Hz Muhammed'in eşi Aişe’den rivayet olunduğuna göre o müslümanlıkta oruç (Şavm) ile ilgili ilk kaydeler hakkında şöyle demiştir: Cahiliyet devrinde Kureyş Aşüra günü oruç tutardı. Hz Muhammed de Aşüra orucu tutardı. Medine'ye hicret buyurunca da bu orucu tuttu. (Ashaba da) tutmalarını emretti. Ramazan farz kılınınca Aşüra günü orucunu bıraktı. İstiyen bu orucu tuttu; diliyen de bıraktı. Kaynak: Sahih-i Buhari (M.810-869), hadis No: 944, D.İ.B.Y.
Abdullah b. Abbas'dan rivayet olunduğuna göre, o müslümanlıkta oruç ile ilgili ilk kaydeler hakkında şöyle demiştir: Hz. Muhammed Medine'ye hicret buyurduğunda, Yahudilerin Aşüra günü oruç tuttuklarını gördü de: Bu ne orucudur?, diye sordu. Cevaben: Bu gün mubarek bir gündür; bu gün Allah, Beni İsrail'e düşmanları (Firavun'un şerri) nden necat verdiği bir gündür. Hz. Musa, bu lütuf Yaratıcı’ye şükren oruç tutmuştur. Bizde tutarız, dediler. Hz.Muhammed: Biz Musa'ya sizden daha ziyade bağlıyız, buyurdu da o gün oruç tuttu ve ashaba da tutmalarını emreyledi. Kaynak: Sahih-i Buhari (M.810-869), hadis No: 945, D.İ.B.Y.
Hz Muhammed'in eşi Aişe’den rivayet olunduğuna göre o müslümanlıkta oruç ile ilgili ilk kaydeler hakkında şöyle demiştir: Aşüra, cahiliye devrinde Kureyş’in Aşüra tuttuğu bir gündür ve Hz Muhammed, o gün orucu tutardı. Medine'ye gelince de o günü oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti. Sonra ramazan farz olunca artık farz ramazan idi ve Aşüra bırakıldı. Diliyen o günü oruç tuttu ve diliyen tutmadı. Kaynak: Sünen-i Tirmizi (M. 824-892), hadis No: 750, Y.E.Y.
Muaviye b. Ebü Süfyan Medine'de minber’i Saadet üzerinde irad ettiği bir hutbesinde: Ey Medineliler! Hani alimleriniz? Biliniz ki! Ben, Hz Muhammed'in şöyle buyurduğunu işittim: Bugün, yevmi Aşüra'dır. Aşüra günü oruç tutmak size farz kılınmıştır. Halbuki ben oruçluyum. Diliyen bu orucu tutsun, diliyen de iftar etsin! Buyurdu, demiştir. Kaynak: Sahih-i Buhari (M.810-869), c.6, sa.308, D.İ.B.Y.
Taberi müslümanlıkta oruç ile ilgili ilk kaydeler hakkında şöyle der: Hz. Muhammed Medine'ye hicret buyurduğunda gördü ki, Yahudilerin muharrem ayının 13'cü günü ki Aşüra günüdür oruç tutrlardı. Hz.Muhammed dedi: Bu tuttuğunuz oruç nedir? ve ne fazileti vardır? Yahudiler dediler ki: Bu Allah Firavun'u kahr edip, denize garkettiği ve Hz. Musa'ya lütfedip necat verdiği bir gündür. O gün Hz. Musa oruç tutmuştu. Biz de onun için tutarız, dediler. Hz. Muhammed kendi ashabını çağırıp buyurdu ki: Aşüra günü oruç tutun. Sonra Hz. Muhammed gördü ki Yahudiler yılda 2 gün oruç tutarlar. Hz Muhammed'e arzu etti ki oruç ibadeti olsun. Allah hemen oruç tutmayı emreyledi. Ve şu ayeti gönderdi: „Ey inman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz“ Bakara süresi, ayet 183. Kaynak: Taberi (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.2, sa.387-388, E.O.Y.
İbnü'l-Esir müslümanlıkta oruç ile ilgili ilk kaydeler hakkında şöyle der: Hz. Muhammed Medine'ye vardıktan sonra, Yahudilerin Aşüra günü oruç tuttuklarını görünce, o da o gün oruç tutulmasını emretti. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.2, sa.114, B.Y.
Oruç menasikinin menşei, Hz. Muhammed devrinden önce orucun Mekke'de bilinmeyen bir amel olması, kabli olarak, kabül edilemez. Hiç olmazsa an’aneye göre, yaşamlarında yahudi ve hıristiyan, o kadar izler görülen hunefa neden bu dini ameli yapmamış olsun? Hz. Muhammed muhtelif seyahatlerinde yahudi ve hıristiyanlarda bu menasiki görmüş olması vakıası, ihtiyari bir nefs kırma olarak, orucun Mekke'den, ilk müslümanlar arasında kabül edilmesinin lehinde sayılabilir.
Aynı mevzua dair birbirini nakzeden hadisler, bu hususta maksadlı olabilir. Çünkü Mekke devri süreleri arasında, yukarıda söylendiği gibi, Kur’an, Meryem süresi, ayet 26’da şavm’dan bahsedilmektedir; bir ses Meryem’e: „Ben acıyana şavm nezrettim; bundan dolayı bugün kimse ile konuşmam“ demesini emretmiştir; muhtemeldir ki, burada şavm sadece „oruç“ manasına gelmektedir. Zira süküt hıristiyan orucunun amellerindendir. Fakat her halde Hz. Muhammed bu amelin teferruatını ile o kadar ünsiyet hasıl etmemiş idi; çünkü ancak hicretten sonra Mekke'de yahudilerin yaptıkları gibi, Aşüra gününde oruç tutulmasını emretmiş idi.
Yükarıda mevcut ve mevsuk en eski kaynaklara göre, Hz. Muhammed bu orucun tutulmasında da yahudi adetini kabül etmiştir; yani o gün, diğer oruçlarda olduğu gibi, yanlız gündüz değil, güneşin batmasından ertesi akşam güneş batıncaya kadar oruç tutulurdu. Hicretin ikinci senesinde, Aşüra orucu yerine, ramazan oruç ayı olarak, bildirilmiş ve ondan sonra Aşüra orucu tutmak, artık eskisi gibi, dini bir mükellefiyet halinde kalmayarak, ferdin ihtiyarına bırakılmıştır.
Neden tam bu ayın seçildiği ve müslümanlardaki oruç müessesesinin nerden alındığı hususlarına gelince, bunlara dair türlü faraziyeler ileri sürülmüştür. İslamiyete göre, bu Allahın yahudilere ve hıristiyanlara emrettiği, fakat onlar tarafından bozulmuş olup Hz. Muhammed tarafından doğru şekli ile yeniden tesis edilen oruçtur. Şu noktaya da tebarüz ettirmek lazimdır ki, bir ayın tesbit edilmesi de tatmin edici bir tarzda izah edilmemiştir. Bundan daha fazla bir şey söylemek mümkün değildir.
Şu noktaya dikkati çekmek gerekir ki, Anadolu Alevilerdeki oruç ameli sünnilerdekinden farklıdır. Alevilerdeki oruç, Hızır nebi ile başlayan üç günlük oruç, muharremde tutulan Aşüra orucu, bir de Adak orucu vardır. Anadolu Alevi toplumu ramazan orucunu tutmadıkları gibi, ramazan (şeker) bayramına da ehemmiyet vermezler.
Pir Ali Baba
Ramazan Orucuânun Menşei
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Pir Zöhre Ana
Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
