Erdoğan Çınar’ın Aleviliğin kökenleri üzerine yaptığı eleştirileri ile dikkat çeken sayın Ünsal Öztürk , Çınar’ın son makalesini de sert bir dille eleştirdi..
Erdoğan Çınar “Bu sevdaya düştük bir kere” başlıklı bir yazı yazıp internet sayfalarına astı.
Yazısında “Yalan Dükkânı” başlıklı bir bölüm de var.
“Bir başka ‘yarım aydın’ çıkmış benim Aleviliği Orta Asya’ya bağlama çabasında olduğumu yazmış” diyor.
Alevilerin Büyük Sırrı kitabında Erdoğan Çınar’ı ciddiye alarak ben eleştirmiştim. Verdiği cevap banadır.
Yazısında, kitabından bir alıntı ile cevap veriyor:
“Aleviliğin on bin yıldan uzun sürmüş tarihi, Anadolu’nun beşeri tarihi ile aynı yaştadır. Bu topraklar üzerinde insanlığın varlığı ile birlikte ortaya çıkıp, çoğala çoğala bugüne ulaşmış bu zengin kültürel miras uzun süre Türk-İslam sentezinin yoksul duvarları arasına hapsedilmeye çalışıldı.
Kendilerini ‘dava adamı’ olarak niteleyen acemi kurgucular; bu coğrafyada yeşermiş, bin bir türlü renge ve kokuya sahip eşsiz güzellikteki çiçeklerin köklerini bazen susuz Arap çöllerinde bazen de çorak Asya bozkırlarında aradılar. Arkeoloji, antropoloji ve genetik bilimlerinde ulaşılan bilgilerle, hayal mahsulü göç masalları ve hamasi etnisite tiradları büyük ve ani bir çöküşle gözden düştüler.
Artık biliyoruz ki etnik ve inanç köklerimiz de, zengin kültür mirasımızın beslendiği asıl kaynaklar da bu topraklardadır. Ruhumuzu sarhoş eden en keskin ve en yoğun kokular, bu muhteşem rayiha, kendi bahçemizden geliyor. Gözlerimizi kamaştıran, etrafımızı sarmalayan, bizleri aklımızdan eden, eşsiz renk çeşitliliği; ışığını bu gökyüzünden aldı.’’ (Aleviliğin Kökleri s. 182)
Aleviliğin köklerini çorak Asya bozkırlarında arayanlar acemi kurguculardır, diyor. Hayal mahsulü göç masallarından söz ediyor Erdoğan Çınar.
Sık sık görüş değiştiren Erdoğan Çınar’ın yeni görüşüne göre Aleviliğin on bin yıldan uzun sürmüş bir tarihi vardır. Yine Erdoğan Çınar’a göre Alevilik, Anadolu’nun beşeri tarihi ile aynı yaştadır. Yine Erdoğan Çınar’a göre ‘Aleviler Arap çöllerinden veya çorak Asya bozkırlarından’ gelmediler, hayal mahsulü göç masalları da ani bir çöküşle gözden düştü.
Demek ki Alevilerin Orta Asya bozkırlarından geldiği yalan! Peki, bu yalanı kim söyledi? Yalanı söyleyene saldıran yalancı kim? Ayrıca acemi kurgucu kim?
LUVİLERİN ASYA’DAN GELDİĞİ YALANINI KİM SÖYLEDİ?
“Luvilerin kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var.” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 31)
“Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 182)
Bunları kim söyledi? “Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi” diyen kim? Erdoğan Çınar. Yukarıdaki sözü edilen kitapta Luvileri Orta Asya’dan getiren kim? Erdoğan Çınar. Şimdi de diyor ki bunlar yalandır. Aleviliğin köklerini çorak Asya bozkırlarında arayanlar yalan söylemektedir, diyor. Bu yalanı söyleyen Erdoğan Çınar’ın kendisi değil mi? Neden yalan söylüyor? Aleviler yalan söylemez! Eğer Luviler Asya bozkırlarından, Arap çöllerinden gelmedilerse, neden Luvileri Asya’dan getirdi? Eğer bu yalansa, neden yalan söyledi, okuru aldatmaya, kandırmaya çalıştı?
SÜMERLERİN ASYA İÇLERİNDEN GELDİĞİ YALANINI KİM SÖYLEDİ?
“James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.” (205 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182)
Bunları kim söyledi? Aleviliğin Gizli Tarihi’nin yazarı Erdoğan Çınar söylemedi mi? Sümerlerin Uygur İmparatorluğu’nun bir parçası olduğunu, Tufan’la birlikte Asya içlerinden koparak, suların önünden kaçıp Aşağı Mezopotamya’ya yerleştikleri yalanını kim söyledi? Bunları, bu yalanları, dolanları Erdoğan Çınar söylemedi ise kim söyledi? Eğer Sümerlerin Orta Asya’dan göç ettiği, suların önünden kaçtığı yalansa, Erdoğan Çınar bu yalanı neden söyledi? Aleviler yalan söylemez. Neden yalan söyledi de okuru aldatmaya, kandırmaya çalıştı?
ALEVİLERİN İNANIŞLARININ KAYNAĞININ ORTA ASYA’DAKİ UYGUR İMPARATORLUĞU’NDA OLDUĞU YALANINI KİM SÖYLEDİ?
“Sezgilerimize güvenerek şunu söyleyebiliriz: Orta Asya yeryüzünde Tufan’dan en fazla etkilenen yerlerden biriydi. Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi.” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 184) Erdoğan Çınar’daki sezgiye bakın, onu yalana yöneltiyor. Aleviliği “bazen susuz Arap çöllerinde bazen de çorak Asya bozkırlarında” kim aradı? “Hayal mahsulü göç masalları ve hamasi etnisite tiradları”nı kim attı?
Erdoğan Çınar’ın yalan olarak tespit ettiği bu kadar katmerli yalanları kim söyledi? Kim olacak Erdoğan Çınar’ın kendisi. Sümerlerde bulunduğunu söylediği inanış kalıplarını 12 hizmet olarak anlatan, bu inanış kalıplarını Orta Asya’daki Uygur İmparatorluğu’ndan, yani asıl yurtlarından aldıklarını, “Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi” diyen Erdoğan Çınar değil mi?
Alevilerin inanışlarının kaynağının Orta Asya’daki Uygur İmparatorluğu’nda olduğunu, Luvilerin de Orta Asya’dan geldiği yalanını kim söyledi? Kim söyleyecek, bizzat kendisi, yani Erdoğan Çınar. Peki, bunların yalan olduğunu kim söyledi? Kim olacak, yine bizzat Erdoğan Çınar? Peki, Aleviler yalan söyler mi?
Erdoğan Çınar dengeli bir kişilik sergilemiyor. Hem yalanı söylüyor, hem de kendisinin karşısına geçip kendi kendisini yalancılıkla suçluyor.
TUFAN SULARININ ÖNÜNDEN KAÇMA YALANI
Erdoğan Çınar sel görmemiş. Bizim Karaözü’de dereden sel gelir. Koca koca kayaları alıp Kızılırmak’a indirir. Küçük bir dereden gelen selin bile önünden kimse kaçamaz.
Peki, Erdoğan Çınar, Tufan sellerinin önünden insanları nasıl kaçırtarak Batı Tibet’e ve Aşağı Mezopotamya’ya gönderiyor? Bu yalan değil mi? Bu yalanı neden tekrarlıyor da Alevilerin önüne koyuyor? Aleviler yalan söyler mi? Kramer de öyle söylüyor, demesin. Yalanı Kramer söylüyorsa doğru mu olacak?
“ANADOLU” YALANI
Anadolu eskiden Kızılırmak’ın batısı olarak tarif edilirdi. Şimdi Misak-ı Milli olarak tarif ediliyor. Bu da yalanın ta kendisidir. Kızılırmak’ın doğusunu Anadolu olarak anlatmak kocaman bir yalandır. Örneğin Urfa veya Mardin anlatılacaksa uygun olan Yukarı Mezopotamya kavramıdır.
BÜTÜN DİNLERİN DİNCİSİ ERDOĞAN ÇINAR!
ALEVİLİĞİN DİNLERİN SERÇEŞMESİ OLDUĞU YALANI “
Alevilik, yeryüzündeki hemen, hemen bütün inanışları etkilemiş, semavi dinlere de başlangıç oluşturmuş, asıl kaynaktır. Yani
‘Serçeşmedir’” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 21) Bu yalanı, kuyruklu yalanı da Erdoğan Çınar söylemiyor mu? Neden şimdi “Söyle bakalım İslam’ın içinde misin, dışında mısın?” diye soruyor. Aleviliğin semavi dinlerin serçeşmesi olduğunu, semavi dinlere başlangıç oluşturduğu yalanını Erdoğan Çınar söylemiyor mu? Aleviler yalan söyler mi?
“Alevilik din de değildir, mezhep de değildir, Yol’dur” diyenler vardır.
“Alevilik, Hakk Erenlerinin yoludur, Hakk yoludur, doğruluk yoludur; 73’tür, dinler ve mezheplerle başta da ayrıydı, şimdi de ayrıdır” diye bağıranlar var.
İslam dinine karşı olmak bir marifet değildir? Erdoğan Çınar bir kişiyle tartışırken ilk sorduğu soru şu: İslam’ın içinde misin, dışında mısın? Peki, sen neresindesin? Israrla belirttiğine göre İslam’ın dışındasın. Peki, dinin neresindesin? Hangi dindensin? Tevrat’ın, İncil’in tanıtımını, propagandasını yapan, onları bala batırarak sunan, Alevileri yoldan çıkartmaya çalışan sen değil misin?
ERDOĞAN ÇINAR ALEVİ SÖZCÜĞÜNÜN NE ZAMAN KULLANILDIĞINI DAHİ BİLMİYOR
Erdoğan Çınar Alevi sözcüğünün ne zaman kullanıldığını bile bilmeden ortaya çıkmıştır.
Öncelikle “Alevi” sözcüğünün ne zaman kullanıldığını bize söylemelidir: a) XV. Yüzyıl sonları ve XVI. Yüzyıl başları mı b) onaltıncı yüzyılda mı? c) on altıncı yüzyılın son çeyreğinde mi?
“… Alevi sözcüğünün Anadolu’da yaygın olarak kullanılmaya başlandığı XV. Yüzyıl sonları ve XVI. Yüzyıl başları…” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 17)
“… Alevi sözcüğü, bu sözcüğün Türkçesini kullanmanın imkânsızlaştığı onaltıncı yüzyılda dilimize girmiş…” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 28)
“Alevi sözcüğü de yine aynı tarihlerde, on altıncı yüzyılın son çeyreğinde kullanılmaya başlandı.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 17)
ERDOĞAN ÇINAR TEVRAT, İNCİL VE İSA PROPAGANDİSTİ MİDİR?
Şimdi de Erdoğan Çınar’ın anti İslamcılık, İslam düşmanlığı yaparken nasıl hastalıklı, dinci Tevratçı, İncilci, “Işık oğlu” İsacı görüşleri önümüze Alevilik diye koyduğuna bakalım:
Okurdan dikkatle okumasını rica ediyorum. Karşımızda Tevrat ve İncil propagandisti bir İsacı, “Işıkçı” durmaktadır!
“Yuhanna İncili’nde daha ilk paragrafta anlatılanlar sanki Alevi Ayin-i Cem’inin kısa bir özeti gibidir.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 132)
“Tufan’dan çok önce insanların yeryüzünde çoğalmaya başladıkları ilk günlerde Aleviler’in yeryüzünde var oldukları, tek tanrılı dinlerin ilk kitabı Tevrat’ın bir söylemidir. Bu söylem bir başka yoldan binlerce yıllık Alevi Sözlü Geleneği içinde Alevi meclislerinde kulaktan kulağa aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 187-188)
“Tevrat’ta yer alan anlatımlar, Alevi geleneği içinde bin yıllar boyunca kuşaktan kuşağa anlatılan bilgileri doğrular nitelikte olmakla birlikte hayli karışıktır. Yaratılışa ilişkin anlatımlar, Alevi geleneği içinde daha yalın ve durudur. Tevrat, Aleviliğin Tufan’dan önceki geçmişine şahitlik etmesi bakımından önemlidir. Çünkü Tevrat’ın Yaratılış Kitabı yazıldığı dönemi değil, evrenin ve insanın yaratıldığı en eski geçmişi hikaye eder.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 188)
“Tevrat ile Alevi sözlü arşivi arasında, yapılan bu kısa, karşılıklı gezintide görülmüştür ki: Söz kalmış, yazı tahrif edilmiştir. En az tahrifatla günümüze kadar ulaşan sözü kullanarak, yazıyı onarmak mümkün olabilir. Tevrat’ın şimdiye kadar teologları zora sokan bölümleri, Alevi sözlü kaynaklarıyla açıklığa kavuşturulabilir. Tahrif edilmiş kutsal yazmaların aslına ulaşmada Alevi geleneği beklenmedik, şaşırtıcı bir fırsat sunmaktadır.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 188)
“Hz. İsa gerek inanç temelleri, gerek gizliliğe dayalı kurumsal yapıları ile Alevilikle çok büyük benzerlikler gösteren Esenniler’in arasında yetişmiş ve bu tarikat içinde en üst mertebeye ulaşmış bir ‘Işık oğlu’ idi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 191)
“Saint Yuhanna tarafından kaleme alınmış Yuhanna İncili daha ilk paragraflarında Hz. İsa’nın gerçekte ‘Işık’ olduğunu beyan ile başlar:” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 191)
“İncil bu hali ile üzerindeki gizlilik perdesi kaldırılarak okunduğunda karşımıza her dönemde, her dinin saklısında var olmuş Alevi (Işık) inanışı çıkar.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 192)
“Yeni Ahit olarak bilinen dört İncil’de (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) ve Havariler’in mektuplarında Alevi inanışı ile örtüşen pek çok satır arası vardır. İncil’de ‘göklerin hakimiyeti’nden çok sık bahsedilir ki bu bile başlı başına bir Alevi izidir.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Kalkedon Yayınları, s. 195)
Misyonere bakın! Dinci misyonere bakın! Ali, Hasan, Hüseyin dendiğinde tüyleri diken diken olan Erdoğan Çınar İsa denilince Hz. sözcüğünü eklemeyi unutmuyor ve Tevrat’ı, İncil’i Alevilik kitabı olarak önümüze koyuyor. Başkalarına saldırırken İslam konusunda heyecanlanarak “Arap çölleri” deyimini kullanan misyonere bakın!
Biz o senin söylediğin kitapların tümünü torbaya koyup da astık. Adem çamurdan yaratılırken oradaydık. Bütün süreci biliyoruz. Senin Tevrat’ına, İncil’ine ihtiyacımız yoktur!
Tevrat’ın “Yaratılış” bölümünün Yol’umuzu anlattığı Erdoğan Çınar’ın yalanıdır. Yol’da çamur hikâyesi, karanlık suyun üzerinde dolaşanın hikâyesi yoktur.
Tevrat’ın “Yaratılış” bölümünün büyük kısmı nerede geçiyor? Ur’dan Harran’a gelen, orada tutunamayan, kısa bir süre sonra ayrılıp Kenan çöllerine, daha sonra Mısır’a gidip tekrar çöllere dönen, çoban İbrahim’in ve çocuklarının ve torunlarının, İshak’ın, Yakup’un, Yusuf’un hikâyesi değil mi? Oralar da çöl değil mi? Biz Aleviler Arap çöllerinden gelenleri kabul etmeyeceğiz de Filistin Ürdün çöllerinden gelenleri mi kabul edeceğiz? Oralar da Arap çölleri değil mi? Yakup’un Esav’a yaptıklarını mı kabul edeceğiz? Aldanıyorsunuz, İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un tanrısını “Işık” diyerek önümüze koymanızı Aleviler kabul etmez. Yol’umuz ayrıdır.
Harabi, “Bu ana değin ta Kalü Bela’dan/Haberimiz vardır her maceradan” diyor.
Her şeyden haberimiz var. Kendi anlayışımızı da misyonerlerle tartışacak değiliz. Bu konu Alevilerin iç konusudur, kimseyi ilgilendirmez. ALLAH YALANI “Varlığın birliği, Alevi felsefesinin ve inancının özünü teşkil eder. İslam’da var olan Allah’tan başka Tanrı yoktur (La İlahe İllallah) söylemi, Varlığın Birliği anlayışı içinde Allah’tan başka varlık yoktur (La Mevcude İllallah) cümlesi ile ifade edilir.” (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 109)
Bu yalanı kim söyledi? Erdoğan Çınar değil mi? Semavi dinlerin “Allahtan başka Tanrı yoktur” dayatmasını, “Allahtan başka varlık yoktur” diyerek Allah anlayışını Alevilerin “Varlık” anlayışı olarak önümüze koyan kim? Bu yalanı Alevi felsefesinin ve inancının özü olarak sunan kim?
ALEVİ DEDELERİNE HAKARETİ KABUL EDEMEYİZ!
Erdoğan Çınar, “Bu sevdaya düştük bir kere” yazısında Alevi dedelerine ağır hakaretlerde bulunuyor. Bu hakaretlerini nefretle reddediyorum. İslam’ı reddeden, Tevrat ve İncil’i öven bir dinci, anti İslamcı İsa’cı ışıkçı bir dinci, dedelerimizin adını ağzına bile alamaz, alamamalı. Yol’u bugüne kadar getiren dedelerimizdir. Yol’u yürütecek olan yine onlardır. İster İslam’ın içiyiz desinler, ister dışıyız desinler, devlet işbirlikçisi olanların dışında, onlar için vücutlarımızı siper ederiz. Hep beraber göreceğiz! Şehirlere çıktık diye, “bunlar dağıldı, dedeler bilgisizleşti” diye kimse sevinmesin! Plan program yapmasın! Erdoğan Çınar gibileri üzerimize salmasın! Dağınık Alevileri Tevrat’a, İncil’e bağlarız diye sevinmeyin! Avuçlarınızı ovuşturmayın! Avucunuzu yalarsınız! Hakk Erenlerin ışığı Yol’u yürüyenlerin üzerinde parlayacaktır. Işık Alemi’ni halkımıza anlatan Mürşit dedelerimiz arasında vardır! Bizler ise onların talibiyiz.
Ayrıca gözlerim dedelerimize ağır hakaretlerde bulunan misyoner bir dinciye sessiz kalan aydınlarımızın da üzerinde olacak!
ALEVİLERİN GÜNEŞ İNSANLARI OLDUĞU YALANI
Erdoğan Çınar Kandil gördüğü yerlere Güneş yazdı. Işık kavramını Güneş olarak algılayıp yazdı.
“Kandil geceleri kandil oluruz” (Güneş geceleri güneş oluruz.) (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 77); Bir Kandil’den Bir Kandil’e atıldım” (Bir Güneşten Bir Güneşe Atıldım.) (Erdoğan Çınar, Chiviyazıları Yayınları, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 79) Pir Sultan Abdal “Ay Ali’dir, gün Muhammed” derken, Erdoğan Çınar neden Güneş’i Ay’ın yerine koydu? Neden kandil Güneş’tir dedi? Neden “Kandil geceleri kandil oluruz”u (Güneş geceleri güneş oluruz) diye çevirdi? “Güneş gecesi” diye bir şey var mı? Ay Ali ise, Erdoğan Çınar Güneş’i esas alıyorsa, aşağıdaki şiir ne anlama geliyor?
“Ali candır Ali canan
Ali dindir Ali iman
Ali rahim Ali rahman
Ali göründü gözüme.” (Hilmi)
Bir de Pir Sultan’dan…
“Önüme bir çığır geldi
Bir ucu var şar içinde
Aktarlar dükkân açmış
Ne ararsan var içinde
Gir dükkâna pazar eyle
Hışmın yenip hazer eyle
Aya güne nazar eyle
Ay balkıyor nur içinde.”
SONUÇ:
Alevileri, “Aluvileri” Orta Asya’dan getiren, bozkırdan getiren; Aleviliğin bırakın İslam’ı, bütün semavi dinlerin serçeşmesi olduğunu söyleyen; mekânsızı Alevilerin “Varlığı”ymış gibi sunan, Alevi felsefesinin ve inancının özünü teşkil ettiğini söyleyen bir Erdoğan Çınar. Tevrat’ı, İncil’i ve İsa’yı Alevilerin değerleri gibi sunan bir Erdoğan Çınar… Yabancı kaynakları tahrif ederek çeviren, coğrafya üzerindeki yerleri kaydırarak Alevilerin kafalarını karıştırmaya çalışan Erdoğan Çınar’ın yüzünü ortaya çıkartan Alevilere, örneğin Hamza Aksüt’e İslam’ı savunuyor diye iftira atan bir Erdoğan Çınar…
Kendi deyimiyle Aleviliği “Arap çöllerinde bazen de çorak Asya bozkırlarında” arayan bir kişi… Bir kişi savunduğu görüşlerin yanlışlığını fark ederek görüşlerini değiştirebilir. Bunun için özeleştiri yapması yeterlidir. Bu kişiye dengeli, hatalarının farkında olan bir kişi diyebiliriz. O kişi dürüst bir kişidir. Erdoğan Çınar hem görüşlerini değiştirmiştir, hem de bu görüşlerin yanlışlığını işaret edene hakaret etmektedir. Çok kötü niyetli olduğu ortadadır.
Hakk Erenlerinin önemli bir sözü var: Yalanla bina kurulmaz, diye.
Erdoğan Çınar yalan söylemektedir. Onu bazı konularda eleştirdiğim yazılarım olacak ama artık o muhatabım değildir. Seslenişim halkımızadır. Bu arada, artık Hakk Erenlerin oluşum coğrafyası da ortaya çıkmıştır.
Bu coğrafya Yukarı Mezopotamya’dır. Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul, Halep bölgeleri Hakk Eren ocaklarının oluştuğu yerdir. Artık Orta Asya yalanı çöpe atıldı. Ahmet Yesevi yalanı da öyle.
Harran, ışığımız Harran; Yukarı Mezopotamya… Özgür eleştirinin başkenti. Tek tanrılı dinlere hiçbir zaman teslim olmayan Harran… Tıp, matematik, geometri, biyoloji, astronomi, kimya, edebiyat… alanlarında ilkler ve kaynaklar toplamı. Ay, güneş ve gezegen kültlerinin kaynağı, şaşmaz savunucusu, her türlü baskıya göğüs geren öz!
Ünsal Öztürk