KİTABIN ADI
Çanlar Kimin İçin Çalıyor
KİTABIN YAZARI
Ernest HEMINGWAY
YAYINEVİ
Varlık Yayınları
BASIM TARİHİ
1996
SAYFA SAYISI
456
KİTABIN KONUSU:
İspanya iç savaşı sırasında bir köprüyü patlatma görevi alan bir adamın başından geçen olaylar.
KİTABIN ÖZETİ :
Roberto Jordan; sarı saçlı, rüzgar ve güneşle yanmış yüzü, ince yapılıydı. Çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz, Roberto Jordan ‘ın şimdiye kadar çalıştığı en iyi general olmasına rağmen, tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.
Aşağıda yaşlı adam onu arabada beklemekteydi. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kashlein görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.
Yaşlı adam Roberto ‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’ nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar ‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’ yı hepsi de taşımışlardı.
Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto ‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo ’nun elinden aldı ve köprü için Roberto ‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi) ‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo ‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria ‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo ‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Daha tamşah bir gün olmasına rağmen Maria ve Roberto birbirlerini sevmişlerdi. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto ‘da kabul etmişti.
El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo ‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.
Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.
Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria ‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerinde gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları farketmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.
Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Atları satan Sordo ’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.
Artık yalnızdılar. Andreas ‘ı, Roberto ‘nun verdiği notu götürmek için General Golz ‘un yanına gönderdi. Köprü sabaha uçurulacaktı.
Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi.
Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.
Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.
Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo ‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.
Bayırı çıktıkça Roberto ‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto ‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto ‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orda kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz ‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.
KİTABIN ANA FİKRİ
Ortam ve şartlar ne olursa olsun herkes görevini tam olarak yapmalıdır.
KİTAPTAKİ OLAY VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Robert Jordan: Köprü uçurma görevini alan genç becerikli bir dinamitçi.Sarışın uzun boylu bir amerikalı.
Anselmo: Roberto’nun rehberi, çete üyesi, yaşlı ama dinç ve güçlü bir adam.
General Golz: Robertonun amiri. Ona görevi veren sovyet generali.
Pablo: 1.80 boylarında,güçlü bir adam , hayatından bıkmış bir çete reisi.
Rafael: Çete üyesi bir çingene.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Hem edebi yönden hem de askeri yönden çok iyi bir kitap herkese tavsiye ederim.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Ernest Hemingway, Chicago’nun varoşlarında doktor bir babayla ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. (21 Temmuz 1899) Devlet okullarında eğitim gördü ve lise yıllarında yazmaya başladı, etkin ve göze batan bir öğrenciydi. Liseden mezun olduktan sonra Kansas City’ye gitti ve Star’ın muhabiri olarak çalışmaya başladı. Sağlıksız gözü yüzünden defalarca orduya girmesiengellendi ama Birinci Paylaşım Savaşımına Amerikan Kızıl Haçı’nın ambulans soförü olarak girmeyi başardı. 8 Temmuz 1918’de Avusturya-İtalya Cephesi’nde yaralandı –daha 19’unda bile değildi o zaman. Kahramanlık nişanı verildi.Evinde sağlığına kavuştuktan sonra tekrar yazmaya başladı .Seçme öykülerden oluşan ilk önemli kitabı, 1925 yılında “In Our Time” adıyla New York City’de yayınlandı. 1926 yılında “The Sun Also Rises”ı yayınladı, o bu romanını, “ilk somut başarısı” olarak tanımlıyordu. Savaş sonrası yıllarda zamanının büyük bir bölümünü kitaplarına ayırdı. Paris’e yerleştiği halde kayak yapmak, boğa güreşi izlemek, balık avlamak ya da avlanmak için sürekli olarak seyahat ediyordu. Bundan sonra, İspanya İç Savaşı dolayısıyla ve ülkeye olan yoğun ilgisinin de bir sonucu olarak dört kez İspanya’ya gitti. General Fransisco Franco önderliğindeki Milliyetçilere karşı Cumhuriyetçiler için para topladı Hemingway’in İspanya İç Savaşı’yla ilgili geniş deneyimi onun en ünlü eserinin ortaya çıkmasını sağladı “For Whom The Bell Tolls” (1940). Birçok eleştirmen bu romanın “A Farewell to Arms”tan daha iyi bir roman olduğunu iddia eder. Milliyetçi cephe ardındaki gerilla grubuna katılması için Guadarrama Dağları’na yollanan Amerikalı bir gönüllü olan Robert Jordan’ın öyküsünü anlatır bu romanında Hemingway.Avrupa’daki savaştan sonra Hemingway evine dönerek ciddi bir çalışmaya gömülür. Yolculuklarından birinde (Afrika’ya giderken) bir uçak kazası sonucunda yaralandı. Daha sonra (1953’te) uzun bir mücadeleden sonra yakaladığı ve kayığına bağlayıp eve götürürken köpekbalıklarının saldırısına uğrayan ve balığından olan Kübalı bir denizcinin öyküsünü anlatan kısa romanıyla Nobel Ödülü’nü alır1960’tan sonra Hemingway Ketchum’da (Idaho) yaşamaya başladı ve yaşamını ve çalışmalarını önceki gibi sürdürmeye çalıştı. Bir süre için başarılı oldu, ancak daha sonra, anksiyete ve depresyon dolayısıyla Rochester’da Mayo Clinic’te elektroşok tedavisi görmeye başladı. Eve dönmesine iki gün kala birsilahla yaşamına son verdi.
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :GÜN OLUR ASRA BEDEL
KİTABIN YAZARI :CENGİZ AYTMATOV
YAYIN EVİ :ÖTÜKEN
BASIM YILI :EKİM 2000
SAYFA SAYISI :432
1.KİTABIN K0NUSU:II.Dünya Savaşı;ından sonra Kazak bozkırlarında bir tren istasyonunda yaşamaya başlayan Yedigey’inburada tanık olduğu olaylar.
2.KİTABIN ÖZETİ:Roman kahramanı Yedigey Cangeldin,cepheden döndükten sonra,Kazak bozkırlarında küçük bir aktarma istasyonunda çalışmaya başlar.burada tanık olduğu ve uzak geçmişine çağrışım yapan olaylar,gerçekte bir siyasi rejimin gümbür gümbür çöküşünün nedenlaeridir.
Yedigey’in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap ölür.Onun için bir cenaze töreni düzenleler.bu törene Kazangap’ın şehirde oturan oğlu ve kızını da çağırırlar.Kazangap’ın cenazesini mezarına götürürken,Yedigey kendisinin ve milletinin geçmişini,acı-tatlı,düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir.O gün ‘Asra bedel bir gün’ olur onun için.Sevdikleri kişinin cenazesini Naymanlar’ın kutsal mezarlığına götürdükleri zaman,orada bir uzay üssünün kurulmuş olduğunu görürler ve cenazenin gömülmesine izin verilmez.Öte yandan,Rus-Amerikan ortak araştırması sonunda kozmonotlar,uygarlık düzeyi Dünyanınkinden çok daha yüksek bir gezegen keşfeder.Bu gezegende yaşayanlar dünyalılarla ilişki kurmak isterler.Fakat daha yüksek bir uygarlığı ,daha iyi bir yönetimi kendileri için zararlı gören dünyalı yöneticiler bu isteği reddederler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Aytmatov anlatım gücüyle insanları mankurt olmaktan kurtaralım mesajını vermektedir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:Kitaptaki olaylar genelde küçük kasaba hayatını anlatmakta ve karakterler çok gerçekçi durmaktadır.Ancak kitapta geçen uzay üssü ile ilgili bölümler romana biraz bilim kurgu havası katmaktadır.Kişlere gelince;
YEDİGEY:Romanın baş kahramanıdır.Savaşmış geleneklerine bağlı önder bir kişiliği vardır.
UKUBALA:Kocasını seven artık yaşlılığı iyiden iyiye hisseden yardımsever bir kadındır.
KAZANGAP:Yedigey’in çok eski bir arkadaşıdır.Köye yerleşmesinde ve işi bulmasında büyük katkısı vardır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta bir rejimin baskısı altında yaşan ve kültürel değerlerini kaybetmeye yüz tutmuş bir köyde geleneklerine bağlı bir insan ve çabalarını görüyorum.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü Sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgilidir.
KİTABIN YAZARI :CENGİZ AYTMATOV
YAYIN EVİ :ÖTÜKEN
BASIM YILI :EKİM 2000
SAYFA SAYISI :432
1.KİTABIN K0NUSU:II.Dünya Savaşı;ından sonra Kazak bozkırlarında bir tren istasyonunda yaşamaya başlayan Yedigey’inburada tanık olduğu olaylar.
2.KİTABIN ÖZETİ:Roman kahramanı Yedigey Cangeldin,cepheden döndükten sonra,Kazak bozkırlarında küçük bir aktarma istasyonunda çalışmaya başlar.burada tanık olduğu ve uzak geçmişine çağrışım yapan olaylar,gerçekte bir siyasi rejimin gümbür gümbür çöküşünün nedenlaeridir.
Yedigey’in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap ölür.Onun için bir cenaze töreni düzenleler.bu törene Kazangap’ın şehirde oturan oğlu ve kızını da çağırırlar.Kazangap’ın cenazesini mezarına götürürken,Yedigey kendisinin ve milletinin geçmişini,acı-tatlı,düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir.O gün ‘Asra bedel bir gün’ olur onun için.Sevdikleri kişinin cenazesini Naymanlar’ın kutsal mezarlığına götürdükleri zaman,orada bir uzay üssünün kurulmuş olduğunu görürler ve cenazenin gömülmesine izin verilmez.Öte yandan,Rus-Amerikan ortak araştırması sonunda kozmonotlar,uygarlık düzeyi Dünyanınkinden çok daha yüksek bir gezegen keşfeder.Bu gezegende yaşayanlar dünyalılarla ilişki kurmak isterler.Fakat daha yüksek bir uygarlığı ,daha iyi bir yönetimi kendileri için zararlı gören dünyalı yöneticiler bu isteği reddederler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Aytmatov anlatım gücüyle insanları mankurt olmaktan kurtaralım mesajını vermektedir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:Kitaptaki olaylar genelde küçük kasaba hayatını anlatmakta ve karakterler çok gerçekçi durmaktadır.Ancak kitapta geçen uzay üssü ile ilgili bölümler romana biraz bilim kurgu havası katmaktadır.Kişlere gelince;
YEDİGEY:Romanın baş kahramanıdır.Savaşmış geleneklerine bağlı önder bir kişiliği vardır.
UKUBALA:Kocasını seven artık yaşlılığı iyiden iyiye hisseden yardımsever bir kadındır.
KAZANGAP:Yedigey’in çok eski bir arkadaşıdır.Köye yerleşmesinde ve işi bulmasında büyük katkısı vardır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapta bir rejimin baskısı altında yaşan ve kültürel değerlerini kaybetmeye yüz tutmuş bir köyde geleneklerine bağlı bir insan ve çabalarını görüyorum.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü Sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgilidir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI TOPRAK ANAKİTABIN YAZARI CENGİZ AYTMATOVYAYIN EVİ VARLIK YAYINLARIBASIM YILI 1990SAYFA SAYISI 1121.KİTABIN KONUSU:İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşta üç oğlunu,kocasını ve gelinini kaybedn bir kadının toprakla yaptığı söyleşiyi anlatıyor. 2.KİTABIN ÖZETİ: Tolunay genç bir köylü kızıdır ve Savankul’a aşık olur ve evlenirler.Tek idealleri vardır. O da kendi topraklarını sürebilecekleri kendilerine yetecek bir tarladır. Evliliğin ardından Tolunay üç erkek çocuk doğurur. Bu çocuklar zamanla büyürler ve bu sırada Savankul köye ilk traktörü getirir. Artık toprak daha kolay işlenmektedir. Çocuklar büyüdüklerinde en büyükleri olan Kasım babası gibi biçerdövercilik yapmaya başlar. Muslubeg çiftliğin komsomolunda sekreter olarak çalışyıordu. En küçükleri olan Caynak şehirde okuyor,öğretmen olmaya çalışıyordu. Kasım Aliman isminde güzel bir kızla evlenmişti. Hala traktörle çalışıyordu. Tolunay bu halinden çok mutluydu. Bundan ddaha mutlu olamayacağını düşünüyordu. Günler bu şekilde gecerken bir gün savaşın patlak verdiği haberi öğrenilir. Tüm köylerden orduya insanlar çağırılıyordur ve Kasım’da askere çağırılır. Onun ardından Savankul ve Muslubeg’de askere giderler. Evde sadece Tolunay,Aliman ve Caynak kalmıştır. Artık tüm köylüler cephedeki askerler için çalışıyorlardır. Savaş sürerken Caynak da evdekilerden habersiz askere gider. Savaşın sebep olduğu açlık ve sefalete köylüler zor dayanmaktadır. Birgün Savankul ve Kasım’ın cephede şehit oldukları haberi gelir. İki kadında bu haberle yıklırlar. Bir süre sonra Caynak’ın da savaşta kaybolduğu haberi gelir.Yeni hayatlarında artık birer dul kadındırlar. Tolunay gelini için üzülmektedir. Kocasını kaybeden Aliman kendisini çok yanlız hisseder. Bu arada köylerine bir çoban gelmiştirve Aliman’la bu çoban arasında bir ilişki yaşanır. Aliman hamile kalır. Herşeye rağmen Tolunay gelinine sahip çıkar. Aliman’ın karnını şişmesini görmemezlikten gelir. Aliman bu halinden çok utanmaktadır. Bir gece Aliman’ın yatağından kalktığını gören Tolunay Aliman’nın doğum yaptıpını görür. Doğumda zorlanan Aliman’I kasabaya götürmeye çalışırken çocuk doğar ama Aliman ölür.3.KİTABIN ANAFİKRİ:İnsanlar dogaya ve toprağa sahip çıktıkça toprak onların rızkını verecektir.4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:TOLUNAY:Kitabın ana kahramanıdır. Gençliğinde çok güzel ve çalışkan bir kadınmış.SAVANKUL:Kara bıyıklı esmer bir yiğit. Azimli ve çalışkan.KASIM:Babasın benziyor. Karısını seven iyi bir evlat.MUSLUBEG:Aabeyi gibi o da babasına benziyor. Müzikten hoşlanan bir insan.CAYNAK
aha çok annesine benzior.Kara gözleri var.ALİMAN:Genç,esmer bir dağ kızı.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap okuyanı sıkmadan kolayca bitirilebilecek şekilde yazılmış. Kitabın anafikri ve geçen olaylar birer 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü Sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgilidir.
aha çok annesine benzior.Kara gözleri var.ALİMAN:Genç,esmer bir dağ kızı.5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap okuyanı sıkmadan kolayca bitirilebilecek şekilde yazılmış. Kitabın anafikri ve geçen olaylar birer 6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisiydi. Kırgızistan'a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş yaşındayken köyü Sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan'daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan'ı dolaştı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön araştırmalarıyla yakından ilgilidir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : İZMİR HİKAYELERİ
KİTABIN YAZARI : HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ : İNKILAP KİTABEVİ
BASIM YILI : 1991
SAYFA SAYISI : 247
1.KİTABIN KONUSU: Yazar bu kitabını, ömrünün son yıllarında yaşadığı olayları hatırlamak maksadıyla yazmıştır.
2.KİTABIN ÖZETİ:’’İzmir Hikayeleri’’eski izmirin buram buram kokan havası, kenar köşe semtleri, oraların her sınıftan ve hertipten insanları, o döneminyaşam ortamını , gelenek ve görenekleri, kısacası bir zaman kesitinin İzmir folkloru , örnekleriyle , zengin bir kaynak halinde anlatılmaktadır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Yazarın geçmiş yaşantısını hatırlamak maksadıyla yazdığı anısal öykülerdir.
4.KİTPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:Kitaptaki olaylar tamamen halk yaşantısından alınmıştır.Kitabın kahramanları ise yine olaylarda olduğu gibi tamamen halk içerisinde yaşayan normal halk insanlardan seçilmiştir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapokunmaya başlandığında kitabın önemli bir özrlliği göze çarpıyor .Bu kitaptaki kahramanların hemen hepsi geniş, yaygın ve basit halk yığınları arasından seçilip alınmış oluşudur.Kitapta göze çarpan bir diğer özellik ise onun buradaki yazılarında süsten ve sanat kagısından çok , bunlardan soyutlanmış bir dil ve anlatımı vardır.Yani yazar bu kitabında tmamen halkın içinden seçtiği olayları sade bir şekilde yazmıştır.
6.YAZARIN HAYATI HAKKINDA KISA BİLGİ:Servet-I Fünun romancılarından.İstanbulda doğdu .1884’te ’Nevruz’ gazetesini , daha sonra ’Hizmet’ ve ’Ahenk’ gazetelerini kurdu.Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Arapça ve Farsça bilirdi.150’den fazla hikayesi vardır.
KİTABIN YAZARI : HALİD ZİYA UŞAKLIGİL
YAYIN EVİ : İNKILAP KİTABEVİ
BASIM YILI : 1991
SAYFA SAYISI : 247
1.KİTABIN KONUSU: Yazar bu kitabını, ömrünün son yıllarında yaşadığı olayları hatırlamak maksadıyla yazmıştır.
2.KİTABIN ÖZETİ:’’İzmir Hikayeleri’’eski izmirin buram buram kokan havası, kenar köşe semtleri, oraların her sınıftan ve hertipten insanları, o döneminyaşam ortamını , gelenek ve görenekleri, kısacası bir zaman kesitinin İzmir folkloru , örnekleriyle , zengin bir kaynak halinde anlatılmaktadır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:Yazarın geçmiş yaşantısını hatırlamak maksadıyla yazdığı anısal öykülerdir.
4.KİTPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:Kitaptaki olaylar tamamen halk yaşantısından alınmıştır.Kitabın kahramanları ise yine olaylarda olduğu gibi tamamen halk içerisinde yaşayan normal halk insanlardan seçilmiştir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:Kitapokunmaya başlandığında kitabın önemli bir özrlliği göze çarpıyor .Bu kitaptaki kahramanların hemen hepsi geniş, yaygın ve basit halk yığınları arasından seçilip alınmış oluşudur.Kitapta göze çarpan bir diğer özellik ise onun buradaki yazılarında süsten ve sanat kagısından çok , bunlardan soyutlanmış bir dil ve anlatımı vardır.Yani yazar bu kitabında tmamen halkın içinden seçtiği olayları sade bir şekilde yazmıştır.
6.YAZARIN HAYATI HAKKINDA KISA BİLGİ:Servet-I Fünun romancılarından.İstanbulda doğdu .1884’te ’Nevruz’ gazetesini , daha sonra ’Hizmet’ ve ’Ahenk’ gazetelerini kurdu.Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Arapça ve Farsça bilirdi.150’den fazla hikayesi vardır.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
Ankara
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cagaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
6. Basım /1983
KİTABIN KONUSU:
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Kısaca söylemek gerekirse romanın konusu bu üç dönemin Ankara’sıdır. Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
KİTABIN ÖZETİ:
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olmaktadır. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gitmektedir. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektdir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler.
KİŞİLER VE ÖZELLİKLER:
Selma Hanım:İyi bir öğrenim görmüş haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever,vatan sevgisi uğrunda oradan oraya koşan;hep bir şeyler arayan,aradığını bulamayan;azimli ve hoşgörülü, halden anlar,olgun bir kişidir.
Nazif Bey:İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir.Sessiz,sedasız,vatanından çok canını seven kişidir.
Binbaşı Hakkı Bey:Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir.Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur.Milli mücadele vurguncusudur,sömürücüdür; vurdumduymaz biridir.
[BNeşet Sabit Bey:[/B]İyi bir öğrenim görmüş,genç bir yazardır.Milli mücadelenin yanında yer almış,gönülden desteklenmiş,inkılabın yanıbaşında canla başla çalışan;sorumluluğunu bilir;azimli,hoşgörülü halden anlayan bir kişidir.
Murat Bey:Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş,milli mücadelenin yanında yer almış,tutucukendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan bir insandır.Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş,harvurup harman savuran bir kişidir.Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
Ömer Efendi ve Ailesi:Kültür düzeyleri düşük insanlardır.Kendileri ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar.Kendileri yaparsa olağan karşılarlar.Tutucudurlar.İş hayatında başarılıdırlar.
Yıldız Hanım:Tiyatro sanatçısıdır.
Şeyh Emin:Dindardır,tutucudur.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:
Yazar kitabı çok güzel uyarlamış.Okuyucu için çok sürükleyici,fakat anlatım yönünden biraz ağır olup,anlaşılması güç yerler var.Bunun dışında karekterler çok güzel tasvir dilmiş.Olaylar çok güzel anlatılmış.Herkesin okumaktan zevk duyacağı, oldukça güzel bir kitap.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
1889 yılında Kahire’de doğdu.Öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladı.2 inci Meşrutiyetten sonra istanbul’a geldi.Fecri Ati topluluğuna katıldı.Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı.Üsküdar Lisesi’nde felsefe dersi verdi.Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı cephesinde bulundu.Deneme makale anıoyun türlerinde eserler verdi.Romanlarıyla tanında.Romanların konusu tarihsel ve toplumsal olaylardır.1974 yılında öldü.
Ankara
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Cagaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
6. Basım /1983
KİTABIN KONUSU:
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Kısaca söylemek gerekirse romanın konusu bu üç dönemin Ankara’sıdır. Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
KİTABIN ÖZETİ:
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olmaktadır. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gitmektedir. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektdir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler.
KİŞİLER VE ÖZELLİKLER:
Selma Hanım:İyi bir öğrenim görmüş haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever,vatan sevgisi uğrunda oradan oraya koşan;hep bir şeyler arayan,aradığını bulamayan;azimli ve hoşgörülü, halden anlar,olgun bir kişidir.
Nazif Bey:İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir.Sessiz,sedasız,vatanından çok canını seven kişidir.
Binbaşı Hakkı Bey:Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir.Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur.Milli mücadele vurguncusudur,sömürücüdür; vurdumduymaz biridir.
[BNeşet Sabit Bey:[/B]İyi bir öğrenim görmüş,genç bir yazardır.Milli mücadelenin yanında yer almış,gönülden desteklenmiş,inkılabın yanıbaşında canla başla çalışan;sorumluluğunu bilir;azimli,hoşgörülü halden anlayan bir kişidir.
Murat Bey:Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş,milli mücadelenin yanında yer almış,tutucukendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan bir insandır.Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş,harvurup harman savuran bir kişidir.Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
Ömer Efendi ve Ailesi:Kültür düzeyleri düşük insanlardır.Kendileri ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar.Kendileri yaparsa olağan karşılarlar.Tutucudurlar.İş hayatında başarılıdırlar.
Yıldız Hanım:Tiyatro sanatçısıdır.
Şeyh Emin:Dindardır,tutucudur.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞ:
Yazar kitabı çok güzel uyarlamış.Okuyucu için çok sürükleyici,fakat anlatım yönünden biraz ağır olup,anlaşılması güç yerler var.Bunun dışında karekterler çok güzel tasvir dilmiş.Olaylar çok güzel anlatılmış.Herkesin okumaktan zevk duyacağı, oldukça güzel bir kitap.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
1889 yılında Kahire’de doğdu.Öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladı.2 inci Meşrutiyetten sonra istanbul’a geldi.Fecri Ati topluluğuna katıldı.Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya başladı.Üsküdar Lisesi’nde felsefe dersi verdi.Kurtuluş savaşı sırasında Anadolu’ya geçerek Batı cephesinde bulundu.Deneme makale anıoyun türlerinde eserler verdi.Romanlarıyla tanında.Romanların konusu tarihsel ve toplumsal olaylardır.1974 yılında öldü.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
KİRALIK KONAK
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
BASIM TARİHİ
20. Baskı 1999 İSTANBUL
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.
KİTABIN ÖZETİ :
KİRALIK KONAK
Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
SONUÇ
Kitabın Ana Fikri ve Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme :
Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.
KİRALIK KONAK
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE ADRESİ
İletişim Yayınları Klodfarer Caddesi İletişim Han No: 7 Cağaloğlu 34400 İSTANBUL
BASIM TARİHİ
20. Baskı 1999 İSTANBUL
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Türk toplumunun tarihsel gelişim sürecinde ilk belirtileri XVIII. Yüzyılda görülen ve tanzimatla somutlaşan batılılaşma hareketleri buna bağlı olarak hayat tarzı, değerler ahlak kısacası kültürel değişim.
KİTABIN ÖZETİ :
KİRALIK KONAK
Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.
Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.
Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.
Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.
Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.
Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.
Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi... Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.
Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.
NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Diyordu.”
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.
Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.
SONUÇ
Kitabın Ana Fikri ve Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme :
Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.
Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.
Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.
Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
999 Adet Kitabın Ãzeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI
FATİH-HARBİYE
KİTABIN YAZARI
PEYAMİ SAFA
YAYIN EVİ
ÖTÜKEN
BASIM YILI
1973
SAYFA SAYISI
115
1.KİTABIN KONUSU :
Osmanlı medeniyetinin getirmiş olduğu geleneklerden sıyrılan yeni medeniyetin aile ve ailedeki bir birey üzerine etkisi.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Neriman ve şinasi uzun yıllar beraber büyümüş komşu çocuklarıdır ve samimiyetleri çok ileridir.Neriman ve şinasi çoğu zamanlarını birlikte geçirir,birlikte evden çıkar,birlikte gezerlerdi.İkiside Fatih’deki Darüllelhana giderlerdi.oturdukları mahalle ,arkadaşları ve hatta Nerimanın babasi olan Faiz Bey de onları özdeşleştirmiş ve artık nişanlı sayıyordu.Oturdukları Fatih eski osmanlı kültürünü hala yaşıyordu.Belli yer ve zamanlarda bilgi sahipi olan kişiler çeşitli konularda uzun tartışmalara girer,kültürel sohbetler ederlerdi.faiz Bey ve Şinaside musıki konusunds bu sohbetlere iştirak ederlerdi.
Fakat Neriman bu monotonluktan hiç hoşnut değildi.O modernleşen yeni istanbulda yaşamak ve bu kültürden kurtulmak istiyordu ve birgün macitle tanıştı.macit tam nerimanın arzu ettiği bir insandı.modern giyiniyor,modern yaşıyordu.bu tanışıklıktan sonra kendini şinasiden uzak hissetmeye başlamıştı.artık ister istemez şinasiye soğuk davranıyordu.nerimanın bu hali şinasinin gözünden de kaçmamıştı.bir gün darüllelhan dan sonra nerimanın nereye gitiğini öğrenmek için onu takip etti.ve gördü ki neriman heyecanla macite gidiyordu.bu olay şinasinin dünyasını başına yıkmıştı.Artık ogünden sonra Neriman la konuşmamaya başladı.
Birgün Macit Nerimanı bir baloya davet etti.Neriman ogünü kadar ne bir balo görmüş ne de öyle bir yere gitmişti.Neriman baloya gitmek için çok arzuluydu fakat Faiz Beyden izin alması hiç de kolay görünmüyordu çünkü şinasiyle arasının bozuk olduğunu bilen babası bu olaya çok üzülüyordu çünkü Şinasiyi artık bir damadı gibi görüyordu.Ancak Neriman baloya gitmeyi çok istediğinden bunları göze almıştı ve babasına balo meselesini açtı ve izin alabildi fakat baloya şinasisiz gideceğini söyleyemedi çünkü ogüne kadar hiç bir yere şinasisiz gitmemişti.Olayı ister istemez Şinasiye açtı ve Şinasi debaloya gitmeyi kabul etti.
Ertesi gün Neriman baloya elbise için Beyoğluna gitti ve gitmişten fikir almak için teyzesinin kızlarına gitti.Oraya gittiğinde teyzesinin kızları ona bir hikaye anlattı.Hikaye şöyleydi:bir rus kızı senelerce beraber olduğu sevgilisini zengin bir erkek için terk ediyor fakat aradığı saadeti bulamıyordu ve eski sevgilisine geri döndüğünde ise adam onu kabul etmiyor,bunun üzerine kız intihar ederek hayatına son veriyordu.
Neriman bu hikayeyi duyunca koşarak evden çıktı ve duyduğu hikayeyi kendi yaşantısına uyarladı.Hikaye tıpkı kendi yaşantısının resmiydi.Daha sonra Macit’i düşündü:davranışları ne kadar da yapaydı.Ogüne kadar onu aldatmaktan başka birşey yapmamıştı.bunun üzerine kararını verdi:baloya gitmeyecek,Macit’ten vazgeçecekti.
Neriman samimi olmayan modern hayattan kurtulmuş Şinasiye geri dönmüştü.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Toplumda yeni yerleşen batı medeniyetinin, kendi kültürümüzünde var olan samimiyeti taşımadığı.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[BNeriman:[/B] Batı medeniyeti tutkunudur,öyleki bu tutku yüreğindeki sevgiliyi değiştirebilecek bir tutkudur.
Şinasi: Kendi medeniyetinden vazgeçmek istemeyen ancak Neriman’a tutkusundan bazı ödünler veren bir karakterdir.
Faiz Bey: Tıpa tıp Şinasi’nin özelliklerini taşımaktadır.
Macit: Yeni yerleşen medeniyeti yaşayan,modern bir insandır
5.ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap,bir roman için çok kısaydı ve sadece dört kişinin arasında geçiyordu.Fakat işlediği konu bakımından önemli mesajlar veriyordu.Toplumda yeni yerleşen batı medeniyetinin kültürümüzün bize yansıttığı samimiyeti vermediği anlatılıyor ve kendi kültürümüze geri dönüş imajı veriliyordu. Ama yine de bu kitap, Peyami Safa’nın okuduğum bir çok kitabının tadını vermedi.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Peyami Safa
(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü.
Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948).
FATİH-HARBİYE
KİTABIN YAZARI
PEYAMİ SAFA
YAYIN EVİ
ÖTÜKEN
BASIM YILI
1973
SAYFA SAYISI
115
1.KİTABIN KONUSU :
Osmanlı medeniyetinin getirmiş olduğu geleneklerden sıyrılan yeni medeniyetin aile ve ailedeki bir birey üzerine etkisi.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Neriman ve şinasi uzun yıllar beraber büyümüş komşu çocuklarıdır ve samimiyetleri çok ileridir.Neriman ve şinasi çoğu zamanlarını birlikte geçirir,birlikte evden çıkar,birlikte gezerlerdi.İkiside Fatih’deki Darüllelhana giderlerdi.oturdukları mahalle ,arkadaşları ve hatta Nerimanın babasi olan Faiz Bey de onları özdeşleştirmiş ve artık nişanlı sayıyordu.Oturdukları Fatih eski osmanlı kültürünü hala yaşıyordu.Belli yer ve zamanlarda bilgi sahipi olan kişiler çeşitli konularda uzun tartışmalara girer,kültürel sohbetler ederlerdi.faiz Bey ve Şinaside musıki konusunds bu sohbetlere iştirak ederlerdi.
Fakat Neriman bu monotonluktan hiç hoşnut değildi.O modernleşen yeni istanbulda yaşamak ve bu kültürden kurtulmak istiyordu ve birgün macitle tanıştı.macit tam nerimanın arzu ettiği bir insandı.modern giyiniyor,modern yaşıyordu.bu tanışıklıktan sonra kendini şinasiden uzak hissetmeye başlamıştı.artık ister istemez şinasiye soğuk davranıyordu.nerimanın bu hali şinasinin gözünden de kaçmamıştı.bir gün darüllelhan dan sonra nerimanın nereye gitiğini öğrenmek için onu takip etti.ve gördü ki neriman heyecanla macite gidiyordu.bu olay şinasinin dünyasını başına yıkmıştı.Artık ogünden sonra Neriman la konuşmamaya başladı.
Birgün Macit Nerimanı bir baloya davet etti.Neriman ogünü kadar ne bir balo görmüş ne de öyle bir yere gitmişti.Neriman baloya gitmek için çok arzuluydu fakat Faiz Beyden izin alması hiç de kolay görünmüyordu çünkü şinasiyle arasının bozuk olduğunu bilen babası bu olaya çok üzülüyordu çünkü Şinasiyi artık bir damadı gibi görüyordu.Ancak Neriman baloya gitmeyi çok istediğinden bunları göze almıştı ve babasına balo meselesini açtı ve izin alabildi fakat baloya şinasisiz gideceğini söyleyemedi çünkü ogüne kadar hiç bir yere şinasisiz gitmemişti.Olayı ister istemez Şinasiye açtı ve Şinasi debaloya gitmeyi kabul etti.
Ertesi gün Neriman baloya elbise için Beyoğluna gitti ve gitmişten fikir almak için teyzesinin kızlarına gitti.Oraya gittiğinde teyzesinin kızları ona bir hikaye anlattı.Hikaye şöyleydi:bir rus kızı senelerce beraber olduğu sevgilisini zengin bir erkek için terk ediyor fakat aradığı saadeti bulamıyordu ve eski sevgilisine geri döndüğünde ise adam onu kabul etmiyor,bunun üzerine kız intihar ederek hayatına son veriyordu.
Neriman bu hikayeyi duyunca koşarak evden çıktı ve duyduğu hikayeyi kendi yaşantısına uyarladı.Hikaye tıpkı kendi yaşantısının resmiydi.Daha sonra Macit’i düşündü:davranışları ne kadar da yapaydı.Ogüne kadar onu aldatmaktan başka birşey yapmamıştı.bunun üzerine kararını verdi:baloya gitmeyecek,Macit’ten vazgeçecekti.
Neriman samimi olmayan modern hayattan kurtulmuş Şinasiye geri dönmüştü.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Toplumda yeni yerleşen batı medeniyetinin, kendi kültürümüzünde var olan samimiyeti taşımadığı.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
[BNeriman:[/B] Batı medeniyeti tutkunudur,öyleki bu tutku yüreğindeki sevgiliyi değiştirebilecek bir tutkudur.
Şinasi: Kendi medeniyetinden vazgeçmek istemeyen ancak Neriman’a tutkusundan bazı ödünler veren bir karakterdir.
Faiz Bey: Tıpa tıp Şinasi’nin özelliklerini taşımaktadır.
Macit: Yeni yerleşen medeniyeti yaşayan,modern bir insandır
5.ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap,bir roman için çok kısaydı ve sadece dört kişinin arasında geçiyordu.Fakat işlediği konu bakımından önemli mesajlar veriyordu.Toplumda yeni yerleşen batı medeniyetinin kültürümüzün bize yansıttığı samimiyeti vermediği anlatılıyor ve kendi kültürümüze geri dönüş imajı veriliyordu. Ama yine de bu kitap, Peyami Safa’nın okuduğum bir çok kitabının tadını vermedi.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
Peyami Safa
(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü.
Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefi Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948).
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi