Yobaz, kelime mânâsıyla; sadece kendi fikirleri doğru kabul eden, bunun dışındaki hiçbir şeye prim vermeyen, yeniliğe kapalı ve fikirlerinin kat'i suretle tartışılmasını istemeyen bulanık, karışık ve karanlık zihinli insanların geneline verilen ad… Fakat '' yobaz '' denilince, ülkemizde akla gelen ilk şey '' Müslümanlar… '' Bu, o kadar primitif bir yaklaşımdır ki, bedahet belirtici hiçbir vesika göstermeksizin, ülkemizde ağzına '' İslâm' ın İ' sini, Müslümanlığın M' sini alan '' herkes, birilerine göre yobaz olarak yaftalanmaya ve o şekilde değerlendirilmeye mahkum… Oysa '' yobaz '' sadece dini kendi çıkarları çerçevesinde kullanan ve ilerlemeye kapalı şahıslar için değil, bir hizbi, bir ideolojiyi, bir partiyi, yahut bir düşünceyi deli gömleğine sarılır gibi sarılan herkes için kullanmak mümkündür... İslâmiyeti tamamen kendi sığ düşüncesine göre kabul eden ve kesinlikle dış fikirlere tahammülü olmayan bir kişi, yobaz olarak nitelendirilebileceği gibi, yine kendi ideolojisinin dışına çıkamayan ve karşıt görüşlere tahammül edemeyen herhangi bir Kemalisti yahut Milliyetçiyi de yobaz olarak tanımlamak gayet mümkündür… Türkiye, yobazlıktan çektiği kadar başka hiçbir şeyden çekmedi… Kemalistin yobazı, Müslümanın yobazı, Milliyetçinin yobazı, ülkeyi öyle bir çemberin içine aldı ki, bambaşka bir fikri savunmak neredeyse '' vatan hainliğiyle '' eş görüldü… Bu apaçık saçmalığa herkes ortak oluyor… Herkes kendi karşıt görüşünü '' hain '' olmakla, '' işbirlikçi '' olmakla suçluyor. Oysa çok sesliliğin hakim olduğu bir ülkede, daha müreffeh koşulların oluşabileceği aşikâr bir gerçekken, nedense hiç kimse kendisinden farklı düşünenleri dinlemek istemiyor…
Bugüne kadar bizim gördüğümüz, ve bize gösterilmek istenen, sadece Müslümanların '' yobaz '' olarak nitelendirilebileceğiydi… Oysa böyle bir tanımlama, asla tek bir hizip için kullanılamaz, bütün bir cemiyeti kapsayan, türlü ideolojinin, envai çeşit partinin ve herhangi bir siyasi görüşe sahip filanca kişinin de '' yobaz '' olması, eğer ki kendisinden başka hiçbir görüşe saygısı ve tahammülü yoksa, gayet mümkündür ve böyledir…
Size bir vesika göstereyim… Türkiye' nin eski profesörlerinden… Adı: Sadrettin Celâl… Bir dönem, Lenin henüz Rusya' yı demir yumruğunun altında inletirken, Moskova' ya gidiyor ve Lenin' le tokalaşmak şerefine (!) eriyor… Lenin, gayet tabii bir şekilde, herhangi biriymiş gibi Sadrettin Celâl' i karşılıyor ve dünyanın herhangi bir yerinden gelmiş bir şahıs gibi kendisine mukabele ediyor… Sonra ne oluyor dersiniz ? Sadrettin Celâl Türkiye' ye döner dönmez eline bir eldiven geçiriyor ve hayatı boyunca, Lenin' in sıktığı eline hiç kimseyi dokundurtmuyor, hiç kimseyle tokalaşmıyor… Komünizmin yobazı olur muymuş ? Olurmuş, olunca da, bir karış sakalıyla dini kendi menfaati için kullanan dev cübbelerin ardına sığınmış, cüce ruhlu din yobazlarından da hiçbir farkı olmazmış…
Komünizm, bu ülkede sanıldığı gibi 70' lerde patlak vermedi… Komünizmin ilk ve en yaygın mücadelesi 1920' lerin sonundadır… O yıllarda – Aydınlık – adını taşıyan bir kitavebi kurulur… Şefik Hüsnü de derginin başındadır. Türkiye' de ilk olarak, Karl Marx' ın fikriyle, Engels' in redaktesi ve eklemeleriyle neşredilmiş şu meşhur Komünist Manifesto' yu ( Das Kommunistische Manifest ) tercüme eden adam… Ayrıca – Orak – Çekiç – ismini taşıyan bir de dergileri var… Dergi çıkar çıkmaz, manşet olarak attıkları yazı şudur;
'' Yobazların beyaz sarıkları onlara kefen olmalı ! ''
Korkunç ! Fareden ve filden ayrı ayrı kıl koparıp, ikisini müsavi tutan komünizm, ne hikmetse kafayı bu ülkede '' yobazlara '' takıyor… Fakat yobaza bir tanım getiremiyor da, başında beyaz sarık olan herkesi yobaz olarak vasıflandırıyor… Felaketin boyutunu düşünebiliyor musunuz ? O yıllarda, ideolojisine sımsıkı bağlı bir komünist, kafasını beyaz bir sarığın çerçevelediği herhangi bir din alimini bile yobaz olduğu için öldürebilir ve bunu Orak- Çekiç dergisinin attığı manşete bile bağlayabilir… Fikirsizliğin, yobazlığın, sabit düşünce yılanının çerçevelediği '' komünizmin yobazlığından '' bir misal gördünüz…
Türk insanı bu yanlıştan kurtulamamaktadır… Daha evvel de, başka yazılarımda belirttiğim gibi, mefhumlara hakiki anlamlarını bahşetmeli, piçleşen tanımlardan ve hiçbir anlama çıkmayan uydurma kelimelerden ihtimamla kaçınmamız lazım… Yoksa görüyorsunuz ki, bu ülkede Müslümanın da, Komünistin de, Kemalistin de, Milliyetçi' nin de, her görüşe ve her hizbe mensup kişilerin arasından da tipik seri malı – yobaz – karakterleri fışkırmaktadır ve yobazlık tek bir güruha mâl edilemeyecek kadar geniş bir anlam ihtiva eder…
İslâm Peygamberi Hazreti Muhammed' in, asırları kapsayan derin bir sözü nakledilir yüzyıllardır; '' Bir günü, diğerine eş geçen aldanmıştır '' … Düsturu görüyor musunuz ? İlkenin büyüklüğünü ? Oysa yobazın her günü birbirine eştir… O, yüzeysel bakış açısıyla ele aldığı mevzuları, örümcek bağlamış beynine öylesine ustalıkla nakşeder ve kendi fikirlerini bütün mevcudiyetiyle karşı tarafa kabul ettirmek gafletine öyle cühudane bir tavırla düşer ki, görüp görebileceği, gözlerini tıkayan, beyin damarlarını istifleyen koca bir '' yobazlık mikrobu '' en nihayetinde bütün fikirlerini işgal eder ve olan olur; yobazın içindeki örümcek artık onu yönetmektedir… Yobazın neden örümceklerle ilişkilendirildiğini hiç düşündünüz mü ? Örümcek, cüce cüssesine göre, hayli sert ve kendine has, özel bir maddeden müteşekkil ipiyle son derece sağlam '' ağlar '' örebilmektedir… Yüz bin örümcek aynı anda çalışsa, bir insanı tamamiyle saracak ve asla kurtulmasına imkân bırakmayacak derecede kuvvetli bir ağ örebilir… İşte yobazın beyni de böyledir… O, beyninin her kıvrımını sarmış ağlardan asla kendisini azade edemez, ne dışarıdan fikir alır, ne de içerisinde hapsettiği fikri muhakemeye açar… Yobaz, tam anlamıyla bir – yenilik – düşmanıdır…
Bambaşka bir kelimeye değinmek istiyorum: Muhafazakâr ! Nedir Allah aşkına şu – muhafazakâr - ? Sözlük anlamına bakıldığında; koruyan, kollayan, savunan gibi anlamlara geliyor… Fakat neyi savunuyor ? Türkiye' de, muhafazakâr kelimesi de en çok sıkı dindarlar, koyu Müslümanlar için kullanılıyor… Bu da herkesin içine düştüğü apaçık bir yanlış… Sadece din muhafaza edilmez… Bir milliyetçi de, kendi düsturu içerisinde, sahip çıktığı düşünceleri muhafaza edebilir, bir Kemalist, Altı Ok' u koruyabilir, ona herhangi bir zararın isabet etmesini istemez… Bu minvalde, bir Kemalist de, bir milliyetçi de muhafazakâr olabilir… Komünizmin de muhafazakârı vardır… Her cephenin, her hizbin, her ideolojinin muhafazakârı vardır… Bundan daha doğal bir şey olabilir mi ? Fakat yine de, temas etmek istediğim bir başka nokta şu; muhafazakârlık, acaba gerçekten de dolu bir kavram mı ? Bu, insanın neyi muhafaza ettiğine bağlı… Söz gelimi, alafranga bir tuvalete oturduğunda, kalçalarının yanaklarına su sıçramasını istemeyip, ellerini kalçalarına siper eden bir kişi de kalçalarının muhafazakârıdır… Bu denli sığ bir kelime, herhangi bir ideolojiyi müdafaa eden ve onu kollayan biri için kullanılabilir mi ? Şu da bir gerçektir ki, İslâm' ın muhafazakârı diye bir şey yoktur… İslâm muhafaza edilmez, muhafaza eder… Din, insanların muhafazasına ve savunmasına bırakılsaydı, ortada – din – diye bir şey kalmazdı… Her din, kendi düsturu ve kendi kaideleri çerçevesinde zaten kendi kendisini muhafaza etmektedir, mensuplarının muhafazasına ihtiyacı yoktur… En çok düştüğümüz ve her alanda kullanmayı alışkanlık haline getirdiğimiz bu iki kavramın, ne denli yanlış kisvelere büründürüldüğünü gördünüz… Okumayan, sadece kulaktan dolma bilgilerle hareket eden, kendi fikrinden başka hiçbir şeyi benimseyemeyen herkese '' yobaz '' diyebileceğimiz gibi, saldırgan bir tavırla, fikrini sevmediği, beğenmediği bir şahsa da '' yobaz '' diyerek ateş püsküren herksi de yobaz olarak yaftalayabiliriz ! Yobaz, kendi sathi gözlükleriyle, koca Dünya' yı bir su kabı kadar küçük gören ilkel bir yaratıktır… ve bu yaratık, Türkiye' yi çepeçevre kuşatmıştır… Domuz gribinden, sars hastalığından, deli danadan, kuş gribinden, bilmem ne belâdan daha tehlikeli marazi bir rahatsızlık olan '' yobazlık '' her ideolojinin kendi içinden tasfiye etmesi gerektiği müseccel bir mikroptur !...
Türkiye'de yobaz ve yobazlık
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende ZöhremÂdir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.
TürkiyeÂye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi AnaÂdır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.
Bildiren: Pir Zöhre Ana
Hak mehlemi sende ZöhremÂdir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.
TürkiyeÂye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi AnaÂdır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.
Bildiren: Pir Zöhre Ana