You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Seçim Nasıl Kazanılır - 1

Seçim Nasıl Kazanılır - 1

Administrator
Seçim Nasıl Kazanılır - 1
22 Mayıs 2011 - BirGün

12 Haziran’da bir gerçeği fark eden parti, oy oranını beklenmedik oranda yükseltebilir. Bunun için yapılması gereken, Selim Türkhan’ı ikna etmektir.

Seçim sonuçlarını Selim Türkhan belirler. Bu yazı dizisi boyunca sizlere Selim Türkhan’ı tanıtacağım ve buradan hareketle siyasi analizlerde bulunacağım.

AKP’NİN BİLDİĞİ, DİĞER PARTİLERİN BİLMEDİĞİ MATEMATİK KONUSU

AKP’yi yönetenler ilkokula giderken matematik dersinde bir konuyu dinlemişler, diğer parti yöneticileri o sırada dalga geçmişler. AKP’nin bildiği ve diğer partilerin bilmediği matematik konusu, “kümeler”. AKP kümeler konusunu iyi bildiği için seçim kazanıyor.

Diğer partilere “elma”nın meyveler kümesinde olduğunu düşünüyor ve elma ile ilgili daha fazla kafa yormuyorlar. AKP ise elmanın aynı zamanda “kırmızılar” kümesinde olabileceğini biliyor. Bu durumda yeşil elmalar küme dışı kalıyor ve örneğin Türk bayrağı, domates ve kan da elmanın yeni “kümedeş”leri oluyor. AKP bununla yetinmeyip elmayı “yuvarlaklar” kümesine sokuyor ve aynı elma bu kez güneş, dünya, futbol topu ve misketle aynı kümeye giriyor.

Sınıfsal, etnik ve dini ayrımlar Ali’yi bir kümeye koyabilir. Ama Ali, aynı zamanda şakacılar, mühendisler, tombikler ve ralli meraklıları kümesine de dahil olabilir.

Türkiye’de “yoksullar kümesi”nin oy verdiği homojen bir parti yok. Yoksullar MHP’ye, AKP’ye, BDP’ye ve CHP’ye oy verebilir. Aynı şekilde bir patron siyasi tercihine göre bu partilerden birini seçebilir.

Siyasi tercihlerde bu ayrımın olmaması (veya yeterince güçlü olmaması) böyle bir ayrımın gerçekte olmadığı anlamına gelmez. Kayseri’de işten atılan, yoksulluk ve yoksunluk çeken işsiz ve bir eli yağda bir eli balda gezen işverenin aynı partiye oy vermesi; sınıfsal ayrımın değil sınıfsal bilincin olmadığını gösterir.

“Herkes için CHP” veya “Her şey Türkiye için” diyen AKP örneklerinden anlaşıldığı gibi, Türk siyasi hayatının “barajı geçen” partilerinin ekonomi/politik bakış olarak birbirinden çok farkı yoktur. Nihayet hepsi “serbest piyasacı” (nasıl oluyorsa, hem de devletçi), “nükleer santralci”, “eşcinsel düşmanı”, “Kürtlere karşı samimiyetsiz”, “kalkınmacı” vs’dir.

Herkese seslendiği iddiasındaki parti, tıpkı “herkes” kavramı gibi muğlak olmalıdır. Bu nedenle kitlesel iletişim de “bulut gibi” muğlak olmak zorundadır. Bunun ne demek olduğunun anlayan örnek için AKP’ye, anlamayan örnek için CHP’ye bakınız.

AKP’nin seçim kampanyalarında insanlar, sınıfsal, etnik, dinsel ayrımlarla ayrışmaz; doktora gitmek, uçağa binmek, köprüyü sevmek gibi onlarca farklı kümede toplanırlar. Seçmene “umut”, “heyecan”, “tanınma”, “neşe”, “saygı” gibi duygusal kümeler üzerinden seslenilir.

AKP Türkiye’nin tek postmodern partisi. Diğer partilerin tamamı “ne olduğunu” anlatan modern partilerken, AKP kendini anlatma derdine pek düşmez. Türkiye’nin diğer post-modern figürleri gibi (Seda Sayan, İbrahim Tatlıses, Hülya Avşar, Nihat Doğan) AKP’yi izlemek, tartışmak ve yorumlamak AKP’nin değil, memleketin meselesidir.

AKP tarzı seslenmeye yankı verecek seçmen, toplam seçmenin ortalama %30’u. Bu kişilere Selim Türkhan diye simgesel bir isim verdim.

Türkiye’de kabaca %20 öncelikle laik (neredeyse hepsi CHP’li), %20 öncelikle dindar (büyük bölümü AKP’li), %20 öncelikle milliyetçi (büyük bölümü MHP’li) “siyasi” oy var. %30 oy da, öncelikle siyasetsiz olar Selim Türkhan’ın (Selim Türkhan Partisi; STP) oyudur.

AKP 22 temmuz seçiminde STP ile koalisyon yaptı. Aldığı %47’nin nedeni bu.

AKP ne söylerse STP için söylüyor. Ne “taban”ına konuşmak için yoruyor kendini, ne de muhalefet için. Muhalefete yaptığı söylemler de, muhalefetin reaksiyon vermesi ve STP gözünde makullukten kopması için kurduğu tuzaklar. AKP üstünlüğü elinde tuttuğu anda taşları elemekten kaçınmayan usta bir satranççı gibi davranıyor.

Siyasi okumalar yapan insanların pek çoğu “seçim kararları”nı sadece sınıfsal, etnik ve dinsel ayrımlara göre ölçme yanılgısına düşüyor. Bunun nedeni de “kümeler” konusunu bilmemek, görmemek. Oysa “kümeler” konusu bilinmeden AKP başarısının sırrı çözülemez.

Yakın geçmişte bizzat deneyerek ve sonuç alarak gördüm ki, küme hesabını bilirseniz AKP’nin en güvendiği kalede bile STP ile koalisyon yapıp başarı kazanabilirsiniz. Yani STP ile koalisyon yapmak AKP’nin tekelinde değil.

AKP’nin “başarılı” olması, AKP’nin “iyi” (veya kötü) olması anlamına gelmez. “Başarı” kavramını Avrupa son 30 yıldır didikliyor. Bu kavramı pek sorgulamamış olmamız büyük bir eksiklik.

Bir parti bir diğer partiyle koalisyon yapmak için, önce o partiyi tanıması gerekir. Selim Türkhanlar Partisi ile konuşmak için de onları tanımak gerek.

Amacımız Selim Türkhan’ı tanımak, onunla konuşmak ve “seçimi kazanmak”.

SELİM TÜRKHAN KİM?

Selim Türkhan, bir esnaf (veya memur veya işçi veya patron veya işsiz). Karısı öğretmen emeklisi. Büyük kızı üniversitede okuyor, oğlu da üniversite sınavlarına hazırlanıyor. (her biri için ayrı ayrı `veya`lar üretilebilir)

Selim Türkhan’ın her cümlesi son derece emin tonlarla çıkıyorsa da, yine her cümle siyaseten akıl almaz çelişkiler içeriyor.

Bunların Selim Türkhan için hiç önemi yok. O aynı anda hem milliyetçi, hem dindar, hem modern, hem laik ve en önemlisi hem de bunların hiçbiri olabilir.

Selim Türkhan Türkiye’nin ortasınıfı, zengini veya yoksulu olabilir.

Selim Türkhan Türk, Çerkes, Gürcü, Kürt, Pomak olabilir.

Selim Türkhan eşimiz, dostumuz, kardeşimiz, ebeveynimiz olabilir.

Selim Türkhan, AKP’nin büyük oranda ikna ettiği ve diğer partilerin hemen hiç ikna edemediği, siyassetten ayrışmış “kendi halinde” erkek ve kadınların sembolü.

Selim Türkhanlara “kararsız” diyorlar. Ben bunu yanlış buluyor ve onları “siyasetsiz” diye tanımlıyorum.

Siyasi söylemler, siyasi kavgalar, siyasi doğrular veya yanlışlar Selim Türkhan için belirleyici değil. O bu konuları fazlaca dinlemiyor ve taraf olmuyor.

Türkiye seçmeninin yaklaşık %30’u Selim Türkhan’dan oluşuyor.

Seçimleri belirleyen en önemli unsur ne Milli Görüşçüler, ne Laikler, ne Fetullahçılar, ne de Kürtler. Seçim sonuçlarını, Selim Türkhan belirliyor.

Selim Türkhan’a seslenmek kolay değil. Çünkü o mitinglere gitmiyor, anketlere rağbet etmiyor, siyasi söylemleri takip etmiyor ve seçim süreçlerinde pek ortalıkta görünmüyor.

Böyle “görünmez” bir insanın farkına varmak, onu analiz etmek ve ona seslenmeyi hedeflemek ciddi bir karar.

Selim Türkhan seçimde tek varlık olamaz ama sonucu “belirleyici” tek varlık olabilir. Selim Türkhanlar hiç oy vermese de bir parti yine de muazzam bir oy alabilir ama bu oyları ona seçim kazandırmaya yetmez. Bu nedenle Selim Türkhan seçim anahtarını elinden tutan kişi.

MESELE REKLAM DEĞİL, ALGI YÖNETİMİ

Siyasal iletişim, bir kağıdın üzerine boyayla slogan yazmak, resim koymak değil. Çok kapsamlı, çok boyutlu, elle tutulmayan, ölçülmeyen ama tıpkı sıcaklık gibi, hissedilen bir iş.

AKP “reklam” mı yapıyor yoksa “algı yönetimi” mi? AKP postmodern bir parti olduğu için bu gerçeği daha ilk gününden kavradı. Oysa diğer partiler her seçim zamanı “reklam” yapmaya başlıyor.

AKP haricinde hemen tüm partiler kendine zaten oy verecek insanlara sesleniyor.

Örneğin CHP, referandumda “hayır” sözcüğünün “hayırlılık” kavramıyla benzerliği üzerinden bir şaka keşfetti. Ve 3 ay boyunca kitle iletişiminde neredeyse sadece bu şakayı kullandı. Dar alanlarda dağıtılan birkaç broşürü saymazsak başka hiçbir şey söylemedi.

Aynı anda AKP, IKEA tadında bilgilendirici gazete ilanları vererek ortada kalmış kişileri teker teker topluyordu.

Referandum üç siyasi partinin çekişmesi gibi okunursa; AKP tek başına, CHP ve MHP toplamından %40 fazla oy almış oldu. Bu vahim durumun soğukkanlı bir analizi bildiğim kadarıyla yapılmadı.

Siyasi iletişimde mesele reklam değil. Hiç olmadı. En iyi reklam bile bir partiye anlamlı bir oy kazandırmaz. Tek başına reklam bir hiç. Algı yönetimi ise her şey.

Sloganlar bulunur, afişler yapılır... Bunlar buzdağının su üstündeki kısmıdır. Esas konu, ‘iletişim’ ve ‘yönetim’ in yanyana olması; projeler yaratmak, yaratılmış projelerin algı hiyerarşisini düzenlemek; bir reklam ajansı değil; birlikte dolaşıp güç katan bir hayalet olmak, bir “algı bulutu” yaratmak.

Diğer partiler de en az AKP kadar öngörülü olmak zorunda. Aksi halde yapılan iletişim, mecra sahiplerini ve matbaaları zengin etmekten başka hiçbir işe yaramaz.”

HEM ÖYLE, HEM BÖYLE

Bugünkü yazıya, bir dipnot kıvamında son bir başlık eklemekte fayda var:

Arnavutköy’ün tepesine üçüncü boğaz köprüsü yapılması tartışmaları devam eder ve Arnavutköy “sakinleri” bu konuda eylemler yaparken, anarşistler şöyle bir söylem geliştirmişti: “Arnavutköy ağlama. Araban varsa, köprün de olacak!”

Bu ironik söylem, politik doğruculuk adına ibret verici bir temele oturuyor.

“Parlamenter sistem de, seçimler de bir palavradır. Burjuva demokrasisine lanet olsun” cümlesini bir yerlerde sıcak tutmak pekala mümkün.

Ama hem paşa paşa seçime katılıp, hem de “anarşist dergi” duruşu sergilemek bana çelişki gibi geliyor. Tıpkı otomobil sahiplerinin köprüye isyan etmesi gibi.

Yani ya seçime hiç katılmamak ya da katılınıyorsa seçimin kurallarına göre oynamak gerek.

Yazı dizisi boyunca “parlamenter sistem” ve “seçimde başarı” gibi bir “evrensel küme”nin içinde olacağım. Elbette ki başarının ölçütü sadece “seçilmek” değil ve elbette ki, “başarı” (hep vurguladığım gibi) marazı bol bir sözcük.

“Seçim” kavramına itiraz eden ve oy kullanmayı düşünmeyen okurların bu seçim teraneleriyle gözlerini yormalarına hiç gerek yok.

kaynak : Ateş İlyas Başsoy

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.