You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri.

Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri.

Senior Member
Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri.
3 Ekim 2005 tarihinde sonu belirsiz bir şekilde ve pek çok problemin gölgesinde başlayan Türkiye-Avrupa Birliği tam üyelik müzakereleri geçtiğimiz 3 yıl içerisinde pek fazla yol kat edemedi. Bunun da ötesinde müzakere başlıklarının açılışı ile ilgili sorunlar, siyasi belirsizlikler, Avrupa’daki siyasi değişimler ve bunların sonucunda ortaya çıkan karşılıklı güven kaybı müzakereleri neredeyse durma noktasına getirdi. Yapılan açıklamalarda müzakerelerin teknik olarak devam ettiği ve tam üyelik yolunda ilerlemenin sağlandığı söylense de, tam üyelik süreci kapalı kapılar ardında uzmanların teknik çalışmalarından çok daha farklı bir boyutta ilerlemesi gerekiyor. Süreç, toplumların kaynaşmasını sağlayacak bir hal almadığı müddetçe teknik başarının sonuca hiç bir faydası olmayacağı çok açık. Hem Avrupa hem de Türk toplumunun süreci sahiplenmesi ise ancak siyasi iradenin karşılıklı olarak bulunmasına bağlı. Ancak son 3 yıldır böyle bir iradeyi Türk ve Avrupa tarafında görmek mümkün değil. Türk toplumu içerisinde haklı olarak AB’ye karşı oluşmuş bir tepki var. Geçtiğimiz hafta ABD Alman Marshall Fonu tarafından yayınlanan araştırma sonuçlarına göre Avrupa halkları arasında bile Türkiye’nin birgün AB üyesi olacağına inanç Türkiye’dekinden daha fazla. Bu da 3 yıllık müzakere sürecinin aslında büyük bir başarısızlık öyküsü olduğu tezini destekliyor. 3 yıl boyunca ne AB’nin öncelikleri arasında Türkiye oldu ne de Türkiye’nin öncelikleri arasında AB.

Türkiye-AB ilişkileri açısından geldiğimiz nokta gelecek için pek umut verici olmasa da bu durumun en azından Brüksel tarafından değişmeye başladığının güçlü sinyalleri gelmeye başladı. Brüksel’de uzun zamandır siyasi gündemin öncelikleri arasında yer almayan Türkiye konusu; Kafkasya krizi, Türkiye’nin Ermenistan ile ilgili yeni açılımları ve Kıbrıs’ta başlayan görüşmeler ile birlikte gündemin üst sıralarına yükseliyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye’nin stratejik rolünün azaldığını düşünen çok sayıda Avrupalı lider, Soğuk Savaş ve iki kutuplu küresel sistemin yeniden belirginleşmesi ile birlikte Türkiye’nin stratejik rolüne atıfta bulunmaya başladı. Avrupa’da bir yandan küresel ekonomik krizin etkileri ciddi şekilde hissedilirken bir yandan da enerji ve güvenlik konularında geleceğe yönelik endişeler her geçen gün artıyor. Gürcistan krizi sonrası Rusya konusunda elle tutulur bir yaptırım kararı alamayan Avrupa Birliği, Rusya’ya bağımlılığını ve bu bağımlılığın olası sonuçlarını artık her zamankinden daha fazla hissediyor. İşte böyle bir dönemde Avrupa Türkiye’yi de tamamen kaybetme endişesini belki her zamankinden daha fazla yaşayacak gibi görünüyor. Bir yandan dünyada güç dengesi yeniden şekillenirken, “içimizde olmasın ama bize yakın olsun” yaklaşımının sürdürülebilir olmadığı artık net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bugüne kadar bazen ihmal edilen bazen oyalanan bazen ise ertelenen Türkiye’nin AB entegrasyon süreci ve bunun son halkası olan AB tam üyeliği konusu artık bir dönüm noktasına yaklaşıyor. Dünyanın sorunlu bölgeleri ile Avrupa arasında bir tampon bölge gibi görülen Türkiye’nin bölge politikasını Batı’dan bağımsız şekillendirme ihtimali ve olası bir Rusya-Türkiye yakınlaşması Avrupa’yı derinden kaygılandıran konular arasında yer almaya başladı. Özellikle Gürcistan krizi sırasında Türkiye’nin arabulucu rolü üstlenme çabası, Batılı müttefiklerine bilgi vermeden Rusya’ya önerdiği bölgesel oluşum önerileri ve her iki tarafa da eşit uzaklıkta olduğu imajı vermesi Avrupa’da oluşan bu korkuyu destekler nitelikte.

Türkiye-AB ilişkilerinin 10 yıl sonra geleceği nokta konusunda tahmin yürütenler hep dünya düzeninin 1990 sonrası dönemde olduğu gibi devam edeceği varsayımı ile hareket ettiler. 1980’lerde Avrupa kıtasında yer alan pek çok Doğu Bloğu devleti hayal bile edilemeyecek kadar kısa bir zamanda Batı dünyasının en önemli müttefikleri haline geldi. Bu ülkelerin çoğu AB ve NATO’nun üyesi olurken küresel düzende dengelerin değişiminde önemli rol oynadılar. Ancak geldiğimiz noktada yeni bir dünya düzeni oluştuğunu ve son 15 yılda oluşan güç dengesindeki boşlukların tekrar doldurulduğunu görüyoruz. Bu yeni düzenin oyuncuları, kuralları ve olası sonuçları şu anda şekillenmekte. Bu yeni düzende Türkiye’nin 1990 öncesinden de daha güçlü bir şekilde bölgesel aktör olarak ortaya çıkma potansiyeli var. Bu potansiyeli Türkiye’nin ne şekilde ve ne yönde kullanacağı önümüzdeki bir kaç yıl içinde daha net şekilde ortaya çıkacak. Ancak Avrupa ve genel olarak Batı dünyası için Türkiye’nin öneminin önümüzdeki günlerde daha da artacağı kesin. Güvenlik politikası, enerji stratejileri, bölge ülkeleri ile ilişkiler, bölgesel sorunlarda alınacak roller, uluslararası alanda üstlenilecek sorumluluklar ve en önemlisi iç istikrar, Türkiye’nin bu fırsatı ne kadar etkin kullanabileceğini gösterecek. Türkiye ya potansiyelin en etkin şekilde kullanarak yeni oluşan düzende güçlü bir devlet olarak uluslararası arenada hakettiği noktaya gelecek ya da bu fırsatı bir defa daha kaçırarak bölgesel gücünü de çevre ülkelere kaptırmaya devam edecek. AB konusu da bu kapsamda ele alınması ve yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir aşama. Ya Türkiye Avrupa’dan tamamen uzaklaşacak ya da karşılıklı verilecek stratejik bir karar ile entegrasyon süreci tam üyelik ile sonuçlanacak bir sürecin içine girecek.
“Ellerinde çıralarla gezen çıplak ayaklı körlere ihtiyacı var dünyanın”

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.