You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

'Ülkem baştan aşağı yanıklar içinde'

'Ülkem baştan aşağı yanıklar içinde'

Posting Freak
'Ülkem baştan aşağı yanıklar içinde'
Cumhuriyet- Kitap



Sıvas katliamının 16. yıldönümünde Burhan Günel'le 'Ateş ve Kuğu' üzerine

[B]'Ülkem baştan aşağı yanıklar içinde'[/B]

Ateş ve Kuğu... Burhan Günel imzalı. 2 Temmuz 1993 tarihli Sıvas kıyımının romanı... Günel yapıtında insanın insanı yakma eylemine ve bu yolda giriştiği vahşiliğe ışık tutuyor. Öyküsüne ilkel toplumların kurban törenlerinden başlayıp Sıvas kıyımına kadar uzanıyor. Burhan Günel ile Ateş ve Kuğu adlı yapıtını, acılar içinde konuştuk. Gamze AKDEMİR

-İlk soruda okurlara rehber olması adına katliamı hangi çerçevelerde, ne biçemde, ne içsellikte ele aldığınızı anlatmanızı rica ederek başlamak istiyorum söze. Yakılmak, yakmak, insanlığın yakma eğiliminin kaynakları, kökeni üzerine yazmak ve tanık olduğunuz katliamı/katliamları yeniden, yeniden yaşamayı da açarak

'- Sıvas Yakımı'nı insanlığın yüzünü karartan bir olgu olarak ele aldım. Bu utanç yalnızca bizim toplumumuzun değil; Almanya'da yabancıların konutlarını yakan Yeni Naziler de örnekler arasında seçkin yer tutar. Dolayısıyla, tüm insanlığın geçirdiği evreleri görmek için geçmişe çevirdim yüzümü önce; bu eğilim nereden geliyor diye. Sonra, kendimi, insanları yakanların yerine koymaya çalıştım. Yakılma konusunda deneyimliyim, çocukluğumdan beri hayatın çeşitli alanlarında yakıla geldim; ama yakma eğiliminde olmayan insanların bu kara eylemi anlaması, kavraması zor oluyor. Bu yanıyla içselleştirme çabasında bulundum.
Sıvas Yakımı, ikinci tanıklığımdır diyebilirim. Kitlelerin yakılması, yok edilmesi örneklerinden Kahramanmaraş Soykırımı sırasında Adana'da (İncirlik'te) görevliydim. Olayları neredeyse içinde yaşamış kadar yakından izlemiştim. Sıvas, çok da farklı bir oluşum gibi görünmedi. Dolayısıyla, genel bir bakış içinde olguyu kavrayıp Sıvas özelinde irdelemeye özen gösterdim. Olayların biçemine gelince, bir yanda kaba güç, bilisizlik, aldatılmışlık, kötüye kullanılma; öte yanda ince hesaplara dayanan kurnazlıklar vardı.
Romanın bir yerinde, bunun ensest bir saldırı olduğunu söyledim; Sam Amca ile Süleyman Baba'nın kotardığı. Bunu kurnazlık mı sayarsınız, kaba güç kullanma mı? Değerlendirme okura kalıyor. Bence ikisi de var. Ama kurnazlığın aptallığa dö- nüştüğü bir süreci yaşadık, hâlâ yaşıyoruz. Geçmişe dönüp baktığımda ise özellikle ilkel toplumların kurban ve yakma ritüellerinde destansı bir anlatım ve uygulama olduğunu gördüm. Dolayısıyla, bunlara uygun biçemi kurmam, özgün dili yaratmam gerekiyordu anlatıcı olarak. Ateş ve Kuğu'nun temel başarısı bu yaklaşımdan güç almıştır bence.

İNSAN DENEN MAHLUK!

- Ateş ve Kuğu'yu yazmak neden bu kadar zaman aldı?

- Soğukkanlı ve bir ölçüde tarafsız olabilmek için. Can acısıyla yazsaydım öfkeme yenik düşerdim. On yıl sonraki yazma sürecinde bile öfkemi dizginlemekte çok zorlandım. Bu yüzden, her şey tasarlanmış olmasına karşın, yazma eylemini üç yıla yaymak zorunda kaldım.

- Dehşetin tarihsel kökenine de yer veriyorsunuz yapıtınızda' Ve meşum ritüel 'yakma' eyleminin tarihteki 'geleneğine''

-Evet, 'ilkelliğin yamyamları, Hitler'in kanla beslenen canileri, balta girmemiş ormanların kafatası avcıları el ele vermişler ölüm dansı yapıyorlardı ve arabesk şarkıyla uyumlu olarak tamtamlar çalınıyordu'' Tanrıların Arabaları ya da Spartaküs'ten sahneler gibi karabatakların kuduruşunun tasviri' Yazık ki ilk değildi ve belki de son olmayacaktı' Anlatır mısınız bu kıyası?

- Hayvanlara (karabataklara) haksızlık ettiğimin farkındayım ama 'insan' denen 'mahluk'un bu denli alçalmasını, alçaklaşmasını kabul edemedim. Bu yüzden, karabataklar üzerinden anlatmaya çabaladım. Karşıtı da kuğu olabilirdi. Bu ikili üzerine kurdum romanı. Dediğiniz gibi, Sıvas barbarlığının ilk ve son olmadığını bilmemin de etkisi oldu bu yeğlemede.

- Roman kılığında sahici bir belgeselle birlikte 'kavrulduk' ve/veya 'öldük' aydınlarla omuz omuza otel merdivenlerinde' İşte bu yanıklarla, acı içinde soruyorum: Neden roman diyoruz ki, düpedüz günce bu, düpedüz gerçekler?

- Bir bakıma haklısınız ama görüşünüze tümüyle katılamayacağım. Bir kez, olayın içinden geçmiş biri olarak, 2 Temmuz 1993 ve hemen sonrasındaki günleri acılar içinde kıvranarak, kimi zaman hastanelerden, ilaçlardan medet umarak yaşayan Burhan Günel, romanı yazan kişi olamazdı; olsaydı, öfkesine yenik düşerdi, az önce söyledim. Dolayısıyla, olguya on yıl sonra serinkanlılıkla bakmak için, belgeseli aşan bir metin yaratılması gerekiyordu. O yeniden yaratılan gerçekliği yaşayan kişi de değişmişti geçilen zaman içinde; hatta bugün de aynı kişiden söz edemeyiz. Ortak bir ad taşısalar da üç ayrı kişiden söz ediyoruz aslında. Bu yüzden, kaba gerçeğin anlatıldığı bölümlerde de metnin özgün olmasına çabaladım, olabildiğince, başkalarının bilmediği ayrıntılara yaslandım; kurmaca bölümlerde ise yaratıcılığın ve güzel Türkçemizin olanaklarını alabildiğine kullandım. Söz konusu metni roman yapan da bu tutumdur aslında. Bir de belgesellerde eksiksiz anlatımını bulan, kaba gerçekle yaratılmış yeni gerçekliğin kimi zaman iç içe, kimi zaman da yan yana yer aldığı, örneği olmayan özgün bir roman yazmayı istedim

.- Kuğu ****foru' En çok neden kuğu?

- Kuğular beyazdır ve bilmezler otel yakmayı, insan kurşunlamayı' Kuğu sevgilidir, kuğu hür iradedir.

- '(') Karabataklar vardı kalenin önündeki kayalıklara tünemiş, fırsat kolluyorlardı. Fırsat ne demek, bütün olanaklar, ataklar, saldırılar onlarındı. Kanatlarında birer mancınık vardı. Mancınıkların ağızlarında han kapısı iriliğinde ateşlenmiş fitiller yanıyordu, keskin benzin kokusu yayılıyordu her yöne doğru. Bütün ülke yanıyordu. Körfez dolusu kuğunun üzerine haydi yaa Allah maşallah ve tekbiiiir çığlıklarıyla mancınıklar alev toplarını andıran mermilerini fırlatmaya başladı. (') 'Tekbiiir!' Mancınıklar yolun kıyısına önceden yığılmış kaldırım taşlarını durmaksızın fırlatıyordu otele doğru. Camlar şangırtıyla kırılıyor, pencerelerden dumanlar çıkıyordu. İşte öyle bir zamandı.' Sıvas'ta ne/neler yakıldı asıl? Deri değişimi, kabuk tutan yaralar, deride izi, yürekte öfkesi (mi?) Şimdi geçen bunca yıldan sonra değişen bir şey var mı? Şimdi nasıl bir zaman?
- Bu toplum acıya alışıktır ama yaşadığımız travma, acı duymamıza neden oldu; bir yandan yakılıp yıkılırken bir yandan uyanmaya başladık o süreçte. Dolayısıyla, olayın fazla büyümemesi için Sıvas Yakımı'ndan sonra, anestezi ile iyice uyutulduk. Anestezinin adına 'küreselleşme' diyenler oldu, 'postmodernizm' diyenler oldu. Böylelikle, özellikle edebiyatta, acıyı gerektiği gibi yaşamamız bile engellendi. Yanı sıra, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin engelsizce hayata geçirilebilmesi için kotarılan yıkımlardan biriydi bu, başarıyla uygulandı ve sonuçları alındı. Sıvas kalkışması, günümüz koşullarının oluşturulmasında gerekli bir eşikti. Düşünüyorum da, hemen hemen tüm aydınların (Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili'nin bile) izlendiği bir ülkemiz var çok şükür. 'Ülkemizin güzel geleceğinin (!) kotarılması ve korunup kollanması için' derneklerde, sendikalarda, sivil toplum örgütlerinde, üniversitelerde, basında, şirketlerde, marketlerde, taksi duraklarında, telefon santrallarında, hastanelerde, postanelerde, hayatın her alanında görev yapan, ücretli 'sayın muhbir vatandaşlar'ın varlığı iki kere iki dört eder gerçekliğinde olduğu halde, bu olayı dönemin yöneticilerinin bilmemesi, olacaklardan habersiz olmaları mümkün mü? Bu sorunun yanıtı netleşti günümüzde. Romanı yeniden okuyunca, orada bulunanların arasında da bilgi sahibi olanların varlığını görüyorum; tanıklıklarımı safça, yorumsuz anlatmışım. Aradan geçen bunca yıl, hiç olmazsa bana, asıl gerçeği göstermiş oldu. Bir de bu yüzden yanıyor yüreğim.

]'ERK BU İŞE TALİMLİDİR!'[/color]

[COLOR="DarkSlateGray"]- (') Kolluk güçleri kısa sürede bu kokuyu yasaklamışlar, böylelikle isyanı bastırmışlar, kokunun başka ülkelerin halkları tarafından duyulmasını engellemişler, televizyon kanallarını karartmışlar, habercileri olay yerinden uzaklaştırmışlar, değerli halkımıza erinç, güvenlik ve esenlik haberleri ulaştırmışlar; bütün bunları yaparken kaşla göz arasında, ulusal birlik ve beraberlik ilkesini gözeterek, Türk-İslam sentezine uygun olarak, 1980 ihtilaliyle davet edilen ve alkışlar tutulan Amerikancı küreselleşmenin önünü daha da açarak ve kırarak aydınlanmacıların direncini bilinçle, kılıç kalkan ekiplerinin gösterisi eşliğinde, ziller takarak, davullar çalarak, görkemli Cumhuriyet Bayramı takları kurarak, kürsülerden söylevler çekerek ve gurur duyarak vandallıktan; bin üç yüz yaşındaki zorbanın yaymakta olduğu korkuya yollar açmış, sonra da bir güzel asfalt döşemişlerdi o yollara.' Sıvas'ta yakılmak' Kitleler ve erk' Nasıl bir deneylimleme çıkardı (mı)?

- 'Erk'in öğreneceği bir şey yok; o her şeyi biliyor. Osmanlı bu işin talimini çokça, sıkça yapmış bir devletti; belirlemeye kalksak Anadolu'daki yakımların, yıkımların sayısını kolayca çıkaramayız. Gelenek, deneyimler doğrultusunda 1993'te de sürdürüldü; hem de 'dış mihrakların' desteği alınarak. Dedim ya, 'ensest' bir saldırıydı bu. 'Amca'mızın ve 'baba'mızın gözetiminde.

- 'Tehlikenin farkında mısınız?' diye soruyor Ateş ve Kuğu' İnsanlığın kaybettiği bu irtifaya onulmazca yürek koyan Ateş ve Kuğu'da, 'Ülkem, çocuğum, sevgilim. Belki de onlar adına kıvranıyorum, sancılanıyorum yalnızca. Yaşayan ben değilim. Ülkem: baştan aşağı yanıklar içinde. Ona ilişkin iyi duygularım, umudum köreldi ama yine de o olmazsa hiçbirimizin olamayacağını düşünüyorum. Hepimizin varlık nedeni, dayanağı, geçmişi, amacı, geleceği. Onsuz olmaz' demeniz de bundan' Tıpkı, 'Gövde göstermiyorsa da ağacın içi çürüdü' demeniz gibi' Devamını getirir misiniz?

- Cumhuriyet çok yanlışlıklar yapanlarca yönetildi 1940'lardan beri. Bu eleştiriyi, daha doğrusu yadsınmaz gerçeği önüme koyarak, Cumhuriyet'i yıkmaya çalışanlara karşı çıkıyorum, bu gidişe direniyorum ve direnmeye çağrı çıkardım Ateş ve Kuğu ile olduğu kadar başka yapıtlarımla ve etkinliklerimle de.

Bir şeyi yıkabilirsiniz, ama yerine daha iyisini, daha gelişmişini koymak koşuluyla.
Cumhuriyet'ten daha iyisini oluşturma yetisini göremiyorum hiç kimsede.

Bu Cumhuriyet ki, kötü yöneticilerinin eliyle, hep kötü çocuklarını sevdi, koruyup kolladı, onu daha iyiye, daha güzele yönlendirmeye, çekip götürmeye çalışan evlatlarına eziyet etti, kimi zaman yaktı onları, çoğu zaman süründürdü; ama işte, onsuz olamayacağımızı biliyorum.

Bu nasıl çelişkidir ki, bizi yakan bir dizgeyi savunmak zorunda kalıyorum? Yurt sevgisi böyle bir şey işte. Bir annenin, kötü çocuğundan vazgeçememesi gibi bir durum...

]'YARA DERİN VE AĞIR'[/color]

- O gün başka neler çürüdü insanlık adına, neler kabuk bağladı kuğu bedeninde? Öyle bir yara ki iyileşmez, iyileşemez. Ne olabilir en çok? 'Ülkemizi de gerçek yüzüyle Sıvas'ta tanımış, bir avuç Kızılderili olduğumuzu kavramıştım' cümlesine de yakın plan yaparak, katliamdan sonra neler bir daha asla aynı olmadı/olamayacak?

- Kendi adıma yanıtlayayım: İyimserliğimi, insana olan sonsuz güvenimi geri gelmemek üzere yitirdim. Burkuldum. Kırgınım. Mutsuzum. Karşılıksız aşk bu. Beni sevmeyen bir ülkeyi, bir toplumu tutkuyla seviyorum. Dolayısıyla, acı çekiyorum. Uyutulduk ama tümden uyumadım. Gerçekten, 1993'ten sonraki birkaç yıldaki gecelerde üç-dört saat kadar uyuyabiliyordum. Hâlâ uykularım delik deşiktir. Şimdilerde, edebiyat etkinliği için çağırıldığım her yere giderken 'Acaba yakılır mıyız, başımıza kötü şeyler gelebilir mi' sorularıyla gidiyorum. Yara derin ve ağır. Görünmeyen derinliklerde daha neler var kim bilir; romancı ve aydın olarak o görünmeyenleri görmeye, ortaya çıkarmaya çalışıyorum.

- İnanç sorgulamasına yönelişi vurgulayan satırlar da var ki yaşanan dehşet düşünüldüğünde sorgulanmasa şaşılır! Anlatır mısınız bu inanç krizini? Ve Tanrı'nın tarihten bu yana mazeret olarak kullanıladurmasına tepkiyi? 'Her din kendi inançsızlığından doğar zaten ve her tanrı, yalnızlığından. 'Enel hak!/ Ben Tanrıyım!' dediği için derisi yüzülen adamı şimdi daha iyi anlıyorum. Biz de aynı nedenle yakıldıktı on yıl kadar önce, boğulduktu bir otelin merdivenlerinde karbonmonoksit gazıyla. Çünkü, her birimiz yaratıcılığın tanrısıydık. Başka bir inanca kapılmamız olanaksızdı; yaratıcılığımıza tutunmuştuk'u da açarak' - Din, kötüye kullanılmadığı zaman, özellikle başlangıcına bakarak, toplumu ve insanı iyiye, güzele, doğruya, barışa, sevgiye götürmesi gereken bir dizge olarak düşünülebilir. Gerçi Einstein'ın, bu olguyu 'insanlığın küçük bir şakası' olarak değerlendirdiği söylenir, yazılır. 'Yaratıcılık' söz konusu olduğunda, öncekilerin kendilerini ve varoluş nedenlerini savunması doğaldır ama dinler de, öncekilerin var olmasına karşın, kendi doğasındaki inançsızlık nedeniyle ortaya çıkmamış mıdır? Yani, öncekine karşı çıkmıyorsa, onu yetersiz bulmuyorsa yeni bir dine ne gerek vardı? Yanı sıra, dünya olaylarını bu göksel ve içsel olguya dayandırmak (inanç) nasıl bir gerçekliktir? 'İnanç'ın kötüye kullanılması nasıl bir kaypaklıktır? Bilim ve sanat, bu soruları sorar ve başı derde girer.
'Küreselleşme'nin getirdiği temel tartışma ve saldırı alanı da bu olmuştur. Aydınlanma karşıtlığının temelinde bu kavga ve kaypaklık vardır. Elbette ki Ateş ve Kuğu ile yazarı Aydınlanma'dan yanadır. Kendi varoluşumun doğası da bunu gerektirir zaten. Ben sanatsal yaratıcılık alanında at koşturuyorum. Kimseyle, hiçbir varlıkla ya da yoklukla yarış içinde değilim.Ama yine de fincancı katırlarını ürküttüğüm oluyor; benim gibilerin kırılıp dökülmelerinin, yakılmalarının, izlenmelerinin, tehlikeli görülmelerinin, mümkünse yok edilmelerinin altındaki temel neden budur. Görünmeyen gerçekleri (yalanları) onlar oluşturuyorlar, üzerimize gelmelerine dayanak yapıyorlar. Bu yolda en çok kullanılan da 'inanç' oluyor.

]'ÖÇ YAZMADIM'[/color]

- Öce meyletmiyor yapıtın hiçbir satırı, bölümü' Semah dönüyor barışla' Açar mısınız bu duyguyu? Ayrıca yakanla kurulan empati de var Ateş ve Kuğu'da değil mi?

- Kullanılan zavallıya kızsanız, öç duygunuzu besleseniz ne anlamı, işlevi olur? Hiç. Kendinizi daha da hırpalarsınız. Özenle baktığımızda, kutsal kitaplarda yer yer insanın başka insanları yakması yolunda eğilimler, buyruklar olduğunu görürüz. (Romanı yazmaya girişmeden önce kutsal kitapların üçünü de okudum, kimi insanlardaki başka insanları yakma eğiliminin dinle ilişkisini saptamaya çalıştım.) Ayrıca, asarım, keserim, yakarım biçiminde tehditler bolca bulunmaktadır bu metinlerde. Bunları da biliyorsanız, insanlığını hiçbir zaman kazanamamış, kazandıysa da yitirmiş o sakallı canilere nasıl kızacak, daha da ileri gidip öç alma duygusuyla nasıl diş bileyeceksiniz?
Ancak, az önce söylediğim gibi, bazı insanlardaki kör inancı kötüye kullanan kurnazlar, yalancılar, düzenbazlar, işbirlikçiler, onursuzlar, ahlaksızlar, şaklabanlar öfkenizi kamçılayabilir. Öç alma duygusu insanları yakma eğilimine bakarak daha insani görünebilir ama acıyı kavrayıp içselleştirdikçe pişen, yetkinleşen, giderek bilgeleşen gerçek insanın öçle, intikamla ilişkisi olabilir mi? Hele gerçek edebiyatın ve yaratıcı sanatçılığın bunu desteklemeye, körüklemeye hakkı yoktur; ancak olgu ve gerçeklik sergilenebilir. Öyle de olsa, öç duygusunu, öç alma saplantısını, insanın kendi varlığını, değerlerini bu nedenle kemirmesini, konu üzerinde yoğunlaşarak henüz anlatmadım; belki bir gün anlatırım.
gamzeakdemircumhuriyet.com.trAteş ve Kuğu/ Burhan Günel/ Cumhuriyet Kitapları/ 375 s.

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 02/07/2009, 15:42, Düzenleyen: Dogan.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.