Salman Rüsdi isimli yazarin „Seytan`in Ayetleri“adli kitabi Aziz Nesin tarafindan Türkceye cevrildiginde dindar ve gerici cevreler tüm ülke genelinde bu kitaba yönelik protesto gösterileri yaparlar. Istanbul,Ankara,Konya,Bursa ve diger illerde yapilan gösterilerin aynisi Aziz Nesin `in Sivas`a geldigi günlerde Sivas ta da yapilir.
Ancak o günlerde Pir Sultan Abdal i anma etkinliklerinin olmasi ve Aziz Nesin in de bu etkinlik nedeniyle ,Sivas Valisi nin özel davetlisi olarak ,bu kente gelmis olmasi gösterilere ayri bir anlam yüklenmesine vesile olur.
Ilk olarak ,IHA haber ajansinin TV`ler yansiyan ve belleklere kazinan görüntülerinde,atese verilen bir bina ve bu sirada binanin önünde“insanlar”in yanmasini, büyük bir zevkle izleyen kontolsuz,saldirgan,gözü dönmüs bir güruh vardir.
1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindigi gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlisi olan herkese mal olmus bir simgedir. Pir Sultan’in bu özelliginden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlisi kesimlerin temsilcileriyle ortaklasa yapma karari alir ve bu amaçla, çesitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçilara çagri yaparlar.
30 Haziran 1993 aksami, ozanlar, yazarlar ve sanatçilardan olusan yüzlerce kisi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halki, konuklarini coskuyla karsilar...
1 Temmuz gününün programi oldukça yogundur. Sivas Kültür Merkezi’nin Konferans Salonu tiklim tiklimdir. Izleyicilerin çogunlugu ayaktadir. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da disarida kalmistir. Saygi durusundan sonra, PSAKD’nin Genel Baskani Murtaza Demir bir açilis konusmasi yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konusmasindan sonra Yazar Aziz Nesin sözü alir.
Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çaglarin Pir Sultanlarindan Günümüz Pir Sultanlarina“ basligiyla düzenlenen panel baslar. Yazar - Gazeteci Sami Karaören’in yönettigi panele, Asim Bezirci, Prof. Dr. Afsar Timuçin, Aydin Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katilirlar.
Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkin ilgisi ve coskusuyla noktalandi. Etkinlikleri izleyen Sivaslilar, kent disindan gelenleri evlerine konuk etme yarisina girmislerdir. Konuklarin bir kismi evlere dagilirken, bir kisim konuk da otellerde kalmayi yeglemistir.
2 Temmuz günü programi saat 10.00’da baslar. Senlik ekipleri, bir gün önceki yogun çalismaya aldirmadan, günün etkinliklerinin daha basarili ve coskulu geçmesi için hazirliklarini tamamlamaya çalisirlar.
Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sag’in dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapilacakti. Hasan Uysal’in yönetecegi panele, Sami Karaören, Raif Türk, Sükrü Günbulut, Mustafa Yalçiner ve Soner Dogan da panelist olarak katilacakti. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.
Bu çalismalar sürdürülürken, bazi cami önlerinde ve yakinlarinda birtakim gruplasmalar görüldügü ve bir saldiri olabilecegi haberi fisilti halinde kulaktan kulaga yayiliyordu.
PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldiri, anlik bir tepkinin ürünü degildir. Bu saldirinin planli bir hazirlik süreci sonrasi baslatildigi olaylardan sonra ortaya çikmistir. Irkçi-seriatçi örgütler, Malatya, Kahramanmaras, Elazig, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarini Sivas’a tasimislar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakiflarin yurtlarinda konuk edilmislerdir. Bu hazirliklara ek olarak Sivas halkinin dini duygularini tahrik amaciyla bildiri dagitilmis ve camilerde dar kadrolu toplantilar yapilmistir. Saldiri ve katliamdan iki gün önce dagitilan bildirilerden biri söyledir:
“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
“Bismillâhirrahmânirrahim
“Peygamber, mü’minlere kendi canlarindan ileridir. Onun hanimlari da mü’minlerin analaridir.” (Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarindan daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’in beytine (Kâbe’ye) ve kitab’i Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarina saldirilmaktadir.
“Dünyanin bazi bölgelerinde seytan ve onun yandaslari olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes degerlerimize dil uzatmaktadirlar. Bunun basini ise satilmis, mürted Salman Rüsdi köpegi çekmektedir.
“Bu seytani oyunlara karsi, izzetli ve duyarli Müslümanlar yigitçe mücadele ortaya koyarak, bu ugurda canlarini feda etmekten çekinmemislerdir.
Bu igrenç oyunlarin bir uzantisi olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüsdi’nin figüranligina soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü usagi Aziz Nesin, ayni sekilde, Kur’an’in korunmusluguna dil uzatmis, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatini (hâsâ) bir genelev ortamina benzetmis ve ümmetin analari olan hanimlarina (hâsâ) fahise deme cür’etinde bulunmustur. Bu olay, dünyanin degisik yerlerinde kâfir devletler tarafindan dahi kabul görmezken, basimina müsaade edilmezken, ne yazik ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafindan yayimlanmasina izin verilmis, ayrica bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarmasi tarafindan coplanmis, kursunlanmis, bir kismi da hapishanelere atilmistir. “Salman Rüsdi köpegi Müslümanlar’in çok az oldugu kâfir bir ülkede korkudan sokaga çikmaya bile cesaret edemezken, onun yerli usagi Aziz Nesin köpegi, yaninda kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, sehrimiz Valisi tarafindan davet edilip, sehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir
.
“Kâfirler sunu iyi bilmeli ki:
“Islâmin Peygamberi’ni ve kitab’in izzetini korumak için, bu ugurda verilecek canlarimiz vardir.
“Gün, Müslümanligimizin geregini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’in vahyi Kur’an-i Kerim’e, Allah’in meleklerine, Allah’in Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabina yöneltilen çirkin küfürlerin hesabinin sorulmasi günüdür.
“‘Iman edenler, Allah yolunda savasirlar. Kâfirler de tagut yolunda savasirlar. O halde seytanin dostlariyla savasin. Çünkü seytanin hilesi zayiftir.’ (Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, süphesiz ki Allah taraftari olanlardir.
Saldiri ve katliam gecesi 1 Temmuz aksami da baska bir bildiri evlere dagitilir:
“Halkimiza Çagri;
“Müslüman halkin yasadigi bu ülkede, Islam için binlerce sehit verilmis bu topraklarda, bir kesim tarafindan, ‘basin özgürlügü, düsünce hürriyeti’ adi altinda, Müslümanlar’in kutsal degerlerine sözlü veya yazili olarak kimse saldiramaz.
“Biz Müslümanlar, canimiz pahasina da olsa, bu degerlerimizi korumakta kararliyiz.
“Müslüman halkimizdan bu konularda duyarli olup, Islam’in deger yargilarini alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasina olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karsisinda susuldugunda, yarin mahserde Allah’a nasil hesap verecegimizi düsünmelerini istiyoruz.
“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun esleri, onlarin anneleridir...’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesaplari varsa, Allah’in da bir hesabi vardir. Allah hesabi çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30)
“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktir.’ (Saff Suresi , Ayet:8)
“Not: Bu yaziyi okuyan, Allah rizasi için çogaltarak dagitsin.
MÜSLÜMANLAR”
Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sag egilimli yerel basinda (Hürdogan, Bizim Sivas, Hakikat,Yeni Ülke,Taraf) halki tahrik edici basliklara bezenmis haberler çikar. Saldiriya geçmek için kosullar yeterince olgunlasmistir. 2 Temmuz günü, camiler tiklim tiklim dolar.
2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldiri baslatilirken, degisik camilerden akin akin insan, senligin yapildigi Kültür Merkezi`nin önünde toplanir, tas ve sopalarla Kültür Merkezi`ne saldirirlar.
“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yikilacak, Seriat gelecek, batil zail olacak“ sloganlari atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kisinin üzerine saldirir. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanlarin direnisleriyle karsilasan ve sayica az olan saldirganlar, geri çekilmek zorunda kalir. Saldirganlara sürekli olarak yeni katilimlar olmaktadir. Çesitli camilerden çikanlar, kosarak saldirganlara katilmaktadir. Kalabalik gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldirirlar. Izleyiciler ve görevliler bir yandan saldiriya karsi barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanlari bosaltmaya ve arabalarla baska yerlere göndermeye çalisiyorlardi. Olay yerinde yeteri sayida güvenlik gücü yoktur. Olanlar da saldiriyi engelleyecek güçte degillerdir.
Nihayet, Kültür Merkezi bosaltilir ve saldiriya ugrayanlar güvenli bölgelere gönderilir. Bu arada, yeni katilimlarla saldirganlarin sayisi onbine yaklasmistir. Saldirgan güruh, istegine ulasamamanin verdigi hirsla Kültür Merkezi’nden Valilige yönelir.Valilik önünde toplanan binlerce saldirgan, “Serefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Seriat gelecek, zulüm bitecek, Yasasin seriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yasasin Hizbullah, kahrolsun laiklik...” sloganlariyla binayi tasa tutarlar...
Saldirgan fasist ve gerici grubun bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanlari Heykeli”ne yönelip,heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye baslar. Bu arada, kimi saldirganlarin dislerini heykele geçirmeye çalistigi görülür. Diger bir grup da, Kongre Müzesi`nin yaninda bulunan Atatürk heykeline saldirdirarak yere düsürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye baslar.
Saldirganlarin sayisi 15 bine yaklastiginda Seriat istemlerini ve sloganlarini haykirarak,konuklarin kaldigi Madimak Oteli’ne yönelirler. Otelde, kent disindan gelmis ve çogunlugu yazar, ozan ve sanatçi yaklasik 150 kisi bulunuyordu. Saldiri üzerine, güvenligin daha kolay saglanacagi düsüncesiyle otele gelmis insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayida polis vardi ve saldirganlara, “Dagilin, yapmayin” demekten öte bir müdahalede bulunulmadi.
Otelde bulunanlar, tehlikenin farkindaydilar. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diger yetkilileri arayarak önlemlerin arttirilmasini istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Basbakan`i, Basbakan Yardimcisi`ni, Içisleri Bakani’ni, Parti Liderlerini ve Milletvekillerini aradilar. Oteldekiler arasinda olan halk ozani, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sag da, telefon basindan ayrilmiyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’i, Istanbul eski belediye baskani Nurettin Sözen’ i arayarak saldiriyi anlatiyor, bir an önce önlem alinmasini istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de SHP Genel Baskani ve Basbakan Yardimcisi Erdal Inönü ile Çalisma Bakani Mehmet Mogoltay’la görüserek can güvenliklerinin saglanmasini istiyordu. Ulasilan her yetkili, “Korkmayin, her türlü önlem alinmistir” yanitini veriyordu.
Saldirganlarin amacini sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Basbakani ve Içisleri Bakani’ni telefonla arayarak bilgi verir. Saldirinin giderek bir katliama dönüsecegini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatini hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden Içisleri Bakani’ni ve müstesarini arar, saldirinin artik bir katliama dönüsmekte oldugunu bildirir. Vali,Saat 18.45’te Basbakani ve Içisleri Bakani’ni tekrar arar ve mutlaka yardim edilmesi gerektigini bildirir. Çevre illerden de yardim istenmektedir.
Sivas Valisi’nin bunca çabalarinin ve görüsmelerinin sonucunda, Tokat Emniyet Müdürlügü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlügü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanligi’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmistir. Sivas Tugay Komutani 6 bin kisilik asker mevcudundan yalnizca 30-40 acemi er göndermistir. Askerler saldirganlarin arkasinda bir yerde nöbet tutarcasina bekletilir. Bir ara Tugay Komutani da olay yerine gelir ve saga sola bir göz attiktan sonra ayrilir.
Otel’de bulunanlarin Ankara’daki yetkililerle yaptigi telefon görüsmeleri ve önlem istemleri de dikkate alinmamistir. Bu girisimler ve devletin duyarsizligi degerlendirildiginde, saldirganlarin devlet tarafindan korundugu tartismasi gündeme gelmektedir.
Madimak Oteli’ne siginmis yüzlerce kisi, pencerelerden saldirganlarin oteli yakmaya çalistigini izlemekte, korku içinde beklemektedir.
Karanlik çökmüs, elektrikler de kesilmistir. Saldirganlardan kimileri, otelin önündeki arabalari ters çevirerek atese vermekte, kimisi de bidonlarla benzin tasiyarak otelin içine atmaktadir. Alevler, otelin giris ve alt katlarini sarmaya baslamistir. Sivas Itfaiyesi gecikmeli de olsa yangin yerine gelmis, ancak saldirganlar itfaiyenin çalismasini engeller. Hortumlar kesilir, araba lastiklerinin havasi bosaltilir.
Saclarim tutstu önce
Gözlerim yandi kavruldu
Bir avuc kül oluverdim
Külüm havaya savruldu
Yangin oteli tamamen sarar. Umutla kurtarilmayi bekleyenlerin umudu tükenmeye baslamistir artik.Yangin bütün oteli sarmistir. Cinnet halindeki kalabalik, ölüm haberlerini beklemektedir. Disarida gözlerini kan bürümüs fasist katiller, otelden gelen yanmis insan eti kokusunu cigerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldiriyorlardi…
Sivas Madimak Katliami...
Konu Sahibi / Yazar
zümre
Kategori / Forum
Güncel Olaylar
Yorumlar / Cevaplar
1
Okunma / Görüntüleme
285
Sivas Madimak Katliami...
Sivas Madimak Katliami...
]Yandık avazlarda, kavrulduk halkım.....
] Varıp Pir Sultan’ı, analım dedik
]Aşkın dolusuna, kanalım dedik
]Meydanda bir semah, dönelim dedik
]Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım..
]Salyalı ağızlar, kirli yürekler
]Elde ateş, dilde Allahu-Ekber
]İnsan yakmak için, olmuş seferber
]İsli dumanlara, savrulduk halkım
] Hasret Gültekin´im, Serkan Doğan´ım
]Huriyem, Yesim´im, özbe öz Özkan´ım
]İki Metin ölüm, Sait, Handan´ım
]Hep birlikte yan, yana serildik halkım
] Yüzbin yobaz, bir Akarsu eder mi?
]Öldürülen, bu kaçıncı Nesimi,
]Özlem, Nurcan, Serpil, Belkıs Gülsüm´ü
]Verdik, birer birer, kırıldık halkım
] Metin, Asaf, Behçet, Asım Bezirci,
]Menekşe, Sehergül, Gülender, İnci,
]Asuman, Yasemin, Erdal Ayrancı,
]Et kemik bir yerde, derildik halkım
] Yandı özyurdun da, Özyurt Ahmet´im
]Kaynar ateşlerde Uğur Mehmet´ım
]Güpe gündüz ışıktı, Gündüz Murat´ım
]Cem olduk güneşe, verildik halkım
] Koray Kaya´m, onbirinde dal fidan
]Ahmet Öztürk ile adaşı alan
]Din için yakıldık 33 can
]Kara topraklara, karıldık halkım
]Madımak´ta yanan 33 can
]Artık her birisi bir Pir Sultan
]Hızır´in dölleri yazsın bin ferman
]Gönüller içinde yer aldık halkım
] Muhlis´ine muhip olan, Muhibe´m
]Sulari’den arda kalan Edibe´em
]Cümlesi insana derki, Kâbem
]Kanlı kefenlere sarıldık halkım
]Karinna Cuanna, Hollanda´lı can
]Yanında Muammer Hakan ve Kenan
]Bin beterdi Sivas, Ol Kerbela’dan
]Hüseyin´ce ölüp dirildik halkım
] Kızılgül’üm, ] söz düşürse dilime
]Mızrabım isyankâr, vurur telime
]Bir gün olup hesap sorsam zalime
]Yobazlar elinden zar olduk halkım....
1 NESİMİ ÇİMEN : (Sarız 1926) 1931
O halkımızın dili, O 3 telli Curanın Piri .
İstanbul, Almanya, Fransa, İsveç
O da bir gurbetçi idi.
O yemyeşil bir bahar Çimeni,
Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz,
bu kaçıncı Nesimi.
İnsan olan insan barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun dünyada
Gel ey Nesimi sen, senden sor seni
Sakın ham hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,
........Nesim´ler... ölür, ölür dirilir...
2 ASIM BEZİRCİ : Erzincan 1927
O Toprağa gül diken, güle dil verenleden. .
67 yılık hayatında 70 kitapla,
O sosyalizmin, edebiyatın şiirin,
halkın kütüphanesi idi.
O Özgürlük, insanlık, barış,
O bir başkaldırı abidesi idi,
özü sözü zülfü kâr olanlardan.
O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden
daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi.
Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri,
O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi.
”Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma
sorumluluğunu taşıyorum”.
Herkeste öyle davranmalı, diyordu.
Ankara'dan öteye Siva´a gidip,
Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral
vermeyi tercih etmişti.
3 METİN ALTIOK : Bergama1941.
Ördüm de ilmek, ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
O bir filozof, O bir şairdi,
Olacağı görür gibi, yıllar önce,
”yakılması gereken biriyim” diye
yazmıştı.
”…Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek, ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
Madımakta girdiği komadan,
8 Temmuz 93’te ayrıldı aramızdan.
Sivas sana verdik senden isteriz.
Canlı verdik, canlı isteriz.
4 MUHLİS AKARSU: Sivas Kangal 1948.
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
İster yakıp ister yüzsünler beni
Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik yaparak.
70´li yıllarda.. ”Kula kulluk yakışır mı”
diyerek, Akarsular gibi aktı
sahnelerde, gönüllerde,
ve kavgalarda...
İnsan haktır hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akarsu´yum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerede ise ordayız..
İnsan hakkı nerede ise ordayız..
Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını.
Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu.
Ve EVLiYA denildi ardında.
Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı, bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil.
Dilim dönmez nedir gâvur Müslüman
Duman ateş demek ateş duman
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
İster YAKIP ister yüzsünler beni…
5 MUHİBE AKARSU : Kangal 1958
Akarsuyum böylesiydi ahtımız..
Muhibe Leyla Çiftlik 1971
yılında Muhlis Akarsu ile evlendi.
Acı tatlı yaşamı, aşkı ve
ölümü beraber paylaştılar.
Akarsuyum böylesiydi ahtımız,
işte geldik gidiyoruz dediler,,,
Pınar, Çınar ve Damla adlarında
3 kız, 3 gonca gül,
hatıra bıraktılar bizlere.
Onları yaşatmak borç olsun bize.
6 BEHÇET AYSAN : Ankara 1949
O Atomla savaşan bir doktor ve şairdi..
Nükleer Savaşın önlenmesi için hekimler
derneğinde, Ankara Tabipler odası,
Sağlık-iş sendikasında ve Edebiyatçılar
derneğinde yöneticilik yaptı. Bir çok şiir
ve 1986 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödlü aldı.
70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi
çıktı demir parmaklıklar ardına,
Ve O bir doktordu can kurtarmak için,
Madımakta elinde bir demir çubukla,
barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.
‘..Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep
çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi
yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde ölürüm...
7 EDİBE SULARİ : Erzincan 1953
Aşkıyla perişan Davut Sulari´nin yadigârı,
İsveç'ten koşup gelmişti Sivas´a.....
O zaten babasının yoldan, hiç ayrılmadı.
Aşkıyla Perişan Davut Sulari
Muhabbeti baldır kendisi arı
Hz. Ali´nin sır Zülfükarı
İnkarın boynuna vuralım hele
Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun.
8 UGUR KAYNAR : Zara 1956
”Çiçekler halaya durdu ” Kaynadı coştu..
O militan bir şair ve yazardı.
Yalnızlığı, sevgisi ve için, için
kaynaması, belki de 12 eylül
döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu
Mamak mahpushanesinden
kalıyordu.
İlk kitabı: ”Çiçekler halaya durdu ”
oldu. ......Ve cesedini bir torbada
getirdiler. Deri çantası peşinden geldi, bir peçeteye son şiirini
yazmıştı.
”…Öldüğümde doğduğum yere
gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret
ve bilinmezliği İşte böylesine yeniyorum...”
9 ASAF KOÇAK: Yerköy 1957
Madımakta ö lüme mızıka çaldı..
O, ”yok devenin kuşu…
Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi..”
”İnsanın kendini sorgulaması yeterli değil,
mesele, dönüşebilmek, değişebilmek,
mesele aynanın karşısına geçip
kendine ATEŞ-edebilmektir diyordu..”.
Sakallarımdan başka her şey
takma protez diyor
ve son dakikalarında,
isyan borusu çalar gibi,
Madımak koridorlarında,
ölüme mızıka çalıyordu.
10 ERDAL AYRANCI : Niğde 1958.
Orada kırmızı yediveren gülleri açacak ..
Bir çok projeye girişti, en son olarak
Anadolu ipek yollarını filme almayı
düşünüyordu. Pir Sultan etkinliklerini
filme almak için Sivas´a geldi.
Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim
bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de
Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.
”.. Eğer bir gün sevgilim, son verecekse
hayatıma bir ses, (lânet olası kara bir
ses) İsterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa
kulaklarda.
Yalınız...
düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar, korksunlar artık
Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep
gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak.”
11 SEHERGÜL ATEŞ : Ankara 1963
Saz çalmadan ölürsem mezarımı tekmeleyin..
Sehergül için babası; Biz onunla baba kız değildik.
O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım
ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili,
Musa Ateş.
Adı gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor,
ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor, ”.
Eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı
tekmeleyin.” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan
saz çalmayı öğreniyor.
Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı
olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini
verirken ”ben ölürsem siz ödersiniz”diyor.
Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan,
yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATEŞ.
12 HASRET GÜLTEKİN : Koçgiri 01.05.1971
''Bir orman gibi kardeşçesine.. Bu hasret bizim..''
Müzisyen, müzik yönetmeni, araştırmacı şair olan Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda,
üstüne basa, basa, Koçgiriliyim, Kürdüm derdi.
Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır, Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı.
Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.
”Her ne ararsan kendinde ara..
felsefesinden yola çıkarak, ”
N ararsak Anadolu´da bulacağız” diyordu.
O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu.
Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.
HASRET`lere kıyanları sizde sevmeyin...
‘ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.
Bu Hasret bizim..’
13 MUAMMER ÇİÇEK Tokat, Zile 1967
Gönlünü İnci’ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk.
Ve bir tiyatro yazdı ‘..inadına yaşamak..’
Bizde Seni inadına yaşatacağız.
Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer;
1992 de Sivas’ın vaziyet plânlını yapıyor.
1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.
‘...Soğuk ölümün, acımasız pencereleri
geziniyor üzerimde
kıyıya vurmuş, baygın bir balık gibi
ayılıp çırpınmaya başlıyorum
Korkuyorum beni kavuracağından güneşin.
çırpınıyorum ATEŞ kumlarda
yaşamak için ulaşmak istiyorum delice, suya,
nefesime ve kendime.
Ve ı temmuz 93Q te Sivas’ın vaziyet plânı,
Yobazların etki alanı oludu.
Fakat yarınlar Çiçek’lerin olacak.
14 İNCİ TÜRK ; Balıkesir 1971
Onlar Okunacak en büyük kitabı İNCİ gibi düzdüler.
İnci Muammer’le sevdalı, Pir Sultan Abdal
tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda çalışyor.
Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu.
Kendi yazdığı bir şiiri:
‘...Yaşamak istiyorum, ama kendimce,
Neden yaşama karşı, bu kadar acımasızlar,
Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..’
Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk:,
rüyasında görüyor İnci’yi:
‘..Biz kendi kitabımızı kendimiz yazmaya geldik..’
Onlar eşsiz Kuranı, İNCİ gibi düzdüler.
‘Okunacak en büyük kitap insandır...’ dediler.
Bizde artık sadece insan okuyacağız.
15 GÜLENDER AKÇA : Sivas Divrigi 1970
Agıtlar umuda çevirdi..
Kardeşçe insanca yaşamak için mücadele etti.
Divrigli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde.
İşçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi
kardeşinin izinden gitti.
Kadınları örgütlüyor, folklor oynuyor,
arkadaşları ile Anadolu semah araştırma
topluluğunu (ASAT’ı) kurudu.
Ve kardeşi Vedat Akça :
‘...Yitirdiklerimizin ardından
ağlamak,........anlık tepkilerle yollara
çıkmak çözüm değil.
Toplumun, kitle örgütlerinin,
demokratların, cenazelerin kalktığı
günkü havayı sürekli kılmaları
gerekiyor...’
Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..
16 MEHMET ATAY : Divrigi 1968
Şahanım, şahdamarım yangın yüreklim.
12 yaşında babasını, 20 yaşında annesini yitiriyor.
Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,
içinde güvecin besliyor.
Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,
O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.
O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de
en çok sevdiği çocukların resmini.
Fig iken... biçtiler ekinimizi....
Kalbimizde taşıyacağız resminizi...
17 SAİT METİN : Divriği 1970
‘...Uzundu usuldu dedemin boyu..’
Sait Metin, Grup Güne Umut’ta,
saz çalıp türkü söylüyor.
Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. ‘
..Umut belki de gelecek sayfadadır...
kapatma kitabı...’
Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu.
Aynı tiyatroda Pir Sultanın eşi Ballıhanı canlandıran
Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi.
Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı,
Ferhat’la şirin gibi.
Sait annesine: ‘’..Anne deli misin sen,
Ben aradığımı buldum...’’ diyordu.
Baba Mehmet Metin: ‘ Devlete çok güvendik.
Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.
Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.
- Ve halkımız sizden başka hiç bir şeye bel- bağlamayacak.
18 YEŞİM ÖZKAN : Ankara 1973
Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği.
O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı.
Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor,
Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde
bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor,
enerjisini tiyatroya veriyor.
Pir Sultan oyununda görev alıyor.
Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik
Gönderir miydik çocuklarımızı diyor. Babası Hikmet Özkan:
Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor.
‘..Allah insanlarda vardır. İnsan sevgisinden daha büyük
bir sevgi yoktur. İnsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır.
Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır.
Ben camiden nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum.
Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı.
Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?.
Yok olasıcalar da...
19 HURİYE ÖZKAN : Ankara 1971
Turnalar turnalar ‘..Havanın yüzünde semah dönerken...’
Arkadaşı İnci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi
Eczacılık bölümünü bitiriyorlar.
Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar.
Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor,
Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilincine
ermiş iki çağdaş genç kız.
Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor
Huriye Özkan.
Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor, Sivas-bela.
20 CARİNA JOHANNA: Hollanda 1970
''Siz nereye giderseniz bende oraya...''
Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye’ye kadın ve Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.
Ankara’da camiden/ kuran kursunda çıkan
çocukları görüyor. Çocukların üst tarafı kapalı,
altlarında bir er şort var.
Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek:
Bu çocukların üst kısmı Müslüman, alt kısmı ne,
diye soruyor.?
Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri,,
Carina’yı Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Sivas’ta su bulamazsın, aç susuz kalırsın,
kalacak yer bulamazsın diyorlar.
Carına, siz ne yerseniz bende onu yerim,
siz ne içerseniz bende onu içerim ,
nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor.
Ve verdiği sözde duruyor,,,, kara dumanları onlarla beraber yudumluyor,, onlarla birlikte göşüyor...
21 GÜLSÜN KARABABA : Divrig 1971
..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
‘Bir kızımız olsun adı da, Gülsün.’
Etkinliklere Divrigi Kültür Derneği kanadından katılan
4 kızdan biriydi, Gülsün.
Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti.
Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.
Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas,
bilemezdi...bilemezdi...
Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım,
kendimi aşacağım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor,
ve hayat felsefem:
‘..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
diye devam ediyor.
Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı,
Tarihe yeni bir sayfa açtı...
22 MURAT GÜNDÜZ : Ankara 1971
Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecek.
En güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas’ta.
Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı,
kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a.
Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor.
Diğerlerini de Madımak cehenneminden çıkarmaya gidiyor.. Murat.
Birsem, Ruhi Su’nun, şu dizeleri ile anlatıyor Murat’ı:
Ne Mutlu biz insan olmuşuz
İnsan sevgisini gerçek bilmişiz
İnsanın dalında açıp gülmüşüz
Muhabbet insana, cana muhabbet
Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken
görenler, seni yaşarken görecekler.
23 AHMET ÖZYURT Şarkışla / Ankara 1972
Camıden çıkıp insan ykanlara ibret, onun ibadeti, insanca yaşamak..
Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi
hissediyorum diyordu Ahmet.
Ahmet’te semahçı idi. Üniversiteye girmeye hazırlanıyor,
En çok sevdiği iki eylem,, okumak ve spor yapmaktı.
Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi. ....
Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek.
Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı,
onlardan bir şeyler kapılmalıdır.... diyor Ahmet.
...Gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde
bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan
insanlık adına bir şeyler yapmaktır. Diyor, Ahmet Özyurt.
İbadeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret:
Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak, insanca düşünmekti.
24 HANDAN METİN: Divrig 1973
‘Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım...’
1992 ODTÜ Eğitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor
Handan.
Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar
ve 4 kız Divrig Kültür derneği kadın
komisyonunda çalışıyorlar.
Annesi Sultan Metin . Yavrularımız, 8 saat,
geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandılar....
O yobazlar 8 saat, ‘..şeriat isteriz..’ diye
bağırdılar. Ve Handan yazıyor.
‘...Ayrılmak bir doğa kanunudur.
Bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden
Ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.
Ama önemli olan zihinlerde bir isim
bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi
yaşatılmaktır.
Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu.
Zihinlerimizde 33 isim kaldı,
33'de birer Kubilay,
33'de birer Pir Sultan oldu..
25 YASAMİN SİVRİ : Ankara 1974
İnsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler...
Kamber ağabeyin profesörü.
Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi
felsefe bölümüne gidiyordu.
Pir Sultan’da, semahla başlıyor, giderek yeni alanlara yöneliyor,
gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki
kütüphaneden sorumlu idi.
Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin
ve Asım Bezirci ile tanışıp,
görüşlerini açıklayacağı için sevinçli.
Benim en iyi arkadaşlarım kitaplarım diyordu.
Okuyordu okuduğunu yorumluyordu:
.....İnsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler... diyordu.
Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yaşatacağız.
26 ASUMAN SİVRİ : Ankara 1977
Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...
Sokullu Lisesi 2. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca, Çorumluların bir gecesinde tanışıyor,
Yasemin ve SİVRİ kardeşlerle.
16 yaşında semah hocası oluyor Asuman,
3 grupta 100'e yakın öğrenciye semah öğretiyor.
2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini alıp almadıklarını soruyor ailesine. takdirname bekliyor.
Takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.
Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için:
Asuman’da her türlü özelik güzellik vardı,
zeki ve çalışkandı, emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.
Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...
Ateşte semaha duranların, Sirvi başıydı O.
27 SERPİL CANİK : Ankara 1974
Kuş olup güvercin donunu giyen
Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.
Ticaret lisesinde staj gördüğü bir kooperatifte çalışıyor,
semah çalışmalarımı engelliyor diye
işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu.
Serpil semah ekibinin en yenilerinden,
önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi
olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip,
gül gibi açılıyor.
Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor.
Ailece gidiyorlar Sivas’a, Serpil hiç gitmediği köyleri Banaz’ı da
görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasını Ali Baba Mahallesine
ablası Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor, Sepili’de Madımağın kara dumanları. ..
Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça, uça gittiler... diyor.
‘..Turnalar turnalar, telli turnalar,
Semah edende, hakka gidenler...’
28 SERKAN DOĞAN : Ankara 1974
Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam....
Serkan Doğan kardeşi Serdar Dogan’la semah ekibinde,
ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan
etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda,
Ali Baba’yı canlandırıyor.
Cuma namazından çıkan yobazlardan, korunmak için girdiği,
Madımak oteline cansız çıkıyor Serkan.
Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgda, tam 12 saat
kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının
farkına varıyor.
Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize
yazıp iç cebine koyuyor.:
‘....Yanıyorum anam sakın ardımdan ağlamasın
Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum
Başıma kızıl bağla, sakın ardımdan ağlama....’’
Doğan ailesi SERKAN’ın vasiyete sadık.
Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.
Yalnızca direnç.. var direnç..
Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz...
29 BELKIS ÇAKIR: 1975
Yetmiş yıl fırında piştik, ‘Daha çiğsin, yan’ dediler..
Güne Umut’tan, ‘ceylanlara karışıp semaha duran.’
Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti.
Dernekte semahtan sorumlu idi.
Kamber Hoca Madımak cehennemden,
Birsen’i, Çiğdem’i, Gülay’ı ve diğerlerini kurtarıyor kendi öz kızını kurtaramıyor.
Bende astım, bronşit var..
‘O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm...’ diyor.
Belkıs’ın kardeşi Tuncer’de semah gurubunda.
O olaylar başladığında Madımak Otel’ine ulaşamıyor.
Şimdi Sait Metin’in bıraktığı yerden tiyatrodan
Pir Sultan olmayı sürdürüyor.
BELKIS’ Güne Umut [FONT=WP TypographicSymbols]= müzik gurubunda vokal yapıyor,
okumayı ve Zülfü Livaneli’nin şarkılarını çok seviyordu.
Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan
tam bir Anadolu kızıydı. Belkıs..
Kırklar ile yedik içtik.
Kaynayıp sohbete coştuk
Yetmiş yıl fırında piştik
‘Daha çiğsin, yan’ dediler
30 NURCAN ŞAHIN : Ankara 1975
Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
Kim yakıştırabilir sana ölümü.
Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan
ve tedavi gördükten sonra ‘can ışığı’ anlamına gelen
Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :
Ben seni Allah’tan zorun an aldım, özel olarak sevmek için
kendime doğurdum, diyor.
....Nurcan, belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğim
diyordu....
Okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyor
semah, tiyatro, kitap dergi.
Sivas’a yola çıkarken:
‘...Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış,
bizde su bulamayız belki, Bir su ver içeyim....
Annesi Hacıbektaş [FONT=WP TypographicSymbols]' tan getirdiği sudan bir bardak veri.
Yarısını içer yarısını da Özleme verir...
Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
31 ÖZLEM ŞAHİN : Ankara 1977
Bir isyan bayrağı gibi dalgalandı..
Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın
yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi.
İçlerinde sınırsız bir insan sevgisi vardı.
Sevdiklerine koşa, koşa giderlerdi.
Pir Sultan’ın, CHE Guera’nın resimleri olan,
kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler
kolyeler üretip, dernek adına satarlardı.
Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı.
Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.
Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,
ne de mezarlarında aramayın onları,
Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.
cellâtların yüzlerine gülerek hem de.
Çünkü onlar artık şehirde bir kumru.
parkta bir kelebek, denizde bir balık
düşüncelerimizde güzel bir dostluk.
Ve Onlar: Şu alemde sevgi, yaşadıkça, haksızlığa karşı,
bir isyan bayrağı gibi dalgalanacaklar..
32 MENEKŞE KAYA : Ankara 1977
Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.
Dost senin derdinden ben yana, yana.
Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15'inde Sivas’ta yakıldı.
Semaha tiyatroya meraklıydı.
Günleri Pir Sultan Derneği’nde geçerdi.
Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi.
Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane,
Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış.
İstanbul, İzmir, Ankara’da semah dönmüştü.
Menekşe Kaya 15'inde SON semahını
2 temmuz 93´te Sivas’ta döndü.
Menekşe’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi.
‘... O Sivas, Ol Kerbela’dan bin kere beterdi...
33 KORAY KAYA : Ankara 1981
Pir Sultan’ın genç şehidi.
Şu dünyadan birde Koray geçti. 12 yaşında Sivas’tan.
5 yaşında yazıyı sökmüştü, Pir Sultan’ın genç şehidi.
Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs’ta doğmuştu.
Akşam konserde babası İsmail Kaya’nın sazı kırılınca üzülmüş,
Annesine varıp ne oturuyorsun, babamın sazı kırıldı
hadi buradan gidelim demişti....
Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemek yerken,
bir haber ulaşır. Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık
valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümüş.
Zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini.
Baba Ozan İsmail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır, oradan da Ali Baba Mahallesine hapseder,
hakim güçlerin, derin devleti onları,,
yobazlar, Koray ve Menekşe’leri rahatça boğsunlar
Madımak cehennemide... diye..
] Varıp Pir Sultan’ı, analım dedik
]Aşkın dolusuna, kanalım dedik
]Meydanda bir semah, dönelim dedik
]Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım..
]Salyalı ağızlar, kirli yürekler
]Elde ateş, dilde Allahu-Ekber
]İnsan yakmak için, olmuş seferber
]İsli dumanlara, savrulduk halkım
] Hasret Gültekin´im, Serkan Doğan´ım
]Huriyem, Yesim´im, özbe öz Özkan´ım
]İki Metin ölüm, Sait, Handan´ım
]Hep birlikte yan, yana serildik halkım
] Yüzbin yobaz, bir Akarsu eder mi?
]Öldürülen, bu kaçıncı Nesimi,
]Özlem, Nurcan, Serpil, Belkıs Gülsüm´ü
]Verdik, birer birer, kırıldık halkım
] Metin, Asaf, Behçet, Asım Bezirci,
]Menekşe, Sehergül, Gülender, İnci,
]Asuman, Yasemin, Erdal Ayrancı,
]Et kemik bir yerde, derildik halkım
] Yandı özyurdun da, Özyurt Ahmet´im
]Kaynar ateşlerde Uğur Mehmet´ım
]Güpe gündüz ışıktı, Gündüz Murat´ım
]Cem olduk güneşe, verildik halkım
] Koray Kaya´m, onbirinde dal fidan
]Ahmet Öztürk ile adaşı alan
]Din için yakıldık 33 can
]Kara topraklara, karıldık halkım
]Madımak´ta yanan 33 can
]Artık her birisi bir Pir Sultan
]Hızır´in dölleri yazsın bin ferman
]Gönüller içinde yer aldık halkım
] Muhlis´ine muhip olan, Muhibe´m
]Sulari’den arda kalan Edibe´em
]Cümlesi insana derki, Kâbem
]Kanlı kefenlere sarıldık halkım
]Karinna Cuanna, Hollanda´lı can
]Yanında Muammer Hakan ve Kenan
]Bin beterdi Sivas, Ol Kerbela’dan
]Hüseyin´ce ölüp dirildik halkım
] Kızılgül’üm, ] söz düşürse dilime
]Mızrabım isyankâr, vurur telime
]Bir gün olup hesap sorsam zalime
]Yobazlar elinden zar olduk halkım....
1 NESİMİ ÇİMEN : (Sarız 1926) 1931
O halkımızın dili, O 3 telli Curanın Piri .
İstanbul, Almanya, Fransa, İsveç
O da bir gurbetçi idi.
O yemyeşil bir bahar Çimeni,
Bire yobaz, bu yolda verdiğimiz,
bu kaçıncı Nesimi.
İnsan olan insan barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun dünyada
Gel ey Nesimi sen, senden sor seni
Sakın ham hor görme asla bir canı,
İnsanları sev sen, eyle secdeni
Mukaddes bir varlıktır, hakkın kendisi,
........Nesim´ler... ölür, ölür dirilir...
2 ASIM BEZİRCİ : Erzincan 1927
O Toprağa gül diken, güle dil verenleden. .
67 yılık hayatında 70 kitapla,
O sosyalizmin, edebiyatın şiirin,
halkın kütüphanesi idi.
O Özgürlük, insanlık, barış,
O bir başkaldırı abidesi idi,
özü sözü zülfü kâr olanlardan.
O bir eleştirmendi, çünkü eleştirmeden
daha iyiye güzele doğruya gidilemezdi.
Toprağa gül dikenleri, güle dil verenleri,
O halk ozanlarımızı ölümsüzleştirdi.
”Bir insan olarak her türlü güzelliği koruma
sorumluluğunu taşıyorum”.
Herkeste öyle davranmalı, diyordu.
Ankara'dan öteye Siva´a gidip,
Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral
vermeyi tercih etmişti.
3 METİN ALTIOK : Bergama1941.
Ördüm de ilmek, ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
O bir filozof, O bir şairdi,
Olacağı görür gibi, yıllar önce,
”yakılması gereken biriyim” diye
yazmıştı.
”…Gördüm yaşarken vadesiz ölümümü.
Ördüm de ilmek, ilmek
Sırtıma giyemedim ömrümü…”
Madımakta girdiği komadan,
8 Temmuz 93’te ayrıldı aramızdan.
Sivas sana verdik senden isteriz.
Canlı verdik, canlı isteriz.
4 MUHLİS AKARSU: Sivas Kangal 1948.
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
İster yakıp ister yüzsünler beni
Çocuk yaşta tanıştı telli kuranla, Cemlerde zakirlik yaparak.
70´li yıllarda.. ”Kula kulluk yakışır mı”
diyerek, Akarsular gibi aktı
sahnelerde, gönüllerde,
ve kavgalarda...
İnsan haktır hak insandır biliriz
Gönüllerde açar bizim gülümüz
Akarsu´yum bacı kardeş hepimiz
Demokrasi nerede ise ordayız..
İnsan hakkı nerede ise ordayız..
Sivas etkinliklerinden sonra çıkaracağı kasetinin adını.
Sivas ellerinde ömrüm çalınır, koymuştu.
Ve EVLiYA denildi ardında.
Akarsu'yum yansam da
Kül olup savrulsam da
Bazı, bazı gülsem de
Yine gönlüm hoş değil.
Dilim dönmez nedir gâvur Müslüman
Duman ateş demek ateş duman
Enel-Hak bağına girdiğim zaman
İster YAKIP ister yüzsünler beni…
5 MUHİBE AKARSU : Kangal 1958
Akarsuyum böylesiydi ahtımız..
Muhibe Leyla Çiftlik 1971
yılında Muhlis Akarsu ile evlendi.
Acı tatlı yaşamı, aşkı ve
ölümü beraber paylaştılar.
Akarsuyum böylesiydi ahtımız,
işte geldik gidiyoruz dediler,,,
Pınar, Çınar ve Damla adlarında
3 kız, 3 gonca gül,
hatıra bıraktılar bizlere.
Onları yaşatmak borç olsun bize.
6 BEHÇET AYSAN : Ankara 1949
O Atomla savaşan bir doktor ve şairdi..
Nükleer Savaşın önlenmesi için hekimler
derneğinde, Ankara Tabipler odası,
Sağlık-iş sendikasında ve Edebiyatçılar
derneğinde yöneticilik yaptı. Bir çok şiir
ve 1986 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk ödlü aldı.
70´li yılarda 141-142´ye muhalefetten, girdi
çıktı demir parmaklıklar ardına,
Ve O bir doktordu can kurtarmak için,
Madımakta elinde bir demir çubukla,
barikatın ardında ölümsüzlüğü kucakladı.
‘..Beyaz bir gemidir ölüm, siyah denizlerin hep
çağırdığı batık bir gemi, sönmüş yıldızlar gibi
yitik adreslere benzer ölüm, yanık otlar gibi
sen bu şiiri okurken ben, belki başka bir şehirde ölürüm...
7 EDİBE SULARİ : Erzincan 1953
Aşkıyla perişan Davut Sulari´nin yadigârı,
İsveç'ten koşup gelmişti Sivas´a.....
O zaten babasının yoldan, hiç ayrılmadı.
Aşkıyla Perişan Davut Sulari
Muhabbeti baldır kendisi arı
Hz. Ali´nin sır Zülfükarı
İnkarın boynuna vuralım hele
Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun.
8 UGUR KAYNAR : Zara 1956
”Çiçekler halaya durdu ” Kaynadı coştu.. O militan bir şair ve yazardı.
Yalnızlığı, sevgisi ve için, için
kaynaması, belki de 12 eylül
döneminde, 2 yıl mesken tuttuğu
Mamak mahpushanesinden
kalıyordu.
İlk kitabı: ”Çiçekler halaya durdu ”
oldu. ......Ve cesedini bir torbada
getirdiler. Deri çantası peşinden geldi, bir peçeteye son şiirini
yazmıştı.
”…Öldüğümde doğduğum yere
gidiyorum. Yıllarca süren bir hasret
ve bilinmezliği İşte böylesine yeniyorum...”
9 ASAF KOÇAK: Yerköy 1957
Madımakta ö lüme mızıka çaldı..
O, ”yok devenin kuşu…
Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi..”
”İnsanın kendini sorgulaması yeterli değil,
mesele, dönüşebilmek, değişebilmek,
mesele aynanın karşısına geçip
kendine ATEŞ-edebilmektir diyordu..”.
Sakallarımdan başka her şey
takma protez diyor
ve son dakikalarında,
isyan borusu çalar gibi,
Madımak koridorlarında,
ölüme mızıka çalıyordu.
10 ERDAL AYRANCI : Niğde 1958.
Orada kırmızı yediveren gülleri açacak ..
Bir çok projeye girişti, en son olarak
Anadolu ipek yollarını filme almayı
düşünüyordu. Pir Sultan etkinliklerini
filme almak için Sivas´a geldi.
Madımak´ta barikatta yaralandığı an, kim
bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de
Mamak ceza evinde yazdığı şiiri geçti aklından.
”.. Eğer bir gün sevgilim, son verecekse
hayatıma bir ses, (lânet olası kara bir
ses) İsterim, durmasın patlasın anlam bulacaksa
kulaklarda.
Yalınız...
düşerse kanımın bir damlası yere
Bilsinler ki, orada kırmızı yediveren gülleri açacak
Ve bülbüller ağıt yakacak ölüme
Korksunlar, korksunlar artık
Korksunlar ALEV çemberinde ki akrep
gibi.. Çünkü ölümleri, Gül dikenlerinde olacak.”
11 SEHERGÜL ATEŞ : Ankara 1963
Saz çalmadan ölürsem mezarımı tekmeleyin..
Sehergül için babası; Biz onunla baba kız değildik.
O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım
ve gücümdü diyor, eski Halkçı Parti, millet vekili,
Musa Ateş.
Adı gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konuşuyor,
ve çok azimli ve hırslı, elini attığı her şeyi koparıyor, ”.
Eğer saz çalmayı öğrenmeden ölürsem, mezarımı
tekmeleyin.” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroğlu´ndan
saz çalmayı öğreniyor.
Sivas´a gidebilmek için babasından izin alma imkânı
olmamıştı. Kardeşi Ali´ye borçlu olduklarının listesini
verirken ”ben ölürsem siz ödersiniz”diyor.
Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınlarına umutla bakan,
yüreği sevgi dolu bir genç kızdı Sehergül ATEŞ.
12 HASRET GÜLTEKİN : Koçgiri 01.05.1971
''Bir orman gibi kardeşçesine.. Bu hasret bizim..''
Müzisyen, müzik yönetmeni, araştırmacı şair olan Hasret´e Nerelisin diye sorulduğunda,
üstüne basa, basa, Koçgiriliyim, Kürdüm derdi.
Gecelerde konserlerde bağlamasından bal akıtır, Anadolu aydınlanmasına ışık tutandı.
Bir çok ustanın kasetlerine müzik yönetmenliği yaptı.
”Her ne ararsan kendinde ara..
felsefesinden yola çıkarak, ”
N ararsak Anadolu´da bulacağız” diyordu.
O Anadolu Mozaiğinin unutulmaz bir ismi oldu.
Yobazları hiç mi hiç sevmezdi.
HASRET`lere kıyanları sizde sevmeyin...
‘ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.
Bu Hasret bizim..’
13 MUAMMER ÇİÇEK Tokat, Zile 1967
Gönlünü İnci’ye öfkesini fırtanaya kaptıran çocuk. Ve bir tiyatro yazdı ‘..inadına yaşamak..’
Bizde Seni inadına yaşatacağız.
Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer;
1992 de Sivas’ın vaziyet plânlını yapıyor.
1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek şiir yazıyor.
‘...Soğuk ölümün, acımasız pencereleri
geziniyor üzerimde
kıyıya vurmuş, baygın bir balık gibi
ayılıp çırpınmaya başlıyorum
Korkuyorum beni kavuracağından güneşin.
çırpınıyorum ATEŞ kumlarda
yaşamak için ulaşmak istiyorum delice, suya,
nefesime ve kendime.
Ve ı temmuz 93Q te Sivas’ın vaziyet plânı,
Yobazların etki alanı oludu.
Fakat yarınlar Çiçek’lerin olacak.
14 İNCİ TÜRK ; Balıkesir 1971
Onlar Okunacak en büyük kitabı İNCİ gibi düzdüler. İnci Muammer’le sevdalı, Pir Sultan Abdal
tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda çalışyor.
Gazi Üniversitesi Eczacılık fakültesi mezunu.
Kendi yazdığı bir şiiri:
‘...Yaşamak istiyorum, ama kendimce,
Neden yaşama karşı, bu kadar acımasızlar,
Neden özgürlüğü böyle kısıtlıyorlar..’
Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk:,
rüyasında görüyor İnci’yi:
‘..Biz kendi kitabımızı kendimiz yazmaya geldik..’
Onlar eşsiz Kuranı, İNCİ gibi düzdüler.
‘Okunacak en büyük kitap insandır...’ dediler.
Bizde artık sadece insan okuyacağız.
15 GÜLENDER AKÇA : Sivas Divrigi 1970
Agıtlar umuda çevirdi..
Kardeşçe insanca yaşamak için mücadele etti.
Divrigli Kültür ve Yardımlaşma derneğinde.
İşçi ve sendikacı babası, ve dernek yöneticisi
kardeşinin izinden gitti.
Kadınları örgütlüyor, folklor oynuyor,
arkadaşları ile Anadolu semah araştırma
topluluğunu (ASAT’ı) kurudu.
Ve kardeşi Vedat Akça :
‘...Yitirdiklerimizin ardından
ağlamak,........anlık tepkilerle yollara
çıkmak çözüm değil.
Toplumun, kitle örgütlerinin,
demokratların, cenazelerin kalktığı
günkü havayı sürekli kılmaları
gerekiyor...’
Onlar ölmedi, ALEVe güldüler..
16 MEHMET ATAY : Divrigi 1968
Şahanım, şahdamarım yangın yüreklim. 12 yaşında babasını, 20 yaşında annesini yitiriyor.
Orta okulda iken annesinin çeyiz sandığını bozup,
içinde güvecin besliyor.
Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine rağmen,
O mutluluğun resmini arayan, bir fotoğrafçı oluyor.
O özgürlüğün fotoğrafını çekiyordu, ve de
en çok sevdiği çocukların resmini.
Fig iken... biçtiler ekinimizi....
Kalbimizde taşıyacağız resminizi...
17 SAİT METİN : Divriği 1970
‘...Uzundu usuldu dedemin boyu..’ Sait Metin, Grup Güne Umut’ta,
saz çalıp türkü söylüyor.
Su gibi içiyordu eline geçen kitapları. ‘
..Umut belki de gelecek sayfadadır...
kapatma kitabı...’
Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdalı canlandırıyordu.
Aynı tiyatroda Pir Sultanın eşi Ballıhanı canlandıran
Yeşim Özkan’la hayatlarını birleştirmeye söz vermişlerdi.
Sait- Pir Sultan/ Yeşim- Balcan olmuştu. Kerem’le Aslı,
Ferhat’la şirin gibi.
Sait annesine: ‘’..Anne deli misin sen,
Ben aradığımı buldum...’’ diyordu.
Baba Mehmet Metin: ‘ Devlete çok güvendik.
Bizi ve çocuklarımızı bu kör güven yaktı, diyor.
Tarih sizleri hep anacak, halkımız sizleri kalbine kazıyacak.
- Ve halkımız sizden başka hiç bir şeye bel- bağlamayacak.
18 YEŞİM ÖZKAN : Ankara 1973
Ballıhan, erenlerinin bal çiçeği. O Pir Sultana, Sultan ona aşıktı.
Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor,
Çocukken sakin ve durgun olan Yeşim gençliğinde
bahar gibi yeşeriyor, artık sözüne söz yetişemiyor,
enerjisini tiyatroya veriyor.
Pir Sultan oyununda görev alıyor.
Biz Sivas’ın yobazlara teslim olduğunu bilseydik
Gönderir miydik çocuklarımızı diyor. Babası Hikmet Özkan:
Sivas kıyımından sonra, din konusunda fikirleri netleşiyor.
‘..Allah insanlarda vardır. İnsan sevgisinden daha büyük
bir sevgi yoktur. İnsanları sömürmek için dinler kullanılmaktadır.
Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümancıktır.
Ben camiden nefret ettiğim kadar hiç bir şeyden nefret etmiyorum.
Cuma namazından, camiden çıkıp, katlettiler çocuklarımızı.
Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?.
Yok olasıcalar da...
19 HURİYE ÖZKAN : Ankara 1971
Turnalar turnalar ‘..Havanın yüzünde semah dönerken...’
Arkadaşı İnci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi
Eczacılık bölümünü bitiriyorlar.
Pir Sultan Abdal Derneği’nin çalışmalarına katılıyorlar.
Kardeşi Yeşimle beraber semah ekibine giriyor,
Alevi kültürüne bağlı üretme ve paylaşma bilincine
ermiş iki çağdaş genç kız.
Pir Sultan tiyatrosunda anlatıcı ozan rolünü alıyor
Huriye Özkan.
Ve Baba Hikmet’in, 33 canı gibi, iki yavrusunu da alıyor, Sivas-bela.
20 CARİNA JOHANNA: Hollanda 1970
''Siz nereye giderseniz bende oraya...''
Carina, üniversite öğrencisi, Türkiye’ye kadın ve Alevi kültürünü araştırmaya geliyor.
Ankara’da camiden/ kuran kursunda çıkan
çocukları görüyor. Çocukların üst tarafı kapalı,
altlarında bir er şort var.
Yanında ki Sultan Sivri’ye dönerek:
Bu çocukların üst kısmı Müslüman, alt kısmı ne,
diye soruyor.?
Arkadaşları Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri,,
Carina’yı Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Sivas’ta su bulamazsın, aç susuz kalırsın,
kalacak yer bulamazsın diyorlar.
Carına, siz ne yerseniz bende onu yerim,
siz ne içerseniz bende onu içerim ,
nerede kalırsanız bende orada kalırım diyor.
Ve verdiği sözde duruyor,,,, kara dumanları onlarla beraber yudumluyor,, onlarla birlikte göşüyor...
21 GÜLSÜN KARABABA : Divrig 1971
..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
‘Bir kızımız olsun adı da, Gülsün.’
Etkinliklere Divrigi Kültür Derneği kanadından katılan
4 kızdan biriydi, Gülsün.
Bakkala pazara çıkmayan kız, Sivas’a gitti.
Sivas soğuk olur kalın giyin dediler.
Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas,
bilemezdi...bilemezdi...
Günlük defterine: Kendi kilidimi açacağım,
kendimi aşacağım, sıradan biri olmayacağım diye yazıyor,
ve hayat felsefem:
‘..Yarın yanağından gayrı her şey ortak...’
diye devam ediyor.
Onlar her şeyi aştı, arşa ulaştı,
Tarihe yeni bir sayfa açtı...
22 MURAT GÜNDÜZ : Ankara 1971
Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecek.
En güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas’ta.
Murat, Pir Sultan gençlik kollarında görev alıyor, semahçı,
kız kardeşi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a.
Kara dumanlar içinden kardeşi Birsen’i çıkarıyor.
Diğerlerini de Madımak cehenneminden çıkarmaya gidiyor.. Murat.
Birsem, Ruhi Su’nun, şu dizeleri ile anlatıyor Murat’ı:
Ne Mutlu biz insan olmuşuz
İnsan sevgisini gerçek bilmişiz
İnsanın dalında açıp gülmüşüz
Muhabbet insana, cana muhabbet
Söz.. söz veriyorum; Beni yaşarken
görenler, seni yaşarken görecekler.
23 AHMET ÖZYURT Şarkışla / Ankara 1972
Camıden çıkıp insan ykanlara ibret, onun ibadeti, insanca yaşamak..
Kendimi bir atom bombası ve bir kuzu gibi
hissediyorum diyordu Ahmet.
Ahmet’te semahçı idi. Üniversiteye girmeye hazırlanıyor,
En çok sevdiği iki eylem,, okumak ve spor yapmaktı.
Günlük defteri güzel sözler kitabı gibi. ....
Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek.
Evet düşünmek gerek Her kitap okunmalı,
onlardan bir şeyler kapılmalıdır.... diyor Ahmet.
...Gerçekten mutlu kişi gerçekten içinde
bir iyilik hisseden kişidir, önemli olan
insanlık adına bir şeyler yapmaktır. Diyor, Ahmet Özyurt.
İbadeti cuma namazından sonra cana kıymak olanlara ibret:
Onun ibadeti, her an, insanca yaşamak, insanca düşünmekti.
24 HANDAN METİN: Divrig 1973
‘Tüm güzellikleri toplayıp uzun ince bir yola çıktım...’ 1992 ODTÜ Eğitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor
Handan.
Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakın akrabalar
ve 4 kız Divrig Kültür derneği kadın
komisyonunda çalışıyorlar.
Annesi Sultan Metin . Yavrularımız, 8 saat,
geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandılar....
O yobazlar 8 saat, ‘..şeriat isteriz..’ diye
bağırdılar. Ve Handan yazıyor.
‘...Ayrılmak bir doğa kanunudur.
Bir gün arkadaşlarından, yarın ailenden
Ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın.
Ama önemli olan zihinlerde bir isim
bırakmak, ölsen bile ölmemiş gibi
yaşatılmaktır.
Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu.
Zihinlerimizde 33 isim kaldı,
33'de birer Kubilay,
33'de birer Pir Sultan oldu..
25 YASAMİN SİVRİ : Ankara 1974
İnsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler...
Kamber ağabeyin profesörü.
Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi
felsefe bölümüne gidiyordu.
Pir Sultan’da, semahla başlıyor, giderek yeni alanlara yöneliyor,
gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki
kütüphaneden sorumlu idi.
Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin
ve Asım Bezirci ile tanışıp,
görüşlerini açıklayacağı için sevinçli.
Benim en iyi arkadaşlarım kitaplarım diyordu.
Okuyordu okuduğunu yorumluyordu:
.....İnsanlar öldükleri zaman değil,
unutuldukları zaman ölürler... diyordu.
Unutmadık.. unutmayacağız... biz sizi yaşatacağız.
26 ASUMAN SİVRİ : Ankara 1977
Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...
Sokullu Lisesi 2. sınıf öğrencisi. Kamber Hoca, Çorumluların bir gecesinde tanışıyor,
Yasemin ve SİVRİ kardeşlerle.
16 yaşında semah hocası oluyor Asuman,
3 grupta 100'e yakın öğrenciye semah öğretiyor.
2 temmuz 93 günü otelden evi arayıp karnesini alıp almadıklarını soruyor ailesine. takdirname bekliyor.
Takdirname aldığını öğrenemeden yobazlar otele saldırıyorlar.
Kamber Hoca çok sevdiği Asuman için:
Asuman’da her türlü özelik güzellik vardı,
zeki ve çalışkandı, emek veriyor çalışıyor çalıştırıyordu.
Bütün evren semah döner, Aşkından güneşler yanar...
Ateşte semaha duranların, Sirvi başıydı O.
27 SERPİL CANİK : Ankara 1974
Kuş olup güvercin donunu giyen Uyan dağlar uyan Serpil geliyor.
Ticaret lisesinde staj gördüğü bir kooperatifte çalışıyor,
semah çalışmalarımı engelliyor diye
işten çıkmayı bile düşünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu.
Serpil semah ekibinin en yenilerinden,
önceden içine kapalı olan Serpil aydınlanma kalesi
olarak benimsediği Pir Sultan Abdal Derneğine gelip,
gül gibi açılıyor.
Ablası Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor.
Ailece gidiyorlar Sivas’a, Serpil hiç gitmediği köyleri Banaz’ı da
görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasını Ali Baba Mahallesine
ablası Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor, Sepili’de Madımağın kara dumanları. ..
Gözü yaşlı Sultan anne: Yavrularım uça, uça gittiler... diyor.
‘..Turnalar turnalar, telli turnalar,
Semah edende, hakka gidenler...’
28 SERKAN DOĞAN : Ankara 1974
Başıma kızıl bağla, ardımdan sakın ağlama, anam.... Serkan Doğan kardeşi Serdar Dogan’la semah ekibinde,
ve kitap ve kaset stantında görev alıyorlar Pir Sultan
etkinliklerinde. Serkan ayrıca, Pir Sultan tiyatrosunda,
Ali Baba’yı canlandırıyor.
Cuma namazından çıkan yobazlardan, korunmak için girdiği,
Madımak oteline cansız çıkıyor Serkan.
Kardeşi Serdar ise, öldü diye atıldığı morgda, tam 12 saat
kalıyor ve tesadüfen bir doktor nabzının attığının
farkına varıyor.
Serkan, otelde yangın başladığında, bir kaç dize
yazıp iç cebine koyuyor.:
‘....Yanıyorum anam sakın ardımdan ağlamasın
Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum
Başıma kızıl bağla, sakın ardımdan ağlama....’’
Doğan ailesi SERKAN’ın vasiyete sadık.
Yok gözlerinde bir damla gözyaşı, yakınma.
Yalnızca direnç.. var direnç..
Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz...
29 BELKIS ÇAKIR: 1975
Yetmiş yıl fırında piştik, ‘Daha çiğsin, yan’ dediler..
Güne Umut’tan, ‘ceylanlara karışıp semaha duran.’
Kamber Hocanın kızı, Üniversiteye gidecekti.
Dernekte semahtan sorumlu idi.
Kamber Hoca Madımak cehennemden,
Birsen’i, Çiğdem’i, Gülay’ı ve diğerlerini kurtarıyor kendi öz kızını kurtaramıyor.
Bende astım, bronşit var..
‘O taze ceylanların yerine neden beni almadı ölüm...’ diyor.
Belkıs’ın kardeşi Tuncer’de semah gurubunda.
O olaylar başladığında Madımak Otel’ine ulaşamıyor.
Şimdi Sait Metin’in bıraktığı yerden tiyatrodan
Pir Sultan olmayı sürdürüyor.
BELKIS’ Güne Umut [FONT=WP TypographicSymbols]= müzik gurubunda vokal yapıyor,
okumayı ve Zülfü Livaneli’nin şarkılarını çok seviyordu.
Kişilikli, yürekli, yetenekli, tutuğunu koparan
tam bir Anadolu kızıydı. Belkıs..
Kırklar ile yedik içtik.
Kaynayıp sohbete coştuk
Yetmiş yıl fırında piştik
‘Daha çiğsin, yan’ dediler
30 NURCAN ŞAHIN : Ankara 1975
Tas tas içtik ahuları sağ iken. Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
Kim yakıştırabilir sana ölümü.
Uzun yıllar çocuk hasreti ile yanan
ve tedavi gördükten sonra ‘can ışığı’ anlamına gelen
Nurcan adını koyduğu kızı doğar. O’nun için annesi Fidan :
Ben seni Allah’tan zorun an aldım, özel olarak sevmek için
kendime doğurdum, diyor.
....Nurcan, belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğim
diyordu....
Okumayı çok seviyor, derneklerde her işe koşuyor
semah, tiyatro, kitap dergi.
Sivas’a yola çıkarken:
‘...Anne oraya geçen yıl gidenler tuvalet bulamamış,
bizde su bulamayız belki, Bir su ver içeyim....
Annesi Hacıbektaş [FONT=WP TypographicSymbols]' tan getirdiği sudan bir bardak veri.
Yarısını içer yarısını da Özleme verir...
Tas tas içtik ahuları sağ iken.
Bir sen iç, sevdiğim birde bana ver.
31 ÖZLEM ŞAHİN : Ankara 1977
Bir isyan bayrağı gibi dalgalandı.. Özlem ile Nurcan amca çocukları, bir elmanın
yarısı gibiydiler içtikleri su ayrı gitmezdi.
İçlerinde sınırsız bir insan sevgisi vardı.
Sevdiklerine koşa, koşa giderlerdi.
Pir Sultan’ın, CHE Guera’nın resimleri olan,
kızıl mendilleri, kollukları, saç bağları, küpeler
kolyeler üretip, dernek adına satarlardı.
Devrimci kişiliklere duygusal bir yakınlıkları vardı.
Bu genç yaşlarında tabuları öyle bir güzel yıkmışlardı.
Onları, ne kanlı Sivas, ne Madımak Otelinde,
ne de mezarlarında aramayın onları,
Onlar kaçıp gittiler cellâtların elinden.
cellâtların yüzlerine gülerek hem de.
Çünkü onlar artık şehirde bir kumru.
parkta bir kelebek, denizde bir balık
düşüncelerimizde güzel bir dostluk.
Ve Onlar: Şu alemde sevgi, yaşadıkça, haksızlığa karşı,
bir isyan bayrağı gibi dalgalanacaklar..
32 MENEKŞE KAYA : Ankara 1977
Ötme bülbül ötme, şen değil gönlüm.
Dost senin derdinden ben yana, yana.
Bu dünyadan bir Menekşe geçti, 15'inde Sivas’ta yakıldı.
Semaha tiyatroya meraklıydı.
Günleri Pir Sultan Derneği’nde geçerdi.
Evde kardeşi Koray’la saz çalıp semah dönerdi.
Turhal-Tokat, Amasya, Gümüşhane,
Hacıbektaş şenliklerinde tiyatroda oynamış.
İstanbul, İzmir, Ankara’da semah dönmüştü.
Menekşe Kaya 15'inde SON semahını
2 temmuz 93´te Sivas’ta döndü.
Menekşe’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi.
‘... O Sivas, Ol Kerbela’dan bin kere beterdi...
33 KORAY KAYA : Ankara 1981
Pir Sultan’ın genç şehidi. Şu dünyadan birde Koray geçti. 12 yaşında Sivas’tan.
5 yaşında yazıyı sökmüştü, Pir Sultan’ın genç şehidi.
Gururlu bir günde, işçi bayramında 1 Mayıs’ta doğmuştu.
Akşam konserde babası İsmail Kaya’nın sazı kırılınca üzülmüş,
Annesine varıp ne oturuyorsun, babamın sazı kırıldı
hadi buradan gidelim demişti....
Ertesi gün Cumhuriyet Lokantasında yemek yerken,
bir haber ulaşır. Cuma namazından çıkan büyük bir kalabalık
valiliği taşladıktan sonra, Kültür merkezine doğru yürümüş.
Zalim felek orada ayırır canları, bir daha göremezler birbirlerini.
Baba Ozan İsmail Kaya kültür merkezine gitmek zorunda kalır, oradan da Ali Baba Mahallesine hapseder,
hakim güçlerin, derin devleti onları,,
yobazlar, Koray ve Menekşe’leri rahatça boğsunlar
Madımak cehennemide... diye..
Bir ismi AliÂdir bir ismi Veli
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Onlar nurdan dogdu nurudur nebi
Eveli ahiri yaratan Ali
Simdi de geziyo Zöhre Ana dili
Pir Zöhre Ana
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi