You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Neofaşizmin Temelleri-I: Küreselleşme ve Dincilik

Neofaşizmin Temelleri-I: Küreselleşme ve Dincilik

Posting Freak
Neofaşizmin Temelleri-I: Küreselleşme ve Dincilik
Cumhuriyet 25.05.2009
AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Neofaşizmin Temelleri-I: Küreselleşme ve Dincilik

“Liberal faşistler” terimini köşesinde ilk kez Serdar Turgut kullandı.

Terimin orijinali Amerikalı muhafazakâr bir yazar olan Jonah Goldberg tarafından yazılan bir kitapta, Amerika’daki sol eğilimli demokratların aslında demokrat değil, Marxist kökenden gelen otoriter eği-limli kişiler olduğunu iddia etmek için kullanılmıştı.

Bu arada hemen “liberal” teriminin Amerika’da sol eğilimli demokratlar için kullanıldığını anımsatalım.

Avrupa’da ve Türkiye’de ise “liberal” sözcüğü Amerika’dakinin tersine, sağ eğilimli demokratlar için kullanılır.

Serdar Turgut, Goldberg’in bu terimini biraz farklı yorumlayarak Türkiye’ye uyarladı.

Esas olarak iddia ettiği nokta, “liberal” olduklarını öne sürenlerin aslında faşist bir biçimde herkesi kendilerine uymaya zorladığı ve hiçbir farklılığı kabul etmediğiydi.

Ben bu yazıda Türkiye’yi artık iyice pençesine almakta olan “neofaşist” akımı irdelemeye çalışacağım.

Ama ilk tartışmayı köşesinde başlattığı için Turgut’a gönderme yapmayı yazarlık namusu adına uygun buldum.

***

En bilinen tanımıyla klasik faşizm, sermayenin milliyetçi diktatörlüğüdür.

1) Sermayenin diktatörlük biçimindeki egemenliği…

2) Bu egemenliğin arkasındaki milliyetçi ideoloji…

3) Ve tabii uygulama için, sermayeye dayanan bir partinin -bir liderin totaliter- ideolojik iktidarı… ***

Türkiye’yi sadece siyasal anlamda değil, medya, kamuoyu ve günlük ilişkiler bağlamında da pençesine almaya ve toplumu dönüştürmeye başlayan “neofaşizmin” temellerine bakalım:

1) Birinci temel, sermayenin, hem de küresel sermayenin denetimsiz ve vahşi sömürüsüne kayıtsız koşulsuz boyun eğen bir “küreselleşme söylemidir.”

Buradaki kritik nokta, “küreselleşme” değil, “küreselleşme söylemi” ile ifade edilen ve dayatılan “kayıtsız koşulsuz teslimiyetçiliktir.”

Sovyetlerin çöküşünden sonra ortaya çıkan küreselleşmenin kaçınılmazlığı malum.

Ama Türkiye’de bu terim, tüm ülkenin, siyaseti, ekonomisi ve kültürüyle uluslararası sermayenin denetimine teslim edilmesi anlamında kullanılarak “neofaşizme” temel oluşturuyor.

]2) İkinci temel, demokratik hak ve özgürlükleri yok edecek bir biçimde kullanılan “totaliter siyasal İslam ideolojisidir.”[/color]

Buradaki kritik nokta da, oy alabilmek için dinin siyasete alet edilmesi değil, onun çok daha ötesinde ülkenin yönetimi ve temel yapısı açısından “demokratik hak ve özgürlüklerin totaliter dinci bir ideolojiye kurban edilmesidir.”

Her ülkede siyaset dini biraz kullanır, bu siyasetin bünyesi icabı doğal da kabul edilebilir.

Ama burada kastettiğim, dogmatik bir totaliter dinciliğe dayalı ideolojinin kimi zaman kaba milliyetçilikle de desteklenerek, demokrasiyi yok etmesi, “neofaşizme” temel oluşturmasıdır.

***

]“Teslimiyetçi küreselleşme” söylemi ve “kimi zaman aşırı milliyetçilikle de beslenen dinci ideoloji,” yani siyasal İslam:[/color]
Biri sermayenin diktatörlüğünü, öteki totaliterliği içeren iki terim…

Bu iki terime yüklenen teslimiyetçilik ve dogmatiklik-totaliterlik kavramları…

İkisinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan sentez Türkiye’de “neofaşizmin” temellerini oluşturuyor.

Türkiye’deki “neofaşizmin” arkasındaki güçler ise kabaca şöyle görünüyor:

1) Takıyye yapan ve yapmayan İslamcılar…

2) Türk-İslam sentezcileri…

3) Tarikatlar ve cemaatler…

4) İktidar tarafından oluşturulan, desteklenen, beslenen yeni sermaye…

5) Kendilerine “liberal” diyen eski solcular (veya ikinci cumhuriyetçiler)…

6) Türkiye’yi denetlemek ve kullanmak isteyen dış güçler…

7) Sadece güce tapanlar ve dalkavuklar… ***

Devamı yarın: Klasik faşizm ile neofaşizmin farkları…

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 25/05/2009, 10:13, Düzenleyen: Dogan.
Posting Freak
Neofaşizmin Temelleri-I: Küreselleşme ve Dincilik
Cumhuriyet
26.05.2009
AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Neofaşizm-II: Klasik Faşizm ile Neofaşizmin Farkları


Endüstri Devrimi’nin getirdiği milliyetçilik ideolojisi siyasal olarak iki farklı yol izledi:

]1) Demokratik milliyetçilik.[/color]

Bu akım liberal sağ ve demokratik sol olarak iki ana siyasal çizgide insan haklarına dayalı çağdaş demokrasinin temellerini attı.

21. yüzyılda bu iki ana akım, küreselleşerek milliyetçiliği de aşan bir biçimde demokrasi ve insan hakları bağlamında gelişiyor gibi görünüyor.

]2) Faşist milliyetçilik.[/color]

Bu akım ırkçı temellere dayalı bir ideolojik yaklaşım ile sermayenin de desteğini alarak totaliter bir uygulamaya dönüştü.

Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini liderliğinde siyasal iktidarı ele geçirdi.

Irkçı bir yaklaşımla Yahudi soykırımı yaptı.

İkinci Dünya Savaşı ile de tüm dünyayı kana buladı.

21. yüzyılda faşist milliyetçilik, kınanan, korkulan, bir daha ortaya çıkmaması için önlemler alınan bir akım niteliğinde.

***

20. yüzyıl, faşizmin ve Stalinist komünizmin acılarıyla geçti.

Her iki rejim de tarihe karıştı.

21. yüzyıla her iki rejimin de ortak noktası olan otoriter-totaliter rejimlere karşı demokrasiyi, insan haklarını koruyan önlemlerle girildi:

Anayasa mahkemeleri kurulmuştu.

İnsan haklarını korumak ve geliştirmek için uluslararası gözetim ve denetim örgütleri oluşturulmuştu.

Avrupa Birliği gibi ulusdevletler üstü siyasal oluşumların temelleri de yine insan hak ve özgürlükleri bağlamında atılmıştı.

***

Fakat bir yüzyıldan ötekine geçiş, bir evin kapısının kapanıp, öteki evin kapısının açılması gibi kesin ve tortusuz bir biçimde olamıyor.

Komünizme karşı ABD tarafından geliştirilen dinci ve milliyetçi politikaların tortuları 20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçiş döneminde özellikle Balkanlar’ı, Kafkaslar’ı ve Ortadoğu’yu kana buladı.

Ve ABD’nin önderliğinde başlayan Küreselleşme de bu dinci ve milliyetçi tortulardan nasibini aldı.

Ama yeni dönemin ideolojisi, milliyetçiliği de aşan, özellikle faşizmi ve komünizmi mahkûm eden insan hakları ve demokrasi söylemine dayalıydı.

Totaliter öğeleri de içinde barındıran bu tortular, demokrasi ve insan hakları ideolojisi ile nasıl telif edilecekti?

ABD bunun da çözümünü buldu:

Dinci ve milliyetçi ideolojiler demokrasi ve insan hakları bağlamında savunulacak, desteklenecek ve yaşatılacaktı.

Burada bir küçük sorun daha ortaya çıktı:

Milliyetçilik, ABD’nin liderliğindeki Küreselleşmenin önünde bir ayak bağı olarak görünüyordu; bu nasıl çözülecekti?

ABD karşıtı milliyetçilikler faşizmle özdeşleştirildi ve mahkûm edildi; ABD’nin kullandığı mikro milliyetçilikler korundu.

Dincilik ise insan hakları bağlamında ele alındı ve yüceltildi.

Postmodern felsefe ve kültür akımları da bu siyasal tercihin destekçileri olarak devreye sokuldu.

***

Sonuç olarak 20. yüzyıldaki klasik faşizm ile 21. yüzyıldaki neofaşizm arasında şu farklar ortaya çıktı:

[COLOR="Purple"]1) Dinci ideoloji, milliyetçi ideolojinin yerini aldı.

2) Küresel sermaye, ulusal sermayenin yerine geçti.

3) Dinci ideolojiler, tam karşıtı oldukları demokrasi ve insan hakları bağlamında savunulmaya başlandı; zaman zaman kaba milliyetçilikle de desteklendi.

4) Uluslararası sermaye küreselleşme adına desteklenmeye başlandı.

5) Sonuç olarak neofaşizm, küreselleşme süreci içinde, demokrasi ve insan hakları bağlamında savunulur hale getirildi.

6) Bu “örtülü” ve “maskeli” niteliği nedeniyle de neofaşizmle mücadele klasik faşizmle mücadeleden çok daha zorlaştı. ***

İşte Türkiye’deki “liberal faşistler” yani eski solcu yeni İkinci Cumhuriyetçiler ve dinciler yukarda açıkladığım bu kargaşalıktan yararlanıp güya demokrasi ve insan hakları adına ama aslında bunları ortadan kaldıracak bir biçimde Türkiye’yi neofaşistik bir yapıya doğru hızla sürüklüyor.


Buna karşı direnenleri de ya “Jakoben Kemalist” ya “askerci” veya “darbeci” olmakla suçluyorlar.

“Ergenekon”a bir de bu açıdan bakılmalıdır.[/
SIZE]

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.