ın babasıdır.Genelde çok sakin ve Türk Musikisi’ne büyük önem veren bir insandır.
[B]NEZAHET[/B]:Şinasi’nin kız kardeşidir.
[B]MUAMMER[/B]:Şinasi’nin arkadaşıdır.
[B]FERİT[/B]:Şinasi’nin arkadaşıdır.
[B]GÜLTER[/B]:Faiz Bey’in evinde çalışan bir hizmetçidir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Fatih-Harbiye bir tezin, teşhisin romanıdır.Tanzimattan kopup gelen,Milli Mücadele Devri’nde ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipinde ve cemiyetindeki etkilerini çok güzel bir şekilde incelemiştir.
6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ: İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı.İstanbul'da öldü.Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir.ÖldüğüzamanSonHavadisgazetesibaşyazarıidi.Peyami Safa halk için yazdığı edebi değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.
Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı FransızGrameri(1948).
KİTABIN YAZARI
eyami SAFA YAYIN EVİ VE ADRESİ :Ötüken Neşriyat A.Ş./İstiklal Cad. Ankara Han 99/3 80060 Beyoğlu-İSTANBUL
BASIM YILI :1999
1.KİTABIN KONUSU:Kitap,zamanla batılılaşma cereyanının büyük bir gayretle eski medeniyete bağlı İstanbul semtlerini hırpaladığını ortaya koyarken,medeniyetler arası çatışmaların ailelere kadar girerek babayı aynı dünyada bırakıp çocuğunu batıya doğru çektiğini anlatır.
2.KİTABIN ÖZETİ: Şinasi ve Neriman yaklaşık yedi yıldır aynı semtte, hatta aynı mahallede oturan çok iyi iki arkadaştır. Bu arkadaşlıkları yıllar geçtikçe sevgiye dönüşmüştür.Şinasi ve Neriman günlerinin büyük bir bölümünü beraber geçirmektedirler. Hatta Şinasi akşamları, Neriman’la Darülelhan’dan çıktıklarında bile onu yalnız bırakmayarak evlerine kadar gider ve çoğu zamanda Nerimanların evinde gece geç vakitlere kadar otururdu. Çünkü Şinasi artık o evin bir ferdi gibiydi, Neriman’ın babası Faiz Bey Şinasi’yi gerçek bir evlat gibi severdi ve onun bir gün kızıyla evlenmesini yürekten isterdi. Faiz Bey, yaşlı olduğu kır saçları ve sakallarından belli olan, Türk Musikisi düşkünü ve çok iyi ney çalan bir adamdı. Kızı Neriman ve Şinasi de Darülelhan’da müzik eğitimi alıyor, Neriman ud, Şinasi kemençe çalıyordu. Ama son günlerde Neriman okula gitmemeye başlamış, yaklaşık yirmi gündür de udunu eline hiç almamışdı. Bu yüzden Şinasi, Neriman’da büyük değişklikler olduğunun farkına varmaya başlayarak derin bir korkuya kapıldı. Hatta çok geçmeden Neriman’daki bu değişikliğin sebebinin , artık yaşadığı ortamdan zevk almayışışı olduğunu anladı. Evet artık Neriman oturduğu semt olan Fatih’I beğenmiyor, giydiği elbiseleri bir daha giymek istemiyordu. Neriman’da zengin bir yaşam sürme hayalleri bir hayli güçlenmişti. Özellikle yeni tanıştığı ve giderek ona yakınlaştığını düşündüğü, Beyazıt’ta oturan, zengin bir arkadaşı olan Macit’le sık sık buluşması onun bu arzularını daha da güçlendiriyordu.Bir gün, Şinasi ve Neriman Darülelhan’dan yine beraber çıkarak yürümeye başladılar. Söz dönüp dolaşıp Macit’in o akşam vereceği partiye geldi. Neriman Şinasi’ye gelmemesini ima edercesine partiye onun gelip gelmeyeceğini sordu. Şinasi’nin Macit’le fazla samimiliği yoktu, sadece birkaç kez karşılaşmışlardı o kadar. Bu yüzden Şinasi o partiye gitme gereğini duymuyordu, ve Neriman’a partiye gitmeyeceğini söyledi. Daha sonra Neriman bir bahaneyle Şinasi’nin yanından ayrılarak uzaklaştı. Şinasi’nin içini yiyip bitiren şüpheler daha da şiddetleniyordu.Şinasi, Neriman’ın birdenbire ayrılmasının gerekçelerine çeşitli sebepler ararken, yoldan aşağıya doğru yürümeye başladı. Sokağın sonuna geldiğinde Neriman’ın Fatih-Harbiye tramvayını bekliyor olduğunu gördü, gözlerine inanamıyordu. Şinasi kendini, Neriman’ın partiye onsuz gitmiyecegine inandırmaya çalışırken, onun tramvaya atlayarak uzaklaştığını görmüştü. Şinasi bu gördüklerinden sonra gece geç vakilere kadar dolaştı ve evine dönerken Faiz Bey’lere uğradı. Yaşlı adam hala kızını bekliyordu. Şinasi Neriman’ın partide olduğunu bildiği halde Faiz Bey’i meraklandırmamak için büyük ihtimalle Neriman’ın arkadaşı olan Fahriye Hanım’larda kalmıştır dedi. Şinasi biraz daha oturduktan sonrakalktı ve evine gitti.Neriman, eve gece çok geç geldi, geldiğinde onu bekleyen babasıyla merdiven başında karşılaştı ve hızlı bir hamleyle odasına atılarak kapısını kapattı. Bu durum Faiz Bey’i daha da üzmüştü. Sabah olduğunda Neriman Gülter’den babasına akşam Fahriye’lerde olduğunu söylemesini istedi. Gülter odadan çıkar çıkmaz Faiz Bey’in yanına giderek Neriman Hanım’ın söylemesini istediği herşeyi söyledi. Faiz Bey Gülter’in anlattıklarını duyğunda rahatladığı her halinden belli oluyordu.Şinasi ertesi gün bir kahvede otururken, Neriman’ın bir arkadaşıyla geçtiğini gördü fakat istifini hiç bozmadı tam o sırada bir an için göz göze geldiler ve Şinasi onların yanına gitmek zorunda kaldı. Şinasi kızların yanına geldiğinde hiç konuşmamak için adeta direnmişti. Neriman bu durumdan Şinasi’nin kendinden şüphelendiğini anlamaya başladı.Aradan bir kaç gün geçtikten sonra, Neriman ve Fahriye yine bir okul çıkışı Beyazıt’a gitmeye karar verdiler. Beyazıt’a geldiklerinde, Neriman Macit’i görebilme ümidiyle Fahriye’yi de yanına alarak lüks bir cafeye girdi. Evet Macit oradaydı ve onları görmüştü ama Macit’in yanında başka bir bayan vardı, Macit o bayanı yolladıktan sonra Neriman’la Fahriye’nin yanına gitti, uzunca bir sohbetten sonra Macit Neriman’ı Perapalas’ta yapılacak olan bir baloya davet etti. Neriman belki gelebilirim diyerek cevap verdi, aslında sevinçten uçuyor gibiydi ve birden giyicek yeni bir tuvaletinin olmadığı aklına geldi. Yavaş yavaş bu sevinci üzüntüye dönüşmeye başlamıştı, bu babası içinde yeni bir masraf olacaktı. Neriman ve Fahriye geç kalacaklarını anlayarak gitmek için ayağa kalktılar, tam bu sırada Macit Neriman’a baloya gelip gelmiyceğini tekrar sordu ve Neriman yine aynı yanıtı verdi.Evet partiye tam dokuz gün vardı, Neriman bu dokuz günü çok iyi kullanıp babasına hem baloyu hemde yeni bir tuvalet almak istediğini söylemeliydi. Neriman bir gün bir fırsatını yakalayıp babasına baloyu ve almak istediği tuvaleti anlattı. Faiz Bey gayet yumuşak bir tonla Şinasi’yle gidersiniz ve yeni bir tuvalette alırız dedi.Neriman, o günlerde Şinasi’nin kendinden bir hayli uzaklaştığını hissetmeye başlamıştı. Aslında uzaklaşanın Şinasi mi yoksa kendisimi olduğundan da pek o kadar emin değildi. Öyle anlar geliyordu ki, Neriman’ın gözü önünden Şinasi’yle paylaştığı mutlu günler gelip geçiyordu, işte bu anlarda Neriman büyük bir çelişki içine düşüyordu. Bir yanda Neriman’ın herzaman yaşadığı hayatın temsilcisi olan Şinasi, diğer yanda da hayallerini kurduğu lüks ve zengin hayatın temsilcisi olan Macit vardı.Ertesi gün Neriman, baloda giyeceği tuvalet hakkında fikir almak için dayısının kızlarının yanına gitti ve Dayızadelerinin evinde anlatılan bir Rus kızıyla ilgili hikaye onu çok etkiledi. Bu hikaye onun kendine gelmesini sağladı, Neriman baloya gitmekten vazgeçti, aslının şark yani Şinasi’nin yanı olduğunun farkına vardı.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Ne sebeple olursa olsun kendi öz kültürümüze her zaman sahip çıkmalı, batılılaşma diye adlandırdığımız medeniyete ayak uydurma çabalarımızı çağın gereklerini yerine getirmede kullanmalıyız.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[B]Şinasi[/B]:Genelde sessiz,olaylara sakin bir şekilde yaklaşan,çok efendi bir çocuktur.Gerektiğinde karşısındakini üzmemek için hiç konuşmaz.Neriman’a büyük bir aşk beslemektedir.
[BNeriman[/B]
oğu-batı çatışması yüzünden aklı karışmış bir kızdır.Şinasi’yi sevmesine rağmen lükse ve zengin bir hayata düşkünlüğü nedeniyle yeni tanıştığı zengin bir arkadaşı olan Macit’e yakınlaşmaya başlamıştır. [B]FAİZ BEY[/B]:Neriman’ın babasıdır.Genelde çok sakin ve Türk Musikisi’ne büyük önem veren bir insandır.
[B]NEZAHET[/B]:Şinasi’nin kız kardeşidir.
[B]MUAMMER[/B]:Şinasi’nin arkadaşıdır.
[B]FERİT[/B]:Şinasi’nin arkadaşıdır.
[B]GÜLTER[/B]:Faiz Bey’in evinde çalışan bir hizmetçidir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Fatih-Harbiye bir tezin, teşhisin romanıdır.Tanzimattan kopup gelen,Milli Mücadele Devri’nde ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipinde ve cemiyetindeki etkilerini çok güzel bir şekilde incelemiştir.
6.YAZAR HAKKINDA BİLGİ: İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı.İstanbul'da öldü.Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvir-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür.Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir.ÖldüğüzamanSonHavadisgazetesibaşyazarıidi.Peyami Safa halk için yazdığı edebi değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi.
Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı FransızGrameri(1948).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Eski Hastalık
KİTABIN YAZARI : Reşat Nuri Güntekin
BASIM EVİ ve ADRESİ: İnkılap ve Aka Kitap Evleri Koll. Şti.
İstanbul,Ankara Caddesi No:95
KİTABIN KONUSU : Farklı çevrelerde yaşamaya alışmış insanların bir arada yaşarken çekeceği sıkıntılar.
KİTABIN ÖZETİ : Yalnızlık ve çaresizlik içerisinde, bir kaza sonucu , hastahaneye düşen bir genç kız, başına gelen olayların nasıl cereyan ettiğini anımsar.Bir eğlence esnasında kendisini şaka yollu kaçırmak istediğini söyleyen gencin, yeni medeniyetin de gereği saydığı için, teklifine razı olmuştur.Ne var ki başlarına gelen trafik kazası ile bu iki gencin durumu basına kaçamak yapan iki genç olarak yansır.Bu olay onların muhitinde hoş karşılanmaz.Züleyha, kazayı geçiren kız, yardım umduğu dayısının adeta kaçarcasına İzmir’e gitmesiyle şoke olmuştur.O nu hastahaneden çıkarmaya gelen kocası Yusuf’a tam bir teslimiyet ile ona söylemeye hazırlandığı açıklamaları yapamaz. İktidar sahibi olmaktan hoşlanan Yusuf, ona hastahaneden çok iyi muamele ettirmişir.hiçbir açıklamasını ifade etmesine fırsat vermeden Züleyha’yı Silifke’ye ,eskiden belediye reisliğini yaptığı yere ,gemi yolculuğu ile götüreceğini söylemiştir.bu gemi yolculuğu hem Züleyha ‘nın nekahat dönemi için yardımcı olacak hem de kendi kontrollerinde bir seyahat gerçekleştireceklerdi.Taşucu isimli bu geminin üç kamarasını kendilerine tahsis eden Yusuf, bu düzenleme için hiçbir masraftan çekinmemiştir.Aslında yük gemisi olan gemide de zaten onlaradan başka kimse yoktur.Gemide doktor,tahta bacaklı bir kaptan, Züleyha’ya hizmet eden Halil isimli bir miço ve diğer işler içintayfalar mevcuttur.Bu gemide bulunan her tayfanın geçmile ilgili kötü bir mazisi vardır.Kimisi adam bıçaklamış kimisi yurdundan kaçmış…Geminin doktoruna gelince, o, binbir emekle büyütüp Fransa’da okutup, mezun olunca memleketi bırakıp peşini düştüğü oğlunun ani ölümü ile yıkılmış, çökmüştür.Yolculuğun başlaması ile geçmişe dair hatıralarını anımsayan Züleyha’nın aklına, kocası Yusuf ile münakaşasından, dayısı Şevket Beye kadar bir çok olay gelir.Çevresi oldukça geniş olan dayısı Şevket Beyin Fransızlar’la olan münasebetleri sayesinde kurtardığı insanları anımsarken hafızasında canlanan iri yarı askerler babasını bekleyişini hatırlattı.Zira babasını yılda bir ay görebiliyordu.Yusuf ile tanışmaları da babasının marifetiydi.babası kızını karşılamaya gidememiş yerine harp sırasında kumandanlığını yaptığı Yusuf’u ,dönemin belediye reisi,göndermişti.Yusuf ve ailesi bu kumandana; Ali Osman Beye, samimi ve içten davranırlardı.Züleyha ve ailesini çiflik evlerine davet etmişlerdi.Burada Züleyha ile babası birbirlaerine olan sevgi ve saygılalarını ifade etme imkanı bulmuşlardı.Annesi ölen Züleyha babasını yalnız bırakamamış ve alttan almaya başlamıştı.Çiftlik evinde fazla kalıp dedikodular çıkınca Yusuf ve annesi maksatlarını söyleyip Züleyha’yı istemişlerdi.kendisi için Silifke dışına çıkabilme fırsatı olarak değerlendirdiği bu izdivacı uzun süre düşündükten sonra kabul etmişti.Hastalığı iyice ilerleyen Ali Osman Bey vefat edince Züleyha artık Silifkeden iyice uzaklaşmak istiyordu.Bir gün rutin bir münakaşada ayrılmayı öneren Züleyha’nın sözleri Yusuf tarafından ciddiye alınmış ve kabul edilmişti.
Züleyha’nın aklından bu anılar geçerken gemi çeşitli yerlerde molalar verip duruyordu.Züleyha’yı alıp Silifkeye götürecek olan Yusuf Çanakkale‘de verdikleri molada ona babasının yaralandığı yerleri göstermişti.Züleyha Yusuf’un tüm yaptıklarının bir oyun olduğunu düşünür ve çok sıkılır.Gemide iyice rahatsızlanan doktorun tedavisi için İzmir’de durup onu hastahaneye götürürler.Bu aynı zamanda Züleyha’nın dayısı ziyaretler için de bir gerekçe olmuştur.Züleyha bunu her ne kadar istemese de Yusuf’a hayır diyemez.Dayısının yanında herşeyin kötü gideceğini düşünen Züleyha’nın düşündükleri gerçekleşmemiştir.bu arada geminin tüm bireyleri ile iyice samimi olan Züleyha doktorun haline çok üzülmektedir.İlerleyen günlerde daha da kötüleşen doktor ölür.Bir evi ve akrabası bulunmayan doktor hemen oracıkta gömülür.bu defin esnasında gemiye Giritli bir kimsesiz adam alınır.Sonuda 28 günlük seyahat son bulul ve Silifke’ye varılır.İçnnde hep bir endişe taşıyan ve herşeyin eskisi gibi devam etmeyeceğini farkeden Züleyha, Yusuf’un boşanmaları için gerekli bir yıllık kanuni sürenin dolduğunu söylemesi üzerine evden ne zaman ayrılabileceğini sorar.Üç yada dört gün birlikte olabilecek olan bu ikili için artıkherşeyin açı açık konuşukabileceği dönem gelmiştir.Züleyha’yı göndermek üzere tren garına getiren Yusuf üzgündür.Trene binerken Züleleyha onu asla aldatmadığını söyler.Yusuf ise bunun kendisinde eski bir hastalığın vehmi olduğunu söyler ve ayrılırlar.
KİTABIN ANAFİKRİ : Karşımızdaki insan her ne kadar hatalı da olsa ona karşı insanlık vazifemizi yerine getirmeliyiz.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN ve ŞAHISLARIN İNCELENMESİ : Olaylar bir genç kızın başına gelen bir kaza neticesinde hastahaneye yatmasıyla başlıyor.Buradan itibaren itibaren yapılan geri dönüşler ile merak unsuru uyandırılıyor.
Züleyha: Yusuf’un eşidir. Babasının memuriyeti dolayısıyla fazla denetim altında tutulamamış, gelir düzeyi iyi bir ailenin kızıdır.Gençliğinde çeşitli fikir ve düşünceleri onun hayatını etkilemiştir.Kendisi fiziksel olarak güzel ama kaprisli bir kişidir.
Yusuf : Anadoluda yaşayıp büyümüş karakteri burada şekillenmiş bir kişidir.Züleyha’nın babası, Çanakkale’deki komutanı, Ali Osman Beye karşı müthiş bir sadakat ve bağlılığı söz konusudur.Silifke’nin Belediye Başkanlığında bulunmuştur.İri yarı güçlü kuvvetli bir kişidir.
Ali Osman Bey : Züleyha’nın babasıdır.Kendisini görevine adamış bir subaydır.Hatta etrafındakilerin oldukça zor olarak saydığı olguları sıradan sayabilecek kadar meslek düşkünüdür.Mesleği uğruna çok çok sevdiği ve karakterini kendisinin şekillendirmek istediği kızından uzak kalmıştır.
Enise Hanım : Yusuf’un annesidir.Tipik bir anadolu kadınıdır.Evinin erkeğini kaybetmiş ve evindeki tek erkek olan oğlu Yusuf’un ailenin reisliğine geçmesine razı olmuştur.Oldukça içten, samimi ve sadık bir kadındır.
Şevket Bey : Züleyha’nın dayısıdır.Yeni medeniyeti ülkeye getirmek isteyen bir politikacı olmasına rağmen, bu konuda muvaffak olamamış ve yerine yeni kültürü getirme çabalarına girişmiştir.Toplumun düşüncelerine göre hareket değiştiren sadık olmayan tipik bir politikacıdır.
Fikri Bey : Yusuf’un muhitinde bulunan ve bu muhitçe sevilen bir kişidir.Ayrıca iri yarı bir kalıbı olmasına rağmen kızlara latifelerde bulunup gönüllerini çalabilecek incelikte birisidir.
Doktor : Yusuf ile Züleyha’yı İstanbul’dan alıp Silifke’ye götüren geminin doktorudur.O ğlunu erken ölümüne dayanamayıp o da bir kaç ay içinde ölmüştür.
Halil : Gemide Züleyha’nın hizmetinden sorumlu tayfadır.Kendisi bir rumu karnından bıçaklamış olması sebebiyle kaçmış ve ailesinden uzakta bu gemide hayatını sürdürmektedir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Romanlar hepimizin de bildiği üzere gerçek hayatta yaşanmış veya yaşanması muhtemel olayları işler.Bence yazar burada Yusuf ile Züleyha’nın ilişkisini çok resmileştirmiş ve bu suretle gerçeklerden uzaklaşmasına yol açmıştır.Olayın geriye dönüşlerle anlatılması olayı ilgi çekici bir hale getirmiştir.Örneğin kitabın yarı bölümüne kadar Yusuf ile Züleyha’nın boşanmış oldukları bilinmemektedir.
KİTABIN YAZARI : Reşat Nuri Güntekin
BASIM EVİ ve ADRESİ: İnkılap ve Aka Kitap Evleri Koll. Şti.
İstanbul,Ankara Caddesi No:95
KİTABIN KONUSU : Farklı çevrelerde yaşamaya alışmış insanların bir arada yaşarken çekeceği sıkıntılar.
KİTABIN ÖZETİ : Yalnızlık ve çaresizlik içerisinde, bir kaza sonucu , hastahaneye düşen bir genç kız, başına gelen olayların nasıl cereyan ettiğini anımsar.Bir eğlence esnasında kendisini şaka yollu kaçırmak istediğini söyleyen gencin, yeni medeniyetin de gereği saydığı için, teklifine razı olmuştur.Ne var ki başlarına gelen trafik kazası ile bu iki gencin durumu basına kaçamak yapan iki genç olarak yansır.Bu olay onların muhitinde hoş karşılanmaz.Züleyha, kazayı geçiren kız, yardım umduğu dayısının adeta kaçarcasına İzmir’e gitmesiyle şoke olmuştur.O nu hastahaneden çıkarmaya gelen kocası Yusuf’a tam bir teslimiyet ile ona söylemeye hazırlandığı açıklamaları yapamaz. İktidar sahibi olmaktan hoşlanan Yusuf, ona hastahaneden çok iyi muamele ettirmişir.hiçbir açıklamasını ifade etmesine fırsat vermeden Züleyha’yı Silifke’ye ,eskiden belediye reisliğini yaptığı yere ,gemi yolculuğu ile götüreceğini söylemiştir.bu gemi yolculuğu hem Züleyha ‘nın nekahat dönemi için yardımcı olacak hem de kendi kontrollerinde bir seyahat gerçekleştireceklerdi.Taşucu isimli bu geminin üç kamarasını kendilerine tahsis eden Yusuf, bu düzenleme için hiçbir masraftan çekinmemiştir.Aslında yük gemisi olan gemide de zaten onlaradan başka kimse yoktur.Gemide doktor,tahta bacaklı bir kaptan, Züleyha’ya hizmet eden Halil isimli bir miço ve diğer işler içintayfalar mevcuttur.Bu gemide bulunan her tayfanın geçmile ilgili kötü bir mazisi vardır.Kimisi adam bıçaklamış kimisi yurdundan kaçmış…Geminin doktoruna gelince, o, binbir emekle büyütüp Fransa’da okutup, mezun olunca memleketi bırakıp peşini düştüğü oğlunun ani ölümü ile yıkılmış, çökmüştür.Yolculuğun başlaması ile geçmişe dair hatıralarını anımsayan Züleyha’nın aklına, kocası Yusuf ile münakaşasından, dayısı Şevket Beye kadar bir çok olay gelir.Çevresi oldukça geniş olan dayısı Şevket Beyin Fransızlar’la olan münasebetleri sayesinde kurtardığı insanları anımsarken hafızasında canlanan iri yarı askerler babasını bekleyişini hatırlattı.Zira babasını yılda bir ay görebiliyordu.Yusuf ile tanışmaları da babasının marifetiydi.babası kızını karşılamaya gidememiş yerine harp sırasında kumandanlığını yaptığı Yusuf’u ,dönemin belediye reisi,göndermişti.Yusuf ve ailesi bu kumandana; Ali Osman Beye, samimi ve içten davranırlardı.Züleyha ve ailesini çiflik evlerine davet etmişlerdi.Burada Züleyha ile babası birbirlaerine olan sevgi ve saygılalarını ifade etme imkanı bulmuşlardı.Annesi ölen Züleyha babasını yalnız bırakamamış ve alttan almaya başlamıştı.Çiftlik evinde fazla kalıp dedikodular çıkınca Yusuf ve annesi maksatlarını söyleyip Züleyha’yı istemişlerdi.kendisi için Silifke dışına çıkabilme fırsatı olarak değerlendirdiği bu izdivacı uzun süre düşündükten sonra kabul etmişti.Hastalığı iyice ilerleyen Ali Osman Bey vefat edince Züleyha artık Silifkeden iyice uzaklaşmak istiyordu.Bir gün rutin bir münakaşada ayrılmayı öneren Züleyha’nın sözleri Yusuf tarafından ciddiye alınmış ve kabul edilmişti.
Züleyha’nın aklından bu anılar geçerken gemi çeşitli yerlerde molalar verip duruyordu.Züleyha’yı alıp Silifkeye götürecek olan Yusuf Çanakkale‘de verdikleri molada ona babasının yaralandığı yerleri göstermişti.Züleyha Yusuf’un tüm yaptıklarının bir oyun olduğunu düşünür ve çok sıkılır.Gemide iyice rahatsızlanan doktorun tedavisi için İzmir’de durup onu hastahaneye götürürler.Bu aynı zamanda Züleyha’nın dayısı ziyaretler için de bir gerekçe olmuştur.Züleyha bunu her ne kadar istemese de Yusuf’a hayır diyemez.Dayısının yanında herşeyin kötü gideceğini düşünen Züleyha’nın düşündükleri gerçekleşmemiştir.bu arada geminin tüm bireyleri ile iyice samimi olan Züleyha doktorun haline çok üzülmektedir.İlerleyen günlerde daha da kötüleşen doktor ölür.Bir evi ve akrabası bulunmayan doktor hemen oracıkta gömülür.bu defin esnasında gemiye Giritli bir kimsesiz adam alınır.Sonuda 28 günlük seyahat son bulul ve Silifke’ye varılır.İçnnde hep bir endişe taşıyan ve herşeyin eskisi gibi devam etmeyeceğini farkeden Züleyha, Yusuf’un boşanmaları için gerekli bir yıllık kanuni sürenin dolduğunu söylemesi üzerine evden ne zaman ayrılabileceğini sorar.Üç yada dört gün birlikte olabilecek olan bu ikili için artıkherşeyin açı açık konuşukabileceği dönem gelmiştir.Züleyha’yı göndermek üzere tren garına getiren Yusuf üzgündür.Trene binerken Züleleyha onu asla aldatmadığını söyler.Yusuf ise bunun kendisinde eski bir hastalığın vehmi olduğunu söyler ve ayrılırlar.
KİTABIN ANAFİKRİ : Karşımızdaki insan her ne kadar hatalı da olsa ona karşı insanlık vazifemizi yerine getirmeliyiz.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN ve ŞAHISLARIN İNCELENMESİ : Olaylar bir genç kızın başına gelen bir kaza neticesinde hastahaneye yatmasıyla başlıyor.Buradan itibaren itibaren yapılan geri dönüşler ile merak unsuru uyandırılıyor.
Züleyha: Yusuf’un eşidir. Babasının memuriyeti dolayısıyla fazla denetim altında tutulamamış, gelir düzeyi iyi bir ailenin kızıdır.Gençliğinde çeşitli fikir ve düşünceleri onun hayatını etkilemiştir.Kendisi fiziksel olarak güzel ama kaprisli bir kişidir.
Yusuf : Anadoluda yaşayıp büyümüş karakteri burada şekillenmiş bir kişidir.Züleyha’nın babası, Çanakkale’deki komutanı, Ali Osman Beye karşı müthiş bir sadakat ve bağlılığı söz konusudur.Silifke’nin Belediye Başkanlığında bulunmuştur.İri yarı güçlü kuvvetli bir kişidir.
Ali Osman Bey : Züleyha’nın babasıdır.Kendisini görevine adamış bir subaydır.Hatta etrafındakilerin oldukça zor olarak saydığı olguları sıradan sayabilecek kadar meslek düşkünüdür.Mesleği uğruna çok çok sevdiği ve karakterini kendisinin şekillendirmek istediği kızından uzak kalmıştır.
Enise Hanım : Yusuf’un annesidir.Tipik bir anadolu kadınıdır.Evinin erkeğini kaybetmiş ve evindeki tek erkek olan oğlu Yusuf’un ailenin reisliğine geçmesine razı olmuştur.Oldukça içten, samimi ve sadık bir kadındır.
Şevket Bey : Züleyha’nın dayısıdır.Yeni medeniyeti ülkeye getirmek isteyen bir politikacı olmasına rağmen, bu konuda muvaffak olamamış ve yerine yeni kültürü getirme çabalarına girişmiştir.Toplumun düşüncelerine göre hareket değiştiren sadık olmayan tipik bir politikacıdır.
Fikri Bey : Yusuf’un muhitinde bulunan ve bu muhitçe sevilen bir kişidir.Ayrıca iri yarı bir kalıbı olmasına rağmen kızlara latifelerde bulunup gönüllerini çalabilecek incelikte birisidir.
Doktor : Yusuf ile Züleyha’yı İstanbul’dan alıp Silifke’ye götüren geminin doktorudur.O ğlunu erken ölümüne dayanamayıp o da bir kaç ay içinde ölmüştür.
Halil : Gemide Züleyha’nın hizmetinden sorumlu tayfadır.Kendisi bir rumu karnından bıçaklamış olması sebebiyle kaçmış ve ailesinden uzakta bu gemide hayatını sürdürmektedir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Romanlar hepimizin de bildiği üzere gerçek hayatta yaşanmış veya yaşanması muhtemel olayları işler.Bence yazar burada Yusuf ile Züleyha’nın ilişkisini çok resmileştirmiş ve bu suretle gerçeklerden uzaklaşmasına yol açmıştır.Olayın geriye dönüşlerle anlatılması olayı ilgi çekici bir hale getirmiştir.Örneğin kitabın yarı bölümüne kadar Yusuf ile Züleyha’nın boşanmış oldukları bilinmemektedir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : FİLLER DE HATIRLARKİTABIN YAZARI: AGATHA CHRISTİE1. KİTABIN KONUSU: ROMANIN KONUSU,OLİVER VE POIROT ADLI BİRİ YAZAR DİĞERİ DEDEKTİF İKİ KİŞİNİN GEÇMİŞTEKİ BİR OLAYI AYDINLATMAK İSTEMESİ VE ARAŞTIRMALAR YAPMASIDIR.2. KİTABIN ÖZETİ: ROMAN,BURTON COX ADLI BİRKADININ ESKİ BİR OLAYIN İÇYÜZÜNÜ AYDINLATMAK İSTEMESİ İLE BAŞLAR.BURTON COX ÜNLÜ BİR YAZAR OLAN ARİADNE OLİVER ADLI BİR BAYANA,OĞLU OLAN DESMOND’UN EVLENMEK İSTEDİĞİ CELİA RAVENSCROFT ADLI GENÇ BİR BAYANIN ANNE VE BABASININ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ OLARAK,”ANNE Mİ BABASINI YOKSA BABA MI ANNESİNİ ÖLDÜRDÜ “ DİYE SORARVE BAYAN OLVER UMHALI BİR ÇALIŞMAYA GİRER.İLK OLARAK ÖZEL DEDEKTİF OLAN POİROT İLE GÖRÜŞÜR.POİROT OLAYIN GERÇEKLEŞTİĞİ DÖNEMDE BAŞMÜFETTİŞ OLAN GORRAWAY İLE GÖRÜŞÜR VE ODÖNEMLE İLGİLİ İPUÇLARINI ÖĞRENİR.GORRAWAY ONA DÖRT PERUKTAN VE OLAY SIRASINDA YANLARINDA OLAN KÖPEKLERİNDEN BAHSEDER.O DÖNEMDE OLAYLA İLGİLİ HİÇBİRŞEY BULAMADIKLARINI VE BUNUN SADECE BİR İNTİHAR OLDUĞUNU SÖYLER.POİROTTA BAYAN OLİVER’A BUNUN ÇOK ESKİ BİR OLAY OLDUĞUNU VE ARAŞTIRILMASININ ÇOK ZOR OLDUĞUNDAN BAHSEDER.BAYAN OLİVER İSE FİLLERDE HATIRLAR DİYE KARŞILK VERİR.BURADA FİLLERDEN KASIT,SORUŞTURACAKLARI VEYA SORUŞTURDUKLARI KİŞİLERDİR.ARAŞTIRMALAR SONUNDA LADY RAVENSCROFT’UN BİR İKİZİNİN OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR.POİROT AİLENİN ESKİ DOKTORUYLABİR GÖRÜŞME AYARLAR VE DORRETHA ADLI İKİZ KARDEŞİNİN AKIL HASTASI OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR. BU OLAYIN KALITIMSAL BİRŞEY OLABİLECEĞİ VE LADY MARGRET RAVENSCROF’UN SİR RAVENSCROFT’U ÖLDÜRMÜŞ OLABİLECEĞİ ORTAYA ATILDI.BAYAN OLİVER VE POİROT PEK ÇOK FİLLE GÖRÜŞTÜLER AMA TAM BİR SONUÇ ALAMADILAR.YALNIZCA BURTON COX’UN DESMOND’UN GERÇEK ANNESİ OLMADIĞI VE ESASINDA ANNESİNİN ÇOK VARLIKLI BİRİ OLDUĞU VE ÖLÜMÜ SONUNDA DESMOND’A MİRAS KALDIĞI VE 25 YAŞINA GELDİĞİNDE BU MİRASI ALABİLECEĞİ VE BUNDAN DESMOND’UN HABERDAR OLMADIĞI AKSİNE BURTON COX’UN HABERDAR OLDUĞU VE BUNDAN DOLAYI CELİE İLE DESMOND’UN EVLENMESİNİ İSTEMEDİĞİ ORTAYA ÇIKIYOR. POİROT BİR FİLDEN OLAY SIRASINDA EVDE BULUNAN HİZMETÇİNİN BİRŞEYLER BİLEBİLECEĞİNİ SÖYLÜYOR.BUNUN ÜZERİNE POİROT ZELİE MEAUHOUROT ADLI HİZMETÇİNİN YANINA GİDER VE OLAYI ÖĞRENMEK İSTER ZELİE BAŞTA ANLATMAK İSTEMEZ AMA BUNUN BİR KAÇ KİŞİNİN HAYATIYLA İLGİLİ OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE ANLATIR.”OLAYDAN BİR KAÇ HAFTA ÖNCE DOLLY’NİN UYKUSUNDA GEZERKEN UÇURUMDAN AŞAĞI DÜŞTÜĞÜ VE ÖLDÜĞÜ SANILMAKTAYDI ASLINDA O MOLLYDİ DOLLY ONU BİR AKŞAM GEZİSİN DE AŞAĞI ATMIŞTI DOLLY EVE DÖNDÜĞÜNDE SIR RAVENSCROFT MOLLY’İ SORAR VE O BİRŞEY SÖYLEMEZ SIR RAVENSCROFT ŞÜPELENİR VE MOLLY’İ ARAMAYA KOYULUR.MOLLY’İ UÇURUMUN AŞAĞISINDA BULUR.SIR RAVENSCROFT LİSE ÇAĞLARINDA DOLLYE AŞIKTI DAHA SONRADAN ONUN AKIL HASTASI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜR VE ONU BIRAKIP MOLLYLE ÇIKAR GERÇEK AŞKI ONDA BULUR VE EVLENİRLER.DOLLY MOLLY’E BÜYÜK BİR KİN BESLER AMA BELLİ ETMEZ.İŞTE O AKŞAM OKİN AÇIĞA ÇIKAR VE DOOLY MOLLY’İ ÖLDÜRÜR. MOLLY CAN ÇEKİŞİRKEN SİR RAVENSCROFT GELİR VE MOLLY ONA DOLLYNİN BİR SUÇU OLMADIĞINI VE HASTALIĞININ ETKİSİNDE BU OLAYI YAPTIĞINI POLİSE ONU VERMEMELERİ İÇİN YEMİN ETMELERİNİ İSTER.SIR RAVENSCROFT NE YAPACAĞINI BİLMEZ SONRADAN DOOLYNİN MOLLY YERİNE GEÇE BİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜR BİR KAÇ HAFTA BÖYLE GEÇTİKTEN SONRA SIR RAVENSCROFT DOLLYNIN ÖLMESİ GEREKTİĞİNİ SÖYLER VE BANA BU OLAYLARDAN HİÇ BAHSETMEMEM İÇİN YEMİN ETTİRİR.DAHA SONRA SIR RAVENSCROFT DOLLYi ALIP YÜRÜYÜŞE ÇIKAR UÇURUMUN KENARINA GELDİKLERİNDE ONU ÖLDÜRÜR VE DAHA SONRA DOLLYNİN PARMAHINI KULLANARAK TETİĞİ SIKAR VE KENDİNİ ÖLDÜRÜR.”OLAY AÇIĞA ÇIKTIKTAN SONRA CELİE İLE DESMOND EVLENİR VE OLİVER İLE POIROT BAŞKA BİR OLAYI AYDINLATMANIN GURURUNU YAŞARLAR.3. KİTABIN ANAFİKRİ: FİLLERDE HATIRLAR, AMA BİZ İNSANIZ. VE NEYSE Kİ BİZ İNSANLAR BİRÇOK ŞEYİ UNUTURUZ.4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ: BANA GÖRE OLAYIN KAHRAMANI ZELİEDİR.ÇÜNKİ OLAY ONUN SAYESİNDE AÇIĞA ÇIKTI EĞER O ÖLMÜŞ OLSAİDİ OLAY KESİMLİKLE ORTAYA ÇIKAMAZDI. BAYAN OLİVER , ÇOK İYİ BİR YAZAR VE ARAŞTIRMACI KAYNAĞI FİLLER. POİROT,ÇOK İYİ BİR DEDEKTİF GEÇMİŞTEKİ OLAYLARA BAĞLI KALMADAN KARAR VEEREBİLİYOR.İÇİNE GİRDİĞİ BÜTÜN OLAYLARI ORTAYA ÇIKARMIŞ. DOLLY, BİR AKIL HASTASI ÇOCUKLARDAN NEFRET EDİYOR.KARDEŞİNİ ÖLDÜRDÜ. MOLLY,DOLLYNIN İKİZİ AMA HUYLARI TAM BİR ZITLIK İÇİNDE. SIR RAVENSCROFT,ÇOK İYİ BİR İNSAN AİLESİNE BAĞLI.EMEKLİYE AYRILMIŞ BİR ELÇİ. BURTON COX,MERAKLI BİR KADIN MİRASIN ONDA KALMASI İÇİN DESMOND’UN EVLENMESİNİ İSTEMİYOR..5.KİTAPTAKİ OLAYLAR HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: KİTAP ÇOK KARMAŞIK BİR POLİSİYE ROMAN .KİTABIN BAŞLANGICIYLA SONU ARASINDAKİ BAĞLANTIYI KURMAK ZOR. BANA GÖRE AGATHA CHRISTIE ÇOK İYİ BİR ROMAN YAZMIŞ VE NEDEN NOBEL ÖDÜLÜ ALDIĞINI ŞİMDİ ÇOK İYİ ANLIYORUM.6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: AGATHA CHRISTIE,1890 YILINDA DOĞDU.İNGILIZ YAZAR CHRISTIE, POPÜLER EDEBIYATIN EN ÖNEMLI ISIMLERINDEN BIRI VE DEDEKTIF HERCULE POIROT TIPININ YARATICISIDIR. BABASI FREDERICK ALVAH MILLET, AGATHA HENÜZ KÜÇÜK YAŞTAYKEN ÖLDÜ. ANNESI TARAFINDAN EVDE EĞITILEN KÜÇÜK KIZ, YALNIZ BIR ÇOCUKLUK GEÇIRDI. KÜÇÜK YAŞTA ÖYKÜLER YAZMAYA BAŞLADI. 16 YAŞINDA, ŞAN ÖĞRENIMI GÖRMEK ÜZERE PARIS’E YOLLANDIYSA DA KISA SÜREDE BUNDAN VAZGEÇTI. CIDDI ANLAMDA ILK EDEBI DENEMELERI, DUYGUSAL KONULARI ELE ALAN ÖYKÜLER OLDU. 1914’TE ARVHIBALD CHRISTIE ADLI BIR DOKTORLA EVLENDI VE YENIDEN FRANSA’YA GITTI. ORADAYKEN VAKIT GEÇIRMEK ÜZERE OKUDUĞU DEDEKTIF ÖYKÜLERININ DAHA IYILERINI YAZABILECEĞINI DÜŞÜNEREK ILK POLIS ROMANI OLAN THE MYSTEROUS AFFAIR AT STYLES’I (STYLES’DAKI ESRARENGIZ OLAY) YAZDI. KITAP ÇEŞITLI YAYINEVINLERINCE GERI ÇEVRILDIKTEN SONRA 1920’DE BODLEY HEAD YAYINEVI TARAFINDAN KABUL EDILDI. STYLES, AGATHA CHRISTIE’NIN ILK HERCULE POIROT’U ROMANIDIR. HERCULE POIROT, ZEKASI, ESPRI YETENEĞI, KESKIN GÖZLEMCILIĞI VE AVRUPALI INCELIĞI ILE SEÇKINLEŞEN BELÇIKALI BIR DEDEKTIFTIR. CINAYETLERI “KÜÇÜK GRI HÜCRELER” DEDIĞI BEYNINI KULLANARAK ÇÖZMESI VE BU ARADA DA İNGILIZ YÜKSEK SINIFININ ÖZEL YAŞAMININ SAKLI YÖNLERINI ORTAYA DÖKMESI ILE TANINIR. AGATHA CHRISTIE’NIN ARKA ARKAYA YAZMAYA BAŞLADIĞI POLIS ROMANLARI POIROT TIPINE ULUSLARARASI ÜN KAZANDIRDI. YAZAR AYRICA MISS MARPLE ADININ VERDIĞI BIR TIP DAHA YARATTI. SEVIMLI BIR YAŞLI KIZ OLAN AMATÖR DEDEKTIF MISS MARPLE DA ÇOK TUTULDU. 1928’DE ILK KOCASINDAN BOŞANIP MAX MALLOWAN’LE EVLENDIKTEN SONRA BIRÇOK ÜLKE GEZIP GÖRME FIRSATI BULAN CHRISTIE’NIN ROMANLARI 1930’LARDA ÇOĞUNLUKLA ULUSLARARASI MEKÃNLARDA GEÇMEYE BAŞLADI. HAYRANLARINCA HER KITABI BEĞENILMEKLE BIRLIKTE, AGATHA CHRISTIE’NIN EDEBI KAYGILARLA YAZDIĞI BAZI ROMANLAR ELEŞTIRMENLERIN DE DIKKATINI ÇEKTI. ÖRNEĞIN ROGER ACKROYD ÖLDÜRÜLDÜ ROMANININ ANLATICISI KATILIN KENDISIDIR. ON KÜÇÜK ZENCI ISE POLIS ROMANININ KLASIKLERI ARASINDADIR. ÖLÜMÜNDEN SONRA YAYINLANAN SON PERDE ISE, YAZAR ILK ROMANININ GEÇTIĞI MEKÃN OLAN STYLES’DAKI EVE DÖNER VE CINAYETI HARCULE POIROT’YA IŞLETIR. AGATHA CHRISTIE, İNGILIZ TÖRE ROMANI GELENEĞINDE YAZIĞI POLIS ROMANLARI ILE DÜNYA EDEBIYATINDA KENDINE ÖZGÜ BIR YERIN SAHIBI OLMUŞTUR.1976 YILINDA ÖLDÜ.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : SÜ R GÜN
KİTABIN YAZARI : REFİK HALİD KARAY
YAYINEVİ VE ADRESİ : İNKILAP YAYINEVİ – ANKARA CADDESİ NO:95 SİRKECİ
BASIM YILI :1998
KİTABIN KONUSU : SÜRGÜNE GÖNDERİLEN BİR SUBAYIN SURİYE’DE BAŞINA GELEN ÇOK İLGİNÇ OLAYLARI ANLATIYOR. BU SUBAYIN ARKADAŞLARI, AİLESİ VE KENDİSİ İLE İLGİLİ OLAYLARI İŞLEMİŞTİR.
KİTABIN ÖZETİ :
[FONT=AAZ_TimesRoman]Romanda sürgüne gönderilen bir yüzbaşıdan bahsedilmektedir. Hilmi efendi görev sırasında bir üst komutanı ile haklı olduğu bir konuda tarşımya yaşayınca Beyrut’a sürgüne gönderiliyor. Daha gitmeden sürgünün ne kadar kötü ve çekilmez olduğu hissine kapılıyor. Hayatında ilk defa gittiği Beyrut şehrinde başına nelerin geleceğinden, kimlerle tanışacağından habersiz bir ruh hali ile gidiyor Beyrut’a. istanbulda bir karısı ve birde Seher adında bir kızı vardır.bir taraftan da onlardan ayrılmanın üzüntüsünü yaşamaktadır.
Beyrut’a geldiği ilk günlerde çok yalnızlık çeker. Cebinde ki para çok kısıtlıdır.bir iş bulana kadar o para ile geçinmek zorunda olduğu için yemeğinden bile tasarruf yapmak durumaundadır. Daha sonraları Türklerin yaşadığı mahallelerde bulunan kahvelere gidip dertleşebileceği memleketten konuşabileceği birilerini aramaya başladı. Hilmi efendi gerçekten çok efendi bir insandıhiç kimse ile bir sorun yaşamazdı. Bir gün tesadüfv eseri Beyrut mahallelerinde gezerken eski bir arkadaşına rastladı. Arkadaşı gazoz satıyordu. Onu hemen tanımıştı. Hemen muhabbet etmeye başladılar. Hilmi efendi buna çok sevinmişti. Arkadaşının adı Çopur Apti idi. Bundan sonra arkadaşları ile beraber kalacaktı. Çopur Apti’nin iki arkadaşı daha vardır. Bunlardan birisi çok etkileyici gazeller yazabiliyordu. Hilmi Efendide bundan sonra Çopur Apti gibi gazoz satmaya başlar. Ama herşey hilmi Efendinin hesapladığı gibi gitmez. Tam işler yoluna koyulfdu derken, bir sabah Hilmi Efendi gazoz almaya dükkanın önüne geldiğinde dükkanın kepenklerinin kapalı olduğunu fark eder. Adam gece toparlanıp kaçmıştır. Nedenini anlamaz. Neyse ki çalışırken biraz para biriktirmişitir. O para ile birkaç hafta daha karnını doyurabilir fakat daha sonra ne yapacağını bilmez. Arkadaşları ile kavga yapmaya başlar. Arkadaşları siyatle çok ilgilenirler. Ve sürekli bu konuda tartışmalar yaparlar.bu da Hilmi Efendinin hiç hoşuna gitmezdi. Bu sırada arkadaşlarından biri vefat eder. Buna çok üzülürler. Hilmi Efendi daha fazla tahammül edemeyip onların yanından ayrılır. Neyseki Hilmi Efendi İstanbulda görev yaparkanbirlikte çalıştığı büroratlarla karşılaşır. Bu olay onun için çok büyük moral olur. Bu sırada İstanbul ‘daki ailesi ile sürekli mektuplaşmaktadır. Son zamanlarda annesi kızı Seher’e sahip olamadığını geceleri eve gelmediğini yazınca Hilmi Efendinin kafası bir hayli bozuluyor. Ve Hilmi Efendi acaba bir yolunu bulup İstanbula gidebilirmiyim diye düşünmeye başlar. Fakat bu isteğinin ne kadar imkansız olduğunun da farkındadır. tanıştığı arkadaşlardan birisi onu evine yemek yemeye davet eder. Bu Hilmi Efendiyi çok mutlu etmiştir. Hem eski günlerden konuşup anılarını yaşatabileceklerdi hem de son günlerde yaşadığı sıkıntılı günleri biran olsun unutabilecekti. Yemeğe gitti çok güzel bir gün geçirmişti. Arkadaşı Hilmi Efendiyi tanıdığı için onun kimsenin hakkına tecavüz etmiyeceğini ve hiç kimseye karşı kendi çıkarları doğrultusunda olsa bile ahlaksız davranışlarda bulunmayacağını biliyordu. Bu nedenle onu uyarma ihtiyacı hissetti. Çünkü Beyrut gibi bir yerde bu şekilde yaşayabilme şansı çok azdı. Hilmi Efendi biraz daha dikkatli olmaya çalışacağına dair kendi kendine bir karar aldı. Hilmi Efendinin İrfan adında çok eskiden tanıdığı bir arkadaşı vardı.karşılaştıklarında Hilmi Efendi o kadar çok sevinmişti ki bir an bütün dertlerinin çözüm bulacağını tekrardan eski günlere dönebileceğini düşünmüştü. İrfan Halep’e gitti. Orada işlerini yoluna kuyup güzel bir iş ayarlar ayarlamaz Hilmi Efendiyi yanına çağıracaktı. Hilmi Efendi bu sırada bitin cesaretini toplayıp daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapmak için bürokrat olan bir arkadaşının yanına yardım istemek için gider. Arkadaşı buna çok şaşırır. Ona elinden gelebilecek hertürlü yardımı yapmaya hazır olduğunu ifade eder. Hilmi Efendi halen İsatambul’da bulunaneşi ve güzeller güzeli kızından haber alamadığınıbunun kendisni çok yıprattığını söyledi. Arkadaşı hemen harekete geçip İstanbuldaki yetkililere gerekli emri verdi ve Hilmi Efendiye dönerek hiç merak etmemesini çok kısa süre içerisinde ailesinden hayırlı haberlerin geleceği ni söyledi. Hilmi Efendi rahatlamıştı. Bu sırada İrfan Halep şehrini tanıyor iş imkanlarına bakıyor sokaklarda geziniyordu. Hemen güzel bir ortam yaratıp Hilmi Efendiyi yanına çağırmk istiyordu. Sık sık Hilmi Efendiyi Halepteki vaziyetten haberdar etmek için mektup yazıyordu. Hilmi Efendi her mektupta yeni bir umut olduğundan açarkan çok heyecanlanıyordu. İrfan halep’de bir bahçeye gidip gelmeye başlamıştı.bahçe çok havadar etrafı sarmaşıklarla dolu insanı gençleştiren bir şekilde dizayn edilmiş olan bir bahçeydi. Bir bahçenin sahneyi çok güzel gören bir yerine oturmuş hem içkisini içiyorhem de kara kara düşünüyordu. Hala uygun bir iş bulamamıştı. O sırada sahnede beyaz tenli yarı çıplak bir giysi giymiş vücudunun mahrem yerlerini büyük bir cesaretle sergileyen Türk’e benzeyen çok güzel bir kız gördü. Çok etkilenmişti. Garsonu çağırdı kızın hakkında bilgi almak istedi. Garson Kızın Türk olduğunu adının Nevber olduğunu söyledi.sahnedeki kız da İrfanın bu denli etkilendiğini anlayınca ona bir bira göndertti ve sahneden İrfan’a bütün etkıleyiciliğini kullanarak göz kırptı. İrfan kıza aşık olur. Onunla görüşmek tanışmak ister. Bu arada Hilmi Efendinin bürokrat arkadaşının halep’e gitmasi gerekmektedir. Hilmi Efendiye gelmek isteyip istemediğini sorar. Hilmi Efendide zaten gitmek istediğini beraber yolculuk yapacak olmalarının kendisini çok mutlu edeceğini ifade eder. Hilmi Efendi İrfan’dan uzun süredir haber alamamaktadır. İrfan Nevber Hanımla tanışır. Nevber aslıda psikolojik sorunları olan b ir kızdır. İrfanla bir barışıp bir kavga ederler. Hilmi Efendinin halep’e geldiği İrfan Halep sınırlarını terk etmiş bulunmaktadır. Bunun en önemli nedeni. İrfan’ın Nevber adındaki kızın aslında gerçek isminin Seher olduğunu ve Hilmi Efendinin kızı olduğunu öğrenmesidir. Aslında daha da önemli olan sorun İrfanın bu kıza deliler gibi aşık olmasıdır. Bürokrat arkadaşı ve Hilmi Efendi Halep’e geldiklerinde çok büyük bir ilgi ile karşılaşırlar. Hemen onlar için içki masaları ve binbir çeşit yemekli masalar kurulmuştur. Ve bununlada kalmayıp İrfan’ındaha önce sürekli gidip geldiği bahçeden aralarıda Nevberin de bulunduğu güzel kızlardan seçilmiş bir grubu onlar için davet etmişlerdi. Fakat Hilmi Efendinin bu hazırlananların hiçbirinde gözü yoktu. O İrfan’ın hala Halep’te olduğunu sanıyor ve bir an önce onunla görüşmek istiyordu. Hava kararınca arkadaşları Hilmi Efendinin hala mutsuz oldupunu görünce onu bahçeye götürmeye ikne ettiler. Herkes ona Nevberden bahsediyordu. Oda kızın nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyordu. Bahçeye gittiler. Sahneyi en güzel şekilde görebilecekleri bir yere oturdular. Herkes merakla Nevber’I bekliyordu. Nevber sahneye çıktı ve seyircilerin buluduğu alandan bir karmaşa sesi ve bir uğultu yükseldi. Hilmi Efendi kızı olduğunu anlayınca olduğu yere yığılıp kalmıştı.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Romanda insanların başlarına herzaman herşeyin gelebileceği konusu işlenmiştir. Arkadaşlıkların ve dostlukların çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Ne oldum dememeli ne olucam demelidir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta gubete düşen birinin yaşayabileceği, geçinme kaygısı, yanlnızlık, gurbetlik acısı, memleket hasreti, ümitsizlik, ve eriyip mahvoluş gibi birçok duygu vurgulandırılmıştır. Bu açıdan kitabın kesinlikle okunması gerekir. Ben bu kitabı okurken bu duyguların tamamını hissettim.bütün arkadaşlarıma ve komutanlarıma bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Refik Halid Karay, her şeyden önce Türkiye Türkçesi’nin edebiyat dilimizde yerli, milli ve zevkli bir kıvam kazanması yolunda gerçek hizmeti dokunmuş bir nesir ve hikaye san’atkarıdır. Refik Halid Karay –Anadoludan yedi göbek önce İstanbul’a gelip yerleşmiş- Karakayış oğulları diye anılan bir aileye mensuptur. Babası bu aile torunlarından ve İstanbul’daMaliye Başveznedarıdır. Halid Refik Karay 1888 yılında İstanbul’da doğmuştur.
Onun ilk şöhreti Kalem ve Cem isimli mizah mecmualarında Kirpi imzasıyla yazdığı yazılardır. Keskin nükteli ve derin görüşü Türk zekasının kuvvetli örneklerini taşıyan “Kirpinin Dedikleri”ile derhal mizah ve satır edebiyatımızın birinci sınıf san’atkarı olarak tanınmış ve sevilmiştir.
Refik Halid Karay 18.7.1965 yılında İstanbulda vefat etmiştir.
KİTABIN YAZARI : REFİK HALİD KARAY
YAYINEVİ VE ADRESİ : İNKILAP YAYINEVİ – ANKARA CADDESİ NO:95 SİRKECİ
BASIM YILI :1998
KİTABIN KONUSU : SÜRGÜNE GÖNDERİLEN BİR SUBAYIN SURİYE’DE BAŞINA GELEN ÇOK İLGİNÇ OLAYLARI ANLATIYOR. BU SUBAYIN ARKADAŞLARI, AİLESİ VE KENDİSİ İLE İLGİLİ OLAYLARI İŞLEMİŞTİR.
KİTABIN ÖZETİ :
[FONT=AAZ_TimesRoman]Romanda sürgüne gönderilen bir yüzbaşıdan bahsedilmektedir. Hilmi efendi görev sırasında bir üst komutanı ile haklı olduğu bir konuda tarşımya yaşayınca Beyrut’a sürgüne gönderiliyor. Daha gitmeden sürgünün ne kadar kötü ve çekilmez olduğu hissine kapılıyor. Hayatında ilk defa gittiği Beyrut şehrinde başına nelerin geleceğinden, kimlerle tanışacağından habersiz bir ruh hali ile gidiyor Beyrut’a. istanbulda bir karısı ve birde Seher adında bir kızı vardır.bir taraftan da onlardan ayrılmanın üzüntüsünü yaşamaktadır.
Beyrut’a geldiği ilk günlerde çok yalnızlık çeker. Cebinde ki para çok kısıtlıdır.bir iş bulana kadar o para ile geçinmek zorunda olduğu için yemeğinden bile tasarruf yapmak durumaundadır. Daha sonraları Türklerin yaşadığı mahallelerde bulunan kahvelere gidip dertleşebileceği memleketten konuşabileceği birilerini aramaya başladı. Hilmi efendi gerçekten çok efendi bir insandıhiç kimse ile bir sorun yaşamazdı. Bir gün tesadüfv eseri Beyrut mahallelerinde gezerken eski bir arkadaşına rastladı. Arkadaşı gazoz satıyordu. Onu hemen tanımıştı. Hemen muhabbet etmeye başladılar. Hilmi efendi buna çok sevinmişti. Arkadaşının adı Çopur Apti idi. Bundan sonra arkadaşları ile beraber kalacaktı. Çopur Apti’nin iki arkadaşı daha vardır. Bunlardan birisi çok etkileyici gazeller yazabiliyordu. Hilmi Efendide bundan sonra Çopur Apti gibi gazoz satmaya başlar. Ama herşey hilmi Efendinin hesapladığı gibi gitmez. Tam işler yoluna koyulfdu derken, bir sabah Hilmi Efendi gazoz almaya dükkanın önüne geldiğinde dükkanın kepenklerinin kapalı olduğunu fark eder. Adam gece toparlanıp kaçmıştır. Nedenini anlamaz. Neyse ki çalışırken biraz para biriktirmişitir. O para ile birkaç hafta daha karnını doyurabilir fakat daha sonra ne yapacağını bilmez. Arkadaşları ile kavga yapmaya başlar. Arkadaşları siyatle çok ilgilenirler. Ve sürekli bu konuda tartışmalar yaparlar.bu da Hilmi Efendinin hiç hoşuna gitmezdi. Bu sırada arkadaşlarından biri vefat eder. Buna çok üzülürler. Hilmi Efendi daha fazla tahammül edemeyip onların yanından ayrılır. Neyseki Hilmi Efendi İstanbulda görev yaparkanbirlikte çalıştığı büroratlarla karşılaşır. Bu olay onun için çok büyük moral olur. Bu sırada İstanbul ‘daki ailesi ile sürekli mektuplaşmaktadır. Son zamanlarda annesi kızı Seher’e sahip olamadığını geceleri eve gelmediğini yazınca Hilmi Efendinin kafası bir hayli bozuluyor. Ve Hilmi Efendi acaba bir yolunu bulup İstanbula gidebilirmiyim diye düşünmeye başlar. Fakat bu isteğinin ne kadar imkansız olduğunun da farkındadır. tanıştığı arkadaşlardan birisi onu evine yemek yemeye davet eder. Bu Hilmi Efendiyi çok mutlu etmiştir. Hem eski günlerden konuşup anılarını yaşatabileceklerdi hem de son günlerde yaşadığı sıkıntılı günleri biran olsun unutabilecekti. Yemeğe gitti çok güzel bir gün geçirmişti. Arkadaşı Hilmi Efendiyi tanıdığı için onun kimsenin hakkına tecavüz etmiyeceğini ve hiç kimseye karşı kendi çıkarları doğrultusunda olsa bile ahlaksız davranışlarda bulunmayacağını biliyordu. Bu nedenle onu uyarma ihtiyacı hissetti. Çünkü Beyrut gibi bir yerde bu şekilde yaşayabilme şansı çok azdı. Hilmi Efendi biraz daha dikkatli olmaya çalışacağına dair kendi kendine bir karar aldı. Hilmi Efendinin İrfan adında çok eskiden tanıdığı bir arkadaşı vardı.karşılaştıklarında Hilmi Efendi o kadar çok sevinmişti ki bir an bütün dertlerinin çözüm bulacağını tekrardan eski günlere dönebileceğini düşünmüştü. İrfan Halep’e gitti. Orada işlerini yoluna kuyup güzel bir iş ayarlar ayarlamaz Hilmi Efendiyi yanına çağıracaktı. Hilmi Efendi bu sırada bitin cesaretini toplayıp daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapmak için bürokrat olan bir arkadaşının yanına yardım istemek için gider. Arkadaşı buna çok şaşırır. Ona elinden gelebilecek hertürlü yardımı yapmaya hazır olduğunu ifade eder. Hilmi Efendi halen İsatambul’da bulunaneşi ve güzeller güzeli kızından haber alamadığınıbunun kendisni çok yıprattığını söyledi. Arkadaşı hemen harekete geçip İstanbuldaki yetkililere gerekli emri verdi ve Hilmi Efendiye dönerek hiç merak etmemesini çok kısa süre içerisinde ailesinden hayırlı haberlerin geleceği ni söyledi. Hilmi Efendi rahatlamıştı. Bu sırada İrfan Halep şehrini tanıyor iş imkanlarına bakıyor sokaklarda geziniyordu. Hemen güzel bir ortam yaratıp Hilmi Efendiyi yanına çağırmk istiyordu. Sık sık Hilmi Efendiyi Halepteki vaziyetten haberdar etmek için mektup yazıyordu. Hilmi Efendi her mektupta yeni bir umut olduğundan açarkan çok heyecanlanıyordu. İrfan halep’de bir bahçeye gidip gelmeye başlamıştı.bahçe çok havadar etrafı sarmaşıklarla dolu insanı gençleştiren bir şekilde dizayn edilmiş olan bir bahçeydi. Bir bahçenin sahneyi çok güzel gören bir yerine oturmuş hem içkisini içiyorhem de kara kara düşünüyordu. Hala uygun bir iş bulamamıştı. O sırada sahnede beyaz tenli yarı çıplak bir giysi giymiş vücudunun mahrem yerlerini büyük bir cesaretle sergileyen Türk’e benzeyen çok güzel bir kız gördü. Çok etkilenmişti. Garsonu çağırdı kızın hakkında bilgi almak istedi. Garson Kızın Türk olduğunu adının Nevber olduğunu söyledi.sahnedeki kız da İrfanın bu denli etkilendiğini anlayınca ona bir bira göndertti ve sahneden İrfan’a bütün etkıleyiciliğini kullanarak göz kırptı. İrfan kıza aşık olur. Onunla görüşmek tanışmak ister. Bu arada Hilmi Efendinin bürokrat arkadaşının halep’e gitmasi gerekmektedir. Hilmi Efendiye gelmek isteyip istemediğini sorar. Hilmi Efendide zaten gitmek istediğini beraber yolculuk yapacak olmalarının kendisini çok mutlu edeceğini ifade eder. Hilmi Efendi İrfan’dan uzun süredir haber alamamaktadır. İrfan Nevber Hanımla tanışır. Nevber aslıda psikolojik sorunları olan b ir kızdır. İrfanla bir barışıp bir kavga ederler. Hilmi Efendinin halep’e geldiği İrfan Halep sınırlarını terk etmiş bulunmaktadır. Bunun en önemli nedeni. İrfan’ın Nevber adındaki kızın aslında gerçek isminin Seher olduğunu ve Hilmi Efendinin kızı olduğunu öğrenmesidir. Aslında daha da önemli olan sorun İrfanın bu kıza deliler gibi aşık olmasıdır. Bürokrat arkadaşı ve Hilmi Efendi Halep’e geldiklerinde çok büyük bir ilgi ile karşılaşırlar. Hemen onlar için içki masaları ve binbir çeşit yemekli masalar kurulmuştur. Ve bununlada kalmayıp İrfan’ındaha önce sürekli gidip geldiği bahçeden aralarıda Nevberin de bulunduğu güzel kızlardan seçilmiş bir grubu onlar için davet etmişlerdi. Fakat Hilmi Efendinin bu hazırlananların hiçbirinde gözü yoktu. O İrfan’ın hala Halep’te olduğunu sanıyor ve bir an önce onunla görüşmek istiyordu. Hava kararınca arkadaşları Hilmi Efendinin hala mutsuz oldupunu görünce onu bahçeye götürmeye ikne ettiler. Herkes ona Nevberden bahsediyordu. Oda kızın nasıl bir şey olduğunu çok merak ediyordu. Bahçeye gittiler. Sahneyi en güzel şekilde görebilecekleri bir yere oturdular. Herkes merakla Nevber’I bekliyordu. Nevber sahneye çıktı ve seyircilerin buluduğu alandan bir karmaşa sesi ve bir uğultu yükseldi. Hilmi Efendi kızı olduğunu anlayınca olduğu yere yığılıp kalmıştı.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Romanda insanların başlarına herzaman herşeyin gelebileceği konusu işlenmiştir. Arkadaşlıkların ve dostlukların çok önemli olduğu vurgulanmıştır. Ne oldum dememeli ne olucam demelidir.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta gubete düşen birinin yaşayabileceği, geçinme kaygısı, yanlnızlık, gurbetlik acısı, memleket hasreti, ümitsizlik, ve eriyip mahvoluş gibi birçok duygu vurgulandırılmıştır. Bu açıdan kitabın kesinlikle okunması gerekir. Ben bu kitabı okurken bu duyguların tamamını hissettim.bütün arkadaşlarıma ve komutanlarıma bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Refik Halid Karay, her şeyden önce Türkiye Türkçesi’nin edebiyat dilimizde yerli, milli ve zevkli bir kıvam kazanması yolunda gerçek hizmeti dokunmuş bir nesir ve hikaye san’atkarıdır. Refik Halid Karay –Anadoludan yedi göbek önce İstanbul’a gelip yerleşmiş- Karakayış oğulları diye anılan bir aileye mensuptur. Babası bu aile torunlarından ve İstanbul’daMaliye Başveznedarıdır. Halid Refik Karay 1888 yılında İstanbul’da doğmuştur.
Onun ilk şöhreti Kalem ve Cem isimli mizah mecmualarında Kirpi imzasıyla yazdığı yazılardır. Keskin nükteli ve derin görüşü Türk zekasının kuvvetli örneklerini taşıyan “Kirpinin Dedikleri”ile derhal mizah ve satır edebiyatımızın birinci sınıf san’atkarı olarak tanınmış ve sevilmiştir.
Refik Halid Karay 18.7.1965 yılında İstanbulda vefat etmiştir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi