Dua İle Beddua Yan Yana Olmaz
Avrupa İslam Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Şerafeddin Kalay, cami ile cemevi’nin yan yana getirilmesinin ilmen, hukuken ve pratik açıdan da yanlış bir proje olduğunu söyledi.
Söz konusu projenin Müslümanlar açısından ilerde daha fazla sıkıntıya sebep olacağını ifade eden Dr. Kalay; “Cami bir ibadet mekânıdır. İslam’ın beş emrinden birisinin yerine getirildiği bir mekândır. Şimdi aynı statüde cemevini yanına getiriyorsunuz. Cemevi, cami ile aynı statüde değildir. Siz cemevini dergâhlar ile yan yana getirseydiniz makul seviye iddiası olurdu ama cemevini caminin yanına getirirseniz o zaman cemevini herhangi bir dergâh seviyesinden bir anda ibadet edilen yer makamına getirmiş oluyorsunuz. Cemevinin içindeki semaları, lanet ve bedduaları da ibadet makamına koymuş oluyorsunuz” dedi.
Öncelikle Alevilik nedir?
Rasulullah’ın (s.a.s.) vefatından sonra halife olarak Hz. Ebu Bekir’in hilafet tayini bazıları tarafından kabullenilmedi. Burada, Rasulullah’ın vefatından sonra yerine geçen kişinin Hz. Ali olması gerektiği ve dolayısıyla Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın onun yerine geçtiği şeklinde bir iddia o günlerde ve daha sonraki günlerde dillendirildi ve genişletildi. Daha sonra meydana gelen hadiselerde Hz. Ali’nin Cemel Vakası, Sıffin, Hakem Hadisesi ve Haricilerin katletmesiyle uğradığı mağduriyet göz önüne getirildiğinde, bu daha fazla dillendirilmeye başladı. Muaviye’nin hilafet iddiasıyla çıkışı sebebiyle Hz. Ali’yi tutanlar, onun safında savaşanlar ve bunu zamanla ifrat boyutuna taşıyanlar tarafından Şiat Ali yani Ali’nin taraftarları gündeme taşındı. Haricilerin zulümleri bunu daha da güçlendirdi.
Sonunda Hz. Ali şehid edilince daha da gelişti ve parladı. Temeli Hz. Ali’nin şehadetine ve de taraftarlığına dayanır ama gelişi Hz. Ali’nin hilafete daha layık oluşundan kaynaklanır. Giderek büyümüş, giderek beslenmiş, bu şehadetle birlikte de patlama yapmıştır. Sadece bu şehadetle de kalmamıştır, arkasından Hz. Hasan’ın uğradığı zulüm ile Hz. Hüseyin’in bütün yürekleri dağlayan şehadeti bunu son derece besleyen gür bir kaynak haline getirmiştir ve oradan doğmuştur. Hz. Ali taraftarlarına ilk önce “Şia”, daha sonra giderek Ali’ye mensup, Ali taraftarları manasına gelen “Alevi” ismi konulmuştur.
Peki, Alevilik mezhep mi?
O yıllarda mezhep değildi sadece tarafgirlikten ibaretti. Tabii daha sonra giderek ıslahlaştı ve mezhepleşti. Mezhepleşti derken, bütünüyle usulü, sistemi, fikirleri, dünya ve hayat görüşleri var manasında söyleyemeyiz ama mezheplerin öyle olması gerekir. Mezhep olmak kolay değildir, usulü ile İslam’a bakış açısı ile tarzı ile değerlendirilişi ile kısacası plan ve projeleri ile bir sistem halinde olması gerekir.
“TÜRKİYE’DE NAMAZLA, NİYAZLA İLGİSİ OLMAYAN ALEVİ ZİHNİYET GALİPTİR”
Türkiye’de Alevilik nasıl?
Şimdi Alevilik bu mecradan çıkınca kaynağı Kur’an-ı Kerim ile Allah Resülünden gelen sünnet olmamıştır. Ana kaynakları olmamıştır. Ana kaynak olmayınca bunun yerini duygu, şehadet duygusu doldurmuştur. Hz. Ali’nin uğradığı haksızlık doldurmuştur. Hz. Hüseyin’in ve Ehli Beyt’in Kerbela’da katledilişleri doldurmuştur. Ama kaynağınız ilim, irfan, Allah’ın kitabı ve Resulü’nün sünneti olmazsa, kaynağınız duygu olursa, bu duygu sizi çok fazla taraflara çeker, küfürlü içerikürür.
Bu yüzden Şia’nın içerisinde giderek aşırılıklara düşenler ve daha baştan başlayarak, aşırı derecede parçalanmalar görülmüştür. Dolayısıyla Aleviler ve Şiiler öyle bir, iki, üç, beş grup değildir, o kadar çok grup vardır ki, hayret edersiniz.
Bunların içerisinde üç tanesinin sistem olarak kitabı vardır. Bunlar Zeydiler, İmamiler ve Caferilerdir. Bunların dışındakilerin abdest, namaz, oruç gibi hiçbir ibadetle ciddi bir bağlantısı yoktur. Birçokları ateizmin kucağına düşmüştür. İslam’a düşmanlığa, Kur’an-ı Kerim’e düşmanlığa, Hz. Ali’nin katlindeki şahısdan başlayarak, İslami bütün değerlere, Beytullah’a düşmanlığa varacak kadar ciddi bir düşmanlık içerisindedirler. Bunu da çok fazla gizlemiyorlar. Türkiye’de namazla, niyazla ilgisi olmayan Alevi zihniyet daha galiptir.
Cemevi nedir?
Köy odalarında toplanılıp, çayların içildiği, kendilerince muhabbetlerin edildiği, ilahilerin söylendiği, semahların yapıldığı bu toplantılara “Cem” diyorlardı. Bu toplantıların basamakları vardır. Bunların icra edildiği mekânlara ihtiyaç duyuldu. Giderek bu durum yayıldı ve genişledi. Türkiye’de eskiden Aleviler gün yüzüne çıkmazken, İran’ın tesiri ile çok defa Alevi olduğunu söylemeyen, saklayan kişiler, gün yüzüne çıktı. Bununla beraber cemevleri de gün yüzüne çıkmaya başladı. Önce tabela asmaya başladılar, daha sonra yollarda cemevine giden levhalar görülmeye başlandı. Giderek cemevlerini kendilerinin bir ibadethanesi haline getirme çalışmaları hızlandı ve devam etti.
Türkiye’de cami-kilise, cami-havra yan yana deniliyor. Şimdi ise cami-cemevi yan yana oldu. Bu durum ilerde cemevine bir ibadethane statüsü verilmesini mi planlıyor?
Evet. Ben bu konudan dolayı endişeliyim. Şöyle diyelim, “cami-kilise yan yana”yı kimler dile getiriyor? Gerçekten camiye bağlı olanlar dile getirmiyor. Ya cami ile bağı kopuk olanlar veyahut Avrupa özentisinin sancısını derinden hissedenler dile getiriyor.
Dünyada küresel bir din edinilmek isteniyor. Dünyada gençlik bir buhran içerisindedir. Ciddi bir boşluk vardır. Avrupa’daki gençler alkol ve uyuşturucunun etkisindedir. Hindistan’daki gençler manevi boşluğun içerisinde saatlerce yoga yapıyor, Nirvana’ya erişmeye çalışıyor, Budistlerle oturuyor. Dünyada gençler depresyon yaşıyorlar, boşluk hissediyorlar ve ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Küresel bir din ise İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm ve Şintoizm gibi çok farklı inançlardan hoşa giden ne varsa onları alıyorlar. Mesela, Moon tarikatı bunlardan bir tanesidir.
Türkiye’de de Fethullah Gülen yani Gülen Hareketi mi bu çalışmayı yürütüyor?
Fethullah Gülen iyi geçiniyor, iyi gayret ediyor ama bunun fikren bir mensubu mudur, kendisi bunu arzu eder midir, bu vebal getirecek bir sorudur. Rabbime havale ederim ama ciddi bir şekilde bunun sinyallerini alıyorum. Sadece onunla ilgili değil birçok grubun içerisinde, Türkiye’de bununla ilgili maaşlı olarak çalışan insanlar var. Abant toplantılarının, Dinlerarası diyaloğun, Semavi dinler sözünün, Hatay’ı Medeniyetler’in Beşiği şeklinde çok dinli göstermenin altında bu var.
Cemevi, namaz kılmayan
Alevilerin buluştukları bir noktadır
Bu noktada Gülen Hareketi ve CEM Vakfı’nın ortaklaşa organizasyonuyla cami ile cemevinin yan yana getirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cami ile cemevinin yan yana getirilmesi ilmen, hukuken ve pratik açıdan da yanlış bir projedir. Müslümanlar açısından ilerde daha fazla sıkıntıya sebep olacaktır. Cami bir ibadet mekânıdır. İslam’ın beş emrinden birisinin yerine getirildiği bir mekândır. Aynı zamanda ilim merkezi olmalıdır, ilmin mekânıdır. Şimdi aynı statüde cemevini yanına getiriyorsunuz, cemevi, cami ile aynı statüde değildir. Burada cemevine ibadethane dersek, içindeki semaya, ellerin göğse vurularak, dönüşüne ibadet mi diyeceğiz? Bunlar namazın karşılığı mı? İslam’da böyle bir ibadet şekli var mı?
Caminin yanına cemevi yapıyorsanız yarın Mevlevi de caminin diğer tarafında sema yapmak isterse haklı olur. Siz cemevini dergâhlar ile yan yana getirseydiniz makul seviye iddiası olurdu ama siz cemevini caminin yanına getirirseniz o zaman cemevini herhangi bir dergâh seviyesinden bir anda ibadet edilen yer makamına getirmiş oluyorsunuz ve içindeki semaları, lanet ve bedduaları da ibadet makamına koymuş oluyorsunuz.
Cemevi, Türkiye’de namaz kılmayan Alevilerin buluştukları noktalardan bir tanesidir. Şimdi cemin üçüncü kademesinde lanetleme/beddua bölümü vardır. Bu bölümde, Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, binlerce sahabiye, Ehli Sünnet’e beddualar ediliyor.
Siz cami ile cemevini yan yana getirerek, bir yanda Allah’a ibadet edilecek, Kur’an-ı Kerim okunacak, Rasulullah’a salatü selam getirilecek, Allah Rasulü’nün öğrettiği şekilde namaz kılınacak, diğer tarafta ise semah yapılacak, dile gelmeyecek, vicdanlara sığmayacak ağır ifadelerle hakaretler yağdırılacak. Bu normal bir davranış değildir.
Lanetleme/beddua bölümünü dinleseniz bütün tüyleriniz diken diken olur. Cemevlerini bir zamanlar kameralara açmaya niyet ettiler. Semah bölümünü seyrettiriyorlar ama, bir kerecik olsun lanetleme/beddua bölümünü seyrettiniz mi? Cemde bu bölüme geçilince içeriye alamayacaklarını söylediler, kabullenmediler ve kabullenmezler de. Bu bölümü bir başkasına göstereceklerini zannetmiyorum. Bundan sonra da zannetmiyorum. Çünkü bu bütün nefislere ağır gelecektir.
Müslümanlar daima uyanık olmalıdır. Biz kucaklayıcı olmak zorundayız. Biz Hz. Ali’ye olan sevgimizi, Hz. Hasan’a olan sevgimizi de, Hz. Hüseyin’e olan sevgimizi de, Ehli Beyte olan sevgimizi de gündeme getirmeliyiz, taşımalıyız ve bu konuda kucaklayıcı olmalıyız. İtici olmamalıyız ama gafil de olmamalıyız. Başkalarının tuzağına düşecek kadar basiretsiz de olmamalıyız. Genel tavrımız bu olmalıdır. Hiçbir zaman kusura bakmasınlar biz cami ile cemevini aynı seviyede tutacak kadar salak da olmamalıyız.
“CHP, ALEVİLERİ TETİKÇİ OLARAK KULLANIYOR”
Gezi Parkı olaylarında ölen gençlere bakıldığında hepsinin Alevi olduğu görüldü. Bu durumu nasıl görmek gerekiyor?
Halen solcular, ateistler ve CHP, Alevileri tetikçi olarak kullanmaya devam ediyor. Bu insanlar yapı olarak boşlukta oldukları için ne yazık ki bir nevi bu kullanıma uygunlar. Bu yüzden esasen kendi milletine düşen insanlar kendilerini bir testten geçirmelidir. Neyiz? Ne olduk? Nereye gidiyoruz ve nelere sebep olunuyor? diye kendi milletini koruyan, gözeten insanlar haline gelmelilerdir. Bu nevi tetikçilikten kendilerini geri çekmenin bir yolunu bulmalıdırlar.
Alevi-Sünni diyaloğuna nasıl bakıyorsunuz?
Diyalog şimdi moda olduğu için elbette doğru değil. Dinlerarası diyalog da son derece yanlıştır. Müslüman, bir Hıristiyan ile Yahudi ile konuşamaz mı, görüşemez mi? Belli bir noktada arkadaş olamaz mı, gelip, gidemez mi? Ona kibar davranamaz mı? Elbette ki olur. Ben gayrimüslim ile konuşamazsam, İslam’ı kime tebliğ edeceğim. İslam’ın güzelliklerini kime aktaracağım. Onlarla iç içe yaşamazsam, İslam’daki güzellikleri nasıl hissettireceğim veya Alevilerle irtibat kurmazsam, onların gönlünü alıcı davranmazsam, Ehli Sünnet’in Hz. Hüseyin sevgisinin veya Hz. Ali sevgisinin bendeki varlığını nasıl hissettireceğim. Bu elbette ki diyalog ile olur ama bunu birileri organize ediyorsa sormak gerekiyor, bu ipin ucu kimin elinde? İnsan gibi bir insanın elinde mi, yanlış bir kişinin elinde mi? Bugünkü çektiğimiz sıkıntılardan bir tanesi budur.
ALEVİLERİN DERDİ MAAŞTIR
Aleviler, cemevlerinin ibadethane statüsünde olmasını ve devlet tarafından maaş gibi bazı
Devami...
Öncelikle Alevilik nedir?
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
1
Okunma / Görüntüleme
2666
Öncelikle Alevilik nedir?
Ãncelikle Alevilik nedir?
donanma44 yazdı:Dua İle Beddua Yan Yana Olmaz
Avrupa İslam Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Şerafeddin Kalay, cami ile cemevi’nin yan yana getirilmesinin ilmen, hukuken ve pratik açıdan da yanlış bir proje olduğunu söyledi.
Söz konusu projenin Müslümanlar açısından ilerde daha fazla sıkıntıya sebep olacağını ifade eden Dr. Kalay; ’Cami bir ibadet mekânıdır. İslam’ın beş emrinden birisinin yerine getirildiği bir mekândır. Şimdi aynı statüde cemevini yanına getiriyorsunuz. Cemevi, cami ile aynı statüde değildir. Siz cemevini dergâhlar ile yan yana getirseydiniz makul seviye iddiası olurdu ama cemevini caminin yanına getirirseniz o zaman cemevini herhangi bir dergâh seviyesinden bir anda ibadet edilen yer makamına getirmiş oluyorsunuz. Cemevinin içindeki semaları, lanet ve bedduaları da ibadet makamına koymuş oluyorsunuz’ dedi.
Öncelikle Alevilik nedir?
Rasulullah’ın (s.a.s.) vefatından sonra halife olarak Hz. Ebu Bekir’in hilafet tayini bazıları tarafından kabullenilmedi. Burada, Rasulullah’ın vefatından sonra yerine geçen kişinin Hz. Ali olması gerektiği ve dolayısıyla Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın onun yerine geçtiği şeklinde bir iddia o günlerde ve daha sonraki günlerde dillendirildi ve genişletildi. Daha sonra meydana gelen hadiselerde Hz. Ali’nin Cemel Vakası, Sıffin, Hakem Hadisesi ve Haricilerin katletmesiyle uğradığı mağduriyet göz önüne getirildiğinde, bu daha fazla dillendirilmeye başladı. Muaviye’nin hilafet iddiasıyla çıkışı sebebiyle Hz. Ali’yi tutanlar, onun safında savaşanlar ve bunu zamanla ifrat boyutuna taşıyanlar tarafından Şiat Ali yani Ali’nin taraftarları gündeme taşındı. Haricilerin zulümleri bunu daha da güçlendirdi.
Sonunda Hz. Ali şehid edilince daha da gelişti ve parladı. Temeli Hz. Ali’nin şehadetine ve de taraftarlığına dayanır ama gelişi Hz. Ali’nin hilafete daha layık oluşundan kaynaklanır. Giderek büyümüş, giderek beslenmiş, bu şehadetle birlikte de patlama yapmıştır. Sadece bu şehadetle de kalmamıştır, arkasından Hz. Hasan’ın uğradığı zulüm ile Hz. Hüseyin’in bütün yürekleri dağlayan şehadeti bunu son derece besleyen gür bir kaynak haline getirmiştir ve oradan doğmuştur. Hz. Ali taraftarlarına ilk önce ’Şia’, daha sonra giderek Ali’ye mensup, Ali taraftarları manasına gelen ’Alevi’ ismi konulmuştur.
Peki, Alevilik mezhep mi?
O yıllarda mezhep değildi sadece tarafgirlikten ibaretti. Tabii daha sonra giderek ıslahlaştı ve mezhepleşti. Mezhepleşti derken, bütünüyle usulü, sistemi, fikirleri, dünya ve hayat görüşleri var manasında söyleyemeyiz ama mezheplerin öyle olması gerekir. Mezhep olmak kolay değildir, usulü ile İslam’a bakış açısı ile tarzı ile değerlendirilişi ile kısacası plan ve projeleri ile bir sistem halinde olması gerekir.
’TÜRKİYE’DE NAMAZLA, NİYAZLA İLGİSİ OLMAYAN ALEVİ ZİHNİYET GALİPTİR’
Türkiye’de Alevilik nasıl?
Şimdi Alevilik bu mecradan çıkınca kaynağı Kur’an-ı Kerim ile Allah Resülünden gelen sünnet olmamıştır. Ana kaynakları olmamıştır. Ana kaynak olmayınca bunun yerini duygu, şehadet duygusu doldurmuştur. Hz. Ali’nin uğradığı haksızlık doldurmuştur. Hz. Hüseyin’in ve Ehli Beyt’in Kerbela’da katledilişleri doldurmuştur. Ama kaynağınız ilim, irfan, Allah’ın kitabı ve Resulü’nün sünneti olmazsa, kaynağınız duygu olursa, bu duygu sizi çok fazla taraflara çeker, küfürlü içerikürür.
Bu yüzden Şia’nın içerisinde giderek aşırılıklara düşenler ve daha baştan başlayarak, aşırı derecede parçalanmalar görülmüştür. Dolayısıyla Aleviler ve Şiiler öyle bir, iki, üç, beş grup değildir, o kadar çok grup vardır ki, hayret edersiniz.
Bunların içerisinde üç tanesinin sistem olarak kitabı vardır. Bunlar Zeydiler, İmamiler ve Caferilerdir. Bunların dışındakilerin abdest, namaz, oruç gibi hiçbir ibadetle ciddi bir bağlantısı yoktur. Birçokları ateizmin kucağına düşmüştür. İslam’a düşmanlığa, Kur’an-ı Kerim’e düşmanlığa, Hz. Ali’nin katlindeki şahısdan başlayarak, İslami bütün değerlere, Beytullah’a düşmanlığa varacak kadar ciddi bir düşmanlık içerisindedirler. Bunu da çok fazla gizlemiyorlar. Türkiye’de namazla, niyazla ilgisi olmayan Alevi zihniyet daha galiptir.
Cemevi nedir?
Köy odalarında toplanılıp, çayların içildiği, kendilerince muhabbetlerin edildiği, ilahilerin söylendiği, semahların yapıldığı bu toplantılara ’Cem’ diyorlardı. Bu toplantıların basamakları vardır. Bunların icra edildiği mekânlara ihtiyaç duyuldu. Giderek bu durum yayıldı ve genişledi. Türkiye’de eskiden Aleviler gün yüzüne çıkmazken, İran’ın tesiri ile çok defa Alevi olduğunu söylemeyen, saklayan kişiler, gün yüzüne çıktı. Bununla beraber cemevleri de gün yüzüne çıkmaya başladı. Önce tabela asmaya başladılar, daha sonra yollarda cemevine giden levhalar görülmeye başlandı. Giderek cemevlerini kendilerinin bir ibadethanesi haline getirme çalışmaları hızlandı ve devam etti.
Türkiye’de cami-kilise, cami-havra yan yana deniliyor. Şimdi ise cami-cemevi yan yana oldu. Bu durum ilerde cemevine bir ibadethane statüsü verilmesini mi planlıyor?
Evet. Ben bu konudan dolayı endişeliyim. Şöyle diyelim, ’cami-kilise yan yana’yı kimler dile getiriyor? Gerçekten camiye bağlı olanlar dile getirmiyor. Ya cami ile bağı kopuk olanlar veyahut Avrupa özentisinin sancısını derinden hissedenler dile getiriyor.
Dünyada küresel bir din edinilmek isteniyor. Dünyada gençlik bir buhran içerisindedir. Ciddi bir boşluk vardır. Avrupa’daki gençler alkol ve uyuşturucunun etkisindedir. Hindistan’daki gençler manevi boşluğun içerisinde saatlerce yoga yapıyor, Nirvana’ya erişmeye çalışıyor, Budistlerle oturuyor. Dünyada gençler depresyon yaşıyorlar, boşluk hissediyorlar ve ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Küresel bir din ise İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm ve Şintoizm gibi çok farklı inançlardan hoşa giden ne varsa onları alıyorlar. Mesela, Moon tarikatı bunlardan bir tanesidir.
Türkiye’de de Fethullah Gülen yani Gülen Hareketi mi bu çalışmayı yürütüyor?
Fethullah Gülen iyi geçiniyor, iyi gayret ediyor ama bunun fikren bir mensubu mudur, kendisi bunu arzu eder midir, bu vebal getirecek bir sorudur. Rabbime havale ederim ama ciddi bir şekilde bunun sinyallerini alıyorum. Sadece onunla ilgili değil birçok grubun içerisinde, Türkiye’de bununla ilgili maaşlı olarak çalışan insanlar var. Abant toplantılarının, Dinlerarası diyaloğun, Semavi dinler sözünün, Hatay’ı Medeniyetler’in Beşiği şeklinde çok dinli göstermenin altında bu var.
Cemevi, namaz kılmayan
Alevilerin buluştukları bir noktadır
Bu noktada Gülen Hareketi ve CEM Vakfı’nın ortaklaşa organizasyonuyla cami ile cemevinin yan yana getirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cami ile cemevinin yan yana getirilmesi ilmen, hukuken ve pratik açıdan da yanlış bir projedir. Müslümanlar açısından ilerde daha fazla sıkıntıya sebep olacaktır. Cami bir ibadet mekânıdır. İslam’ın beş emrinden birisinin yerine getirildiği bir mekândır. Aynı zamanda ilim merkezi olmalıdır, ilmin mekânıdır. Şimdi aynı statüde cemevini yanına getiriyorsunuz, cemevi, cami ile aynı statüde değildir. Burada cemevine ibadethane dersek, içindeki semaya, ellerin göğse vurularak, dönüşüne ibadet mi diyeceğiz? Bunlar namazın karşılığı mı? İslam’da böyle bir ibadet şekli var mı?
Caminin yanına cemevi yapıyorsanız yarın Mevlevi de caminin diğer tarafında sema yapmak isterse haklı olur. Siz cemevini dergâhlar ile yan yana getirseydiniz makul seviye iddiası olurdu ama siz cemevini caminin yanına getirirseniz o zaman cemevini herhangi bir dergâh seviyesinden bir anda ibadet edilen yer makamına getirmiş oluyorsunuz ve içindeki semaları, lanet ve bedduaları da ibadet makamına koymuş oluyorsunuz.
Cemevi, Türkiye’de namaz kılmayan Alevilerin buluştukları noktalardan bir tanesidir. Şimdi cemin üçüncü kademesinde lanetleme/beddua bölümü vardır. Bu bölümde, Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, binlerce sahabiye, Ehli Sünnet’e beddualar ediliyor.
Siz cami ile cemevini yan yana getirerek, bir yanda Allah’a ibadet edilecek, Kur’an-ı Kerim okunacak, Rasulullah’a salatü selam getirilecek, Allah Rasulü’nün öğrettiği şekilde namaz kılınacak, diğer tarafta ise semah yapılacak, dile gelmeyecek, vicdanlara sığmayacak ağır ifadelerle hakaretler yağdırılacak. Bu normal bir davranış değildir.
Lanetleme/beddua bölümünü dinleseniz bütün tüyleriniz diken diken olur. Cemevlerini bir zamanlar kameralara açmaya niyet ettiler. Semah bölümünü seyrettiriyorlar ama, bir kerecik olsun lanetleme/beddua bölümünü seyrettiniz mi? Cemde bu bölüme geçilince içeriye alamayacaklarını söylediler, kabullenmediler ve kabullenmezler de. Bu bölümü bir başkasına göstereceklerini zannetmiyorum. Bundan sonra da zannetmiyorum. Çünkü bu bütün nefislere ağır gelecektir.
Müslümanlar daima uyanık olmalıdır. Biz kucaklayıcı olmak zorundayız. Biz Hz. Ali’ye olan sevgimizi, Hz. Hasan’a olan sevgimizi de, Hz. Hüseyin’e olan sevgimizi de, Ehli Beyte olan sevgimizi de gündeme getirmeliyiz, taşımalıyız ve bu konuda kucaklayıcı olmalıyız. İtici olmamalıyız ama gafil de olmamalıyız. Başkalarının tuzağına düşecek kadar basiretsiz de olmamalıyız. Genel tavrımız bu olmalıdır. Hiçbir zaman kusura bakmasınlar biz cami ile cemevini aynı seviyede tutacak kadar salak da olmamalıyız.
’CHP, ALEVİLERİ TETİKÇİ OLARAK KULLANIYOR’
Gezi Parkı olaylarında ölen gençlere bakıldığında hepsinin Alevi olduğu görüldü. Bu durumu nasıl görmek gerekiyor?
Halen solcular, ateistler ve CHP, Alevileri tetikçi olarak kullanmaya devam ediyor. Bu insanlar yapı olarak boşlukta oldukları için ne yazık ki bir nevi bu kullanıma uygunlar. Bu yüzden esasen kendi milletine düşen insanlar kendilerini bir testten geçirmelidir. Neyiz? Ne olduk? Nereye gidiyoruz ve nelere sebep olunuyor? diye kendi milletini koruyan, gözeten insanlar haline gelmelilerdir. Bu nevi tetikçilikten kendilerini geri çekmenin bir yolunu bulmalıdırlar.
Alevi-Sünni diyaloğuna nasıl bakıyorsunuz?
Diyalog şimdi moda olduğu için elbette doğru değil. Dinlerarası diyalog da son derece yanlıştır. Müslüman, bir Hıristiyan ile Yahudi ile konuşamaz mı, görüşemez mi? Belli bir noktada arkadaş olamaz mı, gelip, gidemez mi? Ona kibar davranamaz mı? Elbette ki olur. Ben gayrimüslim ile konuşamazsam, İslam’ı kime tebliğ edeceğim. İslam’ın güzelliklerini kime aktaracağım. Onlarla iç içe yaşamazsam, İslam’daki güzellikleri nasıl hissettireceğim veya Alevilerle irtibat kurmazsam, onların gönlünü alıcı davranmazsam, Ehli Sünnet’in Hz. Hüseyin sevgisinin veya Hz. Ali sevgisinin bendeki varlığını nasıl hissettireceğim. Bu elbette ki diyalog ile olur ama bunu birileri organize ediyorsa sormak gerekiyor, bu ipin ucu kimin elinde? İnsan gibi bir insanın elinde mi, yanlış bir kişinin elinde mi? Bugünkü çektiğimiz sıkıntılardan bir tanesi budur.
ALEVİLERİN DERDİ MAAŞTIR
Aleviler, cemevlerinin ibadethane statüsünde olmasını ve devlet tarafından maaş gibi bazı
Devami...
Özetlersek ;
Dua İle Beddua Yan Yana Olmaz
ALEVİLERİN DERDİ MAAŞTIR
cemevi, cami ile aynı statüde değildir.
Burada cemevine ibadethane dersek, içindeki semaya, ellerin göğse vurularak, dönüşüne ibadet mi diyeceğiz? Bunlar namazın karşılığı mı?
] Hiçbir zaman kusura bakmasınlar biz cami ile cemevini aynı seviyede tutacak kadar salak da olmamalıyız .
Cemevi, Türkiye’de namaz kılmayan Alevilerin buluştukları noktalardan bir tanesidir. Şimdi cemin üçüncü kademesinde lanetleme/beddua bölümü vardır. Bu bölümde, Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, binlerce sahabiye, Ehli Sünnet’e beddualar ediliyor.
Fethullah Gülen iyi geçiniyor, iyi gayret ediyor ama bunun fikren bir mensubu mudur, kendisi bunu arzu eder midir, bu vebal getirecek bir sorudur
Peki, Alevilik mezhep mi?
O yıllarda mezhep değildi sadece tarafgirlikten ibaretti. Tabii daha sonra giderek ıslahlaştı ve mezhepleşti.
Şimdi Alevilik bu mecradan çıkınca kaynağı Kur’an-ı Kerim ile Allah Resülünden gelen sünnet olmamıştır. Ana kaynakları olmamıştır. Ana kaynak olmayınca bunun yerini duygu, şehadet duygusu doldurmuştur. Hz. Ali’nin uğradığı haksızlık doldurmuştur. Hz. Hüseyin’in ve Ehli Beyt’in Kerbela’da katledilişleri doldurmuştur. Ama kaynağınız ilim, irfan, Allah’ın kitabı ve Resulü’nün sünneti olmazsa, kaynağınız duygu olursa, bu duygu sizi çok fazla taraflara çeker, küfürlü içerikürür.
denmiş ...
Peki buna karşılık birde gerçek Alevilik nedir, kimden gelir, kimi kabul eder, 1500 yıldır bitmeyen hüznü nedir, neden Hz.Peygamberin EHLİBEYT'inin, göz nuru torunları olan Hz.Hasan ve Hz.Üseyin'in , Hz.ALi'nin yas matemlerini tutarlar, yaptıkları ibadetler kimden kalmıştır, kimi kendilerine rehber - mürşid edinirler, hangi Kur'an'a inanırlar, Peygamberleri kimdir, diğer "müslümanız" diyenler Ehlibeyt yerine ehli sünneti kabul ederken neden Aleviler illa Ali - illa Muhammed- illa Ehlibeyt derler , neden başkaları gibi düşünmedikleri için zulme uğrarlar, neden iftiralar atılır, karalanırlar ?
Yaşayan tek Alevi Pir'i Zöhre Ana'nın "Batından zahire " bilgisini paylaşıyorum..
Yolumuz , Muhammet Ali yoludur.
Hazreti Muhammed ve Hazreti Ali, bu yolu nefesleriyle, ibadetleriyle insanlığa miras olarak bırakmışlardır .Gösterdikleri yolun kurallarını yerine getiren ve Kırklar Dergâhındaki ibadetlerini bu şekilde yapan, bütün derviş, ermiş kişiler vasıtasıyla da insanlık adına Muhammed Ali’nin gösterdiği güzellikleri bizlere aktaran ve mezhep olarak Alevilik mezhebini getiren, İmam Cafer adıyla bilinen evliyadı r. (Toplumda bilinen ismi İmam Caferi Sadık’tır.)
Muhammed-Ali mezhebi olarak bilinen Alevilik, ayrı bir mezhep olarak görülemez . Görülemeyeceği gibi de kimsenin, yolumuzu başka mezheplerle karşılaştırarak, kişisel sorunlarıyla dışlamaya, çamur atmaya hakkı yoktur. Yani bu yolu mezhep olarak görmek istemeyen bir takım insanlar, İslamiyet Dışı ve Müslümanlık adı altında yargılayarak kirletemez.
Alevilik mezhep olarak ilk defa Muaviye katliamıyla tahriklere ve bölüntülere uğradı . 1500 yıl önce başlamış olan bu tahrikler halen devam etmektedir.
Ehlibeyt yolunu benimsetmemek için Muhammed  Ali evlatlarına, insanlığa yakışmayan akıl almaz eziyet ve zulümler yaparak Kerbela’yı tahriklere uğrattılar.
Muhammed-Ali Oniki İmam canlarını bitirmek isteyen münafık ve fesatlar, Allah yoluna düşman olanlar, birçok iftira atarak; çıkar ve amaçlarına ulaşmak için o dönemde yaşayan insanları da parçalara böldüler, inançlarını zedeleyerek toplumda mezhep ayrılığına sebep oldular . İslamiyeti din göstererek Müslümanlık adı altında yapmadıkları çirkeflik kalmadı.
Muhammed  Ali yolu, Allah’ın, bizlere ışık tutması için, Muhammed’i rehber, Ali’yi mürşit kapısı olarak bildirmesidir. İnsanlığın yolu, ilimdir. İlmin kapısı, Hacı Bektaşi Velimizin dediği gibi; ’Allah ışığı’dır. Bu ışığın sahibi de, bin bir dondan baş gösteren, insanlık sancağını çeken, bir ismiyle Hazreti Ali, bir ismiyle de Şahımerdan tanınan Allah’ın aslanıdır. Yolumuzun adı Müslümanlık değil insanlığa giden yoldur . Çünkü Allah birdir, Muhammed-Ali yolunda ikilik yoktur birlik vardır. Bizim sevgimiz, aşkımız, pirimiz, ışığımız, mürşit kapımız Hazreti Ali’dir. Ve Hak sancağını çeken bu canlardır.
Bir insan nasıl doğduysa öyle olmalıdır. Sadece, büyük günahlarıyla Hakkın huzuruna vardığı zaman, mezhebinden değil kendi işlediği günahından sorulu r.
Bunu da ancak Allah’tan başka hiç kimse yargılayamaz. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan bizim gözümüz ve özümüzde insanların hepsi birdir. Sadece inançları farklı farklıdır. Bu durum içinde de Alevilik ne İslam dışı ne de bir felsefe olarak görülmelidir. Bilhassa Müslümanlıkla değil de iman ve Kuran aşkıyla ibadet ederek bağlanıp o yola yürüyebilmek için bir kul olarak layık olunabilinirse ne mutlu. Alevilik de bu kapsamda Muhammed  Ali yoludur . Bu yolu kimse kendine yakıştırarak kullanamaz. Çünkü Allah Muhammed Ali, Oniki İmam, Ehlibeyt inancıyla; Kırklar adıyla, mürşitlik yapan, Allah’ın ulu nazar ettiği canlardır. En büyük Allah mirası bunlara lütfedilmiştir.
Muhammed’e Kuran, Hazreti Ali’ye Zülfikar gönderilmiştir.
Aynı sözümüz olarak, kıskançlık yaparak, dünya saltanatına erişmek isteyenler, zalim zulümlük altında işkenceler yapıp, acılar çektirerek Muhammed  Ali soyunu ve onlara biat eden insanları, katliamlar sonucunda bitirmek ve yok etmek istemişlerdir ve tarihe de ne için yapıldığını bildirmemek için hiçbir şeyi açıklamadan, İslam ve Müslümanlığı ortaya sürerek amaçlarına ulaşmak için çabalamışlardır. Sonra da bu insanlar arasında bin bir türlü felaketler ortaya çıkarılarak mezhepler kullanılmıştır. İmam Cafer mezhebi Muhammed  Ali ışığı altında bu günlere kadar gelmiştir. Bu mezhep ismine ise, asırlardan beri İslam tarihinde yer vermemişlerdir. Ve her şehit düşen evliyanın, Muhammed torunlarının, Hazreti Ali’nin şehitlik tarihlerini değiştirmişlerdir. Bunlardan sonra gelen ve Hak tarafından yetişip yetiştirilen keramet sahiplerine (Hak âşıklarına ve maşuklarına) eziyetler yaparak, aynı acıları çektirerek gerçekleri yansıtmamış ve onları susturmaya çalışmışlardır.
Fakat bu Gerçekler, isimleri dillerde, mucizetleri, kerametleri ve nefesleriyle her zaman bilindiler.
Her birini kesip, asıp, yüzüp şehit ederek veya sürgüne yollayarak varlıklarını yok etmeye çalıştılar.
Onların ışığını hiç bir zaman kimse söndüremez, sadece göç eden bedenleridir. Asla ruh ölmez, don (beden) değişir. Don değişenler, evliyalık mertebesinde insanlık adına ışık tutan yol gösteren, kerametleri ve ibadetleriyle öncülük yaparak gelen evliyalardır. Allah’ın insanlığa gönderdiği lütuflardır. Gerçekler, memleketin dört bir yanından yetişerek gelirler ve gayba gittikten sonra da, bunların soyundan gelenler ocakzade olarak bilinirler.
Hak şarabı içmiş olan evliyalar, ille de bir ocaktan gelmezler. Bir ocaktan da ikinci bir evliya gelmez. Ermişe yaş sorulmaz, baş sorulur. Erkek, kadın diye bir ayrım yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Çünkü veren, ilahi gücü büyük, Allah’tan okuyandır. Allah, evliyanın dilindedir. Onun ilim deryası, imanı, kuranı, Allah’tandır. Allah ilmi, evliyanın derya ummanıdır, Hak nefesini dilinden dökmesidir Hak’tan gelen Hak’tır ve derya ummandır.
Türbe başı beklemekle, namazla, abdestle, oruçla, şekilciliklerle ve zahirdeki okumayla, kendi kendine şiir yazmakla, rüya gibi hayal âleminde yaşamakla, dedelik-babalık, şeyhlik  şıhlık yapmakla, tarikatlarda derviş olmaya çalışmakla, hiçbir inançla ve ibadetle kişi evliyalık mertebesine ulaşamaz. Evliyalarda şekilcilik aranmaz. Evliyanın ışığı, kerametleri ve gösterdiği mucizeleri Allah tarafından bildirilir ve gösterilir. Evliyadan, ’inandım veya inanmıyorum’ diyerek mucize bekleyen kişiler, geçmişte de aynı hataları yapanların durumuna düşerler. Öyle insanlar var ki ermiş canları bırakın, Allah’ı bile inkâr ediyorlar. Her insan kendinden sorumludur. Kimse kimsenin inancına karışamaz ama doğrulara da çamur atamaz.
Ve geçmiş tarihlerde de olduğu gibi, her gelen ermiş kişiye karalamalar yapılmış, susturulmaya çalışılmıştır. Kimi insan, Allah’ın varlığını yok bilir, kimi insanlar da Allah için güzellikler yapar. Hakka ve halka yakışan hizmeti veren ve inancıyla, vicdanıyla insanlığa yürüyen bu insanlara da saygı duyulmalıdır.
Muhammed  Ali yolunda evliyaları hiç bir kimse kendi şahsına kullanıp sahiplenemez. İnanan insan, Allah aşkıyla, onların yüzü-suyu hürmetine, himmetlerini isteyerek o yola yürümelidir. Muhammed-Ali, ’Bize hakikatleri inkâr eden değil, yolumuza yürüyen lazım’ demiştir.
’Batın yolu’ dedikleri söz, Allah’ın gözle görülmeyen, sırlarına erilemeyen yoludur. Evliyalar da bu deryadan Hak şarabı içenlerdir. Onların Abu Kevser Irmağı gibi coşarak akmalarıdır.
’Hak şarabı’nın manası ise, Allah’tan gelen ilim deryasından, elif sözlerini okuyarak dökmesidir. Bunun bir ismi de Kevser Şarabı denilen Allah’ın nefesleridir. Bu şarap, dem niyetine kullanılan şarap değildir. Bazı yörelerde, bazı insanların, Muhammed-Ali ibadetlerinde (Cemevlerinde) dolu, bade, dem adı altında verdikleri alkol, Allah demi olarak kabul edilemez. Alkol, sadece insanların kendi özel hayatlarındaki alışkanlıklarıdır. Bu alışkanlıklarını Hacı Bektaş Veli adıyla, inanç yollarına layık ederek kullanamazlar. Bu kesinlikle Hak demi değildir. Dem Allah’ın evliyaya verdiği nefesidir. Bu nefesleri de çoğu kişiler Duvazı İmam, beyit ve şiir olarak bilirler. Allah’ın bin bir isminden biri de Elif’tir ve bu sözleridir.
Allah’la bütünleşmiş olan ermişlerin nefesleri bitmek tükenmek bilmez, bunların kitabı kalbi, dili kalemidir ve can gözleri açıktır, dört kapı kırk makam olarak bilinen ibadetleri, Kırklar ismini zikrederek coşup, Kırklar semahında, Allah semasına yükselerek, derya ummana dalıp, semah tutmalarıdır.
’Semah’, evliyanın Hak aşkıyla coşup, kolunu kanadını çırparak uğunmasıdır ve Kırklar katında en büyük ibadetten biridi r. Çünkü Hak semasıdır. Bu kutsal ibadet, bir takım insanlar tarafından layık olmayan yerlerde, (mesela, eğlence yerlerinde, gösteri amaçlı, halk oyunlarına benzetilerek) uygulanmamalıdır. Semah, Muhammed  Ali yoluna yakışan bir ibadettir. Bu yola gönül veren insanların ibadet için toplandıkları yere de Cemevi denir.
’Ermiş makamına serilen post’; o gerçeğin makamının yüceliğini, ışığını, gittiği yolların büyüklüğünü temsil ettiği için mucize ve kerametleriyle Muhammet Ali makamının her zaman keramet sahiplerince sahiplenilmesidir. Can gözü açılan ermişlerin önünde Allah Muhammet Ali, Onikiİmam, Ehlibeyt adına verilen bir saygıdır ve Allah için secdeye inilmesidir. Bu post niyazları ise gelmiş geçmiş keramet sahiplerinin makamlarının yüceliğinin kabul edilmesidir ve hak bilerek ona verilen bir saygıdır. Yer ve ayak öpme olarak değerlendirilemez. Bu güzelliği hak eden bir canın eli de öpülür. Muhammet Ali’den, Hacı Bektaş Veli’den bu günlere kadar gelen her ermişin evliyanın da makamı, saltanat koltuğu değil, Allah’ın verdiği bir post mekânıdır. Bu post makamlarının gerçek sahipleri de ermişlerdir.
- See more at: Alevi,Alevilik,Alevilik Tarihi,alevi nedir,alevilik nedir | Yaşayan Tek Alevi Piri Zöhre Ana
Alevi,Alevilik,Alevilik Tarihi,alevi nedir,alevilik nedir | Yaşayan Tek Alevi Piri Zöhre Ana
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi