ANADOLU ALEVİLİĞİ ve SORUNLARI-2
Turabi Saltık
Kızılbaş-Alevi tarihinde sevginin yeri büyüktür. Anadolu Alevi Ocak kültürü içerisinde Aleviler; Sarı Saltık, Ağu İçen, Baba Mansur, Derviş Cemal vd. Ocak Pirlerinin, Dedelerinin öğretileri ve onların iz sürücüleri olan Pir Sultan’ı, Şeyh Bedrettin’i, Yunus’u ve görüşlerini; sevginin, hoşgörünün, direnişin sembolü olarak sayarlar. Bu konuda Anadolu büyük bir mirasa sahiptir. Her Alevinin gönlünde yer etmiş bu inanç önderlerinin felsefesinin sevgi ve hoşgörüsü ayrı bir önem taşır. Bu önem, Anadolu topraklarında yaşayanları birleştiren ortak bir kültürdür. Bu kültür; lokmanın, niyazın, cemin ve ev sahibi-konuk ilişkisiyle, büyük-küçük ilişkileri gibi Alevi aile protokolü ile kız almadan kız veremeye, düğünlerden, törenlere, tarla-mera, ceviz, ağaç, mal-mülk, miras bölüşümünden, sözlü kurallara; bir hukuk yöntemi olan “Dara Çekme” ile yargılama içerisindeki insan bilgisinin önemidir. Özellikle Anadolu da Alevi kültürünün ve inançlarının merkezi durumunda olan Dersim’de, Alevi-Kızılbaşlar bu bilgilerin toplamına erişmiş kimliklere “mordemo kamil” derler. Onlar zümreyi nazenin insanlarıdır. Yani “seçkin insanlar topluluğu” olan gün görmüş yaşlılardır. Alevi-Kızılbaş sözlü tarihinin, inançlarının ve kültürünün aktarıcıları bu bilge insanlardır.
Alevi-Kızılbaş inancında zorlama, dayatma, şiddet ve baskı yoktur. Sevgi ve hoşgörü vardır. İnsanlara karşı fark gözetilmez. Aleviler için, insan, insanla insandır anlayışı bir erdemdir. Kibirden vazgeçmek, benlikten uzak durmak esastır. Alevilikte, “ben” yalandır, yalan “ben.” Yalanda “ben” “ben” de yalan vardır. Aleviler için kimliksizliktir ikisi de. Nefsine sahip çıkmak, alçak gönüllü ve kanaatkar olmak; iftira, kıskançlık, haset, kin ve dedikodu gibi huylardan uzak durmak; doğruluk, iyilik, yardımseverlik esastır Alevilikte. Alevi-Kızılbaş öğretisinde erdeminin, ahlakının temel noktaları bunlardır. Kızılbaşlar-Aleviler dünyalarını insanı ayırmadan sevgi ve barış üzerine kurmuş; inanç ve düşünce farklılığı gözetmeden “yetmiş iki millete aynı nazarla bakarız” söylemiyle kucaklamışlar dünyayı ve insanlığı. Anadolu Alevi insani kamilleri; yani mordemo kamilleri: “aç olan kafirde olsa doyurun” demiş, dayanışmayı, lokma ve niyazı bunların temeli saymışlar… Dünya insanlarını kardeş bilmiş; içinizdeki açlığı sevgiyle doyurun demişler. Ve zümreyi nazenin yani seçkin insan olan Alevi ulu Pirleri; yerin, göğünün direği sevgidir diye buyururlarken bile; Xızır, sizin göğsünüzü nurla bezesin demişlerdir. Ve Mordemo Kamiller; kimsenin ayıbını görmeyen cana aşk olsun derken; ayıpları örtücü olun diye eklemişler. Onlar; gördüğünüzü örtün, görmediğinizi söylemeyin ile hoşgörüyü ifade etmiş, hiç bir insanı ve milleti ayıplamamışlar. Sevgi ve hoşgörüyle: gönül evlerinizi alçak gönüllülük süpürgesiyle süpürün demişler. Toplumu gözden geçirirken bu önem üzerinden bir anlayışı sunmuşlar halka. Öfkeyi ve nefsi yenmeyi, hiddet ve şiddetten uzak durmayı öğütlemiş; gönül kıran gönül kabesini yıkar sözüyle Kızılbaş-Alevililiğindeki; Dört kapı, Kırk makam anlayışını savunmuşlar. Hakikat kapısının ilk basamağına toprak demişler. Toprak olmak, turab olmak alçak gönüllü olmaktır. Alevi-Kızılbaşlar toprağa sevgiyle bağlıdırlar. Toprak alçak gönüllülüktür, mütevazılıktır. Alevilikte, toprak, güneş, su cömertliktir, berekettir. Toprak Alevi inancında dağdır, dağlardaki kutsal mekan alanları olan Kırklardır, Sarı Saltık dağıdır, Düzgün Baba dağıdır, Gurgur Baba dağıdır. Topak, yüksek dağlardır. Ve her Alevi için toprak; şâh-ı merdândır. Xızır, cenneti toprak üzerine kurmuştur der Dersimli Aleviler. Onlar içlerindeki türlü sıkıntılara sevgi ve sabırla karşılık vermiş, toprağı teberrik saymışlar. İnsana erdemli olmayı, güveni, dürüstlüğü, hoşgörüyü, kalbinden adavet gidermeyi, kibir beslememeyi, hırsına uyup kötülüklere gönül vermemeyi telkin etmişler. Bundan ötürü; Eline, beline, diline sahip ol anlayışı toplumun yaşam felsefesine dönüşmüştür. Eline derken, senin olmayanı alma! Çalma, vurma-kırma, yıkma-yakma! Elinle koymadığını alma! Çalma! Elinin uzanmadığı yere elini uzatma! Beline derken, başkasının namusuna göz dikme! Sulbünden geleni koru, eğit onu, toplum içine öyle gönder! Diline derken; yalan söyleme! Dedikodu yapma, görmediğine tanıklık etme! Sonradan işine, aşına, eşine sahip ol! Bu üçlemede eklenmiştir. İşini bil, dürüst çalış! Çocuklarına helal kazanç yedir! Çalma!
Alevilikte dil, nefestir, sözdür. “Dil bizden nefes hünkardan ola” derken onlar; sözü, dili, nefesi, sevgi ve hoşgörüyle bezenmişler. Yaptıkları iş ve harcadıkları emekle kazanmışlar. Binlerce yıllık sıkıntılara katlanmak yinede kimseyi incitmemek… “İncinsen de incitme” anlayışıyla insanı incitmeden, zümre-i nâzenin, yani seçkin insanlar topluluğu olan insani kamil olmak. Temelinde can taşıyanı incitmemek. Günümüzde artık kültürlerin geldiği yer; insana, insan olarak değer veren ve can taşıyanı incitmemek. Aleviler her defasında çektikleri acılardan, uğradıkları kıyım ve katliamlardan, atılan iftira ve karalamalardan; “incinsen de incitme” meyi öğrendiler.
Alevlik çağdaşlıktır. Donmuş, kalıplaşmış inanç değildir. O kendi tarihi içerisinde sürekli ilerlemiştir. Onlar “zaman sana uymuyorsa sen zamana uy” demişler. Alevilik zamana, mekana, yenilik ve değişimlere uymuş, çağdaşlaşmıştır. Bilimsel gelişmelerden yana olmuştur. Bilim dışılığı, akıl dışılığı reddetmiş; insana yol gösterici olmuştur. Onun için “bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır!” demişti Hacı Bektaşi Veli.
Anadolu Aleviliği evrensel özellikler taşır. Alevi öğretisi tek başına bir ulusa, bir etnik guruba ait değildir. Onun inanç ve yaşam, kültür ve felsefe biçimleri bir etnik guruba mal edilerek darlaştırılamaz. Coğrafyamızda dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden, tüm halkları eşit görmüştür. Ondaki “72 millete aynı nazarla bakmak” ilkesi budur. Halklar için eşitlik ve kardeşlik demektir. Aleviler hiçbir ulusa, hiçbir halka kendi dışındaki inançlara ve kültürlere düşmanlık yapmamışlar. Halkların kardeşçe birliğini bir arada eşitçe yaşamalarını savunmuşlar. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir birliği ve kardeşliği savunmuşlar. Alevi öğretisi temelinde eşitlik, sevgi, hoşgörü üzerine kurulmuştur. Sevgiyi esas almışlar. Ve onlar “yerin göğün direği sevgidir” demişler. İnsanları inançlarından dolayı kınamamış, hakir görmemişler. Küçümsememişler. Kimseyi kendileri gibi inanmaya zorlamamışlar. Kimseye “bana benze!” dememişler. Irkçılığı suç saymışlar. Kendini Alevi gören, kendini Alevi hissedenleri Alevi kabul etmişler. Aleviliği, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Arnavut ve Çerkeslerin-Talişlerin- ve diğer ulusların ortak inancı, felsefesi, kültür mozaiği olarak kabul etmişler. Onlar eşit koşullarda halkaların kardeşçe bir arada yaşamsını savunmuş, her türlü ırkçı, şoven, milliyetçi ve gericiliği reddetmişler.
Aleviliğin kendini var eden alanları onun rasyonelliğidir
Osmanlı şeriatı karşısında Aleviler-Kızılbaşlar kendilerini var kılacak kurumları, kuralları direnç ögelerini oluşturmuşlardı. Alevi-Kızılbaş direnç ögeleri bir yanı ile Osmanlı şeriatına ve otoritesine, egemenliğine yani onun zulüm düzenine karşı çıktığı için ona uygun kurallar içeriyordu. Alevi-Kızılbaşlar şeriata karşıydılar. Bu nedenledir ki, Osmanlı şeyhülislamlarının Alevilerin katline yönelik fetvalarında Aleviler Osmanlı şeriatına başkaldırmış, Anadolu köylülerinin, yoksullarının var oluş kuralları onun inanç kurallarının bütünü olmuştur. Onun yaşamının devamını sağlamıştır. Anadolu Alevileri-Kızılbaşları bir irade ile Osmanlı egemenliği altında kendilerine ait varlık alanları, var olma alanları, yaşam alanları açmışlar. Bu alanlarında onlar kendine özgü, kendi koyduğu yaşam ve inanç kurallarını hayata geçirmişler. Bu alanlar ve kurallar, Osmanlı şeriatının egemenliği içinde Alevi-Kızılbaş yaşamının kendilerini var eden nitelikteki alanlardır. Onlar buralarda, inanç-yaşam kuralları ile kendi varlıklarını koruyup sürdürebilmişler.
Bundan dolayı Alevilik rasyoneldir, somuttur, elle tutulur bir karakterdedir. Ve Anadolu Kızılbaş-Aleviliği içinde her bir değişik kural, bir yaşamsal ihtiyaca karşılık verir. Anadolu Aleviliği bütün o zorbalık, yok etme, inkar sayılma, asimle edilme karşısında büyük bir gizlilik içinde varlığını sürdürmüş, Alevi öğretisini şekillendirmiştir. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde feodal üretim tarzının geçerli olduğunu, sömürü ve yok saymalarına karşı Anadolu Alevi-Kızılbaş ayaklanmaları olan Babai ayaklanmaları -Baba İshak, Baba İlyas vd- olmuştur. Aleviliği var eden iktisadi koşulların en önemli özelliği; Alevi-Kızılbaş köylülüğün kendine yeter, geçimlik bir toprak parçasını işlemesiyle sürdürülmüştür. Osmanlı, Anadolu’dan “Alevi öğretisinin ve Alevilerin kökünü kazımayı hep gündemde tutmuştur.” Buna karşılıkta Aleviler hep ayaklanmış ve ayaklanmalar bastırılmış katliamlara ve sürgünlere tabii tutulmuşlar.
Kendi var oluşu, yaşamsal gereksinimleri, Anadolu Kızılbaş-Alevi yoksullarının yaşamın gerçekliğinden süzülüp yarattığı unsurların toplamıdır. Bu Alevi öğretisini var eden rasyonelliktir. Bu öğreti somut bir yaşamsal gereksinime cevap olurken, inançsal özellikler taşır. Osmanlı merkezi devletinin resmi inancı şeriatı reddeden Alevi-Kızılbaşlar, Osmanlı merkezi devlet şeriat otoritesinin yerine kendi Alevi-Kızılbaş öğretisinin kurallarını koydular. Onların uzunca bir dönem pazarla ilişkileri olmadan, kendine yeten tarla, ekin, hayvancılık üretim ilişkileri içerisinde bir yaşam sürdürdüler. Kızılbaş-Alevi köylüleri Osmanlı şeriat adaleti yerine Alevi-Kızılbaş adaleti Cemlerdeki bir hukuk biçimi, bir yargı biçimi olan “Dara çekme” yöntemini işlettiler. Osmanlı şeriat adaletinin yerine kendi adaletini, Osmanlı yönetimi yerine kendi yönetimini ve inanç sistemini uyguladılar. Alevi-Kızılbaş yargısında ölüm cezası olmadı hiç. Pek çok topluluklarda derin kuyular kazarak içlerine hapsedilen insanlar, zehirli yılanlarla öldürülen insanlar, aslanlara yem edilen inanlar, taş bağlanarak suda boğdurulan insanlar, yağlı kementle ve de kılıçla başı vurulan insanlar olmuştu. Ama Alevi-Kızılbaş hukukunda idam cezası, ölümler olmamıştı. Onlar Cemlerde “dara çekerlerken” en ağır ceza “kapına taş dikerim” demiş, teşhir etmiş, yalnız bırakmışlardı suçlu olduklarına inandıkları kimseleri. Teşhir edilen, kapısına taş dikilen , yol düşkünü ilan edilen bir kimsenin selamı alınmamış, lokma ve niyazı yenmemiş, cemlere alınmamış, düğünlerine gidilmemiştir. Ve onurlu bir Alevi-Kızılbaş için bunlar idam cezasından daha ağırdı. İşte Alevi rasyonalitesinin temeli de budur.
Anadolu Alevi-Kızılbaşlarının ve yoksul köylülerinin merkezi Osmanlı şeriatı otoritesine karşı geliştirdiği inanç, felsefe ve yaşam kurallar bütününün her bir ögesinin gerçek hayatta bir karşılığı vardır. Alevilikte çok önemli bir yer tutan “Cem” kurumu bunu doğrulamaktadır. Cemler, yaşamda gerek alevi kamu hayatında yönetilmeyi, gerekse de yargı içinde kamu hayatını da yönlendirirdi. Anadolu Alevi-Kızılbaş Köylüsü şeriatçı Osmanlı kadısını tanımaz. Kendi mal-miras- tarla, bahçe ve diğer hukuksal sorunlarını Cemlerde çözerdi. Toplumu ilgilendiren bütün kararlar “canların” uyması gereken ortak kurallar bu cemlerde ortaklaşa alınırdı ve herkeste alınan bu ortak kurallara uymak mecburiyetindeydi. Cemlerin görevi çok yönlüydü. İnanç boyutu ve hukuk boyutu, yargı yönü, ile Cemler toplum içinde halkın ortaklaşa katıldığı “bir ortak iktidardı.” Bu ortak iktidarın sorumluları, Dedeler, Pirler, talipler (halk) tarafından yürütülürdü.
Alevi öğretisinde akıl dışlık, mantık dışılık yoktur.
Alevilik şehirlerde nasıl yaşayacaktı?
Merkezi feodal Osmanlı Devleti çözülmüş yerini Cumhuriyet almıştır. Cumhuriyetle köyden şehirleşme ile Alevilerde köyden şehirlere yerleştiler. Günümüzde artık yalnızca Alevilerden oluşan, köy birimlerinden değil farklı inançların-kültürlerin bir arada bulunduğu şehirlerde yaşamaya başladılar. 1950’lerden sonra köyden kente göç Alevi nüfusun büyük bir oranının şehirlere taşıdı. Köyde kalan insanlar artık pazara yönelik olarak üretim yapmaya başladılar. Şehre göçüp emeği ile geçinen Aleviler açısından “Aleviliği yaşama” sorunu başladı. Köyde iken tarlasında haksızlığa uğrayan, mal bölüşürken, miras olayları köyünde Cemlere de çözen Aleviler, artık şehirde hakkını Cemlerde aramak yerine mahkemeye başvurmak yolunu seçmek durumunda kaldı. Şehirde Cemleri yapamıyordu. Şehirde yaşam içinde inançsal ve kültürel olarak Aleviliğini yaşayamıyordu. Alevi için, devletin Osmanlı’da olduğu gibi bir resmi dini vardır. Resmi mezhepten olmamak Alevi için adeta suçtur, ayıptır. Köyünde iken gizli biçimde Aleviliğini yaşayan insan bu kez şehirde evinde gizleyerek Aleviliği yaşıyordu. Şeriatçı kafalar “sen de bize benze, sapık yolunu terk et” diyordu. Köyde kalan Alevi’yi ise kendi haline bırakmıyor köyüne zorla cami yaptırıyor “yola getirmek istiyordu” Ramazanda oruç tutmaya zorlanıyordu. Alevileri ve Dergahlarını Sünnileştirmeye çalışıyordu.
Diyanet 700 yıllık tarihi bir yerleşim alanı olan Abdal Musa Sultan ocağının bulunduğu köye neden cami yaptı? Osmanlı şeriatı Hacı Bektaşi Dergahı’na neden cami yaptı? Kenan Evren neden Alevi köylerine cami yaptırdı? Kızılbaş-Alevi-Bektaşi Ocaklarına bağlı köylüleri Sünnileştirme çabası değil de nedir bu? Osmanlı zamanından beri bu uğraşlar vardı. II. Mahmut’un yeniçeri kıyımı, İstanbul, Trakya ve pek çok yerlerdeki Alevi-Bektaşi Dergahlarının yıkılması. Pek çok Alevi-Bektaşi Dedelerinin örneğin: Üsküdar’da Kıncı Baba, Tophane’de Ağası zade Ahmet Efendi, Salih Efendi, Dersim’de Yavuz’un astığı Pir Rüstem Saltık ve daha niceleri idam edilmişlerdi. Alevi-Kızılbaş Dergahlarının kütüphaneleri yakılmıştı. Sağ kalan Pirler, Dedeler çeşitli yerlere sürülmüşlerdi. II Mahmut, Hacı Bektaşi Veli “Pir evini “ıslah”etmek için, postnişinliğe Nakşibendi şeyhi Mehmet Sait Efendiyi atamıştı. Daha o zamanlar (1834) Hacı Bektaşi Dergahına cami yaptırmıştı. Bugün Diyanet ve tarikatların “Hacı Bektaşi Dergahında bile cami var” dedikleri, Nakşi şeyhinin yaptırdığı camidir. Yoksa Hacı Bektaşi Dergahı’nın camii yoktur. Kırıkkale-Keskin Hasan Dede kasabası Alevi büyüklerinden Hasan Dede Dergahı’da camiye çevrilmiştir. Aleviler kendi orucu olan Hızır Orucunu bile gönlünce tutamamışlardı. Ama Ramazanda oruç tutmaları dayatılıyor. Alevilik şehirlerde nasıl yaşanacaktı? Ölen bir kültür, bir inanç, bir yaşam mı olacaktı?
Alevilik de Üçler-Besler-Yediler
Üçler nedir?
Üçler, vücut, can ve ruhtur. Can, kan demektir. İnsanın kan dolaşımını anlatmaktadır. Ruh ise irade demektir. Vücuda iyi bakılırsa, kan temiz olur. İyi gıdalar alınırsa kan temiz olur. Bunun için irade, bilgi gereklidir.
Beşler nedir?
Beşlerin dördü dünya, biri insanla ilgilidir. Dört; ateş, rüzgar, su ve topraktır. Ateş ve rüzgar bir, su ve toprak birdir. Aslında dördü bir gömleğe girmektedir ve birdir. Beşincisi ise Candır. Can, Üçlerin toplamıdır. Vücut, kan ve iradenin toplamına Can denir, yani insan.
Yediler nedir?
En önemlisi yedilerdir. Yediler olmaz ise Kırklar olmaz. Yediler, Dünyaya ait olan dört ile insana ait olan üçten meydana gelmektedir. Dört, ateş, rüzgar, su ve topraktır. Üç ise can, canan, çocuktur. Gelecektir. Can erkek, canan kadındır. Can ve canan bir gömleğe girerler, bir olurlar.
Alevilik inancında 4 kapı 40 makam
Dört kapı kırk makam şeklinde ilkeleşen ve insanı “İnsanı Kâmil”, “Zümre-i Nazenin”, “Seçkin İnsan” olmaya götüren ilkeleri, Hacı Bektaşi Veli zamanında Pirler, Dedeler Alevi uluları tespit etmiştir. Bu ilkeler insanı olgunluğa götürür. İnsan, insanla insandır ve o tanrıya kırk makamda ulaşır, dost olur. Bu makamlar, marifet ve hakikat içindedir. Sıradan insan dört kapı ve dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerse, ruhu ve benliği erginleşir. Kamil insan, zümre-i nazenin (seçkin insan) olur. Zümre-i nazenin ancak o zaman ilâhi sırra erişir.
Aleviliğin Kurumları
Geçmişten bugüne Pirlik, Dedelik makamı ve Dede Ocakları Alevi kurumlarının en başında yer alır. Dede, Mürşit, Pir, Rehber, Talip, Musahiplik ve Zakirlik ile. yurt iç ve yurt dışında ki Cem Evleri, Dernekler, Federasyonlar ve Konfederasyonlar Kızılbaş-Alevi-Bektaşi kurumlarıdır.
Aleviliğin tarihsel sorunları
Bir toplumun geleceği doğru temelde geliştirilmezse o toplum yok olmaya mahkumdur. Bu ölçü Alevi toplumu içinde geçerlidir. Aleviler günümüzde buna uygun olan strateji geliştirmektedirler. Sadece Anadolu da değil, insanlık için bir değer olan Alevilik inancıda yaşamalıdır. Alevi inancının yaşamsı içinde Alevi örgütlenmesinin önündeki engellerde kaldırılmalıdır. Alevi inancı ya örgütlenme içindeki yerini tamamlayacak ya da asimle edilerek yok olacak. Aleviler bir dönüm noktasına girmiş bulunmaktadır. Alevi toplumunun istemlerini yerine getirilmesinde Alevi gençliği yükümlülükle karşı karşıyadır. Alevi gençliği istese de bundan kaçamaz. Alevi gençliği çabalarını, çabasızlıklarını, başarılarını, zaaflarını, sorumluluklarını görmek durumundadır. İnançlar nasıl oluşmuştu, Aleviliğin bu inançlar içerisinde konumu neydi?
İlk semavi (göksel) dinler daha Firavunları’nın baskılarının dönemde ortaya çıkmıştı. Musa önderliğinde gelişen Yahudi inancından sonra Hristiyanlık inancı da üst bir toplumsal yapı olmuştu. Hristiyanlık özünde baskılara bir cevaptı. ilahi bir emri denilsin isterse toplumsal her açıdan alternatif bir cevaptı. Y Ortaya çıkışından yaklaşık dört yüz yıl sonra Hristiyanlık Roma’nın resmi devlet dini oldu. İktidar olunca bu defa iktidar hırsı inancı iktidar için bir araç etti. Roma daha sonra inançlarla dünya dengeleri üzerinde etki kurdu. İsa’dan altı yüz yıl sonra İslamiyet çıktı. Roma da olduğu gibi Arap toplumunda bir devletin sözcüsü, temsilcisi Muhammed dönemiydi. Pek çok eski kültürü ve yaşam tarzını, eski Arap geleneklerini İslam-i kurallarla kurallaştırıyordu.
Fethettiklerle farklı coğrafyalarda zorla eski Arap geleneklerini “din adına” halklara dayatıyorlardı. İslamiyet’i geliştirmek, insanları dine davet etmek adına yapılıyordu. Bezirgan sınıfı ganimet ve iktidar peşinde koşuyordu. Kurulan devletler bir dönem sonra iç kargaşalarla Ali sonrası Aleviler üzerinde büyük katliam ve baskılar uyguladı. Bu baskılarla Aleviler kendilerini gizlediler. Dağlara kaçtılar. Tarihte pek çok defalar pek çok coğrafyada isyan ve ayaklanma geliştirdiler. İlk isyan Bu isyanların Eba Müslim Horasani’nin önderlik ettiği isyandı. Ve Emevi devleti yıkıldı. Abbasi devleti kuruldu. Abbasiler başlarda Alevi düşmanlığı yapmadılar. Zamanla Alevi düşmanı oldular. Oysa Abbasi devleti Alevilerin desteğiyle kurulmuştu. Ardından Aleviler farklı coğrafyalara dağıldılar gördükleri baskı ve zulümlerden dolayı. Günümüzde Aleviler dünyanın pek çok değişik bölgesinde yaşamaktadırlar. Anadolu’da, İran’da, Irak’ta, Azerbaycan’da, Balkanlar`da, Kafkasya’da, Avrupa’da, Türkmenistan’da, Fas’ta, Suriye’de, Ürdün’de, Mısır’da ve daha bir çok ülkede. Anadolu ve Balkanlardaki Aleviler kendilerini Alevi-Kızılbaş-Bektaşi olarak adlandırmaktadırlar. İran’daki ve Pakistan’daki Aleviler kendilerini Şii, Suriye’deki Nusayri, Fas’takiler İmam Hasancılar ya da İsmailliler. Ve Aleviler farklı coğrafyalarda farklı etnik kimliktirler. karşımıza çıkmaktalar. Pek çok ortak noktaları vardır.
Aleviliği geleceğe taşıyacak olan ve insanlığa tanıtacak olan Alevilik bilinci ve Alevi kadrolarıdır. İnsanlık tarihi baskılar ve bu baskılara karşı geliştirilen isyanların tarihidir. İslamiyet’in geliştiği coğrafyalarda, baskılara ve zulümlere direnen Aleviler olmuştur. Onları yok sayan, aşağılayan ve baskı uygulayan anlayışlar günümüzde de yaşanmaktadır. 1400 yıldır hep aynı sorunlarla karşı karşıya kalmışlar. Onların tarihleri de yalan yazılmış ve çarpıtılmıştır. Alevi tarihi içinde Kerbela, Hasan Sabbah, Hallacı Mansur, Nesimi, Babailer, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin gibi Alevi-Kızılbaş önderlerin “Yarin yanağından gayrı her şeyde ortak” diyen destanları ve felsefeleri insanlık için kazanımdır. Ve düşünsel açıdan sol düşünce çizgisi buna yakındır. Sosyalistler ve sol düşünce günümüzde Alevilerin ezilmesini engelleyendi. 68’lerden günümüze sol tabanını en çok Aleviler içerisinde buldu. Aldığı yenilgilerden sonra Aleviler öldürüldü Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta, Gazi’de ve Madımak’ta.. Sol hareket Alevilerin müttefiki ise Alevi gerçekliğini kabul etmek zorundadır. Alevi gerçekliğini kabul etmek demek; Alevi tarihini boyutlarıyla bilmek, Alevi sorunlarının çözümü için mücadele etmek demektir. Aleviliğin çarpıtıldığı gibi olmadığını belirlemek demektir. Alevi karşıtlarının iddia ettiği gibi Aleviler “sapık bir mezhep” mensupları değildir. Alevi inancı insanidir. Tersi insana, Alevilere saygısızlık etmektir. Neden bir Alevi kendi inancına hizmet etmesin ki? Bir Budist kendisine hizmet ediyorsa, bir Sünni kendine hizmet ediyorsa, bir Katolik kendine hizmet ediyorsa bir Alevi de kendine hizmet etmelidir. Sol bunda bir beis mi görüyor? Bir kişi inancına hizmet ediyorsa, bir Alevinin de kendisine hizmet etmesi hakkı değil midir? Bir Alevi bu hakkını kullanıyorsa kullansın. Sosyalistler bu hakkın kullanılmasına karşı çıkmazlar. Sosyalistler ve hiç kimse Alevi inançlarını basitleştiremezler.
Dünyada inançlar yok olduklarında Alevilik de o zaman yok olsun.
Alevi örgütlenmeleri eksiklik ve yetersizliklerine karşın kendince önemli birer değerdirler. Bu değerler Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap diye çıkmıştır.
Alevilik Bektaşilik ve Anayasal eşitlik sorununu
Anayasal eşitsizliğin Kızılbaşlık-Alevilik-Bektaşilik üzerine etkileri nelerdir? Alevilik konusunda sakıncalı olarak görülen düşünce: “kendi arzuladıkları Müslümanlığın ilkeleri bellidir ve Aleviler de o ilkelere uymalıdır. Bunun dışında hareket edenler bölücüdür, maksatlı kişilerdir” düşüncesidir. Yüzyıllardır farklı bir anlayışı savunan ve uygulayanlar, Alevi inancına geçmişte saldırıp iftiralar atanlardır. Bu iftiraların artık kimseyi bugün inandıramamaktadırlar. Gene de her gün değişik karalamalarla “Alevilik cümbüşlüktür” “camiden başka ibadet hane yoktur” “ cem evleri ibadet hane değildir” “İslam’ın tek ibadet haneleri camilerdir” diyerek basında ve medyada kendi “din görüşleri” topluma zorla kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bu anayasaya ve temel özgürlükleri tanımlayan evrensel yasalara da aykırıdır. Yakın tarihimizde Kenan Evrenin Alevi köylerine zorunlu cami yaptırmaya kalktı. Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi mahallesi, Tarikatlara Başbakanlıkta verilen yemek. Kararnamelerle tarihi mekanlara gömülen Tarikat liderleri. “İrtica” ve tehlike denilerek “28 Şubat Süreci.” Yıllardır sosyal yaşamın her alanının kuşatılmışlığı. Belli bir din anlayışının desteklenmiş olması, üniversitelerde ilahiyat fakülteleri bünyesindeki yüzlerce bölümde, binlerce öğretim üyesi ve kadrolaşma. İnsanların inanç özgürlüğü, anayasanın da çiğnenerek yok sayılması. Cumhuriyetten beri Üniversite kuruluyor. Bu Üniversitelerde Alevilikle ilgili yüksek lisans, doktora, doçentlik ve profesörlük tezleri yapılmış mıdır? İlahiyat Fakültelerinde Alevilikle ilgili kaç konu ele alınmıştır? İlahiyat Fakültelerinde Alevilikle ilgili kaç sempozyum, seminer ve ders verilmiş/veriliyor mu? Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevi inançlılara yönelik kaynak ayırmış mı? Aleviler için ne yapmış? Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Alevilere kimse “vatan, millet edebiyatı” yapmasın. Bu edebiyatı yapanlar içinde çıktı en çok çeteler ve mafyalar.
Anayasanın 10. maddesi “Kanun önünde eşitlik” başlığı altında; “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” diyor. Yine anayasanın “Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması” ile ilgili 63. madde: “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır” diyor. Alevilik inanç ve yaşam bakımından bir manevi bir ”değer” değil midir? Aleviler haksızlığa uğramaktadırlar. Bu gün genel bütçeden Alevilerin inançlarını, değerlerini yaşatabilmeleri için gerekli kaynak sağlanıyor mu? Özellikle büyük kentlerde faaliyet gösteren Cem Evleri tanınmalı ve yasal değişiklikler sağlanmalıdır. Aleviler ibadetlerini ve cenazelerini Cem evlerinde yürütmektedirler. T.C Camiye ne kadar mesafede ise Cem evine de o mesafede olsun. Camilerin elektrik, su giderleri devlet tarafından karşılanıyor. Bu haktan Cem Evleri neden yararlanmamaktadır. Eski Cumhurbaşkanı Demirel, eski hükümet ortağı Başbakan Ecevit, Cem evleri açılışlarına resmen katılmışlar, çeşitli vaatlerde bulunmuşlardı. Gene de Cem evlerinin yasal statüsü sağlanmamıştır.
Zorunlu Din derslerinde Aleviler için hangi gerekli düzeltmeler yapıldı? Ders kitapları Alevi inancına yer vermediği gibi öğretmenler Alevileri yeren konuşmalar yapabilmektedirler pek ala.
Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşilikte Ocaklar ve hiyerarşik yapının kökenleri
Alevi Dede Ocaklarını, bu kurumları Ocak zadeler soy yoluyla getirmişler. Pek çok Ocak zadeler ise Anadolu’da keramet gösteren sözlü geleneğe ve şecerelerde yazılanlara göre olağanüstü güçlere sahip olmaları ve keramet göstermeleriyle Ocak zadedirler. Onlar olağan üstü güçlere hükmetmiş kimliklerdir. Ocaklardan bazıları ise hizmet bakımından özellikle Hacı Bektaşi Veli, Sarı Saltık, Baba Mansur, Abdal Musa, Seyit Cemal, Cemal Abdal, Kureş Baba, Ağuiçen gibi 12 Ocak Pirleri, Dedeleri taliplere; Dedelik, Pirlik yapmak üzere yetiştirdiklerine icazet vermiş, el vermiş ve bu yolla el almış kişiler olan “Dikme Dedeler”in oluşturdukları Ocaklardır. Ocaklar ne zaman ortaya çıkmış? Alevilik içerisindeki özellikleri ve işlevleri nelerdir? Ocak zade Dedeler, Pirler, Dikme Dedeler bu konuyla ilgili şöyle tanımlamalar yapmışlardır: 1-Ocakları Hz. Ali’nin soyundan gelen aileler o zamanlar kurmuştu. 2-Ocaklar Hacı Bektaşi Veliden önce vardı. 3-Ocakları Hacı Bektaşi Veli zamanında vardı. 4-Ocaklar Şah İsmail’den sonra oluşturulmuştu. Ocaklar zadeler Pir, Dede aileleriydi. Kızılbaş-Alevi-Bektaşi Ocaklarının işlevleri ise şöyledir: Mürşit Ocakları, Pir Ocakları, Rehber Ocakları, Düşkün Ocakları.
Alevi Ocakları arasında ayrım yoktur. Onlar ayrımcılığa yer vermezler ve “eri erden ayıran kördür” derler. “El ele el Hakka” diyen Ocaklar; Mürşitlik, Pirlik, Rehberlik bağıyla birbirlerine bağlıdırlar. Her Dede ailesi kendini bağlı saydığı Dede ailesinin talibi sayar. Ocaklardan bazıları başka Ocaklara bağlı kalabilir. Bağlanan Ocak Mürşit Ocağı, bağlı olan Ocak Pir ocağıdır. Rehberlik de bir başka Ocağın hizmetini paylaşır. Böylece tüm Ocaklar birbirlerine bağlı olurlar. Hizmeti paylaşırlar. Bunun için paylaşıma “El ele El Hakka” denir.
Örneğin: Sarı Saltık Derviş Cemal’in ve Ağuiçen Mürşididir. Kureyş’in Mürşidi Baba Mansur’dur. Baba Mansurluların Mürşidi Şeyh Ahmet Dede evladıdır. Bunlar El ele, el Hakka birbirine bağlıdırlar. Anadolu’da Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşilikte; Mürşit Ocağı, Pir Ocağı, Rehber Ocağı kavramlarının tanımlanması ve hiyerarşik yapısı bu şekildedir. Ocak ve Dedelik Kurumu bu üçlü görev olan; Mürşitlik, Pirlik, Rehberlik kurumunun olmazsa olmazıdır. Alevilik bu kurumlar üzerinden bu kurumlar aracılığıyla getirilmiştir günümüze.
Alevilikte ”yol düşkünü” olanların bağlandığı Düşkünler Ocağı vardır. Düşkün olanlarla ilgili başlarda farklı uygulama vardı. Her Ocak kendi içerisinde Düşkün sorununu çözüyordu. Düşkün Ocağı Hıdır Abdal Ocağıdır. Eskiden de bu gün de Dersim, Alevi yerleşim alanlarının en başında gelir. Hıdır Abdal Ocağı ziyaretgahının olduğu yer Dersim’de ki Ocak Köyüdür. Hıdır Abdal Ocağı Dedeleri bu görevi Hacı Bektaşi Dergahı’nı temsil eden Çelebilere vekaleten yapıyorlar. Başlangıçta bu yetki Hacı Bektaşi Dergahına aitti. Bu görev sonradan Alevilerin yoğun olduğu bölge olan Dersim deki Hıdır Abdal Ocağı’na vekaleten verildi. Alevi Ocaklarından 12 Ocağın dokuzu Dersim’de, ikisi İstanbul’da, biri de Antalya’dadır.
Ocaklar; ikiye ayrılır. Bağımsız Ocaklar ve Hacı Bektaşi Çelebilerine Bağlı Ocaklar olarak bilinirler. Ocakların aralarında farklılıklar vardır: Erkânlı Ocaklar, Pençeli Ocaklar.
Alevi Ocaklarında törenlerdeki uygulamalar ve izledikleri esaslar da farklılıklar olabilir. Anadolu’nun uzak bölgelerinde yaşayan Aleviler arasında iletişim Ocak zade Dedeler, Pirler aracılığıyla olurdu. Ocaklarının değişik bölgelere göre farklı nüfuzları vardır. Ocak zade Dedeler, Pirler kendilerine bağlı bölgeler ve köyler dışında faaliyet gösteremezler. Talipler içinde bir talip başka Dedeye, başka Pire talip olamaz. Taliplik babadan oğula geçer. Dedelikte, Pirlikte babadan oğula geçer. Bu böyle. Baba hangi Ocağın talibiyse, hangi Ocakta ise, oğul da mutlaka o Ocağın talibi olur.
Bir Dedenin, bir Pirin talipleri aynı köy içerisinde olduğu gibi başka köy içerisinde de olabilir. Dedeler, Pirler hizmetlerini taliplerinin evlerine giderek yerine getirirler. Dede ve Pir istediği eve gider konuk olur.
Alevilikle İlgili Sorunlar
Türkiye’de, Alevilikle ilgili sorunların olduğu genel bir kabul halini aldı. Buna rağmen Aleviliğin ve Alevilerin sorunları yoktur diyenler var. Alevilikle ilgili sorunları kabul etmek, eski inkar ve yok saymanın karşısında bir ilerleme olsa da, her kesim tarafından bu durum için yeni bir aşamaya varmak gerektiği anlaşılmaktadır. Geniş halk yığınları içerisinde Alevilik ve Aleviliğin sorunları birbirlerine karıştırılmaktadır. Aydın ve entelektüeller arasında, siyasi parti ve kurumlar arasında da bu böyledir. Alevilik nedir? Aleviliğin sorunları nelerdir? İkisi aynı şey değildir. Ancak Alevilik ve Aleviliğin sorunları bir olgudur.
Alevilikle ilgili tanımlar yapılmaya çalışılırken, mezhep, tarikat, meşrep gibi bazı kavramlar kullanılıyor. Hangisi Aleviliktir? Aleviliğe yabancı gelen, yabancı olan söylemlerle Alevilik tanımlanamaz.
Alevilik ve Alevi tarihinin en önemli etkeni olan sorunları ortaya korken; “siz de Müslümansınız, kabul ettik, biz de Hz. Ali’yi çok severiz” denilerek geçiştirilebilecek bir mesele midir Alevilik ve sorunları? Sorunu ortaya böyle koymak samimiyetsizliktir. Aleviliğin sorunları yalınız dinsel-inançsal- farklılık olarak algılanması ve buna göre çözüm aramaya kalkılması ile ilgili her şeyden önce bir konuyu açıkça ortaya koymak gerekir.
Dünya tarihine baktığımızda toplumlar içinde ve arasında en kanlı, en uzun süren çatışmaların ilk sıralarında, doğrudan dinsel nedenlerden kaynaklanan çatışmaları görürüz.
Alevilerin sorunu dinsel sorunmuş gibi görülemez. Elbette Alevilerin inanç sorunları vardır. Din hizmetlerinin nasıl olacağı, Alevi toplumunun dağılmış yapılanmalarının nasıl oluşturulacağı, nasıl düzenleneceği, toplumun tümü ve devletin katılımı olmadan çözülebilecek sorunlar değildir. Alevilerin bazı sorunları tamamen Alevilerin kendilerine özgü, kendi aralarında çözmeleri gereken sorunlardır. Ama bu sorunların hiçbiri toplumsal meselenin büyüklüğünü açıklamaya yeterli değildir. Tarihleri boyunca Alevilerin, Osmanlıdan bu yana, oradan buraya sürülmeleriyle üzerlerine bir korku ve güvensizlik gelmiş. Alevilerin her türlü sorunları bu güne dek büyütülmüş ve kendilerine karşı kasıtlı yapılmış hareketlerdir. Aleviler bu sorunları böyle görmektedirler. Alevilikte problem olarak görülen ve öyle dile getirilen sorunların çoğu; toplumsal, ekonomik, siyasi sorunlardır. Bu soruların ekonomik ve siyasi çözümleri, inanç farklılıkları bir gerçekliktir. Böyle kabul edilip ülke koşulları olgunlaşmadan Aleviler bu konulara açık tanımlar getirmeye zorlanmamalıdır. Anadolu Aleviliğinde “buraya kadar söylerim” diye bir söz vardır.
Diyanet çevrelerinin açıklamaları
Alevilikte 4 kapı 40 makam vardır. Aleviler, insanı doğuştan olgunlaşmamış, ham kişiliğe sahip olarak farz eder. Bu nedenle de insan aşamalı ve dört kademeli olarak uygulamalı pişirilir, olgunlaşır “İnsan-i Kamil” olur. Böylelikle olgunlaşmış bir topluma doğru gidilir. İnsan, 4 kapı 40 makam 360 menzil içerisinde yaşamda uyması gereken kurallar haline dönüşür.
Diyanet ve çevresi hep “ya Alevilere para aktarılırsa?” korkusunu yaşamaktadırlar. Diyanet, Alevilerin “Sünni olduklarını” ispatlamak için her dönem telaşlı bir gayret içine girmiştir. Diyor ki: “Alevi-Bektaşi büyüğü olarak bilinen türbe ve tekkelerin yanı başında bulunan camilerle, Anadolu’daki binlerce Alevi köyündeki tarihi camiler, Alevilerin dini durumları hakkındaki ret ve inkar edilmez en önemli belgelerdir. Dolayısıyla ülkemizdeki Alevi-Sünni herkesin ortak mabedi camidir.” Bir çırpıda Alevilerin tek “mabedi”nin cami olduğunu ispatlıyor(!) Anlatmak istedikleri Hacı Bektaşi Dergahı’ndaki cami ise, bunun Yeniçeri kıyımından ve Dergahın, Nakşibendi işgali altına verilmesinden sonra oraya cami yapıldığı gerçeğini inkar ediyor. Şu gerçek iyi bilinmelidir ki, hiç bir Alevi köyüne, Alevilerin istekleriyle cami yapılmamıştır. “Binlerce” diye abarttıkları tarihsel camiler, 17. yüzyılda Bektaşilikten dönme Şeyh Aziz Hüdai Efendinin Padişaha, “Ve her köye bir Sünni imam nasboluna..” tavsiyesi üzerine, Osmanlı siyasetinin Alevilerin köylerine cami yaptırması zorlamalarla girmiştir. Bu da sayısı bilinmeyen beş-on uygulama dışında başarılı olamamıştır. “Ret ve inkar edilemez önemli belgeler” diye abarttıkları bunlardır. 12 eylül 1980 Kenan Evren döneminde de Alevi köylerine zorla camiler yapılmıştır, ama gene başarısız olmuştur. Harcanan binlerce lira paralar devlet bütçesinde kendiliğinde yıkılmasına sebep olan o işlevsiz boş cami binalarına harcanmıştır. “Ülkemizdeki Alevi-Sünni herkesin ortak mabedi camidir” diyorlar. Bu, büyük bir yalandır. Aleviler ne camiye gider, ne Ramazan orucunu tutarlar. Alevi-Bektaşi evliya türbeleri ve tekkelerinin yanında birkaç cami veya mescit varsa da, bunlar sadece ziyaretçi Sünni Müslümanlar içindir ve onları da kendileri yaptırmışlar. Diyanet çevresinde çok iyi bildiği üzere Aleviler, geleneksel konuk severlikleriyle birlikte başkalarının din ve inançlarına saygı gösterirler; onları engelleyici ya da aşağılayıcı davranışlarda bulunmazlar. Çevrelerindeki Sünnilerle iyi komşuluk ilişkilerinde bulunan Alevi köylerindeki konuk odalarında, türbelerde, hatta özel evlerde, sadece Sünni konuklar ve ziyaretçiler namazlarını kılsınlar diye renkli seccadeler bulundurduklarına kimler tanık değil ki? Bu gelenek, ta 10. 11. yüzyılın Proto-Alevileri olan Karmatilerden kalmadır. Karmatiler beş vakit namazı, bir aylık orucu zorlayan Ortodoks İslam’ın ibadet zorunluluklarına son vermişlerdi. Sadece Kelime-i Şahadete inanıyorlardı. Karmatilerin en önemli kentleri olan Lahza’da, bu kente gelen, kentle ilişkileri olan Sünnilerin namaz kılmaları için sadece bir cami yapılmıştır.
Diyanet ve onun çevresinde bulunan pek çok kişilerce; “Aleviler, ibadetlerini Hanefi mezhebine göre yapmakta, Alevi Dedeleri cenaze namazlarını Hanefi mezhebine göre kıldırtmaktadırlar” deniliyor. Bu da yalandır! Alevilerin ibadetlerinin “Hanefi mezhebinin ibadetleriyle” hiçbir ilgisi yoktur. Aleviler Hanefi mezhebin kurucusunu 12 İmamlardan İmam Cafer’in öğrencisi olarak tanırlar. İslam’daki salat (tapınma, dua), vakit ve cenaze namazı uygulamalarını herkeste bilir ki mezheplerin kendileri yaratmıştır. Kuran’ın hiçbir yerinde kesin vakitlere, yer ve biçimlere bağlanmış tapınma, dua (salat) yoktur. Aleviler Tanrının sadece beş vakit namaz kılınmakla düşünüleceğine inanmazlar. O’nu sürekli düşünmek ve Kuran’da yazılı olduğu gibi, “Tanrıyı ayakta dururken, otururken ve yatarken’ ve hatta ‘yaya yürürken ve at üstündeyken anımsamaları, zikretmeleridir.’ (Kuran, 2:24). Kuran’ın hiçbir yerinde günde beş kez ibadet etmek için açık bir emir ve bir kanıt yoktur. Alevilerin inançlıların zahiri anlamda tek ibadetleri cenaze namazlarıdır. Bu da, çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlarla iç içe, yan yana yaşamaları ve birbirlerinin cenazelerine katılmalarıyla benzeşmiştir. Camilerdeki Sünni cemaatten çoğu, camiye bir Alevi cenazesi geldiğinde “sağlığında cami tanımayanın cenaze namazı kılınmaz” dedikleri ve Alevilerin cenaze namazlarına durmadıkları; hatta bazı cami imamlarının Alevi cenazelerinin namazlarını kıldırmadıkları Türkiye’de bilinmeyen gerçek midir? Günlük yaşamda Camilere, Alevinin girmediklerini bilmeyen var mı? Ama Diyanet çevreleri bu durumu yalanlamaya çalışmakla yalan söylemiyorlar mı? Alevilikte ölü gömüldükten sonra, ölen talip için ilk Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece “Dar’dan indirme” ritüeli yapılır. Ölenin musahibiyle eşleri “Dar’a durur.” Yaşadığı dönemde ölenin borçları ve ardından bıraktıklarına verdiği zararları musahipler üstlenir. Canlardan razılık alınır. O zaman ölenin “ruhu arınmış olarak yükselir.” Alevilikte ölenin ardından yapılan budur. Bu durumun Diyanet ve çevrelerinin söyledikleriyle ve Türkiye de ölen Sünnilerin törenleriyle bunların bir benzerliği var mıdır? Sünnilikle ve Hanefilikle bu durumun bir bağı var mıdır?
Sonuç olarak, Türkiye’de son 15-20 yılın Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler için bir uyanış ve gelişme olduğu yıllardır. Bütün iftira, inkar, karalama; Madımak, Gazi olayları gibi kışkırtma ve karanlık saldırılarla Aleviler üzerinde oyunlar döndürülmek istense de, Alevi toplumunun istenilmiş ya da istenmemiş olsun bu kötü olaylar Alevileri derinden yaralamıştır. Her Alevi’yi etkilemiştir. Bütün olanların yanında hala Alevilerde ki bu gelişme ve uyanışı, inançlarına, kültürlerine, yaşamlarına, ibadet ve tapınım biçimlerine sahip çıkan Alevilerin bu durumu anlaşılan o dur ki Diyanet ve çevrelerini üzmektedir. Bu yüzden de Arap-Sünni İslam tarafından Alevilerin bu konumları “dengelenerek” Alevilik hala bin türlü yolla “içeri çekilip eritilsin” istenilmektedir. Alevilik, uydurma sahte bir kimlikle Sünnileştirilmek istenilmektedir. Arap-Sünni İslam ve Türk-İslam sentezi çerçevesinde Alevileri Diyanete ve camiye bağlamak, asimle etme istenilmektedir. Resmi ideoloji ve Diyanet, Alevi toplumunun inancını yok saymaya devam etmektedir. Türkiye siyasal iktidarları, AB üyeliği için; insan hakları ve demokratik açılımlarda, reformlarda, ilerleme konularında samimi bir şekilde Alevi gerçeğini, farklı inançların, farklı görüşlerin, farklı ibadetlerin, yaşam özgürlüğünü; var olma özgürlüğünü ve Alevilerin sorunlarını cem evlerini, zorunlu din dersi öğrenimini, Sünni inancından farklı uygulamalarının olduğunu tanımalı ve önündeki Anayasal engelleri kaldırmalı gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır.
Üçler, Beşler ve Yedilerin 2010 Versiyonu...
Konu Sahibi / Yazar
T U N Ç
Kategori / Forum
Tartışmalar
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
7045
Üçler, Beşler ve Yedilerin 2010 Versiyonu...
Üçler, Beşler ve Yedilerin 2010 Versiyonu...
Alevilik de Üçler-Besler-Yediler
Üçler nedir?
Üçler, vücut, can ve ruhtur. Can, kan demektir. İnsanın kan dolaşımını anlatmaktadır. Ruh ise irade demektir. Vücuda iyi bakılırsa, kan temiz olur. İyi gıdalar alınırsa kan temiz olur. Bunun için irade, bilgi gereklidir.
Beşler nedir?
Beşlerin dördü dünya, biri insanla ilgilidir. Dört; ateş, rüzgar, su ve topraktır. Ateş ve rüzgar bir, su ve toprak birdir. Aslında dördü bir gömleğe girmektedir ve birdir. Beşincisi ise Candır. Can, Üçlerin toplamıdır. Vücut, kan ve iradenin toplamına Can denir, yani insan.
Yediler nedir?
En önemlisi yedilerdir. Yediler olmaz ise Kırklar olmaz. Yediler, Dünyaya ait olan dört ile insana ait olan üçten meydana gelmektedir. Dört, ateş, rüzgar, su ve topraktır. Üç ise can, canan, çocuktur. Gelecektir. Can erkek, canan kadındır. Can ve canan bir gömleğe girerler, bir olurlar.
Alevilik inancında 4 kapı 40 makam
Dört kapı kırk makam şeklinde ilkeleşen ve insanı “İnsanı Kâmil”, “Zümre-i Nazenin”, “Seçkin İnsan” olmaya götüren ilkeleri, Hacı Bektaşi Veli zamanında Pirler, Dedeler Alevi uluları tespit etmiştir. Bu ilkeler insanı olgunluğa götürür. İnsan, insanla insandır ve o tanrıya kırk makamda ulaşır, dost olur. Bu makamlar, marifet ve hakikat içindedir. Sıradan insan dört kapı ve dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerse, ruhu ve benliği erginleşir. Kamil insan, zümre-i nazenin (seçkin insan) olur. Zümre-i nazenin ancak o zaman ilâhi sırra erişir.
Ender abi yukarıda yazılan sizin fikriniz mi,alıntı yaptığınız yerin bir parçası mı öğrenebilirmiyim.
Üçler nedir?
Üçler, vücut, can ve ruhtur. Can, kan demektir. İnsanın kan dolaşımını anlatmaktadır. Ruh ise irade demektir. Vücuda iyi bakılırsa, kan temiz olur. İyi gıdalar alınırsa kan temiz olur. Bunun için irade, bilgi gereklidir.
Beşler nedir?
Beşlerin dördü dünya, biri insanla ilgilidir. Dört; ateş, rüzgar, su ve topraktır. Ateş ve rüzgar bir, su ve toprak birdir. Aslında dördü bir gömleğe girmektedir ve birdir. Beşincisi ise Candır. Can, Üçlerin toplamıdır. Vücut, kan ve iradenin toplamına Can denir, yani insan.
Yediler nedir?
En önemlisi yedilerdir. Yediler olmaz ise Kırklar olmaz. Yediler, Dünyaya ait olan dört ile insana ait olan üçten meydana gelmektedir. Dört, ateş, rüzgar, su ve topraktır. Üç ise can, canan, çocuktur. Gelecektir. Can erkek, canan kadındır. Can ve canan bir gömleğe girerler, bir olurlar.
Alevilik inancında 4 kapı 40 makam
Dört kapı kırk makam şeklinde ilkeleşen ve insanı “İnsanı Kâmil”, “Zümre-i Nazenin”, “Seçkin İnsan” olmaya götüren ilkeleri, Hacı Bektaşi Veli zamanında Pirler, Dedeler Alevi uluları tespit etmiştir. Bu ilkeler insanı olgunluğa götürür. İnsan, insanla insandır ve o tanrıya kırk makamda ulaşır, dost olur. Bu makamlar, marifet ve hakikat içindedir. Sıradan insan dört kapı ve dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerse, ruhu ve benliği erginleşir. Kamil insan, zümre-i nazenin (seçkin insan) olur. Zümre-i nazenin ancak o zaman ilâhi sırra erişir.
Ender abi yukarıda yazılan sizin fikriniz mi,alıntı yaptığınız yerin bir parçası mı öğrenebilirmiyim.
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi