You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Sorun Sünni İslam mı?

Sorun Sünni İslam mı?

Posting Freak
Sorun Sünni İslam mı?
Alıntı: Alevilerin kendileriyle ilgili sorunların aşılması noktasında eleştiri oklarını sürekli Sünni öğretiye ve bu öğretiyi benimsemiş kitlelere yöneltmek yerine, uygulamanın odağına, yani devletin zihinsel ve düşünsel duruşuyla örgütlenme yapısına ve bu yapıdan kaynaklanan uygulamalara yöneltmeleri gerekir

Herhangi bir konuda görüş veya düşüncesini açıklamak isteyenlerin, bunu doğrudan o konu ile ilgili görüş ve düşünceler üzerinden beyan etmek yerine öteki konumuna oturtulabilecek bir olgu üzerinden açıklamaya çalışması bildik bir durum. Hatta bu durum olağan sayılabilecek bir yaklaşım olarak da kabul edilebilir. Ancak bu yaklaşımın önemli toplumsal sorunların açıklanmasında süreklilik arzedecek şekilde kullanılması ve bir müddet sonra tek yöntemmişçesine benimsenmesi söz konusu durumun sorunlu yanını oluşturabilir. Çünkü olan biteni sadece öteki konumuna yerleştirilmiş olan kavramlar üzerinden açıklama anlayışını benimsemiş olmak, kaçınılmaz bir biçimde sorunun odağının değişmesine ve başlangıçtakinden çok daha farklı boyutlarda ele alınmasına yol açabilir.
Böylesi bir değerlendirme yapmayı zorunlu kılan mesele son yıllarda Alevilerin yaşadıkları sorunları açıklama ve bunlara çözüm üretme noktasında geliştirmiş oldukları söylemde çok bariz bir şekilde görülüyor. Geçtiğimiz günlerde Radikal gazetesindeki köşesinde Nuray Mert'in de dikkat çektiği gibi, Alevilerin sorunlarını anlatma noktasında sadece Sünni karşıtı bir söylemi benimsemiş olmaları bu sorunun anlaşılmasında ve çözümünde yeterli midir? Yoksa Alevilerin sorunlarının çözümü noktasında bir başka açmazın doğmasına mı sebep oluyor? Soruna bir kez de bu noktadan bakmanın yerinde ve gerekli olduğu düşüncesindeyiz.

[COLOR=maroon]Sünnilik nedir?
Son dönemlerde sürekli eleştiri konusu olan Sünnilik nedir? Neyi içerir? Dünyaya nasıl bakar, olayları nasıl algılar? Dile getirildiği gibi baskı unsuru bizzat Sünniliğin kendi bünyesinde mi mevcuttur yoksa yapılan uygulamalarda Sünnilik bir baskı aracına mı dönüştürülüyor? Ya da bütün bunların ötesinde sorun çok daha başka bir yerde midir?
Hiç şüphesiz ki, Sünniliğin ne olup olmadığı anlaşılmadan bu soruna sağlıklı bir cevap bulabilmek mümkün görünmüyor. Hatta sadece Alevilerin yaşadıkları sorunlar bir yana Sünnilerin bizzat kendilerinin de yaşadıkları sorunları belirlemeleri ve çözümleyebilmeleri noktasında bu değerlendirmenin soğukkanlı bir şekilde yapılabilmesi bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.
Sünnilik temel olarak Hz. Muhammed'in sünnetinin esas alınmasıdır. Sünnet ise, Hz. Muhammed'in sözleri, davranışları ya da başkasının yaptığı ancak kendisinin de onayladığı davranışların tümüne denir. Bir başka ifade ile Sünnilik dinin başlangıç dönemindeki birinci elden kaynakların referans olarak alınması esasına dayanır. Sünnilik zaman içinde Peygamberin sünnetinin yanısıra sahabe ile tabiin (uygulamalarına tabi olanlar) tarafından belirlenmiş öğreti ve uygulamadaki pratiklerle şekillenmiş bir inanç biçimidir.
Sünnilik akaid (inanç) bağlamında Selefiye, Matüridiye, Eşariye mezhepleri, Fıkıh (hukuk ve ibadetle ilgili hükümler) alanında ise Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri tarafından temsil edilir. Hz. Muhammed ile ilk dönem Müslümanlarına olan bağlılığı göstermek amacıyla bu mezheplerin mensupları ehl-i sünnet ve'l-cemaat olarak da adlandırılır.
Sünniliğin İslam'ın kuruluş dönemine bu denli güçlü atıfta bulunmasının en önemli nedeni Şia'nın ortaya çıkışıyla birlikte İslam dünyasında hem düşünsel, hem de ondan çok daha önemli olarak inanç boyutunda yaşanan ayrışmadır. İslam'ın Arap yarımadasının dışına çıkması ve Arap olmayan toplumlar tarafından da kabul edilmeye başlanması bu tarz sorunların ortaya çıkışının da başlangıcı olur. Özellikle de dördüncü halife Hz. Ali'nin öldürülmesi sonrasında başlayan tartışmalar ve ayrışma bu süreçteki en önemli dönemeçlerden birini oluşturur.
İslam dünyasındaki iki büyük koldan birini oluşturacak olan Şiilerin ayrılmasındaki en önemli gerekçe Hz. Muhammed'in amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali'nin onun manevi mirasçısı ve ondan sonraki halife olduğu tezini kabul etmeleridir. Bu bağlamda söz konusu teze göre, ilahi irade ile Hz. Muhammed'den sonra halifeliğe atanmış olan Hz. Ali'nin bu hakkı elinden bir takım siyasal manevralar ile alındı. Bu yüzden de Hz. Ali'den önceki üç halifenin meşruiyeti tartışmalıdır. Ancak hareketin organize bir hal alması Hz. Ali'nin ve peygamberin torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in öldürülmeleri sonrasına denk gelir.
Böylesi bir akımın ortaya çıkışı ve inanç anlamındaki bir ayrışmanın yanısıra siyasal anlamda da bir bölünmeye yol açacağı endişesi o günlerde henüz çoğunluğu hayatta olan Peygamberin yakın çevresindekileri yeni bir değerlendirme yapmaya sevk eder. Sonuçta bu tarz bölünme ve ayrışmaların önüne geçmek adına İslam'ın başlangıç dönemindeki ilkelerin ve Peygamberin uygulamalarının daha etkin bir şekilde benimsenmesi ve hayata geçirilmesine karar verilir. Bir müddet sonra bu süreç mezhep imamları tarafından dinle ilgili her türlü meselenin kodifike edilmesine kadar varacaktır.



[COLOR=maroon]Sünnilik neyi içeriyor?
Bu noktadan hareketle Sünniler merkezkaç olarak da adlandırabileceğimiz akımlara karşı Mekke'nin önde gelen ailelerinin liderliğini ve yöneticiliğini kabul ederler. Bu durum bir müddet sonra Sünni kesimde yönetici sınıfın belirli bir soy ve aileye ait olması meselesinin aşılarak dinin gereklerine uyulması ve düzenin korunması kaydıyla herkese ve her kesime hatta Arap olmayan uluslara bile açık olmasına yol açar. Başlangıçta Hz. Muhammed'in de mensup olduğu Haşimi sülalesine ait kabul edilen yönetme yetkisinin kökenine bakılmaksızın fiili yöneticiye (halifeye) biat ve itaate dönüşmesi, teorik anlamda İslami yönetim literatürüne bu dönemde girer.
Böylece İslam'ın ortaya çıkışının üzerinden neredeyse yüzyıllık bir zaman dilimi bile geçmeden önce inanç, sonrasındaysa güncel siyasal gelişmeler nedeniyle Sünni anlayış şekillenerek, toplumsal hayatta etkinlik kazanır. Bu etkinliğin yönetim anlayışı konusundaki en önemli öğelerini de, toplumdaki çoğunluğun görüşlerinin kabul edilmesi ile yöneticilere itaat oluşturur.
Dönemin koşulları göz önüne alındığında inançla ilgili gibi görünse de, siyasal nedenlere daha fazla dayandığı görülen bu durum zaman içerisinde gelenekselleşerek, Sünni İslam'ı kabul eden toplumlarda yerleşik bir hal alır. Bu gelişme özellikle de, İmam Ebu Hanife döneminde delil bağlamında aklı ön plana alan Matüridiliğin de kabul edilmesiyle daha rasyonel bir zemine oturtulacak ve günümüze kadar gelecektir.



[COLOR=maroon]Bugün bunlar ne ifade ediyor?
Merkezkaç güçlere sıcak bakmaması ve yöneticilere mutlak bir itaati tarihsel koşulları dolayısıyla ön planda tuttuğunu gördüğümüz Sünniliğin bu yaklaşımı, hem Osmanlı döneminde, hem de Cumhuriyet dönemi din politikalarının belirlenmesinde bir numaralı faktör oldu. Siyasal bütünlüğün korunması ve geliştirilmesi yollarından en az birinin inanç alanındaki bütünleşmeden geçtiğini kabul eden bu yaklaşımın, doğaldır ki merkezkaç olarak kabul edilecek olan inanç ve akımlara, özellikle de Şia'nın etki ve esin alanında kalmış Aleviliğe ya da Caferilik gibi Şii mezheplere çok da sempatik bakmayacağı aşikârdır. Bu yüzden bu tarz akımların en azından kontrol altında tutulması bu yönetim anlayışının bir parçası durumuna geldi. Bu noktaya kadar söylenenleri özetlemek gerekirse, söz konusu durum inançla ilgili bir mesele olmanın yanısıra ondan da öteye tarihsel kökenleri itibarıyla daha çok siyasal bir sorun olarak karşımızda durıyor. Aslında istenirse aşılması ve halledilmesi de sanıldığı kadar zor değil.
Bu yüzden de Alevilerin kendileriyle ilgili bu sorunun aşılması noktasında eleştiri oklarını sürekli bir biçimde Sünni öğretiye ve bu öğretiyi benimsemiş kitlelere yöneltmek yerine, uygulamanın odağına yani devletin zihinsel ve düşünsel duruşu ile örgütlenme yapısına ve bu yapıdan kaynaklanan uygulamalara yöneltmeleri daha uygun olacak gibi görünüyor. Bu durum Alevilerin Sünni kesim tarafından da anlaşılması noktasında katkı sağlayacağı gibi, gerçek anlamda demokratik ve laik bir zeminin oluşmasında da faydalı olacak. Elbette benzer adımların Sünni kesim tarafından da atılması kaydıyla. Böylesi bir girişim hiç şüphesiz ki, yüzyıllardır süregelen önyargıların yıkılması ve gerilimlerin ortadan kaldırılmasında da bir başlangıç olacak. MEHMET ALİ GÖKAÇTI




[BNetten alıntıdır[/B]
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Son Düzenleme: 07/01/2010, 21:09, Düzenleyen: SerkanDgn.
Posting Freak
Sorun Sünni İslam mı?
"Sünnilik temel olarak Hz. Muhammed'in sünnetinin esas alınmasıdır. Sünnet ise, Hz. Muhammed'in sözleri, davranışları ya da başkasının yaptığı ancak kendisinin de onayladığı davranışların tümüne denir."

[COLOR="red"]Şimdi burda ya bir tezat söz konusu yada bir inkar söz konusu.Muhammed Mustafanın İmam Ali' ve Ehlibeyti hakkındaki düşüncelerini,söylemlerini en önemliside vasiyetini evrende bilmeyen yok.Gadir Humda veda hutbesinde İmam Ali'yi yanına alıp söylediği sözleri bilmeyen sünni varmı? Size iki emanet bırakıyorum biri Kuran diğeri Ehlibeytim'dir sözünü bilmeyen sünni varmı? Muhammed Mustafa'nın İmam Ali'ye olan sevgisinin ve çocukları İmam Hasan - İmam Hüseyni ne denli çok sevdiği uğruna gözyaşı döktüğünü bilmeyen sünni varmı? Şimdi madem sünnilik Muhammed Mustafa'nın sünnetini esas alır peki neden Muhammed Mustafa'nın sölediklerini, yaptıklarını, vasiyetini yerine getirmedi.Neden Muhammed Mustafa'nın Ehlibeyti yerine sözüm ona sahabe dedikleri insanları ilahlaştırdılar. Sahabe dedikleri insanların içinde hep bir çıkar bir makam mevki aşkı vardı, ama Allah-ü Tealanında dediği gibi Ehlibeyt temiz paktır.Aleviler Allah'ın buyurduğu ve Muhammed Mustafa'nın sünneti/vasiyeti/izininden Ehlibeyte gönül vermiştir, sahabeye değil.


"Başlangıçta Hz. Muhammed'in de mensup olduğu Haşimi sülalesine ait kabul edilen yönetme yetkisinin kökenine bakılmaksızın fiili yöneticiye (halifeye) biat ve itaate dönüşmesi, teorik anlamda İslami yönetim literatürüne bu dönemde girer. "

İşte en can alıcı nokta bu, temiz ve pak olan Ehlibeyt islamın gerçek sahipleri yerine, siyasete bulaşmış makam ve mevki hırsı bürümüş sözüm ona müslümanların saltanatına bırakılmıştır islam halifeliği, kardeşin kardeşi acımadan katlettiği bir makam olmuştur o hilafet gömleği, müslümanların yol göstericisi çobanı olacak insan müslümanlıktan bi haber şaşa gösteriş ve ihtişam için hilafet yeleğinin kavgasını zulmünü entirikalarını gerçekleştirmekten kaçınmamıştır.Şimdi sünni canlara soruyorum Aleviler Allahında buyurduğu bu saf ve temiz Ehlibeytin bu makama layık görmesi ve 12 imamlara ikrar vermesimi yanlış olan? yoksa sırf peygamber zamanında yaşadı ve onu gördü diye sahabe ünvanını alan ve sizin Ehlibeytten de daha üstün olarak ilahlaştırdığınız insanlaramı ikrar vermek doğru olan, Ebu süfyan,mervan,muaviye,talha,zubeyr,ebubekir,osman,ömer siz bunlara sahabe diyosunuz peki sölermisiniz bunların hangisi Muhammed Mustafanın Ehlibeytinden üstündür???


Yolu bilmekle o yolda ilerlemek farklı şeylerdir...
[SIZE="5"]Dört Kapıda da Ali'yi Gördüm. [SIZE="4"](Pirim Zöhre Ana)
Zöhre Ana Pirimiz, Yolundayız Hepimiz.
Bitmeyen yas

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.