“ULAN” DEMEK İŞE YARAMAZ
12 Haziran’da yapılacak seçimde AKP rekor oy alabilir. Hele de son anda, ordu bir muhtıra verir, dernekler de Cumhuriyet Mitingleri düzenlerlerse AKP %50’leri bile geçebilir. Daha önemlisi AKP’nin “taban refleksli” oyları yine bu seçimde %30’ları bulabilir.
Bunun temel nedenleri şunlar:
1 – Güç cazibeyi artırır. Yaygın kanının aksine kitlelerin büyük bir kısmı mağdurları sevmez; güçlü olanı, kazananı sever.
2 – Son 4 yılda AKP çok büyük projeler bitirdi. Bu projeler insanları etkiliyor. Hemen her projeyi küçümsemek veya eleştirmek için bolca malzeme bulabiliriz. Söylediklerimizin tamamında haklı da olsak Selim Türkhan (hep söylediği gibi) neticeye bakar.
3 – AKP’nin gazete manşetlerinde pek önemsenmeyen ama Selim Türkhanlar için çok önemli onlarca başarısı var. Tek başına sigaraya karşı yürüttüğü kampanya bile AKP’ye örneğin tüm Alevi oylarından daha fazla Selim Türkhan oyu kazandırmış olabilir.
Memleketin haline bakıp karamsar olmamak kolay değil. Ama karamsar olmak, karamsarların istediği gibi konuşmak muhalefeti “kara girdap”a sokmaktan başka işe yaramayacak.
AKP (öyle kurnaz ki) çok partili dönemde ikinci kez “yaz” seçimine gidiyor. Haziran ayında kargalar bile şendir. Bizim enlem bölgemizdeki insanların kendini en mutlu hissettikleri ikinci aydır haziran. Meyve ucuzlar, yaşam kolaylaşır, hormonlar coşar. Böyle bir seçim atmosferinde (atmosfer sözcüğünü ****for olarak değil, tam anlamıyla kullanıyorum) ‘bittik, tükendik’ diyen söylemler etkili olamayacak.
Öte yandan bu “coşku”yu geçen seçimdeki gibi “öfkeli mitingler”e kanalize etmek de, sandığa sanıldığı gibi dönmüyor ve dönmeyecek.
Muhalifler içinde bulundukları girdaptan sadece umut veren sözler söyleyerek, daha önemlisi bu sözlere inanarak çıkabilirler.
Seçim yaklaştıkça gündemi germek AKP’nin bir oyunu. Meclis muhalefeti bu oyuna kapılıp karşılık verdiğinde kendi tabanlarındaki insanlar tatmin olur ama bu tartışmaları anında zaplayan Selim Türkhanlar; “Hem hiçbir şey yapmadınız, hem de carcar konuşuyorsunuz” derler. Ağız dalaşında kazanan her zaman AKP olur.
Erdoğan’ı yenmek isteyen kişi paradoksal olarak onunla dost olmalı. Selim Türkhan gözüyle bakınca: “Toprak sahada top oynamış bir adam ne kadar kötü olabilir ki?” Örneğin Kılıçdaroğlu iktidarla düşman oldukça, öfke dolu pozlar verdikçe, kendisiyle hiç uyuşmayan biri haline geliyor: “Ucunu göremeyecek kadar büyük burna sahip bir elitist”.
Selefi Deniz Baykal, Başbakan’a “ulan” diyerek gazetelerde yer, parti tabanında “güç” kazanmış olabilir. Oysa amaç gazetede yer veya parti tabanında güç kazanmak olmamalı; seçimi kazanmak olmalı.
Kılıçdaroğlu ya Baykal’ın izinden gidip “tabanını pek memnun eden” risksiz bir muhalefet yönetecek ya da taşın altına eline sokup seçimi kazanacak. Çünkü bu tür öfkeli çıkışların Selim Türkhanlar gözünde hiçbir olumlu etkisi yok.
DENKLER ARASINDA FARKLILIK
Selim Türkhanlar’ın oyu “her şey” değil. Ama “AKP+Selim Türkhan”=%50 demek... Ben inançla hep şunu söyledim: “CHP+Selim Türkhan” da %50 demek. Gerçek şu ki, MHP+Selim Türkhan da neredeyse bu kadar oy demek ki hiç de imkansız değil. (Nasıl olur bilemem ama bal gibi olur diyerek şunu da söylerim: ‘Sosyalistler+Selim Türkhan=%35 demek. Sosyalistler, Taksim-Galata hattı yerine, bu yöne gitse, Selim Türkhanları ikna edip, bu fantazi oranın çok altında dahi olsa ‘zafer’ sayılacak seçim sonuçları elde edebilirler. Örneğin %10 almış bir BDP veya %3 almış bir ÖDP’nin keyfine diyecek olur mu?)
Muhalifler projecilik, öngörü ve hizmette devamlılık gibi konularda ikna edici olursa, Selim Türkhanların terazisinde AKP ile algısal olarak denk hale gelirler. Bu yapılırsa Selim Türkhanlar’ın büyük bölümü AKP’den muhaliflere doğru geçmeye başlar.
Bir kez denk hale geldikten sonra, hayatın her alanında mide bulandırıcı şekilde yükselen yolsuzluk, ikiyüzlülük ve baskılar terazinin muhalifler lehine dönmesini sağlar. Yolsuzluklar, baskılar ancak denklik durumunda, Selim Türkhan’ın dikkat edeceği konulardır.
Aksi halde tüm yolsuzluklara ve baskılara rağmen Selim Türkhanlar’ın çoğunluğu “düzen bozulmasın” düşüncesiyle (bazıları istemeye istemeye de olsa) oylarını AKP’ye vermeye devam eder.
Muhalefet bu döngüyü kırmak için, önerilere kulak vermeli. Kendini, kendi tabanının haklı kaygılarla yarattığı “kara girdap”tan kurtarıp, “siyasetsiz” seçmenin gözünde AKP ile denk durmaya çalışmalı.
ANAHTAR SELİM TÜRKHAN’DA
Selim Türkhan Hürriyet, Sabah okuyan; ATV, Kanal D izleyen, yeri gelince camiye gidip, yeri gelince iki tek atabilen ‘ortalama’ bir insan.
Selim Türkhan 70’lerde belki TİKKO sempatizanıydı. Kendisi bile unutmuş olduğuna göre bunu kim bilebilir? (elbette daha olası durum 70’lerde çocuk veya futbol taraftarı olması)
Selim Türkhan son 20 yılda ANAP, DYP, DSP, RP, MHP, CHP ve AKP’ye (ayrı zamanlarda bunların hepsine) oy vermiş olabilir.
Selim Türkhan somut projeler görmek ister, ciddiye alınmak ister, makul, mantıklı ve gerekçeli söylemler bekler. Selim Türkhan’ın gözünde “proje sunmak”, projenin kendisinden daha önemlidir. “Refik”te “tarik”i bulan, sıradan insandır o.
Selim Türkhan kavgacı, zıtlaşmacı siyasetçilerden hoşlanmaz. İcraatını görmediği kişinin izahatı ile tatmin olmaz.
Selim Türkhan, AKP ile göbek bağıyla bağlı değil ama borçlarından ötürü ekonomiyle sımsıkı bağlı. Ekonomiyi bozacak, uluslararası dengeleri değiştirecek, sıcak para akışını yok edecek fazla ‘idealist’ politikacılara hak verse bile oy vermez.
Selim Türkhan’a, onun makul bulacağı; liderin meziyetlerine uygun ve mümkünse ‘görülebilir’ projeler sunulmalı. Kampanya boyunca rakibe hiç reaksiyon verilmemeli, takipçi duruma düşülmemeli. Kavgacı değil nükteci, azarlayan değil ağırbaşlı olmalı. Ne 10.Yıl Marşı’nın arkasına sığınmalı, ne Atatürk’e, ne sloganlara, ne ideolojilere. Hep projelerden, gelecekten, umuttan bahsetmeli. İnsanlara etnik, dini, sınıfsal kimliklerinin dışında; anne, nişanlı, garson, kanser hastası, şeker hastası, vergi borçlusu, kredi mağduru, hamile, yeni evli vb kimlikleriyle de seslenmeli; kesişim kümeleri, birleşim kümeleri hep dikkate alınmalı.
Son genel seçimde AKP medyada bunca güce sahip değildi, duble yolların ve görkemli binaların çoğu bitmemişti. Sigara konusunda hamle yapılmamıştı. Kısacası muhalif partilerin tamamı için, geçen seçimde aldıkları oy bile sanıldığı kadar çantada keklik değil.
Bu oy artacaksa Selim Türkhan ile artacak.
İyi haber: Selim Türkhan oylarının neredeyse tamamı sadece AKP’de... CHP’nin, MHP’nin, BDP’nin veya diğer partilerin Selim Türkhan’ı ikna ettiği yok. (Bu konuda yalnızca TKP’nin iletişimini öteden beri takdirle izliyorum) Yani muhalefetteki A partisine oy verme kararı alan her 10 Selim Türkhan, AKP’den kopan 10 Selim Türkhan demek.
Bu vesileyle Sırrı Kardeşim ve Ertuğrul Abime de; kredi kartları veya fazla mesai sömürüsünden, AVM’lerde günışığı görmeden köle gibi çalıştırılan gençlerden; şirketlerdeki faşist yönetimlerden yani “cepte hazır” Kürt oyları dışında; bambaşka ufuklara (daha fazla) açılmaktan bahsetsem, hata mı etmiş olurum? Akbil parası olmadığı halde otomobilli tüp geçite sevinen McDonalds işçisi avanak Selim Türkhan’a; “unut bu yalanları” demek en çok onların görevi değil mi?
AKP dışındaki tüm partiler, AKP’nin minik sırrını öğrenmeli. AKP, “ortalama insanın” dünyasına seslenmeyi çok iyi beceriyor. Algıyı alıyor, büküyor, biçiyor ve yönetiyor. Erdoğan konuştukça Selim Türkhan sorunlarını yetimleştirip, mutluluklarını AKP’nin vesayetine yazıyor.
Muhalifler bu becerinin detaylarını, güçlü rakibinin maçlarını videodan izleyen futbol antrenörü gibi izlemek ve yeni oyunlar geliştirmek zorundalar.
Selim Türkhan güçlü, zengin, barış içinde, sorunsuz bir gelecek istiyor. O aşık olmak ve bağlanmak istiyor. Ve sadece bu yönde gittiğine inandığı kişilere / partilere oy veriyor.
Selim Türkhanların büyük bölümünün kalbinde hala AKP var. Ama onlar ne kayısı çekirdeği gibi sağlam, ne kayısı eti gibi somut “AKP’li”ler. Selim Türkhan AKP aşkı, kayısının kokusu kadar gelip geçici.
İşte bu nedenle AKP’yi seçim sandığının başında bile terkedebilir ve işte bu nedenle özellikle anamuhalefetin hala kocaman bir şansı var; %25-%28 almak için değil, %40-%45 ile iktidar olabilmek için.
SON SÖZ
Bu yazı dizisini memlekete bir faydası olabilir düşüncesiyle, tecrübelerime dayanarak ve tüm iyi niyetimle yazdım. Hatalarım, eksiklerim mutlaka bolca vardır.
Dipnotların ve alıntıların koruyucu kalkanları arkasına sığınmaktan özellikle kaçındım. Sözlerim bilimsel değil, öznel. Bu nedenle burada yazdığım bir cümle sanki gazetenin fikriymiş gibi manşete taşınırsa bu vahim bir hata olur. (Sevgili ‘Usta’ma yapıldığı gibi)
Seçim sistemine zerre inanmayan anarşistler, benim gibi iflah olmaz sosyalistler, hatta Milli Görüş tabanından AKP’lilerin bile dengeli bir gelecek için daha güçlü muhalefet istiyor. Bu muhalefet mutlaka olacak, ya mecliste ya sokakta...
Siyasi partiler, Selim Türkhan’ı tanıyarak ve onu heyecanlandırarak güçlenebilir. Bunu önemsemeyip sadece kendi tribününe el sallamakla yetinen her parti yenilgiyi tadacaktır.
Muhalif partiler şu andaki gibi davranmaya devam ederlerse, öyle tahmin ediyorum ki AKP bu seçimden de daha güçlenerek, Melih Pekdemir’in dediği gibi “oligark” olarak çıkacak. Bunun vahim sonuçlarını hep birlikte yaşayacağız.
Böyle bir durumda muhalif partiler (özellikle CHP) “evet ama biz de oyumuzu üç-beş puan artırdık” derlerse, benden alkış alamayacakları kesin. Çünkü mesele puan artırmak değil seçimi kazanmak. Geçer notun 90 olduğu bir sınavda 89 almak, hezimetlerin en büyüğü değil midir? Seçimi kazanma fırsatını bir kez daha (hem de başarı deneyimleri olmasına rağmen) göz göre göre harcamış bir parti alkışlanabilir mi?
10. Yıl Marşı Atatürk iktidarının en güçlü olduğu dönemde; 1933’te yazıldı. Marştaki “Demir ağlarla ördük, ana yurdu dört baştan” sözünden, AKP dışında kimsenin bir ders çıkarmaması tuhaf değil mi? Bir marşın içine bile “somut icraat” ekleme ihtiyacı hisseden Atatürk’ün iletişim tarzını kim örnek alıyor? “Göktürk Uydumuz Uzayda” diye ilan veren AKP mi? Bu mevzulara hiç takılmayan CHP mi?
Kiraz mevsiminde seçim yapılacaksa, “umutsuz” söylemlerle Selim Türkhanı etkilemek imkansız. Haziranda herkes neşeli olur. Olumlu, keyifli, umutlu ve heyecanlı olmak Selim Türkhan’ın kilidini açar. “Umut”, “selam” gibidir, bedavaya verirsiniz ve hemen karşılığını alırsınız.
Selim Türhanı etkilemek ve oyunu kazanmak sanıldığı kadar zor değildir: Başbakana “başbakanım” derseniz diliniz kopmaz; çılgın projeler üretseniz kimse size deli demez veya inşa halindeki mevcut yatırımları incelemeye gitseniz kimse sizi durdurmaz.
“Selim Türkhan’a konuşmak” son iki ayda reklama abanarak değil, sürekli algı yönetimi yaparak; algıyı somutlaştırarak değil bulutlaştırarak ve ilkokul matematik kitaplarındaki “kümeler” konusuna bir kez daha göz gezdirerek mümkün olur.
AKP’yi yenmek ve seçimi kazanmak kimilerine “imkansız” gibi görünebilir. Ben, imkansızlık hallerinde “gerçekçi olma”yı devrimci büyüklerimden öğrendim.
Seçim 20 gün sonra, algıyı ters yüz etme şansı hala var.
O halde “gerçekçi” olmalı ve imkansızı istemeliyiz.
Hem de hemen, şimdi.
BİTTİ
______________________________________________________________
![[Resim: 2.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2012/01/2.jpg)
2007 Genel Seçimleri, AKP ile STP’nin (Selim Türkhanlar Partisi) büyük koalisyonu sonucunda %47’lik AKP zaferiyle sonuçlanmıştı. (Tablo 1)
AKP medya gücü, projeler sunması, liderin meziyetleri, mazlum görüntüsü vs gibi çeşitli nedenlerle Türkiye’deki Selim Türkhan oylarının neredeyse tamamını kendinde toplayan bir mıknatıs gibiydi.
Aynı seçimde CHP, tamamen siyasi endişelerle verilen yaklaşık %21 (%1’lik DSP katkısını görmezden gelirsek, %20) gibi bir oyla, bu alanda belki de rekor kırdı. Bir partinin inandırıcı tek bir vaad üretmeden, tamamen çekirdek taban refleksiyle böyle büyük bir oy alması başarı. Öte yandan bu kadar muazzam bir “çekirdek”in çevresine hiçbir taban oyu “eklemleyememesi” ve STP’den hiç kimseyle “gönül bağı” kuramaması da yine belki ayrı bir “başarısızlık rekor”u. CHP 2007 seçimlerinde çekirdek tabanı kadar oy alabildi.
2011 seçimlerinde olabilecek en uç durumlar üzerinde düşününce iki senaryo ortaya çıkıyor.
![[Resim: 3.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2012/01/3.jpg)
Her iki durumda da AKP için “eklemlenen taban” diye bir kavram artık yok. Geçen seçimde AKP’ye “eklemlenen” ANAP/DYP muhafazakar oyları, tarikat oyları vs; bolluk, bereket ve mutabakat içinde geçen dört “mutlu” yılın ardından artık tamamen “çekirdek taban” refleksine sahip.
Birinci senaryoda (Tablo 2) AKP %30’luk bir çekirdek tabana ulaşabilir. Üstelik bu kümenin içine 4 yıl önce Selim Türkhan refleksi gösteren seçmenlerden de kayma olabilir. Selim Türkhanların Partisi (STP) biraz kan kaybetse de, oransal olarak hala neredeyse tamamen AKP ile koalisyon içinde olabilir. AKP’nin oy kimyası kendi lehine daha da olumlu hale gelmekle kalmaz, puanı da biraz daha artarak %50’leri bulabilir.
Bu esnada CHP yine hiçbir Selim Türkhan’ı ikna edemez ama Kılıçdaroğlu ve ekibinin gayretiyle kendine “Beyaz Kürtler”, “Beyaz Türkler”, “Varoşlar” gibi kümeler içinden azar azar çalarak yeni bir eklemlenen taban yaratabilir.
Böyle bir tablo AKP adına olabilecek en iyi, CHP adına olabilecek en kötü tablodur.
CHP’ye CHP dışındaki bazı “kem gözlüler”ce biçilen daha da kötü bir senaryo da mevcut. Buna göre AKP %50’ler civarında durur ama CHP %25 bile oy alamaz. Neden? Çünkü bir önceki seçimde “hain şeriatçılar” ve “bölücü Kürtler”e karşı kenetlenmiş bir “laik”, “Kemalist” oy potansiyeli vardı.
Oysa bu seçimin en az ağza alınan lafları “laiklik” ve “Atatürk”... CHP sütten ağzı yandığı için, bir daha süt içmeme gibi ilginç bir karar aldı. Bir önceki seçimde “kenetlenmiş” CHP çekirdek tabanının bir kısmı bu seçimde oy bile kullanmayabilir. Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin çevresinde dolaşan Dersim, Alevi, Kars gibi sözcükler nedeniyle bir kısım “CHP’li” oyu, MHP’ye ve hatta (Selim Türkhanlaşarak) AKP’ye bile kayabilir. Bu “kötünün kötüsü” senaryo, dediğim gibi, sadece “kem gözlüler”e ait.
![[Resim: 4.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2012/01/4.jpg)
AKP adına en kötü, CHP adına en iyi senaryo ise Tablo 3’te.
Bu senaryoya göre CHP muhteşem bir atak yapıyor, Başbakanla zıtlaşmıyor, son iki haftada peşpeşe somut projeler sunuyor, AKP’nin sağlık, ulaştırma vs konularda başarısını takdir edip “AKP” ile “başarı” kavramlarını ayrıştırıyor ve Selim Türkhanların başını döndürerek %40 oyla iktidar oluyor.
Olamaz mı? Olabilir. (Hem de Mehmet Günsur değil, Bülent Ortaçgil tonlamasıyla)
Selim Türkhanların en büyük derdi “istikrar”. Kılıçdaroğlu, AKP ile zıtlaşacağına AKP ile uzlaşan görüntüler verse iktidar olabilir. İşin sırrı bundan ibarettir. Tek yapması gereken söylemini değiştirmek ve (bu saatten sonra nasıl olacaksa) kendi tabanıyla sözleşip Selim Türkhanların kalbini çalmaktır.
Selim Türkhan ve AKP’nin arasında “eski bir aşk” var ve aşk sadece tesadüfleri değil, yenilikleri, heyecanları, maceraları da sever.
Kılıçdaroğlu somurtmayı kesse, Melih Gökçek karşısında yıldızlaşmasını sağlayan Sherlock Holmes havalarını bir parti lideri olarak terk etse ve AKP’li bakanların arkasından konuşmayı bıraksa; Selim Türkhanları kendine aşık edebilecek potansiyeli hala barındırıyor.
CHP (kendi adına en iyi durumda) Selim Türkhan’ların önemli bir bölümünü çeker ama tamamını değil. Bu arada AKP tabanı yine de 22 Temmuz’a göre büyümüş olur ve AKP yine de %30 gibi büyük bir oy alır.
Bu senaryoların hangisine daha yakın sonuçlar alınacağını bekleyerek göreceğiz.
kaynak: Ateş İlyas Başsoy