You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Bir Çift Yürek

KİTABIN YAZARI :Marlo Morgan

YAYIN EVİ VE ADRESİ Big Grinharma Yayınları P.K. 1358 Sirkeci 34348 İSTANBUL

BASIM YILI :2000




PLAN SIRASI

1)KİTABIN KONUSU

2)KİTABIN ÖZETİ

3)KİTABIN ANA FİKRİ

4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

5)KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

6) YAZAR HAKKINDA BİLGİ



1)KİTABIN KONUSU:


KİTABIN KONUSU GERÇEK BİR OLAYA DAYANMAKTADIR.AMERİKALI BİR TIP DOKTORU OLAN MORGAN’IN AVUSTRALYA’DA YAŞADIĞI YÜRÜYÜŞ VE BU YÜRÜYÜŞ SONUNDA BAŞLANGIÇTA KÜÇÜMSEDİĞİ KABİLEDEN ÖĞRENDİĞİ GERÇEKLER ANLATILMAKTADIR.







2)KİTABIN ÖZETİ:


Amerikalı bir tıp doktoru olan Marlo Morgan gerçek bir olaya dayanan bu kitabında Avustralya'da yaşadığı ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir. Yazar, göçebe bir kültüre sahip Avustralya yerlileri olan Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle " Gerçek İnsanlarla" birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı bu yolculukla Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliği ile tanışır.
Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul ederler ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.
Yazarın bu kabile ile tanışması bir süreliğine çalışmak için gittiği Avustralya'da, yerlilerin sorunları ile ilgilenmesiyle başlar. Yazarın onların sorunları ile ilgilendiğini ve onları yakından tanımak istediğini gören bir grup yerli onu bir toplantılarına davet ederler. Ancak, bu toplantı hiç de yazarın beklediği gibi bir toplantı değildir. Bu toplantı için çok özel bir şekilde hazırlanan ve onlar için yaptıklarından dolayı özel bir taktir bekleyen yazar kendisini almaya eski bir jip ile gelen bir yerli ile toplantı yerine gitmek üzere yola çıkar. Çoğu çölün ortasında olmak üzere dört saat süren bir yolculuk sonrası yazar kendini ıssız çölün ortasında bir grup "ilkel" yerlinin yanında bulur.
Kendisinden ilk istenen şey üzerindeki her şeyi ama her şeyi çıkartmasıdır. Bir peştamala sarılı ve yalın ayak kalan yazar ve tüm eşyaları kutsanır. Kendisi yerlilerin arasına kabul edilirken o anda sahip olduğu tüm eşya yakılır. Çünkü, "maddi nesnelerden ve bazı önyargılardan kurtulmak 'varolmaya' doğru yapacağı o yürüyüşün gerekli ve vazgeçilmez bir adımıydı". Bundan sonra yazar bu kabile ile çölü boydan boya geçeceği ve bambaşka bir hayat felsefesi ile karşılaşacağı bir yolculuğa başlar.

Yazar yolculuk boyunca önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa ile nasıl iç içe yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını; konuşmadan birbirleri ile iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık sorununu çözecek bir birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret, saldırganlık gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan söylemediklerini; hiç bir olayı veya kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup biten her şeyden haberdar olduklarını ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olduğunu hayretle görür.
Yazar tüm yolculuk boyunca kendi kentli yaşamı ile yerlilerin yaşamını, hayata bakışını ve felsefelerini karşılaştırdıkça onların bilgeliklerine hayranlık duymaya başlar. Batı toplumlarının aksine hiç bir nesne ve eşyaya bağlanmayan ve mülkiyetçilik bilmeyen bu insanlar yazarda büyük bir saygı uyandırırlar. Çünkü, Tanrısal "Birlik"'e inanan bu insanlara göre " sen birinin canını acıtırsan, kendi canını acıtırsın, birine yardım edersen, kendine yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir".




3)KİTABIN ANAFİKRİ:


EĞER TÜM VARLIKLARIN AYNI EVRENSEL BİRLİĞİN BİR PARÇASI OLDUĞUNU ANLARSAK, DÜNYAMIZI YOK OLUŞTAN KURTARMAK İÇİN HALEN GEÇ KALMAMIŞ OLURUZ.VAR OLAN HER ŞEY İNANILMAZ DERECEDE GÜZEL VE HASSAS BİR KARŞILIKLI BAĞIMLILIK DENGESİNDE BULUNMAKTADIR.EĞER BU MESAJI ALABİLİRSEK, O ZAMAN BİZİM YAŞAMLARIMIZ DA “GERÇEK İNSANLARINKİ” GİBİ YÜCE AMAÇLA DOLABİLİR.


4)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:


KİTAPTAKİ BÜTÜN OLAYLAR YAZARIN ABORİJİNLER İLE ÇÖLÜ GEÇMEYE KARAR VERMESİ İLE GERÇEKLEŞMEKTEDİR.YAZARIN BU YERLİLERLE TANIŞMASI BİR SÜRE ÇALIŞMAK İÇİN GİTTİĞİ AVUSTRALYA’DA,YERLİLERİN SORUNLARI İLE İLGİLENMESİ İLE BAŞLAR.DAHA SONRA YERLİLER YAZARI KENDİ ARALARINDA YAPTIKLARI BİR TOPLANTIYA DAVET EDERLER.BU TOPLANTI SONRASINDA HERKESİN OLUMLU OY VERDİKLERİNİ VE ONUN YÜRÜYÜŞE KABUL EDİLDİĞİNİ AÇIKLARLAR.BAŞLANGIÇTA BUNUN ÇOK APTALCA OLDUĞUNA İNANAN YAZAR
KENDİNİ ÇEKEN BİR GERÇEK OLDUĞUNA İNANIR.KENDİNİ BİRDEN YÜRÜYÜŞÜN İÇİNDE BULUR.OLAYLAR BU YÜRÜYÜŞ İÇERİSİNDE CEREYAN EDER.İKL ÖNCE YAZARDAN BÜTÜN SAHİP OLDUĞU EŞYALAR VE TAKILARI ÇIKARMASI İSTENİR.HEPSİNİ YAKARLAR.ÇÜNKÜ KABİLEYE GÖRE ÖNYARGIDAN KURTULMANIN İLK YOLU BUDUR.

“NOLA” :YAZARIN TEYZESİDİR.

“OOOTA” :KABİLDE TEK İNGİLİZCE BİLEN KİŞİ VE YAZAR

İLE YERLİLER ARASINDA İLŞKİ KURMAYI

SAĞLAYAN KİŞİDİR.


“KABİLENİN EN YAŞLI KİŞİSİ” : KABİLEDEKİ EN YAŞLI KİŞİ OLMAMASINA

RAĞMEN BÖYLE ANILMAKTADIR.KABİLENİN ŞEFİDİR.



5)KİTAP HAKIKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

KİTAP ÇOK SÜRÜKLEYİCİ VE ETKİLEYİCİ BİR ANLATIMA SAHİPTİR.KİTABIN VERMEK İSTEDİĞİ MESAJI HERKES ANLAMAYABİLİR.ANLAMAK İÇİN İÇTEN BİR ŞEKİLDE VE KENDİMİZİ VEREREK OKUMALIYIZ.KİTAP İÇİMİZDEKİ HAYVANSAL DÜRTÜLERİ ÖLDÜRÜP YERİNE SEVGİYİ VE İYİ NİYETLİ OLMAMIZI SAĞLIYOR.

6)YAZAR HAKKINDA BİLGİ:

