You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz

Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz

Senior Member
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz
Bloğunuz hayırlı olsun ilknur can.
[Resim: imzazhreanaszkirmizitur.jpg]

Posting Freak
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz
Mahkeme salonu gün ortası tenhalığındaydı.
İlginç bir dava olmadığı için salonda fazla izleyici yoktu.
Gencecik hakim salona girdi. Önündeki dosyaya bir göz attı:
"Yine boşanma davası ha!"
Başını kaldırdı. Bakışlarını davacı ile davalıya çevirdi.
İkisi de yetmişini aşkın görünüyordu.
Şaşkınlık içinde sordu: "Boşanmak mı istiyorsunuz?"


"Evet" dedi yaşlı kadın, "boşanmak istiyorum."


"Peki, hadi anlat bakalım nine, bu yaşta neden boşanmak istiyorsun?"


Yaşlı kadının gözleri dolu doluydu.
Kırpıştıra kırpıştıra torunu yaşındaki hakime baktı.
Ve inim inim bir sesle hikayesini anlatmaya başladı:
"Bu gördüğün adamla elli yıl kadar önce evlendik, yavrum.
Evlendiğimizin birinci yıldönümünde kocam olacak bu adam bana sedef çiçeklerinden oluşan bir buket verdi.
Onları öyle çok sevdim ki, yapraklarından yeni sedef çiçekleri ürettim.
Zamanla çoğaldılar. Çocuğum da olmadığı için tüm sevgimi onlara yöneltmiştim.
İsimler bile takmıştım."


Gözlerini sildi: "Hergün sedef çiçeklerimi suluyor, toprağını havalandırıyor, sevip okşuyor ve onlarla konuşuyordum.
Birgün baktım yaprakları sararmaya başladı.
Kocam bahçıvandır. Çiçeklerimin neden sararıp solduklarını sordum.
Bana dedi ki, sedef çiçekleri gündüz değil, gece yarısından sonra sulanırmış.
Bunu duyduğumdan beri hastalıkta sağlıkta, soğukta sıcakta, tam elli yıl boyunca
her gece saat ikide yatağımdan kalkıp, evlatlarını emziren bir anne duyarlılığı içinde
sedef çiçeklerimi suladım.
Bu benim kocam olacak adam, bir gece de ben kalkayım,
karıma yardımcı olayım demedi. Hiçbir faydasını görmedim."


"Peki" diye araya girdi genç hakim, "boşanmak için bunca sene neden bekledin nine?"


Yaşlı kadın yemenisinin ucuyla gözlerini silerken konuştu:
"Ailenin kutsal olduğunu öğrettiler bize evladım,
zırt-pırt boşanma olmaz. Boşanmak için bıçağın kemiğe dayanması lazım."
"Anladım" derken gülümsedi hakim, "Peki bıçak ne zaman kemiğe dayandı?"


"Birkaç gün önce" soruya cevap verdi yaşlı kadın,
"yorgunluktan, belki de yaşlılıktan o gece uyuyakalmışım.
Çiçeklerime su veremedim. Yavrucaklar susuzluktan sararıp soldular.
Kocam olacak adam, hiç olmazsa beni uyandırarak yardım etseydi.
Ama hayır, o kadar duyarsız ve umursamaz biridir ki, uyanmışsa bile,
sırf bana yardımcı olmamak için beni uyandırmamıştır.
Böyle bir adamla artık bir dakika bile evli kalamam, lütfen bizi boşayın."


Kadın sustu. Gözlerini tekrar sildi.
Gencecik hakim yaşlı adama döndü:
"Nineyi duydun, söyleyeceğin birşey var mı?"


"Var" dedi yaşlı adam, karısı tarafından ağır şekilde suçlandığı için önüne bakarak,
"Askerliğimi reisi cumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptığım sırada tanıdım Ayşemi.
Ona sedef çiçeklerinden buketler verdim.
Delice sevdik birbirimizi. Sonra evlendik.
Evliliğimizin ilk yıllarında boyun ağrısı çektiği için doktora götürmüştüm.
Doktor boyun kireçlenmesi teşhisi koydu.
Uzun süre yatakta kalırsa boynundaki kireçlenmenin artacağını,
bu sebeple her gece kalkıp gezinmesi gerektiğini söyledi.
Fakat eşim inatçıdır, doktoru dinlemedi.
Aramızda bu tartışma sürerken sedef çiçekleri yaprak dökmeye başlamaz mı,
hemen aklıma bir cinlik geldi: Onları gece yarısından sonra sularsa yeniden yeşereceğini söyledim.
Böylece uzun süre yatakta hareketsiz kalmamasını sağlamak istiyordum.
Ancak uykusu ağırdır Ayşemin. Bu yüzden yıllar boyu saat ikilere kadar uyumadım.
Çeşitli yollardan onu uyandırdım.
Sevdiğim kadını, evladı gibi sevdiği çiçeklerini sularken, her gece gizlice seyrettim.
Ama geçen gece, yaşlılık işte, uyanamamışım.
Uyanamayınca Ayşemi de uyandıramadım.
Çiçekler susuz kaldı. Bu yüzden suçlanıyorum.
Ve dünyada herşeyden çok sevdiğim karım, bu yüzden beni boşamak istiyor."


Yaşlı kadın kocasına baktı. Hıçkırdı. Sarsıldı:
"Nasıl da yanılmışım!..." diye bağırdı.
Sendeleye sendeleye kocasının yanına gitti, sımsıkı sarıldı.


"HER ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ, YA DA SANILDIĞI GİBİ DEĞİLDİR" diye mırıldandı gencecik hakim,
"HERKES HAYATI KENDİ DURUŞUNA GÖRE YORUMLAR." Dosyayı mübaşire uzattı....
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz
Teşekkür ederim abi...Hoşgeldin Smile
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz
[FONT=Franklin Gothic Medium]Şeytanın bir gün seveceği, âşık olacağı tutar. Şeytan bu ya, anında bir melek olur; en meleğinden. Benim şeytan olduğumu bilen hiç kimse bana, inanmaz diyerek başka bir şehre gider. Bir yer aradı kendine; yediği yemişlerin, kırdığı cevizlerin, yalanlarıyla birbirine düşürdüğü insanlardan uzak bir şehir. Aslında onun kötülüğünün erişmediği bir yer yoktu ama O doğduğu topraklara gitmeye karar verdi. Çünkü bilmiyordu köylüleri O’nun şeytan olduğunu. Köyden ayrıldıklarında mini minnacıktı yani henüz fitne düşmemişti, olmayan yüreğine.


[FONT=Franklin Gothic Medium]Ansızın çıkageldi bir gün, dedesinin toprak evine. Öyle bir geldi ki herkes anlattı; bin cami yaptırmış, bin hayrat yaptırmış, bin fakire analık yapmış diye. Etrafta melek olduğuna dair söylentiler yayıldıkça, daha bir masumlaşıp güzelleşti(!) çevrenin gözünde artık kanatsız bir melekti O. Gerçi bu “melek” kelimesine deli oluyordu ama artık köprüyü geçene kadar sabredecekti. Buraya bir amaç için gelmişti. Öyle ufak sebeplerden dolayı sivri kuyruğunu, insanlara göstermek istemiyordu. Aşık olmalıydı, aşık… Hayatta her şeyi yapmış ama şu aşk denen, kızların baygın baygın anlattıkları şeyi bir türlü yaşamamıştı. “Ben” dedi kendi kendine, “Öyle bir aşık olacağım ki; bundan sonra aşk denilince ben akla geleceğim.”.


[FONT=Franklin Gothic Medium]…


[FONT=Franklin Gothic Medium]Aradan günler, aylar geçti. Melek yüzlü şeytanın işveli halleri bütün erkeklerin dilinde dolaşır oldu. Sıkı dostlar, ahbaplar, sözüm ona kankalar; sattılar birbirlerini O’nun uğruna. Güzel sözler unutulup küfürlerle başlar oldu cümleler ve kuyuları kazılır oldu arkadaşların, kanatsız meleğe kavuşmak için. Kanatsız melek ise masumu oynamayı çok iyi bildi. Bazen iki kardeşin ikisine de âşık olmayı denedi, sırasıyla. Bazen evlilere sarktı, bazen ili kınalı yeni nişanlılara. Hep güzel sözler söyledi, bıyığı yeni terlemiş delikanlılara. Neden böyle daldan dala atladığını soranlara ise hep mantıklı cevaplar vermeye çalıştı: Hadi benim nasibimse, ne biliyorsun? Birbirine düşman oldu birlikte oynayarak askere gidenler. Karanlık, zulmet kapladı ortalığı. Öyle ki; çeşmeler bile kinlenip akmaz, toprak mahsul vermez oldu. Ama işbirlikçilerinin de yardımıyla kimse meleğimize suç bulmadı.


[FONT=Franklin Gothic Medium]Bir gün bir haber duyuldu: Şehirde meleğimiz âşık olmuş, diye. Ondan sonra kimse görmedi melek yüzlü şeytanı bir daha. Ve âşık olduğu delikanlıyı da… O günlerde çöpçüler farkına varmadan bir ceset attılar, şehir mezarlığına.


[FONT=Franklin Gothic Medium]…


[FONT=Franklin Gothic Medium]Başka bir ilde, başka bir belde kaynadı aylarca. Ve bir süre sonra oranın çöpçüleri de bir ceset bıraktılar farkında olmadan, mezarlığa.


[FONT=Franklin Gothic Medium]Binlerce gencin kanına giren şeytan anlayamadı bir türlü, âşık olamayacağını… Anlayamadı; eğer âşık olursa başka bir varlığa dönüşeceğini. Hala devam ediyor, bilmediğimiz bir şehirde bilmediğimiz gençlerin kanına girip , “Ne biliyorsunuz belki benim nasibimdi” demeye…
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz
İki yıldır evliydiler.
Çocuk edebiyata ve şiirlere ilgi duyuyor ve yazıyordu.

Yazılarını internet sitelerine gönderiyor, şiirlerini dergilere postalıyordu.

Fakat kimse dönüp bakmıyor,okuyan ve beğenen çıkmıyordu.

İyi bir fotoğrafçıydı.Ama edebiyat ve şiir merakı yüzünden fotoğrafçılığı bir kenara bırakmıştı.

Kendi düğünlerinindeki fotoğrafların büyük bir çogunlugunu da o çekmişti. Karısını çok seviyordu. Karısı da onu seviyordu.
Kızın biraz sabırsız bir karakteri vardı, zaman zaman kızıp bağırır,küserdi. Erkek daha sabırlıydı,her zaman karısını hoşgörür, affedici olmaya çalışırdı. Erkeğin başı edebiyat ve şiirle hoş olduğu için, evin geçimini karısı sağlıyordu şimdilik. Çok satan bir yazar oluncaya kadar...
Kızın naz günüydü bugün.Yine kocasından sevmediği birşeyi yapmasını istiyordu.

Kız: " arkadaşımın düğün fotoğraflarını neden sen çekmiyorsun? Üstelik karşılığını fazlasıyla ödeyeceğini söyledi "
Erkek: " bugün vaktim yok "

Kız: " Öffff yine mi? " şu roman yazma işini biraz kenara bıraksan, pekala vaktin olacak."

Erkek: " Birgün herkes benim yazdıklarımın kıymetini anlayacak. "

Kız: " Ben anlamam. Arkadaşımın düğün fotoğraflarını çekeceksin. "

Erkek: " Hayır! "

Kız: " Ne olur sadece bir kez? "

Erkek: " Hayır dedim! "

Diayalog burda koptu.

Kız son uyarısını yaptı: " Ya 3 gün içinde bunu kabul edersin ya da..."

İlk günün sonunda,kocasına mutfağı, banyoyu, bilgisayarı, buzdolabını, televizyonu ve müzik setini yasakladı.Yasaklardan yatagı hariç tuttu, sadece herşeye rağmen sevdiğini göstermek için.

Erkek aldırış etmedi. Derken 2.gün başka yasaklar ve bunu 3.deki başka yasaklar takip etti...

Ve 3.gece...Yine aynı yatağı paylaşıyorlardı. Ancak sırtları birbirine dönüktü.

Erkek: " Konuşmamız lazım "

Kız: "fotoğraf çekimi dışında konuşacak bişeyimiz yok!"

Erkek: "Çok önemli bir konu"

Kız: " Sessiz kaldı."

Erkek: "Ayrılalım mı? Ne dersin?"

Kız kulaklarına inanamadı.

Erkek: "Bi kızla tanıştım."

Kız kızgınlığını ve şaşkınlığını saklayamadı.Gözleri çoktan nemlenmiş,ve yüzünde göstermemeye çalıştığı iki damla gözyaşı aşağıya süzüldü. Erkek pijamasının içinden bir fotoğraf çıkardı.Tam kalbinin üzerinde saklıyordu.

Erkek: "Hoş bi kız!"

Kızın gözyaşları çoğaldı.

Erkek: "Anlaşabileceğim biri! Beni çok seviyor ve beni istemediğim şeyleri yapmak için zorlamıycağından eminim. Ayrıca iyi bi yazar olmam içinde bana destek vericek" Kızın kıskançlığı iyice arttı çünkü bir zamanlar bütün bu sözleri kendisi de vermişti...

Erkek: " Fotoğrafını çektim. Sende bakmak ister misin? "

Kız: "...."

Erkek fotoğrafı bakması için kıza uzattı ama kız karşı konulmaz bi öfkeyle erkeğin elini itti.

Ve kız ağlamaya başladı. Erkek fotoğrafı tekrar koynuna koydu. Erkek ışığı söndürdü ve uyumaya başladı. Kız ışığı yaktı ve oturdu. Erkek uyuyordu ama kızın uykusu kaçmıştı. Bir zamanlar kendisi de diğer kız gibi davranmıştı ona... Ne çabuk unutulmuştu iyilikleri, desteği, sevgisi... Tekrar ağladı. Onu uyandırmak istiyordu. Aşklarının hatırasını yeniden kalbine kazmak istiyordu.

Erkeğin pijamasının açık yakasından fotoğrafın arka yüzü görünüyordu.

Merak duygusu kıskançlığını ve öfkesini yendi. Kaybedeceği birşeysi yoktu nasılsa.

Elini uzatıp yavaşça aldı fotoğrafı.

Baktı.

Ağlamak istedi doyasıya... Doyasıya gülmekte istedi. Güzel çekilmiş bir fotoğraftı. Kızda güzeldi. Kendi fotoğrafıydı. Bir ara kendisinden habersiz çekmiş olmalıydı. Eğildi kocasını yanağından öptü. Erkek tebessüm etti. Uyuyormuş gibi yapıyordu...

[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz
[FONT=Franklin Gothic Medium]


[Resim: 10.jpg]



[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde güzeller güzeli bir memleket varmış. Öyle güzel bir memleketmiş ki görenler hayran kalırmış. Nasıl hayran kalmasınlar? Dünyanın en güzel kirazları, vişneleri, çilekleri, dağı ve gölü bu memleketeymiş. Herkes dillere destan olan bu güzel memlekete gelmeye başlamış.


[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Günlerden sonra bir gün eşeğine ters binmiş, koca kavuklu, sevimli mi sevimli bir adam bu güzel memlekete gelmiş. Bu memleketin güzelliklerine ve insanlarına hayran olan bu sevimli adam buraya yerleşmeye karar vermiş. Kıvrak zekası ve hazır cevaplılığıyla herkesin neşe kaynağı olmuş. Olur olmaz işler yapsa da işin içinden kıvrak zekasıyla hemen sıyrılan bu sevimli adam kısa zamanda halkın sevgilisi olmuş. Ünü ilden ile , ülkeden ülkeye duyulmaya başlamış. Fakat gel zaman git zaman derken halkın ve çocukların sevgilisi olan bu adam arkasında fıkralarını, öğütlerini ve dünyaya mal olan adını bırakarak bu fani dünyadan göç etmiş.Halk bu duruma çok üzülmüş.Sadece halk mı üzülmüş? Bu güzel memleketin mağrur bakışlı, civan gibi dillere destan dağı Hıdırlık da çok üzülmüş. Hele başı sıkışınca dertleşmeye gittiği, üzerine belki tutar diye maya çaldığı, dert ortağı göl de çok üzülmüş. Zavallı gölün gözyaşı dökmekten neredeyse suyu kurumuş. Bu güzel memleketin dağı, taşı adeta insanlarla üzüntüde yarışmış.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Hayatın doğal bir gerçeği olan bu kötü durum zamanla unutulmuş. Halk yine normal hayatına devam etmeye başlamış. Fakat bu ölümle gelen duygusal durum yeni bir aşkında başlamasına sebep olmuş. O zamana kadar birbirlerinin farkında olmayan Hıdırlık ile Göl arasında büyük bir aşk başlamış. Hıdırlık gecenin ayazını kovan, etrafa gülücükler saçan güneşle birlikte uyanır ve biraz utangaç bir tavırla Göl’ün güzelliğini seyredermiş. Göl ise bu yakışıklı sevgiliye vefasız davranmaz, güneşin üzerine gelen ışığını Hıdırlık’a doğru yansıtarak adete ona gülücükler gönderirmiş. Bu bakışmalar aylarca, yıllarca sürmüş. Fakat Göl ile Hıdırlık’ın aşkını Güneş kıskanmaya başlamış. Günlerden bir gün Güneş :
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]-Sizi ısıtan, birbirinize güzel gösteren benim. Sen ise tembel Göl’ü seviyorsun. Oysa sevmen gereken benim,demiş.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Hıdırlık yumuşak bir sesle :
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]-Teşekkür ederim ama sen benim en iyi dostumsun. Gönül kimi severse güzel odur, demiş.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Güneş sinirlenerek :
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]-Her şeyi ben yapayım,Siz yattığınız yerden mutlu olun. Ben size gösteririm demiş.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Fakat Hıdırlık pek oralı olmamış. Ne var ki bu duruma sinirlenen Güneş sıcaklığını artırmaya başlamış. Kıskançlığı artıkça sıcaklığı da artmış. Memlekette kuraklık belirtileri görülmeye başlamış. Fakat aşkın ateşi Güneş’in sıcaklığından daha da yakıcıymış. Hıdırlık da Göl de çok acı çekiyormuş. Kuraklık artınca köylüler de gölün sularını bir bir kesmeye başlamışlar. İki sevgili Mecnun ile Leyla olmuş, çöl sıcaklarına sabrediyorlarmış. Ama gölün durumu çok kötüymüş.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Çünkü aşırı sıcaklar köylünün gözünü açmış, Göl’ü besleyen dereler bir bir engellenerek göletler yapılmaya başlanmış. Hatta bazıları daha da ileri giderek Göl’ün ciğerini söker gibi açtıkları kaçak kuyularla onu iyice halsiz bırakmışlar. Artık Göl hem sıcaklarla hem de açlıkla pençeleşiyormuş. Birkaç parça kuru ekmeğe dilenen dilenciler gibi birkaç damla suya muhtaç duruma gelmiş. Hıdırlık boynunu bükmüş, fakat elinden hiçbir şey gelmiyormuş. Bu hazin son halkın umurunda bile değilmiş. Bazı okumuş cahillerde küresel ısınma canım bizim elimizden ne gelir demişler.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]İnsanlar son anlarını yaşayan göle hiç acımadan derelerin önünü kesmeye, kaçak kuyular açmaya devam etmişler. Son vuruşu da Güneş’e bırakmışlar. Günlerden bir gün şehir halkı büyük bir çığlıkla uyanmış. Bu gökleri yırtan, dağları yırtan ses Hıdırlık’ın sesiymiş. Artık her şey bitmiş, can çekişen göl gerçekten ölmüş. Memleket yasa bürünmüş. Her ölenin arkasından söylendiği gibi gölün arkasından da güzel şeyler söylemişler, keşkeler sıralamışlar. Ama artık göl ölmüş ve büyük aşk bitmiş. Gölün feryadına kulaklarını tıkayan insanlar kendilerinde hiç suç bulmayarak :
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]-Küresel ısınma canım zaten ölecekti, demişler.
[FONT=Franklin Gothic Medium][COLOR=#800080]Hıdırlık’ın dünyası yıkılmış. Dertleşeceği kimse kalmamış. Halk Hıdırlık’a da vefasız davranmış. Bu yüzden Hıdırlık da kendini içkiye vermiş. Her gün içip içip bağırıyormuş. Etrafı, üzeri içki kokularından, şişe kırıklarından geçilmiyormuş. Artık üzerini hiç temizlemiyormuş. Hıdırlık’ın üstü başı pislik içerisindeymiş. Çünkü onu yaşama bağlayan hiçbir şeyi kalmamış. Halk da Hıdırlık’a sahip çıkmamış. İnsanlar Hıdırlık’ın bakımsız, perişan halini görüyorlarmış ama hiç kimse ona yardımcı olmuyormuş. Galiba Hıdırlık’ı kimse sevmiyormuş. Ama Hıdırlık her şeye rağmen yaşamaya devam ediyormuş.


[FONT=Franklin Gothic Medium]]TABİ BUNA YAŞAMAK DENİRSE
[Resim: 7666useyin.jpg]
Posting Freak
Yabangülü'nün Bloguna Hoşgeldiniz

Bu zamanda, hani böyle, ninerler, dedeler, nerde kaldı. 70 yaşında deyilde 70 günde boşaniyorlar.hiç birşeyi sulamadan Sad
ON İKİ  İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
  1. İmam ALİ
  2. İmam CAFER
  3. İmam ZEYNEL
  4. İmam BAKIR
  5. İmam RIZA
  6. İmam CAFERİ SADIK
  7. İmam HASAN
  8. İmam TAĞI NAĞI
  9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA


*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.