You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Ünsal Öztürk:"MU Rahipleri" (A)luvi miydi?

Ünsal Öztürk:"MU Rahipleri" (A)luvi miydi?

Administrator
Ünsal Öztürk:"MU Rahipleri" (A)luvi miydi?
]“MU RAHİPLERİ” (A)LUVİ MİYDİ?


[Resim: 250.jpg]

Din kitapları var. Kuran’ı referans, Muhammed’i de “ışık” olarak almıyorsun. Bir kişi yazdığı yazılarda ve kitaplarda aynı konuda birbirini destekleyen, besleyen görüşler ileri sürer. Eğer zaman içinde görüşü değişirse, ki bu çok normaldir, özeleştiri yapar, yeni görüşünü söyler.

Bir kişi, örneğin Erdoğan Çınar aynı konuda birbirine zıt beş ayrı şey söylüyorsa, eleştirilere de karşı çıkarak para pul, kitap tanıtımı gibi konularda dedikodu yapıyorsa, o kişide, bir problem var demektir. Biz kaynakları tahrif eden, olmamışı olmuş gibi anlatan, inceden inceye din propagandası yapan bir kişinin yüzünü açığa çıkartıyoruz. Bu tartışmayı isteyen de ben değilim, o istedi.

Okurdan da ricam var. Konuyu direkt, doğrudan anlatmaya çalışıyorum. Doğru anlaşılmalıdır. Hedefe, doğruya kilitlenme, anlatılanı anlatıldığı gibi alma, sadece tartışılan konulara odaklanma temel kuraldır. Örneğin “İsmaili” dendiği zaman ne anlıyorsunuz? Aynı şekilde “Musa Kazımlı” dendiği zaman ne anlıyorsunuz? Erdoğan Çınar, Hamza Aksüt’ün kitabından alıntı yapıyor, “Musa Kazımlı” sözünü “Musa Kazımcı” diye anlayıp yazıyor. Önündeki kitaptan aldığı alıntıda bile tahrifat yapan bir kişiye ne denir?

İsmaili dendiği zaman övgüler düzüyorsun da, Musa Kazımlı dendiği zaman neden tüylerin diken diken oluyor?

Din kitapları var. Kuran’ı referans, Muhammed’i de “ışık” olarak almıyorsun. Bence de almamak gerekir. Ancak neden Tevrat’ı, İncil’i referans, İsa’yı da “ışık” olarak alıyorsun? Tevrat’taki “çeviri yanlışları” ile bile ilgileniyorsun. Bu, nasıl oluyor? Karşı isen hepsine karşı ol, alıyorsan hepsinden al. Sen değil misin Aleviliğin dinlerin asıl kaynağı, dinlerin serçeşmesi olduğunu söyleyen? Kitaplar arasında tercih mi yapmamız gerekiyor?

Okurdan bir ricam var. Erdoğan Çınar’dan alınan alıntıları birlikte ele alalım, birlikte değerlendirelim. Bir sonuca varalım.

DEVRİMCİLER BU SORULARIN CEVABINI VERECEKTİR

Alevilerin gençliği devrimcidir. 68 ve 78 kuşakları, sadece topraklarımızda yaşayan insanların değil, dünyanın bütün ezilen halklarının ve işçilerinin kurtuluşu için, yaşanabilir bir dünya ve komünist bir toplum için gençliğini, canını feda eden özverili, dürüst, kitlelerdi. İşkencelerde yiğitçe direnen, baskınlarda canlarını veren, idam sehpalarını tekmeleyerek giden, cezaevlerinde doğru dürüst yatan insanlığın yüz aklarıdır onlar. Bugün o kuşakların ardılı, arayış içinde olan, kendisini ifade etmeye çalışan milyonlarca diyebileceğimiz devrimci bir yapı var. Bu yapı şimdi Alevilikle ilgileniyor. Zihinlerini yapılandırmaya çalışıyor. Devrimciler açısından Alevilikle ilgilenmek, bence, tek tanrılı olsun, çok tanrılı olsun bütün din ve inançlara eleştirel bir gözle bakmak demektir. Devrimciler dinlere ve dincilere karşıdır. İslam’ın içinde yaşadıkları için özellikle İslam’a tepkilidirler. Ali’ye, Muhammed’e, Kuran’a duyulan tepkiden yararlanmaya çalışanlar var. Erdoğan Çınar yazdığı kitaplarda Kuran’dan hiç alıntı almıyor, ancak Tevrat ve İncil övgüyle anlatılıyor. İsa coşkuyla anlatılıyor. Bu bir tuzaktır. Bu tuzağın devrimciler tarafından fark edilmesi gerekiyor. Kuran ile Tevrat ve İncil arasında nasıl bir fark var da sadece Tevrat ve İncil’i incelemekle yetineceğiz!

