You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Padişah torunu ve Atatürk!

Padişah torunu ve Atatürk!

Posting Freak
Padişah torunu ve Atatürk!
Atatürk’ü din düşmanlığı ile suçlayan ve güya ’Osmanlı’ya ihanet etti’ iddiasıyla yerden yere vuranlara 2. Abdülhamid’in torunu Nilhan Osmanoğlu’nun bakışını örnek almalarını ne kadar isterdik.

Nilhan Hanım, ’Atatürk bir Osmanlı paşası. Osmanlı’nın iyisiyle kötüsüyle her şeyini benimsediğimiz için ona karşı bir kinimiz yok. O zaman öyle gerekiyormuş demek ki. Şu yanlış yapılmış, bu doğru yapılmış demek şimdi doğru değil. Her dönemin kendi şartları var. Ne gerektiriyor bilemediğimiz için, doğru veya yanlış diyemem hiçbir şeye.’

Ve ilave ediyor:

’-Sultan Vahdettin dahi Atatürk hakkında tek kötü kelime söyletmemişken bizim haddimize değil!’
Gelelim Atatürk’ün ’din düşmanlığı’ safsatasına.

Elin gâvuru Lord Kinross ’Atatürk’ kitabında şu ilginç bilgiye yer verir: ’Bütün türbeler kapatıldı, tapınak ve adak yerleri olarak kullanılmaları yasak edildi. Bu yasak Meclis’te itirazlar doğurdu. Dostlarından biri de (Hamdullah Suphi Tanrıöver) aleyhte konuşunca, onu bir kenara çekti ve alçak sesle:
’-Karara karşı gelme’ dedi ’on yıl sonra hepsini tekrar açarsın!’

Yani bu kapatmanın niyeti bozulan ve çürüyen, artık tamir tutmaz hale gelen, tevekkülü yanlış anlayan bu merkezlerin bir müddet kapatılıp selim aklın rüc’una zemin hazırlamak, yeni ve fonksiyonel olanını inşa edebilmek için çürüyen binayı yıkmak gibi bir şeydi. Ve bugün millet olarak bedelini çok daha ağır ödediğimiz dinin siyasete alet edilmesinin önüne geçmekti.
Kinross da bunu görmüş ve ’(Atatürk’ün)’ bütün elde etmek istediği şey dini yüzyıllardan beri alışılageldiği gibi, bir siyaset aracı olmaktan kurtarmaktı. (Age.s,625)
Zaten Atatürk dinin gerekliliği hakkında ne söylenecekse söylemiş bir ’kurucu lider’di
’Din insanların gıdasıdır’ diyordu, ’Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu, dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmeli İslâm dini hepsinden üstündür.’

Peygamberimiz için ise:
’-O’nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı’nı okusunlar Hz. Muhammed’in bir avuç imânlı Müslüman’la mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir.
O’nun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır. Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin kalp vicdanından söküp alamamıştır ve alamaz da. Nasıl ki her konuda yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekliyse, dinimizin felsefi hakikatlerini inceleyecek, anlayacak, öğrenecek ilim ve fenne sahip olacak seçkin ve hakiki yüce bilginleri yetiştirecek o kurumlara sahip olmalıyız.’(Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü).

Hilafetin Abdülmecit’ten alınması ve ülke dışına çıkartılması da çok tartışılan bir konudur. İslam tarihinin 102’inci Halifesi olan Abdülmecit’in siyasi faaliyetleri hilafetin değiştirilmesi için Ankara’yı adeta zorlamıştır. Abdülmecid’i Türkiye Büyük Millet Meclisi Halife tayin etmiştir. Abdülmecit ise Halife olur olmaz Ankara’ya çektiği mesajda Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve kendisini Hilafet makamına oturtan Meclis’e rest çekmek olan bir üslup kullanmış Sultanlığın yanında Saltanatın da varisi olduğunu iddia eden bir üslubu tercih etmiştir.

Onun bu tercihi ve daha başka davranışları Hilafetin kendisinden alınıp TBMM’nin mânevi şahsiyetine tevdii neticesini doğurmuştur. Kurucu iradenin bundan kastı diğer İslâm ülkeleri sükûn bulduğunda Hilafetin münavebeli olarak icrası içindir ve Atatürk bunun böyle olacağını açıkça ifade etmiştir.
Kaldı ki’

’Halife’ demek, ’Yaptırım gücü olan’ demektir. Hem Abdülmecid’in hem o günkü Türkiye Cumhuriyeti’nin veya herhangi bir İslâm ülkesinin o mevcut şartlar altında diğer İslâm ülkeleri üzerinde bir ’yaptırım gücü’ yoktu. Yaptırım gücü olmayan Hilafet makamı ve Halife demek o makamın İslâm ülkeleri ve karşısındaki güçler nezdinde itibar yitirmesinden başka bir şey de değildi’ Meclis’in kararı işte bu yıpranmanın önüne geçmiştir.
Neyse efendim, Padişah Torunu Nilhan Osmanoğlu’nun Atatürk aleyhinde söz söylememesinden, söyletmemesinden, ’O da bir Osmanlı Paşasıydı’ diye sahiplenmesinden yola çıktık, buralara geldik’ Neticede, hatası, kusuru, günahı sevabıyla kök de, gövde de, meyveler de bu bahçenin ya’ Asıl önemli olan bu değil mi?

Yeni Mesaj
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.