You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Rıza Aydın : Muhasiplik Üzerine Görüşlerim

Rıza Aydın : Muhasiplik Üzerine Görüşlerim

Administrator
Rıza Aydın : Muhasiplik Üzerine Görüşlerim
Değerli dostlar

Sayın Dursun Gümüşoğlu'nun Hilmi Dede Baba ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermesi güzel. Buna sevinmeliyiz.

Benim bildiğim kadarıyla ya da bizim Emlek yöresinde Yola girmeyen ama Aleviliği sevene canlara Muhip denirdi. Evlenmiş olan muhipler bir yol kardeşi çift bulup yola girmek istediklerinde kendilerine bu yolculukta öncülük edecek bir rehber bulurlar. Rehber bunları ikrar cemine hazırlar ve ikrar cemi toplanınca rehber yola girecek bu dört canı yanına alarak -hatta onların yakalarından tutarak- meydana gelir, dedenin karşısına dizilirler. Yola girecek dört kişidir ama meydanda beş kişi bulunur, "beşi bir yerde" deyiminin buradan çıktığını sanıyorum. "Tarikatte tek başına yol almak isteyen bir tâlip pek hoş karşılanmaz" denmesi bunlardan dolaydır diye düşünüyorum. Yola dört can girer ama meydana gelen beş kişidir. Pirim Pirsultan bunu anlatan deyişlerinde "Dört kardeşiz bir gömlekte yatarız / Gömlek birdir bir vucuda çatarız / Kendimizi ateşlere atarız / Ateş nedir duman nedir köz (kül) nedir" ya da başka bir deyişinde " Dört can bir kalıp olunca / Menzil bi- nihayettir" derken sanırım bunu anlatıyordu. Yola girecek canların yola alınıp alınmamasını dede cemaate sorar, cem olan canlar buna olur verirse canlar yola alınırlar. "Halka makbul olmadan Hakka makbul olunmaz" Ruhi Sunun söylediği bir deyişte "Hakka makbul olmak ister halka makbul olmadan" der. Kızılbaş yola girince eski hayatını geride bırakıp yeni bir hayata başlamıştır. Yol dilinde buna ölmeden önce ölmek denir. Ölmeden önce ölüp yeni yola giren talibin geçmişi önemli değildir. Bu yüzden gerek Harabi gerekse Hilmi Dede baba gibi şahsiyetler için geçmişte şuydu buydu dendiğini çok duyuyorum ama buna üzülüyorum. Kızılbaş doğulmaz Kızılbaş olunur Kızılbaş olduktan sonrada o yoldan dönülmez o hayat öyle bir çizgide onurluca noktalanıp kafes ya da kalıbı eskitince "can kafesten uçup gider". Bu yolda konu böyledir. Böyle algılanır.

Fadik can'ın adı altında yapılan bu muhabbet için bir iki noktayı daha dillendirmek istiyorum.

Alevi- Kızılbaş süreğinde her şey canlıdır. Kişi yükselirde alçalırda. Hacı Bektaş Çelebilerden biri bir deyişinde "Kişi ayarından düşer mi düşer" diyor. Yani yola giren bozulup ayarından düşer yoldan çıkarsa bunu düşkün ederler. Düşkünlük idam değildir. Amaç o canı yeniden kazanmak içi zorlamaktır. Hace Bektaş’ın Velayet namesini okurken bu gözle okuyun birçok ulu kişinin bir zamanlar yanlış bir yolda olduğunu sonra değiştiğinin öyküsü vardır. Hacı Bektaşi taşlayan çoban Ağkeşişin bir yıl domuzcuklarını güder köyüne gelince sonrada bu ünlü bir derviş olur. Bu yüzden Kızılbaşlıkta kutlu doğumlar yok. Yol var yola girmek var. Yorulup yollarda koymaz inşallah diye deyişler düvazlar söylenmesi bunlardandır sanırım.

Yola giren canların kadın yâda erkek olduğu fark etmez kadınlarda erkeklerle bir can olur birlikte yola girerler. Yola girmede musahip olmada zenginlik yâda yoksulluk asla söz konusu değildir bunun yoksul zengin dayanışmasıyla bir ilişkisi aslamı asla yoktur. Bunun böyle algılanmasında böyle anlatılmasında gerçeğe uygun değildir. Vakti zamanında Medine'de Medineli yerliler ile göçmenlerin eşleştirilip bir birleriyle dayanışmalarının sağlanmaya çalışılması bu açılardan buna benzemez. Buda güzel bir şeydir ama bundan farklıdır. Benzer diyen adama sorarlar, Ali Muhammed'in hangi eşiyle musahip oldu diye. "Şeytan ayrıntıda gizlidir" bunları bir birlerine karıştırmamak gerekir. Her şey kendi içinde, kendi bütünlüğünde güzeldir. Bazı güzellikleri karıştırmanın, birbirine bulamanın gereği yok.



Alevi sözcüğünün kökeni ile ilgili şimdilik bir söz demiyorum. Bu İreni Melinkofta, A. Gölpınarlıda gibi konunun uzmanı birçok kişide var. Bu Alici, Ali evi taraftarı sözlerinden türemez diyorlar. Şiia tamı tamına Ali taraftarı demektir. Şia’nın Türkçeye çevrilmesi uyarlanması hiç bir anlamda Aleviliğe benzemez. Bence bu şimdilik çok önemli değil.

Aşkı muhabbetlerimle

Rıza Aydın

renk blog
Posting Freak
Rıza Aydın : Muhasiplik Üzerine Görüşlerim
T U N Ç yazdı:Değerli dostlar

Sayın Dursun Gümüşoğlu'nun Hilmi Dede Baba ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermesi güzel. Buna sevinmeliyiz.

Benim bildiğim kadarıyla ya da bizim Emlek yöresinde Yola girmeyen ama Aleviliği sevene canlara Muhip denirdi. Evlenmiş olan muhipler bir yol kardeşi çift bulup yola girmek istediklerinde kendilerine bu yolculukta öncülük edecek bir rehber bulurlar. Rehber bunları ikrar cemine hazırlar ve ikrar cemi toplanınca rehber yola girecek bu dört canı yanına alarak -hatta onların yakalarından tutarak- meydana gelir, dedenin karşısına dizilirler. Yola girecek dört kişidir ama meydanda beş kişi bulunur, "beşi bir yerde" deyiminin buradan çıktığını sanıyorum. "Tarikatte tek başına yol almak isteyen bir tâlip pek hoş karşılanmaz" denmesi bunlardan dolaydır diye düşünüyorum. Yola dört can girer ama meydana gelen beş kişidir. Pirim Pirsultan bunu anlatan deyişlerinde "Dört kardeşiz bir gömlekte yatarız / Gömlek birdir bir vucuda çatarız / Kendimizi ateşlere atarız / Ateş nedir duman nedir köz (kül) nedir" ya da başka bir deyişinde " Dört can bir kalıp olunca / Menzil bi- nihayettir" derken sanırım bunu anlatıyordu. Yola girecek canların yola alınıp alınmamasını dede cemaate sorar, cem olan canlar buna olur verirse canlar yola alınırlar. "Halka makbul olmadan Hakka makbul olunmaz" Ruhi Sunun söylediği bir deyişte "Hakka makbul olmak ister halka makbul olmadan" der. Kızılbaş yola girince eski hayatını geride bırakıp yeni bir hayata başlamıştır. Yol dilinde buna ölmeden önce ölmek denir. Ölmeden önce ölüp yeni yola giren talibin geçmişi önemli değildir. Bu yüzden gerek Harabi gerekse Hilmi Dede baba gibi şahsiyetler için geçmişte şuydu buydu dendiğini çok duyuyorum ama buna üzülüyorum. Kızılbaş doğulmaz Kızılbaş olunur Kızılbaş olduktan sonrada o yoldan dönülmez o hayat öyle bir çizgide onurluca noktalanıp kafes ya da kalıbı eskitince "can kafesten uçup gider". Bu yolda konu böyledir. Böyle algılanır.


Alevi- Kızılbaş süreğinde her şey canlıdır. Kişi yükselirde alçalırda. Hacı Bektaş Çelebilerden biri bir deyişinde "Kişi ayarından düşer mi düşer" diyor. Yani yola giren bozulup ayarından düşer yoldan çıkarsa bunu düşkün ederler. Düşkünlük idam değildir. Amaç o canı yeniden kazanmak içi zorlamaktır.

Yola giren canların kadın yâda erkek olduğu fark etmez kadınlarda erkeklerle bir can olur birlikte yola girerler. Yola girmede musahip olmada zenginlik yâda yoksulluk asla söz konusu değildir bunun yoksul zengin dayanışmasıyla bir ilişkisi aslamı asla yoktur. Bunun böyle algılanmasında böyle anlatılmasında gerçeğe uygun değildir. Vakti zamanında Medine'de Medineli yerliler ile göçmenlerin eşleştirilip bir birleriyle dayanışmalarının sağlanmaya çalışılması bu açılardan buna benzemez. Buda güzel bir şeydir ama bundan farklıdır. Benzer diyen adama sorarlar, Ali Muhammed'in hangi eşiyle musahip oldu diye. "Şeytan ayrıntıda gizlidir" bunları bir birlerine karıştırmamak gerekir. Her şey kendi içinde, kendi bütünlüğünde güzeldir. Bazı güzellikleri karıştırmanın, birbirine bulamanın gereği yok.





Aşkı muhabbetlerimle

Rıza Aydın

renk blog

Hz.Ali ile Hz.Muhammed'in musahip olduklarını söyleyenler için yazan kişi güzel bir konuya değinmiş "Ali Muhammed'in hangi eşiyle musahip oldu"

Emevi tarihine göre anlatılanlarda,insanların kendi pis nefislerini uygulayabilmeleri için Hz.Peygamberin haşa birçok kadınla evlendiğini hatta 9 yaşındaki Ayşe'yle bile yine haşa evlendiğini yazarlar.

Bir takım Aleviler de bu tarihe inanırlar ama bu soru akıllarına gelmez.

Hz.Peygamber sadece bir evlilik yapmıştır O da amcası Yusuf Peygamberin kızı Adila Ana'dır. Tarihte Hz.Peygamberin annesi Amina Ana olarak geçer ,Adila ve Amina ismi tarihte yine çarpıtılmıştır. Hz.Muhammed Mustafa'nın annesinin isimi Fatıma'dır.

Abdullah'tır bey babası
Fatıma'dır hey anası
Allah'ın bir vesikası
Muhammed doğdu bu gece

gülbeng duasında belirtilmiştir.

Hz.Ali ve Hz.Muhammed Mustafa'nın dedeleri Müsahip kardeşi olmuştur,gerçekte hala-dayı çocukları olmasına rağmen tarihte bu yüzden amca çocukları diye geçmektedir.

http://www.zohreanaforum.com/inanc-ve-ib...ildir.html

Ayrıca Müsahip olsalardı Hz.Peygamber kızını müsahibine nasıl verebilirdi. Müsahibin çocuklarının bile birbirleriyle evlenebilmesi için 5 veya 7 kuşak geçmesi gerekiyor.(Bu bilgilerin tamamı Pir Zöhre Ana tarafından bizlere bildirilen bilgilerdir...yazdıklarımda hata varsa affola)
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
[Resim: imza3cp.gif]


Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir

Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Son Düzenleme: 19/09/2012, 00:38, Düzenleyen: FadimeBK.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.