[COLOR=#ffa600]Evimi bir parti sonrasi temizlemek için
Saatlerce ugrasiyorsam, bir çok arkadasim
Var demektir.
•Faturalarimi ödeyebiliyorsam, bir isim var
demektir.
•Pantolonum biraz sıkıyorsa, aç kalmiyorum demektir.
•Gölgem beni izliyorsa, günes isigini görüyorum
demektir.
•Otobüsten indigim yerden isyerime yolu uzun
Buluyorsam, yürüyebiliyorum demektir.
•Hükümet hakkinda elestiri yapabiliyor ve bu
Elestirileri baskalarindan da duyuyorsam,
konusma özgürlügümüz var demektir.
•Otobüs beklerken yanimdaki adam
Anahtarlari ile oynuyor ve ben bu sesten
rahatsiz oluyorsam, duyuyorum
demektir.
•Camlari silmem, çatiyi onarmam gerekiyorsa
Bir evim var demektir.
•Dogal gaz faturam yüklü geliyorsa,
isiniyorum demektir.
•Yiginla yikanacak ve ütülenecek çamasirlarim varsa, yiginla giyecegim
var demektir.
•Çalar saatim sabahin köründe çaliyorsa,
Yasiyorum demektir.
•Aksamlari kendimi yorgun hissediyor ve
bacaklarim agriyorsa , o gün üretici
olmusum demektir.
Polyananın Mutluluk Sırrı
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Toplumbilim, Ruh Bilimi (sosyoloji, psikoloji)
Yorumlar / Cevaplar
1
Okunma / Görüntüleme
4496
Polyananın Mutluluk Sırrı
Polyananın Mutluluk Sırrı
Sevgili Canlar,
Mevlananın çok sevdiğim bir sözü vardır.
"Ayakkabım yok diye üzülüyordum, karşıdan gelen ayaksız bir adam gördüm."
İşte yukardaki Polyanacılığın özünü oluşturan söz budur bana göre. Ulaşamadığımız veya elde edemediğimiz şeylere üzülmek yerine, elimizdeki mevcut var olan şeyleri görüp, onlarla sevinebilmeyi, onlarla yetinebilmeyi, ve onlarla mutlu olabilmeyi öğrenmektir.
Çünkü bilebilmeliyiz ki o an elimizdekilerin kıymetini bilmediğimiz taktirde yarın onları da arayacağımız günlerin gelebileceğini düşünmemiz lazım.Aynı şekilde bizden daha kötü durumda olabilecek insanların varlığını da sürekli göz önünde bulundurmamız lazım.
Hani yine çok güzel bir söz vardır.
- Kimisi arar bulamaz, Kimisi de bulur kıymetini bilmez.
Çevremize baktığımızda gerçektende bu söze uygun bir sürü elindekiyle yetinmeyen insanlar görürüz. İşte bu tarz yaklaşımlar beraberinde mutsuzlukları getirir. Oysa elimizdeki o anki imkanlarla, daima mutlu olabileceğimiz ortamları yaratmak için çaba göstermeliyiz.
Olaya biraz manevi olarak yaklaşacak olursak bana göre mutluluğun sırrı daha ölmedan bedenimiz üzerine yoğunlaşmış nefsimizi öldürebilmektir. Kalıcı olan candır. İnsanı huzura eriştirecek olan candır. Onun için bedeni öldürüp canı hak yoluna bağlayıp, o yolda ıslah edip, Hak yolunda, hakkın ışığında aydınlatıp olgunlaştırmaktır.
]
Çünkü beden hiçbir zaman elindekilerle yetinmez. Daima ne verirseniz fazlasını ister. Ve aynı zamanda nankördür. Siz onu besledikçe o sizden sürekli birşeyler götürür. Bu da siz mutluluğu aradıkça mutsuzlaşmanıza sebep olmaktadır.
Onun için diyeceğim odur ki Pirlere özünü bağlayan canlar asla mutsuz olmazlar. Çünkü gönüllerin doktoru, gönüllerin gıdası yanlız onlardadır.
Gönlünü Pirinin yoluna sermiş canlar bedenini asla görmezler. Böyle olunca da bedenini mutsuz eden hiçbir şeyi göremeyeceği için hep huzurlu ve mutlu bir yaşam sürdürecektir.
Onsek iz yaşını yel gibi geçer
Yirmisine gelmiş libasın seçer
Ahireti düşünmez, gün biter göçer
Her kes ektiğini bir gün önünde biçer ( Zöhre Ana )
..
Mevlananın çok sevdiğim bir sözü vardır.
"Ayakkabım yok diye üzülüyordum, karşıdan gelen ayaksız bir adam gördüm."
İşte yukardaki Polyanacılığın özünü oluşturan söz budur bana göre. Ulaşamadığımız veya elde edemediğimiz şeylere üzülmek yerine, elimizdeki mevcut var olan şeyleri görüp, onlarla sevinebilmeyi, onlarla yetinebilmeyi, ve onlarla mutlu olabilmeyi öğrenmektir.
Çünkü bilebilmeliyiz ki o an elimizdekilerin kıymetini bilmediğimiz taktirde yarın onları da arayacağımız günlerin gelebileceğini düşünmemiz lazım.Aynı şekilde bizden daha kötü durumda olabilecek insanların varlığını da sürekli göz önünde bulundurmamız lazım.
Hani yine çok güzel bir söz vardır.
- Kimisi arar bulamaz, Kimisi de bulur kıymetini bilmez.
Çevremize baktığımızda gerçektende bu söze uygun bir sürü elindekiyle yetinmeyen insanlar görürüz. İşte bu tarz yaklaşımlar beraberinde mutsuzlukları getirir. Oysa elimizdeki o anki imkanlarla, daima mutlu olabileceğimiz ortamları yaratmak için çaba göstermeliyiz.
Olaya biraz manevi olarak yaklaşacak olursak bana göre mutluluğun sırrı daha ölmedan bedenimiz üzerine yoğunlaşmış nefsimizi öldürebilmektir. Kalıcı olan candır. İnsanı huzura eriştirecek olan candır. Onun için bedeni öldürüp canı hak yoluna bağlayıp, o yolda ıslah edip, Hak yolunda, hakkın ışığında aydınlatıp olgunlaştırmaktır.
]
Çünkü beden hiçbir zaman elindekilerle yetinmez. Daima ne verirseniz fazlasını ister. Ve aynı zamanda nankördür. Siz onu besledikçe o sizden sürekli birşeyler götürür. Bu da siz mutluluğu aradıkça mutsuzlaşmanıza sebep olmaktadır.
Onun için diyeceğim odur ki Pirlere özünü bağlayan canlar asla mutsuz olmazlar. Çünkü gönüllerin doktoru, gönüllerin gıdası yanlız onlardadır.
Gönlünü Pirinin yoluna sermiş canlar bedenini asla görmezler. Böyle olunca da bedenini mutsuz eden hiçbir şeyi göremeyeceği için hep huzurlu ve mutlu bir yaşam sürdürecektir.
Onsek iz yaşını yel gibi geçer
Yirmisine gelmiş libasın seçer
Ahireti düşünmez, gün biter göçer
Her kes ektiğini bir gün önünde biçer ( Zöhre Ana )
..
Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a
(PİR ZÖHRE ANA)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi