KİTABIN ADI : HAREM
KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ : BİLGİ YAYIN EVİ
YAYIN ADRESİ : MEŞRUTİYET CAD. 46/A YENİŞEHİR ANKARA
BASIM YILI : 1918
1. KİTABIN KONUSU : Şişli’de yaşayan bir çiftin hayat hikayesini ele alır.
2. KİTABIN ÖZETİ : Şişli’de bulunan Sermet ve Nazan’ın yaşantısını ele alır. Bu çift çok mes’ut bir hayat yaşar. Bu hayatları evlenecek olan yeni çiftlere örnek olacak seviyededir. Hatta halk arasında “işte saadetin timsali” şeklinde ithamlarda bulunuyorlardı. Yalnız bir gün öyle bir olay olur ki evde kavga etmeye ve birbirlerine kötü sözler söylemeye başlarlar. Bu mutlu çiftin Refi ve Meliha isimli dostları vardır. Bunların da Sermet ve Nazan gibi mutlu hayatları vardır. Sermet, Nazan’Ia Refi ile evlerinde konuşurken yakalar ve aşk yaptıklarını zanneder. aynı zamanda Meliha’da oradadır ve Nazan’da kocasının kendisini Meliha ile aldattığını zanneder. O günden sonrada Nazan babasının evine gider ve orada yaşamaya başlar. Aradan bir hafta gibi bir süre geçer. O bir hafta sonunda Nazan kendisinin ihtiyacı olacak birtakım eşyalarını ve Mâri adlı hizmetçilerini almaya gelir. Nazan Sermet’in annesiyle oturduğunu duymuştu ve evde kimsenin olmayacağının sanıyordu. Yalnız o gün Sermet de Nazanda evin anahtarının olmayacağını sanarak eve ondan önce varır ve o da birtakım eşyalarını almaya gelmiştir. Nazan evin ziline basar ve kapıya hizmetçileri yerine hiç görmek istemediği kocası çıkar. Kocasını karşısında gören Nazan çok şaşırır ve kocasının kendisine yaptıklarının tesirinde kaldığı için hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Kapının önünde biraz münakaşa ederler. Daha sonra Sermet karısını salona götürür ve orada konuşmaya başlarlar. Nazan evli bulundukları üç senenin her gününü bir hatıra defterine yazmıştır. Bu hatıra defterinde de kendisinin masum olduğunu ispat edecek yazılarının olduğunu söyler. Aynı şekilde Sermet de kendisinde böyle bir defter olduğunu ve kendisinin de evlilikerinin her gününü bu deftere yazdığını söyler. Önce birbirlerine inanmazlar. Fakat daha sonra ikiside hatıra defterlerini çıkarır ve okumaya başlarlar. Sermet ve Nazan bir gün evlerine misafir kabul ederler. Kokteyl gibi ufak bir parti düzenlerler. En yakın arkadaşları Refi ile Meliha da gelmiştir. Sermet taklitçiliği hiç sevmeyen biri olduğu için gelen misafirler arasında bazılarının kendisini hoş göstermek için yaptığı bazı maymunlukları (Sermet’e göre) görünce hiç dayanamaz, oradan ayrılmak ister. Fakat karısını da çok sevdiği için buna katlanmak zorunda kalır. Böyle gecelerde salon oyunları adı altında bazı oyunlar oynanır. Oyunlar arasında bir oyun var ki kendisi bu oyuna hiç katlanamaz. O gece de hiç sevmediği oyun oynanır. Oyunda kadınlar ve erkekler vardır. Kadınlar ve erkekler birbirleri hakkında ne düşünüyor, herkes ne diyor gibi sorular soruluyor. Soruların cevapları kâğıtlara yazılıyor ve kâğıtlar katlanıyor. Kâğıtlar açıldığında bazen manalı, bazen tuhaf ve bazen de münasebetsiz yazılar çıkıyordu. Daha sonra kâğıtta yazan kişiler oyundan sonra yan yana gelip konuşuyorlardı. Hatta açılan bir kâğıtta Nazan’la Refi’nin ismi yazılıdır. Kâğıt açıldıktan sonra biraraya gelmiş konuşmaya başlamışlardı. Bunu gören Sermet dayanamaz, bağırarak karısını yanına çağırır ve konuşmak ister. Nazan misafirlere rezil olmamak için onu başka bir odaya götürür. Orada sakinleştirmeye çalışır. Tekrar salona girer. Bu tartışmayı duyan misafirler veda edip evden ayrılırlar. Ertesi gün Sermet ya ayrılmaları gerektiğini ya da salonlarını dostlarına kapatacağını söyler. Nazan dostları için yuvasını bozamayacağından razı olur. Artık bundan sonra kadın ayrı, erkek ayrı bir harem yaşamaya başlarlar. Ne Sermet bir kadınla ne de Nazan bir erkekle konuşuyor, buluşuyordu. Ancak bir gün Nazan sokakta dolaşırken Refi ile karşılaşır. Nazan Refi’nin kendisini nasıl tanıdığını hayretle karşılar. Çünkü peçesi vardı ve tanımak oldukça güçtü. Refi Nazan’a harem hakkında bir kaç soru sorar ve Nazan’ın hiç erkek yüzü göremeyeceğini söyler. Nazan bunu kabul etmez. Arkadaşlarına kadın kıyafeti giydirip evine aldığını Refi’yi de bu şekilde eve alabileceği şeklinde cevap verir. Böylece Refi Nazan ile buluşur. O gün Meliha da aynı taktiği kullanarak erkek kıyafetiyle Sermet’in yanına gelir. Kocasının Nazan’la buluştuğunu söyler. Sermet inanmak istemez. Fakat Meliha bir dedektif tuttuğunu, kocasını izlettiğini ve buraya gelebildiğini söyler. Kanıt olarak da kendisinin bir erkek kıyafetiyle gelmesi ve hizmetçinin bunun farkında olmadığını gösteriyordu. Sermet bunu üzerine Meliha’ya inanmak zorunda kalır. Karısının bulunduğu odanın kapısının deliğinden bakar. Odada kadın kıyafetiyle biri vardır. Sermet içerideki sesleri dinler ve o kişinin Refi olduğunu anladığı zaman çok öfkelenir. Hemen o şiddetle odaya girer, Refi’yi dövmeye başlar. Tabi bu sırada Meliha’nın da içeride olduğunu gören Nazan onun üzerine atılır. Yalnız kendisi yeteri kadar güçlü olmadığından Meliha’dan dayak yer. Nazan Refi ile sadece sohbet ediyordu. Ancak Sermet onların aşk yaptığını sanmış bu yüzden de Refi’yi dövmüştü. Aynı şekilde Nazan da Meliha’yı orada görünce onların aşk yaptığını sanmıştı. Halbuki her ikisi de olayın iç yüzünü öğrendiklerinde herşeyi anlayacaklardı. Bu olaydan sonra Nazan babasının evine gitmiştir. Nazan ve Sermet bu itiraflardan sonra birbirlerinin haklı olduğunu, boşuna kalplerini kırdığını anlarlar. Karşılaştıkları o günden itibaren birlikte yaşamaya karar verirler. Nispet olsun diye Refi ile Meliha’nın yanına giderler.
3. KİTABIN ANA FİKRİ : Birbirlerini seven insanlar boşu boşuna birbirlerinden ayrılmamalı, sevgi daima devam etmeli. Ayrıca her türlü görüşe saygılı ve açık olmalıyız.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Sermet, hikâyede karısına biraz daha hoşgörülü davranabilirdi. Gelen misafirlere sevmese bile iyi davranabilirdi. Burada örf ve adetlerin biraz dışına çıkılmış ve kaba bir insan olarak gösteriliyor. Nazan, piyano çalan güzel bir bayan. Kendisi kocasına göre daha hoşgörülü ve daha cana yakın. Misafirlerin ortasında kocasıyla kavga etmeden onu bir odaya çekerek konuşması da bir başka olgunluğunu gösteriyor. Refi, biraz saf bir adam. Kadın elbisesi giyip bir kadının yanına gidebilecek kadar da kadına düşkün biri. Meliha, içi fesat dolu bir bayan. Hiç utanmadan, sıkılmadan, vicdanı sızlamadan mutlu bir ailenin hayatına son veriyordu. Hikâyede bulunan diğer şahıslar; Rihter, Süleyman, Baria Mahmud, Sabih Hüsnü, Madam Zehra Rıza. Hikâyede bunlardan fazla söz edilmiyor. Sadece yardımcı kahraman olarak bulunuyor.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER : Hikâye kolay anlaşılabilmektedir. Yalın bir anlatımla yazılmış. Süslü yazıdan kaçınılmıştır. Bu şekilde okuyucunun hikâyeyi kolay anlamasını, olayları kolay takip edebilmesini sağlıyor.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ : Ömer Seyfettin, 1884'de Gönen'de doğmuştur. Binbaşı Ömer Şevki Bey'in oğludur. Küçük yaşta, ailesi ile İstanbul'a geldi (1892). Aksaray semtinde Mekteb-i Osmaniye adlı özel okulu (1893), Eyüp Askeri Rüştiyesi'ni (1896), Edirne Askeri İdadesi'ni (1900), Mekteb-i Harbiyeyi Şahane'yi (1903) bitirdi. Asteğmen olarak Kuşadası Redif Taburun’da (1903-1906) görev aldı. İzmir Jandarma okulunda öğretmenlik yaptı(1906-1908). Sonra Selanik ordu merkezinde, Manastır, Pirlepe, Köprülü ve Cumayı Bala'da çeşitli askeri görevlerde bulundu. Hareket Ordusu ile İstanbul'a geldi (1909). Oradan Selanik'te bulunan Ali Canip'e edebiyat alanında, özellikle dilde yapmayı düşündüğü yenilikleri bilidren mektuplar yazdı. Bu mektupların etkisi ile Genç Kalemler dergisi yeniden düzenlendi. Ziya Gökalp'ın de katıldığı yeni bir edebiyatçı topluluğu doğdu. Ömer Seyfettin bu sırada, ordudan ayrılarak Selanik'e gitti (1911). Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine yeniden silah altına alındı (1912).Yunanlılara esir düştü ( 20 Ocak 1912). On ay Atina yakınlarında Nafliyen esir kampında kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra İstanbul'a döndü (1913). Ölümüne kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde öğretmenlik yaptı (1920). Ara sıra şiir de yazan Ömer Seyfettin edebiyat alanında hikayeleri ile önem kazandı. Servet-i Fûnun Edebiyatı'nın ağdalı Arapça ve Farsça kavramlarla yüklü diline karşılık hikâyelerinde arı Türkçe'yi kullanan Ömer Seyfettin, bu konuda yeni bir akımın öncüsü oldu. Genç Kalemler dergisinde yayımladığı ilk hikâyeleri ile ün kazanmaya başladı. Hikâyelerin konusu genellikle toplum hayatıdır. Hikâyelerinde tabi Türkçe'nin yanı sıra milli uyanışa, Türk toplumunun özünü kuran yerli ve gelenekçi unsurlara, tasvir ve tahlilinden çok olaya, olayı doğuran ilkelere önem vermiştir.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Yaprak Dökümü
KİTABI YAZARI : Reşat Nuri GÜNTEKİN
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılâp ve Aka-İstanbul
BASIM YILI : 1983
1. KİTABIN KONUSU :
Kitap maddi koşulları el vermeyen ailelerin kendilerini aşan tavır ve davranışlara giriştiklerinde başlarına gelebilecek aile trajedilerinden bir örnek sunmaktadır.
2. KiTABIN ÖZETİ :
Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Kitap her ne olursa olsun durumumuzun ve koşullarımızın el vermediği zamanlarda kendimiz olarak kalıp asla aşırıya kaçmamayı öğretmeyi hedeflemektedir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:
II.Dereceden kahramanlar:
III.Dereceden kahramanlar:
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren milli gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.
KİTABI YAZARI : Reşat Nuri GÜNTEKİN
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılâp ve Aka-İstanbul
BASIM YILI : 1983
1. KİTABIN KONUSU :
Kitap maddi koşulları el vermeyen ailelerin kendilerini aşan tavır ve davranışlara giriştiklerinde başlarına gelebilecek aile trajedilerinden bir örnek sunmaktadır.
2. KiTABIN ÖZETİ :
Ali Rıza Bey, şair ruhlu, içine kapanık, kendi hâlinde dürüst bir insandır. Prensipleri kendi prensipleriyle bağdaşmayan insanlarla çalışmak istemediği için şirketteki memuriyetinden istifa eder; Üsküdar'daki evine çekilir. Ali Rıza Beyin, Şevket isminde bir oğlu ile Fikret, Neclâ, Leylâ ve Ayşe adında dört kızı vardır. Ali Rıza Bey, işten çıktığı sırada oğlu Şevket yüksek maaşla bir bankaya memur olur; evin bütün yükü onun üzerine biner. Şevket, babası gibi iyi yetişmiş, karakterli, namuslu bir gençtir. Ailesine de son derece bağlıdır. Babasının doğruluk ve namus uğruna işten istifa etmesini uygun bulur. Buna karşılık Ali Rıza Beyin hanımı Hayriye Hanım durumdan hiç memnun kalmaz.
Bir süre sonra Şevket, Ferhunde adında hafif meşrep bir kadınla evlenir. Eğlenceye düşkün olan bu kadın, birbirinden genç, güzel ve hareketli, asri olmaya meraklı olan Neclâ ve Leylâ'nın da karakterini bozar. Bir eğlence ve moda düşkünlüğü başlar. Evde sık sık partiler düzenlenir. Evin büyük kızı Fikret, yengesi ve kardeşleriyle anlaşamadığı ve bu durumdan hiç memnun olmadığı için en az babası kadar üzgün ve kırgındır. Hayriye Hanım, sırf kızlarına koca bulmak ümidiyle evde her değişikliğe razı olur. Şevket de olanlardan memnun kalmamasına rağmen belki de karısının tesiriyle kendisini bu hevese kaptırmıştır...
Evde gün geçtikçe itibarı düşen Ali Rıza Bey tekrar işe girmeyi düşünürse de başaramaz. Eğlenceler ve toplantılar için lüzumsuz yere para harcanan evde maddi sıkıntılar başlar; kavgalar, türlü rezaletler ve sefalet birbirini takip eder. Ali Rıza Bey, çocuklarındaki bu korkunç değişiklikler karşısındaki hayret, şaşkınlık ve acı içinde kıvranmaktadır. Evdeki bu anormal havaya ayak uyduramayacağını anlayan Fikret Adapazarı'na yaşlı, dul bir adama gelin gider. Böylelikle aile ağacının yapraklarından biri düşer. Ali Rıza Bey, çirkin durumlardan kurtarmak için kızlarını evlendirmeyi düşünür; fakat dürüst ve namuslu damat adayı bulamaz. Bu arada Şevket masrafları karşılamak için bankadan borç alır; sonra ödeyemez, hapse atılır. Böylece, ikinci yaprak düşer. Kocası hapisteyken Ferhunde evden kaçar. Bu üçüncü yaprağın düşüşü olur. Karısının kaçtığı haberini hapishanede babasından alan Şevket üzülmez, hatta bir belâdan kurtulduğu için memnun olur.
Ferhunde'nin kaçışı ile elebaşlarını kaybeden Leylâ ve Neclâ bocalarlar. Evde hakimiyet yine Ali Rıza Beyin eline geçer; toplantılara ve eğlencelere son verilir. Bu monoton hayat kızlara pek sıkıcı gelir; sırf bu havadan kurtulmak için Neclâ bin bir türlü hayaller kurarak, kendisini zengin gösteren bir Suriyeli ile evlenir. Fakat Suriye'ye gidince orada kocasının birkaç karısının daha olduğunu görür. Kendisini kurtarması için babasına mektuplar yazar. Bu dördüncü yaprağın düşüşüdür. Bu arada Leylâ kötü yola sapar. Ali Rıza Bey, kızını evden kovar. Leylâ bir avukatın metresi olur. Bu beşinci yaprağın düşüşüdür. Bu olaydan sonra Ali Rıza Beye hafif bir inme iner. Onu yiyip bitiren asıl hastalık içindedir. Leylâ da gittikten sonra ev büsbütün ıssız kalır. Hayriye Hanım bütün güç ve kuvvetini kaybeder. Leylâ yüzünden kocasına sık sık sitemlerde bulunur. Bunun üzerine Ali Rıza Bey, Adapazarı'na, Fikret'in yanına gider. Fakat aradığı huzuru orada da bulamaz; kalabalık bir aile hayatı içinde âdeta bir cehennem hayatı yaşayan Fikret, bütün iyi niyetine rağmen babasını yanında barındıracak durumda değildir. Bunun üzerine Ali Rıza Bey İstanbul'a döner, hastalığı ilerlediği için eve uğramadan hastahaneye yatar. Babasının hastalık haberini alan Leylâ onu hastahaneden çıkarır, kendi evine götürür. Taksim'deki lüks apartman katında hep birlikte rahat yaşamaya başlarlar. Ara sıra yolda eski kahve arkadaşları ile göz göze gelmese Ali Rıza Bey büsbütün huzur içinde olacaktır.
3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Kitap her ne olursa olsun durumumuzun ve koşullarımızın el vermediği zamanlarda kendimiz olarak kalıp asla aşırıya kaçmamayı öğretmeyi hedeflemektedir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:
II.Dereceden kahramanlar:
III.Dereceden kahramanlar:
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren milli gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : Zambaklar Açarken
KİTABI YAZARI : Kerime NADİR
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Kitap Evleri Kollektif Şirketi
BASIM YILI : 1980
1. KİTABIN KONUSU :
Kitap sorumsuz bir evladın karısına karşı olan sorumluluklarını üstlenmek zorunda olan bir babanın hikayesini anlatmaktadır.
2. KiTABIN ÖZETİ :
26 Mart günü hikayenin ikinci dereceden kahramanlarından olan Mete’den babasına;evlendiği ve karısının kaldığı hotelden alınması gerektiği ve baba Oğuz ALBATROS’un bu işle ilgilenmesi istemiyle bir mektup gelir. Bu haber üzerine baba Oğuz ALBATROS oğlunun mektupta vermiş olduğu adresten yeni gelinini almak üzere yola çıkar.Bu sırada da ağır bir yağmur ona eşlik etmektedir.Oğuz hotele girer ve 216 numaralı odada kalan Perran ALBATROS’la görüşmek istediğini söyler..Orada bulunan görevli 216 numaralı odaya telefon açar fakat telefona cevap veren çıkmaz.Bunun üzerine görevli Oğuz’a telefona kimsenin çıkmadığını ama isterse bir görevlinin onu odaya götürebileceğini söyler.Oğuz’un kabul etmesi üzerine odaya birlikte çıkmaya başlarlar ve Oğuz oğlunun gönderdiği mektubu bir kez daha okumak üzere cebinden çıkarır ve yürürken aynı zamanda gelen mektubu da okur.Kapıya vardıklarında görevli memurla birlikte “rahatsız etmeyin” yazısını görürler.Oğuz bu yazıyı görünce resepsiyona iner ve kendine bir oda ayırtır.Fakat o gece tek başına olduğundan sıkılır ve bir bara gitmeye karar verir.Yoldaki barlardan birine girer,en tenha köşeye oturur ve garsondan viski-soda ister.Geldiği bu mekan oldukça kalabalık ve gürültülüdür.Oğuz viskisini içerken ortam iyice kalabalıklaşır ve gençler daha da hareketlenmeye başlar.Bir süre sonra Oğuz’un deyimiyle “İsa kılıklı bir adam” sahneye çıkar ve açık seçik şarkılar söylemeye başlar.Fakat bu adam bu şarkıyı yalnız başına söylemeyecektir.Az sonra sahneye çok güzel bir sarışın çıkar ve çok iyi striptiz numaraları yapmaya başlar.Oğuz burada bir süre daha oturur ve hoteline geri döner.
[COLOR=gray] Oğuz ALBATROS ertesi sabah erkenden kalkar ve hemen 216 numaralı odayı bağlamaları için resepsiyona talimat verir.Biraz sonra telefona peltek konuşmalı bir kız çıkar ve yarım saat sonra hotelin lobisinde buluşmak üzere sözleşirler.Oğuz bu söz üzerine hemen hazırlanıp lobiye iner fakat Perran biraz gecikmiştir.Perran geldiğinde ise Oğuz şaşkınlığını gizleyemez.O esnada Perran da aynı durumdadır.Çünkü Oğuz’un gelini Perran dün akşam Oğuz’un barda gördüğü ve izlediği kızın ta kendisidir.Aradaki tek fark kızın saçlarının siyah olmasıdır.Kız o gece sahneye perukla çıkmıştır.
Oğuz ve Perran tanışma faslından sonra Oğuzların çiftliğine gitmek üzere yola çıkarlar.Oğuz Perrana çok kızgındır ve yol boyunca sadece Perran tarafından sorulan sorulara cevap verir.Perran konuşmadığı sürece Oğuz da ağzını açıp bir tek kelime bile etmez.
Sonunda çiftliğe ulaşırlar.Bütün herkes kapıda Oğuz ve Perranı gayet iyi bir şekilde karşılar.Biraz sonra evin hizmetçisi İclal Hanım Oğuz’a avukatının kendisini aradığını iletir.Bunun üzerine Oğuz da hemen avukatını arar ve kendisini neden aradığını sorar.Avukat;daha önceden Oğuz ve eşi Mediha’nın boşanmak için açmış olduğu davanın temyiz olduğu haberini vermek için aradığını söyler.
Oğuz odasına çekilip çalışmaya koyulduğu sırada Perran içeri girer ve konuşmaya başlarlar.Bu sohbet esnasında Perran kendisini tanıtmaya başlar.Babasını emekli öğretmen olduğunu fakat iki yıl önce öldüğünü,annesinin ise kendilerine bakmak için terzilik yaptığını söyler.Sonra Meteyle nasıl tanıştıklarını anlatır.Uzun bir sohbetten sonra akşam yemeğini yemek üzere aşağı kata inerler.Oğuz’un yemekte çok sevdiği bir arkadaşı vardır ve Oğuz onu herkese tanıtır.Fakat sonradan sofrada bir misafirin daha olduğu anlaşılır.Bu da Oğuz’un halası Tomris ALBATtır.Tomris ALBAT ünlü bir roman yazarıdır.Perran Tomris ALBATın tüm romanlerını okumuştur ve kendisine olan hayranlığını bir kez de yüz yüze dile getirme fırsatı bulur.Akşam yemeğinin konusu Oğuz ve Medihanın boşanma davasıdır.Tomris ALBAT hazır dava temyiz olmuşken;Oğuzdan,Medihayı aramasını ve eve dönmesini rica etmesini ister.Zor da olsa Oğuz bunu kabul eder.Ne Mete ne de Oğuz ALBATROS Perranın bu konuyu duymasını istememelerine rağmen hizmetçi İclal olayı Perrana anlatır.Sabah olayı artık öğrenmiş olan Perran bu konudan Oğuza bahseder.Oğuz bu konuyu yalanlar ve zor da olsa böyle birşeyin olmadığına Perranı inandırır.Kahvaltıdan sonra Oğuz ile Perran çiftliği gezmeye çıkarlar.Oğuz her yeri Perrana tanıtır hatta ormanı bile birlikte gezerler.Perranla Oğuz o günden sonra bütün günlerini birlikte geçirmeye başlarlar.Her gün gezip dolaşırlar,çok eğlenirler.İstanbula inip yemek yerler,müzikli yerlerde eğlenir ve akşamın bir vaktinde eve gelirler.
Günün birinde Oğuzun bazı işleri dolayısıyla İstanbula inmeleri gerekir.Ama önce Oğuzun yazısı temize çekilmelidir.Perran o işin kolay olduğunu,yarım saat içinde bitirebileceğini Oğuza iletir.Gerçekten Perran yarım saat içinde Oğuzun yazısını süratle yazar ve bitirir.Sonra yola çıkmak için hazırlanırlar ve yolculuk başlar.
Vardıklarında ilk önce basım evine giderler.Burada işleri bittikten sonra sıra öğle yemeğine gelir.Öğle yemeklerini de yedikten sonra Oğuz Perranı bir kuyumcuya götürür ve tek taşlı bir yüzük alarak kendisine hediye eder.Perran bunun üzerine hem şaşırır hem de çok sevinir.Sonra müzikli bir mekana gidip eğlenmeye başlarlar.Daha sonraki akşam yemeğinde alkolü fazla kaçırırlar ve eve dönemeyeceklerini anlarlar.Oğuz arabayı bir deniz kenarına çeker ve arabada sabahlarlar.
Sabah uyandıklarında ikisinin de başı çatlayacak derecede ağrıyordur.Eve dönemeyeceklerini ve en iyi seçimin Oğuzun halası Tomris ALBATın evine gitmek olacağına karar verirler.Eve vardıklarında Tomris çok şaşırır.Orada iyi bir uyku çekerler.Uyandıklarında da her şeyi Tomrise anlatırlar.
Günler böyle geçerken Oğuzun Ankarada bir işi çıkar.Bu şehirde bir iki gün kalmalıdır.Konuyu Perrana açınca Perran çok üzülür.Fakat Oğuz işlerini mümkün olduğunca çabuk bitireceğine dair söz verince Perran biraz olsun rahatlar.Oğuz Ankaraya gidince Perran tüm arkadaşlarını çiftliğe çağırır.Geçen günler zarfında çiftliğin altını üstüne getirirler.Oğuz çiftliğe telefon açtığında İclal Oğuza;Perranın arkadaşlarını eve çağırdığını,çiftliğin altını üstüne getirdiklerini,Japon balıklarının olduğu havuza girip hepsini öldürdüklerini,atların ahırına girip atları ürküttüklerini ve onları çatlayana kadar koşturduklarını anlatır.Oğuz şaşkınlıkla birlikte güler ve Perranın şimdi nerede olduğunu sorar.İclal de arkadaşlarını uğurlamak üzere gittiğini kendisine bildirir.Oğuz Ankaradan döndüğünde tamirat başlar ve Perran Oğuz ve İclalden özür dileyerek kendisini affetirmesini bilir.
Artık Metenin İstanbula dönme vakti gelmiştir.Mete profesyonel bir futbolcudur ve olan tüm bu olaylar esnasında yurt dışında bir turnuvada görev almıştır.Meteyi ineceği uçaktan karşılamak üzere gidecekler arasında Albatros ailesinin çok yakın bir dostu olan Sabir,Perran ve Oğuz vardır.Uçak piste indiğinde Perran büyük bir sevinç ve heyecanla hoplayıp zıplamaya başlar.Mete uçaktan indiğinde büyük bir hayran kitlesi kendisini karşılar ve imza almak için sıraya girer.Sonunda Mete rötarlı da olsa Perranlara ulaşır.O sırada karşıda Mediha da görünür.Mediha da aynı uçakla İstanbula dönmüştür.Hep birlikte eve gidilir ve büyük bir sevinç içinde akşam yemekleri yenir.Bu sırada Mediha devamlı iğneleyici sözler söyemekte ve tedirginlik yaratmaktadır.Bu yemek esnasında Mete-Perran evliliğini kutlamak üzere Ayazpaşadaki evde büyük bir yemekli parti vermek üzere karar alınmış.
Ertesi sabah Oğuz kalktığında herkes kahvaltısını bitirmiştir.Sadece Oğuz ve Perran kahvaltılarını yeni yapıyorlardır.Oğuz bir süre oğlu ve gelinini pencereden izler.Daha sonra Oğuzu fark eden Perran Oğuzu kahvaltıya davet eder.Oğuz da onlara katılır.Kahvaltı esnasında telefon çalar.Arayan Metenin arkadaşlarıdır.Daha önce alınan Uludağa tatile çıkma fikrini hayata geçirmek üzere aldıkları kararları bildirmek için aramışlardır.Perran bu tatile gitmeyi hiç istememesine rağmen gitmek zorunda olduğunun bilinciyle hareket eder.Zamanı gelince yola çıkarlar.Bu arada Mediha da Ayazpaşada yapılacak olan partinin hazırlıklarına başlar.
Mete on beş gün sonra tatilden yalnız döner.Oğuz büyük bir merakla Perranın nerede olduğunu sorar.Mete babasına Perranla aralarında geçenleri anlatır ve Perranın İstanbulda bir arkadaşında kaldığını söyler.Ayrıca babasından gidip onu almasını da ister.
Oğuz Perranın yanına gittiğinde olanları bir de ondan dinlemek ister.Perran aralarında geçen her şeyi anlatır.Oğuzun yeni bir takımla anlaştığını,gideceği yeni yerde bir metresinin olduğunu ve o kadının da hamile olduğunu öğrendiğini söyler.Bunun üzerine Oğuz Perranı yemeğe çıkarır.Orada moral depolarlar ve geç saate kadar eve dönmezler.Eve vardıklarında ise fark ettikleri ilk şey Metenin yokluğudur.Mediha Metenin yeni bir takımla anlaşmak üzere evden çıktığını söyler.
Parti günü artık gelmiş olmasına rağmen Mete hala ortalarda yoktur.Parti başlar.Bu parti esnasında Perranın annesi ilginç bir gelişme olarak eve gelir.Fakat Perranın kedisinin geldiğini bilmesini istemez.Anne Perrana tıpkı Oğuzun kendisine armağan ettiği gibi bir yüzük hediye eder.Bu hediyeyi Oğuzun Perrana vermesini fakat Perranın,yüzüğün annesinden geldiğini bilmemesini ister.Perran da Uludağ’da Oğuzun hediyesini kaybettiğiden,Oğuz Perrana bir yüzük daha aldığını söyler.Perran bu duruma çok sevinir.Partiden sonra Mediha Oğuzu bir odaya çeker ve artık ilişkinin devam etmesini istemediğini,bir avukat tutup kendisinden ayrılacağını ve Metenin yanına gideceğini söyler.Mediha Oğuzun yanına gider.
Bir süre sonra Mete ve Mediha gittikleri yerden dönerler.Mete,Perran,Oğuz ve Mediha oturup herşeyi konuşmaya başlarlar.Bu konuşma esnasında çıkan bir tartışma üzerine Metenin Perrana atmak istediği tokat,Oğuzun araya girmesiyle Oğuza gelir ve Oğuzun suratı şişer.Bu olaylar üzerine Mete ve Mediha,Oğuz ve Perranı terk edip giderler.Oğuz Perrana kendisini asla yalnız bırakmayacağını söyler ve yeniden eskiden yaşadıkları güzel günlere birlikte dönerler.
Yine bu güzel günlerin birinde Oğuz ve Perran atları alıp ormana doğru bir yarışa çıkarlar.Yarış pınarın başında biter.Yarışın galibi Perrandır.Orada atların üstünde dinlenirlerken bir patlama sesiyle birlikte Perran attan düşüp yerde kalır.Perran vurulmuştur.Oğuz hemen Perranı kucağına alıp yola doğru koşmaya başlar.Bir kamyoneti durdurur ve Perranı hastaneye yetiştirmeye çalışır.Kamyonetin şoförü Perranın öldüğünü,isterse çabalamamasını Oğuza söyler ama Oğuzun vazgeçmeye pek niyeti yoktur.Hastaneye vardıklarında aynı şeyleri doktordan duyan Oğuz tam anlamıyla yıkılır.Perranın cesedini çiftliğe,odasına götürtür ve o cesetle birlikte odada kalır.Odadan çıkmak istemez.Bu arada olayları duyan Mete de çok üzülmüştür.Odaya giden Tomris ve Mete,Oğuzu kollarından tutarak polis ve jandarmaya bilgi vermek üzere alt kata indirirler.Polis bilinen şeyler dışında daha fazla bigisi olup olmadığını sorar Oğuza.Oğuz polis ve jandarmanın bildiği şeyler dışında bir şey bilmediğini söyler.Daha sonraları biraz düşünen Mete çiftlikte kendilerinden başka sadece Sabit’in olduğunu hatırlar ve hemen Meteyle birlikte Sabitin evine gidilir.Burada çok büyük tartışmalardan sonra Sabit Perranı vurduğunu kabul eder.Bununla da kalmayan Sabit;Metenin babasının Oğuz değil kendisi olduğunu söyler.Bunu duyan Mete iyice çılgına döner.Oğuzla Mete çiftliğe dönmek üzere yola çıkarlar.Sabit te gereken cezayı alır.
Her şeyi tekrar konuşan Mete ve babası aralarına hiçbir gücün giremeyeceğine dair söz verirler.Mete babasına kendisinden başka kimseye baba diyemeyeceğini ve yarıda kalan eğitimini tamamlamayacağını söyler.
Daha sonra Oğuz Perranın cenazesinin aile kabristanına defnedilmesi talimatını verir ve dediği olur.Perranın yeri artık aile kabristanıdır.Oğuz bununla kalmayıp her gün gelinini ziyaret edeceğine dair kendi kendine söz verir.O günden sonra aile bir araya gelir.Tek eksik artık Perrandır.
3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Hayattaki zorluklar insanları nereye götürürse götürsün en büyük yıkım,aile içindeki ayrımlar ve küskünlükler sonucu gerçekleşecektir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:
Oğuz ALBATROS:Ünlü bir oyun yazarıdır.İşinde gayet başarılı;kime nerede ve nasıl davranacağını bilen bir kişidir.
Perran ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun gelini,Mete ALBATROSun eşidir.Perran gayet iyi niyetli,hoş,güzel,alımlı,eğlenmeyi seven,çılgın bir kadındır.Babası emekli öğretmenken vefat etmiştir.Annesi ise evin geiminin sağlamak üzere İzmirde terzilik yapmaktadır.
II.Dereceden kahramanlar:
Mete ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun oğludur.Profesyonel futbolcudur ve aynı zamanda öğrenimine devam etmektedir.
Mediha ALBATROS:Oğuz ALBATROSun eşidir.Kıskanç,yapmacık tavırlı bir bayandır.
III.Dereceden kahramanlar:
Tomris ALBAT:Oğuz ALBATROSun halasıdır.Ünlü bir roman yazarıdır.Oğuza doğru yolu görmesinde yardımı ve desteği olmuştur.İyi niyetli ve işinde başarılıdır.
Sabir CEYLAN:Albatros ailesinin çok yakın bir dostudur.Albatrosların çiftliğinde kalma sebebi karısıyla kavga etmesidir.Eğlenmeyi,özellikle içki içmeyi seven biridirAyrıca Metenin esas babasıdır.
İclal hanım:Albatrosların hizmetçisidir.Çerkez soyundan gelen biraz yaşlıca bir bayandır.
Halim efendi:Çiftliğin bahçe işleriyle,kümesle,ahırla,atlarla ve diğer hayvanların bakımıyla ilgilenen görevlidir.
İbrahim bey:Evin aşçısıdır.
Zülfiye
iğer işlere bakan hizmetçidir.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap son derece akıcı ve gerçek hayatta karşılaşılabilecek olayları anlatıyor.Okumaya başlandığında mola verilmesi bile zor olacak bir kitap.
KİTABI YAZARI : Kerime NADİR
YAYIN EVİ ADRESİ : İnkılap ve Aka Kitap Evleri Kollektif Şirketi
BASIM YILI : 1980
1. KİTABIN KONUSU :
Kitap sorumsuz bir evladın karısına karşı olan sorumluluklarını üstlenmek zorunda olan bir babanın hikayesini anlatmaktadır.
2. KiTABIN ÖZETİ :
26 Mart günü hikayenin ikinci dereceden kahramanlarından olan Mete’den babasına;evlendiği ve karısının kaldığı hotelden alınması gerektiği ve baba Oğuz ALBATROS’un bu işle ilgilenmesi istemiyle bir mektup gelir. Bu haber üzerine baba Oğuz ALBATROS oğlunun mektupta vermiş olduğu adresten yeni gelinini almak üzere yola çıkar.Bu sırada da ağır bir yağmur ona eşlik etmektedir.Oğuz hotele girer ve 216 numaralı odada kalan Perran ALBATROS’la görüşmek istediğini söyler..Orada bulunan görevli 216 numaralı odaya telefon açar fakat telefona cevap veren çıkmaz.Bunun üzerine görevli Oğuz’a telefona kimsenin çıkmadığını ama isterse bir görevlinin onu odaya götürebileceğini söyler.Oğuz’un kabul etmesi üzerine odaya birlikte çıkmaya başlarlar ve Oğuz oğlunun gönderdiği mektubu bir kez daha okumak üzere cebinden çıkarır ve yürürken aynı zamanda gelen mektubu da okur.Kapıya vardıklarında görevli memurla birlikte “rahatsız etmeyin” yazısını görürler.Oğuz bu yazıyı görünce resepsiyona iner ve kendine bir oda ayırtır.Fakat o gece tek başına olduğundan sıkılır ve bir bara gitmeye karar verir.Yoldaki barlardan birine girer,en tenha köşeye oturur ve garsondan viski-soda ister.Geldiği bu mekan oldukça kalabalık ve gürültülüdür.Oğuz viskisini içerken ortam iyice kalabalıklaşır ve gençler daha da hareketlenmeye başlar.Bir süre sonra Oğuz’un deyimiyle “İsa kılıklı bir adam” sahneye çıkar ve açık seçik şarkılar söylemeye başlar.Fakat bu adam bu şarkıyı yalnız başına söylemeyecektir.Az sonra sahneye çok güzel bir sarışın çıkar ve çok iyi striptiz numaraları yapmaya başlar.Oğuz burada bir süre daha oturur ve hoteline geri döner.
[COLOR=gray] Oğuz ALBATROS ertesi sabah erkenden kalkar ve hemen 216 numaralı odayı bağlamaları için resepsiyona talimat verir.Biraz sonra telefona peltek konuşmalı bir kız çıkar ve yarım saat sonra hotelin lobisinde buluşmak üzere sözleşirler.Oğuz bu söz üzerine hemen hazırlanıp lobiye iner fakat Perran biraz gecikmiştir.Perran geldiğinde ise Oğuz şaşkınlığını gizleyemez.O esnada Perran da aynı durumdadır.Çünkü Oğuz’un gelini Perran dün akşam Oğuz’un barda gördüğü ve izlediği kızın ta kendisidir.Aradaki tek fark kızın saçlarının siyah olmasıdır.Kız o gece sahneye perukla çıkmıştır.
Oğuz ve Perran tanışma faslından sonra Oğuzların çiftliğine gitmek üzere yola çıkarlar.Oğuz Perrana çok kızgındır ve yol boyunca sadece Perran tarafından sorulan sorulara cevap verir.Perran konuşmadığı sürece Oğuz da ağzını açıp bir tek kelime bile etmez.
Sonunda çiftliğe ulaşırlar.Bütün herkes kapıda Oğuz ve Perranı gayet iyi bir şekilde karşılar.Biraz sonra evin hizmetçisi İclal Hanım Oğuz’a avukatının kendisini aradığını iletir.Bunun üzerine Oğuz da hemen avukatını arar ve kendisini neden aradığını sorar.Avukat;daha önceden Oğuz ve eşi Mediha’nın boşanmak için açmış olduğu davanın temyiz olduğu haberini vermek için aradığını söyler.
Oğuz odasına çekilip çalışmaya koyulduğu sırada Perran içeri girer ve konuşmaya başlarlar.Bu sohbet esnasında Perran kendisini tanıtmaya başlar.Babasını emekli öğretmen olduğunu fakat iki yıl önce öldüğünü,annesinin ise kendilerine bakmak için terzilik yaptığını söyler.Sonra Meteyle nasıl tanıştıklarını anlatır.Uzun bir sohbetten sonra akşam yemeğini yemek üzere aşağı kata inerler.Oğuz’un yemekte çok sevdiği bir arkadaşı vardır ve Oğuz onu herkese tanıtır.Fakat sonradan sofrada bir misafirin daha olduğu anlaşılır.Bu da Oğuz’un halası Tomris ALBATtır.Tomris ALBAT ünlü bir roman yazarıdır.Perran Tomris ALBATın tüm romanlerını okumuştur ve kendisine olan hayranlığını bir kez de yüz yüze dile getirme fırsatı bulur.Akşam yemeğinin konusu Oğuz ve Medihanın boşanma davasıdır.Tomris ALBAT hazır dava temyiz olmuşken;Oğuzdan,Medihayı aramasını ve eve dönmesini rica etmesini ister.Zor da olsa Oğuz bunu kabul eder.Ne Mete ne de Oğuz ALBATROS Perranın bu konuyu duymasını istememelerine rağmen hizmetçi İclal olayı Perrana anlatır.Sabah olayı artık öğrenmiş olan Perran bu konudan Oğuza bahseder.Oğuz bu konuyu yalanlar ve zor da olsa böyle birşeyin olmadığına Perranı inandırır.Kahvaltıdan sonra Oğuz ile Perran çiftliği gezmeye çıkarlar.Oğuz her yeri Perrana tanıtır hatta ormanı bile birlikte gezerler.Perranla Oğuz o günden sonra bütün günlerini birlikte geçirmeye başlarlar.Her gün gezip dolaşırlar,çok eğlenirler.İstanbula inip yemek yerler,müzikli yerlerde eğlenir ve akşamın bir vaktinde eve gelirler.
Günün birinde Oğuzun bazı işleri dolayısıyla İstanbula inmeleri gerekir.Ama önce Oğuzun yazısı temize çekilmelidir.Perran o işin kolay olduğunu,yarım saat içinde bitirebileceğini Oğuza iletir.Gerçekten Perran yarım saat içinde Oğuzun yazısını süratle yazar ve bitirir.Sonra yola çıkmak için hazırlanırlar ve yolculuk başlar.
Vardıklarında ilk önce basım evine giderler.Burada işleri bittikten sonra sıra öğle yemeğine gelir.Öğle yemeklerini de yedikten sonra Oğuz Perranı bir kuyumcuya götürür ve tek taşlı bir yüzük alarak kendisine hediye eder.Perran bunun üzerine hem şaşırır hem de çok sevinir.Sonra müzikli bir mekana gidip eğlenmeye başlarlar.Daha sonraki akşam yemeğinde alkolü fazla kaçırırlar ve eve dönemeyeceklerini anlarlar.Oğuz arabayı bir deniz kenarına çeker ve arabada sabahlarlar.
Sabah uyandıklarında ikisinin de başı çatlayacak derecede ağrıyordur.Eve dönemeyeceklerini ve en iyi seçimin Oğuzun halası Tomris ALBATın evine gitmek olacağına karar verirler.Eve vardıklarında Tomris çok şaşırır.Orada iyi bir uyku çekerler.Uyandıklarında da her şeyi Tomrise anlatırlar.
Günler böyle geçerken Oğuzun Ankarada bir işi çıkar.Bu şehirde bir iki gün kalmalıdır.Konuyu Perrana açınca Perran çok üzülür.Fakat Oğuz işlerini mümkün olduğunca çabuk bitireceğine dair söz verince Perran biraz olsun rahatlar.Oğuz Ankaraya gidince Perran tüm arkadaşlarını çiftliğe çağırır.Geçen günler zarfında çiftliğin altını üstüne getirirler.Oğuz çiftliğe telefon açtığında İclal Oğuza;Perranın arkadaşlarını eve çağırdığını,çiftliğin altını üstüne getirdiklerini,Japon balıklarının olduğu havuza girip hepsini öldürdüklerini,atların ahırına girip atları ürküttüklerini ve onları çatlayana kadar koşturduklarını anlatır.Oğuz şaşkınlıkla birlikte güler ve Perranın şimdi nerede olduğunu sorar.İclal de arkadaşlarını uğurlamak üzere gittiğini kendisine bildirir.Oğuz Ankaradan döndüğünde tamirat başlar ve Perran Oğuz ve İclalden özür dileyerek kendisini affetirmesini bilir.
Artık Metenin İstanbula dönme vakti gelmiştir.Mete profesyonel bir futbolcudur ve olan tüm bu olaylar esnasında yurt dışında bir turnuvada görev almıştır.Meteyi ineceği uçaktan karşılamak üzere gidecekler arasında Albatros ailesinin çok yakın bir dostu olan Sabir,Perran ve Oğuz vardır.Uçak piste indiğinde Perran büyük bir sevinç ve heyecanla hoplayıp zıplamaya başlar.Mete uçaktan indiğinde büyük bir hayran kitlesi kendisini karşılar ve imza almak için sıraya girer.Sonunda Mete rötarlı da olsa Perranlara ulaşır.O sırada karşıda Mediha da görünür.Mediha da aynı uçakla İstanbula dönmüştür.Hep birlikte eve gidilir ve büyük bir sevinç içinde akşam yemekleri yenir.Bu sırada Mediha devamlı iğneleyici sözler söyemekte ve tedirginlik yaratmaktadır.Bu yemek esnasında Mete-Perran evliliğini kutlamak üzere Ayazpaşadaki evde büyük bir yemekli parti vermek üzere karar alınmış.
Ertesi sabah Oğuz kalktığında herkes kahvaltısını bitirmiştir.Sadece Oğuz ve Perran kahvaltılarını yeni yapıyorlardır.Oğuz bir süre oğlu ve gelinini pencereden izler.Daha sonra Oğuzu fark eden Perran Oğuzu kahvaltıya davet eder.Oğuz da onlara katılır.Kahvaltı esnasında telefon çalar.Arayan Metenin arkadaşlarıdır.Daha önce alınan Uludağa tatile çıkma fikrini hayata geçirmek üzere aldıkları kararları bildirmek için aramışlardır.Perran bu tatile gitmeyi hiç istememesine rağmen gitmek zorunda olduğunun bilinciyle hareket eder.Zamanı gelince yola çıkarlar.Bu arada Mediha da Ayazpaşada yapılacak olan partinin hazırlıklarına başlar.
Mete on beş gün sonra tatilden yalnız döner.Oğuz büyük bir merakla Perranın nerede olduğunu sorar.Mete babasına Perranla aralarında geçenleri anlatır ve Perranın İstanbulda bir arkadaşında kaldığını söyler.Ayrıca babasından gidip onu almasını da ister.
Oğuz Perranın yanına gittiğinde olanları bir de ondan dinlemek ister.Perran aralarında geçen her şeyi anlatır.Oğuzun yeni bir takımla anlaştığını,gideceği yeni yerde bir metresinin olduğunu ve o kadının da hamile olduğunu öğrendiğini söyler.Bunun üzerine Oğuz Perranı yemeğe çıkarır.Orada moral depolarlar ve geç saate kadar eve dönmezler.Eve vardıklarında ise fark ettikleri ilk şey Metenin yokluğudur.Mediha Metenin yeni bir takımla anlaşmak üzere evden çıktığını söyler.
Parti günü artık gelmiş olmasına rağmen Mete hala ortalarda yoktur.Parti başlar.Bu parti esnasında Perranın annesi ilginç bir gelişme olarak eve gelir.Fakat Perranın kedisinin geldiğini bilmesini istemez.Anne Perrana tıpkı Oğuzun kendisine armağan ettiği gibi bir yüzük hediye eder.Bu hediyeyi Oğuzun Perrana vermesini fakat Perranın,yüzüğün annesinden geldiğini bilmemesini ister.Perran da Uludağ’da Oğuzun hediyesini kaybettiğiden,Oğuz Perrana bir yüzük daha aldığını söyler.Perran bu duruma çok sevinir.Partiden sonra Mediha Oğuzu bir odaya çeker ve artık ilişkinin devam etmesini istemediğini,bir avukat tutup kendisinden ayrılacağını ve Metenin yanına gideceğini söyler.Mediha Oğuzun yanına gider.
Bir süre sonra Mete ve Mediha gittikleri yerden dönerler.Mete,Perran,Oğuz ve Mediha oturup herşeyi konuşmaya başlarlar.Bu konuşma esnasında çıkan bir tartışma üzerine Metenin Perrana atmak istediği tokat,Oğuzun araya girmesiyle Oğuza gelir ve Oğuzun suratı şişer.Bu olaylar üzerine Mete ve Mediha,Oğuz ve Perranı terk edip giderler.Oğuz Perrana kendisini asla yalnız bırakmayacağını söyler ve yeniden eskiden yaşadıkları güzel günlere birlikte dönerler.
Yine bu güzel günlerin birinde Oğuz ve Perran atları alıp ormana doğru bir yarışa çıkarlar.Yarış pınarın başında biter.Yarışın galibi Perrandır.Orada atların üstünde dinlenirlerken bir patlama sesiyle birlikte Perran attan düşüp yerde kalır.Perran vurulmuştur.Oğuz hemen Perranı kucağına alıp yola doğru koşmaya başlar.Bir kamyoneti durdurur ve Perranı hastaneye yetiştirmeye çalışır.Kamyonetin şoförü Perranın öldüğünü,isterse çabalamamasını Oğuza söyler ama Oğuzun vazgeçmeye pek niyeti yoktur.Hastaneye vardıklarında aynı şeyleri doktordan duyan Oğuz tam anlamıyla yıkılır.Perranın cesedini çiftliğe,odasına götürtür ve o cesetle birlikte odada kalır.Odadan çıkmak istemez.Bu arada olayları duyan Mete de çok üzülmüştür.Odaya giden Tomris ve Mete,Oğuzu kollarından tutarak polis ve jandarmaya bilgi vermek üzere alt kata indirirler.Polis bilinen şeyler dışında daha fazla bigisi olup olmadığını sorar Oğuza.Oğuz polis ve jandarmanın bildiği şeyler dışında bir şey bilmediğini söyler.Daha sonraları biraz düşünen Mete çiftlikte kendilerinden başka sadece Sabit’in olduğunu hatırlar ve hemen Meteyle birlikte Sabitin evine gidilir.Burada çok büyük tartışmalardan sonra Sabit Perranı vurduğunu kabul eder.Bununla da kalmayan Sabit;Metenin babasının Oğuz değil kendisi olduğunu söyler.Bunu duyan Mete iyice çılgına döner.Oğuzla Mete çiftliğe dönmek üzere yola çıkarlar.Sabit te gereken cezayı alır.
Her şeyi tekrar konuşan Mete ve babası aralarına hiçbir gücün giremeyeceğine dair söz verirler.Mete babasına kendisinden başka kimseye baba diyemeyeceğini ve yarıda kalan eğitimini tamamlamayacağını söyler.
Daha sonra Oğuz Perranın cenazesinin aile kabristanına defnedilmesi talimatını verir ve dediği olur.Perranın yeri artık aile kabristanıdır.Oğuz bununla kalmayıp her gün gelinini ziyaret edeceğine dair kendi kendine söz verir.O günden sonra aile bir araya gelir.Tek eksik artık Perrandır.
3. KİTABIN ANAFİKRİ :
Hayattaki zorluklar insanları nereye götürürse götürsün en büyük yıkım,aile içindeki ayrımlar ve küskünlükler sonucu gerçekleşecektir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
I.Dereceden kahramanlar:
Oğuz ALBATROS:Ünlü bir oyun yazarıdır.İşinde gayet başarılı;kime nerede ve nasıl davranacağını bilen bir kişidir.
Perran ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun gelini,Mete ALBATROSun eşidir.Perran gayet iyi niyetli,hoş,güzel,alımlı,eğlenmeyi seven,çılgın bir kadındır.Babası emekli öğretmenken vefat etmiştir.Annesi ise evin geiminin sağlamak üzere İzmirde terzilik yapmaktadır.
II.Dereceden kahramanlar:
Mete ALBATROS:Oğuz-Mediha ALBATROSun oğludur.Profesyonel futbolcudur ve aynı zamanda öğrenimine devam etmektedir.
Mediha ALBATROS:Oğuz ALBATROSun eşidir.Kıskanç,yapmacık tavırlı bir bayandır.
III.Dereceden kahramanlar:
Tomris ALBAT:Oğuz ALBATROSun halasıdır.Ünlü bir roman yazarıdır.Oğuza doğru yolu görmesinde yardımı ve desteği olmuştur.İyi niyetli ve işinde başarılıdır.
Sabir CEYLAN:Albatros ailesinin çok yakın bir dostudur.Albatrosların çiftliğinde kalma sebebi karısıyla kavga etmesidir.Eğlenmeyi,özellikle içki içmeyi seven biridirAyrıca Metenin esas babasıdır.
İclal hanım:Albatrosların hizmetçisidir.Çerkez soyundan gelen biraz yaşlıca bir bayandır.
Halim efendi:Çiftliğin bahçe işleriyle,kümesle,ahırla,atlarla ve diğer hayvanların bakımıyla ilgilenen görevlidir.
İbrahim bey:Evin aşçısıdır.
Zülfiye
iğer işlere bakan hizmetçidir. 5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap son derece akıcı ve gerçek hayatta karşılaşılabilecek olayları anlatıyor.Okumaya başlandığında mola verilmesi bile zor olacak bir kitap.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Çölde Bir İstanbul Kızı
KİTABIN YAZARI
Esat Mahmut Karakurt
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İnkilâp Yayın Evi –Ankara Cad.No.95- İSTANBUL
BASIM YILI
1980
1.KİTABIN KONUSU :
Kitabın konusunu Sermin adlı bir paşa kızının Fikret adında çöl çetesi liderine olan öfkesinin nasıl bir ölümsüz aşka dönüştüğünü ve çölde araların da geçen olayları konu alıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Romanın kahramanı Sermin hanım henüz yirmidört yaşındadır.Uzun kirpiklerinin çevrelediği koyu kestane renkli gözleri ve gözlerinin rengine benzeyen saçları,bilhassa şöhret almıştır.Uzun ve mütenasip bir boy …Ve iddia edilebilir ki,daha hiç kimseyi sevmemiştir.Gençler Sermin hanıma (yabani gül) namını takmışlardır.Fakat bu genç kadın kendisini çılıdırasıya seven Yüzbaşı Afif beyle nişanlıdır.Afif bey yakışıklı bir delikanlı olup Sermin’in babası Nazım Paşanın sağ koludur.
Romanın geçtiği sahra çölüne gelmelerinin nedeni ise Nazım Paşanın görev icabı Şam Valisi Abdullah Paşanın kerimesi Fahrünnisa Hanım’ın bir çöl çetesi tarafından kaçırılması ve kaç gündür hiçbir haberin alınamaması.Gazetelerin verdiği habere göre ise çöl çetesi tarafından öldürülmüş olması.
Bu çöl çetesinin reisi ise Fikret adında iri cüsseli,yakışıklı ve parlak gözlü bir kimsedir.Bu çete kaçırdığı kızları,namusları pek feci bir tarzda kirletildikten sonra büyük bir para mukabilinde tekrar iade etmek usulünü kabul etmiş bulunmaktadır.
Sermin hanım paşa babasının yanında gelerek öç almak ister.Fakat pekde umduğu ortamı bulamaz. Çünkü o küçüklükten beri erkek gibi büyümüş ve erkeksi tavırları ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Bir ordu ile birlikte yirmiüç gündür çöldedirler ama hiçbir ize rastlamamışlardır.Sermin bir çadırın içinde kalmaktan sıkılmıştır artık.Ve babasına bu konuyu açmıştır.Bu sırada askerlerden biri paşaya çölde bir meyhanenin olduğunu ve geceleri eğlencenin devam ettiğini söylemiştir.Serminin ısrarı üzerine babası ona bir geceliğine izin verir.Ama yanında nişanlısı Afif bey ve bir dizi askerlerle gönderir.O gece meyhaneye giderler.Meyhanede Afif bey çok içmiş ve ayakta zor duruma gelmiştir.Eğlence devam ederken içeriye ansızın büyük bir gürültü ile Fikret ve çetesi dalmıştır.Tabii ki Sermin Fikreti tanımıyordur.İkiside birbirlerine dikkatlice bakarlar.
Fikretin adamları her zaman ki gibi eğlencenin dozunu kaçırmışlardır.Sermin buna daha fazla dayanamaz ve sinirlenerek Fikret ve adamlarına bağırır.Tabii bu arada Afif bey de iyice sarhoş olmuş ve dengesizce hareket eder hale gelmiştir.Adamlardan biri direk Sermine saldırmaya kalkar tam bu sırada Fikret bağırarak adamını geri çeker ve Sermini korumuş olur.Fikret ilk defa bir kadını koruyordur.bu olaydan sonra Sermin gururuna yediremez ve yüzü kızarmış bir [FONT=Symbol][FONT=Symbol]j[FONT=Symbol]j şekilde meyhaneyi terkederler.
O gece boyunca Sermin Fikret’in gözlerini ve aralarında geçen olayları asla unutmaz.Gece babasını uyandırarak olayı ve öç almak istediğini anlatır.Babası yine kızını kıramaz ve bu sefer koca bir ordu ile başlarına Yüzbaşı Afif beyi vererek çöle gönderir.Birkaç gece meyhanede gelmelerini beklerler.Geceleri Sermin meyhane sahibi amca sohbet ederler.Ve Fikretin babasınında aradığı adam olduğuna karar verir.Sermin şimdi daha sinirli ve öç alma isteği daha da artmıştır.Her gece ordu meyhaneyi çevirir ve beklerler.Beklenen an gelmiştir.Fikret ve çetesi beşinci gece meyhaneyi basmışlardır.Çetin ve uzun süreli bir muharebeden sonra çete Sermini esir almıştır.Orduda büyük zahiyatlar vardır.Afif bey ise kurtulmuştur.
Sermin şimdi o vahşi arapların elindedir.Çetenin kurallarına göre sermin kura çekilişinden kim çıkarsa o geceyi onunla geçirecektir.Fikret aslında Serminin böyle bir duruma mahruz kalmasını istemiyordur. Fakat çete kurallarını çete lideri bile değiştiremezdir.Sermin bu kararı kabul etmez.Onu dinlemezler bile.ve çekilşiten Gaffar adında vahşi bir arap erkeği çıkmıştır.Sermini kucaklayarak onu odaya götürür.Saldırmaya başlamıştır.Fakat Sermin öyle kolay kolay teslim olmamıştır.Ve bir müdahale ile onu tabancasıyla öldürür.Tabanca sesini duyan araplar odaya girer ve Sermin döve döve odadan çıkartırlar.Sermin’in Gaffarı öldürmesinin cezası idamdır.İdamıda Fikret yapacaktır.Fikret ilk başta istememiştir.Ama çete kurallarına göre idamı çete liderinin yapması gerekir.
Çete İhtiyar heyetinin tam kararı Sermin’in sabah güneş doğuncaya kadar Fikret tarafından öldürülmüş olmasıdır.
Fikret istemeyerek bunu kabul eder.Ve odaya götürür. Sermin aslında Fikretin iyi birisi olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamıştır.Sabaha kadar sohbet ederler ve artık iyice birbirlerinden hoşlandıklarına karar verirler.Sabah olunca kapıya araplar gelmiştit.Sermin’in cesedini isterler.Fikret artık hayatına yeni bir yön vermek ister ve Sermini aldığı gibi pencereden kaçarlar.Sermini babasına teslim eder ama kendiside polisler tarafından tutuklanır.Fikret’i çok istemesine rağmen Sermin ve babasıda kurtaramaz.Mahkemeden karar çıkmıştır bile.O artık idamlık bir mahkumdur.İdam olamadan son gece Sermin Fikretle görüşür.Birbirlerine duygularını açarlar ve sevdiklerini söylerler.İdam vakti gelmiştir.Vedalaşırlar ve Sermin’in gözyaşları içinde Fikreti asarlar.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitapta ,sevginin sonsuz olduğunda ve umulmadık anlarda zıt şahsiyetlerin bile birbirlerini sevebileceğini ve hiç bir zaman insanlara önyargıyla yaklaşmanın iyi olmadığı savunulmuştur.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
SERMİN:Yirmidört yaşında güzel,cesaretli,erkeksi tavırlara sahip,gururlu,biraz şımarık,gayet güzel tenis oynayan,ata binen,sinirli ve yaşamaktan zevk alan birisidir.
FİKRET:Çete lideri,hayatta kadınlardan nefret eden,yalnızca bir kadını seven,iri cüsseli,yakışıklı,parlak ve büyük gözlü ayrıca idamı hak eden bir mahkumdur.
AFİF:Paşanın sağ kolu,yakışıklı,Sermini deliler gibi seven ama kadınlara karşı zayıfı olan bir erkek ayrıca iyi bir komutan.
NAZIM PAŞA:Kızını çok seven bir baba ,bunun yanında tecribeli bir yönetici.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap bir aşk romanı oldukça sürükleyici.Farklı tarzda kişilerin biraraya gelebileceğini öne sürüyor.Dili sade ve anlaşılır.Yazar herkesin anlayacağı türden üslup kullanmıştır.Aşk romanlarını sevenler için okunması gereken bir ktap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul da doğdu(1902-1977).Şura-yı Devlet üyelerinden Urfalı Mahmut Nedim’in oğlu.Kadıköy Suıltanisini,Diş Hekimliği Okulunu (1924).İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi (1930). Avukatlığının yanısıra Galatasaray Lisesinde de edebiyat okuttu.Urfa’dan milletvekili (1954-1960) ve senatör seçildi (1961-1966).
Mütareke yıllarında Tercümanı Hakikat gazetesi muhabiri olarak yazı yaşamına giren Karakurt meraklı konuları,polisiye olayları işileyen röportajlar yayınladı,küçük öyküler yazdı.Asıl olaya dayalı aşk ve serümen romalarıyla ünlendi.Geniş okuyucu topluluklarına ulaşan romanlarının çoğu filme alındı.
Eserleri:
Vahşi Bir Kız Sevdim (1926) Son Gece ( 1938)
Çölde Bir İstanbul Kızı (1926) Kadın Severse (1939)
Dağları Bekleyen Kız (1934) İlk ve Son (1940)
Allahaısmarladık (1936) Kocamı Aldatacağım (1940)
Ölünceye Kadar (1937) Sokaktan Gelen Kadın (1945)
Kadın isterse (1960) Bir Kadın Kayboldu ( 1948)
Çölde Bir İstanbul Kızı
KİTABIN YAZARI
Esat Mahmut Karakurt
YAYIN EVİ VE ADRESİ
İnkilâp Yayın Evi –Ankara Cad.No.95- İSTANBUL
BASIM YILI
1980
1.KİTABIN KONUSU :
Kitabın konusunu Sermin adlı bir paşa kızının Fikret adında çöl çetesi liderine olan öfkesinin nasıl bir ölümsüz aşka dönüştüğünü ve çölde araların da geçen olayları konu alıyor.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Romanın kahramanı Sermin hanım henüz yirmidört yaşındadır.Uzun kirpiklerinin çevrelediği koyu kestane renkli gözleri ve gözlerinin rengine benzeyen saçları,bilhassa şöhret almıştır.Uzun ve mütenasip bir boy …Ve iddia edilebilir ki,daha hiç kimseyi sevmemiştir.Gençler Sermin hanıma (yabani gül) namını takmışlardır.Fakat bu genç kadın kendisini çılıdırasıya seven Yüzbaşı Afif beyle nişanlıdır.Afif bey yakışıklı bir delikanlı olup Sermin’in babası Nazım Paşanın sağ koludur.
Romanın geçtiği sahra çölüne gelmelerinin nedeni ise Nazım Paşanın görev icabı Şam Valisi Abdullah Paşanın kerimesi Fahrünnisa Hanım’ın bir çöl çetesi tarafından kaçırılması ve kaç gündür hiçbir haberin alınamaması.Gazetelerin verdiği habere göre ise çöl çetesi tarafından öldürülmüş olması.
Bu çöl çetesinin reisi ise Fikret adında iri cüsseli,yakışıklı ve parlak gözlü bir kimsedir.Bu çete kaçırdığı kızları,namusları pek feci bir tarzda kirletildikten sonra büyük bir para mukabilinde tekrar iade etmek usulünü kabul etmiş bulunmaktadır.
Sermin hanım paşa babasının yanında gelerek öç almak ister.Fakat pekde umduğu ortamı bulamaz. Çünkü o küçüklükten beri erkek gibi büyümüş ve erkeksi tavırları ile dikkatleri üzerine çekmiştir.Bir ordu ile birlikte yirmiüç gündür çöldedirler ama hiçbir ize rastlamamışlardır.Sermin bir çadırın içinde kalmaktan sıkılmıştır artık.Ve babasına bu konuyu açmıştır.Bu sırada askerlerden biri paşaya çölde bir meyhanenin olduğunu ve geceleri eğlencenin devam ettiğini söylemiştir.Serminin ısrarı üzerine babası ona bir geceliğine izin verir.Ama yanında nişanlısı Afif bey ve bir dizi askerlerle gönderir.O gece meyhaneye giderler.Meyhanede Afif bey çok içmiş ve ayakta zor duruma gelmiştir.Eğlence devam ederken içeriye ansızın büyük bir gürültü ile Fikret ve çetesi dalmıştır.Tabii ki Sermin Fikreti tanımıyordur.İkiside birbirlerine dikkatlice bakarlar.
Fikretin adamları her zaman ki gibi eğlencenin dozunu kaçırmışlardır.Sermin buna daha fazla dayanamaz ve sinirlenerek Fikret ve adamlarına bağırır.Tabii bu arada Afif bey de iyice sarhoş olmuş ve dengesizce hareket eder hale gelmiştir.Adamlardan biri direk Sermine saldırmaya kalkar tam bu sırada Fikret bağırarak adamını geri çeker ve Sermini korumuş olur.Fikret ilk defa bir kadını koruyordur.bu olaydan sonra Sermin gururuna yediremez ve yüzü kızarmış bir [FONT=Symbol][FONT=Symbol]j[FONT=Symbol]j şekilde meyhaneyi terkederler.
O gece boyunca Sermin Fikret’in gözlerini ve aralarında geçen olayları asla unutmaz.Gece babasını uyandırarak olayı ve öç almak istediğini anlatır.Babası yine kızını kıramaz ve bu sefer koca bir ordu ile başlarına Yüzbaşı Afif beyi vererek çöle gönderir.Birkaç gece meyhanede gelmelerini beklerler.Geceleri Sermin meyhane sahibi amca sohbet ederler.Ve Fikretin babasınında aradığı adam olduğuna karar verir.Sermin şimdi daha sinirli ve öç alma isteği daha da artmıştır.Her gece ordu meyhaneyi çevirir ve beklerler.Beklenen an gelmiştir.Fikret ve çetesi beşinci gece meyhaneyi basmışlardır.Çetin ve uzun süreli bir muharebeden sonra çete Sermini esir almıştır.Orduda büyük zahiyatlar vardır.Afif bey ise kurtulmuştur.
Sermin şimdi o vahşi arapların elindedir.Çetenin kurallarına göre sermin kura çekilişinden kim çıkarsa o geceyi onunla geçirecektir.Fikret aslında Serminin böyle bir duruma mahruz kalmasını istemiyordur. Fakat çete kurallarını çete lideri bile değiştiremezdir.Sermin bu kararı kabul etmez.Onu dinlemezler bile.ve çekilşiten Gaffar adında vahşi bir arap erkeği çıkmıştır.Sermini kucaklayarak onu odaya götürür.Saldırmaya başlamıştır.Fakat Sermin öyle kolay kolay teslim olmamıştır.Ve bir müdahale ile onu tabancasıyla öldürür.Tabanca sesini duyan araplar odaya girer ve Sermin döve döve odadan çıkartırlar.Sermin’in Gaffarı öldürmesinin cezası idamdır.İdamıda Fikret yapacaktır.Fikret ilk başta istememiştir.Ama çete kurallarına göre idamı çete liderinin yapması gerekir.
Çete İhtiyar heyetinin tam kararı Sermin’in sabah güneş doğuncaya kadar Fikret tarafından öldürülmüş olmasıdır.
Fikret istemeyerek bunu kabul eder.Ve odaya götürür. Sermin aslında Fikretin iyi birisi olduğuna yavaş yavaş inanmaya başlamıştır.Sabaha kadar sohbet ederler ve artık iyice birbirlerinden hoşlandıklarına karar verirler.Sabah olunca kapıya araplar gelmiştit.Sermin’in cesedini isterler.Fikret artık hayatına yeni bir yön vermek ister ve Sermini aldığı gibi pencereden kaçarlar.Sermini babasına teslim eder ama kendiside polisler tarafından tutuklanır.Fikret’i çok istemesine rağmen Sermin ve babasıda kurtaramaz.Mahkemeden karar çıkmıştır bile.O artık idamlık bir mahkumdur.İdam olamadan son gece Sermin Fikretle görüşür.Birbirlerine duygularını açarlar ve sevdiklerini söylerler.İdam vakti gelmiştir.Vedalaşırlar ve Sermin’in gözyaşları içinde Fikreti asarlar.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitapta ,sevginin sonsuz olduğunda ve umulmadık anlarda zıt şahsiyetlerin bile birbirlerini sevebileceğini ve hiç bir zaman insanlara önyargıyla yaklaşmanın iyi olmadığı savunulmuştur.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
SERMİN:Yirmidört yaşında güzel,cesaretli,erkeksi tavırlara sahip,gururlu,biraz şımarık,gayet güzel tenis oynayan,ata binen,sinirli ve yaşamaktan zevk alan birisidir.
FİKRET:Çete lideri,hayatta kadınlardan nefret eden,yalnızca bir kadını seven,iri cüsseli,yakışıklı,parlak ve büyük gözlü ayrıca idamı hak eden bir mahkumdur.
AFİF:Paşanın sağ kolu,yakışıklı,Sermini deliler gibi seven ama kadınlara karşı zayıfı olan bir erkek ayrıca iyi bir komutan.
NAZIM PAŞA:Kızını çok seven bir baba ,bunun yanında tecribeli bir yönetici.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap bir aşk romanı oldukça sürükleyici.Farklı tarzda kişilerin biraraya gelebileceğini öne sürüyor.Dili sade ve anlaşılır.Yazar herkesin anlayacağı türden üslup kullanmıştır.Aşk romanlarını sevenler için okunması gereken bir ktap.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
İstanbul da doğdu(1902-1977).Şura-yı Devlet üyelerinden Urfalı Mahmut Nedim’in oğlu.Kadıköy Suıltanisini,Diş Hekimliği Okulunu (1924).İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi (1930). Avukatlığının yanısıra Galatasaray Lisesinde de edebiyat okuttu.Urfa’dan milletvekili (1954-1960) ve senatör seçildi (1961-1966).
Mütareke yıllarında Tercümanı Hakikat gazetesi muhabiri olarak yazı yaşamına giren Karakurt meraklı konuları,polisiye olayları işileyen röportajlar yayınladı,küçük öyküler yazdı.Asıl olaya dayalı aşk ve serümen romalarıyla ünlendi.Geniş okuyucu topluluklarına ulaşan romanlarının çoğu filme alındı.
Eserleri:
Vahşi Bir Kız Sevdim (1926) Son Gece ( 1938)
Çölde Bir İstanbul Kızı (1926) Kadın Severse (1939)
Dağları Bekleyen Kız (1934) İlk ve Son (1940)
Allahaısmarladık (1936) Kocamı Aldatacağım (1940)
Ölünceye Kadar (1937) Sokaktan Gelen Kadın (1945)
Kadın isterse (1960) Bir Kadın Kayboldu ( 1948)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Ümit Dünyası
KİTABIN YAZARI
Sevket RADO
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Işık Yayın Evi –Cihangir Emanetçi Sok 1/2 İSTANBUL
BASIM YILI
1980
1.KİTABIN KONUSU :
İnsanın yaşaması için gerekli olan yaşam kaynaklarından ve hayatı sevmeyi,çalışmayı,iyiliğe ve doğruluğa değer vermeyi üstün tutan konuşmaları içeriyor.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Ümit hayatta vardığınız değil varacağınızı sandığınız en uzak hedeftir.Ona belki de,çoğu zaman varamazsınız.Ama ümit sizi durmadan o hedefe doğru çeker.Hep onun peşinde gidersiniz.Yorulmazsınız ,çünkü çekiciliği size hayatı sevdirir.Gözünüzde silindiği,onu kaybettiğinizi sandığınız anlar,hayatınızın en karanlık anlarıdır.
İnsan hayatının bir döneminde mevkiini kaybedebilir.Mevkii kaybetmek de önemli bir şey değildir.İnsan eğer bir mevkie zorla,iltimasla,kayırma yoluyla oturmamış da hak ederek oturmuşsa hiç bir şey onu yükselmekten alıkoyamaz.
Bu geçici dünyada misafir olarak kaldığımız müddetçe kaybetmemeniz gereken,hep saklamamız,ruhumuzun bir köşesinde kendisine ufacık da olsa her zaman bir yer ayırmamız gereken tek şey ümittir.Onu kaybettin mi paranın da,mevkiin de sağlığın da yerine gelmesine imkan yoktur.Hattâ ümidini kaybeden insanın artık hayatını korumasının pek değerli bir manası kalmamıştır.
Şair “ümmid iledir cihanda her şey “ derken yaşamanın manasını anlatmak istemiştir.
Peki ama nedir bu ümit ?
Bir atarabası için at ne ise,bir motor için benzin ne ise,insan için de ümit odur.Arabayı nasıl at çekiyorsa insanı da ümit götürür.Benzin nasıl moturun enerji kaynağı ise insan için de ümit yaşam kaynağıdır.
Filiz ümitle geçen zamanlardan sonra fidan olur.Bu sefer bütünler ümitler fidana bağlanır.Sonra fidan yavaş yavaş ağaç haline gelir.Günün birinde meyva verme ümidi onun su yürüyen incecik dallarında tomurcuklanarak meyvasını verir.Ümit artık hedefine ulaşmıştır.
İnsanlar da ümitler içinde dünyaya gelirler.Çocuklar analarla babaların ümidi olarak onlaradaki ümidin verdiği kuvvetle büyürler;tıpkı ağaç yetiştiren bahçıvan gibi analar,babalarda en güzel meyvalarını çocuklarından toplamak ümidiyle hayatını her türlü dert ve sıkıntılarına seve seve katlanırlar.
İnsanlar yalnız yemek içmekle değil biraz da ümitle yaşarlar.”Ümit fakirin ekmeği “ demiş şair.karanlıklara doğru bakmak zaman zaman hoşumuza gitse bile o karanlığın arkasında bir aydınlık,yani bir ümit olduğunu bilmesek karanlık bütün çekiciliğini kaybeder ve bizi yaşamaktan soğutu verir.
Ümit aydınlığın ta kendisidir ve aydınlılar karanlıkları kovaladıkça hayat,ümitlerle dolu olarak ,aralısız olarak sürüp gider.Karanlıklar uzun sürdüğü zaman ise insanlar halsizleşirler ,yaşam şevkleri azalır.
Ümit öyle bir tohumdur ki,onu bir gönüle atıp da biraz suladınız mı tıpkı arsız otlar gibi çabucak yeşeriverir ;hele ümidi attığınız gönül ,hayallerle beslenen,bereketli bir tarla ise attgığınız küçücük ümidin orada pek kısa bir zamanda ,yalnız yeşerdiğini değil,dallanıp budaklandığını farketmezsiniz.
Sonuç olarak hayatta hiçbir seyden ümidi kesmemek lazımdır ve onun için bu dünya ne şu dünyasıdır ,ne bu dünyasıdır; sadece ve sadece “ÜMİT DÜNYASI” dır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Ne olursa olsun insan hiç bir zaman ümidini yitirmemeli.Unutmayalım ki insan yaşatan ve onun yaşam kaynağı yalnıca ümiddir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitap konuşma biçiminde yazıldığı için herhangi bir olay ve şahıs geçmiyor.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
Bana göre bazen her insanın yaşayabileceği kötü anları olur.Bu kötü anlarımızda bize yardım edecek ve bizi yeniden hayata bağlayacak önemli konulardan bahsetmiş.Ayrıca akıcı ve sade bir dile sahip.Herkesin okumasını isterim.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1913 yılında Radovişte/Yugoslavyada doğdu.Pertevniyal Lisesini (1933) Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1936) Muhabirlikle başladığı (1933) gazeteciliği (Son Posta,Akşam) fıkra yazarı olarak sürdürdü.Resimli Hayat (1952) Hayat ve Ses gibi magazin dergileri çıkardı.
Şevket Hıfzı imzasıyla yayımladığı şiirlerle (Varlık,1933) edebiyata girdi.Fıkra yazarlığına geçtikten (1937) sonra şiiri bıraktı.Akşam gazetesinde 1960’a dek sürdürdüğü fıkra yazarlığı yanısıra radyoda sohbetleriyle tanındı.
Eserleri :
Eşref Saat (1956)
Ümit Dünyası (1957)
Hayat Böyledir (1962)
Aile Sohbetleri (1967)
50. Yılında Sovyet Rusya (1968)
Ümit Dünyası
KİTABIN YAZARI
Sevket RADO
YAYIN EVİ VE ADRESİ
Işık Yayın Evi –Cihangir Emanetçi Sok 1/2 İSTANBUL
BASIM YILI
1980
1.KİTABIN KONUSU :
İnsanın yaşaması için gerekli olan yaşam kaynaklarından ve hayatı sevmeyi,çalışmayı,iyiliğe ve doğruluğa değer vermeyi üstün tutan konuşmaları içeriyor.
2.KİTABIN ÖZETİ :
Ümit hayatta vardığınız değil varacağınızı sandığınız en uzak hedeftir.Ona belki de,çoğu zaman varamazsınız.Ama ümit sizi durmadan o hedefe doğru çeker.Hep onun peşinde gidersiniz.Yorulmazsınız ,çünkü çekiciliği size hayatı sevdirir.Gözünüzde silindiği,onu kaybettiğinizi sandığınız anlar,hayatınızın en karanlık anlarıdır.
İnsan hayatının bir döneminde mevkiini kaybedebilir.Mevkii kaybetmek de önemli bir şey değildir.İnsan eğer bir mevkie zorla,iltimasla,kayırma yoluyla oturmamış da hak ederek oturmuşsa hiç bir şey onu yükselmekten alıkoyamaz.
Bu geçici dünyada misafir olarak kaldığımız müddetçe kaybetmemeniz gereken,hep saklamamız,ruhumuzun bir köşesinde kendisine ufacık da olsa her zaman bir yer ayırmamız gereken tek şey ümittir.Onu kaybettin mi paranın da,mevkiin de sağlığın da yerine gelmesine imkan yoktur.Hattâ ümidini kaybeden insanın artık hayatını korumasının pek değerli bir manası kalmamıştır.
Şair “ümmid iledir cihanda her şey “ derken yaşamanın manasını anlatmak istemiştir.
Peki ama nedir bu ümit ?
Bir atarabası için at ne ise,bir motor için benzin ne ise,insan için de ümit odur.Arabayı nasıl at çekiyorsa insanı da ümit götürür.Benzin nasıl moturun enerji kaynağı ise insan için de ümit yaşam kaynağıdır.
Filiz ümitle geçen zamanlardan sonra fidan olur.Bu sefer bütünler ümitler fidana bağlanır.Sonra fidan yavaş yavaş ağaç haline gelir.Günün birinde meyva verme ümidi onun su yürüyen incecik dallarında tomurcuklanarak meyvasını verir.Ümit artık hedefine ulaşmıştır.
İnsanlar da ümitler içinde dünyaya gelirler.Çocuklar analarla babaların ümidi olarak onlaradaki ümidin verdiği kuvvetle büyürler;tıpkı ağaç yetiştiren bahçıvan gibi analar,babalarda en güzel meyvalarını çocuklarından toplamak ümidiyle hayatını her türlü dert ve sıkıntılarına seve seve katlanırlar.
İnsanlar yalnız yemek içmekle değil biraz da ümitle yaşarlar.”Ümit fakirin ekmeği “ demiş şair.karanlıklara doğru bakmak zaman zaman hoşumuza gitse bile o karanlığın arkasında bir aydınlık,yani bir ümit olduğunu bilmesek karanlık bütün çekiciliğini kaybeder ve bizi yaşamaktan soğutu verir.
Ümit aydınlığın ta kendisidir ve aydınlılar karanlıkları kovaladıkça hayat,ümitlerle dolu olarak ,aralısız olarak sürüp gider.Karanlıklar uzun sürdüğü zaman ise insanlar halsizleşirler ,yaşam şevkleri azalır.
Ümit öyle bir tohumdur ki,onu bir gönüle atıp da biraz suladınız mı tıpkı arsız otlar gibi çabucak yeşeriverir ;hele ümidi attığınız gönül ,hayallerle beslenen,bereketli bir tarla ise attgığınız küçücük ümidin orada pek kısa bir zamanda ,yalnız yeşerdiğini değil,dallanıp budaklandığını farketmezsiniz.
Sonuç olarak hayatta hiçbir seyden ümidi kesmemek lazımdır ve onun için bu dünya ne şu dünyasıdır ,ne bu dünyasıdır; sadece ve sadece “ÜMİT DÜNYASI” dır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Ne olursa olsun insan hiç bir zaman ümidini yitirmemeli.Unutmayalım ki insan yaşatan ve onun yaşam kaynağı yalnıca ümiddir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitap konuşma biçiminde yazıldığı için herhangi bir olay ve şahıs geçmiyor.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSÃ GÖRÜŞLER:
Bana göre bazen her insanın yaşayabileceği kötü anları olur.Bu kötü anlarımızda bize yardım edecek ve bizi yeniden hayata bağlayacak önemli konulardan bahsetmiş.Ayrıca akıcı ve sade bir dile sahip.Herkesin okumasını isterim.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1913 yılında Radovişte/Yugoslavyada doğdu.Pertevniyal Lisesini (1933) Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1936) Muhabirlikle başladığı (1933) gazeteciliği (Son Posta,Akşam) fıkra yazarı olarak sürdürdü.Resimli Hayat (1952) Hayat ve Ses gibi magazin dergileri çıkardı.
Şevket Hıfzı imzasıyla yayımladığı şiirlerle (Varlık,1933) edebiyata girdi.Fıkra yazarlığına geçtikten (1937) sonra şiiri bıraktı.Akşam gazetesinde 1960’a dek sürdürdüğü fıkra yazarlığı yanısıra radyoda sohbetleriyle tanındı.
Eserleri :
Eşref Saat (1956)
Ümit Dünyası (1957)
Hayat Böyledir (1962)
Aile Sohbetleri (1967)
50. Yılında Sovyet Rusya (1968)
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
YÜKSEK ÖKÇELER
KİTABIN YAZARI
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ
SERHAT YAYINLARI
BASIM YILI
1984
1.KİTABIN KONUSU:
Herşeyi olan,zengin ve genç yaşta dul kalmış birinin yanıda çalışanlara yaptıgı baskılarla,onları istediği standartlara getirme çabası…
2.KİTABIN ÖZETİ
A-)YÜKSEK ÖKÇELER:Hatice Hanım,pek genç dul kalmış zengin bir hanımdır.13 yaşındayken 60 yaşında yaşlı ve hastalıklı bir erkekle evlenmiştir.Hatice Hanım başlıca merakı temizlikle namusluluktu.Göztepe’deki köşkünü hizmetçi Eleni ile evletlığı Gülter’le beraber temizler,aşçısı Mehmet’İ her gün traş ettirir.Bolulu oğlanı tepeden tırnağa beyazlar giydirirdi.Evdeki çalışanları çok namusluydular.Kileri kitlemez,paraları meydanda dururdu.Evdeki çalışanlarına kimseyle konuşmamalarını öğütlerdi.Birgün Hatice Hanım’ın birden başı döndü ve bayıldı.Doktor hastalığının sebebini Hatice Hanım’ın yüksek ökçeli ayakkabılarına bağladıve ona ökçesiz ayakkabı önerdi.O günden sonra evdekilere söz dinletemez oldu.Kiler de artık boşalmaya başlamıştı.Bir gün mutfağın kapısını gelen sesler üzerine açtı ve aşçıyla çalışanları fingirdeşirken gördü bu olay sonucunda hepsini evinden kovar.Ardından eve çok çalışan aldı,ama sonunda yine ökçeli ayakkabıları giyer oldu,hastaydı ama kafası rahattı.
B-)BAHARIN TESİRİ:Ahmet bir bahar sabahı büyük bir dinçlikle uyanır,yürüyüşe başlar.İstanbul kenarlarındaki evinden şehre doğru yürür.Vapurla Taksim’e geçer,burda kahvaltı yaptıktan sonra eski arkadaşlarından Sermet’le görüşür.Sermet Ahmet’I eve çay içmeye çağırır.İkisi beraber evin yolunu tutarlar.Ahmet Bey burda Sermet’in teyzesi Mediha’yla tanıiır ve ona aşık olur.Eve geldiğinde günler boyu onu düşler,uyuyamaz olmuştur.Bunu açıklamak ister Mediha’ya.Bu olaydan arkadaşı Mehmet Bey de haberdar olur.O da Ahmet Bey’e bunun bir bahar esintisi olduğunu söyler.Onun bir kasabaya gitmesini,orada bu olayı unutacağını söler ve dediği gibi de olur.Eve geldiğinde Mediha’nın hayalini bile hatırlamaz olur.Ve bu tatlı bahar esintisini unutur.
C-)ÇİRKİNLİĞİNİ ESRARI:Nihat 50 yaşlarında bir beydir.Bir gün herzamanki akşam yürüyüşlrinden birine çıkar ve aniden bastıran yağmura yakalanır.Civardaki arkadaşı olduğu bir eve saklanır.Evin küçük hanımı uyumakta arkadaşı da evde bulunmamaktadır.Hizmetçi eve girmesini ve dinlenmesini söyler.Küçük hanım uyanır ve Nihat beyle sohbete başlar,derken 20 yaşlarındaki kız Nihat Bey’e aşık olduğunu dile getirir.Nihat’ın bu olay hoşuna gider ama kızı yaşındaki biriyle bu tür şeyler konuşmayı kendine yakıştıramaz ama kız ikna olmaz.Nihat mademki yaşlı kişilere merakın var sana birini tasvir edeyim der ve kasabadaki yaşlı,en çirkin adamı anlatır veveden ayrılır.Birkaç ay sonra Sükude’nin bu çirkin kişiyle evlendiği haberini duyar.Bu olayın gençliğin tecrübesizliğine ve çirkinliğin esrarına bağlar.
D-)NEZLE:Masume Hanım 40 yaşlrında dul bir hanımdır.Evinden kasabanın eğlence yerine gidiyorlardı.Bu eğlence her yıldüzenlenmekteydi.Yolda kaç yıldır dul olduğunu ve bir türlü istediği gibi genç kuvvetli bir erkek bulamamıştı.Aniden faytoncusu Himmet gözüne çarptı ve hoşuna gitti.Ona direk beğendiğini söylemeyi gururuna yediremedi.Ona bir takım olaylar ve laflarla belli etmeye çalıştı.Fakat Himmet olayı kavrayacak kadar zeki ve cin fikirli olmadığından anlayamadı.Bunun üzerine Masume Hanım;Himmet’e Allah belanı versin diyerek bu aşkı unutmaya karar verdi.
E-)BİR VASİYETNAME:Kahramanımız 40 yaşlarında zengin,çapkın,yakışıklı bir adamdır.Bir gece bu zevkli,neşeli hayattan sıkılır ve intihara kara verir.Ardından yağenine bir vasiyetname yazar ona elli binlira bıraktığını,bu parayı nasıl harcayacağını anlatır.Gece bitmiş sabah olmuş fakat intihar edememiştir.Çünkü gece arkadaşlarından Julide gelmiş ve onu tekrar bu hayatın içine sokmayı başarmıştır.Bununm üzerine yeğenine bir not yazar:Yeğenim ben Monoca’ya gidiyorum,elveda sevgili yeğenim,elvada!…
3.KİTABIN ANA FİKRİ
Yanımazdaki çalışanlara bazı yaptırımlar yaptırarak onlara güzel davranışlar kazandıramayız.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Hatice Hanım :60 yaşlarında genç yaşta dul kalmış zengin ve temizlik hastası bir bayan
Eleni:Evin hizmetçisi
Gülter:Hatice Hanım’ın evlatlığı
Mehmet:Evin aşçısı
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ
Kitap 1984 basım olduğu için dilinin anlaşılması çok zor fakat kitap içindeki hikayeler çok zevkli olduğu için kişi elinden bırakamıyor.
6.KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
28.2.1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti, Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893), bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyâde mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. Teğmenlikle İzmir'de (1903-1910), sonra üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler dergisinde yazmaya başladı. Balkan Savaşında tekrar subay olarak orduya döndü, Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü..
Öykü Kitapları
Sağlığında, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür (1910), Harem (1918), Efruz Bey (1919) adlı hikâye kitapları yayımlandı. Bilgi Yayınevi Bütün Eserleri adıyla yazarın tüm çalışmalarını 16 kitapta topladı. Ömer Seyfettin'in bu seriden basılan öykü kitapları şunlar: Kahramanlar, Bomba, Harem, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet.
YÜKSEK ÖKÇELER
KİTABIN YAZARI
ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ
SERHAT YAYINLARI
BASIM YILI
1984
1.KİTABIN KONUSU:
Herşeyi olan,zengin ve genç yaşta dul kalmış birinin yanıda çalışanlara yaptıgı baskılarla,onları istediği standartlara getirme çabası…
2.KİTABIN ÖZETİ
A-)YÜKSEK ÖKÇELER:Hatice Hanım,pek genç dul kalmış zengin bir hanımdır.13 yaşındayken 60 yaşında yaşlı ve hastalıklı bir erkekle evlenmiştir.Hatice Hanım başlıca merakı temizlikle namusluluktu.Göztepe’deki köşkünü hizmetçi Eleni ile evletlığı Gülter’le beraber temizler,aşçısı Mehmet’İ her gün traş ettirir.Bolulu oğlanı tepeden tırnağa beyazlar giydirirdi.Evdeki çalışanları çok namusluydular.Kileri kitlemez,paraları meydanda dururdu.Evdeki çalışanlarına kimseyle konuşmamalarını öğütlerdi.Birgün Hatice Hanım’ın birden başı döndü ve bayıldı.Doktor hastalığının sebebini Hatice Hanım’ın yüksek ökçeli ayakkabılarına bağladıve ona ökçesiz ayakkabı önerdi.O günden sonra evdekilere söz dinletemez oldu.Kiler de artık boşalmaya başlamıştı.Bir gün mutfağın kapısını gelen sesler üzerine açtı ve aşçıyla çalışanları fingirdeşirken gördü bu olay sonucunda hepsini evinden kovar.Ardından eve çok çalışan aldı,ama sonunda yine ökçeli ayakkabıları giyer oldu,hastaydı ama kafası rahattı.
B-)BAHARIN TESİRİ:Ahmet bir bahar sabahı büyük bir dinçlikle uyanır,yürüyüşe başlar.İstanbul kenarlarındaki evinden şehre doğru yürür.Vapurla Taksim’e geçer,burda kahvaltı yaptıktan sonra eski arkadaşlarından Sermet’le görüşür.Sermet Ahmet’I eve çay içmeye çağırır.İkisi beraber evin yolunu tutarlar.Ahmet Bey burda Sermet’in teyzesi Mediha’yla tanıiır ve ona aşık olur.Eve geldiğinde günler boyu onu düşler,uyuyamaz olmuştur.Bunu açıklamak ister Mediha’ya.Bu olaydan arkadaşı Mehmet Bey de haberdar olur.O da Ahmet Bey’e bunun bir bahar esintisi olduğunu söyler.Onun bir kasabaya gitmesini,orada bu olayı unutacağını söler ve dediği gibi de olur.Eve geldiğinde Mediha’nın hayalini bile hatırlamaz olur.Ve bu tatlı bahar esintisini unutur.
C-)ÇİRKİNLİĞİNİ ESRARI:Nihat 50 yaşlarında bir beydir.Bir gün herzamanki akşam yürüyüşlrinden birine çıkar ve aniden bastıran yağmura yakalanır.Civardaki arkadaşı olduğu bir eve saklanır.Evin küçük hanımı uyumakta arkadaşı da evde bulunmamaktadır.Hizmetçi eve girmesini ve dinlenmesini söyler.Küçük hanım uyanır ve Nihat beyle sohbete başlar,derken 20 yaşlarındaki kız Nihat Bey’e aşık olduğunu dile getirir.Nihat’ın bu olay hoşuna gider ama kızı yaşındaki biriyle bu tür şeyler konuşmayı kendine yakıştıramaz ama kız ikna olmaz.Nihat mademki yaşlı kişilere merakın var sana birini tasvir edeyim der ve kasabadaki yaşlı,en çirkin adamı anlatır veveden ayrılır.Birkaç ay sonra Sükude’nin bu çirkin kişiyle evlendiği haberini duyar.Bu olayın gençliğin tecrübesizliğine ve çirkinliğin esrarına bağlar.
D-)NEZLE:Masume Hanım 40 yaşlrında dul bir hanımdır.Evinden kasabanın eğlence yerine gidiyorlardı.Bu eğlence her yıldüzenlenmekteydi.Yolda kaç yıldır dul olduğunu ve bir türlü istediği gibi genç kuvvetli bir erkek bulamamıştı.Aniden faytoncusu Himmet gözüne çarptı ve hoşuna gitti.Ona direk beğendiğini söylemeyi gururuna yediremedi.Ona bir takım olaylar ve laflarla belli etmeye çalıştı.Fakat Himmet olayı kavrayacak kadar zeki ve cin fikirli olmadığından anlayamadı.Bunun üzerine Masume Hanım;Himmet’e Allah belanı versin diyerek bu aşkı unutmaya karar verdi.
E-)BİR VASİYETNAME:Kahramanımız 40 yaşlarında zengin,çapkın,yakışıklı bir adamdır.Bir gece bu zevkli,neşeli hayattan sıkılır ve intihara kara verir.Ardından yağenine bir vasiyetname yazar ona elli binlira bıraktığını,bu parayı nasıl harcayacağını anlatır.Gece bitmiş sabah olmuş fakat intihar edememiştir.Çünkü gece arkadaşlarından Julide gelmiş ve onu tekrar bu hayatın içine sokmayı başarmıştır.Bununm üzerine yeğenine bir not yazar:Yeğenim ben Monoca’ya gidiyorum,elveda sevgili yeğenim,elvada!…
3.KİTABIN ANA FİKRİ
Yanımazdaki çalışanlara bazı yaptırımlar yaptırarak onlara güzel davranışlar kazandıramayız.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Hatice Hanım :60 yaşlarında genç yaşta dul kalmış zengin ve temizlik hastası bir bayan
Eleni:Evin hizmetçisi
Gülter:Hatice Hanım’ın evlatlığı
Mehmet:Evin aşçısı
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ
Kitap 1984 basım olduğu için dilinin anlaşılması çok zor fakat kitap içindeki hikayeler çok zevkli olduğu için kişi elinden bırakamıyor.
6.KİTAP YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
28.2.1884 tarihinde Gönen'de doğdu. Öğrenimine Gönen'de başlayan Ömer Seyfettin, Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti, Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi'sine yazıldı (1893), bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne naklolarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye gelen Ömer Seyfettin, piyâde mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. Teğmenlikle İzmir'de (1903-1910), sonra üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlik'ten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler dergisinde yazmaya başladı. Balkan Savaşında tekrar subay olarak orduya döndü, Yunanlılar'ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrılıp, ölümüne kadar Kabataş Lisesi edebiyat öğretmenliği yapan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü..
Öykü Kitapları
Sağlığında, Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür (1910), Harem (1918), Efruz Bey (1919) adlı hikâye kitapları yayımlandı. Bilgi Yayınevi Bütün Eserleri adıyla yazarın tüm çalışmalarını 16 kitapta topladı. Ömer Seyfettin'in bu seriden basılan öykü kitapları şunlar: Kahramanlar, Bomba, Harem, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :Yemin
KİTABIN YAZARI :F.DÜRRENMATT
KİTABIN YAYIN EVİ :İnkılap yayın evi
KİTABIN BASIM YILI :1990
KİTABIN KONUSU
Bir kurumun davetlisi olarak cinayet romanı yazma sanatı sanatı üzerine konferans vermek için çağrılan bir yazarın, orada eski bir polis şefiyle tanışması ve ondan bizzat yaşadığı bir olayı ayrıntılarıyla dinlemesi.
KİTABIN ÖZETİ
Yazar Chur şehrinde konferansını tamamladıktan sonra o gece kalmak için kendisine ayrılmış otele gider ve bir bardak viski içmek için otelin barına iner.Orada vakit geçirirken Doktor ‘H’adında Zürih kantonu eski bir güvenlik şefi ile tanışır.Dr ‘H’ yazarı Zürih’e davet eder,yazar buraları iyi bilmediği ve yorgun olduğu için daveti kabul eder.Yolda giderlerken bir benzin istasyonunun önünde dururlar. Orada her yer berbat bir haldedir.İstasyonun önünde üstü pislik içinde, dünyadan bıkmış yaşlı bir adamın oturduğunu görürler ve ‘’Bekliyorum, bekliyorum;gelecek,gelecek’’ dediğini işitirler.Yazar gördüğü manzaralar karşısında çok şaşırır ve bunun üstüne eski komiser gördükleri o yaşlı adamın bir zamanlar onunn en değerli komiserlerinden Matthaei oldoğunu söyler.Dr ‘H’ Matthaei’nin nedeen bu hale düştüğünü ,başından geçen olayları anlat maya başlar:Matthaei teşkilatın en güvenilir, gözü pek, kçötü alışkanlığı olmayan bir adamıdır.Matthaei yeni bir görev için Ürdün’e gitmeye hazırlanırken Zürih civarındaki Magendorf köyünde ormanın içinde Gritli Moser adında küçük bir kızın öldürüldüğü ihbarını alır veZürih’e gitmekyen vazgeçer.Yapılan araştırmada kızın cebinde diken şeklinde çikolatalar bulunur ve cinayetten önce kızın bunlardan yediği anlaşılır.Cinayet ihbarını, Von Gunten adında bir işportacı, cinayet yerinde satış yaparken vermiştir.Von Gunten daha önce sabıkalı olduğu için onu cinayetle suçlarlar ve tutuklarlar.Von Gunten soruşturmalara dayanamayarak suçu kabul edip ardından intihar eder.Herkes katilin Von Gunten olduğuna ve cezasını çektiğine inanır.Ancak Matthaei Von Gunten ile daha önce konuştuğu için onun öldürmediğini bilmektedir.Gritli öldükten hemen sonra annesi Matthaei’nin yakasını tutarak ‘’Kızımın katilini bulacaksın bana söz ver,’Yemin et’ tamam mı’’ der ve Matthaei’de katili bulacağına namusu üzerine yemin eder.Matthaei katili bulup yeminini tutmak için küçük bir kız çocuğu evlatlık edinir ve bir benzin istasyonunda çalışır.Matthaei katilin eninde sonunda bu istasyondan geçeceğini ve küçük kıza karşı olan hareketlerinden kendini belli edeceğini düşünür.Kızı, okula gelip giderken izler;ancak bir ip ucu bulamaz.Dr’H’ senelerden sonra, küçük kızları öldüren katilin bir kazaya uğrayıp öldüğünü öğrenir.Matthaei artık ihtiyarlamıştır,hiçbir söylenene kulak vermez, kimseyi dinlemez.O, katili bulacağım diye yemin ettiği için hatatının sonuna kadar istastonda katilin geçmesini bekler….
KİTABIN ANA FİKRİ
Bir görevi üstlenmiş isek onu en iyi şekilde yerine getirmemiz gerekir.Bir işe başlamışsak sonuna kadar gitmeliyiz ve ettiğimiz yeminleri tutmalıyız.
KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Matthaei : Dürüst, sözünde duran,cesur, güvenilir,gözü pek bir kişidir.Görevini en iyi şekilde yerine getirir.
Doktor ‘H’ :Akıllı, otoriter,işini seven, açık sözlü ve güçlü bir kişi.
Von Gunten : İçine kapanık,kimseye zarar vermeyen,gururlu,çalışkan ve haksızlığa dayanamayan bir kişi
Yazar : Kitaplarını olağan üstü beceri ile yazan, başarılı, çalışkan, uğraş veren cesur biri.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap çeviri olmasına rağmen orijinal bir şekilde işlenmiştir. Son derece akıcı ve etkileyicidir. Eserdeki olaylar günlük hayattada yaşanabilir.Yazar sade,anlaşılır bir üslup kullanmıştır.
KİTABIN YAZARI :F.DÜRRENMATT
KİTABIN YAYIN EVİ :İnkılap yayın evi
KİTABIN BASIM YILI :1990
KİTABIN KONUSU
Bir kurumun davetlisi olarak cinayet romanı yazma sanatı sanatı üzerine konferans vermek için çağrılan bir yazarın, orada eski bir polis şefiyle tanışması ve ondan bizzat yaşadığı bir olayı ayrıntılarıyla dinlemesi.
KİTABIN ÖZETİ
Yazar Chur şehrinde konferansını tamamladıktan sonra o gece kalmak için kendisine ayrılmış otele gider ve bir bardak viski içmek için otelin barına iner.Orada vakit geçirirken Doktor ‘H’adında Zürih kantonu eski bir güvenlik şefi ile tanışır.Dr ‘H’ yazarı Zürih’e davet eder,yazar buraları iyi bilmediği ve yorgun olduğu için daveti kabul eder.Yolda giderlerken bir benzin istasyonunun önünde dururlar. Orada her yer berbat bir haldedir.İstasyonun önünde üstü pislik içinde, dünyadan bıkmış yaşlı bir adamın oturduğunu görürler ve ‘’Bekliyorum, bekliyorum;gelecek,gelecek’’ dediğini işitirler.Yazar gördüğü manzaralar karşısında çok şaşırır ve bunun üstüne eski komiser gördükleri o yaşlı adamın bir zamanlar onunn en değerli komiserlerinden Matthaei oldoğunu söyler.Dr ‘H’ Matthaei’nin nedeen bu hale düştüğünü ,başından geçen olayları anlat maya başlar:Matthaei teşkilatın en güvenilir, gözü pek, kçötü alışkanlığı olmayan bir adamıdır.Matthaei yeni bir görev için Ürdün’e gitmeye hazırlanırken Zürih civarındaki Magendorf köyünde ormanın içinde Gritli Moser adında küçük bir kızın öldürüldüğü ihbarını alır veZürih’e gitmekyen vazgeçer.Yapılan araştırmada kızın cebinde diken şeklinde çikolatalar bulunur ve cinayetten önce kızın bunlardan yediği anlaşılır.Cinayet ihbarını, Von Gunten adında bir işportacı, cinayet yerinde satış yaparken vermiştir.Von Gunten daha önce sabıkalı olduğu için onu cinayetle suçlarlar ve tutuklarlar.Von Gunten soruşturmalara dayanamayarak suçu kabul edip ardından intihar eder.Herkes katilin Von Gunten olduğuna ve cezasını çektiğine inanır.Ancak Matthaei Von Gunten ile daha önce konuştuğu için onun öldürmediğini bilmektedir.Gritli öldükten hemen sonra annesi Matthaei’nin yakasını tutarak ‘’Kızımın katilini bulacaksın bana söz ver,’Yemin et’ tamam mı’’ der ve Matthaei’de katili bulacağına namusu üzerine yemin eder.Matthaei katili bulup yeminini tutmak için küçük bir kız çocuğu evlatlık edinir ve bir benzin istasyonunda çalışır.Matthaei katilin eninde sonunda bu istasyondan geçeceğini ve küçük kıza karşı olan hareketlerinden kendini belli edeceğini düşünür.Kızı, okula gelip giderken izler;ancak bir ip ucu bulamaz.Dr’H’ senelerden sonra, küçük kızları öldüren katilin bir kazaya uğrayıp öldüğünü öğrenir.Matthaei artık ihtiyarlamıştır,hiçbir söylenene kulak vermez, kimseyi dinlemez.O, katili bulacağım diye yemin ettiği için hatatının sonuna kadar istastonda katilin geçmesini bekler….
KİTABIN ANA FİKRİ
Bir görevi üstlenmiş isek onu en iyi şekilde yerine getirmemiz gerekir.Bir işe başlamışsak sonuna kadar gitmeliyiz ve ettiğimiz yeminleri tutmalıyız.
KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Matthaei : Dürüst, sözünde duran,cesur, güvenilir,gözü pek bir kişidir.Görevini en iyi şekilde yerine getirir.
Doktor ‘H’ :Akıllı, otoriter,işini seven, açık sözlü ve güçlü bir kişi.
Von Gunten : İçine kapanık,kimseye zarar vermeyen,gururlu,çalışkan ve haksızlığa dayanamayan bir kişi
Yazar : Kitaplarını olağan üstü beceri ile yazan, başarılı, çalışkan, uğraş veren cesur biri.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitap çeviri olmasına rağmen orijinal bir şekilde işlenmiştir. Son derece akıcı ve etkileyicidir. Eserdeki olaylar günlük hayattada yaşanabilir.Yazar sade,anlaşılır bir üslup kullanmıştır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi