You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yeniçeri Ocağı’nın Kuruluşu

Yeniçeri Ocağı’nın Kuruluşu

Posting Freak
Yeniçeri Ocağı’nın Kuruluşu
YENİÇERİ OCAĞI’NIN KURULUŞU


Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu, Çandarlı Kara Halil’in teşebbüsü ile savaşlarda esir alınan hıristiyan gençlerden "Yeni-Çeri" (Yeni-Asker) adı ile bir askeri ocak vücuda getirildi. Bu teşkilatın kuruluş tarihi henüz kati olarak tesbit edilmemiş olmakla beraber, devrin ulamasından Kara Rüstem, kadıasker Çandarlı Kara Halil ile bir sohbetinde, Hıristiyan esirlerden istifade edilmesi fikrini ortaya atmıştır. Bu düşünceyi padişaha arz eden kadıasker, ondan olumlu cevap almıştır. Bu sırada, seferde bulunan Gazi Evrenos seferden bir hayli esirle döndü. Çandarlı Kara Halil, bunların önce türkçe öğrenmelerinin luzumuna işaret ederek, Türk ailelerinin yanına verilmesinin uygun olacağını tavsiye etti. Bu usulun kabül olunması üzerine Hıristiyan çocukların mikdarı, lüzüm ve ehemmiyetine göre, yeniçeri ağası tarafından tespit olunarak 3 veya 4 sene Türk ailelerinin yanında kaldılar. İttihaz edilen bu usüle göre, Türçe’yi ve Türk adetlerini öğrenmiş bulunan esirler, Ocağa ihtisap edip akbörük giydiler. Bu süretle, I.Murad (1362-1389) zamanı Hıristiyan çocuklarından mürekkep Yeniçeri Ocağı kurulmuş oldu.

İlk devirlerde Yeniçeri Ocağı için ayrılan esirlerin yaşlarına dikkat edilmezken, sonraları 8 ile 18 yaş arasındaki çocukların Yeniçeri Ocağı’na alınması kanun olmuştur. 3 veya 5 senede bir, gürbüz ve sıhhatli olan çocuklar devşirilirdi. Devşirme, yine ihtiyaca göre mıntıka mıntıka yapılırdı. Devşirme kanununa göre, Hıristiyan çocuklarından asil olanlar ile papaz oğulları alınırdı. Tek oğlu olan bir ailenin çocuğu alınmazdı. Çok çocuklu ailelerin çocukları içinde sıhhatli, yakışıklı ve orta boylu olanı terci edilirdi. Anası babası ölmüş çocuk, noksan terbiyeli ve aç gözlü olacağı mülahazası ile alınmazdı. Köy kethüdasının oğlu yüzü gözü açılmış olduğu için devşirmeye ayrılmazdı. Sığırtmaç ve çoban oğulları ile kel, serkeş, köse ve doğuştan sünnetli olanların alınmamaları da kanundu. Yeniçerilerin maaşı da kanunla tesbit edilmişti. Kapıya yeni çıkanların yevmiyeleri bir akça olup en kıdemlileri beş akça alırdı. Bu miktar askeri hizmet seneleriyle gösterilen kahramanlık eserleri nisbetinde artardı.

Devşirme, Rumeli’de yapımış ise, bunlar Anadolu’ya ve Anadolu’da yapımış ise, Rumeli’ye yollanırlardı. Buna da sebep, arada deniz olduğundan, memleketlerine kaçmalarının önüne geçmekti. Devşirilen Hıristiyan çocuklar, 100-200 kişilik kafileler halinde İstanbul'a sevkedilirdi. İstanbul'a getirilen devşirmelerin bazıları saray için de ayrılabilrdi. Ayrılan devşirmeler, saraylara verilerek yetiştirilirlerdi. İçlerinden kabiliyetli ve istidatlı olanlar Topkapı Sarayı'na alınırdı. Sarayda bunlara „iç oğlanı“ derler, hükümet idaresini ele alan bir çok vezir, beylerbeyi v.s. devlet adamı yetişmiş ve içlerinde bir haylısı da vezir’i azam olmuştur.

Yeniçerilerin mevcudu devamlı değişiklik arzetmiştir. Kuruluş yıllarında 1.000 kişi civarında olan Ocak, müteakip yıllarda ihtiyaca göre artış göstermiştir. Mesela, II.Mehmet’in saltanatında Yeniçeriler’in miktarı 1200’e, Süleyman’ın saltanatında 20.000’e, IV.Mehmed’in saltanatında 40.000’e yükselmiş ve yeniçeri ağasına ”kırk bin kul ağası” denilmeğe başlanmıştır.

Yeniçeri Ocağı, kuruluştan 16’cı asır ortalarına kadar hakim olan disiplin ve itaat, bu teşkilatı devrin en mükemmel haline getirmiştir. Bu disiplin ve itaat çeşitli sebeplerle tedricen ihmale uğramağa başlayınca ocak, işe yaramaz ve hatta zararlı bir teşkilat haline geldi ve İstanbul’da zaman zaman vukua gelen isyan hareketlerinde başlıca kuvvet unsuru olarak yer aldı. Diğer taraftan, yeniçerilerin savaşlarda gösterdikleri korkaklık, gevşeklik ve bilhassa itaatsizlik Ocağın ortadan kalkmasına kadar devam etmiştir. Başta II.Mahmud olamak üzere bütün devlet erkenı, durumun vehametini anlamış ve ciddi tedbirlerin alınmasında ittifak etmişlerdi.

Miladi 8 mayıs 1826 (H. 1 şevval 1241) günü şeyhülislam konağında, II.Mahmud, Şeyhülislam Tahir Efendi, Rumeli kazaskeri Arif Efendi, İstanbul kadısı Sadık Efendi ve yeniçeri ağası Mehmed Celaleddin Ağa’nın iştiraki ile bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda başta sadrazam olmak üzere Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla ilgili fikirlerini beyan ettiler. Hazırlanmış bulunan ferman okunup tasdik edildiği gibi, Şeyhülislam Tahir Efendi de fetvasını okudu.

Osmanlı tarihinde ”vaka-i Hayriyye” denilen bu hadise neticesinde miladi 14 haziran 1826 (H. 9 zilkade 1241) günü II.Mahmud, bir ferman ile Yeniçeri Ocağı’na son verdiğini ilan etmişti. II.Mahmud’un emriyle, Avrupai tarzda talim yapacak olan Asakiri Mansürei Muhammediye adlı yeni bir askeri teşkilat kuruldu. Seraskerliğine de yeniçeriliğin kaldırılmasında büyük hizmetleri geçen Ağa Hüseyin Paşa getirildi. Kaynak: İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma.Yeniçeruiler ve ma.Devşirme M.E.B.Y.

Hace Bektaş Veli dergahındaki Dedebaba olan Hamdullah Efendi (M.1767-1836) Bektaşi tekkelerinin kapatılması sonucu II.Mahmud tarafından miladi 10 Ocak 1828 (H. 23 Cemaziülahir 1243) tarihli fermanla Amasya’ya sürgün edilmiştir.

Hace Bektaş Veli dergahına Naksibendi şeyhi Mehmet Sait Efendi atandi. İleri gelen Bektaşi Babaları asılmış, bir kısmı şeriat alimlerinin çok bulunduğu diyarlara sürgün edilmiş, sonradan yapılmış olan tekkeler yıktırılmiş, tarihi yapılar olan eski tekkelerede Nakşibendi şeyhleri tayin edilmiştir.

Eski adıyle Hacım Köyündeki cami, miladi 1834 tarihinde ikinci Mahmut (Hak'ın laneti üzerine olsun) tarafindan inşa ettirilmiştir. Dergah'ın yanında yapılan Cami'nin mevcudiyeti, asla ve asla kabül edilemez. Manasız ve yersiz olan Arap ırkçılığına, Arap diline ve Arap kültürüne mutlaka son vermeli.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Yeniçeri Ocağı’nın Kuruluşu
Yeniçeri Ocağı Pir Zöhre Ana'nın deyimiyle;

Yeniçeri,; Hacı Bektaş Veli'den icazet almıştır.
Seyit İbrahim ; Mehter Takımını kurmuştur.

Tarihteki bilgiye göre;

[URL="http://cevaplar.mynet.com/sorular-cevaplar/osmanli-devleti-ilk-kuruldugu-yillarda-koyu-sunni-bir-imparatorluk-degildi-i/377157"]Osmanlı Devleti ilk kurulduğu yıllarda koyu Sünni bir İmparatorluk değildi. İmparatorluğun ilk yıllarında azınlıklara ve başka dinden olanlara daha büyük bir hoşgörü ile bakıldığı kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Hatta ilk üç padişahın; Osman Gazi, Orhan Gazi ve 1. Murat’ın, Ahi-Bektaşi inançlı olduklarını bazı kaynaklar yazar. Orhan Gazi’nin Yeniçeri Ocağı’nı 1363 yılında Bektaşi tekkesinin duasını aldıktan sonra gerçekleştirdiği bilinir.
Bu olay şöyle gelişmiştir:
Bektaşilikle yakından ilgilenen sempati duyan bir padişah olan Orhan Gazi devşirme çocuklardan (Hıristiyan v.s.) kurulu orduya kutsal bir özellik vermek için, bunlardan bir grubu alarak Hacı Bektaş Veli türbesinin bulunduğu Sulucakaracahöyük’e gider Dergahı ziyaret eden Orhan Gazi, orada bulunan Pir’e, “Pir hazretleri, yeni kurduğum ocak için sizden hayır duası almaya geldim” diyerek, Hıristiyan çocuklarını gösterir Hacı Bektaş’taki Pir, elini çocuklardan birinin başına ko*****:
“Bunların adı yeniçeri (yeni asker) olsun. Cenabı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin, oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun” diye dua eder.
Böylece, Yeniçeri Ocağı’nın isim babası Bektaşi piri olur. Yeniçeriler pirleri olarak Hacı Bektaş Veli’yi tanırlar. Yeniçeriler kendilerine Bektaşiyan, ağalarına da “Ağai Bektaşiyan” adını verirler.
Daha sonra Hacı Bektaş Pir evinden kutsal bir kazan alınır, Yeniçeri Ocağı’na götürülür. Bu kazan sonraki yıllarda, yeniçerilerin çeşitli haksızlıklara tepki olarak “kaldırdıkları” kazandır.
Yeniçeri duası ise şöyledir.
“Allah Allah, illallah, baş üryan, sine püryan... Kulluğumuz padişaha ayan; üçler, beşler, yediler, kırklar, gül-bang-ı Muhammed, nur-u Nebi, Kerem-i Ali pirimiz, Sultanımız Hünkar Hacı Bektaş Veli demine devranına Hü diyelim, Hüüüü...” Bektaşilerin taktığı Bektaşi Tacı on iki dilimli beyaz bir külahtır. On iki dilim, On İki İmam’ı temsil eder. Bektaşi babalarının taçları, yeşil renkli bir sarıkla sarılır. Taçta ayrıca Taylaşan adı verilen bir şerit bulunur.
Bazı kaynaklarda Yeniçeri Ocağı’nı bizzat Hacı Bektaş Veli’nin kurduğu belirtilirse de bu doğru değildir. Çünkü Hacı Bektaş Veli 1270-71 yıllarında dünyamızdan göçmüştür. Yeniçeri Ocağı ise, 1363’te yani Hacı Bektaş Veli’nin Hak’ka yürümesinden yaklaşık 90 yıl sonra kurulmuştur.
Orhan Gazi’den sonra, I. Murat da Bektaşiliğe ve Yeniçeri Ocağı’na hoşgörü ile yaklaşmıştır. Hacı Bektaş Veli Türbesi’ni ilk olarak 1. Murat inşa etmiştir. 2. Beyazıt ise daha sonra türbeyi onarmıştır.
Osmanlı yönetimi, Yavuz Sultan Selim dönemine kadar Yeniçeri Ocağı’yla Anadolu Alevilerine ve Bektaşilerine hoşgörü ile baktı. Osmanlı sarayının katı bir Sünniliğe yönelmesi, tutuculaşması, Alevi ve Bektaşi düşmanı kesilmesi Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar.
Bu olayda Anadolu’da hızla güçlenen Şii Safevi devletinin de rolü vardır. Şii Safevi devleti bir dönem boyunca Anadolu’da Osmanlı için büyük tehlike olmuştur. Osmanlı bu tehlikeye karşı Sünni İslam’a sıkı sıkıya sarılır, bu akımı kendisi için kurtuluş sayar. Yavuz, bu uğurda bazı göz boyama eylemlerine de girişir. Örneğin, Yeniçeri Ocağı’nı Safevi tehlikesine karşı güya korumak için kendisini de Yeniçerilere Bektaşi gibi gösterir. Kulağını deldirerek Balım Sultan küpesi (Mengüç) takar.[/URL]


alıntı...
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Posting Freak
Yeniçeri Ocağı’nın Kuruluşu
FadimeBK yazdı:Yeniçeri Ocağı Pir Zöhre Ana'nın deyimiyle;

Yeniçeri,; Hacı Bektaş Veli'den icazet almıştır.
Seyit İbrahim ; Mehter Takımını kurmuştur.

Tarihteki bilgiye göre;

[URL="http://cevaplar.mynet.com/sorular-cevaplar/osmanli-devleti-ilk-kuruldugu-yillarda-koyu-sunni-bir-imparatorluk-degildi-i/377157"]Osmanlı Devleti ilk kurulduğu yıllarda koyu Sünni bir İmparatorluk değildi. İmparatorluğun ilk yıllarında azınlıklara ve başka dinden olanlara daha büyük bir hoşgörü ile bakıldığı kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Hatta ilk üç padişahın; Osman Gazi, Orhan Gazi ve 1. Murat’ın, Ahi-Bektaşi inançlı olduklarını bazı kaynaklar yazar. Orhan Gazi’nin Yeniçeri Ocağı’nı 1363 yılında Bektaşi tekkesinin duasını aldıktan sonra gerçekleştirdiği bilinir.
Bu olay şöyle gelişmiştir:
Bektaşilikle yakından ilgilenen sempati duyan bir padişah olan Orhan Gazi devşirme çocuklardan (Hıristiyan v.s.) kurulu orduya kutsal bir özellik vermek için, bunlardan bir grubu alarak Hacı Bektaş Veli türbesinin bulunduğu Sulucakaracahöyük’e gider Dergahı ziyaret eden Orhan Gazi, orada bulunan Pir’e, “Pir hazretleri, yeni kurduğum ocak için sizden hayır duası almaya geldim” diyerek, Hıristiyan çocuklarını gösterir Hacı Bektaş’taki Pir, elini çocuklardan birinin başına ko*****:
“Bunların adı yeniçeri (yeni asker) olsun. Cenabı Hak yüreklerini ak, pazularını kuvvetli, kılıçlarını keskin, oklarını tehlikeli, kendilerini daima galip buyursun” diye dua eder.
Böylece, Yeniçeri Ocağı’nın isim babası Bektaşi piri olur. Yeniçeriler pirleri olarak Hacı Bektaş Veli’yi tanırlar. Yeniçeriler kendilerine Bektaşiyan, ağalarına da “Ağai Bektaşiyan” adını verirler.
Daha sonra Hacı Bektaş Pir evinden kutsal bir kazan alınır, Yeniçeri Ocağı’na götürülür. Bu kazan sonraki yıllarda, yeniçerilerin çeşitli haksızlıklara tepki olarak “kaldırdıkları” kazandır.
Yeniçeri duası ise şöyledir.
“Allah Allah, illallah, baş üryan, sine püryan... Kulluğumuz padişaha ayan; üçler, beşler, yediler, kırklar, gül-bang-ı Muhammed, nur-u Nebi, Kerem-i Ali pirimiz, Sultanımız Hünkar Hacı Bektaş Veli demine devranına Hü diyelim, Hüüüü...” Bektaşilerin taktığı Bektaşi Tacı on iki dilimli beyaz bir külahtır. On iki dilim, On İki İmam’ı temsil eder. Bektaşi babalarının taçları, yeşil renkli bir sarıkla sarılır. Taçta ayrıca Taylaşan adı verilen bir şerit bulunur.
Bazı kaynaklarda Yeniçeri Ocağı’nı bizzat Hacı Bektaş Veli’nin kurduğu belirtilirse de bu doğru değildir. Çünkü Hacı Bektaş Veli 1270-71 yıllarında dünyamızdan göçmüştür. Yeniçeri Ocağı ise, 1363’te yani Hacı Bektaş Veli’nin Hak’ka yürümesinden yaklaşık 90 yıl sonra kurulmuştur.
Orhan Gazi’den sonra, I. Murat da Bektaşiliğe ve Yeniçeri Ocağı’na hoşgörü ile yaklaşmıştır. Hacı Bektaş Veli Türbesi’ni ilk olarak 1. Murat inşa etmiştir. 2. Beyazıt ise daha sonra türbeyi onarmıştır.
Osmanlı yönetimi, Yavuz Sultan Selim dönemine kadar Yeniçeri Ocağı’yla Anadolu Alevilerine ve Bektaşilerine hoşgörü ile baktı. Osmanlı sarayının katı bir Sünniliğe yönelmesi, tutuculaşması, Alevi ve Bektaşi düşmanı kesilmesi Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar.
Bu olayda Anadolu’da hızla güçlenen Şii Safevi devletinin de rolü vardır. Şii Safevi devleti bir dönem boyunca Anadolu’da Osmanlı için büyük tehlike olmuştur. Osmanlı bu tehlikeye karşı Sünni İslam’a sıkı sıkıya sarılır, bu akımı kendisi için kurtuluş sayar. Yavuz, bu uğurda bazı göz boyama eylemlerine de girişir. Örneğin, Yeniçeri Ocağı’nı Safevi tehlikesine karşı güya korumak için kendisini de Yeniçerilere Bektaşi gibi gösterir. Kulağını deldirerek Balım Sultan küpesi (Mengüç) takar.[/URL]


alıntı...

Yeniçerilerin sancağında yazan;

Hacı Bektaş Veli'nin bindiği cansız duvar.
Mazharı Nur-i Ali'dendir ona ol yadigar.
Nare-i düldül ederdi arşı âla da karar.
Şad hazare bin kâfiri bir narada etti şikar.
Dedi: Arslanım Ali'dir, kudretine girdikar.
Lâ fetâ illa Ali
Lâ seyfe illa Zülfikar
Koydular başın ol şahın Kerbela Meydanına.
Bastılar parmakların Şah Hüseyin kanına
Urdular miskin pelitle kıymadan gerdanına
Bu hakaretler yaraşmazdı o şahın şanına
Düşmeden kanı yere, ol demde çağırdı gübar
La fetâ illa Ali
Le seyfe illa Zülfikar
Padişahım çok yaşa
Devletinle bin yaşa

Yeniçerilerin gülbengi de şöyleydi:


Allah, Allah, illallah
Baş üryan sine püryan
Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran
Kulluğumuz padişaha ayan
Üçler, yediler, kırklar
Gülbengi Muhammedi
Nur-ı Nebi
Kerem-i Ali
Pirimiz, sultanımız
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Demire devranına hû diyelim...
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.