Tanrı, Ali, İnsan
Mani’den bu yana Nur olarak kabul edilen Tanrı hakkındaki oluşan görüş farklılığı: Mani, ilk zamanda Nur ile Karanlık barış içerisinde yan yana olduğu ve Nur’un birden fazla niteliğiyle Tanrı olduğunu ve Nur’u “Yüceliğin Babası” olarak adlandırır. İkinci zamanda ise Nur’un birden fazla niteliğiyle Karanlıkla olan çatışmasında çok parçalara bölündüğünü, Tanrı dağılan Nur parçalarıyla birlikte hem kendisi, hem de hepsinin sahibi konumunda olduğunu söyler. Bir anlamda sanki dağılan parçalarla aynıdır, birdir. “Ancak bir anlamda da onlardan farklıdır.” Anlaşıldığı gibi Tanrı saf olan Nur’dur. Saf olan Nurun dışındaki ise Tanrının tecellisidir.
Aleviliğe baktığımızda Tanrı, Ali adıyla kodlanmış gibi görülmektedir. Her ne kadar Ali dense de, Ali’nin Tanrılığı konusunda farklı algılama ve görüşler mevcuttur. Görülen, görülmeyen her şey Hakkın tecellisi olduğu şeklinde vurgulanmakta ve Hakk’ın kendisi Nur olduğu ifade edilmektedir. Hakkın Nur olması ve her şey Hakkın tecellisi olma anlayışıyla ve Hakk ile insan benzeşliğinin kurulmasıyla, Nur olan bütün nitelikler Ali adıyla anılır olmuştur.
Ali, insan, Tanrı özdeşliği farklılık olarak görülmektedir ve çelişki gibi algılanmaktadır. Ve bu noktada tartışmalar süregelmektedir. İnsan Tanrı’nın bir tecellisi olduğuna göre Ali Tanrı’dır diyenler ile Ali Tanrı değil, Allah’ın Aslanıdır diyenler olmak üzere iki ayrı görüş mevcuttur.
Aşık Yemini, Faziletnemesi’nin 67. sayfasında Hazreti Ali’den ayrılmayan, ona içten, candan bağlı erlerin başında Nasiri Tusi, Selman, Ammar, İbni Seman, Kamber, Mühibbi Rumi, Cebir Ensari’nin geldiğini söyler. Dikkat edilirse Ali’ye yakın olan bu yedilerin her biri ayrı coğrafyaların mensubu kişilerdir.
Aşık Yeminin anlatımına göre Nasiri Tusi ve İbni Seman Ali’ye Tanrı dediğinden kafir olduklarını, azdıklarından Ali onların başını vurduğunu, Halbuki bu iki kişi gönülden iman edenler olduğunu söyler. “Ali’ye ve Ali soyuna bağlı isen gel konuyu anla.” Diye uyarı yapmaktan da kendisini alıkoyamaz.
Örneklendirecek olursak Aşık Yemini, “Faziletnemesi”inde Ali’nin can dostlarından İbni Seman’ın Ali’ye Tanrı dediği için kafir olduğunu ve bu nedenle Ali, İbni Seman’ın başını vurur, daha sonra dua eder İbni Seman tekrar dirilir. İbni Seman Alinin Tanrı olduğundan ısrarcı olur. Bu durum karşısında “Ali yaradana yöneldi, yakardı, bu arada gaipten bir ses geldi. "Onu kendi haline bırak eceliyle ölsün." Ali ondan elini çekti. O varıp gitti, düşüncesi hıristiyan düşüncesine benzerdi. İsa'ya Tanrı dedikleri bilinmektedir. Meryeme bir güç erdi, iki canlı oldu. Zamanı gelince doğurdu. İsa mucizeleriyle bilindi; ölünce göğe ağdı. Sonra da Ali olarak geldi. Bu düşünceler İbni Sema'nındı. Çevresi'de ona uydu ve dinden oldular. Haydara "Aya Marko" dedi onlar. Ali onları nerde bulsa kırardı.” (Yemini, Hazreti Alinin Faziletnamesi s. 71)
Baba, Oğul, Kutsal Ruh üçlemesi Hıristiyanlığa sonradan girdiği burada anlaşılmaktadır. “Meryeme bir güç erdi, iki canlı oldu. Zamanı gelince doğurdu. İsa mucizeleriyle bilindi; ölünce göğe ağdı. Sonra da Ali olarak geldi” söylemi insan ötesi bir olay olmasına rağmen, insanla bağlantılı bir hal almasından, bu duruma Aşık Yemini, insanın Tanrı olduğu savının yanlış olduğu vurgulamaktadır. Yani Tanrının bir tecellisi olan insanın Tanrı olarak tarif edilemeyeceği, bir bütün olarak Nur’un kendisinin Tanrı olabileceğini anlatılmaktadır.
Buradaki söz konusu üçleme Manicilikten Hıristiyanlığa girdiği görülmektedir.
Manicilikte Tanrı; Kutsal Ruh, Yüceliğin Babası şeklinde gösterilir ve Tanrının kendisinden olan diğer niteliklerine de Babanın oğulları olarak anlatılır. Manici kozmogonide evren inşasının sonu Adem çağına gelince kurtarıcı olarak Muhteşem İsa gelir Ademi Devlerin elinde kurtarır. Yani Muhteşem İsa, Babanın oğlu olarak gelip Ademde bulunmuş ve Ademden tekrar göğe varmış olduğu anlaşılıyor. Aşık Yemininin anlattığı İbni Semanın görüşleri de benzeri bir versiyondur. “Meryeme bir güç erdi, iki canlı oldu. Zamanı gelince doğurdu. İsa mucizeleriyle bilindi; ölünce göğe ağdı.” Şeklindeki bu görüşler: Alevilikte Ali’nin bin bir donda baş göstermesi ile her yerde hazır ve nazır olması bakımında benzer ve Ali’yi Tanrı konumuna getirmiştir.
Aşık Yemini, Nasiri Tusi (Nusayri) Ali’ye Tanrı diyen ikinci kişi olduğunu söyler. Nusayri, Ali’ye Tanrı dediği için Ali tarafında iki defa boynu vurulur tekrar diriltilir. Fakat Nusayri, Ali’ye Tanrı demekten vaz geçmez. Bunun üzerine Ali, bana bir yol göster diye Allah'a yalvarır, iki kez Nusayri’nin boynunu vurur yine de iman sahibi olmadığından, Ali, Hakka yakarır. “Ali'nin yakarıştan sonra kalbinde bir duygu, sen onu öldürme, vadesi gelince biz onun canını alırız, cezasını o vakit çeksin. Nuseyri'ye çekip gitmesi söylendi. O Ali'nin katından ve sohbetinden uzaklaştı. Halkının yanına gitti, onları kendisine inandırdı. Onlarda islâmi inanç ve kurallara bağlı idiler. Yalnız Ali'yi Tanrı biliyorlar. Bunlara Nuseyri'ler deniyor.
Gerçi Ali, Tanrının bilgili bir kulu idi, yerde gökte ne varsa Ali biliyordu. Birçok gizler onca apaçıktı. Çok keramet sahibi idi. Ancak Nuseyri bir türlü bu üstünlüklerin nedenini anlayamadı, yoldan çıktı. Ali'ye Tanrı dedi aklını bozdu.” (a.g.e. s. 74)
Diğer Hakk Aşığı Virani, Türkçeye çevrilmesine rağmen nefeslerinde hatırı sayılır Kurmancı sözcük bulunması gösteriyor ki, Nusayriler bilinenin tam aksine sadece Arap kökenli bir topluluk olmadığıdır. Virani, kendisinin Nusayri ve Caferi olduğunu sık sık vurgulamaktadır. Virani, gerek nefeslerinde, gerekse risalesinin hemen hemen her satırında Ali’nin Tanrı olduğunu söylemektedir. Öyle görülüyor ki Ali’nin tanrısallığının savunucuları Nusayrilerdir.
Alinin Tanrılığı öteden beri tartışılan bir konudur. Aşık Yemini ve Viraninin söylediklerinin ışığında durum değerlendirmesi yapacak olursak: Alinin Tanrı olmadığını savunan görüşe göre, Tanrı diye ifade edilen kudret sahibi Nur’un saf ve esas bir konumda olması kabul edilir. Nur’un tecellisi durumunda olan, her yerde hazır ve nazır olan ise Ali’dir.
Bu durumda Ali Tanrı olmamış oluyor. Ne kadar Tanrı konumunda görünse de, Tanrı değil Onun bir tecellisi ve parçasıdır.
Ali’nin Tanrı olduğunu savlayan anlayışta ise her yerde hazır ve nazır bulunan Nur, mutlaka Tanrı olmalıdır. Kısacası birinci görüşte Tanrı, tecellisi olan her şeyle kudret sahibi Nur olarak birlenirken: ikinci görüşte kudret sahibi olan Nur’un birlemesi, Tanrının tecellisi olan Ali şahsında toplanmaktadır. Yani bu durumda Tanrı olarak kabul edilen insanın kendisi de büyük önem kazanmaktadır. Oysa insan dahil tüm varlığa hükmeden bir gücün varlığını da kimse inkar edemez. Ben bu konuda Aşık Yemini’ye katılıyorum her ne kadar Ali Tanrı vasfına sahip ise de, Tanrı değildir. Bana göre tüm alemi kapsayan Nur’un kendisi Tanrı olabilir. İnsan ancak Tanrıdan bir zerre ve tecellisi olduğunu doğru bulmaktayım. Yani insan bir bakıma Tanrı gibi görülse, algılansa da Tanrı değil, tecellisidir.
Anlaşılan Mani’nin Yüce Baba, Muhteşem İsa, Adem üçlemesi:
Alevilikte: Baba yerine Hakk, Muhteşem İsa yerine bin bir donda baş gösteren Ali, Ademle ayni anlama gelen insan şeklinde değişim göstermiştir.
Öte yanda Hıristiyanlıkta Tanrı olan Baba, oğul olan İsa ve Adem vasfında olan Meryem üçlemesi olarak geçmiştir.
Bu ve benzeri nedenlerle Hıristiyanlık ve Alevilik arasında benzerlikler görüldüğü anlaşılmaktadır.
h-alibaba
gencaleviler.com'dan alıntılanmıştır.
Tanrı, Ali, İnsan.
Konu Sahibi / Yazar
T U N Ç
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
5219
Tanrı, Ali, İnsan.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi