You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Posting Freak
>>ReSSaMLaR<<
[Resim: kendiportresi1629tuvaluzyaglib.jpg]


Hollandali ressam ve gravurcu.

1620-1623 yillari arasinda Leiden'de Jacob Van Swanenburgh'un atolyesinde ilk resim calismalarina basladi. 1623-1624'de Amsterdam'da Pieter Lastman'in yaninda isik etkilerini on plana cikaran sanatin inceliklerini ogrendi. Pijnas'in yaninda ressam ve gravurcu olarak calisti.

1625'te Leiden'e donerek bir atolye acti ve guclu isik etkileriyle vurgulanmis dramatik yogunlugu olan eserler yapti.

1630'da Amsterdam'a yerlesti. Gravur calismalari yapti. ilk gravurlerinde portreler, kompozisyonlar ve incil'den alinmis konulari isledi. isik golge denemelerini (chiaroscuro) gene bu gravurlerle yapti. 1632'de Cerrahlar Loncasindan grup halinde portre siparisleri aldi. Bunlardan biri, ilk onemli yapiti olan Doktor Tulp'un Anatomi Dersi (1632, Mauritshuis, Lahey) ile une kavustu.

Bir dukun, kralin veya ruhani bir liderin hizmetine girmeden gecimini dogrudan halktan sagladi. Kim olursa portresini yapti. Bunu yaparken sanatini harcamadi, aksine buyuk bir heyecanla cesitli tipleri renk ve cizgilerle tuvale aktardi. Koltukta Genc Bir Kadin bu doneminin en guzel orneklerindendir. Samson'un Gozlerinin Kor Edilmesi adli eserinde ise barok tarzin etkileri gorulur. 1633'de Dusunen Filozof ve Rembrandt'in sapkali ve Altin Zincirli Portresi, 1637'de Tabiya'dan ayrilan Melek Rafael, 1640'da Kutsal Aile gibi eserleri Louvre'da bulunan yirmiye yakin tablosu arasinda sayilabilir. ciplak vucut calismalarindan biri olan Suzanna Banyoda (1637) adli eseri en renkli ve canli vucut resimlerindendir.

1642'de Amsterdam Keskin Nisancilar Loncasindan resim siparisi aldi ve Gece Devriyesi (Gece Nobeti) kompozisyonunu yapti. Bu eseriyle coskulu bir kusursuzluga ulasti. Eser tum Hollanda resim okulunun en buyuk eseri sayilir.

1642'de esi Saskia'nin olumunden sonra daha dengeli eserler verdi. Emvas Hacilari (1648, Louvre) ve dramatik figurler tasiyan gravurler yapti. Hastalari iyilestiren isa (1642-1649), uc Hac (1653), ikinci Anatomi Dersi (1656) bunlarin arasinda sayilabilir.

1645-1663 yillari arasinda beraber oldugu ikinci esi Hendrickje'den aldigi ilhamla bircok sanat eseri meydana getirdi. Davut'un Karisi Batsaba, Hendrickje Stoffels Portresi (1652), Yikanan Kadin (1654) en olgun, en ebedi eserlerindendir.

1656'da yilinda yaptigi Yakup, Yusuf'un ogullarini Takdis Ediyor isimli kompozisyonunda, yasli Yakup'un torunlarini takdis edisini anlatmaktadir.

1662 yilinda aldigi siparis uzerine Amsterdam Manifaturacilar Sendikasi'nin (Kumascilar Loncasi) idare Meclisi uyelerinin toplu portrelerini yapti. Sendika uyeleri isimli grup resmi boyle dogdu.

1664'den sonra esinin, oglunun olumu ve yasadigi mali sikintilar nedeniyle iyice coktu. Kalin boya tabakalariyla yaptigi Kendi Portresi (1668) bu son yillarinin urunudur. isik golge zitligini basarili bir sekilde uygulamis, boyayi duz, parlak ve essiz bir teknikle kullanmistir.

400'u askin eserinden Derisi Yuzulmus Sigir (1655), Aziz Matta (1661) halen Louvre Muzesinde bulunmaktadir. Diger koleksiyonlarindan Yahudi Nisanli, Aziz Petrus'un inkari Amsterdam'da, Altin Migferli Adam Berlin, Dahlem Muzesinde, Sanatci ile Saskia, Kirmizi cicekli Saskia Dresden'de, Efraim ile Manesse'yi Kutsayan Yakup Kassel Muzesinde, Rembrandt'in Annesi Lahey'deki Mauritshuis'de, ibrahim'in Oglunu Kurban Edisi, carmihtan indirilis, isa ile Samiriyeli Kadin Ermitaj'da ve ilerlemis Yasta Sanatci Londra'daki National Gallery'de bulunmaktadir.

Rembrandt'in Breestraat' daki evi, 1911 yilinda muzeye donusturulmustur.



[Resim: children2ei.th.jpg] [Resim: rembrandtharmenszoonvanrijnada.th.jpg] [Resim: pp38838il.th.jpg]


[URL="http://www.imageshack.us/"][Resim: 41.gif]Bu resim dosyası tekrar boyutlandırılarak ekrandan taşması engellenmiştir. Buraya tıklayarak resmin orjinal boyutunu görebilirsiniz. Dosyanın orjinal boyutu 700x348 ve boyutu 34KB dır.
[Resim: womanlyingdown5ze.jpg][/URL]

[Resim: belshazzar7xp.th.jpg] [Resim: degirmen5da.th.jpg] [Resim: nicolaestulp1yb.th.jpg] [Resim: samson2mb.th.jpg] [Resim: staalmeesters7oe.th.jpg]

[Resim: thearchangelleavingthefamilyof.th.jpg] [Resim: hendrickjebathinginariver1654p.th.jpg] [Resim: nicolaesrutsunportresi1631maun.th.jpg]


[Resim: rembrandtb6cf.jpg] [Resim: rembrandt998nk.jpg]

[Resim: tefecidetay1627agacuzyagliboya.jpg] [Resim: parableoftherichman2jf.jpg]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
>>ReSSaMLaR<<
[Resim: brenoir2rn.jpg]

Fransa'da Limoges'de doğdu. Aile daha Renoir küçükken Paris'e taşındı. Ondört yaşında bir porselen ressamının çırağı oldu ve 1858'e kadar bu işle uğraştı. Bu yıllarında ışık ve parlak renk konusunda tecrübe kazandı. Onyedi yaşını yelpazeler, avize ve perdeler üzerine büyük ressamların resimlerini geçirdi.


1862'de Ingres'nin bir öğrencisi olan Marc-Gabriel-Charles Gleyer'in stüdyosuna girdi ve orada Monet, Sisley ve Bazzile'den oluşan ve İzlenimciler olarak sanat tarihinde kendilerine önemli bir yer yapacak olan bir küme ressamla kalıcı dostluk kurdu. Ancak daha o sıralar klasiğin "yüce biçem"leriyle alay eden bu sanatçılardan ayrı olarak, Renoir bu ustalara çok önem veriyor, resimlerini dikkatle inceliyordu.


Renoir yoksul bir hayat sürüyordu. Kendisi gibi parasız olan Monet ile birlikte Seine Irmağı (-izlenimciliğin çıkış yeri) kıyısında ressam sehpalarını kurdular. Bu iki ressamın resimleri öyle benzeşiyordu ki kırk yıl sonra bu dönemin resimlerine baktıklarında Monet hangisinin kendisine ait olduğunu çıkaramayacaktı. Aynı fırça darbelerini ve aynı arı renkleri kullanıyorlardı. Renoir Monet’in ışığı kullanma biçiminden etkilenmişti, ancak o Monet gibi doğa resimleri değil insen betimlemeleri çiziyordu.

Sanatçı’nın etkilendiği diğer bir kişi de Delacroix’du. Renoir özellikle onun renklerinden çok etkileniyordu.


Bu çalışmalar sürerken Renoir biriktirdiği bir miktar parayla Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim ve anatomi dersleri almaya başladı. Fakat hiçbir zaman akademik bakış açısını beğenmedi. Öte yandan da ona bir ressam olması için sunduğu temel bilgi ve disiplini almaktan geri kalmadı. Bu dönemde Raphael, Titian ve Rubens her zaman beğendiği ve dikkatle incelediği ressamlardı.


Yaşadığı yer tipik bir 18. yüzyıl felsefesinin oluşturduğu kültürel bir ortamı yansıtıyordu. Orta sınıfın yaşamın tadını çıkardığı bir dönem ahlaki yapısı Renoir’in tablolarında da göze çarpıyordu. Özellikle sanatçı gençlik yıllarında, bu ruh durumunun sevincini, mutluluğunu ve gevşekliğini yansıttı tablolarına.


Onun ilk başarısı “Ateşin Çevresinde Geyiğiyle Dans Eden Esmeralda” resmiyledir. 1864'’de bu resim Paris'te Fransa'nın resmi sergi sarayı olan Salon'da sergilendi. Ama Renoir bilinmeyen bir nedenle sergiden sonra bu resmi yoketti. Bu da 1866 sergisinde geri çevrilmesine sebep oldu. Ancak izleyen yıllarda resimleri düzenli olarak kabul edilmeye başlandı.

1870'de bir portre ressamı olarak başarılar elde etmeye başladıysa da bu uzunca bir süre ekonomik bir başarıya dönüşemedi. Tersine sanatçı sık sık resimlerini yemek ve erzağa karşılık değiş tokuş etmek zorunda kalıyordu.


1873'lere gelindiğinde Salon, renkleri kullanma yöntemi yüzünden sanatçının resimlerini yine reddetti. Ertesi yıl Renoir, Monet ve başka sanatçılar bu sergiye almaşık yeni bir sergi düzenlemeye giriştiler. Bir yıl sonra, ilkbaharda Salon'un dışında yeni bir sergi açıldı. İzlenimcilerin ilk sergileri olan bu sergi, onları çok tatmin etmese de karamsarlığa da itmedi. Ancak ertesi yıl sergide izleyiciler bir açıkarttırma sırasında o denli saldırganlaştılar ki sonunda araya polisin girmesi gerekti. Bu saldırganlaşma ne yazık ki resimleri önce kim kapar yüzünden olmamıştı. Tersine, bir eleştirmene göre bu resimlere bakabilmek için insanın "onbeş metre ötede durup gözlerini şaşı yapması" gerekiyordu.


İZLENİMCİLİKTEN AYRILIYOR


Renoir uzlaşmacı bir kişiliğe sahipti. 1878'de yeniden Salon'a başvurduktan sonra kendini İzlenimciler'den uzaklaştırmaya başladı. 1881'de bir tecimcinin resimlerini düzenli olarak satın almaya başlamasıyla parasal kaygılardan büyük ölçüde kurtuldu. Ertesi yıl açık olarak onu korkuttuğunu söylediği devrimci görünüşten uzaklaşmak istediğini söyledi. Bu yıllara geldiğinde Renoir artık kendini 'İzlenimciliğin ****ürebileceği denli uzağa gelmiş' görüyor ve artık bu akımın yalnızca 'görsel' olan yanının doyurucu bulmuyordu ve onun"bir çıkmaz-sokak" olduğunu düşünüyordu.


Bu uzaklaşma sadece uzlaşmacı kişilikle de açıklanamazdı. Onun İzlenimcilerden uzaklaşmasının en büyük sebebi İtalya yolculuğuydu. Bu yolculuk sırasında büyük İtalyan yağlı boya ustalarını keşfetti. Bu da İzlenimcilik konusundaki eleştirilerini güçlendirdi. Döndüğünde resimlerinde daha büyük bir birliğe ulaşmak için çaba göstermeye karar verdi.


O sıralar beğendiği ressamlar arasında Courbert, Watteau ve Fragonard vardı, ve onu izlenimcilerden ayıran en büyük tavır da “hala müzedeki büyük ustaların resimlerini incelemenin çok yararlı olacağı düşüncesi”ydi. Zira İzlenimciler geçmişi ve klasik olanı reddetme eğilimindeydiler. İzlenimciler klasik 18. yüzyıl ahlakını yansıtıyorlar iyiye doğru bir gidiş olduğunu savunuyorlardı. Ama Renoir kötülüğün de resme girebileceğini ve yaş******n darlık içinde gerçekleştiğine inanıyordu. Yani karamsar bir tutum içine girmişti. Zamanla "Klasiğin dışında hiçbirşey yoktur" vargısına ulaşan sanatçı ne denli usta olursa olsun bir sanatçının her zaman öğrenebileceği yeni pekçok şey olduğuna inanıyordu.


Bu değişikliği gösteren eser de Şemsiyler adlı tablosudur. Sanatçınını değişimi gösterir Şemsiyeler. Yolculuk esnasında başlamıştı esere ve bitirdiğinde eskiden çok farklı bir tarza ulaştığını farketti. İzlenimciliğe şu sözle karşı çıktı: Bu dönemde zamanının temalarından daha kalıcı temalara yöneldi ve çıplak resimlerine ağırlık verdi. 1880'lerde Renoir'in İzlenimciliğin hafif renklerinden git gide uzaklaştığı görülür. Aynı zamanda bu döneminde yoğun olarak belli belirsiz ortamlarda genç kızların tablolarını yapmaya girişti. Biçemi ustalaşıp yalınlaştıkça mitolojik temalara yöneldi ve yeğlediği kadın tipi daha olgunlaşıp büyüdü.


Renoir, zamanın büyük bestecilerinden sayılan Richard Wagner'e karşı Fransız ustalarını yeğliyordu.


1887'de Yıkananlar olarak bilinen bir dizi çıplak resim çalışmasını tamamladı.


Sanatçı romatizmaya yakalandıktan kısa bir süre sonra 1897'de aile Nice yakınlarındaki Cagnes'e taşındı. İlerlerleyen yıllarda Renoir'nın romatizması onu iyice zayıflattı ve 1903'den başla***** yaşamını güney Fransa'nın sıcağında sürdürmesi gerekti. 1912'de romatizması o denli ilerlemişti ki artık koltuksuz gezemiyordu. Buna karşın yaşamının son günlerine dek resim yapmayı sürdürmeye kararlıydı. Tarihe kattığı her bir parça güzelliğin kar olduğunu düşünüyordu. Son zamanlarda parmaklarının arasına bir fırça bağlıyor, o şekilde resimleri üzerinde çalışıyordu. Bu dönemde ayrıca heykeltışarlığa da el attı ve kendi gücü yetmediğinden yanında bulundurduğu yardımcılarını yönetiyor, onların ellerini kendi elleri gibi kullanıyordu.


1915'te karısı, I. Dünya Savaşı'nda yaralanan oğullarına bakmaktan yorgun düşerek öldü. Kendisi bundan dört yıl sonra öldü. Ölmeden bir gün önce "Henüz ilerliyorum," diyordu ve aynı gün Louvre'a son bir kez beğendiği resimleri görmek için gitti. Ertesi gün bir çiçek çalışmasını tamamladı ve "Bugün yeni birşeyler öğrendiğimi düşünüyorum," dedi.




[Resim: inthesummer1868oiloncanvasnati.jpg]


[Resim: lagrenouillre1869oiloncanvasna.jpg] [Resim: madamecharpentierwithherchildr.jpg]


[Resim: madamemonetwithherson1874oilon.jpg] [Resim: lamoulindelagalette1876oilonca.jpg]

[Resim: thefirstouting18751876oiloncan.jpg] [Resim: countryfootpathinthesummer1874.jpg]


[Resim: batherlabaigneuseaugriffon1871.jpg]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
>>ReSSaMLaR<<
[Resim: goya012dt.jpg]
İspanyol Ressamları arasında triumvira (biz “Üç Büyükler” şeklinde ifade edebiliriz – diğer iki “büyük” El Greco ve Diego Velázquez kabul edilir) olarak nitelenen sanat dâhilerinden biridir Goya. Tam adı akılda kalmayacak kadar uzun: Francisco José de Goya y Lucientes.

Aragon bölgesinin küçük bir kasabasında 30 Mart 1746 günü dünyaya gelen Goya’nın babası resim ve oymacılıkla hayatını kazanırdı, annesi ise Aragonlu küçük soylu bir aileden geliyordu. Goya’nın çocukluğu hakkında çok fazla bilgimiz yok, ancak 14 yaşlarındayken resme olan merakı ve yatkınlığı sonucu yerel bir sanatçı olan José Luzan’ın yanına çırak olarak verildiğini ve bu ilk ustasının stüdyosunda dört sene geçirdiğini öğreniyoruz kaynaklardan.

1763 senesinde Madrid’e gitti ve çalışmalarıyla çok arzu ettiği San Fernando Akademisi’nin ödülünü kazanamasa da orada bir başka Aragon’lu ressam Francisco Bayeu’nın dikkatini çekmeyi başardı. Daha sonra kız kardeşini eş olarak aldığı Bayeu ile aralarındaki etkileşim Goya’nın erken sanatı üzerinde büyük tesire yol açtığı gibi, kendisine kimi sanat toplantılarına katılma ve yeni bir çevre edinme şansı sağladı.

Rococo ekolünün baskın olduğu bu sanatsal ortamdan sonra, 1771 senesinde görgüsünü arttırmak için gittiği İtalya’da yaklaşık bir yıl kadar bulundu, bu arada Parma Akademisi’nin düzenlediği yarışmayı kazanarak şöhretini arttırdı.

İspanya’ya dönüşünde artık ünlü ve bilinen bir ressamdı. Bazı manastırların fresko çalışmalarından sonra, artık kendisinden bir asır evvel yaşamış Velazquez’den bu yana en muhteşem eserleri yaratacak sanatsal olgunluğuna ulaşmıştı Goya.

1786’da, kırk yaşında iken Kral III. Charles’ın emrine girdi ve bir süre sonra imparatorluğun baş ressamı ünvanını taşımaya başladı.

Güney İspanya’ya gezmeye gittiği 1792 senesi Goya’nın hayatında bir milat oluşturur. Bu yolculuk sırasında ardı ardına geçirdiği ciddi hastalıklar işitme duyusunu tümüyle kaybetmesine yol açtı ve içine düştüğü derin karamsarlık hissi eserlerinde işlediği konulara da yansıdı.

Yaşadığı bunalımların şiddetiyle ruhu kavrulurken, güzel bir dul olan Alba Düşesi ile yaşadığı aşkın ortaya çıkmasının yarattığı skandal ve ardından Napoleon komutasındaki Fransız askerlerinin İspanya’yı işgal etmesi sonucu yeni ruhsal travmalar geçirdi, Bir vatansever olarak (“3 Mayıs 1808” isimli tablosuna ve pek çok çizimine konu ettiği gibi) Fransız askerlerinin İspanyol vatandaşlarına yaşattığı zulüm ve acıları bizzat gözlemleyerek daha da karanlık bir karaktere büründü ve bunu özellikle küçük çizim serileriyle kâğıda döktü.

KARA TABLOLAR

1815 yılında Goya kendisini toplum hayatından hemen hemen soyutlamış gibiydi, artık yalnızca arkadaşları ve kendisi için resim yapıyordu.

Dört sene sonra, takvimler 1819’u gösterdiğinde 72 yaşındaki Goya tekrar çok ağır bir hastalığın pençesine düştü. Çeyrek asırdır kulakları işitmiyordu, Napoleon savaşlarının zor ve ıstırap dolu dönemini görmüş, ardından İspanya’da yaşanan kargaşa ve iç mücadelelerin tam ortasında yaşamıştı.

Toplumdan ve tüm insanlardan kaçmak, herkesten ve her şeyden olabildiğince uzak yaşamak için yaşamında radikal bir değişikliğe gitti: Uzun zamandır birlikte olduğu Leocadia Weiss ile beraber Madrid’in dışındaki kırsal bir bölgede, sade, dikdörtgen biçimli iki katlı basit bir eve yerleşti. Ev başka insanlar tarafından çoktan beridir "Quinta del sordo", yani “Sağır Adamın Köy Evi” olarak adlandırılıyordu, çünkü evin Goya’dan önceki sahibi de sağırdı. Burada yaşamanı sürdürmeye başlaması Goya üzerinde asla iyileştirici bir tesir yapmadı.

Goya "Quinta del sordo" ’nun alçı duvarlarını o güne (ve belki de bugüne) dek yaratılan en rahatsız edici, en yoğun, en dehşetli resimlerle süslemeye başladı. “Kara Tablolar” olarak anılan bu eserler Goya’nın sanatında eriştiği doruk noktalarıdır. Siyah, gri ve kahverenginin ağırlıklı kullanıldığı bu karanlık eserlerin hiç birisine isim vermedi, zaten evinin duvarlarına yaptığı bu resimler herhangi bir ticari amaç güdemezdi. Kara Tablolar’ın isimleri, daha sonra kimi sanat tarihçileri tarafından müştereken uygun görüldü/uyduruldu.

Ölümünden çok sonra, 19. yüzyılın sonlarında “Sağır Adamın Köy Evi”nin duvarları yetkililerce sökülerek Madrid’deki del Prado Müzesi’ne götürüldü ve bu resimler plasterlerle özel bir teknik uygulanarak tuallere (canvas) geçirildi.

1824 senesinde sağlık sorunlarını bahane ederek Kral VII. Charles’dan aldığı izinle Fransa’ya, Bordeaux’ya yerleşti, iki sene sonra kısa bir ziyaret için uğradığı Madrid’te İmparatorun baş ressamı ünvanını bıraktığı bildirdi. 16 Nisan 1828 tarihinde Bordeaux’da hayata veda eden Francisco de Goya’nın sanatsal çizgisini takip eden çıkmadı, ancak sonraki yüzyılda pek çok sanatçı, özellikle Picasso kendisinden ilham aldığını itiraf etti.

Geride beş yüze yakın yağlı boya tablo ve fresko, üç yüz kadar litograf ve yüzlerce çizim bırakmış olan Goya’nın bazı çalışmaları...



[Resim: 00014gy.jpg]

[Resim: 00071wt.jpg]

[/url]

[url=http://imageshack.us/][Resim: 00144zx.jpg]


[Resim: 00174ec.jpg]
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
>>ReSSaMLaR<<
Teşekkürler Kibriyasınüseyin..
çok güzel bir konu..
Salvador Dali,tam bir kaçık,terelelli Big Grin..

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.