Erdoğan Çınar ayrıca Alevilere Aleviliğin Güneş’e bağlı olduğunu anlatıyor. Arş’taki kandilin Güneş olduğunu söylüyor. “Güneş İmparatorluğu”nu ise Mu diye anlatıyor. Devrimcilere Mu masalını anlatmak zordur. Güya Mu, Atlantis ve Uygur İmparatorluklarında imiş. Sonra birdenbire, aniden ilk insanı Anadolu’da ortaya çıkarmaz mı! Sonra bütün bu görüşlerden de vazgeçti. Erdoğan Çınar’a göre Mu uygarlığı Aluvi uygarlığı oldu, A harfi düştü kaldı mı Luvi? Luvi oldu mu Alevi, hem de Kadın Ana toplumu...

Deyişlerde Kandil gördüğü yerlere Güneş yazdı. (Kilise gördüğü yerlere de Alevi ocağı yazdı.) Oysa Hakk Erenleri işareti vermişlerdi: Ay Ali’dir, gün Muhammed. Buyurun, buradaki Ali ve Muhammed örtüsünü kaldıralım bakalım ortaya ne çıkacak?

Devrimciler Erdoğan Çınar’ın Alevi olduğu ön kabulüyle onun tezlerine eleştirel bir gözle yaklaşmadı. “Güneş gecesi”nin neyi ifade ettiğini Erdoğan Çınar’a sormadı. O halde arkadaşlarla daha açık konuşalım:
Erdoğan Çınar Alevi toplumunun bir kadın ana toplumu olduğunu söylüyor mu? Söylüyor. Peki, bu kadın ana toplumu ile ilgili ne söylüyor:

“Şimdi Komana kalabalık bir kenttir ve Armenia’dan gelen halk için önemli bir ticaret merkezidir. Tanrıça’nın (Ma/Kadın Ana) ‘eksadosu’ zamanında festivale katılmak için kentlerden, kasabalardan, her yerden kadınlar ve erkekler hep birlikte burada toplanırlar. Belirli bazı kişiler daha vardır ki bir yemine uyarak daima orada yaşarlar, tanrıça (Ma/Kadın Ana) onuruna kurbanlar keserler.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kökleri, s. 58)

Strabon’dan bir alıntı yukarıdaki. Parantez içindeki (Ma/Kadın Ana) Strabon’da yok. Ancak Strabon’da yukarıdaki alıntının devamında okuyacaklarınız var:

“Yerli halk lüks içinde yaşar ve toprakları bağlarla doludur; ve çoğu, kendini tanrıçaya vakfetmiş olan, vücutlarından kazanç sağlayan kadınlardır. Bu nedenle bir bakıma kent küçük Korinthos gibidir. Çünkü orada da Aphrodite için kutsal olan kurtizanlar çok olduğundan pek çok yabancı buraya gelerek tatil yapar. Buraya giden tüccar ve askerler bütün paralarını harcadıklarından bunlar için şu atasözü söylenir: Korinthos’a seyahat etmek her adamın harcı değildir. İşte benim Komana hakkında söyleyeceklerim.” (Strabon, XII-3-36; Hamza Aksüt’ün Erdoğan Çınar’ın Katakulli Teknikleri başlıklı yazısından)

Bu alıntıdan ne anlayacağız? Erdoğan Çınar’ın Alevi/Kadın Ana/Ma toplumu diye yutturmaya çalıştığı toplumun kadınlarının “vücutlarından kazanç sağlayan kadınlar” olduğunu anlamak çok mu zor? Erdoğan Çınar’ın yalana ve tahrifata dayalı anlatımlarını anlamak çok mu zor?
Başka birkaç konu daha:

Kandil geceleri kandil oluruz” (Güneş geceleri güneş oluruz.) (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 77);

Bir Kandil’den Bir Kandil’e atıldım” (Bir Güneşten Bir Güneşe Atıldım.) (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 79)
1. Türkçede “Güneş gecesi” şeklinde bir anlatım var mı? 2. Türkçede anlamsız “Güneş gecesi” kavramı yoksa, acaba bu Mu uygarlığının, Luvilerin bir deyimi midir?

Bir sorum daha olacak arkadaşlara: Erdoğan Çınar aşağıdaki sözleri ile ne demek istedi? Yani biz işimizi gücümüzü bırakacağız da İsa’yı öğrenmeye, İncil üzerindeki gizlilik perdesini kaldırmaya mı çalışacağız? Bir yerden kurtulmaya çalışırken diğerinin içine mi düşeceğiz? Bir de Havarilerin mektupları var… Acaba planları bozulan Hıristiyanlar bize kızıyor mu?

3. “Hz. İsa gerek inanç temelleri, gerek gizliliğe dayalı kurumsal yapıları ile Alevilikle çok büyük benzerlikler gösteren Esenniler’in arasında yetişmiş ve bu tarikat içinde en üst mertebeye ulaşmış bir ‘Işık oğlu’ idi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 191)

“İncil bu hali ile üzerindeki gizlilik perdesi kaldırılarak okunduğunda karşımıza her dönemde, her dinin saklısında var olmuş Alevi (Işık) inanışı çıkar.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 192)

“Yeni Ahit olarak bilinen dört İncil’de (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) ve Havariler’in mektuplarında Alevi inanışı ile örtüşen pek çok satır arası vardır. İncil’de ‘göklerin hakimiyeti’nden çok sık bahsedilir ki bu bile başlı başına bir Alevi izidir.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 195)

ERİCH VON DANİKEN GİBİ

Erdoğan Çınar Erich Von Daniken’e taş çıkartacak “roman”larında Paulikienleri, Bogomilleri, Katharları bile Alevi olarak gösterebiliyor. Gerçekleri alt üst edebiliyor. Gnostik Manici Hıristiyan mezhebini Alevi olarak gösterebilen bir kafa, biraz daha geriye gitse, Zerdüştileri, Sabiileri, Hanifleri de Alevi gösterir. Zaten Müslümanların dışındaki İbrahimilerin (Yahudi, Hıristiyan) sis perdesi içinde olduğunu, üzerlerindeki sis perdesinin kaldırılması durumunda Alevilerin ortaya çıkacağını söylüyor. Eski Ahit’i, Yeni Ahit’i, İsa’yı övmüyor mu?

Burada soruşturulması gereken Ünsal Öztürk’ün düşünceleri değildir; evrakta sahtecilik yapan, açık tahrifatçı, yalana dayalı anlatımcı, olguları tersyüz eden, Pir Sultan Abdal’ı 16. yüzyıldan alıp 7. yüzyıla götürecek kadar şaşkın, “iyi”-“kötü” anlayışını Alevilik olarak sunacak kadar bilgisiz, bir konuda bir çırpıda beş ayrı görüş öne sürecek kadar okuru aptal sanan Erdoğan Çınar’ın konumunu tartışıyoruz. Kuşkusuz Aleviler çok büyük bir toplum, milyonlarca nüfusu var. Bu nüfusun içerisine Sabiilerden de Paulikienlerden de, Manici gruplardan da karışanlar var. Bunu da unutmamak gerekir.

Yine de Ünsal Öztürk’ün temel düşünce sistematiğini kısaca bir kere daha tekrarlıyorum: Hakk Erenleri baki dünyasının malıdır. Baki dünyası ikrar imandır. İkrar, imanın koynundadır, doğrudur. Hakk Erenlerinin düşünce sistematiklerinde din ve dincilik yoktur. Özellikle vurgulamak gerekirse, semavi dinler hiç yoktur. Aleviler bilimle ilgilenmelidirler, din mümkün olduğu kadar hiç konuşulmamalıdır. Bilim ve gönül birliği Yol’u tarif eder. Aleviler arasında din adına misyonerlik insanlık adına suçtur. İnsanları birbirine düşüren dindir. Din 72 millet ve 18 bin âlemin içindedir. Fani dünyasının malıdır. Kim olursa olsun dini kavramlarla Alevileri bir yerlere bağlamaya çalışanlara karşı çıkılmalıdır. Aleviler hiç kimsenin düşünce ve inanç sistematiğinin sorgulanmadığı laik bir toplumda vatandaşlarla eşit olarak ve karışık olarak yaşamalıdır.

Alevileri en iyi anlatan kavram Yol kavramıdır. Eskiden Alevilerin İslam’ın içinde mi dışında mı tartışması vardı. Erdoğan Çınar’la birlikte şimdi gelinen nokta Aleviler Hıristiyanlığın içinde mi dışında mı noktasıdır. Bu tartışmalara ihtiyaç yoktur. Aleviliği semavi dinlerin ezoterik bir mezhebi gibi göstermeye çalışmak bu Yol’a hakarettir.

Hakk Erenlerinin Yol’unda insanın çamurdan yaratıldığı anlatılmaz, kullanılan kavram “doğum”dur, “üç yüz altmış altı”dır. Üç yüz altmış altı, birdir. Rahmet-nur deryasının malıdırlar. Hakk Erenleri “iyi” ve “kötü”yü bilirler ancak Yol iyi kötü dengesine dayanmaz, ayrıdır. Hakk Erenlerinin Yol’unda Hakk vardır, hakikattir ve halkımızın kalbinde bir noktadır. Hakk Yol’unda cariye, köle yoktur! İsmi üzerinde Hakk Yol’u, doğruluk yoludur. Manicilik, Zerdüştilik Yol’u anlatamaz! Sabiilik, Haniflik de Hakk Erenlerinin Yol’unu anlatamaz. Hakk Erenlerinin Yol’u gnostik bir akım değildir. Hiç ilgisi yoktur. Hakk Erenlerinde vücut Hakk’ın evidir, pis yeri yoktur. Anne rahminde yıkanıp gelmişlerdir, vücutları temizdir (İstemem taharet yundum da geldim-Hatayi). Hakk Erenlerinin Yol’u 73’tür. Semavi dinlere hiç karışmadığı gibi onların önceli ve yakını Zerdüştiliğe, Sabiiliğe, Hanifliğe hiç karışmadı. Fani dünyasını peygamberler anlatıyor. Allah’ın âdemi çamurdan yaptığını söylüyor. Aracılar aradan çekilsin, iddia sahibi çıksın ortaya, kendisi anlatsın nasıl yapmış!

Tek tanrılı dinlerin atası İbrahim’dir, dolayısıyla Hakk Yol’u İbrahimiliğe de hiç karışmamıştır. Hakk Erenlerinin özellikle “İbrahim”le hesaplaşması gerekir. O ve çocukları kritik eşiktir.

Her insan ve topluluk işleğinden bellidir. Hakk Erenlerinin Yol’u enced, yani ana yoludur. Ana yolu ise Naci ve Naciye’nin toplamıdır. Bu yüzden Hakk-Naci-Naciye diyoruz. Nurdan gelmişlerdir. Nur Kubbei Rahman’dır. Işık Alemi’nde ervah deryadır. Başınızı kaldırdığınızda gördüğünüz ışık cisimlerine ışığını biz veririz. Biz olmazsak ışığı kim görüp kim söyleyecek! Kudret Kandili görüşü artık kabul görmemektedir. Bütün bu görüşleri Alevilerin Büyük Sırrı adlı kitapta, 2005’te anlatmaya çalıştım. Erdoğan Çınar’ı da o kitapta eleştirdim. “Yaratılış” kavramı kullanılarak Hakk Erenlerinin Yol’unun anlaşılamayacağını söyledim. Hâlâ “yaratılış” deyip duruyor. Devriyeyi de anlatmıştım. Devriye anne, baba ve çocuktur. Rahim torbası olmayan yoktur.

ERDOĞAN ÇINAR DÜNYADAKİ İLK İNSANIN ANADOLU’DA ORTAYA ÇIKTIĞINI İDDİA EDİYOR

BUNLARI KİM YAZDI?

Sık sık görüş değiştiren ancak eleştiri kabul etmeyen Erdoğan Çınar önce Mu’cuydu. Düşünce sistematiği şöyleydi: Uzay, Mu (Atlantis-Uygurlar), Sümerler (Aşağı Mezopotamya’ya giden Uygurlar)-Luviler (Asya İçlerinden Anadolu’ya geldiler); Bir ara da Atlantis’in kolonisi Mısırcı oldu. Önce 10. yüzyılda Orta Asya’dan getirdiği Türkmenleri inanışlarının bozulmamış kalıpları ile Anadolu’da karşılaştırırken, sonra Alevileri Alamut üzerinden Türkmen yaparak Anadolu’ya getirdi. Tabii ki gelenler mutlaka Luvi olmuştur! Güya Luvi ardılları Paulikienler, Bogomiller, Katharlar ve Aleviler… Bunların hepsi de Alevidir, Luvi’dir ve Işık insanıdır! Bunları bir kişi anlattı. Bir kişi aynı yerde birden fazla görüşü okurun önüne koydu. Doğal olarak Erdoğan Çınar’a “iyi araştırmacı”, “ezberimizi bozdu” diyenler hasta oldular. Hastalıktan kurtulmak zordur.

Erdoğan Çınar’ın “Luvi” ezber bozmasını biraz inceleyelim:

a) Nereden (2004 Yılındaki Görüşü)

“Luvilerin kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 31)

“Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.” (age., s. 182)

Bunları Erdoğan Çınar yazdı. Luvileri, Aluvileri Orta Asya bozkırlarında aradı. Sonra şunları söyledi:

“Başlangıçta yeryüzünün her tarafında tek bir din hüküm sürüyordu. Bu din, öze en yakın hali ile onbinlerce yıl Anadolu’da çeşitli kisveler altında varlığını sürdürdü. Bu dinin anavatanı Mu, (Güneş) İmparatorluğu idi. Bu İmparatorluğun Atlantis koloni İmparatorluğu’na bağlı Mısır alt kolonisinde bu dini en saf hali ile kurumlaştıran, okullaştıran İdris Peygamber oldu. İdris Peygamber’in kurduğu Mısır Okulu’ndan yetişmiş, aydınlanmış halklar bu inanışı Alamut üzerinden Türkmen dervişler aracılığı ile bin yıllar süren üzen bir yolculuğun sonunda Anadolu’ya ulaştırdılar.” (Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 213)

b) Nereye (2008 Yılındaki Görüşü)

“Çok parlak, ışıltılı, gizemli ve sessiz Luvi uygarlığı bugüne kadar yeterli düzeyde aydınlığa kavuşturulamamıştır. Bir teze göre Luviler, Anadolu’ya çok eski bir geçmişte Asya içlerinden geldiler. Son dönemlerde ortaya atılan ve güçlü dayanakları olan diğer bir görüşe göre de Luviler insanlığın başlangıcından beri Anadolu’da yaşıyorlardı. Onlar Anadolu’da var olmuş ilk insanlardı…” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kökleri, s. 50)

“Dil bilimciler, Luvi dilinin sadece Anadolu’da değil tüm yeryüzünde konuşulan en eski Hint-Avrupa dili olduğu konusunda fikir birliği içindeler.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kökleri, s. 48)
Bunlar da Erdoğan Çınar’ın yeni görüşleri.

Görüş değiştirmiş ama özeleştiri yapma gereği duymamış. O halde yukarıdaki bütün görüşleri savunmaktadır.

Asya içleri, Luvilerin ayak izleri, kadim tarih, Mısır kolonisi ne oldu?
Luviler Orta Asya’dan mı geldi, Anadolu’da mı ortaya çıktı; Mısır’dan mı geldi; Luvi uygarlığı bugüne kadar yeterli düzeyde aydınlığa çıkarılabildi mi, yoksa son dönemlerde ortaya atılan ve güçlü dayanakları olan tezlere göre Luviler “insanlığın başlangıcından beri Anadolu’da” mı yaşıyorlardı? “Onlar Anadolu’da var olmuş ilk insanlar” mıydı? Artık Erdoğan Çınar’ın bir karar vermesi gerekiyor. Ki nihayet kararını verdi.
Erdoğan Çınar’ın son kararı şu: “Son dönemlerde ortaya atılan ve güçlü dayanakları olan diğer bir görüşe göre de Luviler insanlığın başlangıcından beri Anadolu’da yaşıyorlardı. Onlar Anadolu’da var olmuş ilk insanlardı.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Kökleri, s. 50)

Demek ki Luviler konusundaki “Luvi uygarlığı bugüne kadar yeterli düzeyde aydınlığa kavuşturulamamıştır” belirsizliği ortadan kalkmıştır.

Erdoğan Çınar’a göre Luvi uygarlığı konusunda son dönemlerde ortaya atılan tezlerin güçlü dayanakları vardır. İnsanlığın başlangıç yeri Anadolu’dur ve ilk insanlar Luvilerdi! Başka yerlerden, örneğin Orta Asya’dan, Mısır’dan gelmediler. Susuz Arap çöllerinden de gelmediler. Hiçbir yerden gelmediler, Anadolu’da ortaya çıktılar! Erdoğan Çınar artık görüş değiştirmemeli! Orada durmalı! Eğer görüş değiştirirse ki mutlaka değiştirecektir okuru şimdiden uyarıyorum, dikkatli olun, bunlar hep böyle yapıyorlar.

“EZBER BOZAN” ERDOĞAN ÇINAR

Erdoğan Çınar’ın son görüşü dünyadaki bilim adamlarının “ezberini bozacak”, onları altüst edecek niteliktedir. Çünkü:

  • Gen araştırmacılarına göre modern insan 200 bin yıl önce Afrika’nın doğusunda, Etiyopya’da ortaya çıkmış ve oradan bütün dünyaya yayılmıştır. (Bakınız: Hepimizin Kökeni Afrika, Steve Olson, 2008 Ankara)
2.Erdoğan Çınar’a göre Luviler, yani ilk insanlar on bin yıldan fazla bir zaman önce Anadolu’da ortaya çıkmışlardır. Ne kadar büyük bir keşif! Geriye kalan yüz doksan bin yıl ne olacak?

Erdoğan Çınar’a göre insanlar dünyaya Anadolu’dan yayılmış. Sadece Anadolu’da değil tüm yeryüzünde konuşulan en eski Hint-Avrupa dili Luvice değil miymiş? Erdoğan Çınar neandertalleri mi anlatıyor acaba!
Dünyada kabul gören bilim adamları modern insan ile neandertal insanın uzun bir zaman birlikte yaşadığını, neandertal insanın günümüzden yirmi sekiz bin yıl önce tarih sahnesinden çekildiğini söylüyorlar. Erdoğan Çınar’a göre Luviler Etiyopya’dan gelmemiştir, ilk insan Anadolu’da ortaya çıkmıştır! Neandertaller de tarih sahnesinden çekildiğine göre başka bir insan türüyle karşı karşıyayız demektir! O halde onlara bir isim vermemiz gerekiyor. Benim önerim “ilk kez Anadolu’da ortaya çıkan insana”, Anadolu “aşığı”, abartıcının önde gideni Erdoğan Çınar’ın isim vermesidir. Erdoğan Çınar bu müthiş buluşunu tez olarak üniversitelere de sunmalıdır!

YAZDIĞIN GÖÇ NE OLDU ERDOĞAN ÇINAR?

“James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.” (205 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182)

Sadece bu değil, Mısır’dan, hani İdris okulundan başlayan göç ne oldu? Yukarıdaki alıntıda yer alan görüşü ve diğer görüşleri hâlâ savunuyor musun? Erdoğan Çınar şimdilerde, Luviler ilk insanlardır ve Anadolu’da ortaya çıkmışlardır diyor. O halde, Atlantis’in kolonileri Uygurların, Mısırlıların Luvi olması gerekmiyor mu? Oralarda konuşulan dilin de Luvice olması gerekmiyor mu? Acaba Tufan sularından kurtarılarak Batı Tibet’e taşınan Uygur İmparatorluğu’nun Naakal Yazıtları Luvice miydi? Batı Tibetliler de Luvi miydi? Erdoğan Çınar bu sorulara “Son dönemlerde ortaya atılan ve güçlü dayanakları olan” görüş doğrultusunda “Tartışmasız Luvilerdir!” demelidir. Çünkü ilk insan Anadolu’da Luvi olarak ortaya çıktı ya!

O halde göç, Uygur Türklerinin Orta Asya içlerinden dağılmaları şeklinde değil veya Mısır kolonisinden değil, Anadolu’dan Orta Asya içlerine, Mısır’a doğru olmalıdır. Yani Uygurların ve Mısırlıların kökünün Luvi olması gerekiyor. O halde Alamut’taki Türkmenlerin binlerce yıl süren Alamut’tan Anadolu’ya taşıdıkları Mu’culuk ne olacak?

“Dil bilimciler, Luvi dilinin sadece Anadolu’da değil tüm yeryüzünde konuşulan en eski Hint-Avrupa dili olduğu konusunda fikir birliği içindeler”se, Luvilerin Anadolu’dan tüm yeryüzüne yayıldıkları, gittikleri yerlere de Luviceyi götürdükleri de söylenmelidir. Luviler Alevi olduğuna göre, bütün yeryüzündeki insanlar da Alevi’dir.

Erdoğan Çınar’ın düşünce sistematiğinde Tufan olayının kritik bir yeri var. Tufan olduğunda Erdoğan Çınar’a göre, Atlantis ve Uygur imparatorlukları sona ermişti ve özellikle Uygurlar sel sularının önünden kaçmışlardı. Bazı Türkler de kaçmayarak Tufan’dan kurtulmuşlardı. Bazı Uygurlar Batı Tibet’e Tufan sularının önünden kaçarak Naakal Yazıtlarını götürmüşlerdi. Erdoğan Çınar artık Luvileri Orta Asya içlerinden ve Mısır’dan getirmiyor. Anadolu’da ilk insan olarak ortaya çıktıklarını söylüyor. Peki, Tufan nerede gerçekleşti? Tufan en çok nereyi etkiledi. Luviler dünyaya nasıl yayıldı?
Peki, Sümerler ne oldu?

“Sümerler … Yeterli kanıt olmamakla birlikte Hazar denizinin ötesinden, Asya’nın içlerinden geldiklerine dair önemli ipuçları vardır. Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlardı. … Sezgilerimize güvenerek şunu söyleyebiliriz: Orta Asya yeryüzünde Tufan’dan en fazla etkilenen yerlerden biriydi. Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi.” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 184)

Erdoğan Çınar görüşü değiştirdiğine, Luviler Orta Asya’dan ve Mısır’dan gelmediğine, Anadolu’nun ilk insanları, dünyanın da ilk insanları olduğuna göre önce Luviler Orta Asya’ya gittiler de orada Uygurları oluşturdular da sonra oradan Aşağı Mezopotamya’ya mı indiler? “Asya içlerinden kopup” Tufan sularının önünden kaçanlara ne oldu? Sakın bu Luviler, yani Anadolu’da ortaya çıkan dünyanın ilk insanları Türk olmasın, bütün dünya Luvice konuştuğuna göre bütün dünya da Türk olmasın? Sümerler, Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlarsa, acaba bu “ekleme”yi Anadolu’dan Tanrı dağına giderken mi aldılar?

Anlaşıldığı kadarıyla ırkçı Türk tezi olan Güneş-Dil Teorisi, Erdoğan Çınar’ın tezleri karşısında çok yetersiz kalmaktadır.

Erdoğan Çınar’ı bugüne kadar uydurduğu düşüncelerden sadece bir şey kurtarabilir. Benim katkıma acilen ihtiyacı var.

Erdoğan Çınar’a bir uydurma katkıda da ben bulunayım, hediyem olsun, yeni kitabında kullanabilir: “Dünyada insan yoktu. Anadolu da on bin yıldan fazla bir zaman önce dünya haritasında yoktu. Orası denizdi. Bir anda deniz çekildi, kara ortaya çıktı, bir de ne görelim, üzerinde kendilerine Hititlerin Luvi adı verdikleri bir topluluk yaşamıyor mu! Onlar Mu rahipleriydi, dinlerin serçeşmesi, asıl kaynağıydı. Bu ilk insanlar bir çırpıda konuşmaya başladılar. Dağlara tepelere isimler verdiler. Hızlarını alamayıp bütün dünyanın dağlarına tepelerine isimler verdiler. Aslında size bir şey söyleyeyim mi, gizliden, hani Platon var ya, ilk kez Atlantis’in varlığını söyleyen, işte o Platon aslında Anadolu’yu işaret etmişti. Zaten karşı kıyıda oturmuştu. Bakın Atlantis… Anadolu… aralarında nasıl da ses uyumu var değil mi! Burada ilk kez açıklıyorum: Atlantis Anadolu’dur. Mu’nun anavatanı Anadolu’dur ve onlar Luvilerdi. Bugüne kadar bu bilgiyi sakladım. Orta Asya’daki Uygurları, Mısır’daki koloniyi mahsusçuktan anlattım. Artık doğruyu açıklamak zamanı geldi.”

“MU ARMASI”NIN VATANI NERESİDİR?

Luvilerin dünyanın ilk insanları, Luvicenin de dünyanın ilk dili ve yeryüzündeki insanlar tarafından konuşulan en eski dil olarak Erdoğan Çınar’ca kabul edilmesi Erdoğan Çınar’ın kafasındaki sistematiği yıkmıştır… Dengesini yitirmesi de bu yüzdendir.

Erdoğan Çınar eskiden sekiz köşeli Mu armasının Uygurlardan gelerek Hacı Bektaş tekkesinde ortaya çıktığını düşünüyordu. İşler tersine döndüğüne göre, acaba Mu rahiplerinin sekiz köşeli Mu arması Hacı Bektaş tekkesinin bulunduğu yerdeki kadın ana topluluklarından ne zaman, kim tarafından Uygurlara götürülmüş olabilir? Acaba Tufan Anadolu’yu en fazla etkiledi de Luviler en az etkilenen Orta Asya içlerine, Tanrı dağına doğru mu sel sularının önünden kaçarak gittiler?..
Erzurumlu Teyo Emmi’nin maceraları Erdoğan Çınar maceraları yanında hiç kalıyor.

Ünsal Öztürk

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.