Yavuz Sultan Selim, Sünni inancı Anadolu Alevileri için bir zulüm nedeni yapan Osmanlı sultanıdır. Yavuz Sultan Selim'in Sünnilik adına Alevi halkı kitlesel olarak yok etmeye kalkışmasının nedeni Osmanlı'nın doğu sınırlarında hızla gelişen Türk Safevi Devleti'dir; bu devletin Anadolu Alevileri için Osmanlı zulmüne karşı bir umut olması ve Anadolu insanının Osmanlı topraklarından kaçmaya başlamasıdır. Bu güçlü Türk devletinin gelişip kökleşmesinin, sömürü alanı olarak görüp değerlendirdikleri Anadolu'nun elden çıkması demek olduğunu anlayan Osmanlı, bu gelişimin "tek İslam devleti" kurma çabalarını da engelleyeceğini düşünüyordu.
Sıra sıra cellatlar, sürü sürü Türkmen'i doğramaya başladı. Zaten Fatih ta 1473 yılından itibaren (Otlukbeli) bu işe başlamıştı. Ardından Sünnilik güç buldukça Alevi düşmanlığı körüklenmeye başlandı. Yavuz Sultan Selim, halifeliği, Abbasiler'den kılıç zoruyla aldıktan sonra Sünnilik tutucu bir niteliğe bürünmüş ve artık toplumsal gelişmeye ayak uyduramaz hale gelmişti.
Anadolu'da Türklerin anlayamadığı Arap ve Acem dili yaygınlaşmaya başlamıştı. İşte Anadolu'da yaygın olan Alevilik, Sünniliği bir baskı aracına dönüştürmüş olan padişahların kabul edemeyeceği bir düşünceydi. Aleviler aynı zamanda Doğu sınırındaki Türk devletini destekliyorlardı ki; Osmanlı devleti bu nedenlerden Ötürü Anadolu Alevilerine baskı uyguluyordu.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail üzerine sefere çıkarken; ordunun arkasında kendisine karşı çıkabilecek bir güç olsun istemiyordu. Savaş başladığında Alevilerin Şah İsmail'den yana tavır alma olasılığı da oldukça yüksekti. Ve Yavuz Sultan Selam 40 bin Aleviyi kılıçtan geçirdi. Kendini haklı çıkarmak için Alevilerin kadınları ortaklaşa kullandıkları, Kuran'ı, camileri yaktıkları şeklinde iddialarda bulundu ve bunun üzerine fetvalar yazdı. Yavuz Sultan Selim'in Alevi kırımı yapabilmek için yazdırdığı fetvalardan birisi Müftü Hamza'ya ait olanıdır; "Ey Müslümanlar, bilin ve haberdar olun ki, reisler; Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kuran'ı küçük gördüler. (...) Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden veya yardımcı olanlar da kafir ve dinsizdirler. Bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak bütün Müslümanların görevidir. Bu arada Müslümanlar'dan ölen kutsal şehitlerin yeri yüce cennettir. O kafirlerden ölen ise, hakir olup cehennemin dibinde yer tutacaklardır. (...) Bu türlü topluluk hem kafir ve imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. Bu iki sebepten onların öldürülmesi vaciptir."
Dönemin büyük fıkıh ve hadis bilgini olarak tanınan Müftü Hamza 1521 yılında ölmüştür. Tarihte yalnız böyle yüz karası bir fetvayla değil, rüşvet almak gibi bir suçla da anılır. Kuran üzerine yemin etmesine rağmen 50 bin akçe karşılığında Semendire Valisi Yusuf Bali'nin yolsuzluklarını ve haksızlıklarını kapatır. Müftü Hamza'nın rüşvet aldığını öğrenen Yavuz Sultan Selim onu sıkıştırıp canının bağışlanması karşılığında bu fetvayı verdirir. Osmanlı, iktidarı için her şeyi kullanmıştır, kullanmaya çalışmıştır.
Alevi kırımına izin veren bir diğer fetva da Şeyhülislam İbni Kemal tarafından kaleme alınmıştır. "...Kızılbaş topluluğu şeri yasalar gereği öldürülmeleri helaldir. İslam askerlerinden onları öldürenler gazi, ellerinde ölenler ise şehittirler."
Halkı birbirine düşman etme kırdırma Osmanlı'dan bugüne devredilmiş bir devlet geleneğidir. 24 Aralık 1978'de "Müslüman Türkiye", "Kanımız Aksa da Zafer İslamın" haykırışlarıyla Maraş'ta Alevi halkı katledilir. "Allah Allah" diyerek "Komünistlerin büyüğü, küçüğü demeyip kafasını ezin" diye bağıranların sloganlarıyla, Alevilere yönelik Osmanlı dönemindeki fetvaların benzerliği çarpıcıdır. 1514 yılında 40 bin kişiyi kılıçtan geçiren gelenek, 1978'de Maraş'ta ihtiyar, çocuk, kadın ayrımı yapmaksızın halkı katleder. Yakılıp yıkılan evler, çivilenen, gözleri tornavidalarla oyulan, bıçaklarla, baltalarla, satırlarla parçalanan insanlar... Tecavüz edilen kadınlar, karnında bebeleriyle şişlenen hamile gelinler... Maraş'ta tablo budur.
Bu vahşet tablosu Osmanlı'da bir başka dönem uygulanan kırımla da benzerlik taşır. Osmanlı 1875-1876 Bulgar ayaklanmalarını bastırmada Çerkesler ve başıbozuk birliklerini kullanır. Dönemin tanıklarından biri o günleri şöyle anlatır: "Kadınlar ve kız çocukları saçlarından tutuldular, bir darbeyle diz çökertildiler, boyunlarından kesildiler. Çocuklar süngülere geçirildiler, hamile kadınların karınları deşildi. Bir çoğu sırayla soyuldular ve bir odun parçasının üzerinde hayvan sürüleri gibi büyük bir serinkanlılıkla kesildiler..."
Yine Meclisi Meb'usan tutanaklarında o günlere ilişkin şöyle anlatımlar yer alır: "1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında gayri-resmi olarak teşkil edilen ve Çerkeslerin ağırlıkla olduğu Osmanlı birliklerinin yolları üstünde rastladıkları Hıristiyan köylerini yağmalayıp, insanları kılıçtan geçirdikleri yüzlerce, hatta binlerce çocuğu köle olarak yanlarına aldıkları, çocuk ve eşyaların bir bölümün sattıkları...."
Yavuz Sultan Selim'le birlikte din, imparatorluğun üst yapı kurumlarından en kapsamlısı olarak güçlü bir varlık kazanmıştır. Artık iktidarı tehdit eden her şey "din zararına" ilan edilecek, her düşünce, eylem "din sapkınlığı" olarak anılacaktır. Ve fetvalar, fermanlar, bu yollu açıklamalarla muhalefetin ezilmesinde önemli role sahip olacaktır... Yani her türlü katliam, vahşet böylece meşrulaştırılacaktır. O günün toplumsal gerçekliği Anadolu halk şiirlerine ve türkülerine de yansır.
Bu yıl dağların karı erimez
eser bad-ı saba yel bozuk bozuk
Türkmen kalkıp yaylasına yürümez
yıkılmış aşiret il bozuk bozuk
Pir Sultanım yaratıldım kul diye
Zalim paşa elinden mi öl diye
dostum beni ısmarlamış gel diye
gideceğim amma yol bozuk bozuk
(Pir Sultan Abdal)
Yavuz Sultan Selim ve 40 Bin Alevi'nin Katliamı
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
8663
Yavuz Sultan Selim ve 40 Bin Alevi'nin Katliamı
Yavuz Sultan Selim ve 40 Bin Alevi'nin Katliamı
Alevi Katliam Kronolojisi
Tarihte Alevilere karşı gerçekleştirilmiş katliamlar ile ilgili kronolojik bilgileri yayınlıyoruz..
