Cumhuriyet
26.06.2009
Yılmaz Güney filmleri Beyoğlu’nda
Kültür Servisi - Son 40 yıldır sinemamızın yurtdışında tanınmasını sağlayan, uluslararası arenadaki ilk yönetmenimiz olan Yılmaz Güney’i (1937-1984) unutulmaz 10 filmi (Seyyit Han, Arkadaş, Yol, Ağıt, Umut, Duvar, Aç Kurtlar, Zavallılar, Sürü, Endişe) aracılığıyla günümüz kuşaklarına tanıtacak nitelikte bir toplu gösteri programı bugün Beyoğlu’ndaki Beyoğlu Sineması’nda Seyyit Han’la (1968) başlıyor.
1960’tan 1960’ların sonuna kadar tüm kötülere ve kötülüklere karşı çıkan mert Anadolu delikanlısı rolünde 60 kadar vurdulu-kırdılı filmde oynayıp seyircinin gönlünde Çirkin Kral olarak yer eden, yakışıklı jönlere hiç benzemeyen bu çökük avurtlu aykırı yıldız, başrolünü de üstlendiği ve tüm yönetmenlik kariyerini yönlendirecek olan destansı bir anlatım tarzını benimsediği Umut’la (1970) çıkış yaptı. Sinemamızda kuşkusuz bir dönüm noktası sayılan, özyaşamsal öğelerle de bezeli Umut’u izleyen Ağıt, Acı, Umutsuzlar, Baba (1971), Arkadaş, Endişe, Zavallılar’la (1974) gelişimini sürdüren Yılmaz Güney sineması, yönetmenin senaryolarını hapishaneden yazdığı Sürü (1979), Düşman (1980) ve Cannes’da Altın Palmiye’yi Costa Gavras’ın Kayıp’ıyla paylaşan Yol (1982) gibi başyapıtlarla giderek Nâzım’ın edebiyatta yaptığına benzer bir sinema efsanesine dönüştü.
Başarılı, kendine özgü sinemacılığında kuşkusuz iyi bir yazar olmasının da büyük payı olan yönetmen, senarist, oyuncu ve yapımcı Yılmaz Güney’in sinema tarihimize geçmiş 10 filmini yeni kopyalarını bastırarak 26 Haziran-16 Temmuz arasında, 3 hafta boyunca Beyoğlu Sineması’nda sinemaseverlerle buluşturuyor şimdi Güney Film. Yarın (cumartesi) Arkadaş, pazar Yol, pazartesi Ağıt, salı Umut, çarşamba Duvar, perşembe Aç Kurtlar, cuma da Zavallılar gösterilecek toplu gösterinin ilk haftasında. Bilet fiyatları 5 lira. ( 0 212 251 32 40)
Yılmaz Güney filmleri Beyoğluânda
Yılmaz Güney filmleri Beyoğluânda
Yılmaz Güney filmleri Beyoğluânda
Cumhuriyet
03.07.2009
‘Umut’ yıllara açıkça meydan okuyan bir Yılmaz Güney başyapıtı
Zehir zemberek bir klasik
Bu hafta, malum, yaza özgü ucuz seks ve kıytırık korku ya da gösterişli oyuncak(çı) sinema filmlerinden birini seyretmektense, Beyoğlu Sineması’nda 16 Temmuz’a dek sürecek olan Yılmaz Güney toplu gösterisinden bir film göreyim bari dedim ve kısmetime de 39 yıl öncesinin toplumsal gerçekçilik başyapıtı Umut çıktı. Öncelikle üstünden yıllar geçtikten sonra bile hâlâ yalın, siyah beyaz atmosferiyle acıtarak, düşündürerek sarsıcı etkiler bıraktığı seyirciyi tam anlamıyla altüst ederek salondan uğurlayan bir film, zaman aşımına karşı koymuş, zehir zemberek bir klasik Umut (1970).
ZENGİN-YOKSUL...
Küçük üretimi yok eden tekelleşmenin (kapitalizmin) getirdiği motorlu taşıt rekabeti karşısında, çalışıp evine, ailesine ekmek götürdüğü işkolunun giderek yok olacağından bihaber, sürekli medet umduğu milli piyangoya abone, okuması yazması olmayan, Allah kerim’ci eski pamuk ırgatı, aklı fikri definecilikte olan lümpen arkadaşının (Tuncel Kurtiz) zorlamasıyla ve nefesi kuvvetli, üfürükçü bir hoca (Osman Alyanak) sayesinde define bulup zengin olmak hayaliyle gitgide değişip dellenerek kafayı yiyen, Adanalı yoksul ve cahil faytoncu Cabbar’ın (Y. Güney) dramatik yaşam mücadelesi olarak konusu özetlenebilecek film, baştan sona Yeşilçamvari star kalıplarını kırıp anında dolaysız bir etkileşim kuruyor kamerasıyla gösterdiği arasında.
1970 öncesi Çirkin Kral filmlerinde, beylik zengin-yoksul bağlamında dile getirmekten öteye gidemediği sınıfsal karşıtlıkların bu kez altını çize çize, yalın, tutarlı bir anlatım tutturan, peş peşe bindiren tüm olumsuz koşulların giderek yok edeceği, kendi dışında hacıdan hocadan bir kurtuluş uman, bilinçsiz bir arabacının dramını hikâye eden yönetmen Güney’in filmi, Cabbar’ın zengin otomobilinin çarpıp öldürdüğü, kaburgaları sayılan atının ölüsünü kent dışında kırsal bir alana bıraktığı, sessiz bir doğa şiiri niteliğindeki sahne, düzenin kokuşmuşluğunu aktaran karakol sahnesi, her yanı dökülen gecekonduda tüm ailenin zır zır ağladığı, asap bozucu sahne ya da Cabbar’la Hasan’ın boş tabancayla soymak istedikleri Amerikalı zenci askerden dayak yedikleri gibi unutulmaz bölümler içeriyor.
Güney’in İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin mirasına sahip çıkan ve gerçek anlamda sinemamızda bir dönüm noktası sayılan Umut’u, Kaya Ererez’in Coutard’vari, siyah beyaz görüntüleri ve günümüzün usta TV dizisi oyuncusu, yılların tiyatrocusu Arif Erkin’in flüt tınılı, dokunaklı müziklerinin de katkısıyla hâlâ aşılamamış bir doruk izlenimi bıraktı bizde bunca yıl sonra.
03.07.2009
‘Umut’ yıllara açıkça meydan okuyan bir Yılmaz Güney başyapıtı
Zehir zemberek bir klasik
Bu hafta, malum, yaza özgü ucuz seks ve kıytırık korku ya da gösterişli oyuncak(çı) sinema filmlerinden birini seyretmektense, Beyoğlu Sineması’nda 16 Temmuz’a dek sürecek olan Yılmaz Güney toplu gösterisinden bir film göreyim bari dedim ve kısmetime de 39 yıl öncesinin toplumsal gerçekçilik başyapıtı Umut çıktı. Öncelikle üstünden yıllar geçtikten sonra bile hâlâ yalın, siyah beyaz atmosferiyle acıtarak, düşündürerek sarsıcı etkiler bıraktığı seyirciyi tam anlamıyla altüst ederek salondan uğurlayan bir film, zaman aşımına karşı koymuş, zehir zemberek bir klasik Umut (1970).
ZENGİN-YOKSUL...
Küçük üretimi yok eden tekelleşmenin (kapitalizmin) getirdiği motorlu taşıt rekabeti karşısında, çalışıp evine, ailesine ekmek götürdüğü işkolunun giderek yok olacağından bihaber, sürekli medet umduğu milli piyangoya abone, okuması yazması olmayan, Allah kerim’ci eski pamuk ırgatı, aklı fikri definecilikte olan lümpen arkadaşının (Tuncel Kurtiz) zorlamasıyla ve nefesi kuvvetli, üfürükçü bir hoca (Osman Alyanak) sayesinde define bulup zengin olmak hayaliyle gitgide değişip dellenerek kafayı yiyen, Adanalı yoksul ve cahil faytoncu Cabbar’ın (Y. Güney) dramatik yaşam mücadelesi olarak konusu özetlenebilecek film, baştan sona Yeşilçamvari star kalıplarını kırıp anında dolaysız bir etkileşim kuruyor kamerasıyla gösterdiği arasında.
1970 öncesi Çirkin Kral filmlerinde, beylik zengin-yoksul bağlamında dile getirmekten öteye gidemediği sınıfsal karşıtlıkların bu kez altını çize çize, yalın, tutarlı bir anlatım tutturan, peş peşe bindiren tüm olumsuz koşulların giderek yok edeceği, kendi dışında hacıdan hocadan bir kurtuluş uman, bilinçsiz bir arabacının dramını hikâye eden yönetmen Güney’in filmi, Cabbar’ın zengin otomobilinin çarpıp öldürdüğü, kaburgaları sayılan atının ölüsünü kent dışında kırsal bir alana bıraktığı, sessiz bir doğa şiiri niteliğindeki sahne, düzenin kokuşmuşluğunu aktaran karakol sahnesi, her yanı dökülen gecekonduda tüm ailenin zır zır ağladığı, asap bozucu sahne ya da Cabbar’la Hasan’ın boş tabancayla soymak istedikleri Amerikalı zenci askerden dayak yedikleri gibi unutulmaz bölümler içeriyor.
Güney’in İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin mirasına sahip çıkan ve gerçek anlamda sinemamızda bir dönüm noktası sayılan Umut’u, Kaya Ererez’in Coutard’vari, siyah beyaz görüntüleri ve günümüzün usta TV dizisi oyuncusu, yılların tiyatrocusu Arif Erkin’in flüt tınılı, dokunaklı müziklerinin de katkısıyla hâlâ aşılamamış bir doruk izlenimi bıraktı bizde bunca yıl sonra.
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi