You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yozgat yöresi alevi-bektaşi fıkraları

Yozgat yöresi alevi-bektaşi fıkraları

Administrator
Yozgat yöresi alevi-bektaşi fıkraları
ÇAĞRI

Bozok(Yozgat)’taki Alevi- Kızılbaş ayaklanmaları, Osmanlı zulmüne karşı yapılan en kapsamlı ayaklanmalar arasında sayılır. O günlerden bugünlere her türlü bağnazlığın ve tutuculuğun hüküm sürdüğü bu coğrafyada; Yozgat Alevileri, kendilerini daha çok gülmecenin(mizahın) gücüyle korumuşlardır. Bunu günlük insan ilişkileri içerisinde ürettikleri fıkralardan kolayca anlıyoruz.

Yozgat Alevilerinin ürettiği fıkralar keskindir, harbidir. Bu biraz da, fıkralara konu olan öykülerin kendisinden kaynaklanır. Yozgat Alevileri, yer yer kendi inanış biçimlerini de sorgulamaktan geri kalmazlar.



Adeta bir elmanın iki yarısı gibi olan Anadolu’nun güzel insanları arasına nasıl ikilik sokulduğunu, önyargılarla; ’sen’/ben’ olunurken, neden bir türlü ’biz’olamadığımıza mizahın dilinden ayna tutmak istiyoruz.

Ayrıca her fırsatta ’Alevi-Bektaşi mizahının’ zenginliğinden söz ediyoruz. Piyasalarda neredeyse birbirlerinin aynısı fıkra kitapları görüyoruz. Aleviler- Bektaşiler nüfusumuzun üçte birini oluşturduklarına, hâlâ aramızda olduklarına göre, mizah alanında da yeni şeyler söylemiş olmalılar. Bizim yaptığımız biraz da yeni şeylerin izini Yozgat ölçeğinde sürmektir.

Yurtdışında yaşayarak derleme yapmak belirli sıkıntıları beraberinde getiriyor. Yozgat’ın merkez ve Sorgun ilçesine bağlı kasaba ve köylerine ulaşmak sorun olmazken diğer ilçelerin köylerine ulaşmakta zorlanıyoruz. Burada adının başına ’kültür derneği’ koyan köy derneklerimize iş düşüyor. Sanal ortamda adreslerine ulaşabildiğimiz derneklere çağrı mesajları gönderdik. Çeşitli verilerde belirtilen köy sayısına bakılırsa her köyden derlenecek bir fıkra içeriği zengin, oylumlu bir yapıtın ortaya çıkması anlamına gelecektir. Oysa sadece Bahadın kasabasından derlediğimiz fıkra sayısı otuzu bulmuştur.

Katkı, öneri ve eleştirilerinizi bekliyoruz.

İbrahim Eroğlu/ Lahey



YOZGAT YÖRESİ ALEVİ-BEKTAŞİ FIKRALARI / II (*)

Derleyen: İbrahim Eroğlu


TOHUMLAR

Taştan lakaplı Mustafa, köyü Bozhöyük’ten Akdağmadeni’ne atla gitmektedir. Yol güzergâhı üzerinde olan Çuhalı Köyü’nden geçerken bir de ne görsün; eli sopalı bir kadın, önüne kattığı iki çocuğu söverek kovalıyor:
-Sizi gidi Kızılbaş’ın tohumları! Sizi gidi Kızılbaş’ın tohumları!
Mustafa, derhal müdahale eder:
-Bacım; kovalayarak çocukları, küfür ederek kendini boşuna yorma! Mademki benim tohumlarım, at ikisini de atımın terkisine!..

(Bozzhöyük Köyü)
Kaynak: Ali Kansu



TAŞ

Bağlarbaşılı bir duvar ustası, bir cuma günü duvar örmektedir. İnşaatın sahibi alacele abdestini alırken, bakar ki, ustada hiçbir kıpırdanma yok. Hemen uyarır:
-Haydi abdestini al da beraber camiye gidelim. Hem Hazreti Ali de camiyi çok severdi.
Duvar ustası taşı gediğine kor:
-Hazreti Ali\'nin önünde benimki gibi yirmi kamyon taş mı yığılıydı sanki?!

(Bağlarbaşı Köyü
Kaynak: Kasım Kaplan)



ABDURRAHMAN


Kızılcaovalı Abdurrahman, bütün çevrede saflığıyla bilinir. Abdurrahman, bir gün eşeğine biner, sekiz-dokuz saatlık yolu kat ederek Akdağmadeni’ne gider. İki taraflı yan yana dükkânlarla dizili olan çarşıdan eşek üzerinde aşağı doğru gitmektedir.Korkudan Kızılbaşlığını gizlemeye çalışan Abdurrahman, yerli-yersiz karşılaştığı hemen her esnafa selam verir.
Demirci Ömer, eşek üzerinde gitmekte olan Abdurrahman’ı hemen tanır:
-Yolculuk nereye Abdurrahman?
Abdurrahman:
Hal’e. Eşeği bağlayacağım. Ondan sonra da alışveriş yapacağım.
-Dur hele! İmam da, şu anda yanımda. Sana bir soru soracak.
Abdurrahman, adeta saflığını konuşturur:
-İstediği her şeyi sorabilir İmam Efendi!
İmam, sorar:
-Yahu Abdurrahman, sen müslüman mısın?
Adurrahman, yanıt verir:
Tabii müslümanım!..
Abdurrahman’dan okkalı bir elhamdülillah uman İmam, hayal kırıklığını dile getirir:
-Hiç olmadı!
Abdurrahman:
Şeyimece olmadıysa!..

(Kızılcaova Köyü)
Kaynak: Ali Kansu




TEPKİ

Bir Bahadınlı, Salur Köyü’ne giderken yolda dilekte bulunur:
- Tanrı’m ürünüm bol olsun, çocuklarımın rızkı bol olsun!
Bahadınlı, apansız tökezleyip yüzüstü yere uzanır. Kalkar, etrafına bakınır, kimse yok, tepkisini dile getirir:
-Behey Tanrı; vermeyeceksin vermemeye de, itekleme bari!..

Bahadın Kasabası
Kaynak: Bektaş Tosun




ARPA BUĞDAY

Yıl 1983. Bahadınlı Ahmet Baytek ile Mürsel Baş, Sivas’ın Karakaya Köyü ve civarından iki bin dönüm kadar toprak kiralayarak tarım işine girişirler. Ahmet Baytek’in şoförü Salur’dan Durmuş Güngör’dür.
Karakaya ve civar köylüleri Bahadınlı çiftçileri(rençberleri) çok sıcak karşılarlar. Her gittikleri yerde Mürsel Baş, Salurlu şoförü tanıtma gereği duyar:
-Şoförümüz Durmuş, Salur Köyü’nden. Salur Bahadın’a üç kilometre uzaklıkta. Salur’un aşağı mahallesinden. Kendisi âlicenap bir arkadaştır.
Bir başka köye giderler. Mürsel Baş, yine aynı şekilde şoförü tanıtma gereği duyar:
-Şoförümüz Durmuş, Salur Köyü’nden. Salur Bahadın’a üç kilometre uzaklıkta. Salur’un aşağı mahallesinden. Kendisi âlicenap bir arkadaştır.
Durmuş Güngör bakar ki, üçüncü köyde de Mürsel Baş yine aynı ekilde şoförü tanıtacak, hemen müdahale eder:
-Mürsel Dayı, ben Salurlu değilim. Salur, Bahadın’a üç kilometre uzaklıkta değil. Salur’un aşağı mahallesinden hiç değilim. Âlicenap biri de sayılmam.
Mürsel Baş:
-Ne diyelim Durmuş? Açıktan arpa ile buğday karışık mı diyelim?!

Salur Köyü
Kaynak: Durmuş Güngör / Cemal Şahin




KAÇ

Akdağmadeni’nin Yazılılıtaş Köyü’nden birisi sap çekmeye gider. Kağnıya sapı yükler, getirirken engebeli arazide tekerin önüne taş gelir. Kağnıda kayma olur.Yazılıtaşlı, Sivas’a bağlı Alaman Köyü’ndeki Culi tekkesine yalvarmaya başlar:
-Culi Dede’m, kurban olayım yetiş! dardayım!..
Yazılıtaşlı, kağnıyla biraz ilerledikten sonra tekerin önüne daha büyüğünden bir taş gelir. Sap tamanen kayar, kağnı neredeyse devrildi, devrilecek. Baktı ki Culi Dede’den bir fayda yok:
-Etme Pirim Hünkârım Hacı Bektaş Veli yetiş! diye çağırır.
Bir taraftan yalvarırken, bir taraftan da önlem olarak cereğı omuzlar ama üçüncü taş darbesiyle kağnı devrilirken Hazreti Ali’yi çağırır:
-Şahı Merdan yetiş!..
Bakar ki, kağnı devrilmiş, cerekler kırılmış, öküzler sapın altında kalmış, telaşla uyarır:
-Ali Efendim kaç, kıçına cerek gidecek!

Yazılıtaş Köyü
Kaynak: Bektaş Erdoğan




SEVGİ

Molla Bektaş, Yozgat’ın en büyük camisinde namaz kılarken, imam, onu cemaatin arasında tanır. Namaz kılınıp dini sohbete geçilince, imam, Molla Bektaş’a sorar:
-Söyle bakalım Kızılbaşoğlu, Ömer’i, Osman’ı, Ebubekir’i ne kadar seversin?
Molla Bektaş işaret parmağının ucunu baş parmağıyla ustura ile kesiyor gibi yaparak yanıt verir:
Şu kadarcık sevmem!..

Bahadın Kasabası
Kaynak: Müseyyip Aydoğdu



BOK

Battal Köyü’nden insanlar, ıraklarda beliren bir atlı görürler. Atlı kim olabilir? diye düşünürlerken köylülerden birisi atlıyı tanır:
-Sarınınören Köyü’nden Hüseyin Kâhya.
Sarınınörenli Hüseyin Kâhya iyice yaklaşınca köylülerden biri:
-Arkadaşlar, der, şu Kızılbaşoğlu’na bir şaka yapalım.
Hüseyin Kâhya, olacak ya tam da insan tersinin olduğu bir yerde Battal Köylülerine selam verir.
Battal Köylülerinden biri büyükçe olan insan tersini göstererek Hüseyin Kâhya’ya sorar:
-Kâhya, doğru söyle şu Alevi, boku mu, yoksa Yezit boku mu?
Hüseyin Kâhya, tereddütsüz yanıt verir:
-O Yezit boku!..
İtiraz ederler:
-Nereden biliyorsun Yezit boku olduğunu?
-Alevi boku olsaydı şimdiye kalır mıydı?

Sarınınören Köyü
Kaynak: Bektaş Erdoğan



DONU BOZUK

İsmail Aydoğdu, Zile Mal Pazarı’ndan bir çift öküz alır. Getirirken yolda kıyafetlerinden üst düzey görevliler olduğu anlaşılan üç kişi ile karşılaşır. Vali, kaymakam ve belediye başkanı olan bu kişiler ’köylü’ ile biraz eğlenmek isterler. İçlerinden biri sorar:
-Öküzler senin mi?
İsmail Aydoğdu:
-Evet, benim. Zile Mal Pazarı’ndan yeni aldım.
-Öküzleriyin donu bozukmuş!
-Yezid’in de donu bozuktu, ama yetmiş yıl hüküm sürdü. Bilerek donu bozuk olanlarını aldım ki, kızdıkça küfredeyim diye!..

Bahadın Kasabası
Kaynak: Müseyyip Aydoğdu



DİLENCİ

Salurlu Âkif Paşa bir Ermeni ahbabıyla otururken bir dilenci gelir. Ermeni ahbap, çıkarır Türk dilenciye bir lira verir. Biraz sonra da bir Ermeni dilenci gelir. Ermeni ahbap, kalkar ona da iki şamar vurur.
Âkif Paşa sorar:
-Niye ona iki şamar vurdun?
-O bir liranın için ömür boyu dilenir. Oysa iki şamar ona zor gelir, kendisine yaşamını idame ettirecek bir iş bulur.

Salur Köyü
Kaynak: Arif Eroğlu


kaynak: bahadin.de

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.