MARLO MORGAN EMKLİ BİR SAĞLIK UZMANIDIR.LEE’S SUMMIT, MISSOURI’DE YAŞAMAKTADIR.İLK KİTABI “BİR ÇİFT YÜREK”AMERİKA’DA OTUZ BİR HAFTA BOYUNCA NEW YORK TIMES BESTSELLER LİSTESİNDE ZİRVEDE KALMIŞ, YİRMİDÖRT DİLE ÇEVRİLMİŞTİR.ÜLKEMİZDE 45 HAFTAYI GEÇKİN BİR SÜREDİR HALA LİSTELERDEDİR.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
Kitabın adı :gödeli mehmetkitabın yazarı :memduh şevket esendalyayın evi veadresi :bilgi yayınevi (meşrutiyet cad. 46/a yenişehir-ankara)basım yılı :haziran 1988 plan sırası1)kitabın konusu2)kitabın özeti3)kitabın anafikri4)kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi5)kitap hakkındaki şahsi görüşler6)yazar hakkında bilgi1)kitabın konusu: Kitapta yazar ihtiyar bir mavnacıdan(tekne vasıtası ile yük taşımacılığı) dinlediği hikayeyi anlatmaktadır. Bu hikaye gayet sade ve küçük bir hikaye olmakla birlikte o zamanki mavnacıların acıklı durumunu anlatmaktadır.2)kitabın özeti: Yazar bir akşam üstü sular karardığı ve ortalığa akşamın garipliği çöktüğü bir sırada eski köprüden geçmektedir.parmaklığın kenarına yığılmış bir kalabalık görür.kalabalık köprüde sıkışmış, birbirine yaslanmış ve kurtulamayan mavnaları seyretmektedir.yazar araya sokuşur ve olan biteni izlemeye başlar.mavnacılar ellerindeki kancaları etrafa sallayarak kurtulmaya çalışmaktadır. Fakat rüzgarla sertleşen akıntı ve iskeleye yanaşmakta olan iki şirket vapurunun suları mavnaları bırakmamaktadırlar.bu olay her gün yaşanan ve zavallı mavnacıların değişmeyen kaderidir.daha sonra bu mavnaları kurtarmak için bir romörkör gelir.fakat mavnacılar bu romörkörün durumu daha da zorlaştıracağının farkındadırlar.bu yüzden sokulmaması için ikaz ederler. Romörkör dinlemeyerek sokulur ve mavnanın direğini kırar.direğin kırıldığını gören ve mavnaları izleyen köprüdeki ihtiyar,mavnacı hüseyin’in kafasina dikkat etmesi için uyarır.yazar ihtiyarın ağladığını farkeder ve sebebini sorar.ihtiyar gödeli hüseyin’dir.oğlu mehmet ile yaşadıklarını yazara anlatır.gödeli mehmet oğlu ile babadan kalma yağ kapanı’ndaki gedikte çalışmaktadır.oğlu mehmet yük meselesi yüzünden yunanlı bir kaptanla bozuşur.yunanlı kaptan mehmet’i durmadan sinirlendirir ve ona “ekmeğinizi elinizden alacağım” der. Bir gün yunanlı kaptan yine mehmet’in gediğini sıkıştırır.buna dayanamayan mavna su kaynatmaya başlar.mehmet çok sinirlenir ve yunanlının boğazına yapışır.adamın kafası demire çarpar ve öldürür.mehmet hapse girer üç ay sonra ölür. Karısı da bu acıya dayanamayarak ölür. Geride yetimler ve babası kalır. Babası başkasının mavnasında çalışır ve esnaftan hiç yardım göremez.ihtiyar bütün bu olup bitenler için ağladığını söyler …daha sonra yazarla ayrılırlar…yazar ne zaman denize baksa o ihtiyarın akan göz yaşlarını,yetimleri ve dul kadını hatırlayıp dertlenir.3)kitabın anafikri: Kitapta o zamanki hükümetin yanlış tutumları vurgulanmaktadır.hükümet kendi işini yunanlıların eline vererek zavallı mavnacılarn çile çekmesine sebep olmaktadır.hükümetin kendi üzerine düşen görevi yapması halkın sorunları ile ilgilenmeleri gerekmektedir. Kitaptan çıkartabileceğimiz bir diğer sonuçta bir anlık öfkenin acı felaketlere yol açabilmesidir.sonucunu düşünmeden bir hareket yapmamalıyız.4)kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi: Hüseyin : Geçimini mavnacılıkla sağlayan bir kişidir. Gödeli hüseyin : Gödeli hüseyin oğlu ile birlikte bir mavnada çalışmaktadır.babadan kalma yağ kapanı’nda bir gedikleri bulunmaktadır.oğlunun ismi mehmet’tir.dürüst ve çalışkan bir kişidir. Gödeli mehmet: Gödeli hüseyi’nin oğludur.gururlu uslu ve sessiz bir kişidir.evli ve çocuk sahibi bir kişidir.5)kitap hakkındaki şahsi görüşler: Kitapta farsça ve arapça olan kelimeler çoğunluktadır.bu yüzden anlaşılmasında zorluk çekiliyor.okurken anlamını bilmediğimiz bir çok kelimeyle karşılaşıyoruz.okurken yanımızda mutlaka bir sözlük bulundurmamız gerekiyor.okurken çok çabuk sıkılabilirsiniz.fakat kitap kullanılan kelimelerin türkçe karşılığı olsaydı daha akıcı ve zevkli hale gelebilirdi.6)yazar hakkında bilgi:memduh şevket esendal çorlu'da doğmuş (1883), göçmen olan ailesinin peşpeşe gelen savaşlar dolayısıyla sürekli maddi sıkıntıya düşmesi yüzünden düzgün bir öğrenim yapmak fırsatı bulamamıştır. Esendal kendi sözleriyle, "ilkokul da dahil hiçbir okuldan mezun olmamış, tam mânâsı ile bir alaylı olarak yetişmiştir". çocukluğunda doktor olmak isteyen esendal, babasının ölümünden ve balkan savaşı'nın çıkmasından sonra istanbul'a gelmiş, savaş bitince yeniden çorlu'ya dönmüştür. 20 yaşlarında, o zamanlar gizli bir dernek olan ittihat ve terakki cemiyeti'ne girmiştir (1906). Esendal, cemiyet tarafından istanbul teftiş kurulu'na çağrılmış (1908), bu tarihten sonra parti müfettişi olarak anadolu ve rumeli'yi yakından görüp tanımak fırsatını bulmuştur. Parti içinde mesleki temsil düşüncesini savunanların (nail bey, kara kemal, muhittin birgen, sadık vicdani vb) arasında yer almıştır. Memduh şevket, b.m.m. Hükümetinin ilk orta elçisi olarak azerbaycan'a gönderilmiş (1920) kurtuluş savaşı sonunda yurda dönmüştür. Mesleki temsil düşüncesini benimseyen eski arkadaşlarıyla birlikte, egemen çevrelerin hoş görmediği meslek gazetesini çıkarmış (1925), izmir suikasti'nin iktidara muhaliflerini "tasfiye" olanağı vermesi üzerine yine elçilikle yurtdışına gönderilmiştir (1926). Esendal, elçi ve büyük elçi olarak 12 yıl kadar iran, afganistan ve sovyetler birliği'nde kalmıştır. Kendi çabasıyla bu süre içinde farsça, fransızca ve rusça öğrenmiştir. 1938 yılında yurda dönünce önce bilecik, sonra elazığ milletvekilliği yapmış, daha sonra c.h.p. Genel sekreteri olmuştur (1941 - 1945). Bu görevi sırasında partinin gençleşmesine, 35'ler hareketi'nin gelişmesine destek olmuş, daha sonra kendi isteğiyle bu görevinden ayrılmıştır (1945). Son yıllarını öykülerini yazmak, yapıtlarını derleyip kitaplaştırmakla geçirmiştir.memduh şevket esendal 16 mayıs 1952'de ankara'da ölmüştür.yazın yaşamı:daha çok "daha çok politika alanında tanıdığı" için ilk öykülerini m.s, m.s.e., mustafa yalınkat, m. Oğulcak, istemenoğlu gibi takma adlarla yazan esendal, ilk yazılarını irtika (1902) ve musavver fen ve edep (1910) gibi gazete ve dergilerde yayımlamıştır. Cevdet kudret, türk öykücülüğünde özel bir yeri olan esendal'ın tarihi bilinen ilk öyküsünün "el malının tasası" (1912) olduğunu belirtmektedir. Esendal'ın yazarlığının en verimli döneminin meslek gazetesini çıkardığı 1925 yılı olduğunu, yazarın o yıl, o zamana kadar yazdığı ve yenilerini eklediği 35 öykü yayımladığını belirtmektedir. Esendal'ın ancak 38 tefrikası yayımlanan ve yarım kalan miras adlı romanı da aynı yıl yine meslek gazetesinde çıkmıştır. Esendal, ayaşlı ve kiracıları'nın yayımladığı 1934 yılına kadar tek tük öyküler yazmakla yetinmiştir. Esendal'ın yazarlığının en verimli dönemi, siyasal yaşamdan ayrıldığı 1945 yılından sonra olmuş, yazar 1946 yılında on yedi öykü yazmıştır. Esendal 1952 yılına kadar ülkü, sanat ve edebiyat gazetesi, seçilmiş hikayeler, türk dili gibi dergilerde görünmüş, özellikle ulus gazetesinin pazar eklerinde yayımlanan öyküleriyle ününü genişletmiştir.yaşamının ancak dokuz yılında (1923 - 1926 ve 1946- 1952) yazında ciddi biçimde uğraşmış olmasına rağmen, esendal değişik konuları, anlatımındaki yalınlık ve vuruculuk dolayısıyla yeni türk öyküsünün en önemli adlarından biri olmayı başarmıştır. Memduh şevket esendal, ayaşlı ve kiracıları adlı yapıtıyla c.h.p. Roman yarışmasında ödül kazanmıştır (1942).yapıtları:öykü: Hikayeler (birinci kitap 1946 - ikinci kitap 1946. Bu kitaplar otlakçı ve mendil altında adlarıyla dost yayımlarınca yeniden basıldı 1958), temiz sevgiler (1965), ev ona yakıştı (1972).roman:miras (1925 - mustafa memduh adıyla meslek gazatesinde 38 tefrika), ayaşlı ve kiracıları (1934), vassaf bey (1938).
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Gençliğim Eyvah

KİTABIN YAZARI :Tarık BUĞRA
YAYINEVİ VE ADRESİ :Ötüken Yayınevi/İstanbul
BASIM YILI :1989


1-KİTABIN KONUSU :

Türkiye'deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye'de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir.

2-KİTABIN ÖZETİ :

İlk başlarda kitabın sonundan başlıyor aslında kitap.Son sahne olarak sayılabilecek İhtiyar ve Delikanlı arasındaki tartışmayı göz önüne seriyor.Güliz’den sonra Sıdıka’yı da kaybetmek onu çileden çıkarmıştır.Delikanlı etrafında gösterdiği mertlik ve delikanlılık sayesinde gizli servise alınmıştır.İhtiyarın onu seçmesindeki sebep gençlik yıllarına çok benzemesi ve kendi yaptığı hataların onda bulunmamasıdır.Çünkü kendisinden sonra teşkilatın başına onu geçirmeyi planlamaktadır.Delikanlı bunu bilir ama daha sonraları teşkilata giren Güliz’le tanışır.Mesleğine göre ona aşık olmaması lazımdır ama duygularına yenilir.İtiyardan gizlerler ama günün birinde öğrenir.Daha sonra ayrılırlar.Delikanlı sonraları Sıdıka’ya aşık olur.Buna dayanamayan Güliz onu öldürür.Kitabın finalinde İhtiyar ve Delikanlının konuşmaları vardır.İhtiyar Delikanlıya baştan güli’ze aşık olmaması gerektiğini söyler.Ve en sonunda Delikanlı ‘merhumeyi nasıl bilirdinz?’ sorusunu güçlükle cevaplar.

3-KİTABIN ANA FİKRİ :

Kitap bazı yaşanılan görev ve gerçeklerin nasıl kendi şahsi çıkarlarımız doğrultusunda kötüye kullanıldığının göstergesidir.

4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :

Olaylar yaşanılan hikayeler olduğu için çok gerçekçidir.Yazarın özellikle Delikanlı ve İhtiyarı anlatması çok etkileyici olmuş.Güliz ve Sıdıka’nın anlatılmasıda çok profesyönelcedir.kişilerin tahlili , davranışlar ve yaşantıları çok güzel yansıtılmış.
5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER :

Bana göre kitapta 1980 lılı ve devamında gelan yıllarda Türkiye’deki gerçek olan fakat insanların yoldan çıkınca görevlerini nasıl kötüye kullandıklarını anlatan çok güzel bir eser.Yasanan bir askıda konu edinmesi beni gerçekten çok etkiledi.
6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ :

(1918- 26 Şubat 1994)Yazar, Akşehir'de doğdu. İlk ve orta okulu Akşehir'de, liseyi Konya'da okudu (1936). İstanbul Tıp, Hukuk ve Edebiyat fakültelerine devam ettiyse de hiçbirini bitirmedi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'ne girdi ancak son sınıftan ayrıldı. Hayata atıldı. Akşehir'de Nasrettin Hoca gazetesini çıkardı (1947-1948). İstanbul'da Milliyet (1952-1956), Yeni İstanbul (1960-1966), Yol (Haftalık, 1968), Tercüman (1970-1976) gazetelerinde sanat sayfası düzenleyiciliği, fıkra yazarlığı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Türkiye gazetesinde haftalık yazı yazdı. İstanbul'da öldü.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI

BİR DEVRİN ROMANI
KİTABIN YAZARI

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA
YAYIN EVİ VE ADRESİ

HALK YAYINLARI – ANKARA
BASIM YILI

1978



1. [B]KİTABIN KONUSU : [/B]Kitapta Halide Edip Zorlutuna hayatının ilk 30 –
35 yılının anılarını aktarmıştır. Alt başlıklar halinde sade anlaşılır bir dille başından geçenleri hikayeleştirerek anlatmıştır. Kimi yerlerde okuyucuya hitap vardır.

2. KİTABIN ÖZETİ : Anılarını annesinden aldığı ilk arapça dersle (Arapça) başlar.Annesi Ayşe Nazlı Hanım biricik çocuğu üzerine titreyen otoriter kültürlü ve geleneklerine bağlı bir ev kadınıdır.Eşi Avnullah Bey Sinop zindanlarında müebbet kürek mahkumudur. O sırada aile reisi Hacı Hüseyin Hüsnü Bey’dir.
Dedesi bir süre sonra vefat eder. Daha sonra babası sürgünden döner ve bir halk kahramanı olarak (Kahraman - ı Hürriyet) karşılanır. Geldikten sonra Fedakaran’ı Millet Cemiyeti adında siyasibir fırka kurar. Bu muhalefet partisi İttihak ve Terakki Cemiyeti’ nin hiçişine gelmez ve babasına iftiralar atılmaya başlanarak suçlanır. Sadrazzam ona bir memuriyet teklif ederek siyaseti bırakmasını sağlamaya çalışmıştır. Annesinin ve Hüseyin Hilmi Paşa’ nın ısrarlarıyla babası Kerkük mutasarraflığına atanır.
Kerkük yolunda iftiralar ve kışkırtmalar sonucu linç tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Babası Kerkük’ deki memuriyetinde çok başarılı olur ve şehre refah ve huzur havası gelir. Ayrıca burada bir çocukları dünyaya gelir ve kısa süre sonra ölür. Avnullah Bey bir eşkiya reisi ile karşı karşıya gelip üzerine jandarma kuvvetlerini göndermiştir. Çatışmada bir er şehit olunca Avnullah Bey görevden azl edilmiştir. Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’ a gelirler. Halide Nusret’ in İstanbul’da küçük yaştan beri süren edebiyat tutkusu üst düzeye ulaşmıştır.Eren köy Lisesi’ nde tahsiline başlar.yazar deslerinde çok başarılıdır.Busırada Çanakkale Savaşı ceyeran etmektedir. Bu savaş zorlukları arasında babası kırkdokuz yaşında vefat etmiştir.
Birderginin açtığı edebi bir yarışmada yazdığı bir nesirle birinci gelir ve yazma tutkusu dahada artar. Arkadaşları arasında Şaire diye ün yapar.
Mondros mütarekesiyle düşmanları yurdun işgalini acıklı bir dille ifade eder.
Okul bitince öğretmenlik yapmaya başlar ve Aşık olduğu mesleğini otuz beş yıl icra eder.Zamane şairlerinden Şukufe Nihal ile sıkı bir dostluk kurar. Edebi konularda fikir alış verişi yaparlar.Bundan sonra Onunla evlenmek isteyen erkeklerden behsetmiştir. Yunanlıların İzmir’ e çıkmasıyla Türk halkının ümitsizliğini ve azınlıkların ahlaksızlıklarını anlatır. Burada çeşitli dergilere şiirler ve piyesler yazmaktadır.Şairlerden oluşan bir arkadaş grubu vardır. Çeşitli Zamanlarda toplanarak edebi konularda ve milletin geleceği hakkında konuşurlar. Vala Nusrettin derin bir dostu olur. Yakup Kadri Bey’ le Rıza Tefik Orhan Seyfi Orhon ve Ahmet Haşimle’ le tanışır ve yazışır. Arkadaşlarından bazıları ( Yusuf Ziya Ortaç, Vala Nusrettin, Faruk Nazif ) Anadolu’ daki direniş hareketlerine çağırırlar fakat ailesini yalnız bırakamadığı için onlarla gitmez. 6 Ekim 1923 de Türk askeri Refet Paşa komutasında İstanbul’a girer ve vatan kurtulmuştur.
İkinci Bölüm
İkinci Bölümde meslek hayatındaki anılarından bahsediyor. Ankara’ da öğretmenlik görevi istiyor ve Edirne Kız Öğretmen Okulu’ na tyini çıkıyor. Orada çok iyi karşılanıyor ve diğer öğretmen ve öğrencileriyle sevgiye dayalı bir dostluk kuruyor. Öğrencilerinin erdemlerinden bahsederek memnuniyetini dile getiriyor.Edirne hayatı verimli ve zevkli geçiyor.Arkadaşlarıyla mektuplaşmaya devam ediyor. Reşat Nuri ile edebi konularda mektuplaşıyorlar. Bir ara amcasının hastalığı yüzünden İzmir’e gidiyorlar. İzmirde amcasının oğlu Necati’ yle evliliğin eşiğinden dönüyorlar. Edirne’ ye döndükten sonra mesleki incelemelerde bulunmak üzere yirmi beş kişilik bir heyetle Bulgaristan’ a gidiyor. Edirne’ ye döndükten sonra yakın bir genç dostu olan Salih’ in abisi Aziz’ le evlenir. Eşi Aziz Bey bir süvari zabitidir.Kendisi mesut bir yaşam sürdürmüştür.evlendikten sonra birlikte tayinlerini isteyerek İstanbul’ a dönüyorlar. İstanbul Kız Meslek Lisesi’ nde görevine devam ediyor. Hatıralarını 1929 yılında kesiyor.
1930 yılından sonra kocasının tayin edildiği yere birlikte gider. Kırklareli, Karaman, Kars, Urfa, Maraş, Sarıkamış gibi.
Kitabın sonunda yeni neslin anılarından ders çıkartılmasından ve gelecek için çok çalışmasını istiyor.

3. [B]KİTABIN ANAFİKRİ : [/B]Zorluklara karşı göğüs germeyi ve direnç göstermemizi yılmamayı fikir olarak çıkartabiliriz.

4. [B]KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : [/B]

- Ayşe Nazlı Hanım (Annesi) : Otoriter kültürlü ve geleneklerine bağlı biricik çocuğu üzerine titreyen bir ev kadınıdır.
- Hacı Hüseyin Hüsnü Bey (Dedesi) : Namuslu, dürüst, işgüzar birisidir.
- Avnullah Bey (Babası) : Avnullah Bey’ de babsı gibidir.
- Aziz (Eşi) : Vatanı için her zaman ölmeye hazır şerefli bir süvari zabitidir.

5. [B]KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER : [/B]Herkesin okumasını istediğim bir kitap olaylar gerçekleştiği için ilgi çekici ve sürükleyici bir kitap.

6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Halide Nusret 1901 de İstanbul’ da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarih bölümünündeki öğrenimini yarıda bırakarak öğretmen oldu. 1924 yılında Edirne’ de başladığı edebiyat öğretmenliğini çeşitli yerlerde sürdürdü. 1957 de Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulun’ daki görevinden emekliye ayrıldı.
Zorlutuna, Milli Edebiyat akımı içinde değerlendirilen şiirlerinde geleneksel ölçü anlayışına bağlı kaldı. Şiir, öykü ve düz yazı çalışmalarını önce Milli Mecmua’ da, daha sonra Aydabir, Çınaraltı, Hisar, Türk kadınları vb. Dergilerde yayımladı. 10 Haziran 1984 de İstanbul’ da öldü.

[B]Öykü ve Romanları Şiirleri[/B]
- Küller (1921) - Geceden Taşan Dertler (1930)
- Sisli Geceler (1922) - Yayla Türküsü (1943)
- Beyaz Selvi (1945) - Yurdun Dört Bucağı(1950)
- Büyük Anne (1971) - Ellerim Bomboş (1967)
- Aydınlık Kapı (1974)
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
[B]KİTABIN ADI [/B]

TÜRK’ÜN AREŞLE İMTİHANI
KİTABIN YAZARI
HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ VE ADRESİ
REMZİ KİTABEVİ
BASIM YILI
1994



1.KİTABIN KONUSU:
Türk insanına kurtuluş savaşı zamanında yapılan eziyetlerin ve işkencelerinin anlatıldığı; ve bu savaş esnasında insanımızın verdiği milli mücadeleyi ortaya koyan bir kitaptır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Türk insanı İstanbulun işgalinden sonra çok kötü eziyetler görür.Bütün halk ümitsizlik içindedir. Osmanlı Meclisi kapanmıştır. Doğu Anadolu'da kurulması muhtemel Ermeni devletine karşı halk silâhlandırılmaktadır. Bu bölgede büyük kargaşa yaşanmaktadır. Anasız ve babasız çocukların çoğunlukla Ermeni veya Türk çocuğu olduğuna çoğu zaman karar verilemiyor, kayıtlarında büyük yanlışlıklar yapılıyordu. Kurulan komisyonlar ayırım işini yapamıyorlardı. Bu arada İzmir işgal edilir. Bu nedenle istanbulda birçok toplantlar düzenlenir,Halide edipte bu toplantılarda yer almaktadır. Bu toplantılar, Milli Mücadele için zemin hazırlar. İzmir'in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs'ta Mustafa Kemal, doğudaki kargaşaya son vermek için, hükûmet tarafından 9'ncu Ordu Müfettişi olarak görevlendirilir. Mustafa Kemal gizliden gizliye, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey ile anlaşır. Miralay Refet Paşa ve Albay Arif Bey, Mustafa Kemal ile birlikte hareket ederler. Amasya'da ilk tarihi toplantıyı yaparlar. Arkasından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılır. Anadolu'da bir diriliş hareketi başlar. Milli Hükûmetin kurulması çalışması hız kazanır. Halide Edip ve bir grup arkadaşı İstanbul'dan binbir güçlükle kaçarak Anadolu'ya geçerler. Ankara'nın yolu tehlikelerle doludur. İstanbul'da işgal güçlerinden kaçan vatanseverler Anadolu'da hem azınlık çetelerinden, hem de padişah yanlılarından saklanmak zorunda kalırlar. Bu grup Ankara'ya ulaşır. Orada Mustafa Kemal tarafından karşılanır. Milli Mücadele için bir çok hazırlık yapılmasına rağmen ne dış dünyaya, ne de ülke içine duyurulamıyordu. İlk iş olarak Yunus Nadi ile Halide Edip Anadolu Ajansını kurar. Böylece milli hareketin anlamı duyurulmaya başlanır. Artık Ankara, Milli Mücadelenin merkezidir. Bu arada TBMM açılır; Mustafa Kemal başkan seçilir.
Bunların ardından Atatürk, 5 Ağustos 1921'de Başkomutan seçilir. Tüm yetki Mustafa Kemal'e verilir. Düşman Polatlı'ya kadar gelmiştir. Sakarya Irmağının kıyılarında ordumuz tertiplenir. Yunanlı işgal ettiği bölgelerde halkın namusuna ve canına kastetmektedir. Türkler angarya olarak çalıştırılıyordu. Birçok çatışmadan sonra uygun an yakalanır. Düşman çekilmeye zorlanır. Düşman çekilirken Yunan mezalimi had safhaya ulaşmıştı. Kadınların ırzına geçiliyor, evler yakılıyor, hayvanlar öldürülüyordu. Polatlı'da yapılan mezalimi incelemek için bir şube kuruldu. Bu şubenin başına Halide Edip getirildi. Şubede Yakup Kadri, Yusuf Akçora, bir teğmen ve bir de fotoğrafçı bulunmaktaydı.
Yunanlılar buralarda akıl almaz işkenceler , insanlığa yakışmayacak eziyetler yaptırıyorlardı, bu vahşetten başka bir şey değildi. Yunanlılar köy ve kasabaları ateşe vererek İzmir'e gelirler. Fakat komutanları esir düşer. Türk ordusu da Yunan ordusunun arkasından İzmir'e girer. Artık Yunan Anadolu'dan kovulmuştur.İstanbula dönerken insanların perişanlığı, her tarafın harap olması halide edip’I gerçekten üzer.Bu hüzünlü duygular içinde İstanbula döner.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitap milli mücadele yıllarında insanımızın çektiği her türlü güç durumları bu zamanlara kolay gelinmediğini ve türk insanın üzerinde bulunduğu bu toprakların ne kadar mukaddes olduğunu bize anlatmaktadır.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Kurtuluş savaşında önde gelen kişilerdir ; Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Rauf Orbay, Halide Edip gibi tarihte iz bırakanlar ve arkalarında Büyük Türk Milleti’dir. Mustafa Kemal gizliden gizliye, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey ile anlaşır. Miralay Refet Paşa ve Albay Arif Bey, Mustafa Kemal ile birlikte hareket ederler.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap tarihimizi, bu günlere kolay kolay gelmediğimizi.Buralara gelene kadar atalarımızın çektiği sıkıntıları, zorlukları anlatan ve her türk gencinin bunları değerlendirerek vatanını herşeyin üstünde tutması gerektiğini gösteren bir araçtır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Halide Edip Adıvar (1884 - 1964)
Türk romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir. İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde ya şadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi.
1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür. Adıvar'ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır.
Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza. Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asri" kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır. Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır.

Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve a rkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır.
Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez.
Romanya’da II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin köklerini" söken, "içtimai ve siyasi nizam ve intizamı" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevi tarikatından Vehbi Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insani ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer. 1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez. Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.
ESERLERİ:
Roman: Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963;
Öykü: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945;
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:Solan Umut
KİTABIN YAZARI:Kerime Nadir
YAYIN EVİ VE ADRESİ:İnkılap kitap evi/İstanbul
BASIM YILI:1977

1.KİTABIN KONUSU:Kitapta genç bir kızın hayatında ortaya çıkan olaylardan bahsetmektedir.

2.KİTABIN ÖZETİ: Romanda bir genç kızın hayatından bahs ediliiyor.Başka bir söylenişle desek ,bu genç kızın hayatında baş veren olaylardan bahs edilmektedir.Olaylar İstanbul’un bir semti olan Tarabya’da geçiyor.Romandaki bu genç kızın ismi Sitare’dir.
Sıcak bir yaz günü idi.İstinye koynunun durgun sularında hafif bir iz bırakarak kayan sandal kıyıya yanaşır yanaşmaz Sitare karaya atladı.Daha sonra sandalcıya para verdikten sonra yola koyuldu.Gideceği yer Mavi Köşk’te yaşayan bir profesörün evi idi.Bu profesör Ferruh Tayyip Bey idi.Ona ilgi duyan insanlar profesörü gazetelerdeki yazısından ve radyodaki konuşmasından tanıyorlardı.Sitare de bu indanlardan birisi idi.Kendisi profesöre çok hayrandı.Bu hayranlığından dolayı profesörü sık sık ziyaret eder ve ona olan bağlılığı gittikçe artardı.Sitare Mavi Köşke yaptığı ziyaretler sırasında profesörün ailesini de yakından tanımış oldu.
Profesörün büyük oğlu Salim üç seneden beri Fransa’da tabii ilimler tahsil ediyor.Selim ise daha lisede öğrenci idi.Küçük kızı Belma da henüz orta okula devam ediyordu.Ferruh Bey’in eşi Fetanet Hanım da kocasını ve çocuklarını çok seven birisi idi.
Ferruh Bey de kendisine bu kadar ilgi duyan genç kıza git gide ilgi duymaya başlıyordu.Zaman geçtikçe Sitare’nin ailesi de profesörün ailesini tanımaya başlıyor ve zaman zaman karşılıklı olarak bir birlerini ziyaret ediyorlardı.
Profesörün büyük oğlu Fransa’daki tahsilini bitirdikten sonra ailesine geri dönüyor ve Sitare’nin ablası olan Cevale ile evleniyor.Böylece iki aile arasında olan bağ daha da güçleniyordu.Gerçekleşmiş olan bu olay Sitare’nin ağabeyi Cavit’I ve annesi Behim hanımı çok mutlu etmiştir.Cavit kendisi Hava Kuvvetlerinde subay idi.Geçirdiği uçak kazasından dolayı yataktan kalkamıyordu.Çok yakın meslek arkadaşı olan turfut hiç onu yalnız bırakmazdı ve onunla çok yakından ilgilenirdi.
Bu sıralarda Sitare tahsilini bitirmiş durumdaydı.Evlerine sık sık gelen Turgut ilk bakışta Sitare’den hoşlanmıştı.Uzun zaman geçmeden Turgut Sitare’ni ailesinden istemeğe geldi.Bu teklifi Sitare’nin dışında herkes sevinçle karşıladı.Sitare’nin bu teklifi kabul etmemesinin sebebi profesör Ferruh Bey’e olan bağlılığı idi.Ondan bir an olsun bile uzakta yaşamak istemiyordu.Sitare başından geçen bu olayları profesöre anlattığı zaman Ferruh Bey çok şaşırıyor.Profesör genç kızdan bu teklifi kabul etmesini istiyor.Aynı zamanda Turgut’un kendisine iyi bir koca olacağını da söylüyor.
Sonunda Ferruh Bey Sitare’yi ikna edebiliyor ve genç kız üzgün bir şekilde teklifi kabul ediyor.Turgut bu haberi öğrenince çok seviniyor ve bu sevinci arkadaşı Cavitle de paylaşıyor.
Düğün zamanı geldi ve iki genç evlendi.Turgut görevini İzmir’de yaptığından dolayı Sitare’yi de oraya götürmek zorunda idi.Turgut’un ablası onu çok sevdiği için İzmir’de Karşıyaka’daki evini ona vermiştir.Sitare’yi de o eve götürecekti.Fakat o bu haberi duyunca daha çok üzüldü.Çünkü Ferruh Bey’den ve İstanbul’dan ayrılmak onun için ıstırap haline gelmişti.Sitare ne olursa olsun kocasını yalnız bırakmamak için İzmir’e gitmek zorunda idi.Turgut karısını üzmemek için ve onu mutlu etmek için elinden gelen herşeyi yapıyordu.Ama yine de karısı İzmir’deki küçük evlerinde bile üzüntüsüne devam ettiriyordu.Karısının daha fazla üzülmemesi için onu İstanbul’a gönderiyor.Sitare İstanbul’da evlerine gitmeden önce profesörü ziyaret etmek için Mavi Köşk’e gidiyor.Fakat Sitare Ferruh Bey’i evde bulamıyor.Profesörün Mısır’a gittiğini öğreniyor ve çok üzgün şekilde İstanbul’daki evlerine gidiyor ve Sitare burada birkaç ay hasta kalıyor.Sağlığına kavuşunca İzmir’e geri dönüyor.Uzun bir süre geçtikten sonraprofesörün eşinin rahmetine kavuştuğunu öğreniyor.Sitare tekrar kocasından izin alarak İstanbul’a gidiyor ve Ferruh Bey’in Mavi Köşk’te yalnız kaldığını görüyor.Daha sonra bir biriyle sohbet ediyorlar.Sohbet esnasında profesör Sitare’yi çok sevdiğini fakat bazen de ona bazı şeyleri yalan söylediğni söylüyor.Sitare bunları duydukta çok şaşırıyor ve profesöre artık sizinle sadece arkadaş olarak kalmak istiyorum diyor.Ardından İzmir’e kocasının yanına geri dönüyor.


3.KİTABIN ANAFİKRİ:
İnsanların birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını ve aynı zamanda kırılgan oldukları kitabın ana düşüncesidir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Profesörün genç kızı kendisine bu kadar bağlaması olumsuz bir değerlendirmedir.
Tugut’un hal ve hareketi takdire layıktır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta Sitare’nin zayıf bir karaktere sahip olması okuyucunun dikkatini fazla çekmemektedir.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ.
Kerime Nadir ,tam adı Kerime Nadir AZRAK(5 şubat 1917,İstanbul-ö.20 mart 1984,istanbul)Türk romancı.
Bebek Saint Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi(1935);ayrıca özel eğitim gördü.İlk şiir ve öyküleri 1937’de Servetifünün –Uyanış ve Yarımay dergilerinde yayımlandı.
BAŞLICA YAPITLARI:
Yeşil ışıklar(1937),Hıçkırık(1938),Seven ne yapmaz(1940),Gelinlik kız(1943),Sonbahar(1958),Solan umut sayılabilir.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI:YAPRAK DÖKÜMÜ
KİTABIN YAZARI:REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ:İNKLAP/ İSTANBUL
BASIM YILI:1983

1. KİTABIN KONUSU:Fakir bir aile’nin hayatından bahs edilmektedir.
2. KİTABIN ÖZETİ:

Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
3.KİTAPTAKİ OLAYLARI VEŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Burada Ali Rıza Bey çocuklarına önceden çok yumşak davrandığı için daha sonra çocukları ona farklı davranmaya başlıyor.Bence Ali Rıza Bey çocuklarına karşı başka türlü bir davranış sergileseydi olaylar daha da değişik olurdu.
4.KİTABI YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Reşat Nuri Güntekin Türk Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından biridir.
Çalı Kuşu,Yaprak Dökümü gibi başlıca eserleri mevcuttur.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.