You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik

Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI Big GrinAĞA ÇIKAN KURT
KİTABIN YAZARI :Halide Edip ADIVAR
YAYIN EVİ :Remzi Kitap Evi
BASIM YILI :1989

1.KİTABIN KONUSU

Topluca alınan kararlara uymanın gerekliliğive alınan bu kararlara uymamanın getireceği zararlara dikkat edilmesi gerektiğidir.
2.KİTABIN ÖZETİ

Olay bir şairin yazar bir Fransız kurt masalını anlatması ile başlar.Şair yazara söz vermesine rağmen kurt hakkındaki şiirini bir türlü yazara gönderemez. Yazar beklemekten bıkar ve kendini kurt hülyaları içinde bulur.
Karacaaahmet mezarlığı civarında fakir ve yoksul olan küçük bir evin çocuğudur.Babasını savaşta kaybetmiştir. Annesi her akşam eve geşmesini beklemekte ve getireceği ekmeği yiyerek karnını doyurur.Fakat o akşam annesi biraz gecikir. Sonunda annesi karşıda görünür.Fakat elinde ekmek yoktur.Aç kalacağını anlar. Vakit artık geç olmuştur ve yatarlar.Çocuk yatakta annesi ise yarı tahta yarı hasır bir yatakta yatmaktadır.Gece çocuk yatağının üstünde bir şeylerin kıpırdadığını hisseder fakat bunun annesine anlatmaz.Hafifçe gözlerini açar.Karşısında savaştan çıktığı her halinden belli olan, her yanı yara bere içinde ve ağzından kan damlayan bir kurt durmaktadır.Bu durum babasının anlattığı bir kurtmasalını anımsatır.
Bir gün ormanda bütün hayvanlar birbirine girer.Bozulmadık yuva,ezilmedik çalı, çiğnenmedik ot kalmaz.Kısacası taş taş üstünde kalmaz. Uzun süre bu böyle devam eder. Hayvanlar birbiri ile konuşmazlar ve birbirine düşmanca hareket etmeye devam ederler.Bunun böyle gitmeyeceğini anlayan ormanın en yaşlısı olan fil bir toplantı yapmak ister ve bütün hayvanların bir araya gelmesini ister. Toplantı yapılır ve toplantıda artık düşmanca tavırların bırakılacağıve dostluk içinde yaşanması gerektiği kararına varılır.Bu kararda şu sonuç çıkıyordu.Her hayvan kendi bölgesindehür ve serbest olarak gezebilecekti.Etçil hayvanlar bu duruma pek rıza göstermedi ama yine de boyun eğdiler.Otçul hayvanlar bu duruma çoktan razı idiler.Yine de hayvanlar arasında bir takım huzursuzluk olduğu meydandaydı.Sonunda bu huzursuzluğunun sebebinin kurt oldduğu ortaya çıktı.Topluca kurt diyarına saldırdılar.Yıkılmadık yer bırakmadılar.Kurt bu bozgun karşısında öcünü almak için dağa çıktı.


3.KİTABIN ANA FİKRİ

Genel olarak kitapta, toplumsal olaylara ne kadar ilgisiz kaldığımız ve olayların karşısında bu ilgisizliğin bizlere nelere mal olduğunu anlatmaya çalışıyor.

4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARINDEĞERLENDİRİLMESİ

Kitap birçok hikâyeden oluştuğu için belli bir şahıs yoktur.Onun için şahıs değerlendirmesi yapmak mümkün değildir.

5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitap okuyucuyu sıkmayan, akıcı bir üslûpla yazılmıştır.Okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim güzel bir kitap.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Halide Edip ADIVAR

Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin tanınmış edebiyatçılarındandır. Öğretmenlik ve müfettişlik yapmıştır.Amerika, Hindistan’da birçok konferanslar vermiştir.1950-1954 yılları arasında İzmir miiletvekilliği yapmıştır.İlk eserlerinde modern tipler ön plânda iken daha sonraları Anadolu insanlarını tanıyarak eserlerine konu eder.Birçok gazete ve dergide yazıları yayımlanmıştır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI =SODOM VE GOMORE

KİTABIN YAZARI =YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

YAYIN EVİ VE ADRESİ =İletişim yayınları,Klodfarer cad.No:7
İletişim Han Cağaloğlu_İstanbul
BASIM YILI =1984


1.KİTABIN KONUSU:
İstanbul’un işgali ve İsatanbul halkının işgale karşı tutumu kitapta anlatılıyor.

2.KİTABIN ÖZETİ:
Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir.Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u,İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul,Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir.Tıpkı Sodom ve Gomore gibi.Tanrının naletlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir.Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte,hatta tiksinmektedirler.Leyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş,olaylara sadece seyirci kalmıştır.Sevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir,hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılır.Oysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür ve Kuvayi Milliyecilere katılır ve sonunda şehit olur.Fakat o değeri bilinmez insanlardandır,vatan o ve onun gibilerinin kanlarıyla hayat bulmuştur.Vatanın ayakları aslında bağımsızlık savaşında ayaklarını yitiren gazilerimizindir.Onlar her bir uzuvunu kaybederken vatan yeniden el ayak sahibi olmuştur.
İstanbul’un bu şaşalı hayatı çok kısa sürer.Ezilmiş Anadolu insanının özlediği gün gelir.Bir gece Kuvayi Milliyeciler karanlığın içine akın eden ışık hizmeleri gibi akın ederler şehre.
Leyla,o eski hayatlarının mahvettiği için bu büyük savaşçıları nefretle karşılar.Necdet ise artık bu İngilizler tarafından kullanılmış vatanperverlik duygusundan yoksun kızdan soğumuştur.
Leyla dudaklarını Necdet’in dudaklarına uzatır.Necdet onu kucaklar ve bir köşeye bırakır. Dudaklarında bir kimyevi maddenin “rujun” yavan tadıyla bağımsız İstanbul’a katılır. Ve bu aşkın bittiği yerde roman da son bulur.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Çöküşün getirdiği bir çürümenin romanıdır. Savaş gi,bi zor anlarda insanlar maskelerini çıkartıp kendilerini gösterirler. “Dost kara günde belli olur”

4.KİTAPTA OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Necdet, karamsar sorunlar arasında sıkışıp kalmış kendine öz güveni olmayan biridir. Yolu biliyor fakat yolda yürümeye cesareti yok. Küçük kırılganlıkları ve vazgeçemediği rahatlığı onu yurt savunması gibi bir şereften yoksun bırakıyor.

Leyla, bakımlı ,ince yapılı ,dikkati çeken güzel bir İstanbul kızıdır. Fakat ailesi gibi vatan duygularından yoksun, sosyeteyi seven, hovarda bir kızdır. Hayatı yalancı bir cennetten farksız yaşamak istiyordu. Fakat kağıttan yapılmış saraylar çok çabuk bozulurdu ve o asıl kaybeden oldu.
Cemil, yurtsever biri vatanın köle oluşuna katlanamayacak derecede onurlu, güçlü, iri yapılı bir Türktür. Biz bugün bağısızlığımızı o ve onun gibilere borçluyuz.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Her milletin içinde fedekar insanlar olabileceği gibi menfaat için insanalrda bulunmaktadır. Bağımsızlık bu fedakar insanlar sayesinde devam etmektedir. Asayişi bozan, kan dökülmesine sebep olan, kötülüğün kaynağı olan hep ikinci gruptur. İşte hayat bu iyi ile kötünün kavgasından ibarettir.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine Manisa’ya geldi. 1913’te ilk hikaye kitabını çıkarır: “Bir Serencan.” Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir’le birlikte “Kadro” dergisini çıkarır. 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Eserleri : Rahmet(1923), Milli Savaş Hikayeleri(1947), Kiralık Konak(1922), Nur Baba, Sodom ve Gomore(1928), Hüküm Gecesi, Yaban(1932), Ankara, Bir Sürgün, Erenlerin Bağından(1922), Okun Ucunda, Zoraki Diplomat(1955), Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 yıl(1968), Nirvana(1909), Veda, Sağnak(1929) ve Mağara(1934).


[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI =MARTI

KİTABIN YAZARI =RICHARD BACH

YAYIN EVİ VE ADRESİ =Beyaz Yayınları/Nuruosmaniye Cad.
Kardeşler Han No: 3
BASIM YILI =1987



1.KİTABIN KONUSU:
Martı, bir kuşun hiçbir şeyin onu caydıramadığı o devirde zorluklarla mücadele etmesidir. Hiç düşmemeyi değil, her düştüğünüzde ayaklarınızı daha sıkı basarak ayağa kalkabilmeyi öğreneceksiniz bu kitapta.

2.KİTABIN ÖZETİ:
O zamanlar martı Jonathan'in hayatini anlatan bir roman olarak okudum. Martı Jonathan diğer martılardan daha yükseklere uçmayı, dah derinlere dalıp en leziz balıkları avlamayı hedeflemiştir kendine. Ve her seferinde de bunu gerçekleştirip kendisine daha yüksek, daha derin hedefler seçmiştir. Richard Bach, herkesin bir hedefinin olması gerektiğini ve her seferinde bir öncekinden daha iyi hedefler seçmemiz gerektiğini, mutluluğumuzun bu olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
Bach,özgürlük,direnç ve umut kavramlarını bir martının kanatlarına bindirirken,umutsuzluk ve boşluk içinde günlerini geçiren insanların serüvenlerini nasıl da ustaca ortaya koymuş.

3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Özgürlük,direnç ve umut kavramlarını bir martının kanatlarına bindirirken,umutsuzluk ve boşluk içinde günlerini geçiren insanların serüvenlerini nasıl da ustaca ortaya koyuvermiş.Hayata dair umutları ve planları olan arkadaşlar için mükemmel bir kitap.Martı arkadaşlarına harika bir örnek olan Jeneten sizlerede güzel bir örnek olacak.



4.KİTAPTA OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Jonathan: Kendini hayata adamış,zorluklar karşısında yılmamış ama oldukça yıpranmış bir genç.
Mıchele: O da Jonathan ile birlikte hayata göğüs gerdi ama bunlarla çok fazla başa çıkamayıp öldü.
Stephan: Stephan, Mıchele aşık olmuştur fakat o da kendini Jonathan’a kaptırmıştır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Martı Jonathan'ın hayata atılışını anlatan bir hikaye kitabı.Yer yer resimlerle süslenmiş.Okuması zevkli dili sade.Bir martının isteklerini yerine getirme mücadelesine bir bakabilirsiniz.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
27 Mart 1889’da Almanya’da doğdu.1913’te ilk hikaye kitabını çıkarır.13 Aralık 1974’te İtalya’da’ öldü. Eserleri : Nostradamus 16.yy’da yaşamış bir kahindir. Kendisi aynı zamanda tıp doktorudur. Çağının en büyük belası olan vebaya karşı o zamanın şartları altında büyük başarı göstermiştir. Nostradamus kehanetlerini yaparken sadece geleceği görebilme yeteneğinden değil daha bilimsel yöntemlerden yararlanmıştır. Bunlar da çağının en kabul gören yöntemleri olan astroloji ve simyadır
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :SİMYACI
KİTABIN YAZARI Tongueaulo COELHO
YAYIN EVİ VE ADRESİ :CAN YAYINLARI Ltd.sti.
Hayriye cad.no:2 80060
GALATASARAY-İSTANBUL
BASIM YILI :1988
1.KiTABIN KONUSU :
Simyacı, İspanyadan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü genç bir çoban Santiago’nun masalsı yaşamının öyküsü.
2.KİTABIN ÖZETİ :
İspanya’da yaşamakta olan Santiago gezmeye yeni yerler görmeye meraklı olduğu için okuma-yazmayı çok iyi bildiği halde çoban olmayı tercih eder. Bu sayede yeni yerler görür. Aynı zamanda kitap okur. Sürüsüyle birlikte gittiği terkedilmiş bir zamanlar ayin eşyalarını konduğu yerde kocaman bir firavuninciri büyümüş olan kiliseye gelir. Burada uykuya dalar ve haftalardir gördüğü düşün aynısını burda görür. Bir zamanlar yün satmak üzere bir tüccara gitmiş orda tüccarın kıızyla muhabbet etmiş çok hoşlanmıştır. Şimdi yeniden o tüccara gitmek ister. Tarifa’ya geldiğinde düş yorumcusu bir yaşlı kadının olduğunu anımsar ve yaşlı kadını yanına gider. Falcı kadın Santiago’yu çok şaşırtır. Santiago’nun Mısır piramitlerine gideceğini orada bir hazine bulup zengin olacağını söyler. Falcının yanıdan ayrıldıktan sonra kasabada bir sırada oturuken Salem Kralı olduuğunu söyleyen yaşlı bir adamın yanına oturur. Falcı kadının söylediklerinin aynısını söyler. Bunun için gençten koyunlarını satmasını kendisine de altı koyununu vermesini ister. Bir gün sonra tekrar yaşlı adamın yanına giderek altı koyununu verir. Karşılğında ise Urin ile Tummini adında iki taş alır. Artık Santiago hazine peşine düşmüş bir serüvendedir. Tarifa’dan Afrika’ya geçtiğinde ilk gördüğü kahvaneye girerek Mısır piramitlerine gitmek için yardım ister. Tüm parasını vererek bir rehber bulmuştur. Piramitlere gitmek üzere çıktıklarında adam kalabalık pazar yerinde kendini kaybettirmiştir. Artık beş parasız kalmıştır. Şimdi tek isteği bir iş bulup para kazanmaktır. Bir billuriye dükanında kristal satmak üzere işe başlar. İşe başlamasıyla billuriye dükkanı daha çok satmaya başlar.Tam bir yıl geçtikten sonra mısır piramitlerine gidecek parayı biriktirir.Mısıra gitmek üzere kervancılyla anlaşır.Aynı şekilde piramitlere gitmek isteyen birçok ülkeden insan vardır.İlk olarak AL-FAYOUM’a gider.Daha fazla ilerleyemezler çünkü kabileler arası savaş vardır.AL-FOYOUMda kabile reisi tarafından karşılanıp misafir edildiler.yolculuk esnasında tanıştığı bir ingiliz Mısıra simyacıyı bulmak için gelmiştir.Fakat büyük hayal kırıklığına uğramıştır. Çünkü Simyacı’yı kimse tanımıyordur. Sonra rastladıkları bir ihtiyara sorarlar. Öyle bir kişinin vahada yaşadığını kabile reislerinin bile çok zor ulaştığı güçlü biri olduğunu söyleyerek savaşın bitmesini beklayip kervanlarla gitmelerinin daha iyi olacağını söyler. Sonra siyah peçeli omuzunda testi taşıyan kızı görür ve aşık olur Santiago. İsminin Fatima olduğunu öğrenip hergün bekleyeceğini söyleyerek yanından ayrılır. İkinci gün Fatima’ya aşkını itiraf ederek kendisiyle evlenmesini ister. Artık Santiago Fatima’dan başkasını düşünemez. Bu arada İngiliz’den Simyacların kurşunu altına dönüştürdüklerini öğrenip İngiliz’in neden bu kadar yolu teptiğini anlayabiliyordu.
Bir sabah AL-fayoum’a baskın düzenlenir. Bunu üzereine Santiago güney yönünde yürümeye başlamıştır. Vahanın ortasında tek bir çadır vardır. Artık Simyacı’yı bulmuştur. Hazineye ulaşmak için Santiago’ya klavuzluk edecektir. Yola çıkmadan Fatima ile vedalaşır. Mutlaka geri döneceğini söyler.
Sonunda bir manastıra varırlar. Burada Simyacı’nın kurşunu altına çevirdiğine şahit olur. Simyacı’dan aldığı bir parça altınla yoluna yalnız devam eder. Artık yarım saatlik yolu kalmıştır. Hazineni yerini ona yüreğinin söyleyeceğine inanıyordur. Bir kumulun tepesine vardığında ağlamaya başlar. Gözyaşlarının düştüğü yerde hazinenin olduğunu tahmin ederek kazmaya başlar. Tüm gece boyunca kazmasına rağmen ulaşamaz. Bu sırada savaş mültecileri olduğunu söyleyen birkaç adam gelir. Hazine aradığını anladıktan sonra aynı yri kazmaya başlarlar. Onlarda ulaşamayınca Santiago’ya işkence yapıp üzerinde altını alırlar. Mültecilerin reisi tam ayrılırken kendisinin de düş gördüğünü İspanya’da çobanların koyunlarıyla birlikte içinde uyudukları ayin eşyanın konulduğu yerde büyümüşbir firavuninciri ve altında hazine olduğunu gördüğünü ancak bir düş için tüm çölü geçecek kadar budala olmadığını söyler ve gider.
Santiago’nun yüreği neşeyle dolar artık bulmuştur hazinenin yerini. Tekrar aynı kiliseye gider fakat bu sefer yanında sadece küreği vardır. Eski İspanyol altın parasıyla dolu hazineyi bulmuştur. Şimi tek isteği tekrar Fatima’nın yanına gitmektir.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Bir insanın kendi istelerine ulaşabilmesinin en güzel yolu ,bu istekleri doğrultusunda kendisinin verdiği kararlardır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Olaylar ardarda ,birbiriyle bağlantılı ve akıcı biçimde okuyuculara sunulmuştur.

Santiago kendi istekleri doğrultusunda hareket eden ve verdiği kararlarla yazgısını elde etmeye çalışan maceraperest bir gençtir.
İngiliz de Santiago gibi bir amaç uğrunda herşeyini bırakıp onu elde etmeye çalışan maceraperest bir kişidir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl yakalayacaksın? Sorularına cevap veren ,mistik peri masalına benzeyen okumaya değer güzel bir roman.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Paulo Coelho ,Rio de Janerio’da doğdu. Roman yazarlığına başlamadan önce tiyatro yönetmeni ,oyun yazarı ve sevilen bir şarkı sözü yazarıydı. Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu yaptı. Bu deneyimini The Pilgrimiage adlı kitabında anlattı. Diğer kitapları: Brida ,Valkürler ve son yazdığı Piedra Irmağını Kıyısında Oturdum ,Ağladım’dır.

[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI : DAMGA

KİTABIN YAZARI :REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ :İNKILAP VE AKA BASIMEVİ
BASIM YILI :10.BASKI-1995

KİTABIN KONUSU:Aşık olan bir delikanlının sevdiği kız uğruna hayatı boyunca hırsız damgasına vurulması ve bundan dolayı gelişen olayları anlatır.
KİTABIN ÖZETİ:
İffet hep abisinden farklı olmak ister.Bunu ilk anlayan Mahmut Efendi İffet’I hep Muzaffer’den ayrı sever.İffet , Kamiyap Kalfa sayesinde haftada iki gün Paşa babasından habersiz mahalle okuluna gider,oradaki çocuklarla arkadaşlık eder. Yazları ise Karamürsel’de Damlacık Çiftliğinde oturan Hatice halasında geçirir.Burada geçirdiği iki ay onun için çok farklıdır.Özellikle halasının anlattığı hayaletli değirmen öyküsünden çok etkilenir.Bu hikayede; “birbirini çok seven Fatma ve İsmail,İsmail’inaskere gitmesiyle ayrılırlar.Fatma İsmail’I iki yıl bekler ama çevresi ndekiler İ smail’in Yemen’e gittiğini ve oraya gidenin yaşama ihtimalinin çok az olduğunu söyleyerek Fatma’yı Gaffar Ağa’ya verirler.A radan zaman geçtikten sonra İsmail Yemen ‘de n döner ve Fatma ‘nın evlendiğini öğrenir. Yalnız ikisi de hala birbirlerini çok sever.Bunun üzerine geceleri değirmende buluşmaya başlarlar.Birgün basılmak üzereyken İsmail ,Fatma’nın namusunu kurtarmak için değirmenden kendisini soğuk sulara atar ve ceseti bile bulunamaz.”
İffet bu masaldan çok etkilenir ve bu masal ona seevilen kadın için kendini feda etmeği öğretir.
İffet büyür,abisi hünkar yaveri olur ve sırma kordonlar takar.İffet’ babası idadi mektebe verir. İffet’in mektepte hürriyetçi ve meşrutiyetçi bir Celal Abisi vardır.Celal’I çok seviyor ve duygularını saklamayıp açıklıkla savunduğu için saygı duyar.Yalnız okulda ki bir öğretmeninin ihtilal ve meşrutiyetten söz etmesi üzerine tevkif edilmesi İffet'i’ okuldan ayrılmasına neden olur.
Kısa bir zaman sonra Meşrutiyet ilan edilir ve İffet’in abbası Halis Paşa görevden atılır.Midilli’ye sürgün edilir.İffet’te babasıyla iki buçuk yıl Midilli’de yaşar .Babasının vefatından sonra İstanbul’a dönerve muallim olarak bir evde çalışır.Evin sessiz ve güzel hanımı olan Vedia Hanım ile arasında bir ilişki doğar.Geceleri deniz kenarında buluşurlar.İffet her gece kayıkhane harabesinde Vedia’yı bekler.Vedia onbeş yaşında ki kız çocukları gibi ihtiyatsız davranırve bir gün yakalanma ihtimali bile akıllarına gelmez .İffet Vedia’a “Damlacık”taki su değirmeninin masalını anlatır.Bir köy delikanlısının sevdiğini ele vermemek için yaptığı fedakarlığınıbir gün kendisinin de yapabileceğini söylerdi. Bir gün yine ihtiyatsızca davranırken basılırlar ve İffet aynen değirmende ki masalda ki gibi sevdiği kadının namusunu kurtarmak için hırsız damgası yapar.
Değirmendeki nasal en sonunda İffet’in başına gelir.Sevdiği kadın uğruna kendisi hayatı boyuncahırsız damgasına vurulur.Zorla haneye tecavüz ve hırsızlık suçlarından dolayı altı ay hapse mahkum olur.Celal’in sayesinde iyi bir koğuşa verilir.
Bir mayıs günü Vasif Efendi ile hapisten çıkar.İffet dışarıda kendini iyi hissetmez.Ne yapacağını şaşırır.Bir kaç gün tanıdıklarında kaldıktan sonra ucuz bir oda kiralar.Hapisten çıktıktan sonra Celal ,İffet için yalnız bir arkadaş değil ,adeta bir baba olmuştur.İffet’in Hatice Halası kadar çok sevdiği bir Fahriye Yengesi vardır.Birgün Muzaffer’den yengesinin durumunun iyi olmadığını haber alır ve zorunlu olarak Fahriye Yengesi’ni görmeye gider,Fahriye Yenge onu çok iyi karşılar ve bir istekte bulunur:”400 bin lirasını bankaya yatırmasını ister”İffet çok şaşırır.Çünkü, kendi abisinin bile kendisine güveni kalmamıştır.İffet bu parayı çaldırma korkusuyla bankaya yatırır.Böylelikle İffet’in kendine güveni gelmeye başlar.Celal ,İffet’e iş bulur.Görüşmek iççin giden İffet ilk iş görüşmesinde büyük bir ümitsizliğe kapılır.Kendisinden istenen gümrükten ,eşya çıkarmasıydı .”Yarın gelirim “diye mağazadan ayrılır.Ama bu olayın tesiri günlerce üstünden atamaz,namuslu bir iş bulmakta ki ümidi giderek azalır.
Yaz bitiyorduve İffet hala iş bulamaz.Elinde ne varsa satar ,bazı geceler aç yatardı.Ev kirasını ödemek için en son babasının yadigarı olan altın saati bile satar. En sonunda Celal ,İffet’e Hukuk-I Milliye gazetesinde iş bulur.İffet bundan çok mutlu olur ve yorulmadan çalışmaya başlar.Çevresindekiler artık rahatsız olmaz çok kısa zaman sonra gazete bütün İffet ve arkadaşlarıTelgraf Gazetesi ‘nde çalışmaya başlar.Fakat kısa zaman sonra Telgraf gazetesinden de ayrılır,yine aç ve açıktadır.Celal geçinemeyip Konya’ya gider.İffet ayda bir Muzaffer abisinin gönderdiği parayla ev kirasını öder.
Birgün sokakta yürürken Celal’e rastlar.Celal Konya’da avukatlık görevinden ayrılıp,ticarete başlar ve İffet’e de kendi şirketinde bir iş verirBundan sonra İffet’in işi şehirler arası yolculuklarda mal taşımaktır.İffet yeni yüzler ,yeni insanlar tanıdıkça hayata bağlılığı artmakta yaptığı işten memnun kalmaktadır.Yolda gördüğü insanlara yardım etmekte ve ihtiyaçlarını karşılar.Yine kötü hava şartlarında İzmir’den İstanbul’a hareket eder. Tren Afyon’da hareket edemez duruma gelir.Dışarı çıkar ve kendisinden hasta annesi için yardım isteyen Rana ‘ya yardım eder.Rana masum ve çocuksu bir kızdır.İffet Rana’dan çok hoşlanır,yalnıuz yediği damga yüzünden Rana’dan uzaklaşır.
İffet uzun süre sonra Hocası Mahmut Efendi’yi görmeye gider.Mahmut Efendi’nin eşi ölmüş kendisine gelini bakar.Mahmut Efendi ile uzun uzun konuşurlar,eski hatıraları anarlar.Gece Mahmut Efendi’den ayrıldıktan sonra sokakta kavga eden bir kadın ve erkekle karşılaşır.Adam kadını hırsızlıkla suçlarve polise götürmekle tehdit eder.İffet ,bu kadını görünce Rana aklına gelir ve bu kadının masum olduğunu ,kendisi gibi damga yediğini düşünerek ,onu kendi himayesi altına almayı düşünür.Adama para vererek kızı kurtarır.Yalnız kadın hiç düşündüğü gibi çıkmaz.Bir geceyi beraber geçirdikten sonra kadın ayrılır ve İffet’in duyguları yine incinir.
Muzaffer Ağabeyinden gelen telgraf İffet’in moralini yükseltir.Telgrafta ev ve yatırımlar hakkında ki mahkemeyi kazandıkları yazar.İffet İstanbul’a döner ve eline epeyce para geçer.İstanbulda iyi bir malikane alır.Yanınada Mahmut Efendi öldükten sonra tek başına kalan gelini ve torununu allır.Eline para geçtikten sonra eski akrabaları ile tekrar görüşmeye başlar.
Birgün İffet Beyoğlu’nda dolaşırken Vedia’ya rastlar. Hiçbir şey olmamış gibi iki çift karşılıklı konuşurlar .İffet tekrardan Vedia’ya karşı duygular hisseder.Yalnız Vedia tekrardan İffet’le olmak istemez.


KİTABIN ANAFİKRİ:Seven insanın gözünün kör olduğunu,bir anlık düşüncesizhareketlerle kendi hayatını mahvedeceğini anlatır.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İFFET: O lay kahramanıdır.
MUZAFFER:İffet’in abisidir.uyuşuk,tembel,miskin,kibirli biriydi.
MAHMUT EFENDİ:İffet ve Muzaffer’e haftada iki günders verirdi .
HATİCE HALA:İffet’in halasıdır,elinde iki kız çocuğuyla dul kalmış ve Karamürsel’de yaşıyor.
HALİS PAŞA :İffet’in babasıdır.
CEMAL KERİM BEY:İffet’in çocuklarına ders verdiği mebustur.
VEDİA HANIM:Cemal Kerim Bey’in ikinci hanımıdır.
ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İnsanın yaşamı boyunca başından geçen olayları çok sade ve akıcı bir şekilde anlatan yazar tasvirlerden yararlanmış.Kullandığı eski Osmanlıcayla hikayeye güç kazandırmıştır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ:]
]Reşat Nuri GÜNTEKİN
XXyy.roman,hikayeveoyunyazarlarından
Doğum/Ölüm: 25 Kasım 1889 - 7 Aralık 1956
Doğum Yeri: İstanbul
Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da eklediYazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. Eserlerinin tam listesi için şu broşüre bakınız: Türkan Poyraz – Muazzez Albek, Reşat Nuri Güntekin (Ankara, 1957)
Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb.
Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).
Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.
Hayatı, sanatı ve eserleri üzerine bir tanıtma kitabı, Muzaffer Uyguner’indir. (Varlık yay;1967). İbrahim Zeki Burdurlu’ nun Romanıyla Reşat Nuri Güntekin (İzmir Eğitim Ens. Yay., 1971) kitabını Birol Emil’ in Reşat Nuri Güntekin’ in Romanlarında Şahıslar Dünyası (1984) adlı doçentlik tezi izledi.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN ADI :ANKARA
KİTABIN YAZARI :YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

YAYIN EVİ ve ADRESİ:İLETİŞİM YAYINLARI CAĞALOĞLU/İSTANBUL
BASIM TARİHİ :6.BASIM 1983
KİTABIN KONUSU :YAZARIN ÖZLEDİĞİ;ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİ GELECEĞİN ANKARA’SI DOLAYISIYLA TÜRKİYE’SİDİR.

KİTABIN ÖZETİ:
Ankara romanı üç bölümden oluşur;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklar. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçirir. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısı, yerli bir Ankaralı olan Sungurluzade Ömer Efendi’nin kiracısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbullu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Ev sahipleri ile birlikte gündelik ev işleri ile meşgul olur. Boş zamanlarında Hatçe Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Murat Beyler’le aile ortamı içerisinde karşılıklı davetlerde bulunurlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Hakkı Beyle birlikte Etlik’te gezintiye çıkarlar. Bu dönemlerde Hakkı Beyin milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Hakkı Bey artık Selma Hanım için muzaffer bir kumandan, muhterem bir kahramandır. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Beyden kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölüm: Selma Hanım Nazif Bey’den boşanır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişir değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılır. Artık bu iki insan yeni türeyen bir sınıfın üyesidirler. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Beyin yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını alır. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Selma Hanım bir süs çiçeği, bir zevk aleti gibi kısır ve avare yaşayıp gider. Her şey kendi dar çevrelerinden kendi acayip zevklerinden ibarettir. Her gece çay partileri ve balolar düzenlenir ecnebi iş adamlarıyla dans edilir. Eğlenceler tertiplenir. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım asıl halka lakayt kalıp acayip bir hayatın egoist zevklerine dalan yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Üçüncü bölüm: Yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram... Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlar. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenir, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışır, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.
KİTABIN ANAFİKRİ: Vatanını ve milletini herşeyin üstünde tutan insanlar her ne koşullar altında olsalar bile kendi duygularının esiri olmaz , kendi gaye ve emellerinden vazgeçmezler.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Selma Hanım:İyi bir öğrenim görmüş haksızlıklara boyun eğmeyen ,vatan sevgisi uğrunda oradan oraya koşan; hep birşeyler arayan ,aradığını bulamayan;azimli ve hoş görülü , halden anlar, olgun bir kişidir.
Nazif Bey:İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir. Sessiz sedasız, vatanından çok canını seven kişidir.
Binbaşı Hakkı Bey :Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir.Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur.Milli mücadele vurguncusudur,sömürücüdür,vurdum duymaz biridir.
[BNeşet Sabit Bey:[/B]İyi bir öğrenim görmüş,genç bir yazardır.Milli mücadelenin yanında yer almış,gönülden desteklemiş,inkılabın yanıbaşında canla başla çalışan ; sorumluluğunu bilir; azimli,hoşgörülü halden anlayan bir kişidir.
Murat Bey:Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş,milli mücadelenin yanında yer almış,tutucu,kendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan bir insandır,Milli mücadele vurguncusudur.Milli mücadele sonunda zengin olmuş, harvurup harman savuran bir kişidir.Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
Ömer Efendi ve Ailesi:Kültür düzeyleri düşük insanlardır.Kendilerin ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar.Kendileri yaparsa olağan karşılarlar.Tutucudurlar.İş hayatında başarıdırlar.
Yıldız Hanım:Tiyatro sanatçısıdır.
Şeyh Emin:Dindardır,tutucudur.
ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Akıcı ve yalın bir anlatımla konuyu ele alan yazar;anlatıma güç kazandırmak için betimlemelerde bulunarak romanın zevkle okunmasını sağlamıştır.
YAZAR HAKKINDA BİLGİ :
Yakup Kadri Karaosmanoğlu(27.3.1889-13.12.1974)
Yazarımız; 27.3.1889 yılında Kahire’de doğmuştur.Yazı hayatına Fecriati topluluğunda romantik-realist hikaye ve mensur şiirle başlayan(1909); deneme,makale,oyun,monografi ve anı türlerinde eserler bırakmış olan Yakup Kadri, yaygın şöhretini romanlarıyla sağladı.Ölümünde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı bulunuyordu.Cenazesi İstanbul’a getirildi,Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı’na gömüldü.

ESERLERİ
Hikaye Kitapları; Nesir ve Yazıları
Bir Serencam(1913) Erenlerin Bağından(1022)
Milli Savaş Hikayeleri(1947) Kadınlık ve Kadınlarımız(1923)
Hikayeler(1985) Ergenekon(1929)
Romanları; Okun Ucundan(1940)
Kiralık Konak(1922) Alp Dağlarınan ve Miss Chalfrin’
Nur Baba(1922) in Albümünden(1942)
Hüküm Gecesi(1927) Monografi;
Sadom ve Gomore(1928) Ahmet Haşim(1934)
Yaban(1932) Atatürk(1946)
Ankara (1934) Anı;
Bir Sürgün(1937) Anamın Kitabı(1957)
Panorama(1953/54) Vatan Yolunda(1958)
Hep O Şarkı(1956) Gençlik ve Edebiyet Hatıraları(1969)
Oyun; Zoraki Diplomat(1955)
Tiyatro Eserleri(1984) Politika 45 Yıl(1968)
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
999 Adet Kitabın Özeti - Tam Arşivlik
KİTABIN YAZARI : Ayşe KULİN KİTABIN ADI:ADI AYLİN YAYINEVİ VE ADRESİ Remzi Kitapevi AŞ. Selvili Mescit Sok.3 CAĞALOĞLU / İSTANBUL BASIM TARİHİ : 1999 KİTABIN KONUSU Aylin adlı bir kadının yaşamöyküsü.KİTABIN ÖZETİ : Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra, eğitimini tamamlamak üzere Paris’e gider; bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca, baş döndürücü bir hızla akarak geçer, Libyalı bir prensle evlenir, Prenses olur. Tıp okur, ünlü bir psikiyatrist olur. Tekrar tekrar evlenir, ama evliliklerinden sıkılır, Amerikan ordusuna Albay rütbesiyle Subay olur... İşte bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür. Lise yıllarında uzun boylu ve sıska bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiştir . Bir- gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar.Otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir, prenses olur. Ancak herşey düşündüğü gibi gitmez.Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için bazı davranışları,batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmektedir. Zamanla Aylin’in özgürlüğünü kısıtlar.Evliliği büyük bir kaçışla son bulur.Yaz sonunda Aylin, ablası Nilüfer’le Cenevre’ye gider. Yaşamının ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesi’ne kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yapar, ihtişamlı hayatından sıyrılır, sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalışır, daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünü olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini,o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak, peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecektir. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık biter, müşterek hayatları bir yol ayrımına girer. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kalır sadece. Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep Tarzı çıkar. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştur. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirir. Bütün vakitlerini beraber geçirirler. Paswak’ın bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştır. Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başlar; ya sevdiği adamın peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktır. Tam meslek uğruna değmez derken hastanede psikiyatri bölümü şefliğine terfi eder. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip gelir. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynar, sonra toparlanır ve işinin başına döner. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel Radomisli ile tanışır. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde atarlar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başlar. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyler fakat Aylin bunu bile sorun etmez, dinini değiştirmeyi göze alır. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçmadır. Ona göre insan, insan olduğu için çok değerlidir. Onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemez. Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecektir. Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdir.İşyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçer. Belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkar. Gün geçtikçe birbirlerinden koparlar ve birgün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini ,bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini ,bunun sonucunda da diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp, birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanabileceklerini açıklar. Fakat düşünülen olmaz. Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanışır ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirir. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindedir. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmez.Her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerler fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmez. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez Savaşı’nda ruh sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşünür.Bu nedenle Oklahoma’ya Körfez Savaşı’nda zarar görmüş askerleri tedaviye gider. Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giyer. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası alır. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam eder, hastalarına çare bulmaya çalışır. Birgün kendisine yeni bir hasta verilir. Bu kez hasta Körfez Savaşı’ndan sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordur. Bunun sonucunda da hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmiştir. Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptar ve bu sonucu bir tez halinde askeri yetkililere bildirir. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini isterler ve onu uyarırlar. Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrılır. Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulunur. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapatırlar. Teşhis ise “Freak Accident” yani garip bir kazadır. “... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut durmakta, uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini almaktadırlar. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlamaktadır ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırmaktadır. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıdır. . KİTABIN ANAFİKRİ Anı yaşamak gerekir.Zevk alınabilecek herşey o an yapılmalıdır.Daha sonra çok geç olabilir.Hayat an an yaşanmalı.Ama anı yaşarken de tedbiri elden bırakmayıp olacak ya da olabilekcek olayları hesaplamak gerekmektedir.KİTAPTA YER ALAN KARAKTERLER AYLİN RADOMİSLİ:Kitapta yaşamı anlatılan kişi. LEYLA DEVRİMEL:Aylin’in annesi. CEMAL DEVRİMEL:Aylin’in babası. NİLÜFER GÜLEK:Aylin’in ablası. AZİZ TANRISEVER:Nilüfer’in ilk eşi. KASIM GÜLEK:Nilüfer’in son eşi. TAYİBE:Nilüfer’in kızı. HİLMİ BAYINDIRLI:Aylin’in dayısı. PRENS BEN TEKKOUK:Aylin’in ilk eşi. POLAT SARAN:Aylin’in evliliği sırasında ilişki yaşadığı kişi. JEAN-PİERRE:Aylin’in ikinci eşi. PASWAK:İkinci evliliği sırasında ilişki yaşadığı kişi. MİŞEL RADOMİSLİ:Aylin’in üçüncü eşi. NURİ:Uşak. JOSEPH CATES:Aylin’in son eşi. LAURİE KRAUS:Aylin’in hastası. IRENE:Aylin’in hastası. RAHİBE NANCY:Aylin’in hastası.KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM:Gerçek bir yaşamöyküsünü anlattığı için sürekleyici bir özelliği var.Birkaç kişinin yaşayabileceği olayları kendi yaşamına sığdırmaktadır Aylin.Aklına koyduğu şeyleri ,sonucunu fazla düşünmeden gerçekleştirir ve bunların bedelini zaman zaman ağır ödemektedir.Bu nedenle kitapta fazlaca olay yer almaktadır.Bu da okuyucuyu olayların başlangıcı açısından merakta bırakmaktadır.Bu durum kitaba okuyucuyu sıkmayan ve kısa zamanda bitirilebilen bir kitap özelliği kazandırmaktadır. Anlamı bilinmeyen sözcük sayısı yok denecek kadar az.Bu da kitabın akışını engellemeyen bir özellik olarak kitaba pozitif bir özellik kazandırmaktadır.Yalnız kitapta hep Aylin’in haklı olduğu gibi bir düşünce uyanmakta.Aslında onun da haksız olduğu birçok durum bulunmaktadır.Bu nedenle Aylin mükemmele yakın bir insan gibi gösterilmiş.Sanki dünya onun etrafında dönüyor,hayatında yer alan diğer kişiler de figüran rolünde yer alıyor gibiler.Bunların dışında kusur olarak pek birşey göremiyorum kitapta.Özellikle şunu eklemeliyim ki bu kitap okunması gerekenler arasında.Çünkü Aylin pek az kişinin yapabileceği birşeyi yapmış.Yani kendi yaşamına bir değil, birkaç yaşam sığdırmış.Keşke hepimiz onun yapabildiğini biraz da olsa yapabilsek.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ: Arnavutköy Amerıkan Kız Koleji Edebiyat Bölümünü bitirdi.Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı.Uzun yıllar televizyon,reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı.1976 yılında , Anarşistler, Rusya Ayaklanıyor(1905 ihtilali); Kayzer’in Almanyası,Bir İmparatorluk Çöküyor (Habsburglar’ın sonu); Amerika Sahnede (Roosevelt dönemi) adlı kitapları , Millliyet yayınlarının “20. Yüzyıl Dosyası “ için Türkçeleştirildi.1984 yılında ilk öykü kitabı Güneşe Dön Yüzünü yayımladı.1986’ da “Gülizar “adlı öyküsünü Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu sinema filmi, yılın Kültür Bakanlığı Ödülü’ nü aldı.1989’da , sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği’nin “En İyi Sanat Yönetmeni” Ödülü’nü kazandı.1996’da Münir Nurettin Selçuk’un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı çalışması yayımlandı.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.