You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

"Oturup beklemek yerine çocuklarlayım"

"Oturup beklemek yerine çocuklarlayım"

Posting Freak
"Oturup beklemek yerine çocuklarlayım"
Çocukların hayatında neyi değiştirdiğinizde başarılı olduğunuzu düşüneceksiniz?

"Çocuklara, kardeşliği, sevgiyi aşılarsak; bu coğrafyada dayanışmanın, sevginin ve bilginin kendilerinin ve ailelerinin kader diye adlandırdıkları yaşamlarına umutlu bir pencere açabileceğini anlatabilirsek, görevimizi yerine getirmiş sayacağım kendimizi."

Yönetim Kurulu Başkanı Gengiz Solakoğlu‘nun yanıtı, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) hedefini açıklamak için yeterli aslında. Onlar, 1995’te yola çıktıklarında dört kişiydiler; şimdi 10 bin gönüllü ile, 84 şehirde çocuklar için alternatifler yaratıyorlar. Bugüne kadar bir milyon 200 bin çocuğa ulaşılmış ve rakamlar her yıl artıyor, ancak onlar için yeterli değil, çünkü Türkiye’de her yıl bir milyon 384 bin çocuk okula başlıyor, bu Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere’de okula başlayan toplam çocuk sayısından fazla.



Kaptırmadan kurtarmak

TEGV’in tek başına bu sorunları çözmesi mümkün değil, zaten onlar okula değil sokağa alternatifler, bunu da her fırsatta dile getiriyor Solakoğlu. "Çift tedrisatlı okullarda, kalabalık sınıflarda çocuklarımız kendilerini tanıtamadan, öğretmenleri isimlerini öğrenemeden yıl sonu geliyor” diyor, “Çoğunun evinde derslerine yardımcı olacak kadar bilgili ebeveynleri, ders çalışacak mekanları yok. Daha çok sokakta varlıklarını sürdürüyor, zaman zaman sokağın kötü alışkanlıklarını edinerek yetişiyorlardı. Bu eksiği görünce, öyle bir sivil toplum örgütü kuralım ki, bu örgüt bir nevi 6-14 yaşındaki çocukların halk evlerini oluştursun, istedik. Nasıl ki Cumhuriyet ilk kuşaklarını halk evlerinde yetiştirdi, şairleri, yazarları kazandırdıysa, çocuklarımız da yeteneklerini orada keşfetsinler; ezbere ve itaate dayalı eğitim sistemimizin dışında soran, sorgulayan, bilgiye ulaşmasını öğrenen bireyler olarak değer kazansınlar, kendilerini geleceğe karşı daha güçlü kılsınlar istedik. 14 yılda bir milyon 200 bine yakın çocuğa eğitim desteği verdik, onları sokağın karanlıklarından kurtardığımızı düşünüyorum. Bir çocuk tinere alıştıktan sonra onu kurtarmak çok zor, önemli olan onu kaptırmadan kurtarabilmek."



Sihirli sözcük sevgi

Solakoğlu, bu kadar kalabalık bir sivil toplum kuruluşu oldukları halde, şimdiye kadar hiçbir ideolojik çatışmanın yaşanmamasından memnun. Ona, doğru yolda olduklarını gösterenlerden biri de, yola ilk çıktıklarında ders verdikleri öğrencilerin şimdi gönüllüleri olması. Eğitimlerin sadece çocukları değil, gönüllüleri de değiştirdiğini vurguluyor. Başarının sırrına gelince, "sihirli sözcük sevgi" diyor Solakoğlu, "Çocuklar çok kalabalık, şiddetin egemen olduğu aile ortamında büyüyorlar, varlıklarını sokakta kavga ederek sürdürüyorlar. Eğitim parkına geldiklerinde, abla, ağabey dedikleri gönüllüler onlara adıyla hitap ediyor, sevgiyle yaklaşıyor, çocuklar da onları rol modeli olarak kabul ediyor. Ciddi bir sevgi bağı oluşuyor."

TEGV’in eğitim çalışmalarını, pedagoglardan ve eğitmenlerden oluşan bir eğitim komitesi belirliyor. Çocuklara yurttaş olmayı anlatan "Bireyim Yurttaşım", yeteneklerini eğlenceli oyunlarla bulduran "Kariyer Yolculuğuma Başlıyorum", okuduklarından sonuç çıkarıp deneyerek öğrendikleri "Düşünüyorum, Okuyorum, Oynuyorum", "Bilgisayar Okur Yazarlığı" bu eğitimlerden birkaçı. Bunları Milli Eğitim müfredatına sokabilmeyi amaçlıyorlar. Solakoğlu’nu en çok kaygılandıranlardan biri de, eğitimde iyice büyümeye başlayan fırsat eşitsizliği, "Benim zamanımda özel okullar yoktu. Her sosyo-ekonomik sınıftan arkadaşım vardı, hepimiz sınıfta eşittik. Bugün özel okullar var, sınıfları 15-20 kişilik, devlet okulları ise 45-60 kişilik. Eğitimde fırsat eşitliğinin kaybolduğu durumlarda bizim gibi kurumlara çok ihtiyaç var, biz yılda 160 bin çocuğa dokunuyoruz. Oysa dokunmamız gereken 11 milyon çocuk var. Türkiye eğitim konusunu halledemediği sürece bu sıkıntılar artarak devam edecek. Avrupa toplumuna entegre olamayacağız" diyor.

Sorunların asıl çıkış noktasını, 1950’den sonraki politikalarda görüyor Solakoğlu. "Bizi yönetenler halkı yukarı çekecekken, Cumhuriyet döneminde başlatılan devrimlerde tavizler vermeye başlamış" diyor, "Her on yılda bir demokrasi kesintiye uğramış, her dört yılda bir ekonomi tökezlemiş. En değerli zamanlarımızı onları onarmakla harcamışız. Kendi içinde demokrasiyi özümsememiş, sorunlarını halledememiş, en önemlisi de genç çocuklarına çağdaş eğitimi verememiş bir ülkenin fertleri olarak ömrümüzü tamamladık, gidiyoruz. Bizim neslimiz üzerine düşen görevi yerine getirmedi. 1950’den sonra görev alan tüm hükümetlere bir Cumhuriyet vatandaşı olarak hayır duası etmiyorum."

Aslında, 60 yaşında "pijamalarla oturup ölümü bekleyecek"ken Türkiye’nin her köşesini dolaşıp çocuklarla ilgilenerek kendi neslinin yükünü de taşıyor Solakoğlu. Yine de halinden memnun, sadece o çocuklara vermiyor, o da çocuklardan öğreniyor. Bakın bunları nasıl anlatıyor:

"İnsanların iki hesapları olduğunu keşfettim. Biri maddi, diğeri manevi mevduat hesabı. Manevi mevduat hesabımda çok para biriktiriyorum, bu beni çok mutlu ediyor, büyük haz duyuyorum. 65 yaşımdayım, yıl içinde gittiğim yerleri yazsam okumaktan yorulursunuz. Ben yorulmadım, her çocuğa dokunuşumda gençleşmiş olarak dönüyorum. Gelecekle ilgili ümitleniyorum."
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.