Önyargıları yok etmek, atomu parçalamaktan daha zordur."
Albert Einstein
Yargılarımızla yaşarız. Hayatı, insanları ve insan davranışlarını,
oturmuş, kökleşmiş normlarımızın belirlediği yargılarımızla
değerlendiririz; yaşantımız da buna göre şekillenir. Fakat
yargılarımızın kökleşme süreci önyargılarımızı test etmeden ezbere ve
gözü kapalı ezbere bir hale dönüşürse yanıltır bizi. Zaman içinde yeni
tecrübeler olmaksızın sürekli olarak aynı yargıyı tekrarlamak ve onu
temelsiz bir hale dönüştürmek bizi önyargılı hâle getirir. Önyargılı
olmak veya önyargılarla hareket etmekse yanlış sonuçlara götürür bizi.
Önyargılarımız da olabilir belki, fakat sonraki yeni tecrübelerle
kesinleşecekleri ana kadar bunları bir kenarda bekletmeyi, düşünce
sürecimize ve davranışlarımıza yansıtmamayı bilmek zorundayız.
***
İki ucu keskin bir bıçaktır önyargı. Zihnimizde oluştuğu andan
itibaren bize hata yaptırma ihtimali çeşitli sebeplerden dolayı yüksek
olabilir. Bunlardan biri, önyargımızın başkaları, hem de hiç
tanımadığımız başkaları tarafından oluşturulmasıdır. Zihnimize akan
bilgiler arasında en hatalı önyargılarda bulunmamıza yol açanlar işte
bunlardır. Bunların gelişini istesek de engelleyemeyiz (Sözgelimi,
gazete, dergi veya televizyon programlarını izlerken bu türden
bilgilere muhatap oluruz). Burada çözümsüz olan konu, şu veya bu
şekilde oluşmuş ön yargılarımızı test etme ve doğruluğunu sınama
imkânı bulamıyor olmamız iken, daha da kötü olanı, bu olanağı
bulduğumuz durumda bile buna yanaşmıyor olmamızdır. Eğer bu bizde bir
alışkanlık hâline gelmişse, böyle bir düşünce tarzının paranoyak,
bunun yaygınlaştığı toplumun da paranoya toplumu olduğu su götürmez
bir gerçek.
***
Adorno, önyargı teorisinde bu tür insanların anti semitik duygulara ve
faşist propagandaya duyarlı olduklarını belirtir. "Önyargı sendromu
otoriter karakterin işaretleridir. Otoriter kişilik belli toplumsal
koşulların sonucu insan ilişkilerinde belli davranışları ortaya koyan
insan özelliğidir.
Tahammülsüzlük, gerçeğin basite indirgenmesi, kalıp yargı ve kişileri
kabul ve kullanma eğilimi ve kategorik çerçevede düşünme, ben korkusu,
tehdit korkusu, genel güvensizlik ait olunan gruba güçlü bir
bağlanmayı ve karşıt gruba karşı savunma ve hoşgörüsüzlüğü beraberinde
getirir" der.
Yine bir başka düşünür W.Scott; Zaman, yer ve muhatap sayısı
itibarıyla sınırlı sayıda gözleme dayandırılan yargılar gerçekçi ve
kuşatıcı olamaz. Bunların genelleştirilmesi ise daha büyük bir
haksızlık olur. Sosyal grupların, diğer sosyal gruplar hakkındaki
önyargıları ise beraberinde çok daha büyük ve telâfisi zor sıkıntıları
getirir diyor.
Önyargılar zihne belli sınırlar çeker ve bu sınır dışından söylenilen
her söze, her görüşe karşı çıkar. Bu tür davranışlar kişinin kişisel
gelişimine set çeker ve belli düşüncelere belli cevaplar veren şablon
fikirler meydana getirir
***
Önyargılarımızı sorgulamaktan kaçınmak, kendimizden kaçmak anlamına
gelir... Kendinden kaçış ise kabullenilmesi zor bir fatura koyar
kişinin önüne; belki on, belki elli yıl sonra. Bütün bir hayatını
yanlış üstüne bina eden insanların arasından "önyargılıymışız, anlamak
istememişiz" diyebilen insan bu yüzden çok az çıkar. Uzun süren ve
pahalıya mal olan bir önyargıyı yıllar sonra reddetmek her babayiğidin
harcı değildir. Ama asıl daha tehlikeli olan, yargımızı çürüten ve
bizi onu değiştirmeye zorlayan daha sonraki tecrübelere rağmen o
yargıda ısrarlı olmamız, gerçeği görmek ve kabul etmek
istemeyişimizdir. Bu kabul ve isteği gerçekleştiremediğimiz sürece
bireysel ya da toplumsal dünyamızda hayatı güzelleştiremeyeceğiz.
Zihnimizin yaralarla ve zehirle dolu olduğunun farkında olmazsak,
bunları temizlemeye de başlayamaz ve acı çekmeye devam ederiz. Acı
çekmekten aldığınız özel bir zevk yoksa, buna "Yeter artık!"
diyebiliriz. Duygu ve düşüncelerimizi iyileştirmek ve farklı bir
rüyaya dönüştürmek için bir yol arayabiliriz.
alıntı
Zehirli bir kavram; Önyargıâ
Zehirli bir kavram; Önyargıâ
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi