Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın tutuklanmasının ardından bilgisayarındaki bilgiler medyaya servis edildi. Balbay, “gizli belge” olarak sunulan bu bilgi ve belgelerle kitaplar yazmıştı. Balbay’ın kitapları hakkında yayımlandıkları dönemde soruşturma açılmadığına dikkat çeken Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Ahmet Abakay, suçlamaları ‘anlamsız’ diye niteledi.
Mustafa Balbay’ın ifadeleri basına farklı şekillerde yansıtılırken bilgilerin çarpıtılması da dikkat çekti. Çarpıtmalar Balbay’a “ajanlık” suçlamasına kadar götürüldü. Oysa Balbay her gazetecinin yapması gerektiği gibi sadece gazetecilik yapmıştı. Mustafa Balbay, kendisine sorgu sırasında da sorulan belgeleri, bilgileri 1998 ile 2004 yılları arasında haber kaynakları ile görüşmeleri sonucunda elde etmişti. Balbay bu görüşmelerinden elde ettiği bilgi ve belgelerle, sorgu sırasında kendisinin de ifade ettiği gibi köşe yazısı, kitaplar yazdı, haberler yaptı. Balbay yazılarında, kitaplarında kullandığı bilgileri sonrasında bilgisayarından sildi.
Karalamaya karşı gerçekler
Balbay, ifade sırasında kendisine sorulan “Irak’a ilişkin bilgi ve belgeleri” 2004 yılında “Irak Bataklığında Türk-Amerikan İlişkileri” başlığıyla kitaplaştırdı. Yoğunlukla somut bilgi ve belgelere dayanan kitapta, ABD’nin küresel hedefleri, Türkiye’nin buradaki yeri, Türkiye’ye yüklenmeye çalışılan rol somut kanıtlarıyla anlatılıyor. Türkiye’nin kendi planlamaları ve görüşmeler sırasında ABD heyetince Türkiye’ye iletilen “Irak brifinglerinin belgeleri” tıpkıbasım olarak kitapta yer alıyor.
Balbay, hakkında “iddia” olarak gündeme getirilen bilgilerin bir kısmını da Mart 2006’da “İran Raporu” adıyla kitaplaştırdı. Balbay, hakkında yeniden “iddia” olarak gündeme getirilen bilgilerin bir bölümünü de 2006 yılının sonbaharında “Suriye Raporu” adıyla kitaplaştırdı. Kitapta, birçok açık kaynakta bulunabilecek bilgilerin yanı sıra, bu ülkenin Türkiye ile ilişkileri, Türkiye’yi hedef alan gizli faaliyetleri, bilgilendirici bir kurguyla okura sunuluyor.
Balbay, ifadesinin alınması sırasında kendisine yöneltilen sorular üzerine bilgisayarından çıkan irticai hareketlere ilişkin raporlar hakkında da bilgi verdi. Balbay, konuya ilişkin bilgi ve belgeleri 2007 yılının başında “Devlet ve İslam” başlığıyla kitaplaştırmıştı.
‘Gazetecilik görevini yaptı’
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Başkanı Ahmet Abakay, suçlanan Balbay’ın gazetecilik görevini yaptığına işaret ederek, şunları söyledi: “Gazetecinin çeşitli yerlerde kamuoyundan gizlenen özel bilgileri vermesi asli görevidir. Bunları açıklamaması toplumsal suçtur, kamuoyundan gerçekleri gizlemektir. Balbay, her gazeteci gibi gazetecilik görevini yerine getirmiştir. Bu iddiaları önyargı ve kötü niyetin bir ifadesi olarak değerlerdiriyorum. Zaten bunlar gizli kalmamış, kamuoyuna mal olmuştur. Kitaplarında da vurgulanmıştır. O zaman kitap hakkında soruşturma açılmamış.”
Kararın gerekçesini çarpıttılar
Balbay’ın Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanma gerekçesi bazı basın yayın organlarınca çarpıtıldı. Mahkeme kararına göre Balbay, Türk Ceza Yasası’nın 312. maddesinde düzenlenen hükümeti kaldırmaya teşebbüs ile suçlanırken çok sayıda gazete “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklandığını yazdı.
Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Balbay, önceki gün 14. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi tarafından tutuklandı. Dünkü gazeteler Balbay’ın anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçunu düzenleyen TCY’nin 309. maddesinden tutuklandığını duyurdular. Oysa Balbay TCY’nin 309. maddesinden değil, 312. maddesinde düzenlenen hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlamasından tutuklandı. Türk Ceza Yasası’nın “Hükümete karşı suç” başlıklı 312. maddesi şöyle:
“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”
Mustafa Balbay’ın tutuklama gerekçesi olduğu iddia edilen 309. madde ise “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar” hükmünü içeriyor.
'Tutuklama en son uygulanır'
Mustafa Balbay’ın tutuklanmasını değerlendiren hukukçular, kararın rahatsızlık oluşturduğuna dikkat çektiler.
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ersan Şen, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 100. maddesindeki tutuklama kararının “kaçma veya delil karartma ihtimalini önlemek” olduğunu vurguladı. Bir kişinin suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe sebebi olsa dahi, tutuklama tedbirinin uygulanması için yeterli şart olmayacağını, ek şartların gerçekleşmesi gerektiğini vurgulayarak, Balbay’ın suç şüphesi ile aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakıldığına işaret etti. Bu durumda insanların “bu kadar zaman kaçmayan, delil kararttıysa karartmıştır” diye düşüneceğine değinen Şen, soruşturmanın gizli olması nedeniyle avukatların dahi bilgi alamadıklarını belirtti.
“Tutuklamayı, bir yargılama tedbiri olarak uygulamak ‘ölçülülük’ prensibine uygun mu?” diye soran Şen, “Tutuklamayla kişinin hak ve hürriyetini tamamen kaldırıyorsunuz. Rahatsızlık oluşuyor” değerlendirmesinde bulundu. Balbay’ın tutuklanması kararına itiraz edilmesinin gerektiğine işarat ederek, “Bu tutuklama rahatsızlık oluşturdu. Soruşturma gizli olarak devam ediyor. Ortada, göz önünde olan bir insan tutuklanıyor. Bugüne dek delil karartmışsa zaten karartmıştır. Bunlar endişeler oluşturuyor” diye konuştu.
Hukuka saygının, bağlılığın bırakılmaması gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Uygulayıcılar da toplumu rahatlatsınlar. Tutuklama en son başvurulması gereken en ağır tedbir. Ben de Balbay’ın tutuklandığını duyduğumda neden şimdi bu kadar zaman geçtikten sonra tutuklandı diye düşünmeden edemedim. Hukuktan kaynaklanan araçların başka maksatlarla kullanılmadığına inanıyoruz ama biraz sabretmek gerekiyor... Türkiye’de mahkûmdan çok tutuklu var. Bu tedbir o kadar kolay uygulanıyor ki...”
Kuvvetli suç süphesi olan bir kişinin cebinde pasaportla yakalandığında tutuklanacağını ya da silah kaçakçılığı yaptığı ileri sürülen bir kişinin mermilerle ele geçirildiğinde bu tedbirin uygulanabileceğini söyleyen Şen, “Tutuklama bu kadar kolay mı? Kişiyi böylece mahkûm gibi bir hayata bağlı tutuyorsunuz. Bir tutuklama tedbirinde şartların gerçekleştiğini maddi vakalarla da yargı mekanizması ortaya koymalı. İtiraz yolu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolu açık. Suçsuzluk karinesi yargılamanın sonuna kadar devam eder” dedi.
cumhuriyet