![[Resim: 38.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2014/03/38.jpg)
Çanakkale Zaferi'nden bir yıl önce Türk ordusu, tarihinin en büyük hezimetlerini yaşar, savaşamaz, ordu dağılır ve elden çıkar. Balkan savaşı yerine daha çok ''Balkan Faciası'' denilen bu mağlubiyet sonucunda bir ay içerisinde , bugünkü topraklarımızın 1/5'inden daha fazla toprak; 167 bin kilometre kare, 33 vilayet, 158 ilçe, 6,5 milyon nüfus ; bir başka ifadeyle Meriç Nehri'ne kadar Avrupa'daki toprakların tamamı ve Ege adaları kaybedilir. Bu facia, devlet kademelerinde, orduda ve halkta şok etkisi yapar. Her yönüyle, bir bütün olarak dibe vurulmuştur. Dibe vurma, genelde uyanış sağlar, devlet edenleri, orduyu ve halkı kendine getirir. Bu hale neden ve nasıl gelindiğini sorgulatır, kurtarmak için çareler üretme yoluna sokar. Bizde de aynen böyle olmuştur. Uyanış başlamıştır.
Balkan Faciasını kim yaşamış, kim yaşatmıştır? Ordu! O halde orduyu islah edelim, orduyu savaşabilir duruma getirelim yolu tutulur. Ancak iki yüz yıldır yaşadığımız mağlubiyetlerin, üç yüz yıldır sömürülmenin sonucu, özgüven tamamen yitirilmiştir. Bunu biz kendimiz yapamayız denilir ve Almanya'dan Islah Heyeti getirilir. Ortak çalışma ile orduda yeni teşkilatlanma yapılır, savaşa dönük eğitim sistemi kurulur, işe yaramaz denilen subay ve generaller tasfiye edilir, komuta kadrosu gençleştirilir. Bir yıl gibi kısa bir sürede ordu toparlanır ve hemen arkasından Dünya Savaşı'na girilir. Bu süreçte, en büyük komutanından erine, herkesin kafasında ''Balkan Faciası'' gibi bir utancı tekrar yaşamamak ve yaşatmamak için ne gerekiyorsa yapmak vardır.
Bu duygu ve fikir ortamı, doğal olarak Çanakkale'ye de yansır. Bunun çarpıcı bir örneği Mustafa Kemal'in 1 Mayıs taarruzu için 30 Nisan günü verdiği emirde görülür:
''... içinizde ve komuta ettiğimiz askerlerde Balkan utancının ikinci bir örneğini görmekten ise burada ölmeyi tercih etmeyenlerin bulunacağını kesinlikle kabul etmem, şayet böyleleri olduğunu hissediyorsanız derhal onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim.''
Balkan utancını tekrar yaşamamak bilincinin, Çanakkale'de ortka bir bilinç haline getirildiği ve geldiği yaşanılanlardan anlaşılmaktadır. Bu bilinç ise Çanakkale'de zaferin kazanılmasında önemli etkenlerden birisi olmuştur.
Zafer kazanılınca, ''Balkan Faciası'' sonunda başlayan uyanış, dirilişe dönüşür. Türk olarak tekrar özgüvene kavuşulur, ''biz de yapabiliriz'' durumuna gelinir. Çünkü kazanılan zafer, sıradan değildir. O günlerin süper gücü durumunda olan, üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak tanınan İngiltere ile benzer durumdaki ortağı Fransa'ya karşı ve sömürgelerinden getirdikleri kuvvetlere karşı ve de dışarıdan yardım almaksızın kazanılmıştır.
İşte Çanakkale'de kazanılan özgüven, Türk'e Kurtuluş Savaşı'na kalkışma cesaretini verir. Kurtuluş Savaşı bir cürettir. Dünya savaşında savaşabilir insan varlığının, başta hayvan olmak üzere ekonomik varlığının yarısını yitirmiş; ordusu dağıtılmış, silah ve cephanesi elinden alınmış, 6 devletin işgaline uğramış, devleti işgalcilerin yanında yer almış, 8 yıl içinde peş peşe 3 büyük savaş yaşamış ve savaştan bıkmış bir ulusun tekrar 6 devlete karşı savaşa kalkışması , tam anlamıyla bir cürettir. Bu cüret ise Çanakkale'de kazanılan özgüvenden doğmuştur.
Kaynak; -Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Yay-Haz. Uluğ İğdemir, TTK, 1968, s.70
-Kurtarıcının Doğduğu Yer Çanakkale, İsmet Görgülü, Şubat 2014 s.13