You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

şemdinli-aktütün arası yürek yarası

şemdinli-aktütün arası yürek yarası

Senior Member
şemdinli-aktütün arası yürek yarası
[COLOR=#2F4F4F]Erdal Sarızeybek - Ali Kırca | Siyaset Meydanı



Aktütün'ün eski komutanı Erdal Sarızeybek, terörle mücadelede PKK'nın bitirilmesi için örgütün arşivinin ve İsviçre'deki hesabına giren çıkan paranın çözümünün yapılması gerektiğini belirtti. Sarızeybek "Özal'ın yapamadığını bu hükümet yapsın. Vuralım" dedi ve PKK'nın resmi arşivinin bir an önce ele geçirilmesi gerektiğini söyledi.


Aktütün karakolu eski komutanı Erdal Sarızeybek PKK terör örgütünün bitirilmesi için örgüt arşivinin ve para kaynaklarının kurutulması gerektiğini belirtti. Sarızeybek teröristbaşının 1999 yılında yakalandığı zaman sorgusunda para kaynaklarının İsviçre'de olduğunu ve örgüt arşivinin nerede olduğunun bulduklarını ancak aradan geçen 10 yıla rağmen bu iki önemli bilginin akibetinin meçhul olduğunu da belirtti.

SİYASET MEYDANINDA AÇIKLADI
Show TV'de yayınlanan Siyaset Meydanı programına katılan emekli albay Erdal Sarızeybek, gerek terörle mücadele, gerek PKK'nın yapısı, gerekse PKK'nın Öcalan'ın ifadelerinde yer alan arşiviyle ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. Şemdinli tabur komutanlığı yaptığı dönemde bir çok askerini şehit veren Sarızeybek PKK'lı teröristler için, "Teröristi görmek kolay değil. 30 metre ötemdeki teröristi ben görememiştim. Sürünerek geliyorlar, toprak rengindeler, belki üstüne basıp geçiyorsun ama yakalayamıyorsun" derken, PKK'nın arşivinin Abdullah Öcalan'ın sağ kolu olan Harun kod adlı kişide olduğunu, onun da Suriye'de kürt köylerindeki evlere parça parça dağıttığını açıkladı.

"AKTÜTÜN'E BASKINI ÖĞLE SAATLERİNDE BAŞLADI"
Erdal Sarızeybek hala bölge insanıyla ilişkiyi sürdürdüğünü ve saldırı anında askerlerin kendini arayarak çatışmanın başladığını söylediğini belirterek, "Bunlar 300-350 kişilik bir grupla gelmişler. Asıl amaçları akşam saldırmak ama Bayraktepe'de nöbetçiler teröristi görmüş. Bunlar Basyan'dan gelmişler. Basyan ormanlık bölge ve içinde derin çatakları var. Her bir çatakta bir kamp bir terörist olabilir. Bunlar yılan gibi yaratık. Son saldırıda köylülerden aldığım bilgilere göre akşam saatlerinde planlanmış. 9 Mayıs'ta bize yaptıkları gibi yapacaklarmış. Gece sınıra yanaşmışlar. Ağaçların arkasında onları kimse göremez. Leylekdağı'na yanaşmışlar. Orada da kimse göremez. Gündüz de asker değişiminde mevzilere yanaşmışlar. Teröristi görmek kolay değil. 30 metre ötemdeki teröristi ben görememiştim."

"TETİĞİ İLK BİZİM ASKERLER ÇEKTİ"
Sarızeybek akşam saldırı planlayan teröristleri gören askerimizin ilk tetiği çektiğini belirtirken, "Zaten surada tetiği ilk çeken kazanır. Eğer askerimiz onları görmeseydi kaybımız daha büyük olurdu. Bayraktepe'deki bizim pusu askerleri bunları görüyor. Erken çatışma çıkıyor. Eğer ki ilk tetiği onlar çekseydi durum bambaşka olurdu. İlk tetiği çekmek çok önemlidir. O zaman güç size geçer. Şimdi diyorum ki Özal'ın yapamadığını bu hükümet yapsın. Bizi vurmaya gelsinler diye beklemeyelim, biz gidip vuralım." dedi.

"ÖRGÜTÜN ARŞİVİ DERHAL ELE GEÇİRİLMELİ"
Erdal Sarızeybek, PKK'nın çok cidddi bir arşivi bulunduğuna da dikkat çekerek, yapılcak ilk işin PKK'nın arşivinin ele geçirilmesini olduğunu söyledi. PKK arşivlerine göre, örgütü katılan her kişinin kimlik bilgilerinin bulunduğu, bunların karşısında bir kod adı yazılı olduğunu da belirten Sarızeybek, "PKK'nın arşivini ele geçirirsek, onların şehit ettiği Türk aaskerlerini de orada görüceğiz. Ve cinayetler faili meçhul kalmayacak. Biz şu ana kadar PKK'yı mahkum etmedik. Askerlerimizi kimler şehit etti yargılamadık. Bu örgütün arşivinde hangi terörist hangi türk askerini öldürmüş o bile yazıyor." dedi.


"ARŞİV ŞU ANDA KÜRT KÖYLÜLERİN EVLERİNDE"
Erdal Sarızeybek, PKK'nın arşivinin varlığının Abdullah Öcalan'ın yakalandığı tarihte savcı Talat Şalk'a verdiği ifadede belli olduğunu belirterek şunları söyledi: "Öcalan PKK'nın arşivini Harun kod adlı birine verdiğini söylüyor. İfadesinin başka bir sayfasında Harun'un sağ kolu olduğunu, şoförü olduğunu söylüyor. Bizim istihbarat onun gerçek kimliğini biliyor. Suriye'de olduğunu da biliyor. Tutup getirmesi gerekli ki o arşiv çok önemli. Arşivde para kaynakları, eylem krokileri, nereden silah aldıkları, yurtdışı bağlantıları, silah şirketleri ile bağlantı, yurtiçi bağlantıları her şey kayıtlı. Bunlar bulunmalı ki hukuki delil olarak kullanılsın. Yoksa Aktütün'de askerimizi şehit eden adam gelir, ben elime kana bulamadım, dağda çuval taşıdım deyip eve dönüş yasasından yararlanır."

"ÖRGÜTÜN HESABI İSVİÇRE'DE"
Emekli albay Erdal Sarızeybek örgütün kasasıyla ilgili ise, "Öcalan 1999'da ifadesinde söylemişti. PKK'nın parası İsviçre'de Kürtçe Dayanışma Vakfı hesabına yatırılıyor. PKK'nın yıllık geliri 500 milyon Avro... Eğer bu kasayı bilerek bulmuyorsanız Aktütün'deki askere silah sıkıyorsunuz demektir." şeklinde konuştu.

"ERMENİLER GİBİ SOYKIRIMLA SUÇLAYACAKLAR"
Sarızeybek, PKK'lı teröristlerin ölülerinin gömülmediğinin de büyük tehlike olduğunu vurgulayarak, "Türkiye'yi çok büyük bir tehlike bekliyor. Kürt sorunu Ermeni sorununa dönüşecek. Ermeni meselesiyle sözde Kürt meselesi de birbirinin devamı. ASALA cinayetleri birdenbire kesildi ve Ermeni devleti meseleyi Ermeni soykırımına dönüştürerek dünya siyasetine taşıdı. Şimdi de Kürt cinayetleri işleniyor ama arkalarında devlet yok. Yarın bugün Kürt devleti kurulunca aynı Ermeni meselesine dönüşecek. 32 bin teröristin etkisiz hale getirildiği açıklandı. Bu cesetlerin çoğu arazide. Kandil bombalandı. Orada ölenler orada kaldı. Kürt Devleti kurulunca Barzani denen adam dünyadan insanları çağıracak. 'Türkiye katliam yaptı, işte de kanıtı. Buyrun cesetler" diyecek. Peki ne yapılmalı? Adalet bakanlığı bu çatışmaların tutanaklarını tutuyor. Bu tutanaklar TSK'nın operasyon raporlarıyla birleştirilmeli. "Biz 100 terörist öldürdük ama 33 de şehit verdik' diyebilmek için. Türkiye bu hazırlığı şimdiden yapmalı ve kendi arşivini kurmalı" dedi.

"YENİ TCK İLE ASKERİN GÖZALTINA ALMA YETKİSİ YOK"
Bölgeyi çok iyi tanıyan Erdal Sarızeybek, eskiden askerin, polisin ve jandarmanın gözaltına alma yetkisinin olduğunu ancak şimdi 2004 Aralık'ta Avrupa Birliği Uyum Yasaları için değiştirilen CMUK'da gözaltına alma yetkisinin sadece savcılara verildiğini belirterek şunları söyledi: "Polise, jandarmaya, askere bir tane bile yetki yok. Askerin orada teröristi sağ olarak gözaltına alma yetkisi yok, ateş etse cinayet işleyecek. Mecburen çatışma çıkmasını bekleyecek. Asker ve polis basit bir tutanak memuruna dönüştürüldü. Örnek verecek olursak; asker teröristle karşılaştı. Gözaltına alamıyor. Terörist kaçtı. Mesken olarak kullandığı bir ahıra girdi. Asker orayı arayamıyor. Çünkü savcıdan izin alması gerekiyor. Dağın başında gecenin yarısında savcıyı nereden bulacak asker. Terörist ateş açmadan askerin onlara ateş açma yetkisi yok. Sonradan bu "teslim ol ihtarına uymazsa kullanılacak silahta denklik olmak kaydıyla ateş açabilir" diye değiştirildi. O G-3'le ateş açıyorsa, sen onu bombalayamazsın yani.


"AKTÜTÜN KARAKOLU KALDIRILMAMALI"

1992 yılındaki baskından sonra yetkililerin gelip Aktütün'deki çocuklara şeker dağıttığını şimdi de durumun değişmediğini kaymakamın gofret dağıttığını belirter Sarızeybek, köylülerin köyü terkedecek duruma geldiklerinin büyük tehlike olduğuna dikkat çekti. "Aktütün kaldırılamaz. Burayı kapatırsanız ülkenin arka kapısını kapatmış olursunuz. Karakol kapatmak demek vatanını terk etmek demektir. 16 sene önce orada 22 kişi öldü. Aktütün köylüsü devletini istiyor. "Biz yalnızız" diyor. Hükümetin görevi o köylüyü korumak. Karakol kapatmakla sorunlar çözülmez" dedi. Erdal Sarızeybek Aktütün'ün yanı sıra Konur vadisinde 4 köyün daha bulunduğunu da belirterek, "Aynı sıkıntıyı yaşayan 4 köy daha var o vadide. Siz Aktütün'ü merkez seçer gücü oraya yığarsanız, vadiyi tehdide açık bırakırsanız, Aktütün'ü koruyamazsınız. Oraya bölük yapılmasını defalarca söyledim" şeklinde konuştu.

"AKTÜTÜN'E BÖLÜK YAPILMALI"
Sarızeybek, Aktütün'ü ve vadiyi korumanın oraya yapılacak bölükle mümkün olacağını belirterek, bina için devletin para verdiği müteahhitin kaçtığını ve devletin bir türlü o müteahhiti bulamadığını da söyledi. Erdal Sarızeybek, "97'de oraya bölük yapılacaktı. Ama devlet hesap sormuyor. Müteahhit terör tehditi var dedi, parayı aldı kaçtı. Ben feryad ediyorum onu bulun diye. Oraya bölük yapın diye. "dedi.



_Efsane Komutanın programın sonunda yaptığı konuşma ise herkesi duygulandırdı, Sarızeybek aynen şunları söyledi gözleri dolarak: " Ben yıllarca bu devlete ve millete hizmet ettim şemdinlide yıllarca görev yaptım çatıştım oradaki halkın çığlıklarını gördüm orada devlet yoktu insanlar tutunacak bir dal bulamadılar ben gördüm ve ben birgün elbet öleceğim ve elbette tören yapacaksınız benim için beni şemdinli deki konur vadisine gömün gömün ki oradaki halk da bir devlet olduğunun farkına varsın ." bu sözler kalplere kazınması gereken sözler_
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Son Düzenleme: 14/10/2008, 18:41, Düzenleyen: burcu.
Senior Member
şemdinli-aktütün arası yürek yarası
paylaşım için teşekürler burcu bu programı başından sonuna dek izledim çok etkilendim erdal sarızeybek adeta anlatırken aglıyordu yüregi yanıyordu kendi çocugunu kaybeden bir baba edası vardı içim burkuldu anladımki sarızeybek gibi degerli insanlara daha çok ihtiyacımız var tam Mustafa Kemal Paşa nın ordusuna yakışır bir asker yürekliliği,zekası,özverisi ve verdiği degerli bilğiler için kendisini kutluyorum.
[COLOR="Red"]Eğer ikrar ile yola gidersen
Müminin gözünde duman gerekmez
Hak için sil süpür gönlün evini
Yükün gevher ile saman gerekmez

Ali dedikleri bir ulu kişi
Elinde var idi hüneri işi
Eğer kaldırmazsan tuttuğun taşı
Sana ondan gelen iman gerekmez

Pir Sultan Abdal'ım uğradım derde
Farksızdır sofudan, kalkmyor perde
Gör dinle, bir lokma geldi bir yerde
Sor izle, çiğ ise yemen gerekmez.
[/COLOR]
Posting Freak
şemdinli-aktütün arası yürek yarası
[B]Türk ordusu'nun,kahraman komutan'nını KAN UYKUSU programındaki röportajlarından tanıyorum..
Erdal komutanım,gerçektende çok önemli konulara değinmiş..
Benim şahsi fikrim ; Güneydoğu'ya eğitim seferberliği yapılıp,ciddi anlamda halk eğitilmelidir..

Adalet sistemimizde,o kadar mantıksız bir işleyiş var ki ; düşünün,çatışmada askerimizi şehit eden terörist,vurulup öldürülüyor ve T.C. Cumhuriyet'i başsavcısı ''Bu teröristi nasıl öldürürsünüz'' deme cüretini gösterebiliyor..
[/B]
Senior Member
şemdinli-aktütün arası yürek yarası

İMRALI TARİHE KARIŞIYOR.


PKK VE ORTADOĞU'NUN YENİ LİDERİ BARZANİ!


6 Kasım 2007'de Başbakan'ın Amerika gezisi toplumun her kesiminde olduğu gibi bizde de merak uyandırdı. Başbakan, yetkili bürokratlar ve Genel Kurmay II. Başkanı Orgeneral Saygun, ellerinde operasyon haritaları, PKK'nın yerleri, kampları, lider kadroları ve daha birçok istihbarat bilgileri ile ABD'ye gittiler. Başkan Bush ile yaptıkları samimi bir görüşmeye ve de iki ülke otoritelerinin alışageldik dostluk mesajlarına tanık olduk. En önemlisi, görüşmeden çıkan sonuçtu:

PKK müşterek düşman, anlık istihbarat paylaşımı!

Kendi kendimize sorduk, ne oldu ne bitti de PKK müşterek düşman oldu, diye.
Ne olmuştu da ne bitmişti, Amerika istihbarat paylaşımına karar vermişti, diye merak ettik ve yaşadığımız tecrübelerin ışığında düşünmeye başladık. PKK müşterek düşman ise, neden Amerika, eliyle koymuş gibi yerini bildiği PKK'yı yüksek teknolojisiyle yok etmiyordu da bizim Hava Kuvvetlerimize yol veriyordu, diye kendi kendimize sorduk. Hani devran dönmemiş olsa, hani mertlik bozulmamış olsa sevgili Amerika'nın bu desteğini ayakta bile alkışlayabilirdik, Büyük Amerika, diyerek. Ama yapamadık, içimizde kuşkuyla kıvranıp durduk; tarih kolay kolay unutulmuyordu, yaşadıklarımızın anıları taptaze hafızalarımızda duruyordu.

Önce, bir Çekiç Güç meselesi var, bir Körfez Savaşı meselesi varunutamadığımız. Hatırlayınız o günleri; Özal her gün Başkan Baba Bush'la telefonla görüşüyor ve Amerika'nın Ortadoğu politikasını şekillendiriyordu . Bir koyup üç, beş hatta on alacaktık, tıpkı kumar gibi. Musul Kerkük dillerden düşmüyordu o yıllarda, tarihten gelen haklarımız vardı. Dış politikamız, Amerika'ya tam destek, Barzani'ye yarım ağızla da olsa destek, Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak, PKK'yı yok etmek şeklinde sıralanıyordu, tıpkı 2003 Irak Savaşı'nda olduğu gibi, tıpkı bugünkü gibi.


[BNe oldu hatırlayınız, yıl 1991, Birinci Körfez Savaşı sonrasında ne oldu? [/B]
Bu dost ve müttefik Amerika önce Saddam'ı Irak kuzeyine saldı, peşmergeleri hedef gösterdi ve Saddam'ın zulmünden kaçan bütün Iraklılar ülkemize sığındı. Biz merhametli bir ülkeydik, hemen kucak açtık sığınmacılara, kol kanat gerdik. Medeniyetin tek dişi kalmış canavarı batılı ülkeler bizi ve o zavallı sığınmacıları yalnız bıraktı, dişlerine bakarak seçtiği birkaç zavallı insanı alıp Fransa'ya götüren ünlü Bayan Mitterand hariç. O insanlara, şimdi bize Barzani eliyle kafa tutmaya çalışan o zavallı insanlara ekmeğimizi verdik, yemeğimizi paylaştık, milyarlarca dolar milli kaynağımızı önlerine serdik.

Ama sonuç ne oldu?
Amerika'nın yarattığı trajedi uluslar arası gündeme Kürt sorunu olarak düştü

Keşke hepsi bu olsaydı ama kolay mı bu dost ve kardeş müttefikin elinden kurtulmak! Guantanamo'da sorgusuz sualsiz binlerce insana işkence yapan, Irak'ta her saat başı adam öldüren Amerika'ya ses çıkarmayan Avrupa ve Birleşmiş Milletler, Saddam'ın Irak kuzeyindeki zavallı Kürtlere zulüm yapmasının önüne geçmek maksadıyla Irak'ta 36ncı paralel kuzeyine uçuş ve müdahale yasağı koydu ve bunu uygulamak için Özal'ın da gayretiyle uluslararası koalisyon gücü yani Çekiç Güç ülkemizde konuşlandı.

Peki sonra ne oldu, yıl 1991?


Bir takım gizli eller, on yıldır Suriye ve Lübnan'da adam öldürme eğitimi yapan adına PKK'lı teröristler dediğimiz katiller ordusunu aldı, bir kısmını Suriye üzerinden bir kısmını İran üzerinden Irak kuzeyindeki Çekiç Güç'ün koruması altındaki bölgeye yerleştirdi. Yıl 1992'yi gösterdiğinde PKK, Barzani bölgesinde sayıları on bini aşkın silahlı bir güç haline gelmiş, Barzani'nin kamplarına yerleşmiş, Saddam'ın silahlarını yağmalamış ve Saddam'ın zulmünden kaçan gençleri kol ve kantlarına alarak Türkiye Cumhuriyetine kafa tutmaya başlamıştı. Ardından Barzani Irak kuzeyinde Özerk Kürt Yönetimini ilan etmişti. Kimin sayesinde?
Amerika ve bizi yönetenlerin sayesinde!

Birinci Körfez Savaşı bize güçlü bir PKK, güçlü ve özerk bir Barzani'yi miras bırakmıştı [2].

Daha bitmedi.
2003 yılında kitle imha silahları bulunduğu bahanesiyle Amerika Irak'ı işgal etti, sanki Saddam'ı silahlandıran Amerika değildi! Gerisini biliyorsunuz zaten; bu savaşın sonu bize daha güçlü daha siyasal hatta legal bir PKK, Barzani liderliğinde federe bir Kürt devleti armağan etti. Amerika artık Barzani ve PKK'nın içindeydi, kontrol ve idareyi ele almıştı. Amacı; Ortadoğu'daki enerji havzalarını ele geçirmek, gerek kendi güvenliği gerekse İsrail'in güvenliği için Büyük Kürdistan'ı kurmak suretiyle kamuoyunda BOP olarak bilinen projeyi hayata geçirmek idi.
Bu sıralarda Başbakan, '' bizim bu projede yapacak görevlerimiz var, eşbaşkanlarından biriyiz'' açıklamaları yapıyordu.

Düşününüz, BOP; Türkiye, İran, Irak ve Suriye'yi bölme projesi ve bizim Başbakan eşbaşkan!

İşte tam bu sırada, hiç beklenmedik bir şekilde Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Sayın Yaşar Büyükanıt , o ünlü 12 Nisan açıklamasını yaptı ve ülkenin milletiyle bölünmez bütünlüğü çok ağır ve yakın bir tehdit altındadır, diyerek kuzey Irak'ı hedef gösterdi. Sınır ötesi harekât senaryoları da o tarihten beri gündemden düşmedi ve biz 6 Kasım'a geldik. Hani şu tarihe geçen ABD ziyaretine, oğul Bush görüşmesine yani PKK'nın müşterek düşman olduğu ve anlık istihbarat paylaşımı söylemlerine geldik.

Şimdi bu Amerika ne yapmak istiyor, ona bir bakalım.
2008 yılında ABD'nde başkanlık seçimleri var. Oğul Bush Irak'ta umduğunu bulamadı, ölen Amerikalı asker sayısı 3900'ü geçti, Irak'a vaat edilen demokrasi gelemedi, ülke nerdeyse iç savaşın eşiğinde.
ABD'nin savaş tehditleri, PJAK'ı İran'a karşı kullanma oyunu, Körfez'e yaptığı muazzam yığınak işe yaramadı, İran, nükleer programını sürdürüyor.
Irak'ta güçlenen PKK, ülkemize gelip binlerce canımızı şehit edip gidiyor, batının teröre karşı ortak ve sözde çağrıları işe yaramıyor.
Barzani, arkasına aldığı Amerika'ya güvenip Türkiye'ye tehditler yağdırıyor.
İşin garibi bunu artık ilkokulu talebesi bile görüyor, değerlendiriyor, ülkemize yapılmak istenileni anlıyor. Türk milleti ayakta, ordu harekete geçmezse millet Irak'a gidip PKK'yı da Barzani'yi de vuracak halde.
Bu tablo ile Bush'un seçimi kazanması elbette zor olacak, Türkiye'yi tutması zor, Türk milletini tutması zor!

Peki ne yapılacaktı?
İşte size bizim için ölüm, ABD ve BOP için yaşam anlamına gelen senaryo!

Önce, ABD'nin karşılaştığı sorunları sırayla ele alalım.
Birincisi İran. Malumunuz, bir başka ülkenin nükleer silah sahip olması İsrail için de savaş nedeniydi. Baştan beri zaten İran'a karşı savaş çığlıkları havalarda dolaşıyordu. Ama şu an bunun zamanı değildi çünkü Irak'ta işler zordu. O halde ne yapmalı da bu savaşı ertelemeli, ertelemeli ama yiğitliği de elden bırakmamalıydı?

Hatırlarsınız Kasım 2007'de ABD Ulusal istihbarat Tahminleri Raporu açıklandı. Buna göre; 2015 yılından önce İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine erişemeyeceği söylendi. Söyleyen kim Amerika, demokrasi havarisi! İşte fırsat kendiliğinden ortaya çıkmıştı İran'ı hedef listesinden 2010-2015 yılına kadar çıkarmak için! Ne de olsa Amerika ülkelerin toprak bütünlüğü ve yaşam haklarına saygılı bir ülkeydi ve madem ki İran'da nükleer tehdit şimdilik yoktu, o halde İran'a saldırmak için sebep de yoktu! O zamana kadar PJAK vasıtasıyla İran oyalanır ve zamanı geldiğinde vurulurdu!

İşte böylece kurnaz Bush İran'ı gündeminden düşürdü.

İkinci sorun ve belki de en önemli sorun Türkiye, Barzani ve PKK meselesiydi.
Türkiye'de Amerikan karşıtlığı gelişiyor, PKK'nın yaptığı eylemler artıyor, her gün şehit veriliyor, Barzani PKK ile baş edemiyor ve tüm bunlara dur, demek gerekiyordu. Ama nasıl?
Barzani'nin gerek Irak'ta gerekse Türkiye'de bir sempatizan kitlesi vardı ve bunun düşmanlığa dönüşmemesi gerekiyordu Büyük Kürdistan'ın gerçekleşmesi için.
Türkiye ise Ortadoğu'da önemli bir konuma sahipti, Amerikan çıkarlarını koruyordu, ABD askeri üsleri vardı, iyi bir silah pazarıydı, İsrail ile ilişkileri iyiydi, elden çıkarılmazdı.
PKK'ya gelince, her ne kadar BOP projesinde görevler üstlenmiş ise de, sonuçta bir terör örgütüydü ve batılı dünya ağız birliğiyle bunu kabul etmişti.
Bu durumda ancak PKK'dan vazgeçilebilirdi, hem kullanılır hem de kısmen feda edilebilirdi ama nasıl?
Amerika doğrudan PKK'yı vursa, önemli bir taşeron güç yok edilmiş olacaktı, bu iyi bir çözüm değildi çünkü ilerde ona iş düşecekti.
Barzani PKK'yı vursa, Kürtler arasına nifak sokulmuş olurdu ki, bu hiç iyi değildi, üstelik Barzani'nin PKK ile çatışması oldukça zordu.

Türkiye PKK'yı vursa, bu iyi bir çözümdü, bunun bir mahzuru yoktu hem de bu, bir taşla dört beş kuş demekti. Nasıl mı? Anlatayım:
Bir: Türkiye öteden beri PKK'yı Irak'ta yok etmek istiyordu, kamuoyu buna hazırdı, Irak hava sahası Türklere açılırsa, hem Türkiye'nin gönlü yapılmış olur, hem PKK biraz hırpalanıp gözdağı verilir, hem de Barzani ile Türkiye arasındaki ilişkiler yumuşar ve gelişirdi.
İki: Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı önlenir, üstelik ABD'nin teröre karşı olduğu vurgusu yapılır hem de öteden beri desteklediği Tayyip Hükümeti bir siyasi başarı olarak buna kamuoyuna anlatır ve muhalefete karşı avantaj sağlardı.
Üç: BOP projesinde görevli Tayyip Bey bu siyasi avantajı hemen değerlendirir ve gelecekte ülkemizin doğusunda kurmayı planladıkları özerk yapının temelini atacak olan yeni anayasa değişikliklerinin meclisten geçirilmesini kolayca sağlardı.
Dört: PKK'ya karşı Barzani'nin bölgede otoritesi sağlanırdı, Büyük Kürdistan'ın müstakbel lideri olarak.
Beş: 2008 seçimlerine Oğul Bush, az da olsa istikrar sağlanmış bir Irak, kuzeyde tam otorite ve güneye örnek teşkil edecek güçlü bir Barzani, gönlü yapılmış bir Türkiye ile girecek, elbette ki avantaj sağlayacaktı.

Peki, PKK ne olacaktı?
İşte onu bizatihi PKK'nın kendisi bilirdi. Amerika bu üç beş çapulcuyla baş edemeyecek değildi ya! Onlara tercih yapma şansı verilirdi bu güne kadar yapmış oldukları hizmetlerine karşılık, hem de iki seçenek:

Birinci seçenek: PKK'nın gerek lider kadrosunda gerekse dağ kadrosunda İranlı, Suriyeli ve Iraklı Kürtler de vardı, bunlar ülkelerindeki PKK oluşumlarına katılır, varlık ve eylemlerini orada sürdürebilirlerdi PJAK gibi. Bunu istemeyenler ise Barzani'ye katılabilirdi, ne de olsa onun kucağı her zaman hainlere açıktı. Zaten Barzani 1992'den beri PKK'dan kaçanları korumakta ve onları Özel Kuvvetler çatısı altında toplamaktaydı. Bu durumda ABD'nin desteği hem PKK'ya hem de Barzani'ye sürmüş olurdu. Çünkü gelecekte İran ve Suriye'nin parçalanması söz konusu olduğunda bu PKK'lılara ihtiyaç olacaktı.

PKK'nın yönetici kadrosuna gelince, bir kısmı İran ve Suriye'deki yeni oluşumun başına gider yerinde yönetirdi, isteyen Barzani'de kalırdı. Türkiye'ye gideceklere af çıkarmak ve siyasi haklar vermek için elden gelen yapılırdı Amerika. İsteyen tanık koruma programına alınır, yüzü değiştirilir ve yeni bir yaşam da sunulabilirdi. Türkiye'deki ailesini özleyenlere de kapı açıktı, hepsi silah bırakıp ailelerinin yanına dönebilirdi, onlar için af garanti idi.

İkincisi seçenek ise; birinci seçeneğin aynısıydı, kabul etmeyenlerin cezası ölümdü.

Bu senaryo hayata geçerse ne olur?
PKK eylemleri büyük ölçüde duracak yerini toplumsal olaylar alacaktır. Arda sırada ipini koparmış birileri de ortaya çıkıp birkaç bomba atabilir elbet, dikkatli olmak gerek.
PKK'nın siyasallaşma değil, Genel Kurmay Başkanımızın belirttikleri gibi legalleşme çabaları hayata geçirilecektir.
PKK, İran ve Suriye'de faaliyetlerini sürdürecek, Irak'taki faaliyetlerin tek adresi ise Barzani olacaktır.
PKK'dan ülkesine, ailesine dönmek isteyenlere af ilan edilecektir, kaldı ki, TCK. Md. 221 bunu sağlamak için yeterlidir, yeni kanuna ihtiyaç yoktur.
Avrupa'daki PKK'nın siyasi cephe teşkilatları faaliyetlerini sürdürecek adına da demokrasi ve insan hakları denilecektir.
Bir kısım işe yaramaz PKK'lı Barzani tarafından Türkiye'ye teslim edilecektir. Bunun iki sonucu olacaktır; bir; Barzani halkımıza sempatik gösterilip Türkiye'nin destek vermesi yani Kürt devletini tanıması için uygun ortam hazırlanacak, iki; hükümet, teröristleri dağdan indirdim, deyip siyasi rant sağlayacaktır.
Artık hükümet, ülkemizin doğusunda özerk bir yapı kurabilmek bir için yasal zemin hazırlama çalışmalarını rahat rahat sürdürecektir.Türk ulusunun da birlik bütünlük ve bekası lafta kalacaktır.

İşte 6 Kasım'da Başkan Bush ile görüşmeden çıkan sonuç budur ama bize söylenen; anlık istihbarat ve PKK müşterek düşman, hikayesidir!

Bize söylenen; demokrasi, insan hakları, barış ve kardeşlik, akan kanlar dursun, masalıdır ama uygulamaya konmak istenen senaryo işte budur!

Şimdi Hava Kuvvetlerimiz Irak'taki PKK yuvalarını vuruyor. Medya çığlık atıyor, PKK dağılıyor, diye. Doğru dağılıyor ama nasıl?
Barzani dokunulmazdır!
Yaralılar ve örgütten kaçanlar Barzani'ye sığınıyor, PKK'ya Barzani adresi gösteriliyor!
Bir kısım PKK'lı İran'a diğer bir kısmı Suriye'ye çekiliyor. Kalan fedailer ise Hakurk, Zap, Metina, Şive ve Kandil'deki PKK kamplarında başlarının üstüne düşecek bombaları bekliyor.
PKK kılık değiştiriyor, Barzani koruması altına giriyor, Barzani hem PKK'nın hem de Büyük Kürdistan hayalinin liderliğine oynuyor!

Türk Hava Kuvvetlerinin sınır ötesi harekatları bahara kadar böyle sürerse, sonuçları ne olabilir sizce?
Irak kuzeyinde güçlü ve bağımsız bir Barzani!
PKK'yı da koltuğunun altına, ABD'yi arkasına almış bir Barzani!
Türkiye'nin desteğiyle Irak kuzeyinde güçlü ve müreffeh bir Kürt devletinin başkanı, Türkiye'nin doğusunda da söz sahibi, İran ve Suriye'deki PKK faaliyetlerini yöneten bir Barzani!
PKK'nın yeni lideri Barzani!
Büyük Kürdistan'ın büyük lideri Barzani!

Bu senaryo, yedi bin yıllık Türk devletini parçalama senaryosudur. Ama bu senaryo burada bitmez, sırada Ermeni var, Rum var, Yunan var, Yahudi var, Süryani var, Papaz var, Hahambaşı var, Patrik var, bu bitmez ta ki Türk devleti tarihten yok oluncaya kadar sürecek bu senaryo!

Kim, dur diyecek bu ihanet senaryosuna, kim?
Halkımız çaresiz, yokluk ve yoksulluk içinde.
Gençlik, Gazi Paşa'nın gençliği sorunları içinde kaybolmuş, Milli Eğitim, Gülen tarikatının elinde, yeni nesilleri o yetiştiriyor.
Doğuda yaşayan halkımız perişan, bir yanda PKK bir yanda Barzani, hani Türk devleti, hani devletimiz, diye kendi kendine soruyor. Onlar da çaresiz, olacakları bekliyor.
Sanayici, odalar, borsalar, sivil toplum örgüt liderleri suskun, seyrediyor olan biteni, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek.

İnanıyoruz biz, herkesin bu gerçeği gördüğüne inanıyoruz ama harekete geçmek yerine çaresizlikle birbirimizin yüzüne bakıp duruyoruz. Bunca tevekkülün sonu ihanet değil midir?
Böyle gidersek fazla bir seçeneğimiz yok, iki seçenek apaçık ortada, karşımızda.
Birinci seçenek; şimdi değil on yıl sonra, elli yıl sonra, yüz yıl sonra Türk devleti ve milletinin tarih sahnesinden yok olması için bugün atılan temellere bir kürek harç atmaktır.
İkinci seçenek; biz Gazi Paşa'nın torunlarıyız, biz Çanakkale'nin, biz Anafartaların, biz Yıldırımların Fatihlerin torunlarıyız deyip bu ihanet senaryosunu darmadağın etmektir, öylesine vurmaktır ki bir daha hiç kimse böyle bir ihanete kalkışmasın!

Kim yapacak bunu?
Bağımsız ve hür Türk yurdunu ve Türkiye Cumhuriyetini kuranlar!
Bu yurdu ve cumhuriyeti korumaya yemin edenler!

ERDAL SARIZEYBEK
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Son Düzenleme: 15/10/2008, 14:43, Düzenleyen: burcu.
Senior Member
şemdinli-aktütün arası yürek yarası
Ergenekon'un Amacı ABD'nin İran'a Müdahalesini Sağlamak

HABERTÜRK Televizyonu'nda Parantez programına katılan Emekli Albay Erdal Sarızeybek Didem Aslan'ın sorularını yanıtladı.

İsrail ile Suriye görüşmeleri devam ediyor, daha yeni Amerika çağırdı bunları Amerika'ya, amaç ne? Olası bir İran harekatında Suriye'nin kontrolünde olan Hizbullah terör örgütünün İsrail'e karşı eyleme geçmesini engellemek. Bunu başarıyorlar, şu an anlaşma yolunda gidiyorlar. İkinci kim var? TSK var. Çünkü Türkiye, İran'la yüzyıllardır savaş yapmamış. Tarihsel bağlarımız var, kültürel bağlarımız var, dostluk bağlarımız var ve bu yüzyıllardır bozulmamış. İran'a Amerika veya İsrail bir askeri harekat yaptığı zaman Amerika, Türkiye'nin desteğini almadan bu harekatı yapamayacağını biliyor.

TSK'nın İran'a bakışı nasıl?

Şu anda PKK'ya karşı müşterek harekat yapılıyor. İran, PKK'lıları vuruyor, yakaladığını asıyor. İran geçte olsa PKK'nın kendisine tehdit olduğunu gördü artık. Amerika veya İsrail, Türkiye'nin desteğini almadan İran'a harekat yapamaz, aynı Irak harekatı gibi. Türkiye'nin desteğini almasaydı yani bu hükümetin Irak'a bukadar kolay harekat yapamazdı. Bize Irak'tan gelen tehdit var, biz buna reaksiyon göstermek istiyoruz, Türk milleti ve Türk ordusu olarak. Diğer İran ile tarihten gelen dostluğumuz var, 20 milyondan fazla Türkmenler var. Böyle bir harekat hepsini etkileyecek. Elbette ki Türkiye, Amerika'nın harekatını desteklemeyecek. Büyük ortadopu projesinin içerisinde düzenlenecek bir harekat, Türkiye elbette ki ulusal çıkarını koruyacaktır. Bu soruşturma ile bunun ne ilgisi var? 6000 polisle 2 orgeneralimizi gözaltına aldılar. Bu soruşturmaya polisin veya içişlerinin Ergenekon adını vermesi hukuki değil. Adalet bakanlığı teamülleri ve CMUK göre bu tür soruşturmalar yıl ve sayı ile ifade edilir. Kod adı vermek diye bir uygulama Türkiye'de yok. Türkiye'nin bu büyük destanını bu soruşturmaya isim yaparak, terörle, şiddetle Türk tarihini yanyana getirdiler.Bu Türk'ün varlığını küçültmedir, aynı Amerika'nın Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmesi gibi. İkinicisi, İçişlerine bağlı Emniyet genel Müdürlüğü ulusalcılığı tehdit olarak yazdı. Yarın ulusalcılık tehdit, emniyetin raporu delilmiş gibi gösterilecek. Bu da yanlış. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kendi başına tehdit algılamasını yapma yetkisi yok. Bu yetki Milli Güvenlik Kurulu'nundur. MGK'nın tehdit değerlendirmesinde birinci öncelik PKK ile bölücülük, ikinci öncelik de irticadır.

Sizin görev yaptığınız dönemde Sarıkız ve Ayışığı isimli darbe planlarından haberiniz oldu mu?

Ne bana bir bilgi verildi, ne de böyle birşey duydum. Bir yıldan beri süren soruşturmada kamuoyundan da gelen baskı ile soruşturmayı tamamladık dediler. Dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıkladı 2500 sayfalık iddianame var. Soruşturmayı tamamladıktan sonra generalleri gözaltına almanın anlamı, biz birinci soruşturmayı tamamladık, şimdi yeni gözaltılarla ikincisini yürütüyoruz. Bunun da anlamı, bunlar soruşturmayı muvazzaf generallere götürecek, sermayenin kendilerine karşı çıkan isimlere götürecek, medyanın kendilerine karşı çıkan isimlerine götürecek, güya Ergenekon soruşturması sürdürülüyor denilecek. İddianame hazırlanmışsa soruşturma bitmiş demektir. Mahkeme de dava açılır ve sanıklar yargılanır. Siz tam soruşturmayı tamamlayıp, davayı açıyorsunuz sonra yeni gözaltılar yapıyorsunuz. Bu demektir ki; siz soruşturmanın ucunu açık bırakıp devam ettireceksiniz. Bunun altında çuval geçirme vardır, Türk milletinin ordusuna duyduğu yüksek duyguları ayaklar altına almak vardır. Bunun en güzel örneğide 2 orgeneralin 6000 polis görevlendirilerek gözaltına alınmasıdır. Ergenekon terör örgütü ise PKK terör örgütü değil midir? Hükümet sözcüsü geçen gün açıkladı, "Avrupa'da 100 terörist cirit atıyor" dedi. Sizin göreviniz ne? PKK 10000 den fazla canımızı almadı mı? 30 seneden beri başımıza bela değil mi? Bunları yakalatmak sizlerin görevi değil mi? Geçenlerde Mehmet Ali Birand, Osman Öcalan denilen teröristin düğün resimlerini yayınladı. Osman Öcalan PKK'nın 2 numaralı ismidir. Benim Şemdinli'de 74 askerimin katilidir. Siz nasıl ulusal medyasınız ki; askerlerimizin katillerini peşmerge damadı diye tv'de gösteriyorsunuz. Ergenekon hadisesi, Amerika ve İsrail'in BOP çerçevesinde İran'a yapacakları harekata karşı TSK'nın direncini kırmak ve ordunun millet nezdindeki onurunu, gururunu ayaklar altına almak, toplumu etkisiz kılarak Amerikanın İran'a müdahalesini sağlamaktır. Bu kadar basittir.

Bundan sonraki aşama muvazzaf generallere, işadamlarına, medya mensuplarına ulaşacak dediniz. Deliliniz var mı bu konuyla ilgili olarak?

Osman Pamukoğlu Paşamın bir açıklaması var. İran'a harekat yapacağı zaman dönemin cumhurbaşkanı harekat yapma ilişkilerimiz bozulur. Orada terörist olduğundan emin misin diyor. Kendisi de horoz dünyanın her yerinde horozdur, horozu duvara resim olarak koyupta altına horoz diye yazmaya gerek yoktur diyor. Soruşturma bitmiş, dava cuma günü açılıyor. Orgeneralleriniz gözaltına alınıyor. Bunların alınacak ifadeleri var. Bu demektir ki; bu ifadelerden sonra başka kişilere gidilecek. Bunu nasıl yapacaklar? Şu ana kadar hep emekliler gözaltına alındı. Yarın küçük rütbeli bir muvazzaf subayı gözaltına almaya kalkacaklar. Yüzbaşı, binbaşı, albay... Halkın, silahlı kuvvetlerin tepki göstermesini engellemek için ufak rütbeliyi çekmek isteyecekler muvazzaf olarak. Ardından bu rütbeyi büyütmeye çalışacaklar. Bunlar taa Şemdinli olaylarını da içine dahil edip, olayı Yaşar Paşa, Kara Kuvvetleri komutanımıza götürmeye çalışıyorlar. Onlara götürmelerinin amacı pasif duruma, savunmaya geçirmek, Amerika'nın olası bir İran harekatında karşı çıkılmasını engellemek. amaçları bu. Bu soruşturmalar daha önceden Ferhat Sarıkaya adında bir savcı tarafından yapıldı. Biz bu filmi daha önce gördük. Yüzlerce sayfalık iddianame hazırladılar, olayı genelkurmay başkanımıza kadar götürdüler. Sonrada, askeri savcılık olaya el koydu, savcı görevden alındı, askeri savcılık soruşturmayı devraldı, gereği yapıldı. Olayın kapsamı oraya çekiliyor. Dolayısıyla, askeri savcılığın olaya elkoyması lazım. Savcı tarafsızlığını yitirmiş. Bizi, bir emekli albayı, kitap yazdık diye çağırıp, olayı oraya kadar götürmeye çalışıyorsa, ben daha ne söyleyeyim. Askeri savcılık olaya koymalıdır, arada çelişki olursa, Yargıtay Üst Savcılığı'na götürülmeli ve soruşturma makamı belirlenmelidir. Böylece, devlet üst düzey yöneticilerinin gözaltına alınması gibi, pasifize etmek, millet nezdinde itibarını sarsmak gibi davranışlara son vermek gerekir.

Gün bugündür, kim ne konuşacaksa, konuşsun. Ben bir emekli albayım ve çıkıp konuşuyorum. Benden önce bu ülkede sivil toplum örgütleri var, üniversiteler var. Bir tek ****l-İş Başkanı Mustafa Özbek konuşuyor. Nerede diğer sendikalar, diğer sivil toplum örgütleri, nerede ulusal medya? Herkes tavrını ortaya koyacak, herkes konuşacak. Memleketimiz zor durumdadır, çocuklarımızın geleceği zor durumdadır, ülkemizin geleceği zor durumdadır, herkes tavrını koysun, başta da ulusal medya...

ERDAL SARIZEYBEK
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Senior Member
şemdinli-aktütün arası yürek yarası
[COLOR=#2F4F4F]İHANETİ YAŞAMAK!

[COLOR=#2F4F4F]DÜN İHANETİ GÖRMÜŞTÜK,
[COLOR=#2F4F4F]BUGÜN İSE İHANETİ YAŞIYORUZ, DUYDUĞUM ACIYI NASIL ANLATSAM SİZE!

ŞİMDİ BU İHANETİ GÖRMEZDEN GELEBİLMEM İÇİN LÜTFEN BANA BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ:

- IRAK’TA TERÖRİST YOK MU?
- HAYIR, VAR, HEM DE DOLU, BİR GÖZ ATIN HAKURK,A BASYAN’A, AVAŞİN’E, ZAP’A, TERÖRİSTLER ORDA.

- NERDEN BİLİYORSUN?

- DAĞLICA NE ZAMAN SALDIRIYA UĞRADI?

- 21 EKİM 2007.

- NERDEN SALDIRIYA UĞRADI?

- AVAŞİN.

- HAVA HAREKATI 01 ARALIK’TAN GÜNÜMÜZE NERELERE YAPILIYOR?

- HAKURK, BASYAN, AVAŞİN VE ZAP.

- DAHA BİR ÇOK HAVA HAREKATI YAPILDI, NEREYE?

- HAKURK, BASYAN, AVAŞİN VE ZAP.

- SON KARA HAREKATI NEREYE YAPILDI?

- ZAP.

- NE ZAMAN YAPILDI?

- 21 ŞUBAT.

- AKTÜTÜN JANDARMA BÖLÜĞÜ NE ZAMAN SALDIRIYA UĞRADI?

- 9 MAYIS.

- NERDEN SALDIRIYA UĞRADI?

- BASYAN.

- SON HAVA HAREKATI NEREYE YAPILDI?

- ZAP.

- NE ZAMAN?

- 7 HAZİRAN.

- EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ LOJMANLARINA TERÖRİSTLER NEREDE SALDIRDI?

- YÜKSEKOVA.

- NE ZAMAN?

- 13 HAZİRAN.

- BUGÜN NE?

- 16 HAZİRAN.

- PEKİ, SORU ŞU: ŞİMDİ TERÖRİSTLER SİZCE NEREDE?

- HAKURK, BASYAN, AVAŞİN VE ZAP.



ALLAH AŞKINA IRAK’A OPERASYON YAPMAMAK İÇİN BANA BİR TEK NEDEN GÖSTERİNİZ, GÖSTERİNİZ Kİ KENDİMİ ALDATAYIM.

BU DA YETMEZ, BANA BİR TEK NEDEN GÖSTERİNİZ, PKK’NIN SİYASİ KANADI DTP’NİN İL VE İLÇE TEŞKİLATRINA OPERASYON YAPMAMAK İÇİN BİR TEK NEDEN GÖSTERİNİZ:

- ÇARESİZ ÇOCUKLARI DAĞLARA GÖNDEREN KİM?

- DTP.

- DEVLETİMİZİ KURUYORUZ, DİYEREK CESARET VEREN KİM?

- DTP.

- PKK İLE ORGANİK BAĞINI SÜRDÜREN KİM?

- DTP.

- AVRUPA’YA ÜLKEMİZİ ŞİKAYET EDEN KİM?

- DTP.

- AVRUPA’NIN MÜDAHALESİNİ İSTEYEN KİM?

- DTP.



ŞİMDİ BANA BU DEVLETİN TÜRK TARİHİNİN ŞANLI ADI ERGENEKON’U KULLANARAK OPERASYON YAPAN GÜVENLİK GÜÇLERİNİN DTP’YE OPERASYON YAPMAMASININ BİR TEK NEDENİNİ SÖYLEYİNİZ, SÖYLEYİNİZ Kİ KENDİMİ ALDATAYIM.

BU DA YETMEZ. BENİM EVLATLARIMI ŞEHİT EDEN HAİNLERE DESTEK VEREN ABD, AB VE İSRAİL’E KARŞI BU HÜKÜMETİN ULUSAL BİR TAVIR ALMAMASINI HAKLI GÖSTERECEK BİR TEK NEDEN SÖYLEMELİSİNİZ:

- IRAK’TA PKK’YA DESTEK VEREN KİM?

- ABD VE BARZANİ-TALABANİ.

- AVRUPA’DA PKK’YA DESTEK VEREN KİM?

- AB.

- KÖRFEZ’DE BARZANİ’Yİ DESTEKLEYEN KİM?

- İSRAİL.

- SİYASİ, ASKERİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ GELİŞTİRİP BU PKK DENEN HAİNİ BİZE BELA EDEN KİM?

- ABD, AB VE İSRAİL.

ŞİMDİ BANA BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ BU ÜLKELERE KARŞI ULUSAL BİR TAVIR ALMAYAN BU HÜKÜMETİ HAKLI GÖSTERMEK İÇİN, BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ Kİ KENDİMİ ALDATAYIM.

BU DA YETMEZ:

- ÖCALAN HAPİSTE AMA ÖRGÜTÜ İDARE EDİYOR.

- SINIRLAR GÜVENSİZ, KAÇAKTAN GELEN PARA MERMİ OLUP BİZİ ŞEHİT EDİYOR.

- ÖRGÜTÜN ARŞİVİ HALA YOK, KİMİN PKK OLDUĞU KİMİN DESTEK VERDİĞİNİN BELGESİ YOK.

- ÖRGÜTÜN PARA KASASI YOK, KİMİN PARA YATIRDIĞI KİMİN PARA ÇEKTİĞİ BELLİ DEĞİL.

- DAĞA ADAM GÖNDEREN FEODAL YAPI, ŞEYH ŞIH, AÇLIK, YOKSULLUK, NÜFUS ARTIŞI, İŞSİZLİK, CEHALET AMA TEDBİR ALAN HİÇ YOK, OLMADI ZATEN.

- ÖLÜ BİR TERÖRİST YEDİ MİLYON DOLAR EDİYOR AMA YAŞAYAN İNSANA DEĞER YOK, KIYMET YOK.


ŞİMDİ BANA BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ İHANETİ YAŞAMADIĞIMI BİLMEK İÇİN.

ŞİMDİ BANA BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ İHANETE UĞRAMADIM, DİYEBİLMEK İÇİN.

ŞİMDİ BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ, HEP BİRLİKTE BU İHANETİ YAŞIYORUZ,

HEP BİRLİKTE GÖRÜYORUZ,

HEP BİRLİKTE SUSUYORUZ,

HEP BİRLİKTE İZLİYORUZ,

HEP BİRLİKTE İHANET EDİYORUZ, DEMEMEK İÇİN.


BİR TEK NEDEN. BİR TEK NEDEN SÖYLEYİNİZ Kİ BU GECE RAHAT UYUYAYIM…


SÖYLEYEMEZSİNİZ ÇÜNKÜ BİZ İHANETİ BİRLİKTE YAŞIYORUZ…


HADİ BİZ NEYSE, YA O MEDYA, YA O YAZAR ÇİZER TAKIMI, YA BU TOPRAĞIN EKMEĞİNİ YİYENLER, YA O SİYASETÇİLER, YA O SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ, YA O ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEKLERİ, YA O İŞ KOLLARI, DERNEKLERİ, VAKIFLARI, ONLAR GÖRMÜYOR MU BUNLARI, ONLAR BİLMİYOR MU?

HEPSİ BİLİYOR, İNANIN HEPSİ BİLİYOR YA İHANETE GÖZ YUMUYOR YA DA İHANETİN TAM ORTASINDALAR, HER İKİSİ DE FARK ETMEZ, GÖZ YUMAN ZATEN İHANETİN PARÇASIDIR.

GERÇEĞİ GÖRMEK ÇÖZÜM İÇİN BİR ADIM İLERİ ATMAK DEMEKTİR.


SİZ BU GECE UYUYUNUZ,


ÇOCUKLARIMIZA NASIL BİR ÜLKE BIRAKACAĞIMIZI ELBETTE RÜYANIZDA GÖRECEKSİNİZ,



GÖRDÜĞÜNÜZ ZATEN KABUS OLACAK VE SİZİ UYUTMAYACAKTIR,



SİZİ, ÜLKESİNİ, BAYRAĞINI VE İNSANINI SEVENLERİ…

ERDAL SARIZEYBEK
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Son Düzenleme: 15/10/2008, 15:01, Düzenleyen: burcu.
Senior Member
şemdinli-aktütün arası yürek yarası
[COLOR=#2F4F4F]TERÖR VE SİYASET


Terörle mücadelede belki de anlaşılması en güç olan, Türk siyasetinin uzun yıllardır süregelen terör karşısında ulusal bir mücadele stratejisini hala ortaya koyamamış olmasıdır. Üzerindeki sorumluluğu “terörle mücadele askerin işidir” diyerek taşımaktan kaçınan ve terörü bir rant aracı olarak gören böylesi bir siyasi anlayış Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu tehditlerle karşı karşıya getirmiştir.

Bir yanda dağda askeri operasyonlar devam eder ve hala şehit haberleriyle ülkemiz sarsılırken öte yanda teröristlere cirit atma olanağı sağlayan bu tür bir siyasi zihniyetle adına terörle mücadele dedikleri trajedinin bir sonuç getirmeyeceği gerçeğini artık sağduyu sahibi her insan görmektedir.

Kırsalda PKK terör örgütüne karşı yürütülen otuz yıllık mücadele, bu süreçte etkisiz hale getirilen otuz bin terörist, hala kesin sayısını öğrenemediğimiz şehitlerimiz, harcanan 300 milyar dolar gibi çok önemli bir ulusal kaynak ve teröre siyasi çözüm arayışında olan bu siyasi anlayışla vardığımız nokta; toplumumuzu etnik köken temelinde farklılaştırmaktan ve terörü siyasete çekip bir rant aracı olarak kullanmaktan öteye geçememiştir.

Türkiye neden terörle mücadelede başarılı olamamıştır; askeri stratejilerde mi bir yanlışlık vardır yoksa Türkiye’nin sahip olduğu dinamikler mücadele için harekete mi geçirilmemiştir? Bu ana çizgilerin çevrelediği tablo içerisinde terörün ardında yer alan siyasetin geriye dönük analizi neden sorusuna en doğru cevabı ortaya çıkaracaktır.

Özal Dönemi (84-93)

1984 Şemdinli ve Eruh ilçelerine yapılan saldırılarla adını duyuran PKK terör örgütün 84-92 arası geçen sekiz yılı bir gün mutlaka gün ışığına çıkarılması gereken karanlık bir dönemidir. 91 Körfez savaşına kadar geçen süreçte sivil halka yönelik gerçekleştirdiği eylemlerle silahlı propaganda dönemini başlatan örgüt; yapısı, sözde lider kadrosu, eleman kaynakları, barınak ve sığınakları, yurt dışı destekleri ve yaşam alanlarıyla güvenlik güçleri için bir bilinmezdir. Gündüz görüntü vermeyen ancak geceleyin şiddet eylemleriyle ortaya çıkan örgüt, gerekli önlemler alınamadığı için kısa zamanda halkın korkulu bir rüyası haline gelmiş ve bir bilinmeze karşı duyulan korku kaynaklı itaat içgüdüsü örgütü kırsalda kısmen de olsa otorite haline getirmiştir.

Bu karanlık dönemin askeri taktiğini, bireysel çabalarla sürdürülen bir mücadele tekniği olarak tanımlamak mümkündür. Bu tanım içeriğinde siyasetin çerçevesini çizdiği ulusal bir strateji yoktur, askeri taktik ise olayların yoğunlaştığı Güneydoğu bölgemizde gönüllü personelden oluşan küçük çaplı özel birlik harekatıyla sınırlı kalmıştır.Topyekun ulusal bir strateji olmadığı için zorunlu olarak küçük çaplı ve sınırlı hedefli küçük birlik harekatının ön plana çıkışının bir diğer nedeni de; Özal döneminde yaşanılan istihbarat zaafıdır ve çok bilinmeyenli bir örgüte karşı ortaya konulan askeri taktikler terör denklemini çözmeye yeterli olamamıştır.

Yine Özal’ın damgasını vurduğu Birinci Körfez Savaşı’ndaki iç ve dış politik yanlışlıklar sayıca beklenenin çok üzerinde, silahça ateş gücü yüksek, barınma olanakları açısından Irak kuzeyinde geniş bir hareket serbestisine ve umulanın ötesinde finansman kaynaklarına sahip bir terör örgütünü karşımıza çıkarmıştır. Özal’la başlayıp sonra gelen her siyasi iradeyle destek bulan ve varlığını 2003 yılına kadar sürdüren ABD ağırlıklı Çekiç Güç’ün koruma ve desteğindeki PKK terör örgütü “üç beş çapulcu” nitelendirmesinin çok ötesinde birkaç on binli sayılara ulaşmış, yapısal ve kurumsal bir nitelik kazanmış ve bu gelişmelerden habersiz ve hazırlıksız güvenlik güçleri karşısında göz ardı edilemez bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır.

Özal siyasetinin etnik ayrımcılığa dayalı terörle mücadeleye olumsuz etkileri işte budur; güçlü bir PKK terör örgütü, otonom bir Barzani, terörün baskısıyla sinmiş ve etnik köken temelinde farklılaşmaya başlamış bir toplum, uluslararası bir Kürt sorunu, 100 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp, teröre kurban edilen binlerce can ve yüzlerce şehit!

Koalisyonlar Dönemi (93-2002)

93’den 2002’ye kadar geçen mücadele dönemi, umulmadık bir anda umulmadık bir güçle ortaya çıkan PKK terör örgütüne karşı güvenlik güçlerinin amansız bir mücadele verdiği bir dönemi tanımlar. Bu amansız mücadeleye yol açan başlıca etken; karanlık dönem olarak ifade ettiğimiz Özal döneminde alınmayan tedbirlerin ancak bir sonraki dönemde ortaya çıkan olumsuz sonuçlarıdır.

Özal siyasetiyle güç kazanan terör 92-93 Cizre, Nusaybin ve Şırnak olaylarıyla halkımızı devlete karşı isyana zorlayacak cüreti dahi kendisinde görebilmiştir. 21 Mart 92 Nevruzuyla başlayan olaylar sonucu Şırnak, Cizre, Van, Siirt, Batman ve Adana'da çıkan çatışmalarda 7'si PKK militanı toplam 22 kişi öldürüldü. Şırnak, Cizre ve Van'da 'sokağa çıkma yasağı' ilan edilirken, Türkiye'de yaklaşık bin kişi gözaltına alındı.

Yine bu dönemde ortaya çıkan istihbarat zaafının olumsuz sonuçları ilk olarak 30 Ağustos 1992 Şemdinli Alan çatışmasında kendini göstermiş olup teröristlerden ele geçirilen silahlar, PKK terör örgütünün taktik düzeydeki silah ve ateş gücü açısından güvenlik güçlerine oranla daha üstün bir kapasiteye sahip olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Çatışma sonrası yapılan araştırmada Irak kuzeyinde ve Barzani kontrolünde Erbil ve Diana kentlerindeki açık silah pazarlarından Kannas Keskin Nişancı Tüfeği, RPG-7 Roketatar ve Bikeysi otomatik tüfek gibi yüksek ateş gücü sağlayan silahları teröristlerin kolayca elde edebildikleri öğrenilmiştir. Ne gariptir ki o dönemde terörle mücadele eden güvenlik güçlerinde böylesine seri, portatif, kullanımı kolay ve ateş gücü yüksek silahlar yoktur ve bu silahların kolluk kuvvetlerinin envanterine girişleri ancak 94 yılı ve sonrasına rastlamaktadır.

92’de ele geçirilen teröristlerin sorguları bir başka bilinmeyeni de aydınlatmış olup bugün Türk Hava Kuvvetlerinin bombaladığı Irak kuzeyindeki Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap kamplarında yıllardır yerleşik bir düzen içerisinde yaşadıkları öğrenilmiştir. Ekim 92’ye kadar göz yumulmuş olan bu tehdidin bedelini Türk milleti sadece Şemdinli’de meydana gelen üç çatışmada 74 şehit vererek çok ağır bir biçimde ödemiştir. Bu bedelin bilançosu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın ifadeleriyle şöyledir; “1992 yılında zayiatımız 496 şehit, 93 yılına baktığımız zaman 538 şehit, 1994 yılına baktığımız zaman 867 şehit. 1995 yılında 615 şehit, bin 342 yaralı, bin 957 zayiat var. Bu rakamlar gerçekten çok ürperticiydi.”

Yapılan soruşturmalar sonucunda ayrıca; Ağrı Doğubeyazıt-İran Mako, Urumiye ve Hakurk arasında bir karayolu ulaşım ağının kurulmuş olduğu, dönemin DEP, HEP kısaltmalarıyla bilinen ve örgütün siyasi kanadı durumundaki partiler aracılığıyla çaresiz insanlarımızın kandırılarak bu güzergahtan dağa çıkarıldığı ve örgütün ana eleman kaynağını oluşturdukları öğrenilmiştir.

Geç kalmış istihbaratın ortaya koyduğu bu gerçeklerin su yüzüne çıkardığı tehdidin ağırlığı koalisyonlar döneminde sivil ve askeri otoriteleri telaşa düşürmüş, çok kısa sürede olağanüstü çaba gösterilerek polis ve jandarma teşkilatlarında özel birlikler, özel eğitim, özel araç ve silahlarla asimetrik mücadeleye uygun özel harekat yapıları oluşturulmuş ve teröristlerle amansız bir mücadeleye girişilmiştir. Sonuç alıcı sınır ötesi kara ve hava harekatı bu dönemde yapılmış, teröristler otuz yıllık sürecin belki de en ağır darbesini almış ve örgüt dağılma noktasına getirilmiştir.

Bununla birlikte terörün ve mücadele dozunun zirveye ulaştığı bu dönemde dış destekleri kesmek ve dağa çıkış sürecini önleyici tedbirler almak şeklinde varlığını göstermesi gereken siyasi mücadele stratejisi bir türlü ortaya konulamamıştır. Siyasi destekten yoksun askeri operasyonlar, “tehdidi ne pahasına olursa olsun yok etmek” için başvurulan sert önlemlerle kendini gösteren bir stratejinin doğmasına yol açmış ve bu durum PKK terör örgütünün ideolojisinin güçlenmesi ve ayrılıkçı bir Kürt hareketinin taban bulmasına neden olmuştur.

Koalisyonlar döneminde uygulanan bu stratejiyle terörist sayısı minimize edilmiş ve örgüte ağır darbeler vurularak dağılma sürecine çekilmiştir. Ancak bu siyaset; ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirlerden yola çıkılarak teröre karşı ulusal bir tavır koymaya ve terörün dış desteklerini kesmeye yönelmekten ziyade askeri sorumluluk altında yürütülen bir harekata tam destek vermekle şekillenen tek yönlü bir stratejiye dönüştüğü için sorunu çözememiştir.

Erdoğan Dönemi(2003- )

Kasım 2003 genel seçimleriyle Türkiye yeni bir siyasi zihniyetin etkisi altına girmiştir. Bu zihniyet içeriğinde ulusal bir terörle mücadele stratejisi yoktur ve bu zihniyet; terör eylemlerini görmezden gelen bir kayıtsızlık ve teröre destek anlamına gelebilecek bir siyasi çözüm arayışıyla kendini açığa vurmuştur.

21 Ekim 2007’de Dağlıca baskınında yaşanan trajedi mevcut siyasi zihniyetin bu anlayışını vurgulayan en önemli işaret olmuştur; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir taburu Irak’tan gelen kalabalık bir terörist gurubunun saldırısına uğramış, 12 şehit ve onlarca yaralının yanı sıra 8 Türk askeri kaçırılmış ancak siyaset hiçbir tepki göstermediği gibi milletten aldığı harekat yetkisini de kullanma yoluna gitmemiştir.

Bu politik tavrın etkisinde kalan askeri operasyonların kapsamı kırsaldaki terörist varlığı ve tehdidine karşı taktik planlama, taktik hedef seçimi ve taktik hedeflerin elde edilmesiyle sınırlı mücadele stratejisinden öteye geçememiştir. Siyasi destekten yoksun bu uygulamayla bir yanda taktik hedeflerin elde edilmesi için stratejik güç kullanılırken öte yandan gelen şehit haberleri toplumun sahip olduğu dinamik güçler konusunda kuşkuya düşmesine yol açmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin teröre karşı yürütülen bu asimetrik mücadelede emsallerine göre üstün bir başarı sağlamış olduğu bir gerçektir ancak askeri harekatın siyasi desteği olmadığı için sonuçsuz kalışı yüzünden elde edilen başarı hak edilen ölçüde kamuoyuna yansıtılamamıştır.

Siyasetin bu sorumsuz tavrı örgütün AB ülkelerindeki siyasi zeminini güçlendirmiş, Bağımsız bir Kürt devleti yolunda yürüyen Barzani’nin ayrılıkçı Kürt hareketindeki liderliğini pekiştirmiş, Kerkük Türkmenlerinin varlığını tehlikeye düşürmüş ve dağda yürütülen askeri operasyonları sonuçsuz bırakmıştır.

Erdoğan’ın damgasını vurduğu bu dönem siyaseti Türkiye’yi; güçlü ve bağımsız bir devlet olmasına bir adım kalan bir Barzani, Barzani işgali altında bir Kerkük, parçalanmış bir Irak, siyasallaşmayı tamamlayıp legal hale gelmeye çalışan bir PKK, ayrılıkçı emellerini açık açık söyleyen bir DTP, ulusal çıkarlarımıza aykırı tüm bu gelişmelere yol açan ve bu siyaseti destekleyen bir ABD ve AB gerçeği ile karşı karşıya getirmiştir.

Yok Oluşa Doğru Bir Süreç

Bu trajik tabloya her üç döneme damgasını vurmuş siyaset penceresinden bakıldığında; Özal dönemi için örgütün önlenemeyen silahlı propagandası sonucu ayrılıkçı Kürt hareketinin tohumlarının ekilmiş ve sözde Kürt sorunun uluslararası siyasetin gündemine taşınmış olduğu söylenebilir.

Koalisyonlar dönemi için bir önceki dönemin yanlışları sonucu beklenmedik bir güçle ortaya çıkan terör örgütüne karşı yürütülen sert bir mücadele sonrası etnik köken farklılıklarının toplumda temel bulmasına yol açmış olduğu itiraf edilebilir. Bizi bugünlere taşıyan Türk siyaseti ABD’nin BOP projesi yörüngesinde bilinçli olarak şekillendirildiyse eğer, Erdoğan dönemi için bu projenin tamamlanma aşamasına geldiğini açık yüreklikle söyleyebiliriz.

Bundan sonra bu siyasetin atacağı adımlar artık bellidir; Anadolu’daki Türk kimliği ve varlığını yok etmek için Anayasa’nın 66. maddesinde kendisine ruh bulan Türk kimliği tanımının kaldırılması, etnik farklılıkları daha da derinleştirmek ve devletin yapıcı ve ana unsuru olan Türk milletini ayrıştırmak için Kürtçenin eğitim ve öğretim dili yapılması, yerel yönetimlere özerklik düzeyinde yetkiler verilerek merkezi yönetimin parçalanması, devletle halk arasındaki son bağı koparmak için Korucu Teşkilatının kaldırılması, vatan ile şehit arasındaki kutsal bağı yok etmek ve terör örgütünün sözde lider kadrosuna af çıkarılarak Gazi Paşa’nın meclisine alınması şeklinde sıralanacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın kuruluş felsefesi elbette ki kağıt üzerinde değişmeyecektir; cumhuriyet laik demokratik bir hukuk devleti olarak, devlet ise ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olarak şimdilik kalmaya devam edecektir. Bununla birlikte aradan geçecek yıllar birbirine farklılaşmış iki toplum, kederde ve kıvançta ayrılmış iki toplum, şehit kanlarıyla sulanmış vatan toprağına yabancılaşmış insanlar, iki farklı dil, iki farklı insan yapısını BOP projesine uygun olarak şekillendirecektir.

TSK Öncülüğünde Türk Milleti

Türkiye’nin sahip olduğu iç ve diş dinamikler konusunda kimsenin kuşkusu yoktur, aksine sahip olduğu güçlerle çok kısa sürede terör tehditlerini yok edilebileceğine inanan bir toplum ve bu toplumda yerleşmiş yaygın bir inancın varlığı söz konusudur.

Bugün teröre karşı yürütülen mücadeleden bir sonuç alınamıyorsa eğer, bu; Türkiye’nin güçsüzlüğünden değil mücadeleye ilişkin ortaya konulan askeri strateji ile mevcut siyasi zihniyetin çizdiği rotanın taban tabana birbirine karşıt oluşundandır.

Ardında Türk milleti olan Türk Ordusunun, ardında ABD ve AB olan bu siyasi zihniyet ile işbirlikçi medya karşısında terörle mücadeleyi sonuçlandırabilmesi, iç ve dış tehditlere karşı proaktif bir strateji izleyerek Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ön plana çıkarabilmesi oldukça zor görünmektedir.

Terörle mücadele için ortaya konulan askeri stratejiye siyasi zihniyetin destek vermeyen bu tutumu sürdüğü takdirde, terörist eylemlerin asla son bulmayacağı gibi bu siyaset yüzünden evlatlarımızın şehit olması, Türk halkının PKK terörünün açık hedefi olarak can vermesi, olası anayasal düzenlemelerle Türk kimliği ve varlığının ağır bir tehdit altına girmesi de kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tarih bugün tekerrür etmektedir; geçmişte yaşadığı en zor anlardan dahi ordusunun önderliğinde kurtulmuş olan Türk milleti, ya Türk ordusunun öncülüğünde küresel ihanet projelerini yıkarak özlediği hürriyet ve bağımsızlığına yeniden kavuşacak ya da Gazi Paşa’nın deyişiyle tarih sahnesinden yok olup gidecektir ama Türk milletinin, Allah göstermesin, bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali zabitana ait olacaktır...
[B]
ERDAL SARIZEYBEK



" Sarızeybek'in makalelerini bu kısımda bundan sonra yayınlamaya devam edeceğim zira Türkiye'nin böyle binlerce vasıflı şahsiyetlere sahip olduğu unutulmamalı Sarızeybek hukuktan iktisada güvenlikten uluslararası ilişkilere kadar alanında ordinarius profesör ve biz bu albaya kulak vermeye devam edeceğiz."
[/B]
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
Ama biçimine getirip ezerlerse,
Güzel kokmak.
Kekik misali,
Lavanta çiçeği misali,
Fesleğen misali,
Itır misali,
Yunus misali,
İsa misali.
(Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Son Düzenleme: 17/10/2008, 15:54, Düzenleyen: burcu.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.