You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Özel mekânları, caminin yerine koymak ihtilafı arttırır

Özel mekânları, caminin yerine koymak ihtilafı arttırır

Administrator
Özel mekânları, caminin yerine koymak ihtilafı arttırır
Cami ve Cemevi'nin bir arada inşa edilme projesiyle ilgili konuşan Abdullah Büyük Hoca, gruplara mahsus özel mekânları, mabed diyerek caminin yerine koymanın, grupları camiden uzaklaştırıp, ihtilafı derinleştireceğine dikkat çekti....

Konya'nın Kanaat Önderlerinden Abdullah Büyük Hocaefendi, son günlerde kamuoyunu meşgul eden konulardan, Alevi kesimi ile ilgili yapılmak istenen düzenlemeler ile Cami ve Cemevi'nin bir arada inşa edilme projesiyle ilgili olarak İlke Haber Ajansı'nın sorularını yanıtladı.

Alevilik nedir? Alevi kime denir?
Alevilik, Hz. Ali'ye mensubiyeti, taraftarlığı ifade eden bir kavramdır. Hz. Ali'ye taraf olan kişiye de Alevi denir. Başlangıcı Hz. Peygamberin vefatından sonra, Hz. Ebûbekir'in halife seçildiği Sakife'de meydana gelen ihtilafa kadar gider.


Hz. Ebûbekir'e biatta geciken Hz. Ali'nin, halifeliğe daha layık olduğu kanaatinde olan sahabeler mevcuttu. Hz. Abbas ve oğulları, Hz. Fatıma, Ammar, Ebû Zer, Selman-ı Farisi, Cabir, Huzeyfe ve Ubey b. Ka'b gibi sahabenin ileri gelenleri bu kanaatte idiler. Bu fikirde olanlar Hz. Ebûbekir, Hz Ömer ve Hz. Osman'ın halifeliklerini tanımakla beraber, Hz. Ali'nin daha layık olduğuna inanırlardı. Bu şekilde inananlara "Şia-ı Ali (Ali'nin dostları)", "Şia-ı Ûla (İlk Şiiler)", "Şia-ı Muhlisin ( Samimi Şiiler)" ve "Mufaddıla (Hz. Ali'yi en üstün sayanlar)" isimleri verilmişti. Bunların İslam'a muhalif hiçbir itikatlarının olmadığını da belirtelim.


Daha sonra bir mezheb halini alan ve zamanımıza kadar devam eden Şiiler ise Hz. Ali'nin nass ve vasiyet ile halife olduğunu, hilafetin ancak onun soyundan gelenlere ait olduğunu, halifeliğin seçim işi değil, dinin esasına ait bir rükün olduğunu kabul edenlerdir.


İmamların ismet sahibi, masum, büyük ve küçük günahlardan münezzeh olduklarını (Zeydiyye hariç) bütün Şia kolları kabul eder.

Tarihte Alevilik
Anadolu'nun Müslümanlaşmasında en etkin isimlerin başında, Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş-ı Veli gelir. Anadolu insanı, Miladi 8.yüzyılda Müslüman olmaya başlamış, 9. ve 10. yüzyılda Müslüman olma süreci devam etmiş ve ağırlıkla 11. yüzyılda bu süreç tamamlanmıştır.

Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin annesi, Şeyh Ahmet Nişaburi'nin kızı Hatem Hatundur. Nişaburlu olan Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmed Yesevi'nin tavsiyesi ile Anadolu'ya geçer ve İslam'ı tebliğe çalışır. Anadolu insanının Müslüman olmasında, önemli roller üstlenen Hac-ı Bektaş-ı Veli, zamanla "Bektaşi" tarikatının mimarı olur.

Günümüzde Alevilik
Günümüzde ise 'Anadolu Aleviliği'nden bahsedilmektedir. Anadolu Aleviliği son yıllarda bir kısım Alevilerce farklı yorumlanmaktadır. Yeni yoruma göre, bu Alevilik anlayışının tarihteki Alevilikle ilgisinin olmadığı, Ali'nin şeriatçı olduğu, kendilerinin ise laik ve çağdaş olduğu ifade edilmektedir. "Ali'siz Alevilik" de dedikleri bu Aleviliğe göre İslam ayrı bir din, "Anadolu Aleviliği" ise, her dinden alıntı yapmış olan başka bir dindir. Onlar kendilerini böyle ifade etmektedirler.

Anlaşılmaktadır ki, tek tip Sünni anlayışı olmadığı gibi, tek tip bir Alevilik anlayışı da yoktur. Alevilik. İlk dönemden günümüze kadar farklı anlamlar yüklenerek ve farklı mezheplere ayrılarak gelmiştir.

Burada şunu belirtmek isterim: Hiç kimse veya hiçbir grup başka kişi ve gruba din, mezhep ve dünya görüşü dayatamaz. Kendilerini nasıl tanımlıyorlarsa o şekilde inanmak ve yaşamak haklarına sahiptir. Nasıl ki, resmi ideoloji, bize İslam'ı "Kamusal alana giremeyen, cami ile mezarlık gibi özel bir alana hapsedilmiş, okula, kışlaya, yargıya sokulmayan yapı " olarak bir tanımı yapıp, göstermiş, biz de Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan bu dayatmayı hiçbir zaman kabul etmemiş ve içimize sindirmemiştik.

"Dinde zorlama yoktur, dileyen iman eder dileyen inkâr eder"
Yüce Allah, K. Kerim'in birçok yerinde Rasûlü'ne hitap ederken "Sana düşen tebliğdir, sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin, Hak-batıl belli olmuştur, dileyen iman eder dileyen inkâr eder" demek suretiyle insanlara doğruların anlatılması, ancak tercihin onlara bırakılması vurgulanmaktadır. Bununla, inanç hürriyetinin altı çizilmiştir, gerisi Allah'ın işidir. Biz bu dinin bekçisi, koruyucusu ve jandarması değil, tebliğcisiyiz. Bu dinin koruyucusu ise, Hicr suresi 9. Ayetinin beyan ettiği gibi, bizzat Allah'tır. Onun için de biz tebliğ görevimizi yapar, hidayeti ise Allah'a havale ederiz.

Bundan dolayı da Alevilere, "Siz aslında kendinizi yanlış tanımlıyorsunuz. Siz şu inançlara sahip olmalısınız. Tarih de böyle tecelli etmiştir" şeklinde bir inanç dayatamayız. Empati yapmak zorundayız. Resmi ideolojinin bize dayatmak istediği TSE damgalı bir İslam tarzına razı olmadığımız gibi, Alevilerin kendi tanımlamalarına aykırı olarak bizim de, bir alevi tanımı yapmamamız gerekir.

En büyük fitne kişinin inancına yapılan müdahaledir
Yüce Allah Kur'an'da "Fitne katilden daha beterdir" buyurmaktadır. En büyük fitne kişinin inancı üzerinde 'Din Mühendisliği' yapmaktır. En büyük fitne kişinin inancına yapılan tasalluttur, müdahaledir. Burada önemli olan her inanç tanımlaması yapan insanların, farklı inanç gruplarıyla çatışmaya girmeden, birbirlerine tahammül ederek barış içerisinde beraber yaşama olgunluğunu göstermeleridir.

Cemevi nedir? Bu terim ne zamandan beri ve nasıl kullanılmaya başlanmıştır?
Emevi saltanatı ile beraber, devlete zorbalık ve dayatma hâkim olmuştu. Cuma günü, Hz. Osman'ı şehit edenleri ve bu şahadete sessiz kaldığı söylenen Hz. Ali'yi lanetleyen hutbeler okutulurdu. Haliyle Müslümanlar, bu olaydan tiksinti duyar ve tepki verirlerdi. Bu hutbelerin okunduğu camiler, "Boykot edilmeli mi, edilmemeli mi? " tereddüdü yaşanmıştı. Çoğu sahabe ve tabiin, her şeye rağmen İslam birliğinin korunması adına, sabır direnişinin daha hayırlı olacağını düşünerek, boykotun iyi olmayacağı düşüncesi ile hareket ettiler. Kimi sahabe ve tabiinden azınlık bir gurup da, bu tür ifadeleri dinlemenin bir zillet olacağı düşüncesi ile o hutbelerin okunduğu camileri boykota yöneldiler ve ayrı bir yerde toplanıp 'cem' olup (toplanıp) namazlarını burada ifa etmeye çalıştılar.

Daha sonra, Ömer bin Abdülaziz hilafete getirilince, hutbelere konmuş bu lanetleyici ifadeleri derhal kaldırdı ve yerine "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya vermeyi emreder

Devami...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.