You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yaşar Kemal’in Dilinden Mustafa Kemal Ağıdı

Yaşar Kemal’in Dilinden Mustafa Kemal Ağıdı

Administrator
Yaşar Kemal’in Dilinden Mustafa Kemal Ağıdı
Büyük usta, ’Size Mustafa Kemal için Kürtlerin yaktığı ağıdı okuyayım mı’ deyince donakaldık... 1938 doğumlu o ağıdı Kürtçe yorumladı
[Resim: 17.jpg]
O, Çukurovalı bir dağdı; biz eteklerinde yetişmiş hayranları’
Gölgesinde büyümüştük; okurken memleketi tanımış, yazarken ilham almıştık.
Yazılarının altına imza atmış, ödül aldığında alkışlamış, mahkemeye düştüğünde kapıya yığılmıştık.
Ve nihayet gün gelmiş, aynı sofraya oturmuştuk.
Asırlardan süzülmüş anıların demlendiği o yeryüzü sofrasına’
Nadide bir oya
Geçen yazdı.
Çengelköy’de Yaşar Kemal’in gözde balıkçısı Rigel’deydik.
[BNebil Özgentürk, Coşkun Aral[/B], ben ve o’
Biz’ adını verdiğimiz belgeselimizin çekimindeydik.
Biz’i biz yapan gergefin en nadide oyasıydı Yaşar Kemal
Giderek azalan ortak paydalarımızın en güçlüsüydü.
Kalem erbabının ulusuydu.
Sofraya oturduğumuzda sadece balıkçıdaki müşteriler, garsonlar, yoldan gelip geçenler değil, Boğaz’daki balıklar, sandallar, dalgalar da ondan yana, onunla yan yanaydı sanki’
Hepsine değen bir satırı vardı illa ki’ Hepsinin derdini kâğıda dökmüştü.
Ağıtlar arşivi
Anlattıkça anlattı:
Çukurova’yı, Adana’yı, çocukluğunu, Kürtleri, dengbejleri, destanları’
Daha çocuk yaşta iken, Toroslar’da kulağına çalınan ağıtları, destanları, ninnileri nasıl önce hafızasına kaydedip sonra kâğıda döktüğünü’
Topladıkça bunların nasıl bir şahesere dönüştüğünü’
Darbe dönemlerinde o kayıtları nasıl ülke dışına kaçırıp korunaklı ellerde sakladığını’
Sonraları o destanların romanlarında nasıl çağdaş formlara kavuşup okurlara ulaştığını’
’romana yeni başlamış bir edebiyatçı heyecanıyla anlattı.
Kürtler ve Türkler
Bin çiçekli bir kültür bağının bağbanıydı o’
Baskılar yüzünden kâğıda dökülememiş, dengbejler sayesinde dilden dile gezinerek hafızalarda yer etmiş bir edebiyat, onun da katkılarıyla yasakları delmiş, derlenmiş, belgelenmiş, çoğalmış, okunmuş, sevilmişti.
O, ağıtları halkıyla paylaşmış, ağıtlar da ona dünyanın kapılarını açmıştı.
Zamanında çok kötülük görmüş, mahkemelere düşmüş, yerinden yurdundan sürülmüşse de bugün gördüğü saygıda sevgide, bu topluma özgü bir kadirbilirlik gizliydi.
’Kürtlerin en Türkü, Türklerin en Kürdü’ demişti onun için Sait Faik
Kürtler ve Türkler, onu hep el üstünde tuttular.
Cenazesini birlikte omuzladıkları güne kadar’
’Size o ağıdı okuyayım mı?’
Yemekten sonra evine gittik.
Semaya uzanırcasına dizilmiş taşlardan bir merdiven, onun balkonunda son buluyordu.
Onun için yapılmış, üstü açık özel asansöre doluştuk.
Lunaparka getirilmiş çocuklar gibi şen, tırmandık balkonuna doğru’
Yaşar Usta, Boğaz’ın sularına bakan koltuğuna kuruldu.
Yoldaşı Ayşe’den ağıtlar kitaplarını istedi.
Kâh bize okuttu, kâh kendi okudu.
Dinlerken iç çekti, okurken yoruldu.
Sonra bir ara durdu.
’Size Mustafa Kemal için Kürtlerin yaktığı ağıdı okuyayım mı’ dedi.
Donakaldık.
Hiç duymadığımız bir ağıdı hem de bir büyük bilgenin ağzından dinleyeceğimiz için heyecanlandık.
Sonra 1938 doğumlu o ağıdı Kürtçe olarak mırıldandı:
Söyledikleri bir dövünmeydi sanki’
Bitirdikten sonra tercüme etti:
’Kemal, Kemal’ ölmüş’ ölmüş’
Kemal ölmüş’ Ben de öldüm’
Ben de öldüm’’
Ağıttan bir vasiyet
’Kürtlerin en Türkü, Kürtlerin en Kürdü’, ’giderayak’, kanlı çiçeklerle dokunmuş o gergefe, harikulade bir ilmek daha atmıştı işte’
Hep altını çizdiği, uğruna kavgalar verdiği, her yazısında, söyleşisinde dile getirdiği, asırlara dayanan bir kardeşliği, eski bir ağıtla tasdik etmiş, kayda geçirmiş ti.
Adeta ’Biz’e dağılmamamız için, ağıtla vasiyet etmişti.
O tarihi söyleşiyi, ’Bu memleketten hiç umudu kesmedik. Seviyoruz memleketimizi’diyerek noktaladı.
Son kaydıymış o; bilemedik.
Son ağıdıymış söylediği; bilinsin istedik.
Bu gece, televizyonda yayımlanacak o söyleşi, o ağıt’
’Biz’, onu yad ederek, onun eksikliğini hissederek ve onunla aynı çağda, aynı topraklarda yaşadığımıza şükrederek anacağız Büyük Usta’yı’
Administrator
Yaşar Kemal’in Dilinden Mustafa Kemal Ağıdı
Türk milliyetçiliğini ırkçılığa dönüştürmemiş, tüm milletlere kucak açmış, Türkiye sınırlarında yaşayan herkese vatanın bir parçası olduğunu hissettirmiş ve bu nedenle ''Ne mutlu Türküm diyene! '' demiş ..

Huzur dolu aydınlık bir gelecek için Atatürk'ü anlayın artık !
ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.

Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...

MUSTAFA ŞEREF,
      KEMAL GURUR,
              ATATÜRK ONURDUR...

          Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
                    Horasan köyünden geliyor pirim
                  Kırklar binasında var oldu yerim
                  Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
                                                      Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Yaşar Kemal’in Dilinden Mustafa Kemal Ağıdı
Cumhuriyet dönemi şairlerden Atatürk'e övgüler:

Behçet Kemal Atatürk Mevlid’i:
Ger dilersiz bulasız oddan necât
Mustafâ-yı bâ Kemâl’e essalât.
Ol Zübeyde, Mustafâ’nın annesi,
Ol sedeften doğdu ol dürdânesi!
Gün gelip oldu Rızâ’dan hamile,
Vakt erişti hafta ve eyyâm ile.
Geçti böyle, nice ayi nice sene’
Vakt erişti bin sekiz yüz seksene.
Merhaba ey baş halâskâr merhaba
Merhaba ey ulu serdâr merhaba!


Edip Ayel:
Cennetse bu yurt, sen onu buldundu herâbe
Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.
Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun
Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.
Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı’yla müsâvi
Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvi
Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses
İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez!



Behçet Kemal:
Kaç yıldır Türkçe’ydi Tanrı’nın dili,
İnsana ne ilâh, ne de sevgili.
Ne de ana-baba aratıyordu,
Her an yaratıyor, yaratıyordu.



Halil Bedil Yönetken:
Tanrı gibi görünüyor her yerde,
Topraklarda, denizlerde, göklerde,
Gönül tapar, kendisinden geçer de,
Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.

Kemalettin Kamu:
Çankaya; burada erdi Mûsâ
Burada uçtu İsa
Bülbül burada varsa
Hürriyet için öter.
Ne örümcek, ne yosun,
Ne mûcize, ne füsun’
Kâbe Arab’ın olsun.
Çankaya bize yeter.

Faruk Nafiz Çamlıbel:
On milyon bel, iki kat olmuşken eğilmeden,
O’nda on beş milyonun boyu birden uzaldı.
Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden,
Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı.

Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil
Kanlı bir göz yaşı nehrinde muazzam tabutun
Ey İlâhın yüce davetlisi, göklerden eğil
Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!


Yusuf Ziya Ortaç:
Topladı avucunda yıldırımı, şimşeği,
Yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi.

Nurettin Artam:
Koca bir güneşin akşam olmadan,
Dağların ardında sönüşü gibi..
Millete can veren, vatan yaratan,
Tanrı’nın göklere dönüşü gibi..
Her zaman ırkıma Büyük Baş Atam!
Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam!

Ömer Bedrettin Uşaklı:
Bir güneş gibi yalnız
Sensin ülkü tanrımız
Ey Türklüğün bütünü..

Vasfi Mahir Kocatürk:
Peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti,
Vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine.

İlhami Bekir:
İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa,
Toprağın haritasını çizdi bayrağa,
Allah değil, o yazdı alın yazımızı’
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.