661 Şahı Merdan Ali (Kufe)
10 Ekim 680 İmam Hüseyin ve 71 Talibi (Kerbela... Cemdeki 4. Dar Onun Adınadır)
755 Ebu Müslim Horasani (Medayin/Rumi... Bağdat)
922 Hallacı Mansur (Bağdat... Cemdeki 1. Dar Onun adınadır)
1238 Baba İlyas (Amasya Kalesi)
1239 Baba İshak (Malya Ovası/Kırşehir)
1393 /94(?) Fazlullah (Nahçıvan... Seyit Nesimi’nin Mürşidi, Cemdeki 2. Dar Onun Adınadır)
1417/18(?) Seyit Nesimi (Halep/Şam... Cemdeki 3. Dar Onun Adınadır)
1419 Torlak Kemal (Manisa)
1419 Börklüce Mustafa (Aydın/Karaburun, Ortaklar)
1420 Şeyh Bedrettin (Serez)
1511 Şahkulu Sultan (Teke Yöresi/Gökçay)
1514 Yavuz’un (I.Selim) Yaptığı Katliam/Soykırım
1518 Bozoklu Şeyh Celal (Celali... Erzincan)
1519 Şah Veli (Sivas)
1526 Baba Zünnun (Höyüklü)
1527/28 Şah Kalender Çelebi (Nurhak)
1533/1534 I. Süleyman/Kanuni’nin Yaptığı Katliam/Soykırım
1547/1551(?) veya 1578/1590 (?) Koca Haydar/Pir Sultan Abdal (Sivas... Mal Pazarı Meydanı)
1606/1611 Kuyucu Murat Paşa’nın (Sırp Devşirmesidir) yaptığı Katliam/Soykırım
1826 II. Mahmut’un Yaptığı Katliam/Soykırım
Cumhuriyet dönemi
6 Mart 1921 - 20 Haziran 1921 Koçgiri Soykırımı
4 Mayıs 1937/1938 Dersim Soykırımı
1937 Alişer ve Zarife Ana (Dersim)
15/17 Kasım 1937 Pir Seyit Rıza (Elazığ... Buğday Pazarı Meydanı)
6 Ağustos 1938 Zine Gediği Katliamı (Dersim, Erzincan arası... 95 kişi kurşuna dizilir.)
2 Haziran 1966 Ortaca (Muğla) Saldırısı
1968 Hekimhan (Malatya) Saldırısı
11 Haziran 1967 Maraş/Elbistan Saldırısı... (Mahsuni Şerif Konseri Sonrasında)
1 Mart 1971 Hatay/Kırıkhan Saldırısı
18 Nisan 1978 Malatya Katliamı
4 Eylül 1978 Sivas Katliamı
19/24 Aralık 1978 Maraş Katliamı
3-4 Temmuz 1980 Çorum Katliamı
12 Eylül 1980 Kenan Everen Askeri Faşizminin katliamı
2 Temmuz 1993 Madımak/Sivas Katliamı
12 Mart 1995 Gazi/İstanbul Katliamı
14/15 Mart 1995 Ümraniye/İstanbul Katliamı
13 Mart 2012 Madımak Katliamı ’Aranan Sanıklar’ Hakkında verilen ’ZAMAN AŞIMI KARARI’ ve Başbakan ’BU KARAR TÜRKİYE’YE HAYIRLI UĞURLU OLSUN’ dedi...
27 Temmuz 2012 Sürgü Saldırısı.
Zorunlu ’Din Dersi’, cemevleri hakkında devletin ve Hükümetin inkarcı tutumu, Diyanet İşleri Başkanlığı fetvaları ve bu fetvalar üzerinden verilen YARGI KARARLARI;
Basın, yayın organlarında kullanılan ırkçı dil... İlk, Orta ve Yüksek Öğretimde yürürlükte olan ırkçı, şoven, inkarcı eğitim programı;
Son üç yıldır Türkiye genelinde devam eden sistematik kapı işaretlemeleri... Resmi kurumlarda, iş yerlerinde, kamusal alanda ALEVİLERE YAPILAN HAKARET ve SALDIRILAR kültürel, inançsal katliamın devamıdır.
Kemal Bülbül
Kaynak: alevikulturdernekleri.com/page/show/83-alevi-katliam-kronolojisi.html
Tarihte Alevilere karşı gerçekleştirilmiş katliamlar ile ilgili kronolojik bilgileri yayınlıyoruz..
661 Şahı Merdan Ali (Kufe)
10 Ekim 680 İmam Hüseyin ve 71 Talibi (Kerbela... Cemdeki 4. Dar Onun Adınadır)
755 Ebu Müslim Horasani (Medayin/Rumi... Bağdat)
922 Hallacı Mansur (Bağdat... Cemdeki 1. Dar Onun adınadır)
1238 Baba İlyas (Amasya Kalesi)
1239 Baba İshak (Malya Ovası/Kırşehir)
1393 /94(?) Fazlullah (Nahçıvan... Seyit Nesimi’nin Mürşidi, Cemdeki 2. Dar Onun Adınadır)
1417/18(?) Seyit Nesimi (Halep/Şam... Cemdeki 3. Dar Onun Adınadır)
1419 Torlak Kemal (Manisa)
1419 Börklüce Mustafa (Aydın/Karaburun, Ortaklar)
1420 Şeyh Bedrettin (Serez)
1511 Şahkulu Sultan (Teke Yöresi/Gökçay)
1514 Yavuz’un (I.Selim) Yaptığı Katliam/Soykırım
1518 Bozoklu Şeyh Celal (Celali... Erzincan)
1519 Şah Veli (Sivas)
1526 Baba Zünnun (Höyüklü)
1527/28 Şah Kalender Çelebi (Nurhak)
1533/1534 I. Süleyman/Kanuni’nin Yaptığı Katliam/Soykırım
1547/1551(?) veya 1578/1590 (?) Koca Haydar/Pir Sultan Abdal (Sivas... Mal Pazarı Meydanı)
1606/1611 Kuyucu Murat Paşa’nın (Sırp Devşirmesidir) yaptığı Katliam/Soykırım
1826 II. Mahmut’un Yaptığı Katliam/Soykırım
Cumhuriyet dönemi
6 Mart 1921 - 20 Haziran 1921 Koçgiri Soykırımı
4 Mayıs 1937/1938 Dersim Soykırımı
1937 Alişer ve Zarife Ana (Dersim)
15/17 Kasım 1937 Pir Seyit Rıza (Elazığ... Buğday Pazarı Meydanı)
6 Ağustos 1938 Zine Gediği Katliamı (Dersim, Erzincan arası... 95 kişi kurşuna dizilir.)
2 Haziran 1966 Ortaca (Muğla) Saldırısı
1968 Hekimhan (Malatya) Saldırısı
11 Haziran 1967 Maraş/Elbistan Saldırısı... (Mahsuni Şerif Konseri Sonrasında)
1 Mart 1971 Hatay/Kırıkhan Saldırısı
18 Nisan 1978 Malatya Katliamı
4 Eylül 1978 Sivas Katliamı
19/24 Aralık 1978 Maraş Katliamı
3-4 Temmuz 1980 Çorum Katliamı
12 Eylül 1980 Kenan Everen Askeri Faşizminin katliamı
2 Temmuz 1993 Madımak/Sivas Katliamı
12 Mart 1995 Gazi/İstanbul Katliamı
14/15 Mart 1995 Ümraniye/İstanbul Katliamı
13 Mart 2012 Madımak Katliamı ’Aranan Sanıklar’ Hakkında verilen ’ZAMAN AŞIMI KARARI’ ve Başbakan ’BU KARAR TÜRKİYE’YE HAYIRLI UĞURLU OLSUN’ dedi...
27 Temmuz 2012 Sürgü Saldırısı.
Zorunlu ’Din Dersi’, cemevleri hakkında devletin ve Hükümetin inkarcı tutumu, Diyanet İşleri Başkanlığı fetvaları ve bu fetvalar üzerinden verilen YARGI KARARLARI;
Basın, yayın organlarında kullanılan ırkçı dil... İlk, Orta ve Yüksek Öğretimde yürürlükte olan ırkçı, şoven, inkarcı eğitim programı;
Son üç yıldır Türkiye genelinde devam eden sistematik kapı işaretlemeleri... Resmi kurumlarda, iş yerlerinde, kamusal alanda ALEVİLERE YAPILAN HAKARET ve SALDIRILAR kültürel, inançsal katliamın devamıdır.
Kemal Bülbül
Kaynak: alevikulturdernekleri.com/page/show/83-alevi-katliam-kronolojisi.html
Yavuz Sultan Selim ve 40 Bin Alevi'nin Katliamı
Yavuz Selim Alevi katliamı yapmadı mı?
Candan Badem
İstanbul Boğazı'nda yeni bir çevre katliamı yaratan 3. Köprü'ye Alevi katili Yavuz Sultan Selim'in adının verilmesini meşrulaştırmak isteyen Türk-İslam sentezci gericiler şimdi koro halinde ’Yavuz Alevi Katliamı Yapmadı’ diyorlar. İktidarın reklamla beslediği tarih dergilerinden Derin Tarih denen varakparede bu başlıklı bir dosya yayımlandı Eylül 2013 sayısında. ’Tüm Bildikleriniz Tarih Olacak’ gibi iddialı bir altbaşlıkla çıkan bu derginin sahibi Mustafa Albayrak bilindiği gibi AKP'nin yeni zenginlerinden. Genel Yayın Mustafa Armağan da Osmanlı hayranı bir amatör kalemşör. Derginin Eylül 2013 sayısında BİM, İstikbal Mobilya, Garanti Bankası, TEB, Al Baraka, Ziraat Bankası, Halkbank, Şekerbank, Vodafon, Avea, Türk Telekom, TTNET ve THY birer tam sayfa; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Timaş Yayınları da ikişer tam sayfa reklam vermişler. Ekim sayısında da reklamlar yeni katılımlarla devam etmiş. Maşallah, ne büyük bir teveccüh değil mi! Türkiye'de bu kadar reklama gark olan başka bir tarih dergisi var mı acaba? İktidarın zoruyla kamu kurumları ve özel şirketlerden işte böyle besleniyor bizim tosuncuklar! Tabii bu sadece açıktan gördüğümüz reklam desteği. İslamcıların 1950'lerdeki üstadı Necip Fazıl Kısakürek gibi bunların da örtülü ödenekten beslenip beslenmediğini henüz bilmiyoruz!
Şimdi gelelim iddiaya. Genelde Osmanlı'nın resmi kayıtlarını kayıtsız şartsız doğru kabul edip Osmanlı'nın valisinin, paşasının, vakanüvisinin, dalkavuğunun dediğini gerçeğin ta kendisi sayan Türk-İslam sentezci tarihçiler iş katledilen Alevilerin sayısına gelince birden bire eleştirel bir tavır içine girmişler. Keşke bu eleştirelliği her konuda sürdürebilseler! Yavuz'un 40 bin Kızılbaş Aleviyi öldürttüğü bilgisinin kaynağının İdris-i Bitlisi'nin notlarını düzenlemiş olan oğlu Ebulfazl Mehmed Çelebi'nin Selimşahname adlı eseri olduğunu, sonraki tarihçilerin bu kaynaktan alıntı yapmış olduğunu söyleyip buradaki 40 bin sayısının abartılı olduğunu öne sürüyorlar. O devirde iktidara yaranmak için bu türden abartılı ifadelerin moda olduğunu öne sürüyorlar. Ardından 40 bin kişinin çok büyük bir nüfus olduğunu ve bir yıl içinde böyle bir nüfusun defterini yapıp İstanbul'a gönderip sonra da katledilmesinin mümkün olmadığından dem vuruyorlar. Nihayet Osmanlı'da vergi kayıtlarının çok titiz tutulduğunu ve bu kadar büyük bir nüfus kaybı olsaydı bunun tahrir defterlerine yansımış olacağını halbuki böyle bir şey olmadığını öne sürüyorlar. Bunlara ek olarak Şah İsmail'in de onbinlerce Sünniyi katletmiş olduğunu söyleyerek durumu dengelemeye çalışıyorlar. Şimdi bu iddiaları tek tek ele alalım.
Birincisi, bir an için 40 bin sayısında abartma olduğunu kabul etsek bile bu neyi değiştirir ki? 40 bin değil de 20 bin olsa hatta 4 bin olsa yine katliam değil mi? Sayılar önemsizdir demiyorum, elbette ki çok önemlidir, ancak burada tam sayıyı bilmesek de katliam olduğunu biliyoruz, çünkü kaynaklar İdris-i Bitlisi'nin oğlundan ibaret değil. Yavuz'un ve oğlu Süleyman'ın kazaskerleri ve şeyhülislamları Sarıgüzel Hamza, İbni Kemal, Ebussuud ve Esad efendilerin ve yine ulemadan başka zatların verdiği Kızılbaşların katli vaciptir fetvaları ne olacak? Kendi kardeşlerine acımayan Osmanlı Alevilere mi acıyacaktı? Bu fetvalar öyle bir nefret diliyle ve öyle bir ayrıntıyla yazılmıştır ki bütün Osmanlı tarihinde bunlardan daha şiddetlisi yoktur! Bunlara göre Aleviler teslim olsalar bile öldürülmeli, kadın ve çocukları ve bütün malları ganimet edilmelidir! Alevi halkının yüzyıllardır çocuklarına Yavuz adını vermeyişinin sebebi birilerinin yazdığı abartılı bir kitap falan değildir, kimse yalan dolu bir kitap yazarak milyonlarca insanı aldatamaz, bu bilgi babadan oğula devredilen sözlü bir bilgidir. Burada bu tarihçilerin çifte standardı çok açıktır. Örneğin Rusların sadece Ardahan köylerinde 40 bin Müslümanı katlettiği gibi fantastik iddiaları ve benzeri iddiaları kabul ederken hiçbir soru sormayan İslamcı tarihçiler bütün Anadolu'daki Alevi katliamı için 40 bin sayısını abartılı bulmaktadırlar.
İkincisi, Osmanlı vergi kayıtları eksiksiz değildir ve yapılmış olan kayıtların da hepsi günümüze ulaşmamıştır ya da Osmanlı arşivinde henüz kullanıma açılmış değildir. Tam da Yavuz'un katliam yaptığı 1513-14 yıllarının öncesi ve hemen sonrasına ait tahrir defterleri yoktur. Bu defterler elimizde olsaydı karşılaştırma yapabilirdik. Örneğin bugünkü Dersim'i içeren Çemişgezek sancağına ait ilk tahrir 1518 yılında yapılmıştır. Yani aradan dört yıl geçmiştir. Ayrıca bu defterlerdeki bilgilerin gerçeği ne kadar yansıttığı, masa başında mı yoksa köyleri gezerek mi yazıldığı şüphelidir. Nitekim kendisi de muhafazar İslamcı bir tarihçi olan Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı adlı eserinde şöyle yazıyor: ’1518 tarihli deftere göre gerek Kızuçan ve gerekse Gürzelik nahiyelerine bağlı köylerin tamamı Allahverdi adlı Ekrad beylerinden birinin zeametine dahildir. İlk tahrir yapıldığı sırada nahiye henüz Safevilerle Osmanlılar arasında sınır teşkil ettiğinden ve iki devlet arasındaki çatışmalar sona ermemiş olduğundan tahrir heyeti bizzat bölgeye gidememiş ve mahsulatları ile vergi mükelleflerinin isimleri yazılamamıştır.’ (Ünal, agy, Ankara: TTK, 1999, sf. 30).
Üçüncüsü, hiç şüphesiz Şah İsmail de Yavuz gibi bir katildir. İkisi arasında tercih yapmak zorunda değiliz. Her ikisi de iktidar mücaledesinde dini kullanmıştır. Sonuçta tam sayısını bilmesek de Yavuz ve Kanuni zamanında Anadolu'da binlerce Alevi öldürülmüştür. Osmanlı'nın Aleviler ve Kürtler için kullandığı sıfatlar yüzlerce resmi belgede yer alan ’Kızılbaş-ı bedmaaş’ ve ’Ekrad-ı bednihad’ ve benzeri ifadelerden anlaşılacağı gibi her zaman olumsuzdur. Bugün Alevi katliamının sayısını küçültme çabaları aslında milliyetçiliğin klasik ikiyüzlü tavrıdır. Kendini güçlü hissettiği zamanda veya özel sohbetlerde ’astım kestim yaptım gerekirse yine yaparım’ diyerek övünen milliyetçi tosunlar iş sıkıya binince veya kamu önünde bu sefer ’aslında biz o kadar kesmedik, biz biraz abartmışız’ veya ’asıl mağdur biziz’ demeye başlarlar.
kaynak: haber.sol.org.tr/yazarlar/candan-badem/yavuz-selim-alevi-katliami-yapmadi-mi-80682
Candan Badem
İstanbul Boğazı'nda yeni bir çevre katliamı yaratan 3. Köprü'ye Alevi katili Yavuz Sultan Selim'in adının verilmesini meşrulaştırmak isteyen Türk-İslam sentezci gericiler şimdi koro halinde ’Yavuz Alevi Katliamı Yapmadı’ diyorlar. İktidarın reklamla beslediği tarih dergilerinden Derin Tarih denen varakparede bu başlıklı bir dosya yayımlandı Eylül 2013 sayısında. ’Tüm Bildikleriniz Tarih Olacak’ gibi iddialı bir altbaşlıkla çıkan bu derginin sahibi Mustafa Albayrak bilindiği gibi AKP'nin yeni zenginlerinden. Genel Yayın Mustafa Armağan da Osmanlı hayranı bir amatör kalemşör. Derginin Eylül 2013 sayısında BİM, İstikbal Mobilya, Garanti Bankası, TEB, Al Baraka, Ziraat Bankası, Halkbank, Şekerbank, Vodafon, Avea, Türk Telekom, TTNET ve THY birer tam sayfa; İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Timaş Yayınları da ikişer tam sayfa reklam vermişler. Ekim sayısında da reklamlar yeni katılımlarla devam etmiş. Maşallah, ne büyük bir teveccüh değil mi! Türkiye'de bu kadar reklama gark olan başka bir tarih dergisi var mı acaba? İktidarın zoruyla kamu kurumları ve özel şirketlerden işte böyle besleniyor bizim tosuncuklar! Tabii bu sadece açıktan gördüğümüz reklam desteği. İslamcıların 1950'lerdeki üstadı Necip Fazıl Kısakürek gibi bunların da örtülü ödenekten beslenip beslenmediğini henüz bilmiyoruz!
Şimdi gelelim iddiaya. Genelde Osmanlı'nın resmi kayıtlarını kayıtsız şartsız doğru kabul edip Osmanlı'nın valisinin, paşasının, vakanüvisinin, dalkavuğunun dediğini gerçeğin ta kendisi sayan Türk-İslam sentezci tarihçiler iş katledilen Alevilerin sayısına gelince birden bire eleştirel bir tavır içine girmişler. Keşke bu eleştirelliği her konuda sürdürebilseler! Yavuz'un 40 bin Kızılbaş Aleviyi öldürttüğü bilgisinin kaynağının İdris-i Bitlisi'nin notlarını düzenlemiş olan oğlu Ebulfazl Mehmed Çelebi'nin Selimşahname adlı eseri olduğunu, sonraki tarihçilerin bu kaynaktan alıntı yapmış olduğunu söyleyip buradaki 40 bin sayısının abartılı olduğunu öne sürüyorlar. O devirde iktidara yaranmak için bu türden abartılı ifadelerin moda olduğunu öne sürüyorlar. Ardından 40 bin kişinin çok büyük bir nüfus olduğunu ve bir yıl içinde böyle bir nüfusun defterini yapıp İstanbul'a gönderip sonra da katledilmesinin mümkün olmadığından dem vuruyorlar. Nihayet Osmanlı'da vergi kayıtlarının çok titiz tutulduğunu ve bu kadar büyük bir nüfus kaybı olsaydı bunun tahrir defterlerine yansımış olacağını halbuki böyle bir şey olmadığını öne sürüyorlar. Bunlara ek olarak Şah İsmail'in de onbinlerce Sünniyi katletmiş olduğunu söyleyerek durumu dengelemeye çalışıyorlar. Şimdi bu iddiaları tek tek ele alalım.
Birincisi, bir an için 40 bin sayısında abartma olduğunu kabul etsek bile bu neyi değiştirir ki? 40 bin değil de 20 bin olsa hatta 4 bin olsa yine katliam değil mi? Sayılar önemsizdir demiyorum, elbette ki çok önemlidir, ancak burada tam sayıyı bilmesek de katliam olduğunu biliyoruz, çünkü kaynaklar İdris-i Bitlisi'nin oğlundan ibaret değil. Yavuz'un ve oğlu Süleyman'ın kazaskerleri ve şeyhülislamları Sarıgüzel Hamza, İbni Kemal, Ebussuud ve Esad efendilerin ve yine ulemadan başka zatların verdiği Kızılbaşların katli vaciptir fetvaları ne olacak? Kendi kardeşlerine acımayan Osmanlı Alevilere mi acıyacaktı? Bu fetvalar öyle bir nefret diliyle ve öyle bir ayrıntıyla yazılmıştır ki bütün Osmanlı tarihinde bunlardan daha şiddetlisi yoktur! Bunlara göre Aleviler teslim olsalar bile öldürülmeli, kadın ve çocukları ve bütün malları ganimet edilmelidir! Alevi halkının yüzyıllardır çocuklarına Yavuz adını vermeyişinin sebebi birilerinin yazdığı abartılı bir kitap falan değildir, kimse yalan dolu bir kitap yazarak milyonlarca insanı aldatamaz, bu bilgi babadan oğula devredilen sözlü bir bilgidir. Burada bu tarihçilerin çifte standardı çok açıktır. Örneğin Rusların sadece Ardahan köylerinde 40 bin Müslümanı katlettiği gibi fantastik iddiaları ve benzeri iddiaları kabul ederken hiçbir soru sormayan İslamcı tarihçiler bütün Anadolu'daki Alevi katliamı için 40 bin sayısını abartılı bulmaktadırlar.
İkincisi, Osmanlı vergi kayıtları eksiksiz değildir ve yapılmış olan kayıtların da hepsi günümüze ulaşmamıştır ya da Osmanlı arşivinde henüz kullanıma açılmış değildir. Tam da Yavuz'un katliam yaptığı 1513-14 yıllarının öncesi ve hemen sonrasına ait tahrir defterleri yoktur. Bu defterler elimizde olsaydı karşılaştırma yapabilirdik. Örneğin bugünkü Dersim'i içeren Çemişgezek sancağına ait ilk tahrir 1518 yılında yapılmıştır. Yani aradan dört yıl geçmiştir. Ayrıca bu defterlerdeki bilgilerin gerçeği ne kadar yansıttığı, masa başında mı yoksa köyleri gezerek mi yazıldığı şüphelidir. Nitekim kendisi de muhafazar İslamcı bir tarihçi olan Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı adlı eserinde şöyle yazıyor: ’1518 tarihli deftere göre gerek Kızuçan ve gerekse Gürzelik nahiyelerine bağlı köylerin tamamı Allahverdi adlı Ekrad beylerinden birinin zeametine dahildir. İlk tahrir yapıldığı sırada nahiye henüz Safevilerle Osmanlılar arasında sınır teşkil ettiğinden ve iki devlet arasındaki çatışmalar sona ermemiş olduğundan tahrir heyeti bizzat bölgeye gidememiş ve mahsulatları ile vergi mükelleflerinin isimleri yazılamamıştır.’ (Ünal, agy, Ankara: TTK, 1999, sf. 30).
Üçüncüsü, hiç şüphesiz Şah İsmail de Yavuz gibi bir katildir. İkisi arasında tercih yapmak zorunda değiliz. Her ikisi de iktidar mücaledesinde dini kullanmıştır. Sonuçta tam sayısını bilmesek de Yavuz ve Kanuni zamanında Anadolu'da binlerce Alevi öldürülmüştür. Osmanlı'nın Aleviler ve Kürtler için kullandığı sıfatlar yüzlerce resmi belgede yer alan ’Kızılbaş-ı bedmaaş’ ve ’Ekrad-ı bednihad’ ve benzeri ifadelerden anlaşılacağı gibi her zaman olumsuzdur. Bugün Alevi katliamının sayısını küçültme çabaları aslında milliyetçiliğin klasik ikiyüzlü tavrıdır. Kendini güçlü hissettiği zamanda veya özel sohbetlerde ’astım kestim yaptım gerekirse yine yaparım’ diyerek övünen milliyetçi tosunlar iş sıkıya binince veya kamu önünde bu sefer ’aslında biz o kadar kesmedik, biz biraz abartmışız’ veya ’asıl mağdur biziz’ demeye başlarlar.
kaynak: haber.sol.org.tr/yazarlar/candan-badem/yavuz-selim-alevi-katliami-yapmadi-mi-80682
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi