You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Sinan Isik'tan Veryansin: "BİLMEM SÖYLESEM Mİ? SÖYLEMESEM Mİ???"

Sinan Isik'tan Veryansin: "BİLMEM SÖYLESEM Mİ? SÖYLEMESEM Mİ???"

Posting Freak
Sinan Isik'tan Veryansin: "BİLMEM SÖYLESEM Mİ? SÖYLEMESEM Mİ???"
]Deyim Yerinde ise Sinan Isik Turgut Okerden, Erdogan Cinara ve Yol Tv'den tutunda hakkinda Mahkeme Kararlari yayinlanan ve hakkinda Sahtecilik ve Dolandiricilik suclari yayinlanan bu ikilinin sanaldaki gonullu savunucusu Ali Karul'a kadar bircok konuya verdi veristirdi. Sinan Isik bilindigi gibi "Kimlik Davasi" konusunda adini duyuran ve bu konuuda Alevilik adina resmi bir karari gerek Turkiyede Gerekse AIHM'de mahkeme kayitlarina gecirten biri olarak tarihe gecen kisidir. Aciklamasini yorumsuz olarak yayinliyoruz. Olasi cevap hakki durumlarindada hakkaniyet icerisinde herkese cevap hakki kullandirilacaktir



[FONT=verdana]Bir aydan fazla bir süredir yazmak istediğim ve fakat bi türlü yazamadığım bir konuyu yazmaya çalışacağım…

Öyle garip bir durum ki nasıl yazacağımı da bilemez durumdayım…
Daha önceleri aklıma takılan veya bire bir tanık olduğum bir çok konuda o an için içimden gelenleri rahatlıkla yazabiliyorken,
şimdi ise özellikle eşim açısından şok edici bir olay yaşamış olmamıza rağmen,
böyle bir konuyu sizlere aktarmak isterken aynı rahatlığı hissetmiyor olmayışımın ve aynı zamanda bunun açıklamasını da yapmakta zorlandığım bir durumla karşı karşıyayım…

Esas konuya geçmeden önce bazı hatırlatmalar yapmam gerektiğini düşünüyorum…
Geçen sene Mart ayının başında Alevi forumlarında şiddetli bir tartışma başlamıştı…
-Alevi Tarih Yazımında Skandal-Erdoğan ÇINAR örneği- başlığıyla açılmış bir konu üzerine uzun bir zaman geniş katılımlı ve oldukça sert tartışmalar yaşamıştık…
Aslında bu konudaki tartışmalar bu üç yazarın yazdığı kitaptan çok önceleri başlamış olmasına rağmen,
bir sonuca ulaşamamıştı…
Üç yazarımızı bu konuda öne çıkaran olgu ise ortaya koydukları İNKARI MÜMKÜN OLMAYAN KANITLARDIR…
Alevi yazarlarımızdan Hazma AKSÜT- Ünsal ÖZTÜRK ve Hasan HARMANCI-nın yazdıkları bir kitapla Erdoğan ÇINAR-ın Alevi tarihi adı altında yapmış olduğu tarih sahtekarlığını belgeleriyle öğrenmiş ve bu nedenle adı geçen sözde yazar-a karşı tavrımızı koymuştuk…
Tabi yalnızca bu yazar-a karşı değil,
Aynı zamanda bu yazarın resmi sözcülüğünü yapanların başında gelen Ali KARUL-a karşı da tavrımızı koymuştuk…
Bu gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte aynı zamanda bu yazar-ın destekçisi konumunda görünen AABK-ya da birçok açık çağrı yapılarak bu TARİH SAHREKARINA KARŞI TAVIR ALMALARI istenmişti…
AABK dendiğinde doğal olarak akla gelen ilk kişi Turgut ÖKER-di…
Uzun süre bu çağrılar yapılmış olmasına rağmen bu yönde ne AABK-dan,
Ve nede ismi AABK ile özdeşleşmiş olan sayın Turgut ÖKER-den hiçbir cevap gelmemişti…

TARİH SAHTEKARLIĞI meselesi bir süre sonra SESSİZLİK SANSÜRÜNE takıldı…
Fakat bir süre sonra ne tesadüftür ki TARİH SAHTEKERI olan yazar ve onun resmi sözcüsü konumundaki kişi hakkında bazı çok çarpıcı iddialar ortaya çıkmaya başladı…
Hem de YARGITAY BELGELİ olarak gerçekler ortaya seriliverdi…

Bir süre de bu olayla ilgili sert tartışmalar yaşandı…
Bir de bu konu üzerine haklı olarak destekçi Alevi kurumuna yani AABK-ya çağrılar yapıldı…
Fakat ne garip tesadüftür ki bu seferde hiç sektirmeden aynı şeyle karşılaşmış olduk…
TARİH SAHTEKARLIĞI KONUSUNDA SESSİZLİK SANSÜRÜ uygulayan AABK ve onunla özdeşleşmiş sayın Turgut ÖKER,
Bu sefer de aynı taktikle ÜÇ MAYMUN-U OYNAYARAK SESSİZLİK SANSÜRÜ uygulamaya başlamıştı…
Bütün forumlar ve aynı zamanda feys aracılığıyla yapılan sayısız çağrıya rağmen,
Ve üstelikte bu olaylar yaşanırken kendisi de ilgili kişinin forumunda üye olmuş olmasına rağmen,
Bu konuda tık bile demeden yoluna devam etmiştir…
TAR,İH SAHTEKARLIĞI konusunda ortaya koyduğum tavır nedeniyle TARİH SAHTEKARLARININ hedefi durumuna gelmiş iken,
Bir de YARGITAY BELGELİ SAHTEKARLIK ve DOLANDIRICILIK davaları nedeniyle ortaya koyduğum tavır nedeniyle,
Aynı kesimin tam anlamıyla saldırısına hedef haline gelmiştim…
Bana yaptıkları saldırıyı kişiliğim üzerinden yürütemeyen bu kesim,
Bu sefer de açmış olduğum ve büyük hukuk zaferiyle sonuçlandırdığım KİMLİK DAVASI üzerinden yapmaya başladılar…
İşte ne olduysa bu aşamadan sonra oldu…
Kişiliğime toz kondurma konusunda başarısız olanlar,
Meseleyi daha da ileriye götürüp Alevileri ve tüm demokratları yakından ilgilendiren KİMLİK DAVASI-nı karalamaya çalıştılar…
İşin en ilgin yanı ise,
bu kişilerin,
bu iğrenç iftiralarını dayandırdıkları dayanaklarının kaynağını oluşturan yer AABK ve onun genel başkanı sayın Turgut ÖKER-di…
İğrenç iftiracıların başı konumundaki Ali KARUL denen şahıs,
Yukarıdan beri yaşanan bütün olaylar sırasında bir yandan sahibi olduğu forum ve haber sitesinde yoluna devam ederken,
Aynı zamanda Turgut ÖKER-in başında bulunduğu YOL TV-de de proğramcı olarak görev yapıyordu…
Tarih sahtekarlığı,
Ardından YARGITAY BELGELİ SAHTEKARLIK ve DOLANDIRICILIK meselelerinde Turgut ÖKER tarafından uygulanan SESSİZLİK SANSÜRÜ,
bu sefer de KİMLİK DAVASI için de uygulanmaya başlanmıştı…
Ali KARUL KİMLİK DAVASI üzerinden hem de AABK üst düzey yöneticilerini yani Turgut ÖKER-i kast ederek KİMLİK DAVASINI lekelemeye çalışırken,
Bu konuda haklı olarak defalarca AABK ve Turgut ÖKER-e çağrıda bulunmama rağmen hiçbir cevap alamadım…
Ali KARUL ile bu tartışmaları yaparken düşündüğüm şey şu idi…
Her ne kadar Ali KARUL-un yaptığı şey iğrenç bir iftiracılık olsa da,
Burada önemli bir durum da söz konusu idi…
KİMLİK DAVASI hakkında ortaya attığı iddia iğrenç iftiraydı ama,
Her şeyden önce bu şahıs bu lafları söylerken çok önemli bir ayrıntıyı açıkça söylemiş oluyordu…
Ali KARUL-un Erdoğan ÇINAR-la olan yakınlığı,
Ve aynı zamanda Erdoğan ÇINAR-ın YOL TV İstanbul temsilcisi olması,
Ve yine aynı zamanda Ali KARUL-un YOL TV-de proğram yapıyor olması nedeniyle durup dururken,
böyle ciddi bir iddiaya AABK en üst düzey yöneticilerini karıştırması mümkün görünmüyordu…
Bana göre anlaşılan şu idi…
Bu iddialar iğrenç bir iftira olsa da,
Ortaya konan AABK ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERİ sözü bir gerçeği ifade etmekteydi…
Yani yine bana göre Ali KARUL bu sözleri AABK ÜST DÜZEY YÖNETİCİSİN-den duymamış olsaydı,
Bu denli yakın ilişkiler içerisindeyken,
bu kurumun ve üst düzey yöneticisinin adını böyle bir şeye asla karıştırmazdı…
Bu olaylar yaşanırken,
İster istemez karşılıklı sertleşmeler söz konusu oldu…
Bu arada karşılıklı laflar söylendi…
Bütün bunlar yaşanırken,
Ali karul-un da kendi beyanıyla doğrulamış olduğu gibi Turgut ÖKER ONUN FORUMUNDA ÜYE OLARAK DURUMLARI GÖZLÜYORDU…
Bütün bunlara bir cevap versin diye sayın ÖKER-e defalarca çağrı yaptım…
Hem de bir çok Alevi forumundan yaptım bu çağrıyı…
Fakat ne yazık ki hiçbir cevap gelmedi…
Tabi bu olay yalnız Ali KARUL-la da sınırlı kalmadı…
Ali KARUL-la işbirliği halinde olan ve aynı zamanda Almanyada yaşayan iki kişi de bu iğrenç iftiraya katılarak üstelik te kendilerince ürettikleri yeni senaryolarla olaya renk katmayı ihmal etmemişlerdi…
Bu şahıslar hiç çekinmeden Turgut ÖKER-in ve AABK-nın adını veriyorlardı…
İşte bu çok sert tartışmalar esnasında bana yapılan iğrenç iftira ve hakaretlere cevap verdiğim için,
Bu sefer de mesele başka bir boyuta taşındı…
KİMLİK DAVASI-nı karalamaya çalıştıkları ve üstüne de hakaretler ettikleri yetmiyormuş gibi,
YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR misali,
Ali karul isimli şahıs o günlerde dedi ki “ Sinan IŞIK, artık sana cevap vermeyeceğim, bundan sonra seninle mahkemede görüşeceğiz…Senin hakkında hakaret davası açıyorum…”
2010 yılının ortalarında ortaya attığı bu sözün sonuçlarını sabırsızlıkla beklemeye başladım…
Aradan aylar geçmesine rağmen bu konuda hiçbir hareket olmamıştı…
Bir zaman sonra gelen bir haberle Ali KARUL-un yalnız beni değil, aynı zamanda iki Alevi forumunu da dava ettiği ve yapılan soruşturma nedeniyle Genç Aleviler forumunun bilgisayarlarına polisçe el konduğunu öğrendik…
Bu aşamada henüz bana bir şey gelmemişti…
Diğer şikayet edilen forum sahibi arkadaş yurt dışında olduğu için ona da bir şey gitmemişti…
Bu durumu bir süre eşimden gizlemiştim fakat daha sonra kendisine söyleyip hazırlıklı olmasını ve korkmamasını tembihlemiştim…
İlk duyduğunda sinirlenen ve heyecanlanan eşim,
Sürekli yaptığım açıklamalar neticesinde durumu kabullenmeye ve hatta beni desteklemeye başladı…
Aradan aylar geçmesine rağmen henüz bana bir polis veya savcılık çağrısı gelmediği için,
Bu olayın durduğunu düşünmeye de başlamıştım…
Hatta bu arada Ali KARUL-un ekibinde olan ve bu iğrenç iftiralara kendi senaryolarıyla katkı sunan ünlü Almanyalı şahıs tahriklerde bulunduğu için mecbur kalıp Ali KARUL-a bu davanın neden bana ulaşmadığını yazdım ve bu konuda Turgut ÖKER-e de sorular sormuştum…
Çünkü bir yandan bu şahıslarla yakın ilişkide olması gerçeği vardı,
Ve diğer yandan ise kendisi de İzzettin DOĞAN tarafından hem de HAKARET iddiasıyla şikayete maruz kalıp,
hava alanında 12 saat gözetime alınmış ve ifadesi alındıktan sonra salınmıştı…

Ve nihayet esas-a geldik…
Bundan 35 gün önce yaşadığımız olay,
Bütün bunları size yazmamı mecbur etti…
Yaşadığımız olay tam anlamıyla utanç verici bir olaydı…
İş yerimdeydim…
Saat 16 sıralarında her zaman yaptığım gibi eve telefon ettim…
Telefonu açan eşim,
Evin kapısında olduğunu ve iki sivil polisin içeri girmek istediğini söyledi…
Şaşkın ve korkmuş bir durumdaydı…
-İki sivil polis gelmiş Kenan IŞIK burada mı diye soruyorlar -dedi…
Verilen isim oğluma ait olduğu için birden şüphelenmeye başladım…
Eşim polis dediği andan itibaren Ali KARUL-un şikayeti aklıma geldi ama isim oğluma ait olunca bu sefer aklıma kötü şeyler gelmeye başladı…
Bu korku yalnız bende değil aynı zamanda eşimde de olmuştu…
Meseleyi daha korkutucu hale getiren şey ise polislerin diğer söyledikleriydi…
Bakırköy adliyesinden bahsediyorlardı…
İşte korkunun ve hatta o anda eşimin cephesinde yaşanmak üzere olan kalp kerizinin kaynağını oluşturan da bu İstanbul-Bakırköy ve bunlarla birlikte söylenen oğlumun adı idi…
Çünkü oğlumuz İstanbul-da okuyordu ve başına kötü bir şey geldiğini düşünmeye başlamıştık…
Her ne kadar bu düşünceye kapılıp korkmuş olsam da,
Bir yandan da sakinliğimi korumaya çalışıyordum…
Fakat o an için aynı şeyi eşim için söylemem mümkün değildi…
Çünkü bir diğer büyük aksilik ise eşimin uzun yıllardır yaşamakta olduğu aşırı panik atak durumu idi…
Sesinin titreşiminden ve nefes alış şeklinden bunu fazlasıyla anlayabiliyordum…
Eşime telefonu polise vermesini söyledim…
Karşıdaki polis gayet nazik bir tarzda sorular sormaya başladı…
İsim hariç sorduğu tüm kimlik bilgileri bana aitti…
Ve sonunda ne için geldiklerini de söylediklerinde işte o an rahatladım ve bu işin oğlumla bir ilgisinin olmadığını öğrendim…
Gelmelerinin nedeni Ali KARUL-un şikayeti ile ilgiliymiş…
Tamam doğrudur zaten bekliyordum dedim…
Polise telefonu eşime vermesini söyledim…
Durumu bir de ben anlattım eşime…
O andan itibaren korkulan şey gerçekleşmedi…
Büyük bir rahatlama olmuştu ama,
Bu sefer de yeni durum yüzünden sıkıntı başlamıştı…
Polis içeri girmek istiyordu,
Fakat eşim buna itiraz ediyordu…
Evde yalnız olduğunu ve bu nedenle kendilerini içeri almayacağını söylüyordu…
Polisler kibara benziyordu ama bu kibarlıklarının ne kadar devam edeceği konusunda hiçbir garanti yoktu…
Durumu daha zorlaştırmamak için eşime müsaade etmesini ve kesinlikle korkmamasını söyledim…
Zor da olsa kabul etti…
Telefonu tekrar polise vermesini söyledim…
Karşımdaki polise bu kararın hangi mahkemeden geldiğini ve evde ne arayacaklarını sordum…
Hakarete dayalı delil arayacaklarını söyledi…
Uygulamayı az çok tahmin ettiğim için tamam dedim…
Zaten mesai bitimi de geldiği için işyerinden acilen çıktım ve en hızlı şekilde eve gittim…
Ben içeri girdiğimde polisler beş dakika önce evden ayrılmışlardı…
O arada iyi bir tesadüf olmuş ver baldızım da eve gelmiş…
Eşimi biraz sinirli ve her şeyden önce şaşkınlık içinde buldum…
Yaşananları heyecanlı bir şekilde anlattı…
Polisler bilgisayarımın hard disklerini sökmüş…
Evin her yerinde başka bilgisayar veya laptop aramışlar…
Birde flaş belleğimi almışlar…
Yaptıkları işlemin tutanağını yazıp eşime ve baldızıma imzalatmışlar…
Davanın hangi mahkemede görüldüğüne dair bazı notlar yazıp bırakmışlar…
Ve gitmişler…

Aradan üç hafta geçtikten sonra İzmir adliyesine gidip davayı araştırdım fakat adliye kayıtlarında bir karşılığı çıkmadı…
Tahminime göre Bakırköy adliyesinden gelen bu mahkeme kararı sadece ilgili polis birimine gitti ve onlarda gereğini yaptı…
Bilgi sayarımdan alınanlar nereye gitti bilmiyorum…
Bu işin maddi karşılığı 140 tl. oldu…
Bilgisayarıma yeni hard disk taktırdım…
Maddi zarar şimdilik bu kadar…
Ola ki dava açılır da bir de Ali KARUL haklı çıkarsa birkaç binlik te ona öderim…
Hesap o zaman tam olarak ortaya çıkar…
Bunlar kesinlikle önemli değil…
Ali KARUL-a maddi katkıda bulunmak bana memnuniyet verecektir…

Fakat meselenin birde diğer yönleri var ki,
İşte o zararları kimse ödeyemez…
Hiç hesapta yokken oğlumun adının bu davaya nasıl karıştığı bir yana,
Bu karışıklık nedeniyle bir annenin neredeyse kalp krizinden yere yığılmasına neden olanlar bu acının hesabını veremeyeceklerdir…
O kriz anı bizim tarafımızdan atlatıldı…
Ve hatta bu olay bize daha çok direnme azmi verdi…
Fakat bir de meselenin UTANÇ kısmı var ki,
İşte bu UTANÇ birilerinin boynunda madalyon gibi gezecek…
Mesela, olur da Turgut ÖKER seçilip meclise gider se,
Kendisine verilecek olan ofisteki makam koltuğunun hemen arkasına bu UTANÇ MADALYONUNU GURURLA ASABİLİR…
İzzettin DOĞAN kendisini hakaret ettiği iddiasıyla şikayet ettiği için,
hava alanında 12 saat göz altına alındı diye ortalığı ayağa kaldırdı ve bu olay nedeniyle adeta bir kahraman gibi hava attı…
Alevi dedesi ve aynı zamanda bir kurumun başkanı olarak kendisine asla yakıştırmadığımız bu şikayet ve ardından gelen göz altı nedeniyle bizler İzzettin DOĞAN-ı yerden yere vurmuştuk…
Fakt nasıl oluyor sa,
Aynı şikayeti yapan Ali KARUL ve çok yakın ilişkide olan sayın Turgut ÖKER böyle bir utancı kendisine yakıştırabilmektedir…
Hatta Sayın vekil adayı hava alanında göz altına alındığında bu olayı ilk olarak halka duyuran kişi Ali KARUL idi…
Çünkü o kadar yakın durumdalar ki herkesten önce Ali KARUL haberdar ediliyordu…
O zaman bu haber üzerine kendisinin de beni hem de aynı gerekçe ile şikayet ettiğini yazmıştım ve bu çarpık anlayışı nasıl kabullenebildiğini sayın ÖKER-e açıkça sormuştum…
T. ÖKER-in bütün bu çirkin gelişmelerden haberinin olmaması kesinlikle mümkün değildir…
Bu olaylar yaşanırken kendisi Ali KARUL-un forumuna üye olmuştu…
Bunu Ali KARUL kendisi de doğruladı…
Ali KARUL KİMLİK DAVASI üzerinden iğrenç iftiralar atarken AABK ve üst düzey yöneticileri şahit gösteriyordu…
Böyle bir şeye cesaret etmesi için arkasını bu yöneticiye dayaması gerekiyordu…
Aksi taktirde buna cesaret edemezdi…
Bu durum böyle olmasaydı ve diyelim ki Ali KARUL bunları yalan olarak söylemiş olsaydı,
Bu durumda Turgut ÖKER kendisinden mutlaka hesap sorardı…

Böyle bir hesaplaşmaya gidilemeyeceği ve Ali KARUL-un kendini garantiye almış olduğu taaaa başından beri belliydi…
ALEVİ TARİH SAHTEKARLIĞI, konusunda gık diyemeyen Turgut ÖKER,
ARSA SPEKİLASYONU KONUSUNDA gık diyemeyen Turgut ÖKER,
YARGITAY BELGELİ SAHTEKARLIK ve DOLANDIRICILIK konusunda gık demeyen Turgut ÖKER,
Doğaldır ki AABK üst düzey yöneticilerini şahit tutup KİMLİK DAVASI-nı karalamaya çalışan Ali KARUL-a da GIK DİYEMEYECEKTİR…
Çünkü Ali KARUL bu İĞRENÇ iftirayı atarken,
Aynı zamanda bu davayı kazananın AABK üst düzey yöneticileri olduğunu söylemesi hiç te boşa söylenmiş bir laf değildi…
Bu iğrenç iddiasıyla aklı sıra bir yandan Sinan IŞIK-ı yok ederken,
Öte yandan ağası konumundaki ÜST DÜZEY AABK yöneticisini KAHRAMAN YAPMAYA ÇALIŞIYORDU…
Zaten bu ÜST DÜZEY YÖNETİCİ öyle bir şişirilmişti ki,
Adeta dünyada ondan başka Alevilik adına bir şey yapan kimse yok tu…
Bu güne kadar hangi gelişme olmuşsa,
Yalnızca bu kahraman tek başına yapmıştı…
Övünmesi için durmadan her şeyi kendi hanesine yazmaya çalışma alışkanlığına kapılmış olan bu BOŞ KAHRAMAN,
Kendisiyle ilgisi olmayan kazanımları bile hiç çekinmeden kendi hanesine yazmaya çalışmaktan çekinmeyecek biri olduğu izlenimi vermeye başladı…
Hatta bununla da yetinmeyip…
Aslında kazanılmadığı halde bir davayı kazanılmış ve hem de kendisinin desteğiyle kazanılmış gibi göstermekten çekinmeyen bir yapıya sahip olduğu tarafımdan iyice anlaşılmıştır…
Bunun en açık örneği ZORUNLU DİN DERSLERİ AİHM KARARIDIR…
Daha bu gün YOL TV-de yayınlanan YOL AŞKINA PROĞRAMINDA İstanbuldaki seçmenlere yaptığı açıklamada Hasan ZENGİN arkadaşımızın ZORUNLU DİN DERSİ davasının dilekçesini AİHM-ne davanın avukatıyla birlikte kendisinin verdiğini söyleyebilmiştir…
Yıllardır bu dava üzerinden yapılan tüm açıklama ve propagandaların hepsinin TAMAMEN YALAN ve KANDIRMACA OLDUĞU HERKESÇE BİLİNMELİDİR…
Büyük bir medeni cesaret örneği sergileyerek ZORUNLU DİN DERSLERİNE karşı mücadele eden arkadaşımız Hasan ZENGİN,
Her ne kadar medeni bir cesaret örneği sergilemiş olsa da,
Davanın bir yerlerinde işler yanlış yerlere gitmiş,
AİHM-ne giden dava,
Bırakalım kazanımla dönmeyi,
TAM ANLAMIYLA HEZİMETLE DÖNMÜŞTÜR…
Bu dava aslında kazanılmamış,
Tam tersine büyük bir kayıp olarak geri dönmüştür…
ZORUNLU DİN DERSLERİ AİHM TARAFINDAN KALDIRILDI AMA AKP BU KARARI UYGULAMIYOR DİYEREK YILLARDIR BİZİ KANDIRDIKLARI ORTAYA ÇIKTI…
Aslında gerçek olan,
ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASI YÖNÜNDE NE BİR TALEBİN OLDUĞU,
VE NE DE AİHM-NİN BÖYLE BİR KARAR VERDİĞİDİR…
Hasan arkadaşımızın talebi derslerin kaldırılması yönünde olmayıp,sadece ve sadece ÇOCUKLARININ BU DERSTEN MUAF TUTULMASI YÖNÜNDEDİR…
AİHM ise verdiği kararda MUAFİYET DURUMUNU KABUL ETMEMİŞ,
LAİKLİK YÖNÜNDEN DE BİR SAKINCA GÖRMEMİŞ…
Ve sonuç olarak demiş ki,
Devlet din derslerini verirken adil davranmalı,
Her inanca karşı eşit mesafede durmalı,
Ve sonuç olarak MÜFREDATINDA ALEVİ MEZHEBİNE DE YER VERMELİDİR…
İşte gerçek tamamen böyledir...
AİHM-nin verdiği bu karar Alevilere vurulmuş en büyük darbedir…
Bu karar sayesinde devletin eli iyice rahatlamış ve bu nedenle din dersi müfredatına ALEVİLİK MEZHEBİ!!! DE GİRMEYE BAŞLAMIŞTIR…
Aslında tam bir kayıp olan bu dava AİHM kararından sonra mutlaka itiraz edilmesi gerekmekteydi…
Fakat ne yazık ki buda yapılmayıp,
Sanki büyük bir zafer kazanmışlar gibi koca bir yalanla ortaya çıktılar ve yıllarca bizi AİHM ZORUNLU DİN DERSLERİNİ KALDIRDI DİYE KANDIRDILAR…
Gayet haklı bir şekilde AİHM-nin gereği doğrultusunda hareket eden ve müfredata İslamın mezhebi olan Aleviliği!!! koyan AKP-yi Avrupa Bakanlar Komitesine ŞİKAYET ETMİŞLER…
Hem de hiç utanmadan…
Bir de yine hiç utanmadan,
Hasan ZENGİN arkadaşımızı elinden tutup Strazburg ta Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL-ün karşısına çıkardılar…
Yarın birgün ABK-dan gelecek karar şimdiden bellidir…
Denecek ki AİHM müfredat değişikliği kararı vermiş ve devlet te bunun gereğini yerine getirmeye başlamıştır…
İşte mesele bu kadar basit…

Turgut ÖKER-in diğer bir övünç kaynağı olan Almanyadaki Alevilik derslerinin içeriğine baktığımızda bunun da Aleviler açısından bir kazanım olmadığı konuyu bilenler tarafında rahatça görülecektir…
Evet Alman devleti Alevilik derslerinin okullarında okutulmasına razı olmuştur ama bu derslerin içeriğinin İslam dışı Alevilik anlamında olmasını kabul etmesi olanaksız görünmektedir…
Çünkü Alman devleti kendi çıkarları gereği,
Ülkesinde yaşayan İslalamcılarla kötü olmamak için İslam dışı Aleviliği kabul etmesi şu aşamada çok zor…
Bunun en bariz örneğini Birkaç ay önce yaşanan bir olaydan ötürü çok iyi anlamış olduk…
Almanyada yaşayan Alevilerden inanç vergisi almak isteyen AABK Alman devlet makamlarına müracaat ettiğinde kendilerine denen şey şudur “ Siz gidin DİĞER İSLAMİ ÇATI ÖRGÜTLERİYLE ANLAŞIN ONDAN SONRA GELİN “ dir…
Yani açıkça demişler ki “ SİZ İslam içindesiniz bu durumda yalnız size bu hakkı verirsek o zaman diğer İslami cemaatleri karşımıza alırız “…
Bu duruma AABK hiçbir tepki göstermemiş ve üstelik te tıpış tıpış kabul etmiştir…
Bundan da anlaşılan şudur ki,
Turgut ÖKER başkanlığındaki AABK Alman devletine şirin görünmek için Aleviliği İslami bir cemaat olarak göstermekte sakınca görmemektedir…Bunun da tek nedeni Alman devletinden koparmayı düşündükleri bazı çıkarlardır…
Bu çıkarlar her ne ise,
Alevilerin çıkarı olmayacağı gün gibi aşikardır…
Alevilik davasını Almanyada ufak tefek çıkarlara kurban edenler,
Şimdi gelmişler Türkiye gibi ceberut bir ülkede Alevilerin haklarını savunmaya…
Almanya gibi,
Hem ekonomik ve hem de demokrasi yönünden bizden kat be kat fazla olan bir ülkede bu hakları savunamayanlar,
TC gibi bir ülkenin parlamentosunda savunacaklarını iddia ediyorlar…
Yukarıdan beri anlattıklarımın yalan olduğunu ispat edemeyecek olanlar aynen bilmelidir ki,
Bu arkadaşlar Almanya gibi bir yerde Aleviliği sattıkları yetmiyormuş gibi,
şimdi bir de Ana vatanında bu satışı gerçekleştirmeye çalışıyorlar…

Geçen sene Şubat ayının hemen başında AİHM-nin verdiği kararla KİMLİKLERDEN DİN HANESİ KALDIRILSIN davasına sahip çıkan AABK ve başındaki Turgut ÖKER,
NASIL Kİ Erdoğan ÇINAR ve Ali KARUL meseleleri ortaya çıkınca,
Kendilerine karşı aldığım tavır nedeniyle o günlerden sonra artık bu davayı ağızlarına almaz oldular…
Sözde bu davayı çok önemsediğini YOL TV-de iki saat boyunca ballandıra ballandıra anlatan Turgut ÖKER,
NE ZAMAN Kİ BEN ONUN EN YAKININDA OLAN ÇINAR ve KARUL EFENDİLERİN FOYALARINI SÖYLEMEYE BAŞLAYINCA BİRDEN BİRE TAVIR DEĞİŞTİRMEYE BAŞLADILAR…
Şimdi ise sözde demokratik hakları savunan bu betefndi,
Seçim konuşmalarında ve bildirilerinde bu davadan bahsetmez oldu…
Demek ki Alevilik ve demokrasi adına kazanılan bir dava Turgut ÖKER-e mal edilmezse,
O dava halkın davası olmaktan da çıkabiliyormuş…
Demek ki tüm kazanımlar yalnız ve yalnız Turgut ÖKER patentli olması gerekiyormuş…
Kim ne kazanım elde ederse etsin,
Bu kazanım ancak onun ismi olduğunda savunulabiliyormuş…

Büyük Alevi Kurultayı sonuç bildirgesine de KİMLİKLERDEN DİN HANESİ KALDIRILSIN DAVASININ NEDEN GİRMEDİĞİNİ ŞİMDİ DAHA NET ANLAYABİLİYORUM…
O KURULTAYI DÜZENLEYEN Alevi kurumunun başındaki kişi ile yaptığım özel görüşmede,
Bidiriye bu davanın neden yazılmadığını sorduğumda,
o bildiriyi hazırlayan bir komisyon olduğunu ve kendisinin bu durumdan haberi olmadığını söyledi ama,
sormuş olmama rağmen komisyonda kimlerin olduğunu söylemedi…
Bidiriye bu davanın yazılmamış olmasını sadece bir yanlışlık olduğuyla açıklamaya kalması bana hiç te inandırıcı gelmemişti…

Bütün bunlardan ve daha anlatmadığım bir çok olaydan sonra anladığım gerçek şu ki,
Birileri sahte bir kahraman yarattılar ve bu sahte kahramanı Alevilerin sembolü olarak ortaya sürdüler…
Düne kadar çok uğraşmalarına rağmen bir türlü beceremeyip CHP-den adaylık kapamayanlar,
son çare olarak Turgut ÖKER üzerinden meclise girme yöntemine sarıldılar…
Midyat-a pirince gidenler,
sonunda evdeki bulgura razı oldular…
Oysa Turgut ÖKER henüz adaylığını yeni açıklamaya başladığı günlerde,
YOL TV-de ki proğramda hemen yanıbaşında oturan yardımcısı Ali ERTAN TOPRAK “ CHP-den beklentilerimize henüz cevap alamadık “ diyerek ağzından başkayı çıkarıyordu…
Zaten böyle bir beklentinin uzun zamandan beri olduğunu bilmek için kahin olmaya da gerek yoktur kanısındayım…
Nede olsa biz kırk kişiyiz,
Kırkımız da birbirimizi biliriz…
Kılıçdaroğlu tamam deseydi,
Koşa koşa gitmeyecek Turgut ÖKER-i rüyamda görsem inanmazdım…
Hal böyle olunca kimse kalkıp ta CHP-den aday olmuş kurum başkanlarına laf söylememelidir…
Bu suçta kimsenin kimseden bir eksiği veya fazlası yoktur…
Üstelik ben bir de şuna inanmaktayım…
Asla onaylamasam bile,
Türkiyedeki kurumların başkan veya yöneticileri ile Alamanyadan hicret eden zatı muhterem arsında önemli saydığım bir MAZERET FARKI olduğuna inanmaktayım…
Ne de olsa bizimkiler oldukça zor şartlarda bu işleri yürütmektedirler…
Hem maddi,
ve hem de demokrasi açısından oldukça fukara bir yerde iş yapmaya çalışan bu yöneticiler ile,
Avrupa gibi,
hem maddi,
ve hem de demokrasi açsından oldukça zengin bir yerde iş yapanların aynı şartlara sahip olmadıkları görülmelidir…
Bu nedenle,
Bizimki gibi bir ülkede iş yapmaya çalışan insanların bazı zaaflarının olması,
diğerlerine bakıldığında normal karşılanmalı…
Almanya gibi bir yerde,
her türlü imkana rağmen Aleviliği peşkeş çekenlere baktığımda,
Bizimkilere kızasım gelmiyor…

Ve yine sonuç olarak;
Bizdeki-LER yetmiyormuş gibi,
Bir de dışarıdan gelen-LERE asla pirim verilmemeli…
Aleviler CHP kamburundan acilen kurtulmalı amma,
CHP kamburunun yerine YENİ KAMBURLAR KOYMAMALI…
Oy verecek bir yer olmaz sa,
seçimleri BOTKOT edip sandığa gitmesinler en güzelini yapmış olurlar…
NASIL OLSA HER TÜRLÜ YOKUZ…

Saygılarımla
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.